Allah’ın Selamı ve bereketi üzerinize olsun. Tekrar sizlerle yüzüncü sayıda görüşmek nasip oldu, rabbime şükürler olsun. Geçen sayıdan bir önceki sayıda teknik bir hatadan kaynaklanan bir sebepten yazımız sizlere ulaşamadı. Bundan dolayı yazımızı sürekli takip eden okurlardan özür dileriz. İnşAllah bir daha böyle bir hatanın oluşmaması için gerek beyan dergisi ekibi, gerek bizler gereken gayreti göstereceğiz inşAllah. Bu yazımızda kanser yazı dizimizin devamı olacak. Bu ayki yazımızda ağız içi ve dil kanserini daha yakından tanımaya çalışacağız inşAllah.
* * *
Ağız içi tümörü ağız boşluğunda ortaya çıkan kötü huylu tümör olup, kadınlara göre erkeklerde iki kat daha fazla görülür. Son yıllarda sigara içen, alkol kullanan, kadınların sayısının artmasıyla birlikte bu tür tümörün özellikle dil tümörünün kadınlarda olma oranı son derecede artış göstermiştir.
Dünya sağlık örgütü (WHO) nün istatistiklerine göre Hindistan'da ağız boşluğu tümörü ülkedeki tüm kötü huylu tümörün (kanserin) %50 nı teşkil etmektedir. Bu durum Fransa da ise sık rastlanan kötü huylu tümörlerin ortaya çıkma oranı 3.sırada yer almaktadır. Ağız içi tümörü tüm dünyada sık görülen 10 büyük kötü huylu tümörden biridir. Son yıllarda Tıp alanındaki hızlı gelişmeler neticesinde bu hastalıkta da kapsamlı bir şekilde tedavi edildiği takdirde iyileşme oranında her geçen gün biraz daha artış görülmektedir. Ağız boşluğu tümörünün bazı sebepleri şunlardır:
* * *
Kırılmış dişlerin kalıntıları, çürümüş dişler, anormal dişlerin dile sürekli sürtünmesinden dil kenarları yaralanıp dil dokuları normal dil dokularına dönüşüm sürecinde hücrelerde anormallik ortaya çıkar ve buda yavaş–yavaş kötü huylu tümöre dönüşür. Diğer taraftan ağız boşluğu zarlarında beyaz lekeler belirlenen kişilerde de kolayca kötü huylu tümörün olma ihtimali yüksektir. Bunlardan başka ağız temizliğinin iyi olması, diş etlerinde meydana gelen uzun süreli iltihaplar, uzun süre sigara içmek, alkol kullanmak, vücuttaki süzüm görevini üstlenen organ ve bezlerin görevlerinde bir aksama ve ya anormallik varsa kandaki değerlerin dengesizliği, aşırı sinir–stres, ruhi baskı gibi etkenlerde kolayca ağız boşluğu tümörünün ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Ağız boşluğu kanserinin %73 dilde meydana çıkmaktadır. Kalanları ise alt damak, üst damak, yan damak, ağız perdesi, diş dibi, çene kemiği, tükürük bezi, gibi hassas yerlerde ortaya çıkmaktadır. Normalde bu tür hastalığı kolayca fark etmek mümkün olsa da ilk başlangıcında hastalık belirtileri net olmadığı için birde hastalık süreci kısa olduğu için kötü huylu tümöre dönüşme oranı yüksek, gelişme oranı hızlı olduğu için çoğu zaman kolayca ağız yarası ve normal iltihaplı yara diye teşhis konula biliyor. Kanser olmayan diğer hastalıklarla kolayca karıştırılabilir. Buda hastalık için kötü sonuçlar doğurabiliyor. Dil kanseri tüm vücutta ortaya çıkacak tüm kanserlerin %2 ni teşkil etmektedir. Dilde görülen kanserler genelde dilin ortasında, yan tarafında, altında, dibinde, arkasında, ucunda kendisini gösterir.
AĞIZ BOŞLUĞU
KANSERİNİN BELİRTİLERİ
Hastalığın ilk başlangıcında dilin yâda ağız içinin belli bölgelerinde kalınlaşma ya da küçük yaralar oluşur ve yara ortasında iltihaplı su çıkar. Bu durum zamanla sert bir yara olarak şekillenir. Bunların oluşumunda çoğu zaman belirgin bir belirti görülmez. Eğer parmak ile basıldığı zaman normal yumuşaklıktan farklı bir şekilde sert küçük şişlikler belli olur. Eğer bu ufak şişlikler bir–biri ile birleşir ise ve iltihaplanırsa yâda hastalık biraz ilerlerse o bölgede şiddetli ağrılar ortaya çıkar ve dilin rahat hareket etmesini engeller. Buda konuşma ve yemek yemeğe etki gösterir. Hastanın ağzı kötü kokar. Hastalık orta ve son devirlerine ulaştığında yani hastalık ilerledikçe yara büyür. Zamanla hastalık ağzın alt ve üst kısmına hatta iki yan tarafa, boyun lenf bezlerine ulaşır. Ama lenf bezlerine sıçramasında normalde çok ağrı olmaz. Eğer iltihaplanırsa ağrı olur. Dudak, ağız alt kısmı, diş dibi ve salya bezi gibi yerlerdeki tümörün hastalık nedenleri, yetişme şekli, ilk, orta devirlerindeki belirtileri toptan dil tümörünün belirtilerine benzemektedir. Fakat tümörün ortaya çıktığı yer toptan aynı olmadığı için hastalık belirtileri ve vücut belirtileri ayni olmaz. Dolaysıyla ağız içindeki yaraların sık–sık tekrarlanmasına ya da uzun süre iyileşmemesine, şişlik, sertliklere çok dikkat edilmesi gerekir. Eğer aşağıdaki belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hastalık teşhisi için doktora başvurulması çok yararlı olacaktır.
* * *
1– Ağız içindeki zarlarda renk değişimi olursa ya da beyaz lekeler belirlerse ve bu durum uzun süre devam ederse.
2–Ağızda yara ortaya çıkıp ta uzun süre tedavi edilmesine rağmen iyileşmezse ve herhangi bir şişlik belirirse.
3–Önceden dilin herhangi bir yerinde şişlik olursa zamanla küçük kabarcıklar ortaya çıkarsa dilin diş yüzü sertleşirse.
4–Ağız içindeki herhangi bir yerinde kabarcıklar belirlenir tedavilere cevap vermez ise ve bu kabarcıkların çevresinde yara oluşursa.
5–Dili hareketlendirirken herhangi bir güçlülük zorlama olursa ve belli bir noktada ağrı sancı olursa.
6– Dilin hareketi birden bire ağırlaşıp yemek yerken ve konuşurken zorlama olursa.
7– Dilde oluşan yara çabuk kanama yaparsa ve dilde yarıklar oluşursa.
8–Kulak altındaki ve boğazın iki tarafındaki lenf bezleri birden büyürse.
Bu gibi belirtiler görüldüğü takdirde acilen doktora başvurarak hastalığın ne olduğuna doğru teşhis konulması çok önemlidir. İnşAllah bir daha ki yazımızda tiroit bezi kanseri ve günümüzde en sık rastlanan akciğer kanserini kisaca tanımaya çalışacağız. Allah hepinize sağlıklı günler nasıp etsin âmin.
* * *
Hepinizin mübarek kurban bayramını kutlar bu bayramın tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini cenabı haktan temenni ederim. Önemli bir hatırlatma olarak ta etlerinizi sağlığınızı tehlikeye atacak kadar fazla tüketmemenizi, mümkünse aşırı kızartmalardan kaçınmanızı, haşlama, sebze, meyve ağrılıklı beslenmeyi alışkanlık etmenizi tavsiye ediyorum.
Allah hepimizi nice güzel bayramlara kavuşturur inşAllah. Tüm dünyada zülüm gören mazlum Müslümanları en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşturarak bayramı bayramca kutlamalarını nasip etsin! âmin.
Son olarak Allahtan hepinizin bulunduğunuz maddi ve manevi hastalık zorluklardan kurtarmasını diliyorum. Allah her zaman ve her yerde yar ve yardımcınız olsun! Âmin. Bir sonraki yazımızda buluşuncaya kadar Allah a emanet olunuz..
ABDULGAFFAR TAMUYGUR
teşekkürler
Alıntı yapılan: Mücteba - 31 Mayıs 2016, 03:06:11
Kanser ve Vitaminler
Kanser ve vitaminler konusunda yapılan çalışmalar ve alınan sonuçlar hakkında aşağıda bilgiler verilmiştir.
1. D VİTAMİNİ KANSERDEN KORUR:
D vitamini bazı kanserlerin, otoimmün hastalıkların, kalp hastalıkları ve Tip 1 diyabetin gelişimini ve tüberkuloz (verem) gelişmesini önler. Kanda D vitamini (25OH D3 )ölçülmesi gerekir. Kanda 30'un altındayda D vitamini almak gerekir.
D vitamini eksikliği olan kişilerde prostat ve meme kanseri sıklığının arttığı saptanmıştır.
Yeterli D vitamini alanlarda ve kan seviyesi 50 ng/ml civarında olanlarda meme, kolon ve rektum kanser görülme sıklığı azalmıştır.
D vitamini eksikliği kanser ölümlerinin % 30'undan sorumludur ve kolon, pankreas, meme ve prostat kanseriyle ilişkisi vardır.
2. Antioksidan vitaminler ve Koenzim Q10:
•Coenzym Q10 alınmasının kanser önlenmesi ve tedavisinde faydası bulunamadı
•Vitamin C ve E'nin verilmesi üç geniş çalışmada değerlendirildi ve bu vitaminlerin kanserden ölüm üzerine faydalı olmadığı gibi kanser gelişimini de önlemediği saptandı. Sadece bir çalışmada prostat tümör gelişimi azaldı.
•7 klinik çalışmada C vitamini kullanmanın kanserli hastanın ölüm oranında azalma yapmadığı saptandı.
•Bir çalışma vitamin E ve omega-3 birlikte almanın yaşam süresini uzattığını gösterdi.
•Bir çalışmada mesane kanserinde BCG aşısıyla birlikte C vitaminin yeni mesane tümör gelişimini önlediğini saptadı.
Bu çalışmalar vitamin C, vitamin E ve Conenzym Q10 kullanımının kanser gelişimini önlemediğini ve kanser hastasında kanser üzerinde faydalı olmadığını göstermiştir.
3. A VİTAMİNİ: A vitamini ve karotenlerin kanser gelişimini ve kalp hastalığını önlemediği saptanmıştır. A vitamininin cilt, meme, karaciğer, kolon ve prostat kanserini önleyip önlemediği araştırılmış ancak kesin bir kanıt ortaya konamamıştır. Katarak gelişimini kısmen azaltır. Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yiyenlerin A vitamini almasına gerek yoktur.
4. E VİTAMİNİ:
Gama tokoferol isimli E vitamini türü ise, prostat kanserinden bizi korur.
E vitamini 400 uniteden fazla alınırsa zararlıdır.
E vitaminin gama tokoferol cinsiyle birlikte diğer formları birlikte karışık olarak alındığında prostat kanser hüclerini yok edebilmektedir.
5. C VİTAMİNİ:
C vitaminin kanserden ve kalp hastalığından koruyucu etkisi yoktur. Kataraktan ve makula dejenerasyonundan korur.
C vitaminini kanser hastalarının almaması gerektiği yönünde bilimsel yayınlar varsa da, bu konu ileri araştırmalarla ortaya konmamıştır.
6. TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)
Kanser hastaları tiamini çok fazla almamalıdır.
7. NİASİN (B3)
Ağız ve boğaz kanserlerinin niasin alanlarda daha az görüldüğü saptanmıştır.
8. B6 VİTAMİNİ
Meme kanserinde kanda B6 vitamin düzeyinin azaldığı saptanmıştır. B6 vitamininin farelerde pankreas kanserinin büyümesini önlediği gösterilmiştir.
9. FOLİK ASİT
Kolon (bağırsak) kanserinden korur
10. VİTAMİN B15 (PANGAMİK ASİT)
Suda eriyen bir vitamindir. Ne kadar alınması gerektiği henüz bilinmemektedir. Vitamin B15'in kolesterolü azalttığı ve protein yapımına yardımcı olduğu bilinmektedir. B15 vitamini genellikle B17 vitaminiyle (amigdalin) birlikte bulunur. B15 vitamini siyanid denen bir madde içerir ve kanserli bölgede bu siyanid maddesi kanser hücresini öldürür. B15 vitamini maya, kahverengi pirinç, kabak çekirdeği ve susam tohumunda bulunur.
11. KALSİYUM
•Düzenli kalsiyum alanlarda meme ve bağırsak kanseri daha az görülür.
12. MAĞNEZYUM
• Cisplatin isimli kanser ilacını kullananlarda mağnezyum eksikliği görülür.
Mağnezyum eksikliği olan kişilerde kolon(bağırsak) kanseri ve diğer kanserler , tansiyon yüksekliği, osteoporoz, diyabet ve metabolik sendrom saha sıktır.
13. MOLİBDEN
Çin'in bir bölgesinde toprakta molibden eksikliği olduğu ve bu bölgede yaşayanlarda mide ve yemek borusu kanserinin sık oluştuğu saptanmıştır.
Molibden, kuru baklagillerde, tahıllarda, ceviz ve bademde vardır. Hayvansal besinler, sebze ve meyvelerde molibden azdır.
14. SELENYUM
Selenyum, karaciğerimizin iyi çalışmasını sağladığı gibi kanserden ve bazı metal zehirlenmelerinden bizi korur. Selenyumun beyin çalışmasında da etkileri vardır.
Bağışıklık sistemini destekleyen selenyum kanda eksik ise alınabilir. Kan selenyum düzeyi ölçtürmek gerekir. Selenyum eksikliğinde kanser riskinin arttığı saptanmıştır. Selenyum alanlarda kanserden ölüm oranında azalma saptanmıştır.
15. TUZ
Tuz alınması ile bazı hastalıkların gelişmesi arasında ilişki vardır. Diyetteki tuz azaltılınca Mide kanseri sıklığı azalmaktadır.
16. LİKOPEN
Kırmızı renkli bir pigmettir ve domates, karpuz ve kırmızı greyfurtun rengini verir. Kuvvetli bir antioksidandır. Domates, salça ve böğürtlen fazla yiyenlerde prostat kanserinin daha az görüldüğü saptanmıştır. Taze domates kandaki likopen seviyesini fazla yükseltmez, ancak salça likopen düzeyini çok fazla yükseltir.
17. YEŞİL ÇAY
Yeşil çay antioksidan ve iltihap giderici kateşinler içerir ve bunlardan en önemlisi epigallokateşin gallat'tır. Bu madde damar sertliği yapan LDL kolesterolün oksitlenmesini azaltır . Japonya'da 2007 yılında yapılan bir çalışmada günde 5 bardak yeşil çay içenlerde prostat kanser riskinin % 48 azaldığı saptanmıştır.
18. Black Cohosh
Meme kanserli kadınlar ve karaciğer hastaları bu ürünü kullanmamalıdır.
19. NAR
Nar prostat kanserini yavaşlatır, meme, barsak ve akciğer kanser hüclerinin büyümesini önleyici etkileri vardır. Narın içinde bulunan punicalagin isimli maddeler kuvvetli antioksidandırlar. Cilde sürülen nar ekstresi cildin ultraviole ışığı hasarından korumakta, yara iyileşmesini artırmaktadır.
20. Brokoli
Brokoli kanserden koruyan, karaciğeri destekleyen ve besin maddeleri sağlayan bir sebzedir. Brokoli gibi karnabahar, kabak, Brüksel lahanası da kansere karşı koruyucudur. Bu sebzelerde bulunan glucosinolat ismindeki madde vücutta indol-3 karbinole ve izotiyosiyanata dönüşür. Bunlar kolon, meme, tiroid ve diğer kanserlerden korur.
21. YABAN MERSİNİ
Yaban mersini ve diğer böğürtlen ve çilek gibi meyvelerin içinde insüline benzer maddeler vardır ve kan şekerini düşürür. Ayrıca meme, prostat ve ağız kanser hüclerini laboratur ortamında öldürür. Kolon(kalın bağırsak) kanserine karşı korur.
22. Sarmısak: Faydalı etkisi içindeki organosülfür bileşiklerden oluşur (allian, allylik sulfidler). Sarmısak tansiyonu 1-2 cmHg civarında hafif derecede düşürür.
Sarmısak yiyenlerde mide kanser sıklığının daha az görüldüğü saptanmıştır.
23. WHEY PROTEİNİ (PEYNİR ALTI SUYU PROTEİNİ)
Kanser hastaları radyoterapi ve kemoterapi nedeniyle iştahsızlık, bulantı ve kusma olayını sık yaşarlar ve bu nedenle yeteri kadar protein ve gıda alamaz ve sonuçta kilo kaybı, kas erimesi oluşur. Whey protein bu protein eksikliği için çok faydalıdır. Whey proten içindeki sistein glutatyonu arırır ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Hayvanlarda yapılan çalışmalar whey proteininin çeşitli kanserlerin büyümesini önlediğini gösterdi.
Whey Protein Ne Kadar Alınmalı?
Günlük protein ihtiyacı kg başına 1 gramdır. Eğer aşırı egzersiz yapan bir kişiyseniz bu 1.5-2 gram/Kg a kadar çıkabilir. Bazı hastalıklarda da protein ihtiyacı artabilir. Süt içerek whey protein yeteri kadar alaınamaz. Sütün % 1'i whey proteindir. Piyasada bazı besin desteklerinin içinde olduğu gibi ayrı olarak toz halinde de satılmaktadır. Bunlardan ''isolate'' olan yani pür olarak hazırlanmış olanları tercih etmek gerekir. Protein ihtiyacına göre alınması gerekir. Fazla alınırsa zararlı olur.
24. Resveratrol:
Resveratrol (3,4',5-trihydroxystilbene) üzüm suyu ve üzüm kabuğunda, yer fıstığında ve kırmızı şarapta bulunan bir kimyasal maddedir (polifenoldür). Şaraptaki bulunma oranı daha fazladır. Ayrıca yaban mersini ve böğürtlende de bulunur. Üzüm kabuğunu bir bakterinin girmesiyle oluşur, yani bir doğal antibiyotiktir. Resveratrol ile yapılan hayvan çalışmalarında insülin hormon hasiyetini artırdığı, kan şekerini azalttığı, mitokondriumda enerji üretimini artırdığı ve motor fonksiyonları artırdığı saptanmıştır. Reveratrolün kalp hastalığı, kanser ve romatizmal hastalıklardan da koruduğu saptanmıştır.
25. Safran (Curcumin)
Sarı köri hintsafranı (Zerdaçal) baharatında (Curcuma longa) bulunan curcumin adındaki polifenol antienflamatuvar (iltihap giderici) ve antioksidan özelliklere sahiptir. Alzheimer hastalığından koruduğu gösterildi. Hayvanlarda yapılan çalışmalarda safran içinde bulunan curcuminoid adındaki maddelerin antioksidatif olduğu, anti-aging etkisinin olduğu, kanserden ve kalp ve damar hastalıklarından koruduğu saptanmıştır.
26. REİSHİ MANTARI
Bağışıklık sistemşini kuvvetlendirir. Çayı içilir.
http://www.endokrin.org/Tr/content3.asp?m1=1&m2=12&m3=223