Ağız ve Diş Sağlığı Hakkında Bilgiler-Haberler

Başlatan mice, 26 Temmuz 2004, 17:42:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

Dişinizi fırçalarken bunlara dikkat!

Diş fırçalama konusunda doğru bilinen yanlışlar önemli sağlık sorunlarına davetiye çıkartıyor.

Diş fırçalama konusunda doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar, ağız sağlığının bozulmasına neden oluyor. Diş macununun ıslatılmaması gerektiğini belirten uzmanlar, yemeklerden hemen sonra dişlerin fırçalanmasını ise tavsiye etmiyor.

Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü'nden Dt. Hacer Esved Alireisoğlu, yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflattığını belirterek, dişlerin yemeklerden en az bir saat sonra fırçalamanın daha uygun olduğunu söyledi.

Türkiye'de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini kaydeden Alireisoğlu, diş sağlığı konusunda yapılan hataları şöyle sıraladı: "Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde

kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır."

"NE KADAR UZUN FIRÇALARSAM O KADAR İYİ" DİYE DÜŞÜNMEYİN

"Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de, dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar 2 dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en az bir kez 2 dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen

dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra dili de fırçalamak gerekir."

ARITICI GIDALAR TÜKETİN

"Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir

temizlik sağlayacaktır. Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın. Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve diş etlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder."

AĞIZ KOKUSU İÇİN KAHVE ÇEKİRDEĞİ ÇİĞNEYİN

"Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahçubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.

Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor."

YEMEĞİ PEYNİRLE SONLANDIRIN

"Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur."

iyibilgi
〰〰〰〰🐠

Tuğra


20 yaş dişi korkulu rüyanız olmasın!

20 yaş dişi zaman zaman sıkıntıya yol açıyor ancak uzmanlar, doğru pozisyonda çıkan ve çevre dokulara zarar vermeyen 20 yaş dişlerinin yerinde kalması gerektiğini söylüyor.

20 yaş dişi, 7 yaşından 25 yaşına kadar gelişmesini devam ettiriyor. 9 yaşında radyografilerde de görülmeye başlayan 20 yaş dişinin, 'kuron' denen üst bölgesi 14 yaşında oluşumunu tamamlıyor. 16 yaşına gelindiğinde, kök oluşumunun yüzde 50'si tamamlanmış oluyor.

Bundan sonra çenenin de gelişimi ile beraber 20 yaş dişi için yer oluşmaya başlıyor. 18 yaşında kök oluşumunun tamamlandığını belirten Diş Hekimi Cansın Özgür, 24 yaşında, 20 yaş dişlerinin hareketlerini yüzde 95 oranında tamamladığını söylüyor. "Bu aşamada diş ya çıkış yolunu takip edip sürmesini tamamlar ya da farklı bir yöne doğru kendine çıkış yolu yaratmaya çalışır. Problemler, bu aşamaların herhangi birinde oluşabilir" diyen Dr. Özgür, farklı yöne çıkan, gömülü kalan veya herhangi bir patolojiye sebep olan 20 yaş dişinin neden normal seyrinde çıkmadıklarını şöyle açıklıyor:

"Bu durum için zaman içinde birçok farklı açıklama yapılmıştır. Bunlardan bir kaçına örnek vermek gerekirse;

• 20 yaş dişlerinden birden fazla kök varsa bunların farklı süreçte gelişmesi dişlerin normal seyrinde sürmemesini sebep olabilmektedir.
• Diğer bir sebep ise diş genişliklerinin fazla, fakat çenedeki alanın az olmasıdır. Buna bağlı olarak diş sürmesini tamamlayacağı alana ulaşamaz.
• Gelişim sırasında oluşan sıkıntılar da bu sebeplerin içinde sayılabilmektedir."

'Peki, her 20 yaş dişi çekilmeli mi veya hangi 20 yaş dişi çekilmeli?' Diş Hekimi Cansın Özgür'ün cevabı şöyle: "Maalesef gömülü 20 yaş dişi genelde hastalarda çok ciddi problemlere sebebiyet verir. Bunları;

• Yarı gömülü 20 yaş dişinin çevresinde oluşan iltihabın (perikoronitis) sebep olduğu çok ciddi ağrı tablosu,
• Çevre dişlerde çürük oluşumuna sebep olma,
• Dişlerde sıkışıklık dolayısıyla şekil bozukluğuna yani ortodontik problemlere yol açma,
• 20 yaş dişi kaynaklı kist veya tümör oluşumuna zemin hazırlama,
• Bulunduğu bölgedeki kemiği enfeksiyon benzeri oluşumlarla eritme,
• Çene kırığına sebep olabilme şeklinde sıralayabiliriz."

Açıklanamayan ağrı tablosu, yirmi yaş dişlerinin oluşturduğu problemlerin başında geliyor. "Ama bu risklere rağmen, 'bütün yirmi yaş dişleri çekilmelidir' gibi bir tespit yapamayız" diyen Özgür, yirmi yaş dişlerinde uygulanacak süreç hakkında şunları söyledi:

"Eğer bir 20 yaş dişi sürmüşse, aktif olarak kullanılıyorsa veya gömülü 20 yaş dişi herhangi bir probleme neden olmuyorsa çekimi zorunlu değildir. Fakat gömülü olan bir 20 yaş dişi ne yazık ki patlamaya hazır bir bomba gibidir. Yapmamız gereken; altı aylık düzenli kontroller için diş hekiminize gitmemiz ve radyografiler çektirmenizdir.

20 yaş dişi çekimi sırasında hastalarımızın en büyük korkusu ağrıdır. Lokal anesteziler, beyin ile çekim alanı arasındaki sinir iletilerini bloke ettikleri için böyle bir olasılık, doğru uygulanmış bir lokal anestezi ile mümkün değildir. Fakat dokunma ve baskı duyusu sadece genel anestezi ile bloke olduğundan, hasta dokunma ve baskı duyusunu hisseder. Bu, ağrıyla çok karıştırılan bir durumdur. Bu sebeple hastanın ve hekimin bunun ayrımına iyi varması gerekir.

20 yaş dişinin cerrahi çekimi sonrası reçete edilen ilaçlar düzenli ve zamanında kullanılmalıdır. 24 saat süreyle tütün ve tütün ürünleri tüketilmemelidir. Sıcak yiyecek ve içeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır.

Operasyon sonrası o bölgeye yüzün dışından soğuk kompres uygulaması, şişliği en aza indirecektir. Düzenli diş hekimi kontrolü erken teşhis sayesinde birçok sıkıntıyı önler. Hastanın operasyon sonrası uygulayacağı bakım da en az doğru cerrahi teknikleri kadar önemlidir."

xprodoksit.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra




Çarpık dişlerinizden şikayet ediyor, ancak estetik olarak tedavi süresince takılan tellerden rahatsız mı oluyorsunuz?

Diş Hastalıkları Tedavisinde uygulanan yeni teknoloji "Invasilign" yöntemi ile tel ve braket kullanılmadan ağızda belirgin olarak gözükmeyen, ergonomik şeffaf plakalar ile düzgün ve sağlıklı diş tedavisi mümkün...

Dent Suadiye Diş Kliniği'nden Diş Hekimi Ahmet Pınar, genellikle genetik sebeplerden kaynaklanan ve erken yaşlarda düzeltilen çarpık dişlerin ilerleyen yaşlarda da düzeltilebildiğini, ancak uzun tedavi gerektiğini söyledi.

Diş tellerinden kaynaklı estetik kaygıların, yetişkinleri bu tedaviden uzak tuttuğunu belirten Pınar, bu sorunun Tel ve braket kullanılmadan yapılan "Invasilign" yöntemi ile ortadan kaldırılabildiğini ifade etti.

Pınar, invisalign yönteminin, çapraşık dişleri düzeltme amacı ile dişlere takılan, çıkarılabilir, ağızda belirgin olarak gözükmeyen bir seri şeffaf düzeltici plaklarla, braket ve teller kullanılmadan dişlerin düzeltilebilmesini sağlayan bir sistem olarak tanımlanabileceğini söyledi. Şeffaf düzelticilerin, üç boyutlu özel bilgisayarlı sistemler yardımıyla hastanın diş yapısına birebir uygun olarak modellendiğini anlatan Pınar, her bir düzeltici plağın yaklaşık 2 hafta boyunca kullanıldığını ifade etti.

Pınar, iki hafta sonra yeni bir düzeltici takıldığını dile getirerek, süreç ile ilgili şu bilgileri verdi: "Bu yeni düzeltici ile eskisi arasında, dişleri daha düzgün hale getirici küçük farklılıklar bulunuyor. Bu süreç adım adım ilerliyor. Altı hafta arayla ortodonti uzmanının yapacağı muayene ile tedavi süreci yönlendiriliyor.

Tedavi süresi, dişlerdeki çapraşıklık oranına göre 9-15 ay arasında değişiyor. Bu dönemde yaklaşık 18-30 adet şeffaf düzeltici plak kullanılıyor. Tellerle ve braketlerle yapılan klasik ortodontik tedavi ise 18-24 ay devam ediyor."

"ESTETİK ÜSTÜNLÜK SAĞLIYOR"

Yöntemin telle yapılan uygulamaya oranla daha avantajlı olduğunu vurgulayan Pınar, invisalign yönteminin klasik tel ve braketlere göre en önemli avantajının "estetik üstünlüğü" olduğunu söyledi.

Pınar, "düzeltici plaklar tamamen şeffaftır ve fark edilmesi oldukça zordur. Bu durum özellikle ortodontik tedavi yaptırmak isteyen, ancak braket ve tellerin görüntüsü sebebiyle tedaviyi erteleyen yetişkinler arasında yöntemin popülerliğini artırıyor" diye konuştu. İnvisalign'ın diğer bir avantajının da "ağız hijyeninin daha kolay sağlanabilmesi" olduğunu ifade eden Pınar, şöyle devam etti:

"Yeme-içme konusunda klasik ortodontik tedavide olan kısıtlamalar İnvisalign'da yok. Çünkü, istendiğinde ağızdan çıkarılabiliyor ve fırçaladıktan sonra tekrar takılabiliyor. İnvisalign yönteminin diğer bir avantajı ise tedavi süresinin ve tedavi sonucunun önceden bilinebilmesidir. Klasik ortodontik tedavide ise tedavi süresi hastaya ve hekime bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor ve net süre vermek çok mümkün olmuyor. Öte yandan, tedaviye alışma dönemi çok daha rahat geçiriliyor."

Pınar'ın verdiği bilgiye göre, invisalign yöntemi tüm süt dişleri düşüp yerine daimi dişlerin geldiği 12 yaşından itibaren başarıyla uygulanabiliyor.

Alt veya üst çenenin önde-geride olması gibi çenenin pozisyonunu ilgilendiren durumlarda 8-12 yaşlarında tedavi gerekiyor. Bunun dışında yaş faktörü önem taşımıyor.

xprodoksit.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Güzel Bir Gümseme Hayal Değil

Düzgün dişler ve estetik bir gülüş, hem sağlıklı hem de güzel bir görüntünün vazgeçilmez unsurlarıdır. Konuşma ve gülme esnasında görünen beyaz, düzgün görünümlü dişler herkesin hayalidir.

Bir diş hekimliği uzmanlık alanı olan ortodonti ile kişinin çapraşık ve kötü dizilmiş olan dişlerinin düzeltilebildiğini, çene yüz gelişimi ile ilgili tüm problemleri tedavi edilebiliyor. Kapanış bozuklukları nedeniyle sindirimin ilk basamağı olan çiğneme işleminin yapılamaması, yine yanlış kapanışlarda çene eklemine aşırı yük binmesiyle oluşan kalıcı ve tedavisi zor eklem problemleri, diş gıcırdatma, konuşma problemleri, dişeti çekilmeleri ve çene kemiğinde erimeler, zamanında ortodontik tedavi yaptırmamış bireylerin karşılaştığı problemlerdir. Ayrıca doğuştan oluşan yüz ve çene anomalileri, çene ameliyatları da ortodontinin uğraştığı konular arasında yer almaktadır.

Ortodontik tedavinin ulaştığı son noktayı tedavi seçenekleri ile birlikte aktarıyor. Ortodontik tedavide tıbbın tüm alanlarında olduğu gibi seneler içinde teknolojideki gelişmelere paralel olarak gelişim gösteriyor.

Dişlerin ön yüzeylerine yapışan tellerle dizilmekte olan dişler günümüzde alternatif tekniklerle de hizaya sokulabiliyor. Örneğin; dişlerin iç yüzeyine yapıştırılan teller veya yakından bakıldığında bile farkedilmeyen takılıp çıkarılabilen damaklar gibi...Bu iki yeni teknik ortodontide son yılların en gözde konularından ikisi.

Lingual teknik denen ve tedavinin,dişlerin dile bakan yüzüne yapıştırılan tellerle gerçekleştirilmesini sağlayan teknikte, hastanın ortodontik tedavi görmekte olduğu dışardan bakıldığında anlaşılmıyor. Çünkü teller dişlerin arka yüzeyine yapışık durumda.

Bu tekniğin avantajları nelerdir?

Yetişkinlerin tedavi esnasındaki estetik kaygılarını gidermesi, derin kapanış gibi bazı problemleri çabuk çözmesi, dişlerin ön yüzeyinde yapıştırmaya bağlı geçici mine aşınmalarının oluşmaması sayılabilir. Dezavantajları ise dilde belli bir süre rahatsızlık hissi, hastanın telleri temizleme güçlüğü, tedavi süresinin daha uzun olması ve pahalı olması olarak sıralanabilir.

İnvisalign denen ve dişlere herhangi bir şey yapıştırılmayan teknikte ise hastadan alınan ölçüler üzerinde dişlerin son hali öngörülerek tedavinin her aşamasını içeren yaklaşık 30 adet şeffaf plak hazırlanır. Hasta her plağı 2 hafta taktıktan sonra 1-2 ayda bir ortodontistini görür ve sıradaki plağın takılması için onay alır.

Bu tekniğin avantajları arasında da, plaklar şeffaf olduğu için tamamıyla estetik olması, dişlere yapışan herhangi bir madde olmadığı için dudak ve dilin rahatsızlık duymaması, ihtiyaç duyulduğunda çıkarılabilmesi, temizliğinin kolay olması ve yemek yerken çıkarılabildiği için tedavideki kişinin tellerini koparacağı endişesi ile gıdalarında seçici olmasına gerek kalmaması gibi özellikleri sayabiliriz.

Dezavantaj olarak ise; dişlere uygulanan kuvvetin hastanın inisiyatifine bağlı olarak kesintiye uğratılabilmesi, ileri çene bozukluğu gibi her vakaya uygun olmaması ve pahalı olması sayılabilir.

Eğer ortodontik muayeneniz sonucunda her iki tekniğe de uygun olmayan bir kapanışınız olduğu tespit edilirse ne olacak?

Dişlerinizi düzelttirememe gibi bir tehlike yok. Ortodontide çareler yaratıcılıkla doğru orantıda, sonsuz. Günümüzde erişkin hastaların en çok tercih ettiği yöntemlerden biri olan estetik braketlerle ortodontik tedavi klasik yöntemde olduğu gibi dişin ön yüzeyine yapıştırılan ve ancak size çok yakından bakanların görebileceği boyda ve dişin rengini alan özel yapıdaki bu tellerle yapılıyor.

Metal braketler ise uzun yıllardır kullanımda. Çok değil 15-20 yıl öncesine dek dişi çepeçevre saran bir metal bant vasıtası ile ancak dişlere tutturulabilen bu braketler, teknolojinin diş hekimliğine büyük katkısı olan kompozit yapıştırıcılar sayesinde boyutları da iyice küçülerek dişlerin üzerine doğrudan yapıştırılıyor. Kopsa bile braket yapıştırmak son derece kolay ve kısa sürüyor. Çocuk yaştaki hastalarda çoğunlukla tercih ediliyor ve oldukça ekonomik.

Emek Kurtoğlu
Diş hekimi-sağlık ve yaşam dergisi
〰〰〰〰🐠