Sadakat İslami Forumları

DİNİ KATEGORİLER => GÖNÜL SULTANLARIMIZ => EVLİYAULLAH => Konuyu başlatan: Fatihan - 26 Eylül 2007, 19:04:56

Başlık: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Fatihan - 26 Eylül 2007, 19:04:56
İmam Rabbanî’yi anlamak, belli şartları ve kuralları olan ve her şeyden önce ciddi bir alt yapı isteyen bedeli yüksek bir iştir. Bu işe kollarını sıvayan kimsenin gerek aklî gerekse rûhî istidatları yeterince gelişmiş olmalı ve bu uğurda gerekirse bütün bir ömrünü harcamayı göze almalıdır. İmam Rabbanî’nin geçtiği irfan basamaklarını geçmeden, onun her basamakta yaşadığı ve hissettiği lâhûtî zevkleri tatmadan onun sözlerini, marifetlerini anladığını ileri sürmek beyhûde bir çabadır. Bu bakımdan İmam Rabbanî’yi anlamak yine İmam Rabbanî olmakla mümkündür, dense yeridir. Dolayısıyla –bu yazı başta olmak üzere- İmam Rabbanî üzerine yapılan konuşmalar ve kaleme alınan makaleler onun irfan havzasını kuşatmayı hedeflememektedir. Belki bunlar belli yönleriyle İmam Rabbani’yi tanımaya yönelik masum çabalardır. Bu konuda ülkemizde yapılan çalışmalar işaret ettiğimiz hususa iyi bir örnek teşkil etmektedir.  İmam Rabbanî’yi tanımaya yönelik bu çalışmalar ağırlıklı olarak onun siyasî ve aktüel yönüyle alakalıdır. Bu gibi çalışmalarda onun bir yandan sapık fırkalara karşı, diğer yandan da “din-i ilahî”nin kurucusu olan dönemin devlet başkanı Ekber Şah’a karşı verdiği iman ve sünnet mücadelesi öne çıkarılmakta ve iyi bir aksiyon adamı portresi çizilmektedir. Kanaatimizce bu hususun sık sık gündeme getirilmesi İmam’ın ilmî ve tasavvufî yönünü gölgelemiş, adı bir yandan Bâkıllanî, Gazzalî ve Taftazanî’lerle; diğer yandan Kuşeyrî, Sühreverdî ve İbn-i Arabî’lerle anılması gereken koca bir fikir ve gönül adamı dar bir çerçeveye hapsedilmiştir. Binaenaleyh bu makalede İmam Rabbanî, daha çok –diğer çalışmalarda ihmal edilen - kelam ve tasavvuf alanındaki ayrıcalıklarıyla incelenecek ve bu sayede onun bu alandaki seçkinliğine bir nebze ışık tutulacaktır.

Şunu baştan belirtmeliyiz ki; İmam Rabbanî’yi anlamak için sadece tasavvufî tecrübe yetmediği  gibi, sadece kelamî / felsefî birikim de yetmemektedir. Çünkü o, biri hakikatın ilham ve sezgisel boyutu, diğeri akıl ve fikir boyutu olan tasavvuf ve kelamı özümsemiş, bunları birbiriyle barıştırmış en büyük sûfîdir. O bir yandan ruhî algıların karmaşık kodlarını (ilham / zuhurat) çözmek üzere akl-ı selîmi rehber edinmiş, diğer yandan dizginleri kendi ellerine bırakıldığı zaman alabildiğine sığlaşan aklî tecrübenin önünü engin ruh tecrübesiyle açmayı başarmış bir irfan meşalesidir. Şu halde İmam Rabbanî’yi anlama konusunda onun kelamî ve tasavvufî yönünün incelenmesi öncelik arz etmektedir

İmam Rabbanî’nin tasavvufî ve kelamî yönü ele alındığında, genelde ilk devirlerden itibaren tasavvuf ve kelam terminolojisinin gözden geçirilmesi ve özelde İbn-i Arabî ve Seyyid Şerif Cürcânî’nin eserlerinden faydalanılması büyük önem arz etmektedir. Nitekim kendileri ufak yaşlardan itibaren muhterem babalarının rehberliğinde aklî, şer’î, lugavî ve tasavvufî ilimleri tahsil etmiş, çocuk denecek yaşlarda icazet almaya hak kazanmıştır.[1] Bu dönemlerde İmam Rabbani’nin, Kelâbâzî’nin et-Taarruf ‘u, Sühreverdî’nin Avarifü’l-Meârif’i ve İbn-i Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’i başta olmak üzere ana tasavvuf metinlerini elden düşürmediği anlaşılmaktadır.[2] Bilindiği gibi Kelâbâzî’nin et-Taarruf’u ilk devirlerden itibaren tasavvuf öğretisini ve bu yolun büyüklerini tanıtan en önemli kaynak kitaptır. Buna ek olarak Fusûsu’l-Hikem’in teorik tasavvuf anlayışının en temel metni olduğu göz önünde bulundurulursa, İmam Rabbanî’nin, mütekaddiminden müteahhirine değin bütün bir tasavvuf literatürüne vukufiyet sahibi olduğu anlaşılır. Yine İmam Rabbanî’nin Molla Camî’nin Nefahât’ı ve Ubeydullah el-Ahrâr’ın risalelerini mütalaa ettiği ve bu kitaplardan ziyadesiyle faydalandığı da mektuplarından anlaşılmaktadır. Bu vesileyle İmam Rabbanî’nin, manevî tecrübelerini yaşadığı Nakşibendî tasavvuf çizgisini de yakından inceleme fırsatı bulduğu görülmektedir. İmam Rabbanî’nin mürşid olduktan sonra bile şer’î ilimlerle iştigal ettiği; fıkıhtan Hidaye, usulden Bezdevî, Tavzîh ve Telvîh gibi kitapları mütalaa ettiği de mektuplarda açıkça ifade edilmektedir.[3] Ayrıca kaynaklarda İmam Rabbanî’nin, talebelerinden Bedreddin es-Serhendî’ye Şerhu’l-Mevâkıf, Beyzâvî ve Azudiyye gibi kitaplar okuttuğu yönünde bilgiler bulunmaktadır.[4]

İmam Rabbanî’nin sürekli mütalaa ettiği Şerhu’l-Mevâkıf, geç dönemlerde kaleme alınmış olması bakımından kendinden önceki kelamî birikimi sonuna kadar tahlil etme şansını en iyi biçimde değerlendirmiş, bu alanda ortaya koyduğu tesbitler geleneksel çevreler tarafından son söz olarak kabul edilmiştir.

Tahsil hayatı sırasında okuduğu/mütalaa ettiği kitaplar bir yana, mektuplarından da anlaşıldığı gibi İmam Rabbanî’nin, kaza ve kader gibi kelamın en girift konuları hakkında son derece analitik izahlarda bulunması ve birçok kelamî problemi muknî açıklamalarla çözüme kavuşturması da onun kelam ilminde ne kadar dirayet sahibi olduğunu göstermektedir. Bu gibi konularda İmam Rabbanî’yi diğer kelamcılara kıyasla daha avantajlı kılan husus, aldığı eğitim ve zeka durumu gibi özelliklerinden daha çok onun tasavvufî zevk ve tecrübesinde gizlidir. İnsan zihninin zor zahmet hayal edebildiği soyut kelamî problemleri ele alan İmam Rabbanî, tasavvufî neşvesinin kendisine kazandırdığı derin kavrayışı ve ince anlayışı sayesinde bu konulara açıklık getirmekte, beklenmedik tesbitlerle çözümlerine işaret etmektedir.

Söz gelimi İmam Rabbanî, kelam kitaplarında sıkça tartışılan kulların fiilleri problemini ağırlıklı olarak tasavvufî tecrübesine borçlu olduğu cemat teorisiyle çözmektedir. Bu teoriye göre İmam Rabbanî et ve kemikten oluşan insan bedenini cemat/donuk bir varlık olarak gördüğü gibi, insan bedeninden sadır olan işleri de kuru ve cansız hareketler olarak görmekte ve bunların hepsini Allah’ın yaratmasına bağlamaktadır. Şu kadar varki insandan sadır olan fiillerde insanın bedeni Allah’ın kudretini perdeleyen sebep konumundadır. Fakat şunu da ifade edelim ki, İmam Rabbanî bu anlayışıyla sebeplerin fonksiyonunu kökten reddetmemektedir. O sebeplerin bazen sonuçlara tesir ettiğini kabul etmekle birlikte bu tesirin Allah’ın yaratmasıyla gerçekleştiğini ileri sürmektedir. İmam Rabbanî’ye göre Allah bazen sebeplerde işin oluşması için gerekli tesiri yarattığı gibi bazen de bunu yaratmamaktadır. Nitekim esbâbına tevessül ettiğimiz halde istediğimiz sonucu elde edemediğimiz zamanlar olur.[5]

Görüldüğü gibi İmam Rabbanî bu en dakik kelamî/felsefî problemi geliştirdiği “cemat teorisi”yle kolayca çözüme kavuşturmaktadır. İmam Rabbanî’nin insan bedenini ve bu bedenin ortaya koyduğu hareketleri cemat/donuk varlıklar olarak görmesinin ardında şüphesiz onun her an iç içe olduğu zat ve sıfat tecellileri yatmaktadır. Kimbilir kaç defa zevkine erdiği “hayat sıfatı”nın tecellisiyle her şeyi canlılığını Hak’tan alan kuru varlıklar olarak görmüştür!

İmam Rabbanî kulların fiilleri problemine getirdiği çözümü bu kadarlık bir izahla bırakmamakta, takdir ettiği itirazlara verdiği cevaplarla bu çözümü pekiştirmektedir. Konuyu ele aldığı bir diğer mektupta İmam Rabbanî, insanın kendisini ve yaptığı işleri taş toprak gibi kuru/cansız bir varlık kabul ettiğimiz takdirde, yaptığı işlere karşılık insanın mükafat veya ceza almasını nasıl açıklayabiliriz, diye ifadelendirdiği bir itirazı şu sözlerle cevaplamıştır:

 Mükellef(sorumlu) insanlarla cansız taş arasında fark vardır. Zira sorumluluğun sebebi güç ve iradedir. Taşta ne güç ne de irade bulunur. İnsanlar böyle değildir. İnsanlarda irade vardır. Fakat onların iradeleri de, arzu ettikleri şeyin meydana gelmesi konusunda bir tesir ifade etmeksizin, Allah'ın yaratması ile olduğundan bu irade de ölü gibi kabul edilmiştir. İnsanlardaki iradenin faydası, gerçekleştiğinde adet üzere arzulanan şeyin yaratılmasıdır.[6]

İmam Rabbanî, şer’i ilimlerle iştigali sırasında tefekkür ve nazar yoluyla elde ettiği kelamî bilgilerini, seyr-i sülûkü sırasında nail olduğu ilham ve keşifleriyle teyid etmiş, sonunda Ehl-i sünnet kelamcılarının ortaya koyduğu esaslarla Ehlullahın keşifleri arasında bir fark olmadığını anlamıştır. Bir farklaki Ehl-i sünnet alimleri bu görüşlere nazar yoluyla varmışken, Ehlullah bunlara keşif yoluyla varmıştır. Fakat İmam Rabbanî, keşfî bilgilerin Ehl-i sünnetin görüşleriyle birebir uyuşması için mutlaka nübüvvet makamından sonra en yüksek makam olan sıddîkıyet makamına varılması gerektiğini, bunun altındaki makamlara ait bilgilerde manevi geçginlik izleri bulunduğunu ve güvenilir olmadığını söylemektedir.[7]

İmam Rabbanî’nin ortaya koyduğu bu tavır aslında ilk devirlerden itibaren sûfîlerin baskın karakterini yansıtmaktadır. Mesela İmam Kuşeyrî bir ifadesinde insanları ehl-i nakil ve ehl-i akıl olmak üzere ikiye ayırmış, sûfîlerin bu iki grubun da üstünde bulunduğunu, insanlar için gayp olan konuların onlar için aşikar olduğunu belirtmiştir. Bunun yanında insanların kavuşmayı arzuladıkları bilgi ve hikmetleri onların Allah’ın lütfuyla çoktan bulmuş olduklarını söylemiştir. Bu ifadelerinin sonunda Kuşeyrî -İmam Rabbanî’nin ifade ettiği gibi- diğer hakikat araştırıcılarını istidlal ehli görürken sûfîleri visal ehli olarak görmektedir.[8]

Fakat İmam Rabbanî’yi bu konuda da ayrıcalıklı kılan husus visali sonucu eriştiği hakikatleri en ince ayrıntısına kadar ortaya koyması ve bunları istidlal ehlinin bilgisiyle uyuşturabilmesidir. İmam Rabbanî öncesi devirlerde bir çok mutasavvıf visal yolunu takip ettiği halde buna muvaffak olamamış, ileri sürdükleri birçok fikir Ehl-i sünnet çizgisini aşmıştır. İmam Rabbanî’nin bu konuda en çok eleştirdiği sûfî şüphesiz İbn-i Arabî’dir. O bir çok mektubunda, henüz sıddîkiyet makamına varamadığı için net bir bilgi kaynağına ulaşamadığını söylediği İbn-i Arabî’yi Ehl-i sünnet prensiplerine muhalefet etmekle tenkit etmiş, bu hususlarda onun görüşlerinden uzak durulması gerektiğini bildirmiştir.[9] İmam Rabbanî bu eleştirileri yaparken İbn-i Arabî aleyhine oluşan kamuoyunun etkisi altında kalmamış, aksine ilk zamanlar İbn-i Arabî mesleğini takip ettiği halde sonraları daha yüksek makamlara ulaşarak bu mesleği terk ettiğini ve bundan daha mütekamil bir meslek olarak kendisine vahdet-i şuhût yolunu seçtiğini ifade etmiştir.[10]

İmam Rabbanî’nin diğer sufilerden bir farkı da onun hem kelamcı hem de sûfî olmasıdır. Çocukluk çağından itibaren aldığı kelam eğitimi, sonraları karşılaşacağı tasavvufî hallerinde Ehl-i sünnet esaslarına riayet edip ölçüyü korumasını sağlamıştır. Bir çok mutasavvıf kelam mesleğini tasvip etmediği halde İmam Rabbanî bu mesleği benimsemiş, fakat fikir ve nazar yollarının tıkandığı konularda tasavvufî tecrübesinden yararlanmıştır. Söz gelimi sûfîliğin önderlerinden İbn-i Arabî kaza-kader, kulların fiilleri, cehennem azabının ebedîliği gibi konularda felsefî eğilimlere boyun eğerken İmam Rabbanî bu konularda Ehl-i sünnet kelamcılarının çizgisinden asla taviz vermemiştir.

İmam Rabbanî’yi bir sûfî olarak incelediğimizde onun bu alanda da kendine has bazı tesbitlerinin olduğunu ve tasavvuf mesleğinde de önemli açılımlar gerçekleştirdiğini görürüz. İmam Rabbanî’nin bu alandaki açılımları genelde kavramlarla ilgili olmuştur. Ağırlıklı olarak vahdet-i vücût anlayışının hakim olduğu tasavvuf terminolojisini eleştiren İmam Rabbanî, tasavvufî kavramların oluşmasında rol oynayan vahdet-i vücutçu çevrelerin seyr-i sülûk mertebelerinin sonuna varamadıklarını, bu sebeple de bilgilerinin güvenilir olmadığını söyler. Mesela İmam Rabbanî bu çevrelerin cem ve fark kavramıyla alakalı görüşlerini şu ifadeleriyle eleştirir:

 “…Biraz evvel sözünü ettiğim kalp makamına iniş, hakikatte fark makamına iniştir ki, bu makam irşad makamıdır. Burada fark makamı, ruhun nuruna daldıktan sonra -ki bu cem' makamı dır- nefsin ruhtan, ruhun da nefisten ayrıştırılmasıdır. Bundan önce cem’ ve fark dan anlaşılan şey manevî sarhoşluktan ibarettir. Zira bunların fark makamı olduğunu sandıkları şey, Hak Teala’yı halktan ayrı görmektir ki bunun gerçekliği yoktur. Çünkü onlar anılan ruhu Hak Teala sanıyorlar, onun nefisten ayrıldığını görünce de, Hak Teala’nın halktan ayrıldığını görmüş olduklarını zannediyorlar. Manevî sarhoşluğa düşenlerin bilgileri  genelde bunun gibidir.”[11]

Görüldüğü gibi İmam Rabbanî, cem’ ve fark kavramlarıyla ilgili tasavvuf terminolojisine mal olmuş anlayışı eleştirmekte, bu konudaki hakim görüşün manevi geçginlik illeti taşıdığını belirterek bunların farklı manalara geldiğini söylemektedir. İmam Rabbanî’ye göre cem’, kulun herşeyi Allah olarak görmesi, fark da herşeyi Allah’tan ayırt etmesi değildir. Ona göre cem’, nefsin ruhun nurlarına gark olup kendinden geçmesi, fark da, bu durumdan kurtularak kendine gelmesidir. Yani İmam Rabbanî’ye göre vahdet-i vücutçular Allah’la ruhu birbirine karıştırmakta, nefsin ruhun nurlarına karışıp onunla birleşmesini Allah’la karışıp birleşmek olarak görmektedirler.

İmam Rabbanî’nin tasavvuf alanında gerçekleştirdiği en büyük açılım vahdet-i vücût teorisine karşı geliştirdiği vahdet-i şuhût tasavvurudur. Birçok sûfîyi etkisi altına alan bu teori, İmam Rabbanî’nin tenkitleriyle sarsılmış ve bundan daha üstün ve daha gerçekçi bir kavramla tasavvuf dünyasının ufukları açılmıştır. İmam Rabbanî mektuplarında sık sık bu probleme değinmiş, vahdet-i vücût teorisiyle kendisinin geliştirdiği vahdet-i şuhût tasavvurunu karşılaştırarak vahdet-i vücût teorisinin aklî ve şer’î kriterler açısından tutarsız olduğunu ispatlamıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi isteyenler Mektubat’ın birinci cildinde yer alan otuz birinci ve kırk üçüncü mektuplara bakabilirler. Biz makalenin ebatlarını daha fazla büyütmemek için ilgili mektuplarda geçen ifadeleri buradan aktaramıyoruz.

“İmam Rabbanî’yi anlamaya doğru” başlıklı yazımızda İmam’ın gerek kelam gerekse tasavvuf sahalarında nasıl bir mevki arz ettiğini anlatmaya çalıştık. Bu vesileyle İmam Rabbanî’nin anlaşılabilmesi için -makalenin başında da belirttiğimiz gibi- hem kelamî hem de tasavvufî birikime sahip olmanın gerekliliğini ortaya koymaya gayret ettik.

Son olarak şunu da ifade etmeliyiz ki; İmam Rabbanî’yi anlamak sadece bu iki hususa riayet etmekle mümkün olacak türden kolay bir iş değildir. İmam Rabbanî, mektuplarında emir aleminin adeta haritasını çıkartmış, arş ötesi alemi  makamlar arası mesafelerine kadar karış karış ölçmüş bir velidir. Şu halde derin ruhî tecrübelerinde İmam Rabbanî’ye eşlik edecek –veya hiç olmazsa onun izini sürebilecek- ulvî bir ruha sahip olmak da gerekecektir. Kuşkusuz böyle bir ruhî yapıya kavuşmak için, önce Ehlullaha duyduğu sonsuz muhabbet sayesinde ilahî tecellilerin zevkine varmış duru bir gönül, sonra lâhût aleminden aldığı şifreleri doğru çözümleyebilecek özel bir istidatın lüzûmu izahtan varestedir.


 
--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Şarkpûrî, Muhammed Halim, İmam Rabbanî, çev. Ali Genceli, Konya 1978, s. 16.

[2] Ansarî, Muhammed Abdulhak, Sufism and Shariah, Leicester / UK, 1986, 12.

[3] İmam Rabbanî, Mektubat, c. 1, Sekizinci mektup.

[4] Abdulhay b. Fahreddin el-Hasenî, Nüzhetü’l-Havâtır, Multan / Pakistan 1992, c. 5, s. 101.

[5] İmam Rabbanî, Mektubat, c. 1, İki yüz altmış altıncı mektup.

[6] A.g.e., c. 1, On sekizinci mektup.

[7] A.g.e., c. 1, On sekizinci mektup.

[8] El-Kuşeyrî, er-Risaletü’l-Kuşeyriye, Daru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, 1998, s. 477.

[9] İmam Rabbanî, Mektubat, c. 1, İki yüz altmış altıncı mektup.

[10] A.g.e., Sekizinci Mektup; On Sekizinci Mektup.

[11] İmam Rabbanî, Mektubat, c. 1, On Altıncı Mektup.


Talha Hakan Alp
Başlık: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: buqette - 27 Eylül 2007, 16:38:52
Sağolasın arkadaş Tek kelimeyle mükemmel !!

Rabbani,Gazzali,Hariri;Ferided-dini Attar Allah yolunu tarif eden bu zatlar sadece kendileri ulaşmakla kalmamış etraflarında bulunan bu yola baş koymuş nice müridlerine de bu zevki tatdırmıştır.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: Mahi - 19 Haziran 2008, 16:29:36
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

Ehlin gönlü için (âilenin gönlünü almak için) günah işlemek ahmaklıktır.

- Farzı bırakıp, nâfile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.

- İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.

- Kâfirlere kıymet vermek, müslümanlığı aşağılamak olur.

- Mübahları gelişi güzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüphelileri yapmak da harama yol açar.

- Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

- Sünnet ile bid'at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

- Zekât niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar altını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

- Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyâmet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!

- Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.

Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: Fatihan - 17 Mayıs 2009, 19:49:00
İmam-ı Rabbânî (k.s.) Hz, Mektubât-ı Şerife isimli kıymetli eserlerinde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesinin ehemmiyetinden defalarca bahsetmiş ve bu hususa çok dikkat edilmesi icab ettiğini ifade etmişlerdir. İşte bu mübarek mektuplarından birinde İmam-ı Rabbânî Hz. şöyle buyuruyorlar :

“ Ey saadete muvaffak kılınmış olan evladım. Hepimize lazım olan, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin, Kitab ve Sünnet’i layık olduğu şekilde anladıktan sonra çıkardıkları hükümlerle itikadımızı tashih etmektir. Ehl-i Sünnet’in büyüklerinin görüşlerine muvafık olmadığı müddetçe hiç birimizin görüşü muteber değildir. Görülmüyor mu ki, her bid’atçi ve sapık, kendi batıl görüşlerini Kitab ve Sünnet’ten aldığını iddia etmektedir.”

(Mektûbât-ı Şerife, 1. Cild, 157. Mektup)
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: Uludag - 17 Mayıs 2009, 22:46:33
İmamı Rabbani hazretleri kendi zamanına kadar, peygamberlerden sonra, kimsenini ulaşamadığı, kemalatı nübüvvet yolunda sıddıkıyyetten de maada "mahbubiyyet" makamına ulaşmıştır. Onun fevkında olacak olan tek zat ahir zamanın tasarruf sahibi Hz Mehdi A.R hazretleridir. Onun için O'nun diğer evliyaullah ile kıyaslanması düşünülemez. Kemalatı ülülazm sahibi ve ikinci bin senenin kıyamete kadar ışık tutacak yegana imamıdır. Tüm itikadı meseleler ve tarikatlar onda birleşmiş ve sonra tekrar dalllanarak devam etmiştir. Ona bağlı olmayan tarikatların nuru kesilmiştir. Onun ismi geçince akan sular durur. Hz Allah şefaatlerine nail eylesin..

Sürcü lisan olduysa affola ve Hz Allah en dogrusunu bilir.  &))
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: ihvan - 18 Mayıs 2009, 14:34:11
Esef onu bilmeyene  ahhh,         duymayana  ahhh
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: lalegül - 02 Haziran 2009, 20:00:07
İmamı Rabbani hazretleri kendi zamanına kadar, peygamberlerden sonra, kimsenini ulaşamadığı, kemalatı nübüvvet yolunda sıddıkıyyetten de maada "mahbubiyyet" makamına ulaşmıştır. Onun fevkında olacak olan tek zat ahir zamanın tasarruf sahibi Hz Mehdi A.R hazretleridir. Onun için O'nun diğer evliyaullah ile kıyaslanması düşünülemez. Kemalatı ülülazm sahibi ve ikinci bin senenin kıyamete kadar ışık tutacak yegana imamıdır. Tüm itikadı meseleler ve tarikatlar onda birleşmiş ve sonra tekrar dalllanarak devam etmiştir. Ona bağlı olmayan tarikatların nuru kesilmiştir. Onun ismi geçince akan sular durur. Hz Allah şefaatlerine nail eylesin..


Amin...
Allah c.c. razı olsun.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani'yi Anlamaya Doğru
Gönderen: Nakkaş - 12 Şubat 2010, 09:19:51
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, İslamiyet'in bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok üstün ve kıymetli olur. [Hele başka maniler de araya katılırsa, bunları dinlemeyip yapılan ibadetin sevabı o kadar çoktur ki, ancak Allahü teâlâ bilir.] Çünkü, engeller karşısında, ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Engel olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır.

Bunun içindir ki, insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, engeller arasında ibadet ediyor. Melekler ise, engel olmadan emre itaat ediyor. Savaşta, askerin kıymeti artar ve savaşırken ufak bir hizmetleri, barış zamanındaki büyük gayretlerinden daha kıymetli olur.

 (3/35)

Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Tuğra - 12 Mayıs 2010, 01:36:39
Teşekkür ederiz.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: soran - 13 Mayıs 2010, 15:39:56
pardon ben imamı rabbani kimdir bilmiyorum biraz adından yani bu zatın kimliginden bahsederseniz sevinirim
Başlık: İmam-ı Rabbani Hazretleri
Gönderen: Tuğra - 13 Mayıs 2010, 17:10:04
İMAM-I RABBANÎ MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNÎ AHMED FARÛKÎ SERHENDÎ (K.S.)
--------------------------------------------------------------------------------
Silsile-i Nakşibendiyye-i aliyyenin 23. halkasıdır. Hicrî 971. senesi âşurâ günü Hindistan’ın Serhend şehrinde dünyaya geldi. 1034 safer ayının 29. Salı günü Serhend’de vefat etti. İsmi Ahmed’dir. İmam-ı Rabbanî ismiyle meşhurdur. Unvanı, kendisine Allah tarafından ilim ve hikmet verilmiş olduğundan “Müceddid-i Elf-i Sânî“, Hazreti Ömer’in soyundan olduğu için “Farukî" , Serhend şehrinde dünyaya geldiği için “ Serhendî “ dir.

İmam-ı Rabbanî hazretleri ilk tahsilini babasından yapmış, küçük yaşda Kur’an-ı Kerimi ezberlemiştir. Babasının vefatından sonra Muhammet Bâkî- Billah (k.s.) hazretlerine talebe oldu, ona intisab etti ve icâzet aldıktan sonra memleketine dönerek ilim öğretmeye ve irşâda başladı.

Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni bir din getiren Resuller gönderilirdi. Her yüz senede bir nebî gelir, din sahibi peygamberin dinini değiştirmez, kuvvetlendirirdi. Hadis-i şerifte bu ümmete ise her yüzyıl başında İslam dinini kuvvetlendiren bir alim geleceği haber verilmektedir. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’den sonra peygamber gelmeyeceğine göre kendisinden bin sene sonra İslam dinini her bakımdan ihya edecek, dine sokulan bid’atleri temizleyecek, tam vâris, âlim ve ârif bir zatın olması lâzımdı. Hadis-i Şerifler bunu bildirmektedir. Bu mühim hizmeti İmam-ı Rabbanî Hazretleri yapmıştır. Bütün İslam âlimleri bunda ittifak etmişlerdir. Sapıkların iftirâsı üzerine sultan, İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin hapsedilmesini emretti. İmam-ı Rabbanî Hazretleri üç yıl kadar mahpus kaldı. Sonra Sultan yaptığı hatayı anladı ve onu hapisten çıkardı. İhsan ve ikramda bulundu.

İmam-ı Rabbanî Hazretleri kendisinden önce yaşamış velilerin sekr (manevi boşluk) halindeyken söyledikleri sözleri gayet açık bir şekilde îzâh etmiş, bu büyüklerin yanlış anlaşılmasına mâni olmuştur. Fasîh ifâdeleri ve vecîz sözleriyle bazı evliyanın kâfî şekilde anlamak ve anlatmaktan aciz kaldığı yüksek tasavvufî hakikatleri açıklamıştır. Sorulan suallere verdiği cevaplarla tasavvufta iyi anlaşılmayan husus bırakmamış, böylece Müslümanları kandıran ve şaşırtan cahillerle, dünya düşkünü bozuk tarîkat taklitçilerinin maskelerini indirmiştir.

Zamanın alimleri İmam-ı Rabbanî Hazretlerine “sıla” ismiyle hitap ettiler. Sıla birleştirici demektir. Çünkü o,tasavvufun dinden ayrı bir şey olmadığını isbât etmiştir.

İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin en mühim eseri Mektûbât-ı Şerif dir.
Başlık: İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) Şemaili
Gönderen: Tuğra - 13 Mayıs 2010, 17:12:52

İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) Şemaili

İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) onyedi sene sohbetinde ve hizmetinde bulunan ve talebelerinin meşhurlarından olan Bedreddin Serhendi, Hadarat-ül Kuds kitabında, İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) şeklini, suretini, mübarek yüzünü şöyle tarif etmiştir.

-"Onun mübarek hilyesini şöyle beyan edelim ki, sevenleri ve yolunda bulunanlar, onun mübarek yüzünü ve sohbetlerini düşünerek feyz alsınlar. Beyaza yakın buğday tenli ve açık alınlı idi. Alnında ve mübarek yüzünde öyle bir nur parlardı ki, ona bakacak takat kalmaz¬dı.

Bir talebesi de; " Ne zaman mübarek yüzüne baksam, alnında ve yanaklarında "Allah" yazılı görürdüm" demiştir.

Kaşlarının arası açık idi. Kaşları yay gibi olup, uzun, siyah ve ince idi. Gözleri irice olup, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Mübarek burnunun ortası yük¬sekçe olup, ince idi. Dudakları kırmızı ve ince idi. Dişleri sık, birbiri¬ne bitişik olup, inci gibi parlar idi. Sakalları sık, heybetli ve yuvarlak olup, yanaklarına taşmazdı. Uzun boylu ve ince yapılı idi. Yani şiş¬man değildi. Sıcakta da olsa teri hep misk gibi kokardı. Yüzünün gü¬zelliği Yusuf aleyhisselamın güzelliğini andırırdı. Vecaheti (heybeti), vakarı Halilürrahman İbrahim aleyhisselamın heybetini andırırdı. Onu gören gayr-i ihtiyari, Yusuf aleyhisselamın güzelliğini bildiren;

"Böyle insan olmaz, bu ancak üstün bir melektir" (Yusuf-31) me¬alindeki ayet-i kerimeyi hatırlardı ve "SübhanAllah bu Allah ü Tealanın veli kuludur" derdi ve;

"Görüldüklerinde Allah ü TeaIayı hatırlanır" hadıs-i şerifini hatırlardı. Ondan her an ve her saat harikalar zuhur ederdi.


Altun Silsile-  Silsileyi Saadatı Nakşibendiyyeyi Aliyye
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: adıgüzel - 19 Mayıs 2010, 21:58:48
Hz.Allah razı olsun.
Başlık: İkinci binin müceddidi İmamı Rabbani K.S.
Gönderen: Ay Işığı - 29 Mayıs 2010, 09:38:26
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye-i Aliyye'nin yirmi üçüncü halkasıdır. H. 971/ M. 1564 yılında Âşûrâ gününde Hindistan'ın Serhend bel­desinde doğmuştur. İsmi Ahrmed, babasının adı Abdülehad dedesinin adı Zeynelâbidîn'dir. Lakabı Bedreddin, künyesi Ebu'l-Berekât'tır. İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri'nin nesli 28. batında Hz. Ömer'e (r.a.) ulaşır.

Daha çok "İmâm-ı Rabbânî" ismiyle bilinir. Hicrî ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı "Müceddid-i Elf-i Sânî"dir. Ahkâm-ı İslâmiyye ve tasav­vufu birleştirmesinden dolayı da birleştirici mânâsında "Sıla" ismi verilmiştir. Hz. Ömer'in (r.a.) neslinden geldi­ği için "Fârûkî" diye anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle "Serhendî" denilmiştir. Bütün bu vasıfları ile ismi, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Şeyh Ahmed-i Fârûkî Serhendî'dir.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, zamanının âlimleri, talebeleri ve müridleri arasında "Sıla" ismi ile meşhur olmuştur. Sıla, birleştirici demektir. O, tasavvufun ah­kâm-ı İslâmiyeden ayrı bir şey olmadığını isbât ederek, Ahkâm-ı İslâmiye'yi tasavvufla birleştirmiştir.

İmam Suyûtî'nin Cem'u'l-Cevâmi' adlı eserinde ge­çen bir hadîs-i şerîfte "Ümmetimden Sıla isminde biri gelir, onun şefaati ile birçok kimse cennete girer." buyurulmuştur. Hadîs-i şerîfte müjdelenen Sıla ismini ondan önce kimse almamıştır.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de bir mektubunda "Beni iki derya arasında Sıla yapan Allah'a hamdolsun." buyurmuştur. (2/6. mektup)

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, Müceddid-i Elf-i Sânî'dir. Yani hicrî ikinci bin yılın müceddidi, yenileyicisidir. Bu ismi ona ilk olarak üstazı Muhammed Bakî Billâh (k.s.) vermiştir. İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri de bazı mek­tuplarında müceddid olduklarına işaret etmiştir.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri 28 Safer 1034 (10 Aralık 1624) tarihinde 63 yaşında oldukları halde Serhend'de vefat etti. Kabr-i şerîfleri Hindistan sınırları içerisinde olan Pencab eyâletine bağlı Serhend beldesindedir.

 Fazilet Takvimi
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: gülçiçek - 29 Mayıs 2010, 19:15:57
Rabbim şefaatlerine nail eylesin.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: iniz_hay - 29 Mayıs 2010, 21:18:18
amin...
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Günbatımı - 31 Mayıs 2010, 19:03:15
Rabbim şefaatlerine nail eylesin.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: michaelwinchester - 21 Ekim 2010, 00:16:55
çok sevdiğim bir veli. Allah razı olsun.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 10 Şubat 2015, 23:08:01
Es-selâmu Aleykum,
Arkadaşlar,
Bendeniz İmam-ı Rabbani Hz.lerinin 260. Mektubunun şu paragrafında ;
"""Kutb-u irşad, ferdî kemalâtı dahi cami olduğu için, pek değerli bir varlıktır. Nice uzun asırlardan ve uzun zamanlar geçtikten sonra bir cevher misali zuhur eder. Zulmanî âlemi, zuhur nuru, ile aydınlatır. Onun hidayet ve irşad nuru, bütün âleme şamildir."""
bahsettiği zatın kim olabileceği hakkında bilgisi olan var mı diye sormak istiyorum.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 18 Şubat 2015, 22:32:26
Keza;
 İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mektûbât" adlı eserinde yer alan "285. Mektûb"unda; asırlardan, çok uzun zamanlar geçtikten sonra bir "Kutb-ı İrşâd"ın zuhûr edeceğine işaret ederek, bu zâtın "Ferdiyyet" makamına kadar çıkarılıp velâyetin en yüksek derecesi olan "Velâyet-i hâssa'-i Muhammediyye"ye vâris kılınacağını haber vermiştir:



"Allah-u Teâlâ'nın ihsânı ile sonun sonuna kavuşan seçkin bir kul, bu âleme geri döndürülür ve istidatlı kimselerin terbiyesi ona havâle edilirse, bu sırf Allah-u Teâlâ'nın fazlı ile gerçekleşir. Onun nefsini kulluk makâmına indirirler, artık rûhu nefisten ayrı olarak Allah-u Teâlâ'ya yönelir.

 Bahsedilen zât, 'Ferdiyyet' kemâllerinin sâhibidir, kutupları yetiştirme yetkisi işte buna verilmiştir. Burada "kutup"la kastettiğimiz 'Kutb-ı evtâd' değil, 'Kutb-ı irşâd'dır.

Zılliyyet (gölge) makamlarının ilimleri, mârifet derecelerinin asliyeti buna müyesser olmuştur. Hattâ onun bulunduğu makamda ne zıll (gölge) vardır, ne de asıl vardır; zîrâ bu zât zıll'ı da aslı da aşmıştır.



 Böyle kâmil ve mükemmel bir zâtın varlığı cidden bulunmaz bir şeydir. O kadar ki; onun zuhûru asırlardan, uzun zamanlar geçtikten sonra olsa da büyük bir ganîmettir. Âlem, onunla nûrlanır. Onun bir nazarı kalp hastalıklarına şifâdır, bir teveccühü beğenilmeyen çirkin ve düşük huyları giderir.

O öyle bir zâttır ki, urûc (mânevî yükseliş) mertebelerini tamâm etmiştir ki, velîlerin dereceleri içinde ondan daha üstün bir mertebe yoktur. O kulluk makâmına kadar inmiş, kullukla itminâna ermiş, huzûra erişmiştir. Mahbûbiyyet mansıbının kâbiliyyet ve yetkisi de ona verilmiştir.



 Bu zât, velâyet merteblerinin kemâlâtını kendinde toplamış, dâvet derecesindeki makamların tamâmına ulaşmıştır. Nübüvvet makâmına has olan 'Velâyet-i hâssa'dan dahî payını almıştır.

 Hülâsa, onun hakkında şöyle dense yeridir:

'Güzellik adına ne ki var, hepsi sende var!.." ("Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî", 285. Mektup)

İmam-ı Rabbani Hz.lerininin bu mektublarda bahsettiği zat kim olabilir acaba ?..
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 19 Şubat 2015, 01:41:01
Hazreti Mehdi Aleyhisselâm.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 20 Şubat 2015, 21:46:21
Nasıl anladınız Mehdi Aleyhisselâm olduğunu acaba ?
Yani, neden Mehdi Aleyhisselâm dememiş hazret de "bir zât-kutb-u irşad" demiş ?..ÜstrelikMehdi Aleyhisselâm'ın irşad yapmayacağı da bilniyor.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 21 Şubat 2015, 01:30:47
Nasıl anladınız Mehdi Aleyhisselâm olduğunu acaba ?
Yani, neden Mehdi Aleyhisselâm dememiş hazret de "bir zât-kutb-u irşad" demiş ?..

Mektub-u Şerif'te Kutb-u irşad denildiği için,
bu zaman da ahir zaman olduğu için,
ahir zamanda Hazreti Mehdi aleyhisselam zuhur edeceği için.

ÜstrelikMehdi Aleyhisselâm'ın irşad yapmayacağı da bilniyor.

Tam da vazifesi insanların irşadı ve hidayeti iken bunu da nerden çıkardınız?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 26 Şubat 2015, 11:09:36
Beyim, Mehdi Aleyhisselâm Kutb-u İrşad değil, Kutb-u Cihad'dır. Yani, O'nun görevi cihad etmektir. Bu konuda maalesef donanımınız yoktur. Bilmediğiniz konularda görüş beyan etmemeniz gerekiyor !
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 26 Şubat 2015, 14:48:49
Beyim, Mehdi Aleyhisselâm Kutb-u İrşad değil, Kutb-u Cihad'dır. Yani, O'nun görevi cihad etmektir. Bu konuda maalesef donanımınız yoktur. Bilmediğiniz konularda görüş beyan etmemeniz gerekiyor !

Kaynağınız nedir? Bir de kaynağınız aşağıdaki soruları da cevaplıyıverirse donanımımız artar inşAllah...

"Kâmil Mürşid'in" vasıfları nelerdir? Her Mürşid-i Kamil'in derecesi aynı mıdır? "Kutbu'l Aktab" ve "Kutbu'l İrşad" arasındaki fark var mıdır?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 26 Şubat 2015, 16:29:47
Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.

Said-i Nursi - >Emirdağ Lahikası
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 26 Şubat 2015, 16:49:14
Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.

Said-i Nursi - >Emirdağ Lahikası


Anlamadım açıklar mısınız, irşadı kim yapacakmış veya şuanda kim yapıyor o zaman?

Tabir-i caizse süper yetkilere ve salahiyete sahip olan velayet derecelerinin en üstünde bulunan bir Mürşid-i Kamil nasıl olur da vakit bulamaz?

"Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı" derken "Hilafet Sırrı Makamı"ndan mı bahsediliyor?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 26 Şubat 2015, 18:47:50
Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdinin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.

Said-i Nursi - >Emirdağ Lahikası


Yani demek istiyorsunuz ki Said nursi dedi tamam son nokta koyuldu.  Ayet ve hadisin dışına kimse son noktayı koyamaz.   Yani said nursi böyle tarif etti böyledir. bunun dışındakiler yetkisizdir.  Çok sığ bir zihniyet.

bu işler ayet ve hadislerde açık ve net olarak tarif edilmediyse ve kesin çizgilerle ifade edilmediyse o zaman herkes anladığını bildiğini konuşmaka kurana ve sünnete muhalif olmamak şartıyla kuran ve sünnet ışığında konuşabilir.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 27 Şubat 2015, 22:48:13
Yaw millet!Mehdi Aleyhisselamın görevinin dünyayı adaletle donatacağı ve bu uğurda cihad edeceği ve ordusunun da 313 kişi olacağına dair size bir sürü hadis-i şerif nakledebilirim... İşin enteresan tarafı sizin bu hadis-i şeriflerden hiç haberiniz yok ve kalkmışssınız İslâm Dini içerikli bir forum yönetiyorsunuz ! Doğrusu çok tuhaf bir durum! Bence; Mehdi Aleyhisselâm hakkında bilgilerinizi ve araştırmalarınızı artırın derim. Öğrenin de gelin!
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 28 Şubat 2015, 03:32:02
Tasavvufi bir mevzuu tasavvuf ehli olmayanlardan hatta "Zaman tarikat zamanı değil imanı kurtarma zamanı" diyenlerden delil getiriyorsunuz. (Tasavvufsuz, tarikatsiz iman nasıl kurtulur? sorgulamasına hiç girmiyorum. ) Sonra da çıkmış ahkam kesiyorsunuz. İmam rabbani hazretleri "Fırsat ganimettir" buyuruyor. Eğer hakikati arıyorsanız sadakatforumdasınız ve bunu size sunulmuş bir fırsat olarak değerlendirmenizi tavsiye ediyorum.  Aksi halde başınızı kuma gömün yaşamınıza bakın. Bu zamanda herkes ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri okuyor biliyor amma kaç kişi hakikatteki manasını biliyor. Mesela siz Usûl-i Hadis ve Hadis ilimlerini kimden  okudunuz da icazet aldınız da bu kadar cüretkâr olabiliyorsunuz?

Tasavvufa intisab etme nasibiniz olmamış olabilir amma "Bu yol aramakla bulunmaz, bulanlar da arayanlardır." Hakikati arıyorsanız, zamanın hakiki sahibini aramanızı tavsiye ediyorum. Şimdi size tasavvufi eser tavsiyesinde bulunacağım ama onları da yanlış anlarsınız çünkü "Nurdan bihaber olan nura düşman olur" kaidesi bir hakikattir...


Asrımızda tarikat, imanı kurtarmayı yavaşlatıyor mu?
http://www.sadakatforum.com/asrimizda-tarikat-imani-kurtarmayi-yava351latiyor-mu-t4798.0.html;msg43791#msg43791

Zamanın Sahibini Bulma Yolunda ...
http://www.sadakatforum.com/zamanin-sahibini-bulma-yolunda-t5667.0.html;msg50816#msg50816

Şu bostan korkulukları meselesi...
http://www.sadakatforum.com/su-bostan-korkuluklari-meselesi-t14733.0.html;msg133690#msg133690


Önce Kur'an mı yoksa tefsir mi ?
http://www.sadakatforum.com/once-kuran-mi-yoksa-tefsir-mi-t2653.0.html;msg16180#msg16180


Kâmil Mürşid
http://www.sadakatforum.com/miftahulkulubdan-derin-hakikatler-t56399.0.html;msg259894#msg259894


Kutb'ül-Aktab(Kutuplar kutbu..), Gavs-ü Azam(En büyük gavs..),Kutb-ü Ulâ(İlk kutup..) ve Diğer Kutublar
http://www.sadakatforum.com/miftahulkulubdan-derin-hakikatler-t56399.0.html;msg259865#msg259865


Hilafet Sırrı 1
http://www.sadakatforum.com/miftahulkulubdan-derin-hakikatler-t56399.0.html;msg259630#msg259630
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 28 Şubat 2015, 12:55:53
Mehdi Aleyhisselâm konusu tasavvufi bir mevzu değildir beyim ! Said-i Nursi yakın tariihin büyük zatlarından birisidir. Buna dair en büyük beyyine de bizzat yaşadığı hayattır. "Zaman tarikat zamanı değildir." sözü her ne kadar ona atfedilse de gerçekten de ona ait olup-olmadığı halen tartışılmaktadır ! Çünkü, Risalelerin Türkçeleştirilmesini yapan çevrelerin gerçek risalelere bir sürü uydurma pasaj-paragraf ilâve etmişlerdir. Örneğin, bizim bildiğimiz bir uydurma da şudur:
Müslümanların oylarının eski partilerden Adalet Partisine akmasını sağlamak için güyâ Said-i Nursi "Ispartadan bir adam çıkacak, memleketi o yönetecek !" demişmiş !
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 01 Mart 2015, 02:07:17
Kafadan konuşmaya devam ediyorsunuz. Hani muteber kaynaklardan delil getirip ilmimizi donanımımızı arttıracaktınız, ne oldu?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 03 Mart 2015, 01:24:47

..Anlamak istediğiniz velinin yazdıklarını nakletmeye  Devam ediyoruz
İmam-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri bu hususa işaret ederek buyurur ki:

"Bilesin ki, her yüz başında bir müceddid gelip geçti. Ne var ki, yüz senelerin başında gelen müceddid ile, bin senenin başında gelen müceddid bir değildir. Bunların arasındaki fark, bin ile yüz arasındaki fark gibidir. Hatta daha da fazla...

Müceddid o zâttır ki: O müddet içinde ümmete her ne gibi feyz varidatı gelirse onun vasıtası ile gelir. İsterse o vaktin kutupları, evtadı, ebdali ve nücebası bulunsun." ("Mektûbât"; 317. Mektup)
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 03 Mart 2015, 01:43:39

..Anlamak istediğiniz velinin yazdıklarını nakletmeye  Devam ediyoruz
İmam-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri bu hususa işaret ederek buyurur ki:

"Bilesin ki, her yüz başında bir müceddid gelip geçti. Ne var ki, yüz senelerin başında gelen müceddid ile, bin senenin başında gelen müceddid bir değildir. Bunların arasındaki fark, bin ile yüz arasındaki fark gibidir. Hatta daha da fazla...

Müceddid o zâttır ki: O müddet içinde ümmete her ne gibi feyz varidatı gelirse onun vasıtası ile gelir. İsterse o vaktin kutupları, evtadı, ebdali ve nücebası bulunsun." ("Mektûbât"; 317. Mektup)


Zikredilenlere göre Said Nursi'nin vazifesi tam olarak ne oluyor?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 03 Mart 2015, 12:53:54


Zikredilenlere göre Said Nursi'nin vazifesi tam olarak ne oluyor?

Ulu hakan Abdulhamid Han'a karşı cihat  oluyor heralde hocam.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 03 Mart 2015, 13:24:46


Zikredilenlere göre Said Nursi'nin vazifesi tam olarak ne oluyor?

Ulu hakan Abdulhamid Han'a karşı cihat  oluyor heralde hocam.

Peki hocam, Peygamberlerin "İsmet Sıfatı" (http://www.sadakat.net/muhtasar-lmihal/593-peygamberlerin-sfatlar.html) vardır yani masumdurlar, günah işlemekten beridirler. Mürşid-i Kamil'ler ise Peygamber Efendimizin varisleridirler ve bizzat Peygamber Efendimiz tarafından seçilen zatlardır. Miftahulkuluup'tan öyle anlıyoruz.  (http://www.sadakatforum.com/miftahulkulubdan-derin-hakikatler-t56399.0.html;msg259894#msg259894)Mürşid-i Kamil'lerin bu husustaki vasıfları var mıdır?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 03 Mart 2015, 14:45:36
Hocam kesinlikle evliyaullahın günah işlemekten beri olmak gibi bir sıfatları yoktur. Kesinlikle böyle bir görüşe sahip olmamak gerekir. Bu görüş hristiyanlarda eleştirdiğmiz papaların günahsızlığı ve hatasızlığı görüşüne götürür.

Ancak evliyaullah bulundukları  manevi makam ve bulundukları maddi ortamlar, takva seviyeleri ile günah işlemekten mahfuz olabilirler. Yani normal müminlerden biraz daha muhafazalı ama kesinlikle günah işlemezler şeklindeki ısmet sıfatı evliyaullaha nispet edilemez.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 04 Mart 2015, 01:02:58
Peki hocam,

“… Ben bu ittihadın efradındanım (bireylerindenim) ve bu ittihadın tezahürüne (meydana gelmesine) teşebbüs edenlerdenim. Yoksa, sebebi iftirak (ayrılık sebebi) olan fırkalardan değilim. Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm’daki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürtler o zamanki Kürtlerdir. Bu meselede seleflerim (benden önce aynı düşüncede olanlar) Cemaleddin Efgânî, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Süavî, Hoca Tahsin Efendilerle Kemal Bey (Namık Kemal) ve Sultan Selim’dir.”

Peygamber Efendimiz “Kâmil mü’minin firâsetinden sakınınız. Çünkü o, Hz. Allâh’ın nûru ile görür.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî) buyuruyorken Hakiki Mürşid-i Kamil  bidat ehlinin arkasından gidecek kadar gaflete düşer mi? Bu kadar firasetten yoksun olabilir mi?

“Asıl Şeriat’ın Malik-i Hakikisi (gerçek sahibi) hakikat ve Meşrutiyet’tir. Demek Meşrutiyet’i şer’i delillerle kabul ettim. Başka müzebzibler (şaşkınlar) gibi taklîdî ve hilaf-ı Şeriat kabul etmedim… İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve Şeriattır. Padişah ne vakit Peygamberimizin emrine itaat etse ve yolunda gitse halifedir. Biz de ona, itaat edeceğiz. Yoksa zulmedenler, padişah da olsa hayduttur.”

diyerek İslam Halifesine isyan bayrağı açan biri için hüküm nedir?
Velev ki manevi bir makamı olsun bundan sonra tevbe etse bile aynı makamını elde edebilir mi?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 05 Mart 2015, 22:56:18
İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mektûbat" adlı eserinin "260. Mektub"unda, irşad kutbu olarak gönderilecek zâttan bahsederek şöyle buyurmuştur:
"Onun hidayet ve irşad nurları bütün âleme yayılır.
Tâ arşın çevresinden yerin zeminine kadar; kendisine irşad, hidayet, iman ve mârifet gelen herkes, elde edeceğini ancak onun yolu ile elde eder, ondan istifadesini yapar, herkes ondan feyz alır. Arada o olmadan, onun tavassutu olmadan kimse bu nimete kavuşamaz, böyle bir devlet kimseye müyesser olmaz. Onun hidayetinin nurları bahr-ı muhid gibi bütün âlemi sarmıştır. O deryâ donup kalmış buz denizi gibidir, hiç dalgalanmaz." ("Mektûbât" 260. Mektup)
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 06 Mart 2015, 21:31:40

234. Mektub'tan...

Bu ümmetin âlimlerine Beniisraiiin peygamberlerine verilen mertebe; verildi: peygamberlerin varlığı yerine ulemanın varlığı ile yetinildi.

Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir muceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa, aradan bin sene geçdikten sonra.. Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ülülazm bir peygamberin geldiği vakittir. Ama, bu aralarda hangi peygamber olsa iktifa edilirdi.

Bu içinde bulunduğumuz vakte gelince., marifette tamam bir arifin ve âlimin gelmesi gerekir ki; geçen ümmetlerde gelen ülülazm bir peygamberin makamına kaim olabilsin.

Bir şiir:

Alsaydı ruhül-kudüsten yardımını;
İsa'nın gayrı, yapardı yaptığını..
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 07 Mart 2015, 00:44:26
Hocam kesinlikle evliyaullahın günah işlemekten beri olmak gibi bir sıfatları yoktur. Kesinlikle böyle bir görüşe sahip olmamak gerekir. Bu görüş hristiyanlarda eleştirdiğmiz papaların günahsızlığı ve hatasızlığı görüşüne götürür.

Ancak evliyaullah bulundukları  manevi makam ve bulundukları maddi ortamlar, takva seviyeleri ile günah işlemekten mahfuz olabilirler. Yani normal müminlerden biraz daha muhafazalı ama kesinlikle günah işlemezler şeklindeki ısmet sıfatı evliyaullaha nispet edilemez.


Tasavvuf hakkında bilgisi olmasına rağmen, o balı anlatmasına rağmen tatmamış, hem hal olmamış, bir mürşidi kamil olarak etrafına feyiz ve nur dağıtma yetkisi kendisine verilmemiş, ya da tasavvuf ehli olsa da sadece bir mürid olarak bu müessesede yer almış, bu silsilei saadatın devamı şeklinde olarak kendisinden önceki mürşid-i kamilden emaneti teslim almamış, zamanında yapmış olduğu hatalara her ne kadar tövbe etse de “O mürşidi kamiller ki günah işlemekten mahfuzdurlar” kaidesine uymayan bir evliyaya; gösterdiği birkaç keramet ve yazdığı etkileyici kitaplardan esinlenerek; “-bu kadar muhteşem bir zat ancak zamanın sahibidir.” diye sadece aklı kullanarak yorum yapmak, o zata olan bir saygısızlık ve aynı zamanda akılla anlaşılamayacak olan tasavvuf müessesine, zamanın gerçek sahibine, hakiki mürşide, kendisine bu asrın veraset-i tammesi verilmiş zata  karşı olan bir nasipsizliktir.

Çünkü ilim erbabı bir zat bilir ki; denizde yürümek, hava da uçmak, kılık değiştirmek, binlerce kitabı kısa zamanda ezberlemek, zamanındaki alimlerin hepsini mağlup etmek gibi kerameti evliyalar bu manevi yolda çok basit ve oyuncak mesabesindeki hallerdir. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin de mektubatta ifade ettiği gibi, bu kerametlere kendisini kaptırmak tıfılların işidir. Asıl keramet müminlerin kalbine nuru ilahiyi tutuşturabilmek ve akıtabilmektir.


Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Mücteba - 07 Mart 2015, 00:52:15

234. Mektub'tan...

Bu ümmetin âlimlerine Beniisraiiin peygamberlerine verilen mertebe; verildi: peygamberlerin varlığı yerine ulemanın varlığı ile yetinildi.

Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir muceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa, aradan bin sene geçdikten sonra.. Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ülülazm bir peygamberin geldiği vakittir. Ama, bu aralarda hangi peygamber olsa iktifa edilirdi.

Bu içinde bulunduğumuz vakte gelince., marifette tamam bir arifin ve âlimin gelmesi gerekir ki; geçen ümmetlerde gelen ülülazm bir peygamberin makamına kaim olabilsin.

Bir şiir:

Alsaydı ruhül-kudüsten yardımını;
İsa'nın gayrı, yapardı yaptığını..




O halde; zamanın sahibine kavuşma yolunda olan bir mümin, her zaman bu nimete mazhar olabilmek için bol bol dua ve iltica etmeli ve Cenab-ı Allaha yalvarmalıdır. Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri bir sohbetinde dinleyenlerine şöyle der;

“Salih zatların peşine takıl.Kimin Salih kimin münafık olduğunu bilemediğin için gece kalk; iki rekat namaz kıl ve ardından şöyle dua et:
- Ya Rabbi! Bana Salih kullarını göster.Beni sana getirecek klavuzu göster. Gözümü sana yakınlık nuru ile nurlandırarak mükemmelleştir.Bana başkalarının gördüklerini anlatan değil, bizzat gördüklerini haber verecek bir klavuzu bildir.”


Bu tür halis muhlis bir niyetle, zamanın sahibi zata bağlanıyorum niyetiyle başka birisine intisap etse bile bir kişi, zamanının sahibinden feyz alacağını İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubatında  haber vermektedir.

Yeter ki tasarruf sahibi zat incitilmesin. Beyazid-i Bestami hazretlerinin de söylediği gibi “Hakikat yolu aramakla bulunmaz ama bulanlarda arayanlardır” sözünü de unutmayarak bu aşkından şevkinden hiçbir zaman sapmamalıdır. Ne mutlu tasarruf sahibi zatı bulup o devletten istifade edenlere, müjdeler olsun Peygamberimizin sünnetinden zerre miktarı sapmadan İslamı yaşayabilenlere....


Miftahulkuluub
12.03.2006

Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 09 Mart 2015, 18:46:02
İmam-ı Rabbani Hz.leri bu beytinde neden bahsediyor acaba ?..

Alsaydı ruhül-kudüsten yardımını;
İsa'nın gayrı, yapardı yaptığını...

Ne demek istemiş çözebilen var mı?
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 10 Mart 2015, 14:29:14

Bu vakit, öyle bir vakittir ki geçmişte gelen ümmetlerin zulümle dolu vakti gibidir ve böylesine bir vakitte ülül’azm peygamberlerden biri gönderilirdi. Ta ki: Gelsin; şeriatı ihya edip yenilesin.
Bu ümmete gelince, ümmetlerin hayırlısıdır; peygamberlerin dahi Hatem’ür-rüsül’dür. (Resullerin sonuncusudur.) Ona ve aline salatlar ve selamlar.
Bu ümmetin alimlerine Beni israilin Peygamberlerine verilen mertebe verildi: Peygamberlerin varlığı yerine ulemanın varlığı ile yetinildi.
Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir müceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa, aradan bin sene geçdikten sonra. Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ülülazm bir peygamberin geldiği vakittir. Ama, bu aralarda hangi peygamber olsa iktifa edilirdi.
Bu içinde bulunduğumuz vakte gelince, marifette tamam bir arifin ve alimin gelmesi gerekir ki geçen ümmetlerde gelen ülülazm bir peygamberin makamına kaim olabilsin. (Onun yerinde olup Onun işini yapabilsin)
Bir şiir:

Alsaydı ruhül-kudüsten yardımını;
İsa’nın gayrı, yapardı yaptığını.


Yani kendi döneminden bahsediyor. Dolayısıyla kendisni ima ediyor aslında. Hadi sonraki dönemleri kastetti diyelim. bundan sen başkasını anlarsın ben başkasını anlarım. Ne sana delil olur ne bana
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 10 Mart 2015, 14:31:36
siz imalı sözlerle öyle dolmuşsunuz ki tüm imalı işaretleri kendi dünyanızdaki büyüğünüze atfetiğinizi zannediyorum.  Bir şeyleri ispatlamak üzere getirdiğiniz deliller ( neyi veya kimi ispatlamaya çalıştığınızı da açıkça söylemiyorsunuz. ) tamamen imalı ifadelerdir.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 10 Mart 2015, 14:37:41
siz imalı sözlerle öyle dolmuşsunuz ki tüm imalı işaretleri kendi dünyanızdaki büyüğünüze atfetiğinizi zannediyorum.  Bir şeyleri ispatlamak üzere getirdiğiniz deliller ( neyi veya kimi ispatlamaya çalıştığınızı da açıkça söylemiyorsunuz. ) tamamen imalı ifadelerdir.

Yaw, İmam-ı Rabbani Hz.lerini anlamak için açtığınız bu konuya ona ait bir beyitin anlamını soruyoruz! Yani, konuyu açan siz, kanuya dair sorulan sorulardan rahatsız  olan yine siz !!!
Bilmemek ayıp değil, bilmiyorsanız bilmiyoruz dersiniz olur-biter!
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 10 Mart 2015, 18:03:24
ben bilmiyorum demedim. İmamı rabbani odönemde kendini tarif ediyor dedim.   Ama sizin günlerdir kimi kastetmeye çalıştığınızı bilmiyorum evet bilmiyorum. Buyrun söyleyin.

Ve benim önceki mesajımda ifade ettiğim imalarınız hala devam ediyor. Yani imamı rabbani hz. orada birini ima ediyor ve bunu sadece siz biliyorsunuz. hadi buyrun kimmiş o bilelim.

Dediğim gibi ben o ifadeyle kendisni kastettiğni ettiğini söyledim zaten.  Kendisinden sonraki dönemlerde yani bu günlerden birisini kastettiğni düşünüyorsanız da onun da cevabını biliyorum merak buyurmayınız. ama siz günlerdir neyi anlatmaya çalıştığınızı kimi işaret buyurmaya çalıştığınızı emin olun bilmiyorum.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 10 Mart 2015, 18:05:20
Ayrıca konuyu açan siz derken bu konuyu ben açmadım.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 11 Mart 2015, 08:34:36
ben bilmiyorum demedim. İmamı rabbani odönemde kendini tarif ediyor dedim.   Ama sizin günlerdir kimi kastetmeye çalıştığınızı bilmiyorum evet bilmiyorum. Buyrun söyleyin.

Ve benim önceki mesajımda ifade ettiğim imalarınız hala devam ediyor. Yani imamı rabbani hz. orada birini ima ediyor ve bunu sadece siz biliyorsunuz. hadi buyrun kimmiş o bilelim.
Dediğim gibi ben o ifadeyle kendisni kastettiğni ettiğini söyledim zaten.  Kendisinden sonraki dönemlerde yani bu günlerden birisini kastettiğni düşünüyorsanız da onun da cevabını biliyorum merak buyurmayınız. ama siz günlerdir neyi anlatmaya çalıştığınızı kimi işaret buyurmaya çalıştığınızı emin olun bilmiyorum.

Yaw, hazret "nice uzun asırlardan sonra böyle bir cevher dünyaya gelir." buyuruyor, sen tutmuş kendisini tarif ediyor diyorsun !
Fehmin ve algılama meleken yerinde mi acaba ?..
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 11 Mart 2015, 16:52:51

234. Mektub'tan...

Bu ümmetin âlimlerine Beniisraiiin peygamberlerine verilen mertebe; verildi: peygamberlerin varlığı yerine ulemanın varlığı ile yetinildi.

Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir muceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa, aradan bin sene geçdikten sonra.. Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ülülazm bir peygamberin geldiği vakittir. Ama, bu aralarda hangi peygamber olsa iktifa edilirdi.

Bu içinde bulunduğumuz vakte gelince., marifette tamam bir arifin ve âlimin gelmesi gerekir ki; geçen ümmetlerde gelen ülülazm bir peygamberin makamına kaim olabilsin.

Bir şiir:

Alsaydı ruhül-kudüsten yardımını;
İsa'nın gayrı, yapardı yaptığını..


bak kardeş mektubu iyi okursan şiirden hemen önceki cümleler" Bu içinde bulunduğumuz vakte gelince., marifette tamam bir arifin ve âlimin gelmesi gerekir ki; geçen ümmetlerde gelen ülülazm bir peygamberin makamına kaim olabilsin." şöyledir. Bu da İmam-ı Rabbaninin kendisni işaret etmesine delalet eder.

Senin dediğin " "nice uzun asırlardan sonra böyle bir cevher dünyaya gelir" cümleyi nerede söylüyor hazret.başka bir mektupta söylüyorsa bu şiirle bağlantı kurman yanlış. bu mektupta söylese bile    Şiirin hemen öncesinde söylenen söz o zamana ait olduğunu açıkça gösteriyor.    Bu durumda "Fehmin ve algılama meleken yerinde mi acaba ?.." sözünü size iade ediyorum.

ama bu durumunuzu normal karşılıyorum. Onu bunu ima  ederek  birşeyler ispat etmeye programlanmışsınız.  Ama işin garibi yeni ima ve ifade etmek istediğinizi de söylemiyorsunuz.

tamam biz yanlış anladık anlama kapasitemiz yok. gerizekalıyız. ee hadi buyur söyle bakalım o ifadelerle kimi kastediyor  imamı rabbani hazretleri. Bak buraya  yazmaya başladığından beri birilerini işaret etmeye çalışıyorsun onlarca mesaj yazdın ama ispat etmeye çalıştığın ululadığın kişinin ismini yazmaktan imtina ediyorsun.  İmamı rabbaninin işaret ettiğini zannettiğin kişinin ismini yazmaya cesaret edemiyorsan ne diye uğraşıyorsun buralarda .

Son günlerde hiç bu kadar lüzumsuz bir işle uğraşmamıştım ama vardır belki bir hayır.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 11 Mart 2015, 17:53:54
260.Mektub'tan :

"Kutb-u irşad, ferdî kemalâtı dahi cami olduğu için, pek değerli bir varlıktır. Nice uzun asırlardan ve uzun zamanlar geçtikten sonra bir cevher misali zuhur eder. Zulmanî âlemi, zuhur nuru, ile aydınlatır. Onun hidayet ve irşad nuru, bütün âleme şamildir. "

İmam-ı Rabbani Hz.leri bizim buraya astığımız mektublardaki pasajlarında Hatemu'l-Evliyâdan bahsetmektedir. Biz bu konuda forumunuzda bir bilen kişi çıkar mı diye sormuştuk ! Demek ki, yokmuş !

Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: azizistanbul - 11 Mart 2015, 19:29:07
Kardes yazinin safahatini akli selim olan kim okursa okusun sizdeki enaniyeti ve demogojiyi kolayca anlar.

Evvelen biz imami rabbani hazretlerinin ima ettigi zatin kim olduguna dair kesin hukum vermenin yanlis oldugunu beyan ettik.  Cunku bu inanilmasi gereken iman esaslarindan degildir. Sen bunu a sahsi kabul edersin ben b sahsi kabul ederim. Hic kimse bu konuda kesin ifade soylemeye hak sahibi degildir.

Ikinci olarak siiri sordun adam gibi soyledik bizi ahmaklokla sucladin ama siirin siyak ve sibakini anlatinca mevzuyu baska yere cektin

Ucuncu olarak defalarca senin kastettigin o beklenen zat kindir diye sorduk cevap vermedin. Buradaki niyetin  senin kafandaki ulu kisinin herkes tarafindan itiraf edilme arzusu sanirim.

Ayrica senin kafandaki kisinin sait nursi oldugunu ima etmeye calisiyorsan  ciddi yanilgi icindesin. Eger o degilde baskasiysa yine yanilgi icindesin. Sen bu kafayla imami rabbani hazretlerinin isaret ettigi zati zor tanirsin.
Kibir ve enaniyet hastaligi her tarafina yayilmis gorunuyor. Uslubunuza olan kizginligim beni sizin bu hal uzere kalmaniz a taraftar olmaya yönlendiriyor ama mumin mumine beddua etmemesi kaidesi bu dusunceme mani oliyor. Rabbim sizi yanlis istikamet ve enaniyet cukurundan muhafaza eylesin kiymetli kardesim.
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: yakuti - 11 Mart 2015, 20:10:39
Kardes yazinin safahatini akli selim olan kim okursa okusun sizdeki enaniyeti ve demogojiyi kolayca anlar.

Evvelen biz imami rabbani hazretlerinin ima ettigi zatin kim olduguna dair kesin hukum vermenin yanlis oldugunu beyan ettik.  Cunku bu inanilmasi gereken iman esaslarindan degildir. Sen bunu a sahsi kabul edersin ben b sahsi kabul ederim. Hic kimse bu konuda kesin ifade soylemeye hak sahibi degildir.

Ikinci olarak siiri sordun adam gibi soyledik bizi ahmaklokla sucladin ama siirin siyak ve sibakini anlatinca mevzuyu baska yere cektin

Ucuncu olarak defalarca senin kastettigin o beklenen zat kindir diye sorduk cevap vermedin. Buradaki niyetin  senin kafandaki ulu kisinin herkes tarafindan itiraf edilme arzusu sanirim.

Ayrica senin kafandaki kisinin sait nursi oldugunu ima etmeye calisiyorsan  ciddi yanilgi icindesin. Eger o degilde baskasiysa yine yanilgi icindesin. Sen bu kafayla imami rabbani hazretlerinin isaret ettigi zati zor tanirsin.
Kibir ve enaniyet hastaligi her tarafina yayilmis gorunuyor. Uslubunuza olan kizginligim beni sizin bu hal uzere kalmaniz a taraftar olmaya yönlendiriyor ama mumin mumine beddua etmemesi kaidesi bu dusunceme mani oliyor. Rabbim sizi yanlis istikamet ve enaniyet cukurundan muhafaza eylesin kiymetli kardesim.

Tavsiye ve dualarınız için teşekkür ediyorum. İleride fikirlerinizde değişiklik olursa yine dua edersiniz...
Bil-mukabele...
Başlık: Ynt: İmam-ı Rabbani Hazretlerini Anlamaya Doğru
Gönderen: Miftahulkuluub - 11 Mart 2015, 22:51:19
Konu dışındaki yorumlar silinecektir. Konu dağılmamalı. Teşekkürler.