Sadakat İslami Forumları

FORUM AKTİVİTELERİMİZ => HAFTANIN MEVZUU ARŞİVİ => Konuyu başlatan: SadakatNet - 05 Kasım 2007, 13:32:10

Başlık: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: SadakatNet - 05 Kasım 2007, 13:32:10
Hafta:    2

Mevzu:

Allah yolunda hizmetin fazileti, önemi, ayrıcalığı, ahirette ne gibi nimetlere mazhar olacakları gibi hususlar.

Eğer Kitaptan araştırıp yazıyorsak ki tercihen bu şekilde olması daha gerçekçi olur, sahife numarasına kadar ayrıntılarını belirtelim.


Kolay gelsin..
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: Tesniye - 05 Kasım 2007, 13:38:13
95. Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı.Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

Sure-i Nisa Ayet:95  Meal: Elmalılı Hamdi Yazır

(http://www.sadakat.net/meal/nisa.htm)
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: Lika - 05 Kasım 2007, 16:07:20
Sevgili Peygamberimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz'in mihmendârı, İstanbul’umuzun mânevî sultânı Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) hazretleri anlatıyor:

“Resûlüllah (SallAllahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu: ‘Allah yolunda bir sabah ya da bir akşam yürüyüşü, Güneş’in, üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”

Buhârî, Sahîh, Cihad, 7, 73.


..

Ka‘b bin Ucre radıyallâhü anh anlatıyor:

“Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah’ın (SallAllahu Aleyhi Vesellem) ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce,

− Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler.

Resûlüllah (SallAllahu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu:

− “Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır.

“Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır.

“Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır.

“Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır.

(Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın ve nefs-i emmârenin) yolundadır.”


Taberânî, Mu‘cemü’s-Sağîr, (Terc.) 2, H. no: 650.
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: müteallim - 05 Kasım 2007, 22:52:42
استعيذ بالله : لا يستوى القاعدون من المؤمنين غير اولى الضرر والمجاهدون فى سبيل الله باموالهم و انفسهم ،  فضل الله المجاهدين باموالهم و انفسهم على القاعدين درجة .  الخ.
حديث : لا يجتمع غبار فى سبيل الله و دخان جهنم فى جوف عبد ابدا

Allah-ü Zül-Celal, insanoğlunu eşref-i mahlukat olarak yaratmış, ona akıl nimetini bahşetmiş ve Peygamberleri vasıtası ile hak yolu göstermiştir. Bütün peygamberler insanoğluna hakkı öğretmek ve onu dünya ve ahirette saadet ve selamete kavuşturmak vazifesi ile gönderilmişler ve bu uğurda pek çetin meşakkatlere sabır göstererek bu vazifelerini yerine getirmişlerdir. Hatemü’l-Enbiyâ olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah yolunda hiç kimsenin karşılaşmadığı sıkıntılarla karşılaşmış, pek çok eziyetler çekmiştir. Sahabe-i Kiram Hazeratı, gerek Hz. Peygamber zamanında gerek Hulefâ-i Râşidîn döneminde Allah yolunda pek büyük hizmetler yapmışlardır.
 Daha sonra gelen İslam büyükleri ve müslümanlar da insanlığın İslamiyet’le şereflenmesi ve kurtuluşu için çok büyük gayretler göstermişler; bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuşlardır.
   
Allah yolunda yapılan bu hizmetlerin Allah ve Resulü indindeki kıymeti çok büyüktür. Cenab-ı Hak bir çok ayet-i kerimede Allah yolunda gayret edilmesini ve bu uğurda sebat gösterilmesini tavsiye buyurmuş; bunun karşılığında da hem dünyada hem de ahirette bir çok nimetler va’detmiştir. Nisa Suresi’nin 95. ve 96. ayet-i kerimelerinde mealen şöyle buyuruluyor: “Mü’minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla, Allah yolunda malları ve canlarıyla hizmet edenler bir olmaz. Allah, malları ve canlarıyla hizmet edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik vaat etmiştir; ama hizmet edenleri çok büyük bir ecirle oturanlardan üstün kılmıştır. O’nun tarafından dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.”     
Yine Saf Sûresi’nin 10 ila 13. ayeti kerimelerinde “Ey iman edenler! Sizi elim bir azaptan kurtaracak olan ticareti size  göstereyim mi? Allah’a ve Rasülüne iman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda hizmet edersiniz. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde Allah, sizin  günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere yerleştirir. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan büyük bir yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri bunlarla müjdele” buyurulmaktadır.   

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir çok hadis-i şerifleriyle Allah yolunda hizmetin faziletlerini ve bu hizmeti yapanların kazanacakları dereceleri ifade buyurmuşlardır. Bu hadis-i şeriflerinden birinde şöyle buyuruyorlar:
   “Sizden birinizin Allah yolunda çalışıp gayret sarf etmesi, evinde oturup yetmiş sene namaz kılmasından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz?
    O halde Allah yolunda hizmet ediniz. Kim devenin sağılacağı bir vakit kadar Allah yolunda hizmet ederse, cennet ona vacip olur.”      

Ebû Hureyre (r.a.) Hazretlerinin rivayet ettiği başka bir hadis-i şerifte ise:  “Allah yolunda isabet eden toz ve cehennem ateşi, bir mü’minin üzerinde, bir araya gelmez.”  buyurulmaktadır.
   
Yine “Allah katında hiçbir şey, şu iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. O iki damla, Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda akıtılan kan damlasıdır. İki iz ise, Allah yolunda alınan yara izi ile Allah’ın (emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan) kulluk izidir.”   mealindeki hadis-i şerif de bu hususu ifade etmektedir.   
   
Allah yolunda çok büyük hizmetler ederek, yüz binlerin irşad ve hidayetine; milyonlarca insanın da dinini-kitabını öğrenmesine vesile olan   Hz. Üstazımız, din-i celil-i İslam’a hizmet hususunda muazzam gayretler göstermiştir. Evlatlarına da hep bu yönde nasihat ederek onları daima teşvik etmişlerdir. Bu hususla alakalı olarak şöyle buyuruyorlar: “Evlatlarım, benim yüküm ağırdır. Sabahtan akşama kadar burada sizinleyim. Geceleri de yalnız iki saat uyuyabiliyorum. Bu işin nasıl yürüdüğünü bilin de ona göre çalışın. Dualarımda “Yâ Râb, bu dinin ihyası için beklenen hizmeti işte bunlar yapacak.” diye sizleri rabbime arz ediyorum; beni mahcup etmeyin.”   
Sünen-i Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 1650
Sünen-i Nesâî, Cihad, 3056-3064 ; İbn-i Mâce, Cihad, 2764
Sünen-i Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 26
Ziyâ Sunguroğlu’nun Notları, Sayfa 146

Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: kenz - 06 Kasım 2007, 00:18:22
***(Ey Mü'minler) Sizler gerek hafif gerek ağırlıklı olarak elbirlik (savaşa) çıkın.Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin.Eğer bilirseniz bu sizin için hayırlıdır. (Sûre-i Tevbe 41)

*** Resulullah (s.a.v.)'a "İnsanların en hayırlısı kimdi? denildi. Efendimiz şu cevabı verdi.
"Allah yolunda malıyla ve canı ile cihat eden mü'min". (Müsned-i Ahmet bin Hanbel, c 3 s. 16)

*** Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa,Allah da onu ateşe haram kılar. (Feyzu'l-kadir, c.6, s.276)

*** Allah yolunda ( havaya kalkan ) bir toz ile cehennem dumanı, müslüman bir kulun içinde toplanmaz. (İbn-i Mâce c.2 s. 927)

*** Ebu Said el-hudrî (r.a.) den rivayet olunmuştur: Bir adam Peygamber (s.a.v.) e gelerek " halkın faziletce hangisi daha üstündür" dedi.Resul-i Ekrem:
"Allah yolunda, malı ve canı ile cihad eden adamdır" buyurdu. O :
"Sonra kimdir?" dedi.Resulullah (s.a.v.)
İki dağ aralığından birinde (oturmayı ihtiyar eden) bir mü'mindir ki,Rabbi olan Allah'a kulluğunu yapar ve insanları şerrinden (uzak) bırakır" buyurdu. (Müslim, c.6, s.39)

***Kim Allah'ın tek olduğunu ifade eden tevhid) kelimesi  en üstün olsun diye savaşırsa, işte o kimse Aziz ve Celil olan Allah yolunda (Savaşmış)dır. (Ebu Dâvud c.3 s. 14)

*** İslamın en yüce (vazife) si,Allah yolundacihattır.Ona müslümanların faziletçe en üstünü ulaşır. (Feyzu'l-Kadir, c.3 s. 561)

***Kim Allah yolunda,Deve sağacak kadar ( bir zaman), dövüşürse, ona cennet vacip olur.Kim can (-u gönül)den,doğru olarak, (din uğrunda) ölmeyi Allah'tan istese sonra da ölse veya öldürülse ona şehit sevabı vardır (Ebu Dâvud, c.3 s. 21)

Buraka kadar olan Ayeti kerime ve Hadis-i Şerifler Mehmet Emre Sohbet ve Nasihatler kitabı 199-207 saifeleri arasından alıntı yapılmıştır...





***Bizim yolumuzda mucahede (cihad) edenleri,doğru yolumuza hidayet ederiz.Allah ihsan edenlerle bereberdir. (Ankebut-69)

Tefsir: Allah'u Teala buyuruyor ki :
"Bizim yolumuzda mucahede edenleri" Burada mucahede mutlak olarak zikredildi hi hem zahiri hem de batınî düşmanlarla yapılan her çeşit cihadı kapsar."Doğru yolumuza hidayet ederiz" yani bize giden ve tarafımıza ulaşan yola iletiriz veya onların hayır yoluna olan hidayetlerini artırırız ve onları o yolda yürümeye muvafık kılarız.Tıpkı " O, hidayete erenlerin hidayetini artırır" (Meryem-76) ayet-ikerimesinde buyurulduğu gibi Hadis-i şerifde de " Her kim, Bildiğiyle amel ederse,Allah ona, bilmediği şeylerin ilmini verir. buyuruldu Allah yardım ve desteğiyle " ihsan edenlerle beraberdir. ( Kadı beydavî tefsiri)

bu bölüm Mev'iza-i Hasene 349. saifeden alınmıştır.



***Resulullah (s.a.v.)'a sordular:
İyilerin hangisi daha faziletlidir?
Şöyle buyurdu: Vaktinde kılınan namaz.Anne babaya iyilik ve itaat.Allah yolunda cihat.

*** İbni Abbas (r.a ) şöyle anlatır:
-Bir kimse, Allah yolunda cihat için bir at bağışlasa,malıyla,canıyla Allah yolunda cihat eden gibi ona sevap verilir.
-Bir kimse, Allah yolunda cihad için bir kılıç verse,Kıyamet günü o,konuşarak gelir ve şöyle der:
Ben falanın kılıcıyım.Bugüne kadar hep cihat ettim.
-Bir kimse, Allah yolunda cihat için bir ok verse Allahu teal onu saklar, büyütür.Halkın önüne,sevap olarak,Uhud dağı büyüklüğünde gelir.
-Bir kimse, bir mücahidi bineğe kavuşturursa, kıyamet günü bu iyiliği kendisi için bir bayrak olur.
-Bir kimse, Allah yolunda cihad için bir kalkan verse Allahü teala onunla kendisini cehennemden korur.
-Bir kimse, Allah yolunda cihatta düşmana bir şey vurmuş olsa vuruşunu Allahu Teala kıyamet günü öününü gösteren bir nur eyler.misk gibi kokarak kıyamet günü gelir.Onun bu güzel kokusunu orada bulunan bütün halk alır.
-Bir kimse, Allah yolunda cihad eden kardeşine su verirse Allahu Teala ona ağzı miskle mühürlü kaplardan içirir.
-Bir kimse, Allah yolunda cihad eden bir kardeşini ziyaret ederse Allahu Teala onun her adımına sadaka sevabı yaar.Bir derecesini yükseltir.Bir hatasını bağışlar.
-Bir kimse, Allah yolunda cihad için bir at beslerse her kılı için Allah ona sevap yazar.bir derecesini artırır.Birhatasını bağışlar.
-Bir kimse, Allah yolunda bir gece nöbet tutarsa Allahu Teala onu kıyamet günü'nün dehşetinden emin kılar.


Bu bölüm ise Tenbihü'l Gafilin 577-578. saifelerden iktibastır...

                                                       ***
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: Fatihan - 06 Kasım 2007, 11:01:18
Hizmet, Yüce Allah’ın emridir. “Allah yolunda mallarınız ve canlarınız ile cihad edin…” (Tövbe;41) ayeti, hizmet ehline Yüce Allah’ın bir selamıdır. Bunun manası; ‘Ey dostlarım! Benim için yaşayın, bana gelin, benim için can verin!’ demektir.

Tasavvuf ehli cihadı; insanlara hayır yolunda hizmet etmek, zulmete/karanlığa karşı nurla mücadele etmek ve kötü ahlaka karşı güzel ahlakla karşılık vermek anlamında anlamış ve uygulamıştır. Daha açık bir ifadeyle, onlar cihadın manevi yönünü yerine getirmektedirler.

Evet, hizmet Allah’ın emanetidir. Allah için hizmet eden kimse, Yüce Allah’ın himayesindedir. Bu himaye ihlasa bağlıdır. Niyeti güzel olanın feyzi kesilmez, ameli zayi olmaz. Dost olan, dünya ve ahirette yalnız bırakılmaz. Canını ve malını sevip onu özel himaye altına almak isteyen kimse, onları Allah için Allah yolunda harcamalıdır. Büyük arif İmam Şaranî (ks) anlatır:

Mürşidim Ali b.Vefa (ks) derdi ki: Müritlerden kim Alemlerin Rabbinin özel himayesinde olmak istiyorsa, mürşidine sadakatle hizmet etsin, onun emirlerine canla başla koşsun. Yapılmasını işaret ettiği işlerde mürşidine muhalefet etmesin. Hizmette olan müritler, daima Yüce Allah’ın şu ayetini düşünsünler:
“Süleyman’ın emrine de kasırga gibi esen rüzgarı verdik. Rüzgar onun emriyle hareket eder, içinde bereket yarattığımız yere doğru eserdi. Biz her şeyi biliriz. Ayrıca şeytanlardan bir grubu da Süleyman’ın emrine vermiştik. Onun için dalgıçlık yaparlar (denize dalıp inciler çıkarırlar) ve bunun dışında başka işler de görürlerdi. Biz onları özel gözetim ve muhafaza altında tutuyorduk.” (Enbiya;81-82)

Bakınız, Yüce Allah, sadık dostlarının hizmetinde bulunan ve emri altında çalışan kimseleri nasıl muhafaza ediyor.

Müfessirler, cinlerin neden ve nasıl muhafaza edildiği konusunda şu açıklamalarda bulunmuşlardır; Allah-u Teala Hz.Süleyman’ın emrinde çalışan cinleri, diğer kötü cinlerin şerrinden koruyordu. Onları bu hayırlı işten alıkoymak isteyen cinlere fırsat vermiyordu.

Allah-u Zülcelal, işini bozmak isteyen cine fırsat vermiyor, hem elindeki işi koruyor hem de onu yapan cini muhafaza ediyordu. Allah-u Zülcelal hizmette olan cinleri diğer cinlere ve insanlara zarar vermekten alıkoyuyordu.

İnsanı bütün hayırlı ibadet, iş ve hizmetlerden geri koyan, önce nefsi, sonra kötü arkadaşlarıdır. Bir de boş kalmaktan, işsiz, ibadetsiz, hedefsiz yaşamaktan şiddetle sakınmalıdır.

Tek başına kalan kimseye şeytan yakın olur. Onun hem niyetini hem amelini bozar. Boş kalan kimse, boş işlere bulaşır. Onun için her insana, salih insanların nezareti altında, Allah yolunda bir çeşit hizmet etmeyi ve onların nazarları altında, kalmayı cana minnet bilmelidir.

Kamil mürşitlerin, Rabbani alimlerin nezaretinde görülen hizmetler ve o hizmetleri yürütenler, Hz. Süleyman’ın (as) nezaretinde görülen hizmetler ve hizmetçiler gibi, Yüce Allah’ın himayesi altındadır. Bu kıyamete kadar böyledir. Yeter ki, hizmet edenin ihlası zedelenmesin, hizmetteki edepler zayi edilmesin.
Hizmet ehlinin değerini ve şerefini anlatan şu menkıbe çok çarpıcıdır; Bir gün Hasan-ı Basri (ra) Basra çarşısında bir dükkanın önünde otururken, ellerini arkasına atmış kibirli bir şekilde yürüyen birini görünce, bu kimdir diye merak eder sorar, yanındakiler; “Padişah’ın hizmetçisidir.” Dediklerinde. Kendisi de ellerini arkaya atarak vakarlı bir şekilde yürümeye başlayınca, etrafındakiler şaşırarak, niçin böyle yürüdüğünü sorarlar.

Hasan-ı Basri (ra) da onlara şu çarpıcı cevabı verir. “O havalı bir şekilde yürüyen, padişah’ın hizmetçisiyim diye öyle yürüyorsa, ben de Allah-ı Zülcelal’in hizmetçisiyim, ben niye öyle yürümeyim.” diyor.
Mümin hem bu dünyada hem de ahirette değerinin, şerefinin olmasını istiyor; bizzat Allah-u Zülcelal’in koruması ve himayesi altına girmek istiyorsa, Allah yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Çeşitli sebeplerle katılamıyorsa, hiç olamazsa, hizmete zarar vermemeli, kalbi, niyeti, duası, sevgi ve rızası ile hizmetlere destek verip; hizmetin manevi himayesinden, şerefinden, himmet ve bereketinden mahrum olmayıp pay sahibi olmalıdır.

Çünkü hayra rıza gösteren, teşvik eden ve sebep olan kimse, o hayrı yapmış gibidir.


Gülistan Mecmuasından alıntılanmıştır.
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: Tesniye - 08 Kasım 2007, 23:14:43
Hizmet eden kimse ileride mükafatını yine kendisi göreceğinden, kendisine hizmet etmiştir.
Ekabiran
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: BALYALI - 09 Kasım 2007, 20:45:12
Himmete talip olan, hizmete ragib olur, hizmete ragib olan, himmete nail olur
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: trhn - 09 Kasım 2007, 22:48:33
Rasullullah(S.A.V.) Efendimiz buyuruyorlarki;
''Cennette yüz derece vardır.En yükseği Allah yolunda cihad edenlerindir.Cennetteki her derecenin arası gök ve yer arası kadardır.''

''Allah yolunda düşmana karşı bir müddet durmak,kadir gecesini kabe de Hacerül Esved yanında geçirmekten hayırlıdır.''

''Alimlerin kısa bir müddet Allah yolunda düşmana karşı durmaları,milyonlarca ayı ibadetle geçirmelerinden hayırlıdır.''

''Dar-ı Harb düşmanları ile uğraşanlar vefat ettiklerinde şehittir,hayatta olanlarıda gazi...'' (Mektubat)
                                                Binbir Hadis-i  Şerif  sayfa 197
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: Ber-ceste - 10 Kasım 2007, 11:58:22
Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır."


Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115, (1880); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15); İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757).


***


Ebu Saîd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
"- Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en efdali kimdir?" diye soruldu. Şu cevabı verdi:
" Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!"
"- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:
" Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir" diye cevap verdi."



Buharî, Cihâd 2, Rikâk 34; Müslim, İmâret 122, 123, 127, (1888); Ebu Dâvud, Cihad 5, (2485); Tirmizî, Fedâuilu'l- Cihâd 24, (1660); Nesâi, Zekât 74, (5, 83), Cihâd 7, (6,11); İbnu Mâce, Fiten 13, (3978).


***


Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vereyim mi! İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, kendi veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o da, Allah 'ın Kitab 'ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir."



Nesâî, Cihad 8, (6,11-12).

KÜTÜBÜ SİTTE- Sadakatnet Kütüphanesi
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: EFSuN - 11 Kasım 2007, 22:55:52
Ben de bir dortluk ekleyeyim.. Hocamız soylerdi hep bize, kulagımıza kupe..


Hakka asik olanlar Hak katinda sevilir,
Hizmet aski satilmaz,ancak gonulden gelir..
Herkese nasip olmaz Hakka hizmetin sirri
Altinin degerini sadece sarraf bilir..
Başlık: Ynt: Allah YOLUNDA HİZMETİN FAZİLETİ [5 KASIM 2007]
Gönderen: mustantık - 17 Kasım 2007, 21:56:47
             1. (986)- Hz. Osman (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle diyordu:"Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bin günden daha hayırlıdır." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26; (1667, 1664, 1665); Buharî, Cihâd 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mâce, Cihâd 7, Nesaî, Cihâd 39, 6, 39).Hadisin, askere vâdettiği büyük mükâfaatın mühim bir şartla kayıtlı olduğunu belirtmemiz lâzım: "Allah yolunda cihad için." Allah için olmayan bütün "bekleyişler" boşadır, cephede ölmeler de.
             2. (987)- Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihad 2,(1621); Ebu Dâvud, Cihâd 16, (2500).]
             3. (988)- Tirmizî'nin  rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek mücâhid,  nefsiyle cihad edendir." [Fedâilu'l-Cihad 2, (1621).]
            4. (989)- Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya  ve içindeki her şeyden  daha hayırlıdır." [Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112-115, (1880); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15); İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757).]
             5. (990)- Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâyı kelimetullah için, devenin iki sağımı  arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâî,Cihâd 25, (6, 26); İbnu Mace, Cihâd 15, (2792).]
              6. (991)- Muâz İbnu Cebel (radıyalahu anh) anlatıyor: "İçinden samimi şekilde Allah yolunda cihâd yapmayı temenni eden bir kimse, bilâhare ölse de, öldürülse de şehid sevabı kazanır. Kim de Allah yolunda yara alsa veya Allah yolunda -düşmanın sebep olmadığı- bir musibetle bile yaralansa bu yara, kıyamet günü, en büyük hâli içinde  rengi zaferân renginde, kokusu da misk kokusunda olarak gelir. Kimin vücudunda, Allah yolunda iken çıkan, iltihab gibi bir yara açılacak olsa bu da onun için şehidlik mührü olur." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1657); Ebu Dâvud, Cihâd 42, (2541); Nesâî, Cihâd 25, (6, 26).]
             7. (992)- Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki, kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır." [Buharî, Cihâd 10, Zebâih 31; Müslim, İmâret 103; Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 21, (1656); Nesâî, Cenâiz 82, (4, 78), Cihâd 27, (6,28); Muvatta, Cihâd 29, (2, 461).]
          8. (993)- Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:Allah Teâla  Hazretleri, Allah rızası için yola çıkan kimse hakkında: "Bu kulum, benim yolumda cihad etmek üzere bana inanarak peygamberlerimi tasdik ederek yola çıkmıştır, artık onu ya cennetime koymak yahut da ücret veya ganimet elde etmiş olarak, çıkmış olduğu meskenine geri çevirmek hususunda garanti veriyorum" diyerek te'minat verir.Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Allah yolunda yaralanmış hiçbir yaralı yoktur ki, kıyamet günü, yaralandığı ilk günkü manzarasıyla gelmiş olmasın: (Yarası taze) kan renginde, kokusu da misk kokusunda olarak.Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ediyorum ki, Müslümanlar'a meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri  kalmazdım. Ancak onları hayvana bindirecek imkân bulamıyorum. Onlar da beni tâkibe imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor.Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun, Allah yolunda gazaya çıkıp öldürülmeyi, sonra tekrar hayat bulup gazada tekrar öldürülmeyi, sonra tekrar gazaya çıkıp  öldürülmeyi ne  kadar isterim!" [Buharî,İman 25, Cihâd 2, 119, Hums 8, Tevhid 28, 30; Müslim, İmâret 103-107, (1876), (8, 119); Muvatta, Cihâd 2, (2, 444), 40, (2, 465); Nesâî, Cihâd 14,(6, 16), İman 24.]
            9. (994)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan bir gün sordular: Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?""- (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz!"Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular. Resûlullah  her seferinde aynı cevabı verip:- (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!" dedi ve sonra şunu ilâve etti:- Allah yolundaki mücâhidin misâli (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç  tutup, namaz kılan, Allah'ın âyetlerine de  itaatkâr olan ve Allah yolundaki mücâhid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan  hiç gevşemeyen kimse gibidir." [Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110, (1878);  Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 1, (1619); Nesâî, Cihâd 17, (6, 19); Muvatta, Cihâd 1, (2, 443).]
             10. (995)- Ebu Saîd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
"- Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en efdali kimdir?" diye soruldu. Şu cevabı verdi:"- Allah yolunda malıyla canıyla cihad eden mü'min kişi!""- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer:"- Tenhalardan bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları şerrinden bırakan kimsedir" diye cevap verdi." [Buharî, Cihâd 2,Rikâk 34; Müslim, İmâret 122, 123, 127, (1888); Ebu Dâvud, Cihad 5, (2485); Tirmizî, Fedâuilu'l-Cihâd 24, (1660); Nesâî, Zekât 74, (5, 83), Cihâd 7, (6, 11); İbnu Mâce, Fiten 13, (3978).]
             11. (996)- Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Size, insanların en hayırlısı ve en şerlisini haber vermiyeyim mi! İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki,  kendi  veya başkasının atı sırtında ya da yaya olarak, ölünceye  kadar Allah yolunda çalışır. İnsanların en şerlisine gelince o da, Allah'ın  Kitab'ını okuyup (emir ve yasaklarına) riayet etmeyen kimsedir." [Nesâî, Cihad 8, (6, 11-12).]
            12. (997)- İbnu Abbas (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:Size insanların en hayırlısını haber vermiyeyim mi! O, atının yularından Allah yolunda tutan kimsedir. (Hayırda) bunu takip edeni haber vermiyeyim mi? O da koyunlarının peşine  takılıp (insanları) terkeden, koyunlarda bulunan Allah'ın hakkını da ödeyen kimsedir.Size insanların en kötüsünü de haber vermiyeyim mi! O da,  Allah' tan isteyip, Allah adına vermeyendir." [Muvatta, Cihad 4, (2, 445); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 18, (1652); Nesâî, Zekât 74, (5, 83-84).]
            13. (998)- Ebu Ümâme (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtuvesselâm) şöylebuyurdular:"Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır." [Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).]
14. (999)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Allah korkusuyla göz yaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Bir kul üzerinde, Allah yolunda yapışan tozla, cehennemin dumanı biraraya gelmez." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 8, (1633); Zühd 37,(2372); Nesâî, Cihâd 8, (6,12).]
            15. (1000)- İbnu Abbâs (radıyAllahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini  işittim:
"İki göz vardır, onlara ateş değemez: Allah için ağlayan göz ile, Allah yolunda uyanık sabahlayan göz." (Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 7, (1632).]
            16. (1001)- Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: Rasulullah buyurdu ki: "Kâfir ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler." [Müslim, İmâret 130, 131, (1891); Ebu Dâvud, Cihad 11, (2495); Nesâî, Cihâd 8, (6, 12-14); İbnu Mâce, Cihâd 9.]
           17. (1002)- Ebu Saîd (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün şöyle dedi"Kim Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak Muhammed'den râzı ise ona cennet vâcib olmuştur." Bu söz hayretime gitti ve:
"- Ey Allah'ın Resulü, bir kere daha tekrar eder misiniz?" dedim. Aynen tekrar etti ve arkadan da şunu söyledi.
"- Bir başka şey daha var ki, Allah, onun sebebiyle, kulun cennetteki makamını yüz derece yüceltir. Bu derecelerden ikisi arasındaki uzaklık  sema ile arz arasındaki mesâfe gibidir." Ben: Öyleyse bu nedir?" dedim. Şu cevabı verdi:
"- Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad!" [Müslim, İmâret 116, (1884); Nesâî, Cihâd 18, (6, 19-20).]
"Cennet ehli, guraf ehlini farklı dereceleri içinde seyredecekler, tıpkı, sizin doğu ufkunda batmakta olan parlak bir yıldızı seyrettiğiniz gibi." Dinleyenler: "Ey Allah'ın Resûlü bunlar  peygamberler midir?" diye sordular. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Evet, dedi. Nefsimi kudret elinde tutan Zât'a yemin ederim, onlar Allah'a inanıp  peygamberleri tasdik eden kimselerdir."
            18. (1003)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Allah  iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihâda katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de cennette buluşurlar)." [Buharî, Cihâd 28; Müslim, İmâret 128,129, (1890); Muvatta, Cihâd 28, (2, 460); Nesâî, Cihâd 37, (2, 38); İbnu Mâce, Mukaddime 13, (191).]
             19. (1004)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kim Allah'a iman ederek ve va'dini tasdik ederek, Allah yolunda (kullanmak üzere) bir at "tutarsa" bu atın yediği, teri, gübresi, bevli kıyamet günü terâzisine girecektir, yani sahibine sevap olacaktır."  [Buharî, Cihâd 46; Nesâî, Hayl 11.]
"Kıyamete kadar atın alnına hayır bağlanmıştır. At, (besliyenler için) üç durumdadır: At vardır, besliyenine ücrettir, at vardır besliyenine (ateşe karşı)
perdedir, at vardır sahibinin sırtına vebâldir.
1) Ücret olan at: Bu, sâhibi tarafından Allah yolunda kullanılmak üzere beslenen attır. Bu at, her ne yiyip karnına gönderirse, sâhibine, her birisi, bir ücret olur. Şayet (yolda giderken) önüne bir çayırlık çıksa ve sahibi onu oraya veya bir bahçeye bağlasa, ipinin uzanabildiği yere kadar çayır ve bahçeden yiyebildiği her şey ona bir ücret olur. At, ipini koparıp başını alıp bir kaç tepe gitse, bütün izleri -Hâris'in rivâyetinde- bu esnada bıraktığı bütün gübreleri sahibine ücret olur. Şayet at, bir nehre uğrasa ve ondan su içse, -sahibi orada sulamak istememiş bile olsa- bu da sahibine ücret olur.
2) Perde olan at: Bu, kişinin binek ihtiyacını görmek, bu işte başkasına muhtaç olmamak maksadıyla beslediği attır. Şu şartla ki, hayvana terettüp eden zekât, ihtiyaç sahiplerine iâreten vermek gibi Allah'ın haklarını unutmaz, öder. İşte bu at sâhibine (kıyamette ateşe karşı) perdedir.
3) Vebal olan at: Bu, sahibinin övünmek, gösteriş yapmak ve Müslümanlarla husumette bulunmak üzere beslediği attır. İşte bu at sahibinin üstüne bir yüktür...".
            20. (1005)- Ebu Mes'ud el-Bedrî (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Bir adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a, yularlanmış bir deve getirerek: "Bu Allah yoluna bağışımdır" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)  adama:"- Buna karşılık sana, kıyamet günü, her biri yularlanmış yedi yüz deve vardır!" dedi. [Müslim, İmâret 132, (1892); Nesâî, Cihâd 46, (6, 49).]
             21. (1006)- Adiyy İbnu Hâtim (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:
"- Sadakanın hangisi efdâl (Allah nazarında en kıymetli)dir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
"- Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda (askerler için) bir çadır kurmak (bağışlamak) veya döl alma yaşına basan bir deveyi (hibe, iâre veya karz suretinde) bağışlamak." [Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 5, (1626).]
              22. (1007)- Zeyd İbnu Hâlid (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gaza yapmış olur. Kim, gazaya çıkan bir askerin geride kalan âilesine hayırlı himayede bulunursa gaza yapmış olur." [Buharî, Cihâd 38; Müslim, Emâret 135, 136, (1899); Ebu Dâvud, Cihâd 21, (2509); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 6, (1628); Nesâî, Cihâd 44, (6, 46).]
            23. (1008)- Ebu Eyyub (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle demişti:"Size bir çok memleketlerin fethi müyesser kılınacak. Oralarda (komşu küffarla cihad için) toplanmış askerî birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla (hasbi olarak) sefere çıkmak istemiyerek, adamlarının arasından sıvışıp gazveye (ücretsiz) katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp, onlara: "Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu, falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu?" diyecek.
Bilesiniz, (hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam) bir ücretlidir, son  damlasına kadar kanını akıtsa da (gazi  değildir, şehit sayılmaz, uhrevî ücretten mahrumdur)." [Ebu Dâvud, Cihâd 30, (2525).]
         24. (1009)- Zeyd İbnu Eslem anlatıyor: "Ebu Ubeyde, Hz. Ömer (radıyAllahu anhümâ)'e yazarak Rum cemaatlerini  ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hz. Ömer (radıyAllahu anh) kendisine şu cevabı verdi: "Emmâ ba'd: Bil ki, mü'min bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Allah ondan sonra bir ferec (kurtuluş) verir. Zira bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenâb-ı Hakk da Kur'ân-ı Kerim'inde şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler, sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihâda hazır bulunun, Allah'tan da korkun  ki başarıya eresiniz" (Âl-i İmrân 200). [Muvatta, Cihâd 6, (2, 446)______
( KÜTÜBÜ SİTTEDEN ALINMIŞTIR)
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: mazlum - 14 Ocak 2011, 18:21:35
Ne mutlu ıvassız garazsız hizmet edene .
Ne mutlu hizmet edipte himmete nail olana .
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: Mücteba - 15 Ocak 2011, 00:36:29
Hizmet etmek iptiladır; Ne mutlu o müptelalara ...
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: teksir - 15 Ocak 2011, 15:42:55
emeginize saglik Allah razi olsun
hz. Mevla kiymetini bildrsin ve hakkiyla yapanlrdan eylesin.
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: muhabbeteri - 25 Mart 2012, 22:37:32
emeginize saglik Allah razi olsun
hz. Mevla kiymetini bildrsin ve hakkiyla yapanlrdan eylesin.
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: mazhar - 25 Mart 2012, 23:02:11
Teşekkürler.Allah razı olsun
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: cennetgulu - 28 Kasım 2012, 21:16:50
Hizmet hakkinda sohbet ariyordum Allah razi olsun.
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: yabangulu - 11 Ocak 2013, 23:54:44
Allah razi olsun cok guzel calisma olmus
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: kemal68 - 02 Ağustos 2013, 02:46:57
Allah razı olsun
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: mazhar - 19 Ekim 2013, 20:55:17
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
 
(Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir. Bunlar, benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.) [İbni Mace]
 
 
 
Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullahın ve eshab-ı kiramın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. 73 fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan kurtuluş fırkası Ehl-i sünnet fırkasıdır. Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
 
 
 
Al-i imran suresinin, (Toptan Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın) mealindeki 103. âyet-i kerimesi, itikadda, inanılacak bilgilerde parçalanmayın demektir. Yani nefsinize ve bozuk düşüncenize uyarak, doğru imandan ayrılmayın demektir. İtikadda ayrılmak, parçalanmak elbette asla caiz değildir. Hadis-i şerifte de (Cemaat rahmet, ayrılık azaptır) buyuruldu.
 
 
 
İmam-ı Beyheki (Müslümanlar bozulduğu zaman, önceki âlimlerin doğru yoluna sarılmalısın! Bir kişi kalsan bile, o yoldan ayrılmamalısın!) buyuruyor. Necmeddin-i Gazzi de, (Ehl-i sünnet âlimidemek, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. Sevad-i a’zam, yani İslam âlimlerinin çoğu böyle idiler. Hak olan cemaat ve 73 fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan Fırka-i naciyye bunlardır) buyuruyor. (Parçalanmayın) âyet-i kerimesi, fıkıh bilgilerinde de ayrılmayın demek değildir. Ahkamda, amellerde olan ictihad bilgilerindeki ayrılık, hakları, farzları, amellerdeki, ince bilgileri ortaya koymuştur. Eshab-ı kiram da, günlük işleri açıklayan bilgilerde, birbirlerinden ayrılmışlardı. Fakat, itikad bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. Hadis-i şerifte, (Ümmetimin [âlimlerinin] ayrılığı [ameli mezheplere ayrılması] rahmettir) buyuruldu. Dört mezhebin, amel bilgilerinde ayrılması böyledir. [Âlimlerin amel, iş bilgilerinde çeşitli ihtisas kollarına ayrılmaları da böyledir. Böylece; birçoğu hadiste, birçoğu tefsirde, çoğu da fıkıhta, arabi bilgilerde yetişmişlerdir.] Bunun gibi sanat sahiplerinin çeşitli iş kollarına ayrılmaları da rahmettir. (Hadika)
http://www.sadakat.net/merakedilenler/MezhebinOnemi/08-AyniYereGiderDortYol/04-ParcalanipBolunmenin.htm
 
 *******************
Ümmetimden bir taife Allahın emri (kıyamet) gelinceye kadar hak üzerinde,daima galib olacak,onlardan ayrılanlar onlara zarar veremeyecekler,onlar bu haldeyken kıyamet kopacak.?
(Müslim,Kitab'ül Emare)
Başlık: Allah YOLUNDA HİZMET İÇİN NE YAPMALI?
Gönderen: mazhar - 20 Kasım 2013, 22:12:22
Allah YOLUNDA HİZMET İÇİN NE YAPMALI?
Temîmü’d-Dârî (r.a.) rivâyet ediyor:
Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kim Allah yolunda bir at beslemek üzere arpa hazırlarsa, sonra da atını onunla yemlerse, Allah Teâlâ her bir arpa tanesi karşılığında ona bir hasene yazar.”(7)
Bilindiği gibi Asr-ı Saâdet’te at, cihâdın vazgeçilmez bir unsuruydu. O itibarla bir ordunun kuvvetli veya zayıf olması, atlarının sayısına göre tesbit ediliyordu. Hatta bu vaziyet, sonraki devirlerde de bir müddet daha devam etti.
Bunun içindir ki Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, pekçok hadîs-i şeriflerinde ümmetini cihâdın en mühim unsurlarından biri olan at beslemeye teşvik etmiştir.
İşte yukarıdaki hadîs-i şerif de bunlardan sadece bir tanesidir.
Günümüzde ise cihadın, artık atla, kılıç-kalkanla ve okla değil, en modern silahlarla yapılmakta olduğu herkesin mâlumudur.
Daha da ötesi, cihad, büyük ölçüde maddî olmaktan çıkmış, mânevî bir alana kaymıştır. Yani top-tüfek yerine, ilimle-irfanla, eğitimle-öğretimle, fikirle yapılır olmuştur.
Bu sebeple ta‘lim-terbiye, tebliğ-telkin ve irşad faâliyetleri için adam yetiştirme, kısaca talebe okutma, ümmet-i Muhammed’in evlâdına dînini-kitabını öğretip onu ahlâklı bir nesil olarak yetiştirme gayret ve hizmetleri ön plana çıkmıştır.
Ayrıca basın ve medya da maddî ve mânevî cihâdın önemli unsurlarını teşkil etmektedir. O bakımdan gazete, dergi, kitap, radyo ve televizyon gibi vâsıtalar da göz ardı edilmemelidir.
Bütün bu sebep ve gelişmeler nazar-ı dikkate alındığında görülür ki, izâhını yapmaya çalıştığımız hadîs-i şerifi sadece at beslemeye hasretmek doğru olmaz.
O bakımdan bunun mânâsını, çok geniş bir muhtevâda düşünmek gerekir. Böyle olunca da, hadîs-i şerifteki sayılan hasene, ecir ve sevap; günümüzde ihlâslı bir şekilde, canla-başla vatan için, memleket için, insanlık için hizmet veren derneklere-vakıflara, basın-yayın yolu ile faâliyet gösteren müesseselere yardımcı olan insanlar içindir.
FAZİLET VE ŞEREF NE İLEDİR?
İçlerinde Süheyl bin Amr, Ebû Süfyan bin Harb (r.anhümâ) gibi Kureyş’in asilzâdelerinin de bulunduğu bir grup Müslüman; Hazret-i Ömer’in (r.a.) huzuruna girmek üzere kapısına gelmişlerdi. Onları Hz. Ömer’in (r.a.) kapıcısı karşıladı. Bilâl-i Habeşî ve Ammar (r.anhümâ) gibi Bedir Harbi’ne iştirak etmiş ashâb-ı kirâmın, içeri öncelikle girmelerine müsâade etti. Süheyl ve Ebû Süfyan hazretleri, herkesten evvel girmek için davrandılarsa da, kapıcının şu sözleriyle karşılaştılar:
− “Mü’minlerin Emîri Hz. Ömer, Bedir Harbi’ne iştirak etti. Bu sebeple, o savaşa katılanları çok sevmekte ve her yerde onlara öncelik tanınmasını istemektedir. Biraz sabredin, az sonra siz de girersiniz.”
Kapıcının bu sözleri Ebû Süfyan’ı (r.a.) çileden çıkarmaya kâfi gelmişti. Uzun yıllar Kureyş’e reislik yapan kendisi gibi soylu kimselere, Bilâl ve Ammar gibi kölelikten âzâd olmuş kişilerin tercih edilip öncelik tanınması, onun açısından hazmedilecek şey değildi doğrusu… Kapıcıya sert sert çıkışmaya başladı:
− “Ben, bugünkü gibi bir aşağılanmaya ömrümde hiç rastlamadım. Kapıcı, bu kölelere müsâade ediyor da, biz soylulara bakmıyor bile…”
Ebû Süfyan’ın bu sözleri, bir kısım yeni Müslümanlar’ı tahrik etmiş, bazı hoş olmayan konuşmalara sebep olmuştu. Havanın birden elektriklendiğini gören Süheyl bin Amr (r.a.), derhal duruma müdâhale etti ve Müslümanlar’a hitâben şunları söyledi:
− “Arkadaşlar, bazılarınızın yüzlerinde öfke alâmetleri görüyorum.Eğer kızıyorsanız kendinize kızın.
 Onlar İslâm’a çağrıldılar, derhal İslâm’ı kabul ettiler.
 Sizler de onlarla birlikte İslâm’ı kabûle çağrıldınız; ama siz ağırdan aldınız, geç kaldınız.
 Allâh’a yemîn ederim ki, din uğrunda sizden önce yaptıkları ile elde ettikleri fazilet; sizin bu kapı önünde övünmekte olduğunuz şereften çok daha üstündür.
 Onlar bu faziletleriyle sizlerden şeref bakımından çok daha ileridirler.
 Sizler, bir savaşı gözleyin ve ona mutlaka katılın. Belki bu vesîleyle, azîz ve celîl olan Allah Teâlâ sizleri de cihad sevabı ve şehidlikle mükâfatlandırır. Umulur ki böylece, onların faziletlerine yaklaşırsınız.”

http://yukarikayalar.wordpress.com/2008/03/10/Allah-yolunda-cihad-ve-hizmet/ (http://yukarikayalar.wordpress.com/2008/03/10/Allah-yolunda-cihad-ve-hizmet/)
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: gülçiçek - 09 Mart 2014, 19:58:37
emeginize saglik Allah razi olsun hz. Mevla kiymetini bildrsin ve hakkiyla yapanlrdan eylesin.
Başlık: Allah Yolunda Hizmet Etmek
Gönderen: Mücteba - 05 Mayıs 2014, 16:34:56
Allah Yolunda Hizmet Etmek

Mevla-ı Zül Celâl Vel Kemâl ve Tekaddes Hazretleri bir Ayet-i Kerimede buyuruyorlar ki:
“Ey iman şerefiyle müşerref olan müminler! Size bir ticaret yolu göstereyim ki, sizi, acıklı bir azabdan kurtarır; O da Allah ve Resulüne iman eder, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Bu sizin için çok hayırlıdır, eğer bilirseniz.”

Demek ki, ebedi ve acı azabdan kurtuluş, Allah ve Resulüne iman edip, yine Onun yolunda cihat ve hizmet edip, gayret göstermeğe bağlıdır.

Peki o zaman ne demektir cihad? Allah yolunda, Resulü uğrunda hizmetin manası nedir?

Cihad: Ümmet-i Muhammedin irşad ve hidayetine vesile olmak, dinin yüceltilip yayılması için, sırf Allah rızasını gözeterek koşturmak ve gayret göstermektir.

Gaye: Rıza-ı ilahidir.

Maksad: Dinin i’la ve inkişafıdır.

Allah yolunda hizmetin büyüklüğünü ve hizmet edenlere vaad edilen mükafat ve şerefin yüceliğini iyi bilen Allah dostları, dinin ihyası için dua edenlerin, ilim öğrenen talebelerin ayaklarının altlarını öpmüşlerdir.
Bu hizmetleri en iyi bilen ve anlayan bir zat-ı şerif Ebu’l-Fâruk Hazretleri de hizmet babında, makam, mevki, şan, şöhret gözetmemeyi tavsiye ederek “Hizmet muvaffak olsun da, velev ki bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun”  buyurmuşlardır.

İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Hazretleri bir gün bir yerden geçerken, bir ihtiyarın ayaklarını suyun içine uzatarak: “Ya Rab Ümmeti Muhammede irşat ve hidayetler ihsan eyle” diye dua ederken görür. Hemen suya iner, ihtiyarın ayaklarını öpmek ister. İhtiyar zat “Aman efendim, ne yapıyorsunuz” deyince de “Siz, bizim hizmetlerimize duanızla yardımcı oluyorsunuz, bu ayaklar öpülmeye layıktır” buyurur.

Cihat ve hizmet, sadece harp meydanında şehit oluncaya kadar çarpışmaktan ibaret değildir.
Fahr-i Kainat Efendimiz, Mescid-i Nebevi inşa edilirken mübarek omuzlarında bizzat kerpiç taşımışlar, hatta Ashab bir kerpiç omuzuna alırken, kendileri iki tane alıp, taşımışlardı. Sebebi sual edildiği zaman “Haza minni ve haza min ümmeti (biri benim için diğeri de ümmetim içindir.)” buyurmuşlardı.

Necip ecdadımız da, din-i celil-i İslam’a hizmet, vatanı müdafaa uğrunda gün olmuş at üstünde savaşmış, zaman olmuş aynı gaye ile cami inşaatında kum, çakıl taşımıştır.
Nitekim Sultan Birinci Ahmet Han, ismiyle müsemma Sultanahmet Camiinin temelini atmış, ama ikmaline, faaliyete açılma zamanına ömrü yetmemişti. Koca Sultan, Cumartesi günleri kaftanını değiştirir, cami inşaatına eski elbisesiyle kum ve çakıl çekerdi. Zaman zaman da taş dolu kaftanını hafifçe kaldırır:“Ya Rab, şu hizmeti de Ahmet kulundan kabul eyle” diyerek hizmetini Mevla’ya arz ederdi.
Sultan Ahmet Han ölüm döşeğindedir. Son anlarını yaşamaktadır. Bir ara iyileşir gibi olan padişah yatağından doğrulmuş ve yürümeye başlamıştır. Etrafında toplananlar hayret ve heyecanla “Sultanım, Sultanım nereye gidiyorsun böyle” derler. Başını çevirip, manalı manalı bakan cennetmekan Sultan “Camiye kum çekmeye gidiyorum” der ve üç adım atmamıştır ki oracıkta yığılır kalır, ruhunu teslim eder.

İşte ahfadı olduğumuz dedelerimiz, hayatlarını din ve millete hizmette fani kılmışlar, ölüm döşeğinde bile hizmeti düşünmüşlerdir. Zira onlar, Allah Resulünün ve Onun güzide ashabının yolunun yolcuları, takipçileri idiler. Bu heyecanı, cezbe ve aşkı Onlardan alıyorlardı.

Asr-ı saadetten gönülleri coşturan, hizmet aşk ve şevkimizi artıran bir hatıra naklederek, sözlerime nihayet vermek istiyorum.

Uhud harbinde İslam için kılıç sallayan Hazreti Mus’ab’ı melekler bile gıpta ile seyrederler. Hazreti Mus’ab bir ara aldığı bir kılıç darbesiyle yüzüstü yere düşer. Hemen bir melek onun suretine girer ve onun vazifesini devam ettirir. Akşam üzeri Resülüllah Ona “Ya Mus’ab!” diye seslenince, melek “Ben Mus’ab değilim ya Resülüllah, O şehit olmuştur” deyince vaziyet anlaşılır. Biraz sonra Resülüllah, bir gurup sahabe ile Hazreti Mus’ab’ın naaşı yanındadır. Her iki kolu omuzundan kopmuş, boynuna gelen kılıç darbesiyle de baş gövdesinden nerede ise ayrılacak hale gelmişti. Ve sanki Hazreti Mus’ab, yüzünü bir yerden saklar gibi boynu önüne eğilmişti.
Fahr-i Kainat, Mus’ab’ın boynunu niçin sakladığını gözyaşları içinde Ashabına şöyle anlattı:
- “Ey Ashabım, biliyor musunuz Mus’ab niçin yüzünü saklıyor?”
- “Allah ve Resulü bilir” dediler.
Allah Resulü:
“Onun kolu koptu, Rabbımın huzuruna gidiyorum, halbuki şu anda Resülüllah’ı korumam lazım, bu esnada biri Resülüllah’a saldırırda ben Onun yardımına koşamazsam, Rabbımın huzuruna hangi yüzle varırım diye düşündü de, yüzünü Allah’tan hayasından saklamaya çalışıyor” buyurdular.

İşte Ashab-ı Kiram, işte ecdadımız, işte biz.

O mübarek insanların hayatları,  din ve millet uğrunda hizmetle geçmesine rağmen, bu alemden giderlerken dahi “Ya Rabbi, senin dinine, kitabına hakkıyla hizmet edemedik” diyerek eziklik duyarak ve acziyet içerisinde gitmişler ve ruhlarını teslim etmişlerdir.

Mevzuu bir Hadis-i Şerif meali arz ederek noktalayalım: Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki;

“Kim ki Allah yolunda, bir kelimeyle de olsa cihat etmeden, hizmet etmeden ölürse, münafıklıktan bir şube üzerine ölür.”


Hazırlayan: Merhum Kürşad ŞEN (Ruhuna Fatiha)
Başlık: Kur'ân-ı Kerim'e Hizmet Etmenin Mükâfatını Tahmin Edebilirmisiniz?
Gönderen: Mücteba - 05 Mayıs 2014, 16:36:46
Kur'ân-ı Kerim'e Hizmet Etmenin Mükâfatını Tahmin Edebilirmisiniz?

Bir gün Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) sohbet ederlerken, azabı ve cehennemin şiddetini anlatırlarken bir grup, bir zümre insandan bahsediyorlar ve buyuruyorlar ki:

“Ahirette bir zümre insan olacak, onlar sırattan süratle, şimşek gibi geçecekler ve cennetin kapısında bekleyecekler. Cenab-ı Hakk onlara hitap ederek: ‘Girin cennetime’ buyuracak.

Ama onlar:
‘Hayır, biz girmeyiz’ diyecekler.

Bunun üzerine sıratı zar zor geçen, ömürleri boyunca cennete girebilmeyi arzulayan insanlar hayret edecek ‘Bunlar kim?’ diye merak edecekler.

Cenab-ı Hakk nedenini bildiği halde insanlara ders olması için onlara sual edecek;
‘Herkes sırattan zar zor geçip cennete girmek için bu kadar istekli iken, sizler sıratı şimşek gibi geçtiğiniz halde niçin cennete girmiyorsunuz.’

Onlar da diyecekler ki;
‘Ya Rabbi! Biz dünyada iken bütün zamanımızı Kur’an-ı Kerim’i okumak ve okutmakla geçirdik, annemizden, babamızdan, ailemizden ayrı kaldık. Bizim annemiz, babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız cehennemde iken biz nasıl cennete girelim?’ ”

İşte onlar Kur’ân-ı Kerim talebesidir. Onlar gurbete giden; anasından, babasından uzaklara giden, Kur’ân-ı Kerim’i öğrendikten sonra onu öğretmek için dünyanın her tarafına giden mü'minlerdir.

“Sonra Cenab-ı Hakk;
‘O halde tutun yakınlarınızın, akrabalarınızın ellerinden, her birinize ailenizden 70 kişiye şefaat etme salahiyeti veriyorum’ buyuracak.

O sırada Sahabe-i Kiram’dan bir zat, bir bedevi arka saftan kalabalığı yara yara;
‘Yâ Rasülüllah, Yâ Rasülüllah!’ diyerek Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.)’in yanına geliyor ve diyor ki:
‘Ya Rasülüllah! Peki, ben ne olacağım? Benim hiç kimsem yok, bana kim şefaat edecek?’

Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) de buyuruyorlar ki:
‘Onlara yardım edersen, hizmet edersen sen de kurtulacaksın, cennete gireceksin.’

O zat ardından diyor ki:
‘Peki, Ya Rasülüllah! Benim elimden kim tutacak?’

Bunun üzerine Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) o zatın elini sımsıkı tutarak:
‘Senin elinden ben tutacağım, cennete beraber gireceğiz’ buyuruyor.”
Başlık: Allah Yolunda Cihad ve Dînî İlimlerde Tefakkuh
Gönderen: Mücteba - 08 Şubat 2015, 02:34:13
Allah Yolunda Cihad ve Dînî İlimlerde Tefakkuh

Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak, cihâdı terk veya ondan geri kalanların durumunu ve acıklı sonlarını bize şöyle haber vermektedir:

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda cihâda çıkın’ denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz?
Âhiret (hayatına) dünya hayatını tercih mi ediyorsunuz?
Fakat dünya hayatının faydası, âhiretin yanında pek azdır.
Eğer (gerektiğinde, size emrolunan bu cihâda) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek acıklı bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka (emirlerine itâat edecek) bir kavim getirir; siz (cihâda çıkmamakla) ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.”(1)

Unutmamak gerekir ki; Allah yolunda cihad, maldan-mülkten, candan-cânndan, eşten-dosttan, evlâd u iyâlden ayrılmak demek değildir. Aksine, fânilerin sonsuzluk sırrına erdiği; neticesinde, “cennet ve Cemâl-i İlâhî” nin bulunduğu kutlu, fakat zorlu bir yoldur.

Zaten Müslüman, İslâmî hüviyetini koruyabilmek, şahsiyetini muhâfaza edebilmek için, Allah yolunda bir takım sıkıntı ve meşakkatlere katlanmak zorundadır. O bakımdan cihad niyet ve arzusu, mü’minin kalbinde mutlaka yerini almalıdır. Resûlüllah (s.a.v.), “Cihâda iştirak etmeden veya cihad niyeti taşımadan ölen, bir çeşit nifak üzere ölmüştür”(2) buyururlar.

Bilindiği gibi İslâm’da Allah yolunda cihad bir farîzadır. Allah yolunda bir cihaddan, vaziyete göre, yine ancak Allah yolunda bir başka çeşit cihad ve hizmet için geri kalınabilir. Bunun dışında bir özür kabul edilmez. Cihaddan geri kalma hususu bir âyet-i celilede şöyle açıklanmıştır:

“Mü’minlerin topyekûn sefere çıkmaları doğru değildir. Onlardan her topluluktan bir grup dinde (dinî ilimlerde tefakkuh etmek) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (cihaddan) döndüklerinde, (onları Allâh’ın azâbı ile) korkutmak için geride kalmalıdır. Olur ki böylece (dikkatli davranıp yanlış hâl ve hareketlerden) kaçınırlar.”(3)

Bu âyet-i kerimeden anlaşıldığına göre, zâhirî savaş için bir milletin topyekûn cihâda çıkması doğru ve isabetli bir hareket olmaz. O bakımdan bir kısım insanlar cihâda çıkarken, diğer bir kısmının da ilmî faâliyetleri devam ettirmeleri gerekir. Kaldı ki bu hüküm, ilim tahsîlinin farz-ı kifâye olduğu vaziyete göredir. Çünkü o zaman, bir miktar âlim kâfidir.


Günümüze gelince...

Bugün düşman yani dinî cehâlet, evlerimize kadar hulûl etmiş; dolayısıyla bütün âile fertlerini ifsat etme, hak yoldan saptırma işi oldukça kolay hâle gelmiştir. Bu itibarla ilmî cihâdın zarûretini ve farz-ı ayn hâle gelişini anlamak, herhalde zor olmasa gerek...

Bilhassa dinî ilimlerde cemiyetin ihtiyacını karşılayacak seviyede ilim adamları yetiştirilmelidir ki, cemiyeti aydınlatıp, Allâh’ın emir ve yasaklarını onlara doğru-dürüst öğretsinler. Zira bir milletin ayakta kalabilmesi, hayatiyetini devam ettirebilmesi için din ve ilim adamlarının iman, ilim ve teknik bakımdan o cemiyeti beslemeleri ve desteklemeleri gerekir.

Bu sebeple, mecbur kalmadıkça yetişmiş elemanların, din ve ilim adamlarının zâhirî cihad alanına götürülmeleri doğru değildir. Çünkü bir millet için ilmî çalışma ve araştırma faâliyetleri de, hiçbir zaman terki câiz olmayan aslî cihâd cümlesindendir.

Bir millet, ilim ve teknik alanında geri kalmışsa, askerî alanda kuvvetli dahi olsa çabuk çöker. Ama ilim ve teknikte ileri gitmiş milletler, askerî alanda zayıf bile olsalar, noksanlarını çabuk telâfi edebilirler. Nitekim âyet-i kerimede de Cenâb-ı Hakk, maddî savaşın farz-ı ayn olduğu bir anda bile, topyekûn sefere çıkmak yerine, dinî ilimlerde tefakkuh gâyesiyle bir kısım ilim ehlinin geride kalmasının doğru olacağını beyan ediyor.

Bundan da anlaşılıyor ki; ilmî cihad, maddî kuvvetlerle yapılan cihaddan önde geliyor. O bakımdan, “i‘lâ-yı kelimetullah” gâyesine yönelik çalışmalara ve çalışanlara mâli imkân sağlamak da, aynen gâziyi techiz etmek gibidir, denilmiştir.

İman ve ihlâs sahibi her Müslüman, dünyaları aydınlatacak enerjiyi üretmeye hazır bir unsur gibi, “i‘lâ-yı kelimetullah” mefkûresini gerçekleştirmek potansiyeline sahip yegâne müsbet ve dinamik güçtür. Onun en bâriz vasfı; insanları aydınlatmak gâyesiyle çalışmak, bunun için de İslâm esaslarına tam bir teslimiyetin gerektiğine tereddütsüz inanmaktır. Zira din binâsının çatısı, kulluk gayretlerinin zirvesi demek olan Allah yolunda bedenî-ilmî-mâlî cihad, Müslüman’ın temel vazifeleri arasındadır.

***

Allah Yolunda Yarım Gün Yürümek

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizin mihmendârı, İstanbul’umuzun mânevî sultânı Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) hazretleri anlatıyor:

“Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Allah yolunda bir sabah ya da bir akşam yürüyüşü, Güneş’in, üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”(4)

Allah Teâlâ insanı ve cinni, yalnız kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. Bu mükellefiyetlerine zemin olmak üzere de, dünya ve nimetlerini onların hizmet ve ihtiyacına âmâde kılmıştır.

İşte bu nimetlerden istifade süresi demek olan hayat ise, çok çeşitli faâliyetlerin yanında bedenî-ilmî-mâlî cihâda da sahne olmaktadır.

İnsan, muhtelif âmillerin tesiri ile hangi işinin en önemli, en kârlı veya en zararlı olduğunu her zaman doğru olarak tâyin edemez. Bu, inanan insanlar için de aynıdır; inandıkları ve yapmak istedikler işlerin, hakikaten hangisinin daha mühim olduğunu her zaman isâbetli olarak tesbit ve icrâ etmeleri mümkün olmayabilir.

Dünyada insanı, değer olarak kendine bağlayan bir çok şey vardır. Herkes ehemmiyet verdiği hususla daha sıkı, daha ciddî ve ısrarlı bir şekilde meşgul olmak ister. Yaptığı işin değeri mevzuunda kendi içinde belli bir kanaate sahip olmayan insan ise, işinde kâr etse bile huzursuzdur, memnun değildir. Başka işler ve mesleklere karşı daima açık bir ilgi içinde olmaktan kendini kurtaramaz.

Hadîs-i şerifte, Allah yolunda yani insanların İslâm’ın getirdiği hidâyetten nasibedâr olabilmeleri, iki cihan saâdetine kavuşabilmeleri maksadıyla yarım günlük bir hizmetin, “üzerine Güneş’in doğup battığı her şeyden”, bir başka rivâyette ise, “dünya ve dünyadakilerden” daha hayırlı olduğu açıklanmakta... Böylece Müslümanlar, bütün insanlığın saâdeti için, Allah yolunda hizmete teşvik edilmektedir.

Bir başka hadîs-i şerifte ise Resûlüllah Efendimiz, Hz. Ali’ye hitâben, “Senin vesîlenle bir kişinin hidâyete kavuşması, kırmızı develerden teşekkül eden sürülerin sahibi olmandan senin için daha hayırlıdır” buyuruyor.

Bu ve benzeri ifadeler, anlatılan meselenin kıymet ve ehemmiyetinden kinâyedir.

Ayrıca, mânevî meselelerin önemini anlatabilmek için, maddî değerler ile temsiller-tasvirler ve teşbihler yapmanın cevâzı yanında, bunun bir hizmete teşvik üslûbu olduğunu da göstermektedir.

***

Kimler Allah Yolundadır?

Ka‘b bin Ucre radıyallâhü anh anlatıyor:

“Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah’ın (s.a.v.) ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce,

− Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler.

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

− “Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır.

“Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır.

“Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır.

“Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır.

(Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın ve nefs-i emmârenin) yolundadır.”(5)

Hadîs-i şerîfin bir başka rivâyetinde, sahâbîlerin yukarıda zikri geçen temennileri üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz sözlerine, “Allah yolunda olmak, sadece ölmekle mi olur sanıyorsunuz?” buyurarak başlamıştır.

***

Asıl Tehlike Nedir?

Müslümanlar’la Rum ordusu arasında çetin bir harp devam ediyordu. Herkes kendi gücü-kuvveti nisbetinde gayret sarfediyor, dolayısıyla tehlikeli durumlar yaşanıyordu.

Kimileri Allah yolunda şehîd veya gâzî oluyor, kimileri de nefs-i emmârenin hevâ ve heveslerine, şeytânın hîle ve tuzaklarına mağlup olup gidiyordu.

Bu cihad meydanında Müslümanlar’dan birisi, Rum ordusuna hücûm ederek aralarına daldı. Bunu gören mücâhidlerden bazıları şöyle dediler:

− Sübhânallâh! Adam kendi elleriyle kendini tehlikeye attı!

Bu sözü duyan büyük sahâbî Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) şu tarihî hakikatleri ifade etti:

− Ey Ensâr cemaati! Bu âyet-i kerime bizim hakkımızda nâzil oldu. Allâh celle celâlühû bu dîni kuvvetlendirip güçlendirdirirken, biz bazan ev, tarla, ticâret işlerimizi aksatıyorduk. Bazılarımız, ‘Biraz mallarımızla uğraşsak da kayıplarımızı telâfi etsek (dolayısıyla cihâda ara versek)’ dediler.
Bazıları da bu düşünceyi sağda-solda dile getirince, şu âyet nâzil oldu: ‘Mallarınızı Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İhsanda bulunun. [Yani Allah yolunda bedenen, ilmen mücâhede edenlere yiyecek-içecek-giyecek ve sâir yardımlarla iyilik edin.] Çünkü Allah, muhsinleri (iyilikte bulunanları) sever.’(6)

Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) hazretleri bu durumu ifade ettikten sonra sözlerine şunları ilâve etti:

‘Asıl tehlike; mallarla ve onların ıslâhıyla meşgul olup da Allah yolunda cihâdı terk etmektir. Asıl tehlike; mal ve mülk sevdâsına düşmektir... Ve bununla gaflete dalmaktır. Asıl tehlike; İslâm için canımızla, malımızla, bütün varlığımızla mücâdele ve mücâhede etmek gerekirken, bundan kaçınmaktır.’

Yaşlı hâline rağmen, cihad meydanında kılıç sallayan Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (r.a.) hazretleri şehid düşerek mübârek bedeni, âdeta İstanbul’un fethi için bırakılan bir tohum oldu...

... Ve fetih de böylece, mübârek ceddimiz Sultan II. Mehmed Hân’a nasip oldu ve Fâtih ünvanını aldı.

***

Allah Yolunda Hizmet İçin Ne Yapmalı?

Temîmü'd-Dârî (r.a.) rivâyet ediyor:

Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki: “Kim Allah yolunda bir at beslemek üzere arpa hazırlarsa, sonra da atını onunla yemlerse, Allah Teâlâ her bir arpa tanesi karşılığında ona bir hasene yazar.”(7)

Bilindiği gibi Asr-ı Saâdet'te at, cihâdın vazgeçilmez bir unsuruydu. O itibarla bir ordunun kuvvetli veya zayıf olması, atlarının sayısına göre tesbit ediliyordu. Hatta bu vaziyet, sonraki devirlerde de bir müddet daha devam etti.

Bunun içindir ki Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, pekçok hadîs-i şeriflerinde ümmetini cihâdın en mühim unsurlarından biri olan at beslemeye teşvik etmiştir.

İşte yukarıdaki hadîs-i şerif de bunlardan sadece bir tanesidir.

Günümüzde ise cihadın, artık atla, kılıç-kalkanla ve okla değil, en modern silahlarla yapılmakta olduğu herkesin mâlumudur.

Daha da ötesi, cihad, büyük ölçüde maddî olmaktan çıkmış, mânevî bir alana kaymıştır. Yani top-tüfek yerine, ilimle-irfanla, eğitimle-öğretimle, fikirle yapılır olmuştur.

Bu sebeple ta‘lim-terbiye, tebliğ-telkin ve irşad faâliyetleri için adam yetiştirme, kısaca talebe okutma, ümmet-i Muhammed’in evlâdına dînini-kitabını öğretip onu ahlâklı bir nesil olarak yetiştirme gayret ve hizmetleri ön plana çıkmıştır.

Ayrıca basın ve medya da maddî ve mânevî cihâdın önemli unsurlarını teşkil etmektedir. O bakımdan gazete, dergi, kitap, radyo ve televizyon gibi vâsıtalar da göz ardı edilmemelidir.

Bütün bu sebep ve gelişmeler nazar-ı dikkate alındığında görülür ki, izâhını yapmaya çalıştığımız hadîs-i şerifi sadece at beslemeye hasretmek doğru olmaz.

O bakımdan bunun mânâsını, çok geniş bir muhtevâda düşünmek gerekir. Böyle olunca da, hadîs-i şerifteki sayılan hasene, ecir ve sevap; günümüzde ihlâslı bir şekilde, canla-başla vatan için, memleket için, insanlık için hizmet veren derneklere-vakıflara, basın-yayın yolu ile faâliyet gösteren müesseselere yardımcı olan insanlar içindir.

***

Fazilet ve Şeref Ne İledir?

İçlerinde Süheyl bin Amr, Ebû Süfyan bin Harb (r.anhümâ) gibi Kureyş’in asilzâdelerinin de bulunduğu bir grup Müslüman; Hazret-i Ömer’in (r.a.) huzuruna girmek üzere kapısına gelmişlerdi. Onları Hz. Ömer’in (r.a.) kapıcısı karşıladı. Bilâl-i Habeşî ve Ammar (r.anhümâ) gibi Bedir Harbi’ne iştirak etmiş ashâb-ı kirâmın, içeri öncelikle girmelerine müsâade etti. Süheyl ve Ebû Süfyan hazretleri, herkesten evvel girmek için davrandılarsa da, kapıcının şu sözleriyle karşılaştılar:

− “Mü’minlerin Emîri Hz. Ömer, Bedir Harbi’ne iştirak etti. Bu sebeple, o savaşa katılanları çok sevmekte ve her yerde onlara öncelik tanınmasını istemektedir. Biraz sabredin, az sonra siz de girersiniz.”

Kapıcının bu sözleri Ebû Süfyan’ı (r.a.) çileden çıkarmaya kâfi gelmişti. Uzun yıllar Kureyş’e reislik yapan kendisi gibi soylu kimselere, Bilâl ve Ammar gibi kölelikten âzâd olmuş kişilerin tercih edilip öncelik tanınması, onun açısından hazmedilecek şey değildi doğrusu… Kapıcıya sert sert çıkışmaya başladı:

− “Ben, bugünkü gibi bir aşağılanmaya ömrümde hiç rastlamadım. Kapıcı, bu kölelere müsâade ediyor da, biz soylulara bakmıyor bile…”

Ebû Süfyan’ın bu sözleri, bir kısım yeni Müslümanlar’ı tahrik etmiş, bazı hoş olmayan konuşmalara sebep olmuştu. Havanın birden elektriklendiğini gören Süheyl bin Amr (r.a.), derhal duruma müdâhale etti ve Müslümanlar’a hitâben şunları söyledi:

− “Arkadaşlar, bazılarınızın yüzlerinde öfke alâmetleri görüyorum.
Eğer kızıyorsanız kendinize kızın.
Onlar İslâm’a çağrıldılar, derhal İslâm’ı kabul ettiler.
Sizler de onlarla birlikte İslâm’ı kabûle çağrıldınız; ama siz ağırdan aldınız, geç kaldınız.
Allâh’a yemîn ederim ki, din uğrunda sizden önce yaptıkları ile elde ettikleri fazilet; sizin bu kapı önünde övünmekte olduğunuz şereften çok daha üstündür.
Onlar bu faziletleriyle sizlerden şeref bakımından çok daha ileridirler.
Sizler, bir savaşı gözleyin ve ona mutlaka katılın. Belki bu vesîleyle, azîz ve celîl olan Allah Teâlâ sizleri de cihad sevabı ve şehidlikle mükâfatlandırır. Umulur ki böylece, onların faziletlerine yaklaşırsınız.”

***

Hayatı Boşa Harcamamak Lazım

Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarına meccânen bahşettiği hayat nimeti, en büyük fırsattır. Aynı zamanda bir imtihandır.

Öyle ise bu fırsatı, bu imtihanı iyi değerlendirmeli, sonradan pişmanlığı gerektirecek şekilde boşa harcamamaya gayret etmeliyiz.

Nitekim Kur‘ân-ı Kerim’de mü’minler, bu hususta ikaz edilerek, “İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?”(8) buyuruluyor.

Evet, mü’minler cihad emriyle ve diğer bazı nefse güç gelen tekliflerle imtihan edilecek; öbür âlemde, itaat ve isyanları önlerine konulacaktır. O bakımdan, sadece iman ettik demek kâfi değil; hayatın ondan sonraki safhalarına da katlanıp, sıkıntılarına göğüs gererek, her türlü kulluk vazifelerini îfa için gayret sarfetmek gerekiyor. Aksi halde sonraki pişmanlık, feryâd ü figân fayda vermez. Zira hayata bir defa gelinir, gidildikten sonra da, bir daha geriye dönüşü yoktur. Bizlere bunu hatırlatan âyet-i kerimede buyuruluyor ki:

“Nihayet onların birine ölüm gelip çattığında, ‘Rabbim, der, beni geri gönder. Tâ ki boşa geçirdiğim dünyada iyi amel (ve hareketlerde) bulunayım.’ Hayır, onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecek güne kadar (süren) bir berzah vardır.”(9) Onun için bu fırsat iyi değerlendirilmeli; en faydalı, en güzel tarzda kullanılmalıdır.

Âyette geçen “berzah”, mânia-engel demektir. Ölüm ile başlayıp, yeniden dirilmeye kadar geçen süreyi ifade eden dînî bir ıstılahtır.
Müslüman olsun olmasın, hemen her insan hayatını çok değişik ve farklı şekillerde değerlendirir. Kendisine sorduğunuz zaman da, dolu-dolu bir hayat yaşadığını söyler. Gayet tabii ki, hayat dolu dolu yaşanmalı; boşa geçirilmemelidir. Ama bu doluluk hangi yöndedir? Mühim olan bu! Müsbet mi, menfî mi? Öbür âlemde bize faydalı olacak neviden mi, yoksa bize bu hayatı bahşeden Yüce Mevlâ’mızın huzurunda, bizi mahcup edecek cinsten mi? İşin bu yönü çok önemli!

Peki bu durumda hayat fırsatını en iyi, en faydalı şekilde nasıl ve ne türlü hizmetlerle değerlendirebiliriz? Yani bize verilen bu hayatı nerede harcamalıyız ki, sonunda pişman olmayalım. Elhamdülillah, hayatımızı en iyi şekilde, en güzel yerlerde sarf ettik, diyebilelim.

Evet böyle diyebilmek için bakacağız:

İnsana hizmet etmiş miyiz? Şayet insana hizmet etmiş, ona yatırım yapmışsak, diyebiliriz ki; çok şükür Rabb’imize... Hayatımızı en kıymetli hizmetlerde değerlendirme imkânı verdi. En makbul amelleri yapmaya muvaffak kıldı. Bahşettiği ömür sermayemizi boş ve lüzumsuz yerlerde tükettirmedi...

Çünkü insana hizmet, onun yetişmesi için sarfedilen gayret, hizmetlerin en büyüğüdür. Neden? Her şey insana bağlıdır da ondan. İnsanı yetiştirdiniz mi, her şeyi düzelttiniz; onu ihmâl ettiniz mi, her şeyi berbât ettiniz demektir. Maddeten de böyledir bu, ma’nen de...
Dilerseniz yazımıza bir fıkra ile devam edelim.

***

"Harita" ve "İnsan"

Baba, bir haftalık zorlu mesâiden sonra pazar sabahı kalktığında, haftanın bütün yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve gün boyunca evde oturup dinleneceğini düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve müzeye ne zaman gideceklerini sordu. Çünkü baba oğluna söz vermişti, bu hafta sonu müzeye götürecekti onu. Ama hiç de canı dışarıya çıkmak istemediğinden, bir bahane bulması gerekiyordu. Tam bu esnada gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritasına gözü ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna:

– “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni müzeye götüreceğim” dedi. Sonra da, ‘Oh be... Kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen, bu haritayı akşama kadar düzeltemez!’ diye düşündü.

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve:

– “Baba haritayı düzelttim! Artık müzeye gidebiliriz” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde ise hayretler içindeydi. Harita tamamlanmıştı. Oğluna, bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk cevapladı:

– “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı... İnsanı düzelttiğim zaman, dünya kendiliğinden düzeldi.”
***

Evet, her şeyin başı insan. O bozulursa her şey berbât!.. Düzelirse her şey âbâd...

Hayatını insanların selâmet ve hidâyeti için harcayan insan, ömür sermayesini boşa harcamamış demektir. Çünkü bir milleti ıslâh eden de, ifsad eden de insandan başkası değildir.

Bundan dolayıdır ki, mâneviyat büyüklerinin hemen hepsi de, her şeyden önce insana yani onun yetişmesine ehemmiyet vermişlerdir. Onların kafalarını, gönüllerini tenvîr etmekle meşgul olmuşlar, ömürlerinin son demine kadar bu hizmetin îfası ile alâkadar olmuşlardır.

İnsansız hiçbir dâvâ, hiçbir iş neticeye ulaşamamış, yetişmiş insanlarla da hiçbir hizmet sürüncemede kalmamıştır.

Nerede bir kayıp varsa, yetişmiş insan yokluğundandır. Nerede bir kazanç varsa, yetişmiş insanların çokluğu ve onların iyi ve yerinde istihdâm edilmeleri bahis mevzuudur. Yetişmiş ve de gönüllerine hizmet şuuru yerleşmiş insanlar, başkalarına hizmet için onları ayaklarına beklemez. O daima hizmetin, hizmet olunması gerekenlerin ayağına gider. Onun lûgatinde; uzak-yakın, zor-kolay, doğu-batı, kuzey-güney mefhumları yoktur. Dünyanın hangi coğrafyası olursa olsun, onun hedefinde insan vardır. O sadece insana yapacağı hizmeti düşünür, kendisine nerede ihtiyaç varsa, oraya koşar.

Şu halde, hayatını en iyi şekilde değerlendirmek isteyenler; insan yetiştirmeye ehemmiyet vermelidir. Bu fırsat iyi değerlendirilmeli, son pişmanlığın fayda vermediği akıldan çıkarılmamalıdır.

Çünkü bu hayatı hepimiz bir defa yaşayacağız; reenkarnasyoncuların saçma düşünceleri gibi ikinci, üçüncü, dördüncü... defa değil. Sadece bir defa. Onun için kıymetini iyi bilip, en güzel şekilde değerlendirmeliyiz.
Dilerseniz yazımızı bir Doğu’dan, bir de Batı’dan iki güzel sözle noktalayalım:

◙ “Fırsat, yaz bulutu gibidir, tez geçer.”

◙ “Fırsatların kazâsı olmaz!”



DİPNOTLAR
(1) K. K., Tevbe sûresi, 9/38-39.
(2) Müslim, Sahîh, İmâre, 158.
(3) Kurân-ı Kerim, Tevbe sûresi, 9/122.
(4) Buhârî, Sahîh, Cihad, 7, 73.
(5) Taberânî, Mu‘cemü’s-Sağîr, (Terc.) 2, H. no: 650.
(6) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/195.
(7) Ibn Mâce, Sünen, Cihad, 14.
( 8 ) Kur’ân-i Kerim, Ankebût sûresi, 29/2.
(9) Kur’ân-i Kerim, Mü’minûn sûresi, 23/99-100.


http://www.halisece.com/islami-makaleler/222-Allah-yolunda-cihad-ve-hizmet.html
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: Mücteba - 08 Şubat 2015, 02:35:28
Allah Yolunda Hizmet Etmek

Mevla-ı Zül Celâl Vel Kemâl ve Tekaddes Hazretleri bir Ayet-i Kerimede buyuruyorlar ki:
“Ey iman şerefiyle müşerref olan müminler! Size bir ticaret yolu göstereyim ki, sizi, acıklı bir azabdan kurtarır; O da Allah ve Resulüne iman eder, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Bu sizin için çok hayırlıdır, eğer bilirseniz.”

Demek ki, ebedi ve acı azabdan kurtuluş, Allah ve Resulüne iman edip, yine Onun yolunda cihat ve hizmet edip, gayret göstermeğe bağlıdır.

Peki o zaman ne demektir cihad? Allah yolunda, Resulü uğrunda hizmetin manası nedir?

Cihad: Ümmet-i Muhammedin irşad ve hidayetine vesile olmak, dinin yüceltilip yayılması için, sırf Allah rızasını gözeterek koşturmak ve gayret göstermektir.

Gaye: Rıza-ı ilahidir.

Maksad: Dinin i’la ve inkişafıdır.

Allah yolunda hizmetin büyüklüğünü ve hizmet edenlere vaad edilen mükafat ve şerefin yüceliğini iyi bilen Allah dostları, dinin ihyası için dua edenlerin, ilim öğrenen talebelerin ayaklarının altlarını öpmüşlerdir.
Bu hizmetleri en iyi bilen ve anlayan bir zat-ı şerif Ebu’l-Fâruk Hazretleri de hizmet babında, makam, mevki, şan, şöhret gözetmemeyi tavsiye ederek “Hizmet muvaffak olsun da, velev ki bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun”  buyurmuşlardır.

İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Hazretleri bir gün bir yerden geçerken, bir ihtiyarın ayaklarını suyun içine uzatarak: “Ya Rab Ümmeti Muhammede irşat ve hidayetler ihsan eyle” diye dua ederken görür. Hemen suya iner, ihtiyarın ayaklarını öpmek ister. İhtiyar zat “Aman efendim, ne yapıyorsunuz” deyince de “Siz, bizim hizmetlerimize duanızla yardımcı oluyorsunuz, bu ayaklar öpülmeye layıktır” buyurur.

Cihat ve hizmet, sadece harp meydanında şehit oluncaya kadar çarpışmaktan ibaret değildir.
Fahr-i Kainat Efendimiz, Mescid-i Nebevi inşa edilirken mübarek omuzlarında bizzat kerpiç taşımışlar, hatta Ashab bir kerpiç omuzuna alırken, kendileri iki tane alıp, taşımışlardı. Sebebi sual edildiği zaman “Haza minni ve haza min ümmeti (biri benim için diğeri de ümmetim içindir.)” buyurmuşlardı.

Necip ecdadımız da, din-i celil-i İslam’a hizmet, vatanı müdafaa uğrunda gün olmuş at üstünde savaşmış, zaman olmuş aynı gaye ile cami inşaatında kum, çakıl taşımıştır.
Nitekim Sultan Birinci Ahmet Han, ismiyle müsemma Sultanahmet Camiinin temelini atmış, ama ikmaline, faaliyete açılma zamanına ömrü yetmemişti. Koca Sultan, Cumartesi günleri kaftanını değiştirir, cami inşaatına eski elbisesiyle kum ve çakıl çekerdi. Zaman zaman da taş dolu kaftanını hafifçe kaldırır:“Ya Rab, şu hizmeti de Ahmet kulundan kabul eyle” diyerek hizmetini Mevla’ya arz ederdi.
Sultan Ahmet Han ölüm döşeğindedir. Son anlarını yaşamaktadır. Bir ara iyileşir gibi olan padişah yatağından doğrulmuş ve yürümeye başlamıştır. Etrafında toplananlar hayret ve heyecanla “Sultanım, Sultanım nereye gidiyorsun böyle” derler. Başını çevirip, manalı manalı bakan cennetmekan Sultan “Camiye kum çekmeye gidiyorum” der ve üç adım atmamıştır ki oracıkta yığılır kalır, ruhunu teslim eder.

İşte ahfadı olduğumuz dedelerimiz, hayatlarını din ve millete hizmette fani kılmışlar, ölüm döşeğinde bile hizmeti düşünmüşlerdir. Zira onlar, Allah Resulünün ve Onun güzide ashabının yolunun yolcuları, takipçileri idiler. Bu heyecanı, cezbe ve aşkı Onlardan alıyorlardı.

Asr-ı saadetten gönülleri coşturan, hizmet aşk ve şevkimizi artıran bir hatıra naklederek, sözlerime nihayet vermek istiyorum.

Uhud harbinde İslam için kılıç sallayan Hazreti Mus’ab’ı melekler bile gıpta ile seyrederler. Hazreti Mus’ab bir ara aldığı bir kılıç darbesiyle yüzüstü yere düşer. Hemen bir melek onun suretine girer ve onun vazifesini devam ettirir. Akşam üzeri Resülüllah Ona “Ya Mus’ab!” diye seslenince, melek “Ben Mus’ab değilim ya Resülüllah, O şehit olmuştur” deyince vaziyet anlaşılır. Biraz sonra Resülüllah, bir gurup sahabe ile Hazreti Mus’ab’ın naaşı yanındadır. Her iki kolu omuzundan kopmuş, boynuna gelen kılıç darbesiyle de baş gövdesinden nerede ise ayrılacak hale gelmişti. Ve sanki Hazreti Mus’ab, yüzünü bir yerden saklar gibi boynu önüne eğilmişti.
Fahr-i Kainat, Mus’ab’ın boynunu niçin sakladığını gözyaşları içinde Ashabına şöyle anlattı:
- “Ey Ashabım, biliyor musunuz Mus’ab niçin yüzünü saklıyor?”
- “Allah ve Resulü bilir” dediler.
Allah Resulü:
“Onun kolu koptu, Rabbımın huzuruna gidiyorum, halbuki şu anda Resülüllah’ı korumam lazım, bu esnada biri Resülüllah’a saldırırda ben Onun yardımına koşamazsam, Rabbımın huzuruna hangi yüzle varırım diye düşündü de, yüzünü Allah’tan hayasından saklamaya çalışıyor” buyurdular.

İşte Ashab-ı Kiram, işte ecdadımız, işte biz.

O mübarek insanların hayatları,  din ve millet uğrunda hizmetle geçmesine rağmen, bu alemden giderlerken dahi “Ya Rabbi, senin dinine, kitabına hakkıyla hizmet edemedik” diyerek eziklik duyarak ve acziyet içerisinde gitmişler ve ruhlarını teslim etmişlerdir.

Mevzuu bir Hadis-i Şerif meali arz ederek noktalayalım: Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki;

“Kim ki Allah yolunda, bir kelimeyle de olsa cihat etmeden, hizmet etmeden ölürse, münafıklıktan bir şube üzerine ölür.”


Hazırlayan: Merhum Kürşad ŞEN (Ruhuna Fatiha)
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: Mücteba - 08 Şubat 2015, 02:36:38
Kur'ân-ı Kerim'e Hizmet Etmenin Mükâfatını Tahmin Edebilirmisiniz?

Bir gün Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) sohbet ederlerken, azabı ve cehennemin şiddetini anlatırlarken bir grup, bir zümre insandan bahsediyorlar ve buyuruyorlar ki:

“Ahirette bir zümre insan olacak, onlar sırattan süratle, şimşek gibi geçecekler ve cennetin kapısında bekleyecekler. Cenab-ı Hakk onlara hitap ederek: ‘Girin cennetime’ buyuracak.

Ama onlar:
‘Hayır, biz girmeyiz’ diyecekler.

Bunun üzerine sıratı zar zor geçen, ömürleri boyunca cennete girebilmeyi arzulayan insanlar hayret edecek ‘Bunlar kim?’ diye merak edecekler.

Cenab-ı Hakk nedenini bildiği halde insanlara ders olması için onlara sual edecek;
‘Herkes sırattan zar zor geçip cennete girmek için bu kadar istekli iken, sizler sıratı şimşek gibi geçtiğiniz halde niçin cennete girmiyorsunuz.’

Onlar da diyecekler ki;
‘Ya Rabbi! Biz dünyada iken bütün zamanımızı Kur’an-ı Kerim’i okumak ve okutmakla geçirdik, annemizden, babamızdan, ailemizden ayrı kaldık. Bizim annemiz, babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız cehennemde iken biz nasıl cennete girelim?’ ”

İşte onlar Kur’ân-ı Kerim talebesidir. Onlar gurbete giden; anasından, babasından uzaklara giden, Kur’ân-ı Kerim’i öğrendikten sonra onu öğretmek için dünyanın her tarafına giden mü'minlerdir.

“Sonra Cenab-ı Hakk;
‘O halde tutun yakınlarınızın, akrabalarınızın ellerinden, her birinize ailenizden 70 kişiye şefaat etme salahiyeti veriyorum’ buyuracak.

O sırada Sahabe-i Kiram’dan bir zat, bir bedevi arka saftan kalabalığı yara yara;
‘Yâ Rasülüllah, Yâ Rasülüllah!’ diyerek Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.)’in yanına geliyor ve diyor ki:
‘Ya Rasülüllah! Peki, ben ne olacağım? Benim hiç kimsem yok, bana kim şefaat edecek?’

Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) de buyuruyorlar ki:
‘Onlara yardım edersen, hizmet edersen sen de kurtulacaksın, cennete gireceksin.’

O zat ardından diyor ki:
‘Peki, Ya Rasülüllah! Benim elimden kim tutacak?’

Bunun üzerine Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) o zatın elini sımsıkı tutarak:
‘Senin elinden ben tutacağım, cennete beraber gireceğiz’ buyuruyor.”
Başlık: Allah Yolunda Cihad'ın Fazîleti - 13 Mart 2015 Cuma Fazilet Takvimi Arkası
Gönderen: Mücteba - 16 Mart 2015, 11:13:41
Allah Yolunda Cihad'ın Fazîleti

Ebû Ümâme radıyallâhü anh buyurdu: “Resûlullâh Efendimizle (s.a.v.) beraber bir kıta askerle çıkmıştık.

Bir zât içinde su ve yenilecek bazı yeşilliklerin bitmiş olduğu bir mağara gördü. Kendi kendine orada kalıp dünyayı terk etmeyi düşündü ve bunun için Resûlullâh Efendimizden (s.a.v.) izin istedi.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) ona şöyle buyurdular:

“Muhakkak ben Yahudilerin yahut Hıristiyanların diniyle gönderilmedim. Ve lâkin ben ancak semahat ve suhûlet; kolaylık üzere kurulmuş İslâm dini ile gönderildim. Muhammed’in nefsi kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki: Sabahleyin veya akşamleyin her hangi bir zamanda Allah yolunda bir kere cihad için Allah yolunda yürüyüş hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden hayırlıdır.

Sizden birinizin cihad safında bulunması altmış sene -nafile- namaz kılmasından hayırlıdır.” (Ahmed bin Hanbel)

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde buyurdular:

“Kim bizzat kendisi gidemez de Allah yolunda cihad için bir nafaka gönderirse gönderdiği her dirheme karşılık ona yedi yüz dirhem sevâbı verilir.

Her kim de Allah yolunda bizzat gaza ederse ve bu yolda (canıyla malıyla) infakta bulunur; yardım ederse, verdiği her bir dirhemi için bire yedi yüz bin dirhem sevâbı verilir. Sonra “Allah dilediğine daha da katlar” meâlindeki (Bakara Sûresi, 261.) âyet-i celîlesini okudular.” (İbn-i Mace)

“Allah yolunda cihâd edenin hâli cihaddan dönünceye kadar gündüzleri devamlı nafile oruç tutan, geceleri de Allâh’ın âyetlerini okuyarak huşû içinde devamlı nafile namaz kılan kimsenin hâli gibidir.” (Müttefekun aleyh)

“Allah yolunda bir gün nöbet tutmak dünya ve içindekilerden hayırlıdır” (Müttefekun aleyh)


(http://i.imgur.com/E3mvp.png) (http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/3/13.html)
Başlık: Ynt: Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007]
Gönderen: Mücteba - 07 Mart 2016, 00:46:33
Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak, cihâdı terk veya ondan geri kalanların durumunu ve acıklı sonlarını bize şöyle haber vermektedir:

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda cihâda çıkın’ denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz?
Âhiret (hayatına) dünya hayatını tercih mi ediyorsunuz?
Fakat dünya hayatının faydası, âhiretin yanında pek azdır.
Eğer (gerektiğinde, size emrolunan bu cihâda) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek acıklı bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka (emirlerine itâat edecek) bir kavim getirir; siz (cihâda çıkmamakla) ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.”(1)

Unutmamak gerekir ki; Allah yolunda cihad, maldan-mülkten, candan-cânndan, eşten-dosttan, evlâd u iyâlden ayrılmak demek değildir. Aksine, fânilerin sonsuzluk sırrına erdiği; neticesinde, “cennet ve Cemâl-i İlâhî” nin bulunduğu kutlu, fakat zorlu bir yoldur.