(Bid'a) Sonradan çıkarılan âdetler. * Fık: Dinin aslında olmadığı hâlde, din namına sonradan çıkmış olan adetler.
Meselâ: Giyim ve kıyafetlerde, cemiyet (toplum) hayatındaki ilişkilerde, terbiye ve ahlâk kurallarında, ibadet hayatında yani dinin hükmettiği her sahada, dine uygun olmayan şekiller, tarzlar, kurallar, âdet ve alışkanlıklardır ki, insanı sapıklığa götürür.
Din âlimleri tarafından din namına beğenilen ve dinle ilgili yeni icad ve hükümlere bid'a-yı hasene; beğenilmeyip tasvib görmeyenlere de bid'a-yı seyyie denilmektedir.
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: Kavaid-i Şeriat-ı Garra ve desatir-i Sünnet-i Seniyye, tamam ve kemalini bulduktan sonra yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut hâşâ ve kellâ, nâkıs görmek hissini veren bid'aları icad etmek, dalâlettir, ateştir.
Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var. Bir kısmı vâcibdir, terkedilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâ'da tafsilâtiyle beyan edilmiş, onlar muhkemattır. Hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev'indendir. Nevâfil kısmı da, iki kısımdır. Bir kısmı, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi Şeriat kitablarında beyan edilmiş. Onların tağyiri bid'attır. Diğer kısmı, "Âdâb" tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitablarında zikredilmiş. Onlara muhalefete, bid'a denilmez. Fakat, âdâb-ı Nebeviyeye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakiki edebden istifade etmemektir. Bu kısım ise (örf ve âdat) muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevâtürle mâlum olan harekâtına ittiba etmektir.
Meselâ: Söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyyeler var. Bu nevi Sünnetlere "âdâb" tabir edilir. Fakat o âdâba ittiba eden, âdâtını ibadete çevirir. O âdâbdan mühim bir feyz alır. En küçük bir âdâbın mürâatı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor; kalbe bir nur veriyor.
Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimmi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden sünnetlerdir. Birisinin yapmasiyle o cemiyet umûmen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes'ul olur.
Nâfile nev'inden de olsa, şahsi farzlardan daha ehemmiyetlidir.
İmam-ı Rabbâni Müceddid-i Elf-i Sâni (R.A.) diyor ki:
"Ben seyr-i sülûk-u ruhanide görüyordum ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan mervi olan kelimat, nurludur. Sünnet-i Seniyye şuaı ile parlıyor. Ondan mervi olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve hâlleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki: Sünnet-i Seniyyenin şuaı, bir iksirdir. Hem o Sünnet, nur isteyenlere kâfidir, hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur."
Bu yazıdan sonra sizlerden ricam cok sık tekrarlanan ve toplumdan ibadet seklini almış olan bidaat orneklerini bulup bizlerin paylasımına sunmanız olacaktır ki bu sayede buyuk bir hizmet yapmış olacagız...
Allahım Kurana ve sunnete tam baglılık nasip eylesin..
İmam rabbani hazretlerine gore : dille soylenen namaza niyetler bidaattir. Bu hususta kişi namaza kalben hazır olmayıp direkt diliyle soylediği zaman namza niyet etmiş olmamaktadır.
Nurul izah da da bu hususa dikkat ederek niyet bahsinde kalbi ve dille yapılan niyeti birlestirmenin onemi uzerind duruyor...
bu hususa dikkat...
Sadece dille niyet yaptıgımız zaman kıldıgımız namazın farkında değiliz manasına geliyor aman dikkat...
Alıntı yapılan: "muallim"Hurafe : Uydurulmuş hikâye ve rivayet. Bu hikâye ve rivayetleri aktarına ve benimseme tutumu. Bunlar genellikle dinin bir parçası veya gereği olarak aktarıla geldiği gibi, benimseyenlerce de dindenmiş gibi benimsenmiş olan, gerçekteyse dinle ilgisi bulunmayan, sonradan katılmış hikâye ve rivayetlerdir .
"hurafe" kelimesinin kökeni de, bu tür bir olayın adlandırılmasıyla ilişkilidir. Hurafe, gerçekle, Arap kabilelerinden Uzle'ye mensup bir şahsın adı olup, anlattığı inanılmayacak şeylere de (onun adına izafetle) 'hadis-i Hurafe' denilmiştir- Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Hurafe Kelimesi-
Hurafecilik'e gelince: Bu deyim, ilk bakışta hurafeleri benimsemek gibi görünüyor olsa da, boyutları bu kadar değildir.
Tabiin -hatta Ashabın son dönemi- devrinden itibaren, camilerde halka öğüt verenlerden kimileri daha çok dinleyici bulup, çıkar sağlamak için anlattıklarını hikâyelerle süslemeğe başlamışlar ve bu arada İsrailiyata (Kur'ân-ı Kerîm'deki kıssaların yorumu ve benzeri durumlarda ayrıntıya ilişkin bilgi vermiş olmak adına Kitab-ı Mukaddes, özellikle Tevrat ve Tevrat yorumlarından aktarılan bilgiler. Ehli kitap rivayetleri...) başvurmakla yetinmeyip, kendileri de kimi hikâyeler uydurur olmuşlardır.
Gerek hadis ve gerekse tefsir tarihlerinde kendilerinden "kıssacılar" olarak söz edilen bu kişiler, halkın dinin özünü unutarak hikâyelerle oyalanmasına yol açtıkları için dine büyük zarar vermişlerdir. Hurafecilik, işte o günden bu yana sürüp gelmiş bir alıskanlıktır...
Nelerdir bu hurafeler???
Rasûlüllah Efendimiz, "Kim hangi millete benzemeye uğraşırsa o da onlardandır."(Ebû Dâvud, libâs 5127) buyurmuştur.
Buradan hareketle, fukahamız, başka milletlere, onların dinlerine has şiarlarda (alâmetlerde) isteyerek ve benzemeye çalışarak benzeyenin küfrüne hükmedilir, demişlerdir.
Zimmîlere has zünnâr denilen kemer bağlamayı, başa papazlara has başlık giymeyi, putun önünde eğilmeyi (rukû ya da secde yapmayı) buna örnek olarak gösterirler.
Dinlere has bu tür özellikler dışında, bütün insanların zamana; zemine, tecrübe ve ilmî îcad ve inkisâflara bağlı olarak, pratik yararlarına binaen ortaklaşa yapmakta oldukları şeyler, kullandıkları araç gereç ve eşyalar, herhangi bir dinin alâmeti değillerse ve başka mahzurlar ihtiva etmiyorlarsa, ortanın malı demektirler ve onları kullanmakta da bir mahzur olmaz.
Gelinliğe gelince: Bilindiği gibi bu, gelin olan kızların süslenmesinde kullanılan en önemli unsurdur. Gelini süslemek ise meşru olmayan bir keyfiyet değildir. Hattâ bir anlamda sünnet olduğu(gelinliğin değil, gelini süslemenin ) dahî söyleyebiliriz. Çünkü Âişe vâlidemizi, gelin olacağı zaman, bu işi beceren kadınlar süslemiş ve taramışlardır.(bk. Müslim, nikâh 69; Müsned VI/438, 458; Muhammed el-Ahmedî Ebu'nnûr, Menhecü s-Sünne fiz-zevâc 146) Sahâbeden de bu işle meşgul olan kadınlar vardır. Rasûlüllah Efendimiz de (s.a.s.) Câbir'e bir düğün münasebetiyle: "Enmât edindiniz mi?"(bk. Buhârî, nikâh 62. Ayrıca bk. Aynî XVI/344; Ibn Hacer, Fethu'1- Bârî IX/225) buyurmuşlardı. "Enmât" Nevevî'ye göre hevdec'in (gelin mahfe'sinin) üzerine cibinlik gibi örtülen örtüdür.( Aynî, XVI/344) Duvak da onun bir benzeridir.(Ibn Hacer'in ifâdesinden bu anlaşıliyor. bk. age. IX/225. Hattâ o bizzat "tekellül" (taç takma) tabirini kullanıyor.) Bu yüzden bizim eski âdetlerimizde "duvak" meşhurdur. Dolayısıyla duvağın dini kökeni (menşei) sünnetteki bu uygulama olmalıdır. Çünkü nikâh bütün milletlerde dini bir özellik taşır ve nikâhla ilgili merasimlerde çoğunlukla mensup olunan dinin boyası ve sembolleri vardır.
Bu açıdan bakıldığında bugün kullanılan gelinliklerin batı ve Hristiyan kökenli olduğunu söyleyenlerin biraz hakkı olduğu anlaşılır. Ortaçag Avrupasını konu edinen filmlerde kadınların giydikleri kat kat kabarık elbiselerde bunu görmek mümkündür. Ne var ki bugünkü şekliyle gelinlik, herhangi bir dinin sembolü olmaktan çıkmıştır. Bu yüzden bir bakıma mahzuru ortadan kalkmış, ama bir bakıma da başka bir mahzuru doğmuştur.
O da, bugün dünyaya hakim olan kendini hiç bir dinle bağımlı görmeyen orta malı (seküler) bir anlayışın malı olmasıdır. Ama bu onu elbette haram kılmaz; fakat fazîletten ve dini boyadan da soyutlar. Oysa dinî bir merasim olan nikâh, mensup olunan dinin boyasını taşımalı ve ibâdet kılınabilen evlenme gibi bir müessesenin temelinde, dinî semboller de ihmal edilmemelidir. Gelin süslenmeli, süslü bir elbisesi olmalıdır. Bu fıtratın da bir gereğidir.
O ani özlemeyen genç kız yok gibidir. Ama bu mümkünse inananlara has ve onların inancını yansıtan ve öyle heyecanlı bir günlerinde dahî kulluklarını sembolize eden bir modelle olmalıdır. Meselâ duvak yeniden gündeme gelmeli ve onunla bütünleşen bir model geliştirilmelidir. Çünkü değindiğimiz gibi, duvağın bizim geleneğimizde aslı vardır ve Anadolu müslümanı da bunu yüzyıllarca kullanmış ve ona türküler ve ağıtlar yakılmıştır.
Duvak gelinin başıyla beraber yüzünü ve omuzlarını da örter ve bu yönüyle aynı zamanda bir cilbab özelliği de kazanır.
Türklerde Örf ve adetlerinde Düğün ve kına gecesi merasimi...
Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir. Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir, ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır.
Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır. Bayrak, özel olarak seçilen bayraktar tarafından, kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır. Bazı yerlerde bu eğlence sırasında “bayrak ekmeği” denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir. Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir.
Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır, oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır. Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde, bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir. Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın, o gece yakılacak kınayı, gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine götürürler.
Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra, açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir. Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır; bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine, ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. Genellikle kınanın yoğrulması, dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde “başı bütün” olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın, bir eline de genç kız kınayı koyar. Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur.
Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür. Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir, genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır. Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı, güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır. Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan, genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır... Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla, bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır. Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar..[/b][/b]
Alttaki yazılarda turklere has gelenek ve görenkelerden bahsediliyor. Tammaiyle Türk milletinin uyguladıgı düğün geleneğini gösteriyor...
Üstteki yazıda da islamdaki gelinlik uygulamaları izah edilmiş....
Burada dikkat edilecek nokta yapılan hareketin ibadet niteliği olmamasıdır. Bidaat budur. Yaptıgımız sey dinde bir ibadet niteliği olusturuyorsa yani ben kusak baglarsam sevab kazanacagım denirse ve o yapılanda dinde yoksa o zaman yaptıgımız bidaat olur biz de bidaat ehlinden oluruz. cehennemlikler listesine yazılmış oluruz..
Kırmızı kusak baglama eski turklerde sultanın dugunlerinde dahi görülebilecek bir orf anane seklidir.cesitli yorelerde farklı biçimleriyle gozlerimiz gorebilir.Her yorede uygulanan bir Türk adetidir..
bir arkadasimiz adap kitabinda (osmanli yayin evi)yazarini hatirlamiyordu,osmanli zamaninda kusagin olup fakat kirmizi olmayip baska bir renk mesela altin renginde oldugu yazili,ve cogu hoca arkadaslarimizdan zamaninda kefera, memleketlere ugradiginda kendisine takdim edilen kizlari kirmizi kusak ile süsslerlermis.kirmizi kusak ordan kalma diye bi söylenti var.aslina bakacak olursak ince bir mevzu.lütfen sorulan sorunun haricine gitmeyin.mum hakkinda bir bilgi alamadim ama yinede Allah razi olsun :?
Peki arkadaslar yeni dogan bebegin ve annesinin 40 boyunca disariya cikarilmamasina ne diyorsunuz?
Dinimizde boyle bir sey oldugunu duymadim hic ancak ulkemizde anne ve bebek 40 gun boyunca disariya cikarilmaz (saniyorum lohusalikla ilgisi olabilir ya da diger bir dusunceye gore hristiyanlar bebekerini 40 gunluk olunca vaftiz ettirdikleri icin ordan etkilenilmis olabilir) 40. gun ya da sonrasinda konu komsuya gidilerek bebek gezdirilir ve misafirlige gidilen yerlerden de yumurta gibi hediyeler alinarak geri donulur..
Bu da bid'at midir?
Alıntı Yap
Nurul izah da da bu hususa dikkat ederek niyet bahsinde kalbi ve dille yapılan niyeti birlestirmenin onemi uzerind duruyor...
:x
güzel sözleriniz icin Allah razi olsun
önemli bir mevzuda guzel bilgiler bulunduran bir yazıyı paylasmıssınız...ellerinize saglık... :x
Mesela Kandiller bid'at olabilir mi? Sonradan çıktıkları malum. Mesela Peygamberimizin Mevlid Kandilini veya Beraat Kandilini kutladığı çok komik bir iddia olur sanırım. :(
Ebu Huzeyfe aş artık bunları.Yıllarca forumlarda aynı şeyleri yazmaktan ve cevapları almaktan sıkılmadın mı?
Hadi öyle olsun. Aştım gitti!.. :lol:
Kabirlere çaput bağlamaya ne dersiniz?
Onların hurafe olduğunda şüphemin ve nin olmadığını sanmıştım.
öncelikle muallime önceki sayfada yazdığı konularla ilgili teşekkür ederim
olayı çift boyutlu incelemen çok güzel
Alıntı yapılan: "Henna"Peki arkadaslar yeni dogan bebegin ve annesinin 40 boyunca disariya cikarilmamasina ne diyorsunuz?
Dinimizde boyle bir sey oldugunu duymadim hic ancak ulkemizde anne ve bebek 40 gun boyunca disariya cikarilmaz (saniyorum lohusalikla ilgisi olabilir ya da diger bir dusunceye gore hristiyanlar bebekerini 40 gunluk olunca vaftiz ettirdikleri icin ordan etkilenilmis olabilir) 40. gun ya da sonrasinda konu komsuya gidilerek bebek gezdirilir ve misafirlige gidilen yerlerden de yumurta gibi hediyeler alinarak geri donulur..
Bu da bid'at midir?
bu konuda önceden bir kitapta birşeyler okumuştum...
cevap verecek kimse yok mu???
Bid'at ve hurafe arasında fark vardır. Her ne kadar ikisi de Dine aykırı olmada ortak olsa da bu farkı bilmek faydalıdır.
Bid'at, İslamda olmayan sonradan uydurulmuş merdud (makbul olmayan) ibadettir.
Hurafe, özü İslama aykırı inanıştır. Genellikle ya yenidir ya başka bir din veya kültürden geçmiştir veya eski dinden kalan kalıntıdır.
İkisi de İslama aykırı olduğu cihetle titiz davranılması gerek!
Kim kutluyor ki? Asıl bunu söylemek çok komik! Bu mübarek geceleri Resulullah (s.a.v.) Efendimiz dahil bütün evliya ve ulema ihya etmiş. Siz buna kutlamak diyor, vatandaşlarımız da "kutlarız" diyorsa diyeceğimiz yok. Biz ihya etme ve edilmesi taraftarıyız. Ehli Sünnet uleması da böyle buyurmuş.
Hem mübarek gecede müslümanları, kavuştukları için tebrik etmek de bid'at değildir. Bid'at, şeriatın aleyhine işlenen fiildir. İbadet zaten şeriatın emrettiği şey. Hele mübarek geceleri, son anına kadar ihya..
"Kandil" adını selçuklu ve osmanlıda almış olması da, bid'at adı altında neşredilip, vehhabilerin ekmeğine yağ sürülmesine vesile olmamalı. Şeker Bayramı deniliyor diye, Ramazan Bayramını bid'at sayan bir babayiğit de dahaca çıkmadı. Bu halkın dilinde bu hali almıştır, ancak sonuçta hepsi "Beraet Gecesi" veya "Mirac Gecesi" gibi isimlerle anılır. Bunun bid'at olduğunu iddia etmek, hak yoldan nasibi olmayanların iddia edeceği bir iştir.
Sonuç şudur k, mübarek gecelerin ismi ve zamanı bellidir, asr-ı saadetten günümüze kadar da ehemmiyetlerine binaen ihya edilegelmişlerdir. Buna karşı gelmek de bid'atın daniskasıdır.
Selam ve dıua ile..
Alıntı yapılan: "muallim_abi"Kim kutluyor ki? Asıl bunu söylemek çok komik! Bu mübarek geceleri Resulullah (s.a.v.) Efendimiz dahil bütün evliya ve ulema ihya etmiş...
Kaynak? :roll:
Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin GUNYE kitabı kafi olsa gerek.
Alıntı yapılan: "muallim_abi"Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin GUNYE kitabı kafi olsa gerek.
O kitap için Halil Gönenç hocaefendi "okunması caiz değil" diyor!
Halil Gönenç efendi ümmetin müftisi değildir ki, sözü senet olsun. Ayrıca eline yanlış nüsha geçmiş olabilir. Gunye kitabı birçok kaynak eserde övülmüş ve tavsiye edilmiştir. Fetavayı Ebu's-Suud'da da bu geceleri ihyaya dair kayıtlar mevcuttur.
Alıntı yapılan: "muallim_abi"Halil Gönenç efendi ümmetin müftisi değildir ki, sözü senet olsun. Ayrıca eline yanlış nüsha geçmiş olabilir. Gunye kitabı birçok kaynak eserde övülmüş ve tavsiye edilmiştir. Fetavayı Ebu's-Suud'da da bu geceleri ihyaya dair kayıtlar mevcuttur.
Halil Gönenç hocaefendi değerli bir alimdir. Şu kendimizden veya cemaatimizden olmayan alim değildir fikrini bir kenara atalım. Ümmetin sanki bugün Ebu-s Suud efendi gibi atanmış bir müftüsü var ki böyle bir süal edile?...
Günümüz Meselelerine Fetvalar isimli eserinin 1. cildinin hemen baş taraflarında...
Orada illet olarak da, bu eserin tahrif olduğunu artık aslının olmadığını belirtiyor. Sanırım bu illet bir çok eser için geçerli.
Ayrıca;
Peygamberimiz ile ilgili bilgiler ve hadisler ne idüğü belirsiz müthem eserlerden değil, hadis kitaplarından alınır. Bu aynen İhya'dan ayet aktarmaya benziyor.
Umarım anlatabilmişimdir...
Halil Gönenç cemaattendir veya değildir diye "kabul" veya "red" etmiyoruz. Sizin önce şu "dediğim dedik çaldığım düdük" transından çıkmanız gerekir. Bu şahsın söylediğini, herhangi bir delile dayanmaksızın bildirdiğini siz eğer kabul ediyor iseniz, buyurun ordan yakın. Son devir osmanlı ulemasından niceleri bu eseri övmüş ve önermiştir.
Tahrif edilmiş veya edilmiş olması muhtemel eserleri biliyoruz merak etmeyin. Elimizde birçok eserin bu tür çift baskısı mevcut. Siz bu konularda kafanızı yormayın, maazAllah bunun birde katmerli verziyonları var. Bir de çıkıp İhya kitabına dil uzatmayın, katmerleşme baş göstermiş bile.
Halil Gönenç değerli bir alim olabilir. Birçok müslümanda fetvaları var. Okuyorlar. Okuyana okuma demiyoruz; dine dair konularda bakmalarını öneririz de. Ömer Nasuhi Bilmen'i de öneririz. Yusuf Kerimoğlu'nu da öneririz. Bilmediğinizin düşmanlığını yapmayın. Ehli sünnet vel cemaat olan her din adamı bizim için mübarektir. Büyüklerin eserlerine dil uzatanlar zaten bu kategoriye girmez.
Halil Gönenç bu hususta birşey duydu ise bunu bildirmeli, biz de elimizdekilerle karşılaştırıp yorumumuzu yaparız. Haklıysa hakkı iade etmeyi biliriz. Siz bu tür konularda benzin tüketmeyin. Kendisi ile irtibata geçin, buyursun hataları bildirsin.
Umarım anlıyorsunuzdur..
Konuyu sapıtmakta usta olanlarımız var anlaşılan...
Birincisi asıl konumuz kandilleri Peygamberimiz kutlamış mı idi. Sen evet dedin. Ben de delil istedim. Sen delil sunmak yerine hezeyana başladın.
Peygamberle s.a.v. ilgili deliller hadis kitaplarından sunulur. Aynen ayetlerin Kur'andan sunulacağı gibi.
Ayetler İhya'dan alınmaz demişim, bunu bile anlayamamışsın. Sen İhya'dan ayet aktarmaya devam et bakalım.
Kolay gele...
Nesai'nin rivayetinde Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
-<<Kim inanarak ve alacağı mükafatı umarak Ramazan orucunu tutarsa,geçmiş günahları bağışlanır.Ve kim de inanarak ve alacağı mükafatı umarak KADİR GECESİNİ İBADET VE TAATLA GEÇİRİRSE GEÇMİŞ GÜNAHLARI BAĞIŞLANIR>>
H.Z. Ali (r.a.) H.Z. Peygamber (s.a.v.) nin söyle buyurduklarını rivayet eder:
-ŞABAN'IN ONBEŞİNCİ GECESİ OLUNCA O GECEYİ İBADETLE VE GÜNDÜZÜNÜ ORUÇLA GEÇİRİNİZ.ÇÜNKÜ Allah'Ü TEALANIN RAHMETİ O GECE GÜNEŞİN BATMASIYLA DÜNYA SEMASINA İNER>>
VE Allah'Ü TEALA ŞÖYLE BUYURUR:
-<<BAĞIŞLANMAK İSTEYEN YOKMU? GÜNAHLARINI BAĞIŞLAYAYIM.RIZK İSTEYEN YOKMU? RIZIKVEREYİM.BİR DERDE MÜĞPTELA OLAN YOKMU? AFİYET VEREYİM VE
.....>> BU HAL GÜNEŞ DOĞUNCAYA KADAR DEVAM EDER
İBN MACE RİVAYET ETMİŞTİR
KAYNAK HADİSLERLE İSLAM TERGİP VE TERHİP CİLT 2
Kandillerden Kadir Gecesini istisna edecektim ama fırsat olmadı.
Diğer kandiller ile ilgili tüm hadisleri tek tek inceledim. Hepsi ya uydurma ya da delil olamayacak kadar zayıf.
Meraklısına burada tek tek yazabilirim.
Kur'an ve Sahih Sünnetin dışında hiç bir kitabın %100 bağlayıcı özelliği yoktur. Kur'andan uzaklaşanlar, kendilerini başka kitaplara bağlarlar!
Müctehid veya diğer ulemanın sözü Kur'an ve Sünnete uyduğu müddetçe bağlar yoksa bir kıymeti yoktur!
Alıntı yapılan: "Ebu Huzeyfe"Alıntı yapılan: "muallim_abi"Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin GUNYE kitabı kafi olsa gerek.
O kitap için Halil Gönenç hocaefendi "okunması caiz değil" diyor!
konuya girmek istememmiştim ama ,seyyid Abdülkadir -i Geylani hazretleri gibi bir alimin ki (ks) Gavs -ı Azam dır.Peygamber Efendimiz (asm)ve Hulefa i Raşidin den sonra gelir.Böle bir Zat -ı Mübarek in eserine,Okunması caiz değildir diyebilecek bir kişinin ,Bu Müarek ten daha büyük bir ulema olması gerekir.Ondan üstün ü ise Resülullah(asm)Efendimizdir.
Halil Gönenç hocaefendi nin böyle bir fetva verme yetkisi yoktur.
Zannediyorum.hocaefendi söyledi diye uydurulmuştur.İspatlanması gerekir.
Alıntı yapılan: "yusufum"Alıntı yapılan: "Ebu Huzeyfe"Alıntı yapılan: "muallim_abi"Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri'nin GUNYE kitabı kafi olsa gerek.
O kitap için Halil Gönenç hocaefendi "okunması caiz değil" diyor!
konuya girmek istememmiştim ama ,seyyid Abdülkadir -i Geylani hazretleri gibi bir alimin ki (ks) Gavs -ı Azam dır.Peygamber Efendimiz (asm)ve Hulefa i Raşidin den sonra gelir.Böle bir Zat -ı Mübarek in eserine,Okunması caiz değildir diyebilecek bir kişinin ,Bu Müarek ten daha büyük bir ulema olması gerekir.Ondan üstün ü ise Resülullah(asm)Efendimizdir.
Halil Gönenç hocaefendi nin böyle bir fetva verme yetkisi yoktur.
Zannediyorum.hocaefendi söyledi diye uydurulmuştur.İspatlanması gerekir.
Yazının tamamını okuduktan sonra hala aynı fikirde olacak mısın merak ediyorum. :o
Alıntı yapılan: "Ebu Huzeyfe"Halil Gönenç hocaefendi değerli bir alimdir. Şu kendimizden veya cemaatimizden olmayan alim değildir fikrini bir kenara atalım. Ümmetin sanki bugün Ebu-s Suud efendi gibi atanmış bir müftüsü var ki böyle bir süal edile?...
Günümüz Meselelerine Fetvalar isimli eserinin 1. cildinin hemen baş taraflarında...
Orada illet olarak da, bu eserin tahrif olduğunu artık aslının olmadığını belirtiyor. Sanırım bu illet bir çok eser için geçerli.
Ayrıca;
Peygamberimiz ile ilgili bilgiler ve hadisler ne idüğü belirsiz müthem eserlerden değil, hadis kitaplarından alınır. Bu aynen İhya'dan ayet aktarmaya benziyor.
Umarım anlatabilmişimdir...
Abdülkadir -i Geylani hz.(ks) gibi gavs ların eserlerini ancak vehbi ilim sahipleri yorumlayabilirler.Muceddid ler ,müçtehid ler, tahrif olup olmadıklarına karar verebilir.Asırlardır tahrif olmadıklarına inanılan eserler şimdi mi tahrif olmuş.
Bediüzzaman gibi 13.asrın müceddidi olduğuna inanılan bir şahıs, Gavs -ı Azam'ın (ks) eserlerinden faydalanmış,manevi hocası olduğunu söylemiş,Gavs'ın (ks) eserlerinin tahrifatından söz etmemişde ,şimdi mi tahrif olmuşlar.
Ben bu tür söylentilere şüpheyle yaklaşırım.Yüzde yüz güvenilir emin kaynak olmadıkça da karar vermem.Peşin hükümlüolmamak lazım.
Ben şahsen Halil Gönenç hocaefendi nin ,şahsına veya ilmine de diyeceğim yok.
Değerli bir İlim Adamı olabilir.Benim itirazım;
Bu gün Abdülkadir -i Geylani(ks)hz. eserlerinde tahrifat varsa,Yarın İmam Rabbani (ks) eserlerinde de tahrifat olacaktır,İmam -ı Gazali nin de .Gidişat buna varacaktır.
Dikkatli olmak olmak lazım.İslamın Temel Miheng taşları zedelenmemesi gerekir.
Ben şahsen Halil Gönenç Hocaefendinin ilmine de takvasına da güveniyorum...
selamun aleyküm..aslında konuya girme niyetinde değildim..Ancak sözkonusu insanı tanıyınca yani Halil Gönenç hoca bu konuda bir ,iki cümle eklemek isterim..
Kendisi yıllarını ilme veren ve birçok ilim talebesi yetiştiren değerli bir alimdir...
A.Geylani Hazretlerinin eseri hakkındaki cümleleri aynen aktarıyorum:
Soru :Şeyh Abdulkadir Geylani'ye mensup olan "Gunyetü't Tâlibin" isimli kitap nasıldır?Türkçe ye tercüme edilmiştir,okunmasını tavsiye edermisiniz?
Cevap:Şeyh Abdulkadir i Geylani bir mürşittir,salih ve âlim bir kimsedir,bunda ŞÜPHE YOKTUR...
Ancak bu kitabın okunmasını tavsiye etmem..Çünkü Abdulkadir Geyalni 'nin söylemediği birçok şey ilave edilmiştir ve tahrife uğramıştır...
Mesela,ehli sünnet ve'l cemaat ittifakla,Cenabı Allah cihet ve mekandan münezzehtir dedikleri halde,adı geçen kitab Allah'ın cihetini söz konusu ediyor...
Bunun için İbn Hacer diyor ki;
GUNYE kitabında yazılı olan şeye aldanma;Allah'ın kendisinden intikam alacağı bazı kimseler onu kitaba ilave etmişlerdir..(el-Fetava'l Hadisiyye,shf 145)
HALİL GÜNENÇ ----GÜNÜMÜZ MESELELERİNE FETVALAR--1.CİLT
...
...
bahsi geçen konu ve hocanın yorumları bu şekildedir...
yorum yapmaya gerk yok sanırım...Eseri okumadığımdan yorum yapma selahiyetim yok..Ancak kanımca önemli bir konu ve bahsi geçen eser elinde bulunan kardeşlerimiz hoca ile iritaba geçip,ya da araştırırlarsa bizlerin de kafalarındaki soru işaretlerinin cevaplanması adına yardımcı olacaklarına inanıyorum..
hepimizi beşeriz ve herkesin hatası olabilir..konu muallakta gibi veya değil..ama en iyisi önemli bir araştırma yapmak...
...
Kandillerin ihya konusuna ilginç bir yaklaşım göstermiş kardeşimiz...
peki olaya şu yönden baksak:
Zaten her gece Kadir Gecesi gibi ihya edilmeli deği mi kardeşim...
PEygamberler olsun,evliyalar olsun hepsi her geceyi kadir gecesi gibi ihya etmemişler midir.?
Ama o gecelerdeki hususi ikramlar özellikle de biz günahkar mü'minler için birer fırsattır..Ve kaçırılmamsı gereken önemli fırsatlardır...
Herkes niyetine göre sevabını alacaktır inşaAllah...
Mirac kandilinde Efendimizin Miracını tefekkür edip,o gece ibadetle geçirilirse mümin ne kaybeder?
Ve diğerleri buna kıyas edilebilir...
Yani kardeşim biz şu hadis böyle sahih bu şöyle uydurma diyerek kendimizce yorum yaparsak yanlışa düşeriz...En iyisi bu konuda müctedid olan,söz sahibi alimlere bakmak...
Şimdiye kadar hiç biri bu geceleri ihya etmeyin dememiş..
Bu gibi iddialarla insanların kafalarında soru işaretleri oluşturacağımıza bu gecelerdeki ibadetleri ve güzel halleri nasıl tüm gecelerimize yayarız bunun derdinde olsak daha iyi değil mi?
zaten yeterince insanlarımızın zihni bulandırılıyor...Bir de şu mübarek gecelere de yanlış yorumlar getirip,insanları soğutup,vebale girmeyelim...
wesselam..
ridâ konuyu açıkladığın için teşekkürederim.
Alıntı Yapridâ kardeşe -bir iki küçük mesele hariç- tamamen katılıyorum.
Hangi konuda katılmıyorsunuz
Mesela bir yanlış için öyle de olsa ne var? demek yerine "bu meselenin aslı nedir kardeş?" deyip aslını dinleseydi, sonra da yanlış ise "bu deliller yanlıştır" der biz hatamızı düzeltirdik. Doğru ise de " evet haklısın, yanlışta ısrar edilmez. Zira kem alet ile kemalet olmaz" derdi.
Belki de öyle demek istemiştir. :?:
Neden kişi taassubla ilerler ki? Bilmediğine neden düşman olur ki?
Hem Halil Gönenc'in fetvalarını görmediğimiz nereden çıkar?
İbni Hacer-i Mekki Hazretleri'nin Fetavayi Hadisiyye kitabında bulunan bu ibaresini bilmediğimiz neden uydurulur?
İnsan bilmediğini araştırırken, sapık fırkalardan kaptığı o mezhepsizlik ve ulemaya itimad edememe irininden kurtulacak. Ondan sonra araştırma yapacak.
Efendi! Size dedik benzin tüketmeyin. Size dedik bilmediğiniz yere burnunuzu sokmayın. Zan ile hareket edip komik duruma düşmeyin.
Daha bundan birkaç ay önce sizdiniz, daha MEKTUBAT-I RABBANİ'nin 1. cildi ile 3. cildini ayıramayan ve bu sebeble malum bir forumda "Yav bu adam bu mektubu nereden bulmuş"diyen. Yine sizdiniz "Benim elimdeki mektubatta son mektubun numarası 120 küsür" diyen.
Yine sizdiniz TARİH-İ DIMEŞK kitabından nakil yapmış zata (Mehmed Ali Demirbaşa) dil uzatan. "Bu adamın bu kitabı gördüğünü zannetmiyorum, ben bile görmedim" deyip iftira atan. Siz görmediniz diye alem görmemiş mi olacak beyefendi? Gelin size bu 70 ciltlik eserin istediğiniz cildini ve sahifesini kütüphanemizden kopyalayıp yollayalım. Bu sayede görmüş olursunuz. Biraz cahillikten ve yobazlıktan kurtulursunuz. İsterseniz yollayın 3500 euro, sizin için bir fotokopisini yapalım tüm eserin.
Efendi! Bilmediğiniz şey hakkında konuşmayın.
İbni Haceri Mekki 974'de vefat etti. İmamı Rabbani Hazretleri İbni Hacerin vefatından 3 yıl sonra, 971'de doğdu, 1034'de vefat etti. Bu mübarek zat bile, Müceddid-i Elfi Sani ünvanı ile Mektubat'ın 2. Cild 67. mektubunda GUNYE kitabından nakil yapmaktadır. Bu naklinden az evvel de İbni Hacer'in eserinden bahsetmektedir. Bunun dışında birçok mübarek bu eseri kaynak kullanmıştır. Bu mübarekler bu kadar mı cahildi? Kaldı ki bu nakillerin birçoğu, yukardaki mezkür fetvadan sonra yapıldı. Bu durumda aklı selim müslüman sorar, acaba bu zatın elinde yanlış bir nüshamı vardı der! Ama nerde?
Siz hala çıkıp, Halil Gönenc'in eserine ve fetvasına binaen, oradaki nakli esas kabul etmiyorsunuz. Bu ne yobazlık?
Sizin ulemaya itibarınız yok, kendinize de yok, bilmediğinize hele hiç yok.
Size dedik çene ve benzin tüketmeyin. Halil Gönenc ile irtibata geçin ve NERESİ hurafe ise bildirsin. Ama siz bunu bile yapmaktan aciz, çıkıp burada hala ehli sünnet zıddı ahkam kesiyorsunuz. Ya kendinizi müctehid zannediyorsunuz, ya da ulemayı fazla küçümsüyorsunuz.
Ulemanın bazılarının eserinde tahrif olmuştur. Bunları ise ulemamız bildirdi. Hangi eserlerin baştan sona muharref, hangilerinin kısmen ve hangi kısımlarının tahrif olunduğu da bildirildi. Fıkhı Ekber'in İmamı Azam'a ait olmadığını iddia edebilecek selahiyette olan ahmaklar bile varken, bunları çok görmek olmaz tabii.
Ancak dediğimiz gibi.
Buyurun sorun Halil Gönenc hoca'ya. Bunu son mesajımızda da SÖYLEDİK. Biraz zahmet olacak ama artık olsun o kadar.
Ayrıca BİD'AT'ın ne olduğunu da iyice öğrenin. Bid'at, sünnetin zıddına denir. İbadet ve hele hele mübarek geceleri İHYA etmek bid'at olmaz. Zübdetü'l Buhari osmanlıca Tercemesi'nin 344'üncü sahifesinde, Kandillerin mübarek gecelerden gafil olunmaması amacı ile yakıldığına işaret vardır. Bu sebeble dillerde KANDİL GECELERİ denilegelmiştir.
Bu geceleri ihya etmek, hacet, kaza ve nafile ibadetlerle meşgul olmak, bu gecelerin yüzü suyu hürmetine azim göstermek ve tevbe etmek bid'at olur diye bugüne dek tek bir rivayet yoktur. Bu fetvalarda bulunanlar, günümüz cehalet abideleridir. Ulemamız körmüydü? Sağırmıydı? Ahmakmıydı? Cahilmiydi?
Ebusuud Efendi dahi kendine sorulan suallere "Bunlar bidattır, derhal terkedile" diyemezmiydi? Siratul-İslam şerhinde "Amman ha sakının" denmez miydi?
Evet, bu gecelere mahsus bir namazın "olmadığı" ve bunun "bidat" olduğu hususunda rivayet vardır. Ancak bu gecede "hacet namazı" kılmanın bidat olduğu yönünde ise tek bir rivayet yoktur. Hatta hacet namazı, sünnetlerdendir. Fıkıh kitaplarına müracaat edile. Yine ihya etmenin bidat olduğu yolunda da nakil yoktur. Bütün nakiller cevaza işaret ediyor.
İhya-ı Ulumiddin'e dil uzatmak müslümanın yapacağı iş değildir. Bu eser sahihtir. Ulemamız okumuş, okutmuş ve hatta "tahric" eseri yazarak, içerisindeki hadislerin senetlerini bildirmişlerdir. Ulemaya itimadı olan, ulemamıza dil uzatmaz.
Şimdi herşeyi kenara bırakın ve hocayla irtibata geçin. Kendisine hem bu KANDİL meselesini ve hem de şu GUNYE hususunu sorun. Sonra burada neşredin de, biz de update olalım.
Selam ve dua ile..
Alıntı YapEvet, bu gecelere mahsus bir namazın "olmadığı" ve bunun "bidat" olduğu hususunda rivayet vardır. Ancak bu gecede "hacet namazı" kılmanın bidat olduğu yönünde ise tek bir rivayet yoktur. Hatta hacet namazı, sünnetlerdendir. Fıkıh kitaplarına müracaat edile. Yine ihya etmenin bidat olduğu yolunda da nakil yoktur. Bütün nakiller cevaza işaret ediyor.
Bu yazın bile seni gayet iyi ele veriyor. Geri kalan kısmı zaten küllü hakaret!!! Cevap ile uzaktan yakından alakası yok!
Bu bid'at değildir diye bir bid'at hakkında hadis olmasından daha saçma ne olabilir bu dünyada? Öyle hadis olsa zaten bid'at olmaz!
İlim derekesi bu olan adamla -kusura bakma ama- kaybedecek vaktim yok.
Tek anladığım, benimle başka forumlarda kapışmışsın ve çok fena bir yenilginin kuyruk acısını içine saklmışsın. Bir ukdeye dönüşmüş. Ben her zaman her zamanki yerimdeyim. Biz yerimizde misafirlerimize hakaret etmeden meseleleri insanca konuşuyoruz. İnsan olanları oraya bekleriz!
Bir şeyi ispat etmişsin, o da cehaletini... vesselam...
Ne diyeyim artık? "Bilmediğini bilen" kişiye alim denir. Siz de öğreneceksiniz birgün, bilmediğiniz konularda konuşmamayı.
Vesselam.. :wink:
Arkadaşlar size kısa bir yol bu kadar tartışacağınıza Halil Gönencın kendisinden dinleyin arayın ve neden Gunyetü't Tâlibin okunmasın yazmış diye sorun. ridâ Halil hocayı aradı ve sordu buraya yazdıklarını söyledi.Buyrun sizde arayın
Aslında yazı gayet net ve açıktı...Orda eserin tümü tahrif olmuş ibaresi yok dikakt ederseniz..
Halil Hoca sonradan A.Geylani Hazretlerine ait olmayan sözler eklenmiştir diyor...
Burda kastedilen eserin Türkçe tercümesi değildir,bizzat hocaya sordum bugün ve eserin orjinali dediğimiz nüshasına bu eklemeler yapıldığı iddiası var..
Ve hocam eser neden okunmamalı dediğimde
Bu esere eklenen bazı hikayeler var ve bunu ilim ehli olmayanlar okursa zarar görebilir...
Yoksa ilim ehli olan bunu farkedebilecek kişiler okuyabilir dedi..
Yani burda dikkat ederseniz eserin tümü silinmiyor..Önemli bir nüans var dikkat çekiyor..
Siz de takdir edersiniz şimdi günmüzde ilim medreseleri var mıdır yoktur..O yüzden halkın genelinde böyle ilmi yönden gelişmişlik olmayınca hoca da bu yüzden böyle bir ikazda bulunmuş...
Öğrenen yetişen kardeşlerimiz var..Onların okumasında zarar olmaz belki ama..Bunların sayısı da ne kadardır bilinmez...
Yani demek istediğim ilmi alt yapı gerektiyor bu eserleri okumak...Ama sakın bu yanlış anlaşıp da Gunye tümden okunmasın hepsi tahrif gibi yanlış yorum yapılıp vebale girilmesin...
Allahu teala razı olsun. Hancı kardeşimizin sualine binâen "Eskimez Yazılar" bölümünde bir başlık attım. Umarım bakarsınız.
Bende bu eserin "Umdetu's-Salihin" isimli osmanlıca tercemesi (Matbaa-i Osmaniyye baskısı) var. Zaten şu an piyasada mevcud türkçe tercemeler de bu eserin sadeleştirilmiş hali.
İlim erbabı doğruyu-yanlışı, hurafeyi-sünneti ayırabilecek seviyede olmazsa, bu tür eserlere dokunmaz zaten. Daha evvelki yazımızda da eserlerin bazılarını kısmen, bazılarının da tamamen tahrife uğramıl olduğunu bildirdik. Ancak bunları ehli sünnet uleması zaten bildirmiştir.
İmam-ı Gazali'ye nisbet edilen ve münazara ettiğim hemen hemen her Caferi tarafından öne sürülen "Sırrul-Alemîn" kitabının da bu tahrif edilmiş düzmece eserlerden olduğu bilinir. İbn-i Arabi'nin eserlerine de bu tür tahriflerin bulaştığını Ebussuud Efendi Hazretleri bildiriyor. Ve daha niceleri.
Neyse. Allahu teala razı olsun.
ecmain..Rabbim cümlemizden razı olsun inşaAllah.. Rabbim Her zaman Hakkı Hak olarak göstersin ve uymayı nasip eylesin inşaAllah
Elimizden geldiği kadarıyle eser tetkikatı yapıyor ve müslüman kardeşlerimize açıklıyoruz.
Bundan takriben 4-5 sene evvel sürüyle kitap yakmıştık, bu tür tetkikat sonucu "güvensiz" olarak damgaladığımız. Bulunduğumuz belde de (Avusturya) şube şube gezip, kütüphanelerde bu taramayı yapmıştık.
Bilgisi olanların kendi çaplarında bu tür araştırma yapmaları üzerlerine vazifedir. Vazife olmayanlar da bu tür eserlerden ellerini çekerler.
Alıntı yapılan: muallim - 08 Temmuz 2005, 15:18:41
İmam-ı Rabbâni Müceddid-i Elf-i Sâni (R.A.) diyor ki:
"Ben seyr-i sülûk-u ruhanide görüyordum ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan mervi olan kelimat, nurludur. Sünnet-i Seniyye şuaı ile parlıyor. Ondan mervi olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve hâlleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki: Sünnet-i Seniyyenin şuaı, bir iksirdir. Hem o Sünnet, nur isteyenlere kâfidir, hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur."
Bu Imam Rabbaninin hangi mektubunda geciyor?
hocam tesekkürler paylasimlar icin