Rasûlullah (s.a.s): "Ölüm ve ihtiyarlık hariç her derdin devası bulunacaktır." diye buyurmuşlardır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu pek çok hastalığın çaresi bulunurken, gittikçe manevi değerlerden uzaklaşan çağımız insanının başına yeni yeni dertler musallat olmaktadır. Bunları bedenî ve manevî hastalıklar olarak iki gruba ayırıp örnekleyecek olursak, giderek daha da artan kanser, zührevî hastalıklar ve asrın vebası olarak nitelenen AİDS bedenî hastalıklara, maddeten bolluk ve refah içinde yüzen insanların manen çektiği doyumsuzluk, tatminsizlik manevî hastalıklara örnektir.
Bildiğiniz gibi stres kelimesi artık günlük konuşmalarımıza ve Türkçe'ye girmiş durumdadır. Gün geçmiyor ki: "Pahalılık ve işsizlik stres doğuruyor. Oldukça stresli bir vazifesi var veya bu işin stresinden nasıl kurtulacağım?"gibi cümleler duymayalım.
Nedir bu stres?
İsterseniz bunun bir tarifini yaparak başlayalım. Bütün dillerde olduğu gibi "STRES" kelimesi Türkçe'de de aynen kullanılmaktadır. Baskı, zor, ızdırap, gerilim manalarına geldiği gibi baskı altında kalmak, yüklenmek, zorlanmak anlamlarına da gelmektedir.
Stresi doğuran nedenler nelerdir?
Üzüntü, keder, heyecan, ani bir teessür, çok müzmin dertler birer stres nedeni olmaktadır. Yine insanın geçmişinde işlediği hatalar, vicdan azapları, maruz kaldığı haksızlıklar, eğitim yanlışları unutulmayacak izler bırakabilir. Ayrıca insanın içinde yaşadığı, akıp giden zaman, iç ve dış zorluklar, yarınlara ait güvensizlik ve istikbal endişeleri stres doğuran etmenlerdir.
Stresin sebepleri:
Kanımca en önemli stres sebebi, insanların hayat felsefelerinde olan değişiklikler ve manevî değerlere önem veren bir yaşam tarzından maddeciliğe kayıştır. Önceleri insanımız birbirleri ile dayanışma halinde yaşar, yardımseverlik ve kanaatkârlığı önemli bir meziyet olarak kabul ederlerdi. Bu çağda ise toplumun tek değer ölçüsü ve başarı kriteri statü ve zenginliktir.Yükselmek ve daha çok kazanmak için kendine her şeyi mubah gören fertler, sıkıntıya düştüğü zaman derdini paylaşacak bir kimse bulamamaktadır. Elbette böyle bir ortamda stres ve hastalıklar artacaktır. Ülkemizde geleneksel aileden modern diye tabir edilen aileye geçiş, hem stresin tesirini azaltan aile tipini yok etmiş hem de asırların güzel alışkanlıklarını ortadan kaldırarak insanları bir bocalamanın içine itmiştir. Muharref Hıristiyan dininin tatmin etmediği batının insanı, başka çıkış yolları ararken, toplumumuzun manevî ve insanî değerlere son derece önem veren İslâmî yaşayış biçimini terk ederek batıya özenilmesi stresimizi en az onlarınki kadar arttırmıştır.
Psikosomatik hastalıkların pek çoğu stres sırasında oluşmaktadır ve başlıcaları şunlardır: Uykusuzluk, çeşitli baş ağrıları, migren, kusma, gastrit, kabızlık, spastik kolit, mide duodenum ülserleri, astım, hıçkırık, kalp çarpıntıları, yüksek tansiyon, koroner yetersizlik, miyokard enfarktüsü, ekzama, sedef hastalığı, ağrılı adet görme, iktidarsızlık, şişmanlık, zayıflık, titreme, tik, kekemelik, gece işemeleri v.s. gibi
Stresten korunmak yani stressiz olmak mümkün müdür? Maalesef bu çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Çünkü stresten korunmak yeni bir stres doğurmaktadır. Çağımız insanı stresten kaçmak için daha çok oranda tütün, alkol ve uyuşturucuya sarılmaktadır. Kısacası stressizlikte bir stres nedenidir. Zengin ve refah seviyesi yüksek ülkelerde dinî inançların zayıflamasından dolayı bunalıma düşen ve nerede, nasıl teselli ve huzur bulacaklarını bilemeyenlerin sayısının fazla oluşu bu yüzdendir.
Stresten kaçmak ve stressizlik mümkün olmadığına göre, stresi azaltabilir miyiz?Azaltabilirsek bunu nasıl yaparız? Elbet de azaltabiliriz. Pek çok kişi strese karşı mutluluk hapı denen, sıkıntı giderici, huzur verici "trankilizan" denilen ilaçlara başvurmaktadır. Fakat bu haplardan tam netice alınması mümkün değildir. Alışkanlık yapabildikleri gibi bir süre uyuşturmak dışında tesirleri yoktur. Kişinin sorunlarını halletmez, sadece ertelerler, yani tedavi edici değillerdir; ancak bu tedavi geçici bir tedbirdir. Halbuki çağımızdan da yeniliğinden bir şey kaybetmeyen dinimizin ilkeleri ve ibadetleri, bizi stresin tehlikeli neticelerinden koruyacak en güzel metottur. Üzerine gelen belâ ve musibetleri Allah (c.c)'un bir imtihanı olarak gören ilahî adalete, âhirete, kadere inanan sabırlı ve tevekkül sahibi, kanaatkâr bir Mü'minin elbet de strese daha az kapılacak ve strese karşı daha dayanıklı olacaktır.
Bence stresin çaresi ne yoga saçmalıklarında ne transmeditasyon safsatalarında ne de diğerlerindendir. Allah'a sığınmak, ibadet etmek, streslerden bizi koruyan en güzel yoldur. İbadetin zihnî ve bedenî bir gevşeme metodu olduğu artık anlaşılmaktadır. En güzel ve en mükemmel gevşeme metodu da huşu içerisinde kılınan namazdır. Günün değişik vakitlerine yayılmış olan namaz insan zihnini dinlendiren ve strese karşı koruyan en mükemmel vasıtadır. Namaz insanı dünya meşgalelerinden uzaklaştırır. Dünyanın fâniliğini ölüm ve âhireti hatırlatır. Hz. Ali'nin buyurduğu gibi: "Namaz Mü'minin istirahatıdır." sözü de bu hakikati ifade etmektedir.
-alıntı-
Stres Oldum Billahi! Aman Uzmanlar Medet...
Ağzını kocaman kocaman açmış adamlar, televizyondaki müzik ve görüntünün eşliğinde ter ter tepinen eşofmanlı kadınlar, en korunaklı yer olarak bellediği masasının arkasında gözlerini geriye devire devire ‘Rahat ol, stres at, gevşe’ diyen uzmanlar, kendisine uzatılan mikrofona bir yandan dondurmasını yalayarak bir yandan kıkırdayarak ‘Canımız çok sıkıldıııııı, alışverişe çıktık valla, stres atıyoz yaaaaa’ diye cevap vermeye çalışan kikirdek ve fikirdek kızlar, magazin dergilerine ya da magazin sayfalarına çöreklenen ve ‘Stres Atmanın On Yolu’, ‘Yoga Yap, Rahatla’ gibi hap çözümler üreten gazeteci ağabeyler ve ablalar, cümle alem, cümbür cemaat, bir stres atmaktır, rahatlamaktır, gevşemektir tutturmuş gidiyoruz.
Stres atmak için alış-veriş yapıyor, gevşemek için yürüyor, rahatlamak için envai çeşit işler yapıyoruz. Maksat, üzerimizdeki ‘elektriği’ atmak, enerjiyi boşaltmak... Yerine ‘pozitif enerji’ doldurmak. Peki neden illa da bu enerjiyi boşaltmaktan yanayız, bu enerji bizde kalsa olmaz mı? Kendimizi doldur boşalt nevinden şarjlı pillere döndürmemizin alemi ne Allah aşkına? Niye stresimi atacak mışım? Yeniden doldurabilmek için mi? Hem stresimi nerede ve nasıl atacağım? Bana stres atma yolları olarak sunduğunuz yollar ve araçlar, kanserden dolayı oluşan deri kızarıklarına yara bandı yapıştırmak suretiyle kanser tedavisi olduğunu sanan avanakların melaline benzemiyor mu?
Sorunların köküne inmeden, yılanın yuvasına inip başını ezmeden sağda solda gezinen yavrularını öldürmekle vakit geçirmek, çağın insan sorunlarına çözüm üretme stratejisini oluşturuyor. Yani ortada böyle bir sıkıntı, maraz, illet veya her neyse varsa, bunu üreten mekanizmanın kaynağı neresidir? diye bir soru sormadan, hadiseye derinlemesine eğilmeden, palyatif çözümler sunmak asrın karakteristiğini oluşturuyor. Hele de mesele insan ve onun halleri olunca, bu yüzeysellik hepten şapşalca oluyor. Sıkıntı ve stres içinde kuyruğu yanmış tilki gibi gezinen modern insana, ‘Sık adımlarla uzun bir yürüyüşe çık’, ‘Kendine bir kız arkadaş edin’, ‘Kilolarından kurtulman lazım’, ‘Evini Feng Shui Felsefesine göre döşe, huzur bulacaksın’, ‘Anti-Aging ve Reiki yap, öğle aralarında da ofisinde 15 dakika meditasyon uygula, gevşeyeceksin’ gibi çözümler sunmak gerçekten ‘çözüm’ olacak mıdır?
Stresi ve gerilimi peydahlayan, üreten, temel ruhsal ve manevi dinamikler nelerdir? Yani bu ‘kanser’i doğuran kötü huylu hücreleri üreten yapı nedir? Bu ve benzeri sorulara, okuduğum onca psikolojik eser tatmin edici cevaplar veremedi. Bu yönüyle ben tatminsiz bir adamım. İkna edilmeye ihtiyacım var. Fakat ilginçtir, son zamanlarda yeniden okumak üzere elime aldığım bir kitap beni haddinden ziyade derin düşüncelere garketti.
Kitapta aynen şöyle diyor: “Sıkıntılarımızın hepsi ham tamah ve hırstan, nefse tutkun olup da onun dikenliğine adım atmaktan kaynaklanır. Dane için tuzağa düşen kuş, dar bir saraydan ibaret olan kafese boyun eğmeye mecburdur…” (Mecalis-i Sab’a, Mevlana, Tercüme: Mehmet Hulusi, Kırkambar Yay. 2001) Biliyorum, naklettiklerim hiç de objektif ve bilimsel değil. İyi de bilimsellik kimin umurunda! Objektif de sadece fotoğraf makinesinde ya da kamerada bulunur ki onu da nereye yöneltirsen orayı gösterdiği için, hiç de ‘objektif’ değildir. Ayrıca, kelin ilacı olsa başına sürermiş. Üstad Lang’in dediği gibi, psikoloji ve psikiyatri çoğu kere, ‘Şaşıya yol gösteren kör gibidir” ki her psikiyatrı nerdeyse bir başkasına mahkum etmiştir. Bize stres atma yollarını öğreten uzmanlar, inanın çoğu kere bizden daha streslidirler. Adam ‘stres at’ diye diye stres oluyor, ne yapsın…
Gövdeye tutkun olup, dünya metaının hırslarıyla sarhoş olmak, nefsi terbiye etmeyip onun şımarık bir çocuk gibi olan bütün isteklerine karşılık verememek stresin ve kaygının en büyük bataklığını oluşturuyor. Tenin haz danelerine tutulan biz kuşcağızlar, ten kafesinde feryad ediyoruz ve kanatlarımızı kafesin tellerine vura vura kanatıyoruz. Özgür ve göğe tutkun yanımız belalı bir esarete boyun eğmeye razı olmadığı için sürekli kendini baskılanmış hissediyor. Buna karşın diğer kafesteki ‘uzmanlar’, kafesin içine konan aynaya bakmamızı, sanki kafesten çıkmışız da uçuyormuşuz gibi hayal etmemizi, kafeste sırtüstü yatıp gevşeme egzersizleri yapmamızı salık veriyorlar.
Ey uzmanlar! Stres atmıyorum, atmayacağım. Bu stres birike birike kafesi parçalayana kadar benimle beraber kalacak. Benim stresim, yolunmuş kanatlarıma yürüyen can olacak…
YUSUF ÖZKAN ÖZBURUN
"Stres de neymiş öyle müslüman işi değildir o" derdi bir büyüğüm..
Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya Eyaletinin Roseto isimli kasabasında 1960 yılındayız. İtalyan asıllı Katolik Amerikalıların oturduğu bu kasabanın özelliği kroner kalp hastalıklarının ABD geneline göre düşük olması. ABD’de kalp krizinden ölüm oranı 1000 kişide 3,5 olmasına karşılık bu bölgede 1000 kişide sadece 1 olarak bulunmaktadır. Roseto’da ülser başta olmak üzere bir çok hastalık da, ülke ortalamasının altındadır. Bunun nedenini araştırmak için geniş bir alan çalışması yapılıyor. Beslenme alışkanlıklarından yaşam tarzına kadar pek çok değişken araştırılıyor. Ülke geneline göre tesbit edilen farklılıklar şunlar: Cadillac arabalar ve lükse düşkünlük, tüketim çılgınlığı daha az. Hızlı yaşantı tarzı benimsenmemiş. Muhafazakârlığa ve geleneklere önem veriliyor. Aile destekleri çok güçlü, yaşlılar aile içerisinde çok büyük saygı ve sevgi görüyorlar.
60’lı yılların sonunda değişkenler tekrar inceleniyor. 55 yaş grubunda kalp krizi ölüm oranı ABD geneline yaklaştığı gözleniyor. Değişen bir şey daha var, insanlar daha lükse düşkün, bireysellik ve bağımsız yaşama isteği bencillik boyutuna ulaşmıştır.
Bilimsel sonuç: “kültüre bağlı destekleyici özelliklerin değişmesi.”1
Kültür ve İnanç birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Kültürü yaşam tarzına dönüştüren şey de inanç gücüdür.
STRES NEDİR?
İnsann iç dengesini ve uyumunu bozan zorlama olarak tanımlanır. Fakat kedisi öldüğü için deprasyona girecek derecede incinebilir bir kişi, kimsenin dayanamayacağı bir acıya dayanabilmektedir. Bu nedenle stres kişiden kişiye değişebilen bir kavram olarak kabul edilmelidir.
Günümüzde midesi yanan, başı ağrıyan, kalbi çarpan, göğsü sıkışan, endişe ve tedirginlik içindeki insanlar, rahatsızlığı ile stres arasındaki ilişkinin genellikle farkındadırlar.
Stresin Kaynağı:
Bireyin herhangi bir uyarana verdiği anlam o uyarının stresör olup olmadığını kararlaştıracaktır. Bir kişi düşününüz hayatı çok seviyor ve ölümden çok korkuyor. Birgün kalbinde bir çarpıntı olur ve vücudunun bir tarafı uyuşur. Kalb krizi ihtimali veya felç geçirme korkusu içinde uyanmaya başlar. En büyük sermayesi olan hayatı tehdit altındadır. Hekim hekim dolaşarak ikna olmaya çalışmaktadır. Fakat evrenin sırlarını beş duyu ile çözemeyen pozitif bilim ölüm konusunda çaresizdir. Yapılabilecek iki şey vardır:
1) İçki ve eğlenceyi yoğunlaştırarak devekuşu rolüyle gerçeklerden kaçmak.
2) Gerçek inancın verdiği teslim ve tevekkülle kadere sığınmak.
İnançtaki lezzet o kişi için mânevî bir ilâç gibi tedavi edici olmuştur.
Strese vücudun cevabı:
Geçici kısa süreli stresle uzun süreli tekrarlayan stresin bedendeki tesirleri farklı olmaktadır. Bir durum beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde kortizol ve betaendorfin hormonları böbreküstü bezinden Adrenalin maddesi salgılanır. Bu salgılar kısa ve geçici durumlarda dokuları koruyucu, uzun salgılamalarda ise hastalık yapıcıdırlar (hipertansiyon, ülser...)
Son yapılan araştırmalar tolere edilemeyen stresin vücutta savunma sistemini zayıflattığı, savunma sisteminin zayıflaması gizli ve bastırılmış önemli hastalıkların ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği görüşünü doğrular niteliktedir. İran Şahı’nın, İsmet İnönü’nün, Nixon, Faruk Gürler’in siyasi kayıplarından kısa süre sonra ağır hastalıklara yakalanmalarında, yaşadıkları yoğun stresin büyük rolleri olmuştur.
Stresi tanımak onu kontrol edebilmenin ilk adımıdır. Aşağıdaki belirtilerin bir kısmını kendisinde gören onunla baş edebilmek için çalışmaya başlamalıdır.
-Saldırganlık veya kayıtsızlık.
-Sıkıntı, gerilim hali, sinirlilik
-Neşesizlik, durgunlaşma
-Dinlenmekle geçmeyen yorgunluk
-Unutkanlık, korkulu rüyalar
-Karamsarlık, yalnızlık hissi
-Yersiz suçluluk duyguları
-Organik bir açıklaması olmayan: Ağız kuruluğu, üşüme titreme, vücutta uyuşma, karıncalanma hissi; sebebsiz çarpıntı soğukluk veya sıcaklık hisleri, baş ağrısı, baş dönmesi, idrar sıklaşması, mide bulantısı, kusma, ishal, uyku ve iştah bozuklukları, konuşma güçlükleri, uykuda diş gıcırdatma, görültü ve sese karşı aşırı duyarlılık.
“Bu belirtiler 3 günden fazla sürerse hekime gidilmelidir.”
Diğer insanlara yardım edebilmek için onlardaki stres belirtilerini bilmemizde fayda vardır.
Gittikçe artan içki, sigara, hap kullanımı, kolay heyecana kapılma, ani patlamalar, öfke hali, yetersiz yeme içme, çocuksu tepkiler, huzursuzluk, gereksiz riske girme, eleştiriye aşırı duyarlılık.2
DEĞİŞEN YÜCE DEĞERLER
Ergenlik dönemine yaklaşmış bir genç düşününüz kimlik duygusu gelişmek üzere ve idealleri ile özdeşim kurmaya başlayacak. Bu gencin önüne sunulan Batı tarzı yaşantı biçiminin önerisi ile bu genç diyecektir ki: “Zengin olmalıyım, meşhur olmalıyım, dünyaya bir defa geliyorum hayatın tadını çkarmalıyım, evim, arabam, kız arkadaşlarım olmalı, kimse bana karışmamalı.”
Ego idealinde hedef değer olarak bu öneriyi benimseyen gencin hayatını şu davranış ve düşünce kalıpları şekillendirecektir:
“Amacıma ulaşmam için en önemli aracım paradır”
“Toplumda beğenilen, kabul gören kişiler para gücü olanlardır.”
“Parasız rahat yaşamak mümkün değildir.”
“Parası olan nasıl kazanırsa kazansın saygın duruma gelmektedir”
Bunlar gibi kabul gören günümüzde ön plana çıkarak değişen değerlerin hem bireysel hem toplumsal sonuçları olacaktır. İnsanlar farkında olmadan bir yarışma ortamında kendilerini bulmaktadırlar.
Bireyler daha bencil, çıkarcı ve tüketim çılgını hâline gelmektedir. Sevgisiz ve acımasız insanlar daha başarılı olabilmekte, insanlar zengin olabilmekte ama mutlu olamamaktadır.
Batı tarzı yaşantı biçiminde tahtından inen yüce değerler;
“Emek, çalışmak, dürüst olmak, insanlara faydalı olmak, iyilikte yarışmak, yardım sever olmak, kavgacılığı değil acıma duygusunu ön plana çıkarmak, tüketim çılgınlığı değil yetinme duygusu” değil midir?
Bugün batı toplumlarında istatistik neticelere göre stresin ve depresyonun anlamlı biçimde artışında yüce değerlerin geri plana itilmesinin rolü yok mudur?
İnsanlardaki dizginlenemeyen hırs, beklenti düzeyinin yükseldiği kişinin gücünü aştığında ne kadar varlıklı olursa olsun fakir konumuna düşer ve böylece önlenemez stres başlar. Yetinme duygusu ne büyük şans ve zenginliktir.
İNANÇLARIN ROLÜ
Yirmi birinci yüzyıla doğru hızla yol alan dünyamızda ozon tabakasının delinmesinden çk çevreyi kaplayan kabul edilebilirliğin çok üstündeki stres atmosferlerinin önemi gündemimizdedir.
Batı bilim adamları insanları hem zengin ve hem mutlu yapabilmek için büyük araştırma projeleri yürütmektedirler.3
ABD Morrishtown Stres Tanı ve Tedavi Merkezi müdürü Dr. William Rosenblatt, yapılan uzun araştırmaların sonuçlarını şöyle özetlemektedir: Evli insanlar bekârlardan, dengeli beslenenler beslenme bozukluğu olanlardan, içki ve sigara kullanmayanlar tiryaki ve alkoliklerden, spor yapanlar hantal insanlardan, sağlam dinî inanca sahip olanlar inançsızlardan daha az strese maruz kalmaktadırlar.
İnanan insanın en önemli sığınağı duadır. 1 yaşında bir çocuk düşününüz, en mutlu anının ne olduğu sorulduğunda konuşa bilse herhalde şunu söyleyecektir: “Herhangi birşeyden hatta annemden korkup onun kucağına sığındığım andır.” İşte insanda dua ile yalnız olmadığını anlayacaktır.
Duanın üç önemli psikolojik faydası vardır:
1. Problemlerini kelimelerle ifade etmeye imkan verir. Problemin karışık ve belirsizlikten kurtulmasına yardım eder.
2. Dua kişiye yükünün paylaşıldığı, yalnız olmadığı duygusunu verir. En çaresiz ve ümitsiz durumlarda her şeyi duyan, her şeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak, sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir. Güven duygusunun gelişmesine ve korkularını yenmesine yardımcı olur.
3. Çaresiz kişi pasiftir, bir şey yapamaktadır. Böylece “yapmak” konusunda bir adım atmış olur.4
Nevzat Tarhan
KAYNAKLAR
1. Baltaş A., Stres ve Başa Çıkma yolları, 6. Baskı, Remzi Kitabevi İst. 1988, s. 96-97.
2. Tarhan N. Kendi Stresini Yenmede Koruyucu ve Tedavi Edici Teknikler, (Ed: Tarhan N: Stres ve Hastalıklar, İst. Gri Ajans, 1990 s: 85-100
3. Fisher S. Life Events, Stress, and İllness (Ed Cooper C.L.Handbook of Stress, Medicine and Health. CRC Press, Inc. Florida, 1996 s:121-177.
4. Woloerg L.R. The Technique of Psychoterapy, vol:2. Fourth edition Grune And Strattan. Inc. Philadelphia. 1988 p:965-1061, 1522
Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Aysun Bozbaş:”Stres, normal sağlıklı bireylerde bile mide-barsak fonksiyonunu bozup, ağrı, ishal gibi semptomlara yol açabilir. Stres, yutma güçlüğü, göğüs ağrısı, mide yanması, bulantı hissi, huysuz barsak sendromu gibi farklı rahatsızlıklara yol açar”.
Stres, normal sağlıklı bireylerde bile mide, barsak fonksiyonunu bozup, ağrı, ishal gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Aysun Bozbaş, “Stres farklı kişileri farklı yollardan etkiler. Aynı bireyde strese verilen yanıt da, zihnin durumuna göre günden güne değişebilir. Stres; huysuz barsak hastalığı belirtilerini tetikleyebilir veya alevlendirebilir.” diyor.
Dr. Bozbaş, “mide ve barsaklara ait; yapısal ve kimyasal bozukluklarla açıklanamayan kronik ve tekrarlayan rahatsızlıklara, fonksiyonel mide ve barsak hastalıkları denir. Bu rahatsızlıklar yemek borusundan, anüse kadar sindirim sisteminin her yerinde görülebilir. Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı, mide yanması, fonksiyonel dispepsi, huysuz barsak sendromu gibi farklı fonksiyonel mide-barsak sistemi hastalıkları tek tek görülebilirken, bazen bu hastalıklar örtüşebilir, birden fazlası bir arada bulunabilir” diyor.
Dr. Bozbaş’la stresin mide ve barsaklar üzerine etkileri ve tedavisi üzerine konuştuk.
Bazı kişiler strese karşı daha duyarlı değil mi?Stres neden mide ve barsakları etkiliyor ?
Bu hastalarda stres sırasında, sık ve ciddi belirtilerin ortaya çıkması, normal bireylerdekinden daha olasıdır. Strese karşı artan bu duyarlılıktan sorumlu mekanizmalar, tam olarak anlaşılamamış ise de, bu durumun barsağın nöronal (sinir) kontrolü ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Nöronal ileti çift yönlüdür. Beyin-barsak ekseni vardır; yani barsak beyni; beyin ise, barsağı etkiler; bunun sonucunda stresl kişilerde mide ve barsak sorunları başlar.
Stresin mide ve barsaklarda yol açtığı rahatsızları neler?
En sık görülenleri kısaca gözden geçirecek olursak: Globus; boğazda bir yumruk hissi olmasıdır. Bu hastaların çoğu geçmişte psikolojik bir sarsıntı geçirmiştir. Bunlarda depresyon ve iç sıkıntısı sık olarak görülmektedir.
Bulantı ve ağrı hissi; (fonksiyonel dispepsi) kronik seyirli, yemeklerle ilişkili veya ilişkisiz, üst-orta karın bölgesinde rahatsızlık hissi, bulantı veya ağrı şeklinde tanımlanabilir. Erken doyma, bulantı, kusma, geğirme, yanma, dolgunluk, gerginlik, ağırlık hissi, şişkinlik, karında gurultu gibi değişik belirtiler görülebilir. Mide-barsak motor fonksiyon bozukluğu, duyusal algılama kusuru, psikolojik faktörler, stres hastalığın oluşumunda rol oynar.
Anksiyete (iç bunalımı), depresyon, uyku bozuklukları, stres; bu rahatsızlığın oluşumunu tetikleyebilir. Hastaların çoğunun stresle, bu belirtiler arasında bir ilişki olduğunu bildirmesine karşın, aslında bu stres, normal kişilere göre farklı değildir. Bu hastalarda stresi daha fazla algıladıkları için bu rahatsızlıkları yaşarlar; yani, bu kişilerde uyaranlara karşı mide-barsak duvar gerginliği sağlıklı bireylere göre abartılı algılanmaktadır.
Huysuz barsak sendromu: Dışkı kıvamında ya da dışkı yapma sıklığındaki değişikliklerle aynı zamanda ortaya çıkan karın ağrısı ve şişkinliktir. Kabızlıkla giden veya ishalin baskın olduğu veya da ishal-kabızlık atakları ile seyreden değişik tipleri vardır. Toplumda %3-20 oranında görülür. Kadınlarda daha sık görülmektedir. Hastalığın oluşumunda psiko-sosyal faktörler, barsak motor fonksiyonunda değişme, ince-kalın barsak duyarlılığında artış, genetik faktörler rol oynar.
Hastaların bir kısmında hastalığın başlamasını mide-barsak enfeksiyonunun tetiklediği görülmektedir. Bu kişilerde iç bunalımı, depresyon, uykusuzluk hastalıklarına sık rastlanır. Bu olguların yarısında organlara ait ağrı algısının arttığı, çevredeki mekanik ve kimyasal uyaranlara karşı daha dayanıksız oldukları gösterilmiştir. Huysuz barsak rahatsızlığı olan hastaların barsakları sindirim esnasında barsaktan kaynaklanan normal fizyolojik uyaranlara anormal şekilde duyarlıdır.
Kalın barsakta sindirim sırasında oluşan gaz, normalde ağrısız geçerken, bu hastalarda; gaz, stres, yağ ve lif içeriği yüksek besinlere karşı artmış duyarlılık vardır. Bu hastalarda bu belirtilerin ortaya çıkması, tetikleyici faktörlerle olmaktadır. Tetikleyiciler; besin maddeleri, ilaç, enfeksiyon, psikolojik sorun veya stres olabilir. Besin maddelerinden özellikle gaz oluşumunu arttıran süt ürünleri, baklagiller, çikolata, kafein, alkol belirtilerin ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
Bu rahatsızların tedavisi nasıl olur?
Stresin yol açtığı mide-barsak sistemi hastalıklarında tedavide ilk adım; hastanın eğitimidir. Hastanın bilgilendirilmesi, hastalığının strese bağlı olduğu, ciddi bir hastalığı olmadığının; hasta tarafından anlaşılması ve hastanın endişelerinin ortadan kaldırılması gerekir. Yaşam tarzı ve diyetle ilgili değişiklikler, hastanın yakınmalarının sıklığı ve şiddetini azaltacaktır.
Bunlar süt ve süt ürünlerinin azaltılması, kafein, alkol ve sorbitol içeren yapay tatlandırıcılardan kaçınılması, yeterli lifli gıda alımı (kepekli tahıllar, meyve-sebze), fasulye, mercimek gibi iyi sindirilmeyen karbonhidratlı baklagillerden kaçınılması, az miktarda ancak sık öğünle beslenilmesi, az yağlı gıdaların seçimi, sıvı alımının arttırılmasıdır. Hastalığın tedavisinin bir bölümünü de hastanın baskın olan yakınmalarına göre ilaç tedavisi, psikolojik problemleri olan hastalarda antidepresan ilaç kullanımıdır.
Düzenli spor, egzersiz, stres tedavisi ve gevşeme teknikleri (yoga, meditasyon vb), hastaların tedavisinde yararlı olmaktadır. Huysuz barsak sendromunda psikoterapi de yardımcı tedavidir. Psikoterapi seansları, davranış tedavisi, hipnoterapi dirençli vakalarda iyilik sağlayıp, yaşam kalitesini düzeltmektedir.
alem
Bilgiler için teşekkürler Tuğra
Ben teşekkür ederim,aynı zamanda kronik karın ağrılarına sebeb oluyor stres ve tedaviside yok.
Hımm.Rabbim'in tedavisini ilacını yaratmadığı hastalık yoktur şüphesiz.İnşaAllah en kısa zamanda bunun da tedavisi bulunur..Şimdi hastane de bi teyzenin söyledikleri geldi aklıma: Bu İstanbul'da stres yoksa, hiçbir hastalık da yoktur demişti:)
Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırma stresin öğrenme üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçları, kötü stresin ise bedensel ve psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğunu da bir kez daha gösterdi.
Konya'da 1141 üniversite öğrencisi arasında yapılan araştırma stresin olumlu yönlerini ortaya çıkardı. Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar stresi iyi ve kötü olarak ikiye ayırdı. Kötü stresin bedensel ve psikolojik hastalıklara neden olduğu görülürken, iyi stresin ise kişiyi öğrenmeye yönelttiği anlaşıldı. Selçuk Üniversitesi Öğrenci Psikolojik Danışma Merkezi görevlilerinden Dr. Selahattin Avşaroğlu, ''Yaptığımız araştırmalarda, iyi stresin insanları güdüleyici özellikleri olduğunu gördük. Stres, hedefe ulaşmayı sağlıyorsa iyi strestir. Kötü olan yönü ise direncimizin kırıldığı aşamasıdır'' dedi. Stresin genellikle olumsuz ve zararlı anlamda ele alındığı, hep bunun üzerine konuşulduğunu vurgulayan Avşaroğlu, ''Halbuki bu zorlanmaların insanı yenileri aramak, öğrenmek, çalışmak konusunda harekete geçirdiği bilinmektedir. Bu anlamıyla stresler, bireyi ileriye götürücüdür" diye konuştu.
tgrthaber.com
Stres ikiye ayrılır.İyi Stres, kötü stres :)
Teşekkürler Lika...
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Savaş, araştırma sonucu, hemen tüm psikiyatrik hastalıklarda vücutta oksidatif stresin arttığını belirlediklerini söyledi.
Prof. Dr. Savaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yılın mart ayında düzenlenen 5'inci Ulusal Anksiyete Kongresi'nde "Obsesif Kompulsif Bozuklukta Serüloplazmin Düzeyleri" adlı çalışmayla En İyi Genç Araştırmacı Ödülü'nü aldıklarını, bu çalışmada takıntı hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk) yaşayan hastalarda serüloplazmin (bir antioksidan madde) düzeylerinin yüksek olduğunun gösterildiğini belirtti.
Savaş, vücudun ortaya çıkan oksidatif stresle (vücutta oksijenle oluşan bir dizi kimyasal reaksiyonun ortaya çıkan zararlı ürünlerinin yol açtığı zorlanma) başa çıkmak için bazı kimyasalları salgılamak zorunda olması nedeniyle serüloplazmini de yüksek olarak salgılamak zorunda olduğunu, serüloplazminin antioksidan bir madde olduğunu, vücudun salgıladığı oksidatif stres parametrelerine karşı koruyucu bir madde olduğunu ifade etti.
"Sigara DNA'da hasar yapıyor"
Prof. Dr. Savaş, vücuttaki her tür kimyasal reaksiyonun bir yan ürün olarak oksidasyon ürünlerini ortaya koyduğunu, bu ürünlerin ise vücuda zarar verdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
"Vücuda en fazla ek oksidatif katkıyı sigara yapar. Bu anlamda sigara, vücudun oksidatif yükünü artıran, vücuttaki dokulara en çok zarar veren dış kimyasallardandır. Bu nedenle sigara, vücutta DNA'yı bile hasarlayarak yani vücudun en merkezinde bulunan bilgi kaynağını da hasarlayarak kanser ve bir dizi olumsuz hadiseye yol açar. Bunun gibi herhangi bir kimyasal reaksiyon da vücuttaki oksidatif ürünleri ortaya çıkarıyor."
Haluk Savaş, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Akyol, eski Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı ve Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Biyokimya Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Özcan Erel'in de katıldığı birçok araştırmalarında psikiyatri hastalarında kimyasal oksidatif stres parametrelerinin nelere yol açtığını incelediklerini söyledi.
"İki açıdan değerlendirdik yani hem vücut üzerinde zararlı ürünlerin oksidatif parametrelerin psikiyatrik hastalıklarda yükselip yükselmediği hem de vücudun tüm bunlara karşı bir savunma sisteminin ne düzeyde olduğu üzerinde çalıştık" diyen Savaş, şunları kaydetti:
"Hemen tüm psikiyatrik hastalıklarda vücutta oksidatif stres, yıkım ürünleri, zararlı ürünler artıyor, buna göre hücre yaşlanması veya hücrenin DNA'sının bozulması ve kanser riski artma ihtimalinden söz etmek mümkün hale geliyor.
Bunun yanında da özellikle psikiyatrik hastalarda antioksidan sisteminin yani vücudun oksidasyona direncinin daha düşük olduğu veya zaman içerisinde bununla mücadele etmekten aciz kaldığı, düştüğü gibi bir gözlemimiz var.
Zaten psikiyatrik hastalıklar bugüne kadar bilinir ki insanların daha erken yaşta ölmelerine veya daha kısa sürede yaşlanmalarına neden olmaktadır. Bunu birçok kişi de gözler, gündelik yaşama da yansımıştır. 'Ne sıkıntın var ki saçların ağardı, yaşlandın' gibi sözler söylenir. Aslında ruhsal olumsuzluklar ile yaşlılık ve çökme gibi vücudun genel gidişindeki kötülük arasında halk da ilişki kurmuştur. Yani bu anlamda bizim oksidatif stresle ilgili yaptığımız çalışmalar da bir manada bunu daha derinlemesine ortaya koyan özellikler göstermektedir."
cnn
Atatürk Üniversitesi'nde (AÜ) bir grup bilim adamı tarafından yapılan çalışmada, taş ve ağaçlarda oluşan likenlerin (yosun), ülser tedavisinde olumlu sonuç verdiği belirlendi.
AÜ Tıbbi ve Aromatik Bitki ve İlaç Araştırma Merkezi Müdürü ve Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Aslan yaptığı açıklamada, biyokimya, farmakoloji, sistematik botanik ve biyoloji bölümlerinden oluşturulan 10 kişilik bilim adamı ekibinin, ''Bazı liken türlerinin antienflomatör etkilerinin araştırılması'' isimli çalışmada, halk arasında yosun olarak bilinen likenlerin, ülser tedavisinde olumlu sonuç verdiğini tespit ettiklerini bildirdi.
Likenlerin iki farklı türünde yaptıkları çalışmaların olumlu sonuç verdiğinin altını çizen Aslan, şunları kaydetti:
''3 yıl önce başladığımız çalışmalar kapsamında, önce farelerde ülser oluşturduk. Hayvanlara değişik maddeler vererek, ülser oluşmasını sağladık. Ardından bu liken ekstrelerini, çeşitli dozda hayvanlara yedirdik ya da enjeksiyon yoluyla verdik. Daha sonra bu hayvanlarda ülser tamamen iyileştiğini belirledik. Bu bilim dünyasında bir ilk niteliği taşımaktadır. Çalışmamız, makale olarak da uluslararası dergilerde yayımlandı.''
PATENT ALINMASI
Doç. Dr. Aslan, artık tek arzularının yaptıkları çalışma için patentin alınmasını sağlamak olduğunu söyledi.
Deneylerle ispatladıkları ve sonucundan emin oldukları çalışmanın, ilaç haline gelebilmesi için daha fazla bilgiler elde edilmesi gerektiğini ifade eden Aslan, şöyle devam etti:
''Çalışmamızın ilaç haline gelmesinde ne kadar miktarda likene ihtiyaç var? Bu bölgeden temin edilebilir mi? Bunları bilemiyoruz. Ülkemiz, endemik bitkiler dediğimiz nadir bitki türleri açısından çok zengin. Bitki çeşidi açısından çok dolu. Hammadde olarak bile bu bitkileri yeteri derecede inanın satamıyoruz. Umarız çalışmamız, tıp alanında insanlara fayda sağlayabilecek şekilde değerlendirilebilir.''
KOLONYA VE PARFÜMDE DE ETKİLİ
Doç. Dr. Aslan, likenlerden farklı bir olumlu etkisinin ise kolonya ve parfüm yapısında belirlendiğini söyledi.
Yaptıkları deneylerde, likenlerin kolonyanın kokusunda daha uzun süreli kalıcılık sağladığını ve bakterileri öldürdüğünü tespit ettiklerini ifade eden Aslan, şunları kaydetti:
''Liken kullanılan kolonyalarda, özellikle el ve yüz bölgelerinde bulunan çok sayıda bakterinin yok edilmesinde daha etkili olduklarını belirledik. Normalde kolonyanın kokusu 5 dakika gidiyorsa, likenlerden elde ettiğimiz ekstreyi kattığımızda, bu sürenin iki üç katına çıktığını gördük. Bu çalışma sabun veya deterjanlarda da uygulanabilir. Çünkü ciddi bir antibakreriyal etkisi var. Bu likenin devrim niteliği taşıyan başka bir önemli etkisidir.''
Realage- Ozan Vural
Son zamanlarda ortada hiçbir neden yokken saçınız dayanılmaz derecede kaşınıyor, saç deriniz kabuk bağlayıp omuzlarınıza yağmur gibi kepek yağıyorsa nedeni ekonomik kriz olabilir!
Zira sıkıntı ve kaygıyla tetiklenen 'stres egzaması'; herkesi işsizlik ve gelecek kaygısının sardığı bugünlerde hayli arttı. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dolar; son dönemde ekonomik krizin neden olduğu stresle birlikte artış gösteren ve en çok saçta ortaya çıkan 'stres egzaması' hakkında şu bilgileri verdi:
Stres egzaması nedir?
Yapılan araştırmalarda; dermatolojik hastalıkların yaklaşık yüzde 40'ında, eşlik eden bir psikolojik bozukluk olduğu görülmektedir. Strese bağlı olarak ortaya çıkan deri hastalıkları arasında en sık görüleni ise 'stres egzaması' olarak da bilinen 'liken simpleks kronikus'tur.
Kimlerde görülür?
En sık 30-50 yaş aralığında görülür. Kadınlarda, erkeklerden daha sık görülür. Hastalık, obsesif kişilik yapısına sahip kişilerde ve alerjiye yatkınlığı olan bireylerde daha sık görülür. Hastalık; kişinin kaşıntı duyması ve sürtünme sonucu ortaya çıkan belirtilerle karakterizedir. Kaşınan bölgelerde zamanla kızarıklık, kepeklenme ve deride kösele benzeri kalınlaşma ile birlikte pul pul deri dökülmeleri ve kabuklu yaralar ortaya çıkar. Egzama ilerlerse bu bölgelerde zamanla ağrı, açık yaralar ve enfeksiyon oluşabilir.
Tedavisi nasıl yapılır?
Tedavi edilmeyen ve ihmal edilen durumlarda, deride geri dönüşümsüz belirtiler meydana gelebilir. Deride kalınlaşma ve deri renginde koyulaşma bazen yıllarca sürebilir. Stresin tetiklediği bu hastalık da strese neden olur ve olay bir kısırdöngüye girer. Bu nedenle hastalığın erken tanısı ve tedavisi önemlidir. Tedavide kaşıntıyı önleyici sistemik ve lokal ilaçlar ve kremler kullanılır.
zaman
Uzmanlar stresle başa çıkmanın ilginç yollarını açıkladı..
Uzmanlar, hayatın her anında kişinin karşısına çıkabilen strese karşı ''kendi kendine konuşmak, şarkı söylemek, bağırmak, yastığı yumruklamak ya da havaya tekmeler savurmak'' gibi ilginç yöntemler öneriyor.
Psikolog Göksu Göktaş, kişinin ruh haliyle ilgili olan stresin, kontrol edilmediğinde birçok biyolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirdiğini bildirdi.
Göktaş, yaşamın neredeyse her anının stresle karşı karşıya geçtiğini belirterek, ''sabah asansör bozuksa, trafik kötüyse, iş yerinde herkes gerginse, borçlar birikiyorsa, çocukların istekleri bitmek bilmiyorsa... Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirsiniz, ama bu, strese mahkum yaşayacağımız anlamına gelmez'' dedi.
Birçok kişinin strese mahkum olmamak için her konuda olumlu şeyler düşünmeye çalıştığını, ancak olumlu düşünerek stresi yok etmenin mümkün olmadığını belirten Göktaş, şunları söyledi:
''Olumlu düşünme, boşa gösterilen bir çaba olarak kalacaktır, ama kontrol altına alabiliriz. Stresle baş etme yöntemleri herkes tarafından uygulanması zor ve 'nerede bende o şans' dedirtecek kadar imkansız görünüyor, oysa, o kadar zor değil.''
Göktaş, maça giden erkeklerin evlerine döndüklerinde her zamankinden daha rahat göründüklerinin aile fertleri tarafından fark edilebildiğine dikkati çekerek, ''Bunun nedeni maç sırasında bağırıp, bir süreliğine de olsa sorunlardan uzaklaşmadır. Bu nedenle, çevrenizde kimsenin olmadığına emin olduğunuzda kendi kendinize konuşun, bağırın, şarkı söyleyin. Kendi kendine konuşmak hakkındaki olumsuz yargıları da bir tarafa bırakın. Sizin ruh sağlığınız başkalarının ne düşüneceğinden daha önemlidir'' dedi.
Parkta oturmayı da stres atma yöntemi olarak gösteren Göktaş, ''bir parkta oturup kuşları, çocukları, bekçileri, köpekleri izlemenin, sadece 15 dakika beyni bu doğal akışa bırakmanın gergin vücudun ve dolu zihnin rahatlamasını sağlayacağını'' ifade etti.
BİRKAÇ DAKİKADA RAHATLAMA TEKNİĞİ
Göktaş, evde strese girildiğinde komik bir şarkı söylemenin, hatta komik hareketler yapmanın, zorla da olsa gülmek ve çocuk ruhunu yakalamanın birkaç dakika içinde kişiyi rahatlatacağını bildirerek, şöyle devam etti:
''Zaman zaman fiziksel bir yük hissederiz. İçinizden bir şeyler devirmek, fırlatmak gelir. Bu gerçekten o anki bir ihtiyaçsa birkaç yastık yumruklayabilir, yerinizde hızlı koşma hareketi yapabilir, havaya tekmeler savurabilirsiniz. Bunları yalnız bir ortamda yapmak daha doğal olmanızı ve rahatlamanızı sağlar.''
Göktaş, stresi kontrol altına almada sporun gücüne de dikkati çekerek, ''araştırmalar sürekli yapılan sporun stresi kontrol altına almadaki etkisini kanıtladı. Örneğin yürüyüş, yüzme, koşu ve tenis. Kendinizi yorgun hissetseniz bile spor yapmanız, akşam eve huzur içinde dönmenizi sağlayacaktır'' dedi.
Psikolog Göktaş, bu önerilerin bazı kişilere komik gelebileceğini belirterek, ''komik olduğunu düşünmeyin, mutlak uygulayın. Stresi kontrol altına aldığınızda komik bulduğunuz bu önlemleri yaşam tarzınız haline getireceğinizden emin olun'' diye konuştu.
AA
Depresyon ve ruhsal hastalıklar psikolojik kökenli olmayabilirler...
Psikolojik hastalıkların arttığı ve özellikle depresyonun çok yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Çağımız yalnızlık ve depresyon çağına dönüşüyor. Bu gelişmeyle birlikte özellikle ruhsal hastalıklara yönelik tedavi edici uygulamalar haliyle popüler oluyorlar.
Çünkü bu alanda hakikaten tedavi olunmaya ihtiyaç her geçen gün artıyor ve pek çok insan antidepresan ilaçlar kullanmalarına rağmen maalesef depresyonun pençesinden kurtulamıyorlar.
Tamamlayıcı tedavilerin bu kadar popüler olmaları ve hekim olmayan pek çok insanın medyada yer alarak bu alandan kendine pay çıkarma çabası psikolojik hastalıklarda çok iyi sonuçlar ortaya koymalarından kaynaklanır.
Psikolojik sorunlara çözüm yolu bulmak amacıyla bazı kavramları yerli yerine oturtmaya ihtiyacımız var. Bunları öğrenir sonra çözüm yoluna müracaat edersek elde edeceğimiz sonuç daha kaliteli ve verimli olacaktır.
Toksin Nedir?
Toksin, bedenimizde birikmiş zararlı artıklardır. Her insanda birikebilen toksinler özellikle kırklı yaşlardan sonra bedendeki etkilerini daha fazla göstermeye başlarlar. Bedeninde hiçbir şekilde zararlı atık bulundurmayan insan yoktur.
İnsan bedeni, sadece yağ ve adale dokusunu biriktirerek genişlemez. Kısmen bilinen ve yaşamın her anında bedenimizde biriken bu zararlı artıklara genel olarak toksin adı verilir.
Birçok insan bedeninin dışını temizlemesi gerektiğini bilir. Fakat ne yazık ki bu durumun bedeninin iç kısmı için de geçerli olduğunu kavrayamaz.
Tamamlayıcı terapilerin hangisi olursa olsun gerçekleştirdiği temel etki mekanizması; bedenin normal ve doğal bütünlüğüne kavuşmasını sağlamak, bedenin iç temizliğini sağlayarak depresyonu ciddi olarak iyileştirmektir.
Olumsuz Düşünceler Toksin Seviyesini Yükseltir
Toksinler, sadece dışarıdan alınan kirli maddeler, zehirli atıklar değildir. Beden maddesel anlamda sadece dışarıdan aldıklarını biriktirmez. Bununla birlikte asıl olarak içinde meydana gelen normal fizyolojik olayların artıklarını kendi başına temizler veya bu işlemde yetersiz kalarak temizleme gücünden mahrum kalır.
Bu süreci negatif yönde etkileyen en önemli faktör stres düzeyidir. Strese neden olan ise düşüncelerin kontrolden çıkması; öfke, kin ve nefret duygularının yoğun yaşanmasıdır. Duygusal fırtınalar hormon sistemini, hormon sistemi bedenin temizlenme sürecini doğrudan etkiler.
Olumsuz düşünce; damar dolaşım sistemini, böbreklerin ve karaciğerin çalışma performansını, bağırsakların peristaltik hareketlerini etkiler. Bu yüzden depresyondan en çok etkilenen organ sinir sistemiyle ciddi bağlantısı olan bağırsaklarımızdır. Depresyonda olan bir insanın bağırsaklarının rahat çalışması imkânsızdır.
Birçok kabızlık vakasının altında yatan temel neden depresyondur. Bağırsakların, karaciğerin ve böbreklerin düzenli, yeterli seviyede çalışmaması bedendeki toksin miktarının artmasını sağlar. Çünkü artık bedenin kendi kendini temizleme süreci aksamaya başlamıştır.
Unutmayınız!...Psikolojik Sorunlar Sadece Psikolojik Kökenli Değildir
Birçok insanın mevsim dönüşümlerinde kendilerini yorgun ve gergin hissetmelerinin en güçlü nedeni iç kirlenmedir. İlkbaharın başlangıcında bu şikâyetlerin yaşanıyor olması bu yüzdendir. Bu durum metabolizmayı ve psikolojiyi doğrudan etkiler ve kronik yorgunluk sendromunun farkında olunmayan en önemli nedenleri arasında yer alır.
Bedenin iç temizliği iyi değilse ruh temizliğinin iyi olduğunu söylemek mümkün değildir. 'Kanı bozuk' tabirinin gerçeklik payı buradan gelir. Bilindiği üzere kanı bozuk tabiri 'iyi olmayan insanlar' için kullanılır. İç temizlik hali dolaşımda sürekli hareket halindeki kan dolaşımının düzenli olmasını sağlayarak ruh dünyasını ve zihin berraklığını etkileme gücüne sahiptir.
Bu yüzden karaciğer ve bağırsak temizliğinden sonra insanların ciddi bir rahatlama süreci yaşadıkları görülmektedir. Moda ifadeyle “detoks” kavramı ülkemiz için yeni bir tabir olsa da dünyada yaygın ve uzun yıllardır kullanılan bir kavramdır.
Detoks sonrası rahatlama hali eğer diyet yapılmaz ve yemek yeme alışkanlıklarındaki hatalardan vazgeçilmezse sürekliliğini uzun süre devam ettiremez. Aslında bu durumlarda yapılacak en önemli davranış, olabildiğince az yemek yemeye başlamak veya haftada birkaç gün oruç tutmayı alışkanlık haline getirmektir.
Birçok psikolojik hastalığın ve yaygınlaşmış depresyonun altında yatan en önemli nedenlerden biri bu zehirlenme etkisidir. Kadınların nedeni tespit edilemeyen düşük(abortus) yapmalarında kandaki kirlenme ve buna bağlı olarak gelişen alerjik reaksiyonlar ciddi derecede pay sahibidirler. Bu yüzden bu tedaviler hamile kalamayanlarda, dolaşım bozukluğu ve bedenlerinde ciddi alerjik reaksiyonları bulunanlarda çok faydalı sonuçlar ortaya çıkarırlar.
Kanın Temizliği Çok Önemli
Bedendeki kanın temizlenmesi, zihnin ve aynı zamanda ruhun temizlenmesidir. Bu yüzden ruh sağlığına giden yol olabildiğince fazla egzersizden ve kanın temizlenmesinden geçer. Ruhen kendini yorgun hisseden bir insan temiz bir havada yarım saat veya kırk beş dakika orta veya hızlı tempoda egzersiz yaptığında bedeninde ve ruhunda meydana gelen rahatlamayı kolaylıkla hissedebilir.
Karaciğerin yorulması, bağırsakların gıdalarla fazlaca dolu olması bedenin kendini temizleme sürecini sürekli sabote eder. Zira bağırsakların doluluğu ve kolayca boşalamıyor olması onların toksinleri sürekli kan dolaşımına vermelerine neden olur. Bu durum iyileşmeyen kronikleşmiş metabolik veya psikolojik hastalıkların temel nedenlerinden biridir.
Toksik bedenden kurtulmak için kazanılması gereken en önemli alışkanlık oruç tutmaktır. İlerleyen yazılarımızda anlatacağımız Nöral Terapi tedavisi, toksik bedenin temizlenmesi amacıyla yapılacak en önemli tedavilerden biridir.
Son yapılan araştırmalar göstermiştir ki insanın yaşadığı yalnızlık duygusu dâhil birçok olumsuz duygu durum bozukluğu oruç tutmayla ortadan kalkmaktadır. Oruç bedenin kendi kendisini temizleme sürecinde yapmış olduğu en önemli ve doğru davranıştır. Ayrıca bazı bitkiler ve bitkisel karışımlar, sebze ve meyve kürleri de bedenin iç temizliğinin gerçekleştirilmesi sürecinde önemli imkânlar sunar.
Toksinlerin Atılması
Toksinler, zararlı kimyasal artıklar, ağır metaller ve bedeni tahrip etme özelliğine sahip farklı maddelerdir. Bunların birikmesi ve bedeni tahrip etmesi kısa süre içinde değil, zamanla meydana gelir. Etkileri sinsice olduğu için birçok insan tarafından fark edilmez. Özellikle karaciğerin temizlenmesi bir çok hastalıktan korunmada ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde son derece önemlidir.
Mesela sigara içmeyi bırakan birinin bedeninde birikmiş olan toksinler çözülmeye başlar. Nasıl ki bedenin dışında bulunan deriden ter yoluyla toksinler çıkmaktadır; iç organlarımızdaki toksinler de bu şekilde sökülmeye başlar. Kan dolaşımına karışır; sonra idrar ve gaita ile dışarıya atılır.
Bedenin temizlenmesi toksinlerin atılması ile sınırlı değildir. Bedende birikmiş olan toksin toplulukları çözülme aşamasında bazı farklı desteklere ihtiyaç duyar. Örneğin insan günün belirli zamanlarında bağırsaklarının çalışmasına yönelik bazı bitkisel takviyeler kullanırsa toksinlerin çözülmesi kolaylaşır.
Örneğin sıcak çorbaların veya sulu yemeklerin içine günde birkaç çay kaşığı zencefil tozunun katılması hem kan dolaşımının rahatlamasını sağlar hem de bağırsaklardaki sindirim ateşinin güçlenerek daha iyi bir sindirim meydana gelmesini sağlar.
Zencefilin dışında kan temizleyici olarak zerdeçal, ısırgan yaprağı ya da ısırgan tohumunun içilen sıvı gıdalarla birlikte alınmasının hem dolaşım hem de böbrek fonksiyonları için önemli oranda katkısı vardır.Buna rağmen bir hekime danışılmadan kontrolsüz ve ölçüsüz şekilde kullanılmalarını tavsiye etmeyiz.
Toksinler, bedenimizde gıdalarla, kirli hava ve kimyasal maddelerle biriken yabancı, zehirli maddelerdir. Bunların çoğu kimyasal artık, ağır metaldir. Birikmeye eğilimlidir. İnsan bedenini ve ruhunu tahrip eder.
Yaşlanmayı attırır. Kan dolaşımını ağırlaştırıp kanın koyulaşmasını sağlayarak damar sisteminin tıkanmasını hızlandırırlar.Cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalar, egzoz gazları, sigara dumanı ve pek çok faktörler bedenlerde toksinlerin birikmesine neden olurlar.
Toksinlerin atılması için bol su içilmeli, yemek azaltılmalı, hareket miktarı yükseltilmeli, gıda takviyesi olarak her gün bazı bitki ve baharatlardan yararlanılmalıdır.
Haber Aktüel
Alıntı YapSon yapılan araştırmalar göstermiştir ki insanın yaşadığı yalnızlık duygusu dâhil birçok olumsuz duygu durum bozukluğu oruç tutmayla ortadan kalkmaktadır. Oruç bedenin kendi kendisini temizleme sürecinde yapmış olduğu en önemli ve doğru davranıştır. Ayrıca bazı bitkiler ve bitkisel karışımlar, sebze ve meyve kürleri de bedenin iç temizliğinin gerçekleştirilmesi sürecinde önemli imkânlar sunar.
Güzel bir bilgi.
Alıntı YapCep telefonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalar, egzoz gazları, sigara dumanı ve pek çok faktörler bedenlerde toksinlerin birikmesine neden olurlar.
sanırım çok fazla elektronik eşya ile haşır neşir olma, bilgisayarda fazla oyalanmada toksinlere neden oluyor.
Bu arada detoksu ben başka bir şey sanıyordum meğer değilmiş, şükran
Tavsiye edilen detoks karışımları;
Bal ve sirke karışımı ılık su ile (serkencebin şerbeti) mide hastalığı yoksa yada hassiyeti süper bir detoks.
Yada,sıcak su bal limon (mide hassaiyeti varsa bir çay kaşığı nane ve yarım çay kaşığı tarçın ilavesi ile kullanılabilir)
Bu iki tarifde sabah aç karnına içiliyor..
Teşekkürler Tuğra, güzel ve faydalı bilgiler, tabi uygulayabilene :)
Yapılan son araştırmalar olumsuz olayların, psikolojik faktörlerin periodontal hastalığa yakalanma riskini arttırdığını gösteriyor.
Stress, depresyon, yalnızlığın periodontal hastalıkla ilişkilendirildiğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı stresli olunan zamanlar da vücut tarafından üretilen cortisol adlı hormonun arttığını ve vücuttaki bağışıklık sisteminin düşmesinden dolayı da periodontal hastalığın görülebildiğini söyledi. Bunun yanında stres sahibi olan bireylerde sigara içme, düzensiz beslenme günlük ağız bakımını yerine getirmeme gibi peridontal hastalığa neden olabilecek alışkanlıklarında sıkça görülmesi bu hastalığa yakalanma risklerini arttırmaktadır.
Peridontal hastalığa yakalanma riskini arttıran sebepleri Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı sıraladı;
• Sigara kullanımı ya da tütün çiğneme
• Genetik faktörler
• Diabet gibi sistematik rahatsızlıklar
• Doğum kontrol hapları, anti-depresanlar, kalp ilaçları
• Tam oturmayan köprüler
• Zarar görmüş dolgular
• Hormonel değişiklikler
• Diş sıkma veya Gıcırdatma
• Kötü beslenme
Periodontal hastalığı önlemek için neler yapmak lazım?
Periodontal hastalığın önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir. Bunun için ise, günlük ağız bakımı işlemleri ile (diş fırçalama ve diş ipliği kullanma) bakteriyel diş plağının uzaklaştırılmalıdır. Bunun yanında diş hekimine yapacağınız düzenli ziyaretler günlük ağız bakımı sırasında ulaşamadığınız ve yeterince temizleyemediğiniz yerlerin de temizlenmesini sağlayacaktır. Bazı durumlar da bireyler de periodontla hastalığın belirtileri görülmez. Böyle bir durumla karşılaşmamak için düzenli olarak diş hekimini ziyaret etmeli ve dengeli beslenmelisiniz.
haberturk
Günlük hayatın kişide oluşturduğu stres halinin kış ayları boyunca alınan kilolar ve benzeri sıkıntıların depresyona neden olabildiğini dile getiren Dr. Mehmet Yavuz, yaz aylarının stres, depresyon ve kilolardan kurtulmak için iyi bir mevsim olduğunu vurguladı.
Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, günlük hayatta sadece vücudu detokslayarak bedeni korumanın yetmediğini, vücudun en önemli organı olan beyni de detokslamanın çok önemli olduğunu söyledi.Dr. Yavuz, insanların dikkat edeceği küçük detaylar, beslenme alışkanlığında değişiklikler, depresyon nedeni olabilecek kilolardan kurtulmanın ve daha stressiz yaşamanın anahtarı olduğunu söyledi. Dr. Yavuz, şu önerilerde bulundu:
Hobilerinizi hayatınıza dahil edin
''Sevdiğiniz işlerle uğraşmak stresi azaltmanıza yardımcı olacaktır. Nelerden hoşlandığınıza karar verin ve bunları düzenli olarak yapmaya çalışın.''
Küçük egzersizleri hayatınıza katın
''Daha önce eksersiz yapmadıysanız, yavaş yavaş başlayıp bunları giderek arttırabilirsiniz. Eksersize her gün düzenli yürüyüşler yaparak ya da asansör yerine merdivenleri kullanarak başlayabilirsiniz.''
Yaşamınızı aktif hale getirin
l”Evde bahçe veya ev işleri ile uğraşın. Size keyif ver ecek şeylerin listesini yapın ve her hafta bunlara yenilerini ekleyin. Kır gezileri, mangal partileri ya da doğa keşifleri hayatınıza daha fazla anlam kazandıracaktır.''
Pozitif düşünün
''Hayata hep pozitif ve olumlu tarzdan bakmayı alışkanlık hale getirin. Olumsuz olaylarda bile artı yönler bulmaya çalışın. yarıya kadar dolu olan bir bardağa bunun yarısı boş diyene kadar yarısı dolu demeyi kendinize hayat tarzı olarak benimseyin.''
Belgesel izleyin
''Düzenli aralıklara belgesel filmler izleyer ek doğayı ve dünyayı tanımaya çalışın. Mümkünse en az yılda bir kez de olsa başka ülkelere seyahat edin, diğer ülkelerin insanların değerlerini ve kültürlerini anlamaya çalışın.''
Bugün
Stresle baş etmek için İsviçre ve Japonya'da, tabak kırma modası başladı. Bilimsel olarak kanıtlanan yöntem için İsviçre'de bir firma 'evde kırmalık' tabak üretti.
Ekonomik kriz nedeniyle artan strese karşı, herkes farklı yönteme başvuruyor. Bu formüllerden biri de İsviçre'de ortaya atıldı. "Coup de pouce" isimli marketler zinciri, stresli kişilerin evlerinde rahatlaması için "kırma amaçlı" tabaklar satmaya başladı.
Kırılabilecek bu özel tabakları satma fikriyse, firmanın pazarlama müdürü Jean Cotting (64) tarafından ortaya atıldı. İsviçre'de yayımlanan Le Matin gazetesine konuşan Cotting, "Biz firma olarak içinde bulunduğumuz sosyal ve psikolojik durumlara karşı duyarlıyız. Tüm dünya büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya.
Biz de bu durumda herkesin rahatlamaya ihtiyacı olduğunu düşünmeye başladık ve kırmalık tabaklar satma fikri ortaya çıktı" diye konuştu.
SATIŞLAR PATLAMA YAPTI
Her bir kırmalık tabak paketinin fiyatı 3 İsviçre frankı. Bu ürünü, ayrı bölümde sunan market zincirinde ise, satışlar kısa sürede adeta patladı. Ekonomik krizle başa çıkmak için tabak kırma fikrini Japonlar da tuttu. Başkent Tokyo'da bir grup terapist, hastalarını tabak, çanak kırdırarak rahatlatmaya çalışıyor.
Gergin kişiler, gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra tabak, çanak, bardak gibi objeleri veya beton plakaları duvara atıp kırarak rahatlıyor. Bu anti-stres projesinin başkanı Katsuya Hara da, terapinin etkisinin bilimsel olarak kanıtlandığını ve giderek yaygınlaştığını belirterek, "Bir şeyleri kırmak çok coşturucu ve sinirlerin de rahatlamasını sağlıyor" dedi.
Haber Aktüel
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, 'koku'nun Türk tıp tarihinde psikolojik tedavide uygulandığını söyledi.
(http://www.iyilikguzellik.com/images/haber/1397.jpg)
Osmanlı tıp tarihinin yüzde 60'ının sağlıklı hayat hakkında olduğunu hatırlatan Altıntaş, o dönemde insanların öncelikle hastalıktan korunmayı hedeflediklerini, hasta olmaları halinde şifa aramayı ilke edindiklerini ifade etti.
Altıntaş, Türk tıp tarihinde kokunun insan üzerine etkilerinin araştırıldığını, yıllar süren çalışmalar ve tecrübeler sonucu, bitkilerin ve bitki esanslarının birçok hastalığı önleyici ve şifa verici etkisi olduğunun anlaşıldığını kaydederek, şöyle devam etti:
''Türk tıp tarihinde İbn-i Sina ve Biruni gibi ünlü tıp alimleri, birçok bitki ve kokusu gibi, gülün de birçok hastalığı önleyici ve giderici olduğunu söylemiş ve hastalar üzerinde uygulamışlardır. Bu alimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir. Nitekim, bir Alman araştırma grubu, denekleri gül kokulu bir odada uyuttuktan sonra zeka ve algılama seviyelerinin arttığını görmüş, daha sonra bir Türk araştırma grubu da gülle beslenen farelerin hafızalarının güçlendiğini ispatlamıştır.''
Osmanlı hekimlerinin, Mevlana'nın ''Koku, gönül gözünü açar'' tavsiyesiyle insanların tabiatlarını çok iyi tanıyarak, buna göre kokular belirlediklerini anlatan Altıntaş, şöyle konuştu:
''Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur. Bebeklerin çok sıcak ve nemli vücutları olduğu için serin ve ferahlatıcı kokulardan doğal menekşe kokusu, ergenlik dönemindeki gençlerin hormonları yoğun ve yüksek olduğundan, hırçınlaşmalarını engellemek için serinletici kokulardan gül, menekşe, limon, bergamut esanslı kokular tavsiye edilirken, yaşlıların vücutları kuru ve soğuk olduğundan ısıtıcı kokulardan biberiye ve tarçın kokuları kullanılması önerilir.''
Geçmişte örnekleri görülmesine rağmen günümüzde kokuların tıpta aroma terapi haricinde kullanılmadığını kaydeden Altıntaş, kokunun tedavideki öneminin, ilerleyen yıllarda artacağını vurguladı.
İnsan bünyesinin doğal kokulara reaksiyon gösterdiğini, şimdiki kokuların sentetik olması sebebiyle beklenen tepkinin görülmeyeceğini hatırlatan Altıntaş, bugün doğal gülün bulunduğu ender yerlerden biri olan Isparta'da bile 3 ton gülden 1 kilogram saf gül esansı çıktığını bildirerek, genelde ihraç edilen bu esansın, altından daha değerli olduğunu ifade etti.
Gül kokusunun ve yağının edebiyatımızda da önemli bir yer tuttuğunu hatırlatan Altıntaş, Divan Edebiyatı'nın güçlü şairlerinden Osman Nevres'in aynı zamanda bestelenen şiirinin ilk dörtlüğünü okudu:
''Senden bilirim yok bana bir faide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abestir sitem-i hare tahammül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül''
Altıntaş, stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanların, lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumunun faydalı olabileceğini, aynı kokuların sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına da yardımcı olduğunu kaydetti.
Altıntaş, kokunun tarih boyunca özellikle bayanlar tarafından önem taşıdığına değinerek, şunları söyledi:
''Tarihte koku, insanları etkileme konusunda o kadar önemlidir ki 12. yüzyılda Mısır Kraliçesi olan Cleopatra, güzel bir kadın olmamasına rağmen Mısır rahiplerine hazırlattığı kokularla döneminde nam salmış, gülün de içinde bulunduğu esanslarla büyük bir etki meydana getirmiştir. Babil ve Çin'de de kraliçeler çekici bulunmak için gül ve zambak kullanmışlardır.''
İyibilgi
Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaşı belirledi.
ABD’deki Warwick Üniversitesi ile Dartmouth Yüksek Okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede bulunuyor.
Uzmanlar, “Bu durum erkekler ve kadınlar, bekarlar ve evliler, zenginler ve fakirler, çocuklular ve çocuksuzlar arasında aynıî dediler.
Orta yaşın evrensel olarak neden en riskli yaş olduğunun tam olarak bilinmediğini söyleyen uzmanlar, bunun sebepleri arasında, insanların bu yaşta kendi zayıflık ve güçlülüklerini benimsemeyi ve hayata geçirilemeyecek hayallerini bastırmayı öğrenmelerinin bulunabileceğini belirtiyorlar.
Ortalama bir insanda depresyonun öyle bir yıl içinde birdenbire gelmediğini yavaş yavaş ortaya çıktığını anlatan uzmanlar, insanların çoğunun 50’lerine geldiklerinde bu depresif dönemden çıktıkları, 70 yaşına geldiğinde ise 20 yaşındaki bir genç kadar mutlu ve sağlıklı olunabildiği kaydettiler.
BUGÜN
Stresin nedeni iş, para veya aile, ne olursa olsun, çoğumuz hayatlarımızda istediğimizden daha fazla stres yaşıyoruz, bu da vücudumuzu kırılma noktasına getiriyor ve stresle nasıl başa çıkacağımızı bilemiyoruz. Doktor Öz, stresinizi 5 dakikadan az sürede azaltmanın yollarını açıklıyor.
Günde yalnızca 5 dakikada bütün ruh ve fiziksel sağlığınızı iyileştirerek hayatınızdaki stresi azaltın. İşte Doktor Öz'ün 5 dakikadan az süren ve çok az maliyetli 5 adımlık planı...
Adım 1: C Vitamini
C Vitamini, vücudun kan basıncı ve şekerini artıran baş stres hormonu kortizolü temizlemesini sağlar. Bir savaş ya da kaç senaryosunda da yardımcı olmasına rağmen, vücutta sürekli yükselen kortizol seviyeleri, sindirim sistemi, üreme sistemi ve büyüme sürecinin normal çalışmalarını durdurur. C vitamini kortizolün dengelenmesine ve stresli durumlara tepki olarak kan basıncının artmasını engellemeye yardımcı olur. Bir portakal veya kivi tüketin ya da maksimum faydayı sağlamak için 3000 mg'lık bir gıda takviyesi deneyin.
Adım 2: Bir bardak siyah çay için
Günün temposunu biraz yavaşlatıp, çayınızı yudumlamak başlı başına rahatlatıcı bir hareket olacaktır. Ve siyah çay istediğinizde, sinir sistemindeki savaş ya da kaç bölümlerini durdurmaya yarayan flavonoidlerin rahatlatıcı etkisinden faydalanmış olacaksınız. Ancak, siyah çay da kafein içeriyor, bu yüzden bir fincanla kendinizi sınırlayın.
Adım 3: Fıstık atıştırın
Fıstık, yemişler içinde en düşük kalori, en düşük yağ ve en yüksek lif oranına sahiptir. Ayrıca kalp hastalıklarını önleme, kolesterol düşürme ve hücre hasarını durdurmaya yardımcı besin maddeleriyle doludur. Stresli zamanlarda, bu besleyici yemiş kan basıncı ve kalp atışınızı yavaşlatmaya yardımcı olur. Bir porsiyon yaklaşık 5 adettir yani birkaç tane çıtlatın.
Adım 4: Kulaklarınıza masaj yapın
Eski akupunktur tekniklerinden ödünç alarak, akubasınç ikisi de yüz ve vücuttaki bütün kasları rahatlatan kulak memesi ve dış kenarlarındaki basınç noktalarına kulak masajı yapmanıza olanak verir. Kulak memelerinize baş ve işaret parmaklarınızla hafif basınç uygulayarak başlayın. Sonra, kulak memelerini ovuşturun ve kulağınızın üst kısmına kadar kenardan yukarı doğru çıkın. Basıncı çok nazik bir şekilde uygulayın ve sonra aşağı doğru geri dönün. Bunu 1-2 dakika boyunca yapabilirsiniz.
Adım 5: Alın masajı
Burada masaj yapacağınız akubasınç noktası kaşlarınızın orta yerindedir. Orası, melatonin salgılamakla sorumlu küçük bir içsalgı bezi olan epifiz bezine bağlıdır. Kaşların tam ortasına nazik basınçlar uygulayarak başlayın ve sonra alnın ortasına doğru gelin. İleri ve geri hareketler yapabilir veya parmaklarınızı kaşlarınız boyunca sürükleyebilirsiniz. Bütün bu adımlar 5 dakikadan daha az bir sürede yapılabilir, ancak unutmayın ki masajlar ücretsiz ve onları günde bir kereden fazla yapmanın bir zararı yok!
Prof.Dr. Mehmet ÖZ
Kaygı ve depresyondan kurtulmak isteyenlere, doğa sporlarına yönelmeleri önerildi.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Prof. Dr. Şefik Tiryaki'nin, yaptığı açıklamada, fiziksel aktivitelerin kan dolaşımını hızlandırdığını, temiz havada ve özellikle de oksijenin daha bol olduğu doğa ortamında bunu gerçekleştirmenin zindelik sağladığını söyledi.
Habertürk'ün haberine göre doğa sporları yapıldığında endişe, kaygı ve depresyonun azaldığının gözlemlendiği anlatan Tiryaki, psikolojik rahatsızlıkların ciddi sorunlara neden olduğunu ve yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtti. Herkesin fırsat buldukça günün stresinden uzak kalmanın çarelerini araması gerektiğini dile getiren Tiryaki, şöyle konuştu:
"Bunun için doğa sporları çok önemli bir fırsat. Temiz havada yapılan yürüyüşler ve geçici bile olsa şehrin gürültüsünden uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak insanlara iyi gelir. Bu nedenle doğanın bize uzattığı ele tutunup, yaşam kalitemizi artırmalıyız."
Doğa sporlarını özellikle hafif ve orta şiddette depresyon yaşayanlara öneren Tiryaki, ileri düzeylerde de ilaç tedavisinin sportif aktivitelerle
takviye edilmesi gerektiğini söyledi.
ANTRENMANLI OLMANIN ÖNEMİ
MEÜ BESYO öğretim görevlisi Gökçe Gürbüz de sporun sağlıklı yaşam için vazgeçilmez öneme sahip olduğunu söyledi.
Ancak, düzenli spor yapmayanların özellikle dağ sporları sonrasında kol ve bacak bölgesindeki kaslarda ağrılar yaşadığına dikkati çeken Gürbüz, bu durumu "hamlamışız" şeklindeki yaklaşımla önemsememenin yanlışlığını vurguladı.
Kas ağrısı yaşamak istemeyenlerin bir dizi tedbir alması gerektiğine işaret eden Gürbüz, şöyle konuştu:
"Dağ sporuna katılmadan bir hafta önce, 3 gün yarımşar saatlik hafif tempoda koşu yapmak vücudun alışmasına katkı sağlar. Böylelikle gezinin ardından günlerce yaşanan kas ağrılarının önüne geçebiliriz. İlk gezinin ardından antrenmanları sürdürerek, dağ sporlarındaki potansiyelimizi de artırabiliriz."
Gürbüz, olası rahatsızlıklarla karşılaşmamak için düzenli dağ sporu yapmak isteyenlerin öncelikle sağlık kuruluşlarına başvurarak kalp ve kan değerleri açısından kontrol yaptırmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.
iyilikgüzellik
Stres: Bir sinir hastalığıdır ve nevrasteni de denir. Çok yorulmaktan ve heyecanlardan olur. Ağır hastalıklardan kalkınca da arıza olarak kalabilir.
Belirtileri: Yorgunluk, yataktan hâlsiz kalkmak, baş ağrısı, gelip geçici ağrılar, evham, korku hâlleri, sindirim zafiyeti, kabızlık, unutkanlık ve hâlsizliktir. Yüzü birden kızarır ve solar. Elleri ayakları soğur. Bazen çok terler. Kalb çarpıntısı ve nefes darlığı olur.
Tedavisi: Duş ve masaj iyi gelir. Zihnî ve bedenî istirahat lâzımdır. Baharatlı ve hazmı güç gıda yememelidir. Açık yerlerde oturmalı, teselli edici, moral verici kimselerle konuşmalıdır. Fosfatlı, çelikli ilâç ve gıda almalıdır. Kınakına ile siyah kuru üzümü kaynatıp, yemeklerden yarım saat önce içmelidir. Her gün yarım saat istirahattan sonra, ılık banyo yapmalı, sonra gezmelidir. Yayla hayatı iyidir. Deniz iklimi iyi gelmemektedir. Elektrik ve akupunktur tedavisi faydalıdır. Kahve ve tütün içmemelidir. Gaz yapıcı şeyler yememelidir.
türktakvim
Stres, bir hayatta kalma içgüdüsü
Başımıza her ne gelirse gelsin stresten biliyoruz...
Stres, herkesten ve her şeyden bağımsız, çağımızın yeni canavarı sanki. Aslında durum hiç de sandığımız gibi değil. İnsan, kanser ya da kalp hastalıkları gibi, uzun yaşamanın hastalıklarına ulaşabilecek kadar kendi hayatta kalma mücadelesini kazandı.
Peki, bizi hayatta kalma içgüdüsü stres, neden şimdi bu kadar kötü adam oldu. Dengelerimiz ve yaşam tarzımızın değişmesinden kaynaklanıyor olabilir mi sizce? Yoksa insan farklı boyutlara doğru bir yolculuğa mı başladı?
Daha hızlı koş!
Bu emir cümlesi bile kan basıncınızı değiştirdi. Şimdi bir karaca olduğunuzu düşünün ve peşinizde sizi gözüne kestirmiş bir kaplan olsun. Hayatta kalmak için tüm bedeninizin alarm durumuna geçmesi gerekir ve siren tuşuna basan da stres güdüsüdür.
Stres tepkisi ile, depolanan tüm enerjiniz harekete geçmemizi sağlar. Adrenalin salgılanır, kan basıncı yükselir, algı açılır... yani tüm beden sadece ve sadece hayatta kalmaya odaklanır. Uzun süre düşünüp karar veremeyeceğiniz kadar doğru kararlar verirsiniz. Hedef nettir; hayatta kalmak. Bunun için de stres üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirir.
Ve artık güvendesinizdir. Kalp ritminiz ve kan basıncınız normal seviyeye döner. Ta ki yeni bir tehdide kadar. Peki, doğadan farklılaşarak oluşturduğumuz kültürel çevrede hangi kaplanları yaratıp, sonra da ondan korktuğumuz için hasta oluyoruz?
Stresin asıl nedeni: Korkular
Farkında olarak ya da olmayarak doğumumuzdan itibaren bir sürü korku sembolü geliştiririz. İşte bu korkular ve bunları nasıl çözeceğimize ilişkin belirsizlik bizi gitgide daha derin bir stresin içine sürükler. Bu noktada, o ana ilişkin olarak üzerimize düşeni yapmanın farkındalığında olmak çok önemlidir. Korku sadece bilememekten kaynaklanır. İnsan bildiğinde korkularından kurtulur.
En azından, bilinç seviyesinde sistem bu şekilde işler. Bu sepele, korkuların kaynağını öğrenerek korkularımızdan kurtulmak, bizi gerçek özgür insan haline getirir.
Stres, beynin sorunlarla nasıl baş ettiği ile ilgilidir
Biraz önce anlattığımız gibi stresin bizi en kestirmeden sonuca ulaştıracağını bilinçli ya da bilinçsizce biliriz. Bunu eğlenmek için tepelerden atlarken, gerilim filmleri izlerken de bir şekilde kullanabiliriz.
Aslında konu "zor" bir durumla karşılaştığımızda bununla nasıl baş ettiğimiz ile ilgilidir. Aklımızı eğitip yetkin bir şekilde kullanarak, stresin olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliriz. Stresle biyolojik ve psikolojik olarak baş etme yöntemlerimizi geliştirdiğimizde başta iş olmak üzere özel hayatımızda da istediklerimize ulaşacağımız kesindir. Önemli olan kendimiz için en geçerli ve işleyen metodu bulabilmek.
Stres ve statü ilişkisi
Strese bağlı hafif şiddetteki hastalıklar yaygın olarak alt ve orta seviyedeki çalışanlarda görülür. Üst seviyedeki yöneticiler de ise daha çok yıpranmaya bağlı hastalıklar görülmektedir. Bunun en önemli nedeni yöneticilerin maruz kaldıkları yoğun baskı ve stresi, stres olmamak için alt çalışanlarına yönlendirmeleridir. Aman! Patronlar bana kızmasın sakın.
Aslında fonksiyon itibariyle, üst düzey yöneticiler aslında şirketlerin stres tamponları gibidirler. Ancak işler tahminlerinden fazla sarpa sardığında, altlarındaki bir çalışanın ağzının payını vererek, streslerini bölüştürebilirler. Ancak altlar karar verme mekanizması içinde yer almadıkları için, bu yansıtma üstlerde olduğundan çok daha fazla tahribata neden olur. Zamanla sağlıksız çalışanlarla dolu şirketler, sağlıksız işleri ve krizleri meydana getirir.
Bu çemberin bozulması için birilerinin farkında olarak, stresi yönetebilmesi gerekir. Ya da baş edemediğiniz stresi başkasına yansıtın, bu da bir yöntem olabilir mi, ne dersiniz?
Pozitif düşünün
Stresten aklınızı kullanarak korunabilirsiniz. Ancak bu cümleden stres sorunu olan insanların akılsız olduğu yargısı varılmamalıdır. Unutmayın, negatif genellemeler sadece zarar verir. Kırmızı ışıkta geçen bir kişi size insanların zalim, umarsız, saygısız olduğunu düşündürebilir. Ancak unutmamak gerekir ki bunu yapan sadece bir kişidir.
Bu durum aslında çok basit bir enerji dengesidir. Eğer sürekli böyle genellemelerle yaşarsak, kendimize ne kadar içinden çıkılmaz bir dünya oluştururuz bir düşünsenize! Herkes kendi yaptığı ve yaşadığından sorumludur. Kendimizi ne tür duygu ve düşüncelerle doldurursak hayatımızda bu duygu ve düşüncelerden oluşur.
Yaşamınızın kontrolünü elinizde tuttuğunuzu hissediyor musunuz?
Hayır. Hissetmek de gerekemez. Ayrıca kim ister ki yaşamı kontrol etmeyi. O zaman, yaşamının pek bir eğlenceli yanı da kalmaz sanırım. Planlar yapmak, projeler geliştirmek, başarılı işlere imza atmak... tüm bunlar için stresi eğlenceli ve motive edici bir araç olarak kullanabiliriz. Stresi kendiniz için eğlenceli bir oyuncağa dönüştürebiliriz. Ancak burada her zaman farkındalık ve kontrol bizde olmalıdır.
Yaşadığımız her anın farkında olarak duygu ve düşüncelerimizi kontrol edebiliriz. Beynimizi bizim için çalışan bir ekibe dönüştürerek, stresin sadece yapıcı etkilerinden faydalanabiliriz. Bunun için sadece ve sadece, yaşadığımız her anın farkında olmamız yeterli olacaktır.
Huzur ve sağlık dolu bir hayat diliyoruz.
Antropolog Elif Oktav
Stres Hayatımızın Neresinde?
(http://insanvehayat.com/wp-content/uploads/2015/04/strest-610x250.jpg) (http://insanvehayat.com/strest-hayatimizin-neresinde/)
Yüzme öğrenen bir kişi başlarda korkacak, kaygılanacak, stres yaşayacak ancak öğrendiğinde kendine olan güveni artacak, yeni şeyler öğrenmek isteyecek ve başarma sevinci duyacaktır.
Yapılan araştırmalar stresi sadece insanların yaşamadığını gösteriyor. Çekirgelerin korku- stres anında beslenme düzenlerini değiştirmeleri, babunların kuraklık dönemlerindeki stresle beraber kısırlık yaşamaları; çiçeklerin- bitkilerin rahatsızlık veren ortamlarda ve seslerde verimsiz büyümeleri bunlardan sadece bazıları.
Problem stresin sürekliliğindeStres anında vücutta bazı değişimler olur. Soğuk terleme, üşüme, titreme, kalp atışında hızlanma görülebilir. Epinefrin, endorfin gibi bazı hormonlar salgılanır. Bütün bunlar vücudu korumak ve tedbir almak için kişiyi uyarır ve strese karşı koymasına yardım ederler. Lakin kişi zamanında vücudunu normal haline getirmez ve bu değişimleri sürekli halde bırakırsa stresin zararlı etkisiyle karşı karşıya kalacaktır. Bağışıklık sistemi zayıflayacak ve sağlığı tehdit etmeye başlayacaktır. Mide şikâyetleri, kalp rahatsızlıkları, tansiyon, çabuk hastalanma, geç iyileşme, baş ağrıları, depresyon gibi birçok hastalığa davetiye çıkaracaktır.
"Su saf ve temizdir ancak fazlalığı selleri oluşturur, devamlılığı dağları yarar"
Strese çarelerStresle başaçıkmada stres kaynağının; "sınava girmek" gibi "değişebilir" olduğu durumlarda bilgi toplama, sorun çözme, karar verme, harekete geçme; "vefat" gibi "değişemez" olduğu durumlarda ise kabul etme, uzlaşma, yeni yollar arama gibi başetme yollarını kullanmak daha yararlı olacaktır.
Stresli durumlar neticesinde kişinin sağlıklı ve dayanıklı yollar bulabilmesi beden ve ruh sağlığı (psikolojik sağlık) açısından önemlidir. Bu yollara açılan kapılar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Ayrıca kişinin değişen durumlara karşı esnek yapıda olabilmesi onu yeni yollar keşfetmeye yöneltecektir. Esnek olmaması ise stres durumunda kırılmasına yol açacaktır. Elektrikler kesilince yaptığınız iş yarıda kalabilir. Burada ya katı olup çaresizce ve sıkılmış vaziyette elektriklerin gelmesini beklersiniz ya da mesela çocuğunuzla elektrikler gelinceye kadar mum ışığında gölge oyunu oynarsınız. Buna durumu fırsata çevirebilmek de denebilir.
Düzenli ve yeterli beslenme, düzenli uyku, hareketsiz yaşamdan uzak durma, sanat faaliyetleri(el sanatları), toprakla ve suyla hemhal olma, kitap okuma, tabiat keşifleri, çocuklarla vakit geçirme gibi sayabileceğimiz daha pek çok stres savardan bahsedebiliriz.
El sanatları ile uğraşın strese etkisiBir sanat ile uğraşmanın güzel tarafı içinde yaşadığı duyguları sanatına yansıtma imkânı vermesidir. Mesela toprağı ve taşı şekillendiren, hat yazan kişi sanatında kendisini bulur. Sabır gösterir, sakinliği yaşar, rahatsız edici düşüncelerden çok sanatına odaklanır.
Başlangıçta biçimsiz bir taş, işlendikçe güzelleşir ve bir eser halini alır. O şekillenip güzelleştikçe kişinin içindeki biçimsiz duygular ve düşünceler de güzelleşir. Eseri ortaya çıktıkça güven duygusu artar, rahatlar, olumlu bakar, yeni fikirler üretebilir. Böylece yaşamdan gelen muhtemel stres durumlarına yaklaşımı değişir. Stresin yıkıcı etkilerine karşı daha güçlü durabilir.
Sakinleşebileceği sessiz ve rahat bir ortamda teskin olmak, kabul edileceğine inanarak dua etmek, bütün kaynakları kullanıp elinden geleni yaptıktan sonra tevekkül etmek, kendinden daha kötü durumda olanları göz ardı etmeyip hamd ve şükrü unutmamak kişiye güç verir.
Bu değerlerden süzülüp gelen "Hakkımızda hayırlısı olsun", inşAllah (Allah dilerse) olur",
"bunda da bir hayır vardır (kötü görünse bile)", "nasipse gelir Şam'dan Yemen'den nasip değilse ne gelir elden" diyebilmek de stresle başa çıkmada olumlu bakış açısı kazanmaya yardımcı olacaktır.
En çaresiz ve ümitsiz durumlarda her şeyi duyan, her şeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak, sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir.
Stres için 5 temel çare1- Stres oluşturan hadiseyi gerçekçi bir şekilde değerlendirmek: Stres herkeste aynı tesiri oluşturmaz. Bakış açısına göre herkes stresi ve etkilerini farklı şiddette yaşar.
2– Benlik saygısını kaybetmeden değerlendirmek: Kişinin geliştirdiği bazı otomatik düşünceler stresin uzun yaşanmasına sebep olur. Mesela "Ben beceriksizim, hiçbir şeyi iyi yapamıyorum, uyumsuzun biriyim." düşünceleri acizlik ve çaresizlik düşünceleridir.
3- Mümkün olduğu kadar çok başa çıkma yoluna sahip olmak: Stresi azaltıcı etkiye sahip ne kadar çok bilgi, anlayış, uğraş ve alışkanlığa sahip olunursa stres karşısında o kadar dayanıklı olunabilir.
4- Sosyal çevre desteğinden yardım almak: Kişi kendisini anlatabileceği, göremediği çıkış yollarını görebilen, yalnız olmadığı duygusu verecek komşu, arkadaş, akraba ve aidiyet hissettiği çevresi sayesinde stresten daha kolay kurtulabilir.
5- Manevi değerlerin gücünden istifade etmek: Stresten kurtulmak için olumlu bir bakış açısı geliştirmek gerekiyor.
Osman ERKAN | 01 Mayıs 2015 | http://insanvehayat.com/strest-hayatimizin-neresinde/