hifa hatun ve suheyb(r.a)

Başlatan hifa, 16 Aralık 2006, 20:51:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

hifa

Hifa Hatun ve Süheyb (r.a)
________________________________________

 Medine'nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister.  Onu ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çok uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necasi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? HifaHatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah’ın Resulü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallAllahu aleyhi ve sellem) gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kil' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. Malûm, o sıradan bir hanim değildir ve onu nikâhına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallAllahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümit verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yârin sabah mescide ilk gelenle evlen" Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Süheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnini zor doyurur. Kâh ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgâr sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakin su ise ki o gece Allah'u teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resûlullah Efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resûlullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikâh akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "simdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Süheyb RadiyAllahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Âlemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, aksama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin su geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (SallAllahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar. "Buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikir ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resûlullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânin cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabini verir. Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... Ve Allah’u teâlâyi göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" Diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canimi al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescide bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resûlullah Efendimiz sallAllahu aleyhi ve sellem "Size daha şaşılacak bir şey söyleyeyim mi? Su anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yan yana toprağa bırakırlar. Bas uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "şükredenlerden Suheyb"
yazarlar, öbürüne "sabredenlerden Hifa!".
şkiyadan sahabe çıkaran yangın,
dertleri yok ettim senin derdinden...

afrah

bu nekadar güzel bir hikaye,ellerine saglik.ilk defa okudum ve duydum,cok etkilendim
.....Eger bu yoldan dönmek kader ise,
o kader beni bulmadan Emanetini üzerimden al YARAAB....