Sadakat İslami Forumları

BİLİM VE TEKNOLOJİ => BİLİM VE TEKNOLOJİ DÜNYASI => Konuyu başlatan: muallim - 05 Mart 2004, 10:22:24

Başlık: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkler
Gönderen: muallim - 05 Mart 2004, 10:22:24
İslam toplumlarında bilim ve gelişmesi  

İslam Toplumlarında Bilim

İslam Bilimi deyince ne anlaşılmalı?İslam topraklarında bilimsel çalışmalar ne zaman başladı,ne zaman duraklamaya girdi  ? İslam topraklarındaki bilime ivme veren nedir ? Kuran mı yoksa eski bilim mi ? Yunan klasiklerinin Arapça'ya çevrilmesinde Hıristiyanların, Süryanilerin ve çeşitli halkların katkıları olmuş mudur? Asiler, Gazali'nin ders notlarını görünce ne dediler de Gazali yeniden 4 yıl medreseye devam etti? Gazali,neyi savundu?

Katip Çelebi,Gazali'nin eseri İhyau Ulum’id-din için

" Eğer bu eser hariç, tüm İslami eserler tahrip olsaydı, İslamiyet yine de bir şey kaybetmezdi. ”derken kim "Gazali’nin tasavvufa dair İhyau Ulum’id-din  adlı kitabı yalan hadislerle doludur" demiştir?

Büyük Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk'ü öldüren sınıf arkadaşı kimdi? İslam topraklarındaki bilim İspanya'ya ne zaman ve nasıl geçti? İslam topraklarındaki ansiklopedistlerde ve bu arada Erzurumlu İbrahim Hakkı'da ilkel de olsa evrim kuramının izleri olduğunu biliyor musunuz? Erzurumlu İbrahim Hakkı hangi etkiler sonucu bilim dışı görüşleri savunmaya başladı? Ben sizi bir kısımını buraya yazabildiğim soruların yanıtlarıyla yüzyüze getireciğim.

Önce İslam Dünyasındaki Bilgelere ve İlgi Alanlarına Göz Atalım:

Cabir Ibn Hayyan (Geber)Kimya (Kimyanın babası)        öl: 803
Al-Asmai Zooloji, Botanik, Animal Husbandry.            740 - 828
Al-Khwarizmi(Algorizm)Matematik,Astronomi,Coğrafya.(Algorithm,Algebra, calculus)    770 - 840
'Amr ibn Bahr Al-Cahiz,Zoologi, Arap Grameri, Rhetoric,Lexicography
776 - 868
Ibn Ishaq Al-Kindi (Alkindus)Felsefe, Fizik, Optik, Tıp,Matematik, Metalurji.800 - 873
Sabit Ibn Kurra (Thebit)Astronomi, Tıp, Geometri, Anatomi.836 - 901
'Abbas Ibn Firnas, Mechanics of Flight, Planetarium, Artificial Crystals. öl:888
Ali Ibn Rabban Al-Tabari,Tıp, Matematik, Caligraphy, Literature.838 - 870
Al-Battani (Albategnius),Astronomi, Matematik, Trigonometri.858 - 929
Al-Fargani (Al-Fraganus)Astronomy, Civil Engineering.C. 860
Al-Razi (Rhazes)Tıp, Ophthalmology, Smallpox,Kimya,Astronomi.864 - 930
Al-Farabi (Al-Pharabius),Sosyologi, Logic, Felsefe, Siyaset Bilimi,Muzik.870 - 950
Abul Hasan Ali Al-Mesudi,Geography, History.öl: 957
Al-Sufi (Azophi)  Astronomi 903 - 986
Abu Al-Kasim Al-Zahravi (Albucasis),Surgery, Medicine. (Father of Modern Surgery)   936 - 1013
Muhammad Al-Buzcani,Matematik, Astronomi, Geometri,Trigonometri.940 - 997
Ibn Al-Haytam (Alhazen)Fizik, Optik, Matematik.965 - 1040
Al-Mawardi (Alboacen),Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Jurisprudence, Ethics.972 - 1058
Abu Reyhan Al-Biruni,Astronomi, Matematik. (Dünyanın Çevresini ölçtü)973-1048
Ibn Sina (Avicenna) Tıp, Felsefe, Matematik, Astronomi.981 - 1037
Al-Zarqali (Arzachel)Astronomi (Usturlabı bulmuştur).1028 - 1087
Omar Al-Hayyam,Matematik, Şiir.1044 - 1123
Al-Gazali (Algazel)Sosyoloji, Teoloji, Felsefe.1058 - 1111
Müslüman Toledo'nun(1085), Korsika ve Malta'nın(1090), Provence 'in(1050), Sicilya (1091) ve Kudüs (Jerusalem (1099)'ın düşması.Birkaç Haçlı Seferi Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklaerini,kurumlarının ve alt yapısının yüzyıllık bir dönemin üzerinden birinci hasar dalgası.
Abu Bakr Muhammad Ibn Yahya (Ibn Bajjah)Felsefe, Tıp, Matematik, Astronomi,Şiir, Muzik.1106 - 1138
Ibn Zuhr (Avenzoar)Cerrahi, Tıp.1091 - 1161
Al-Idrisi (Dreses)Coğrafya (Dünya Haritası, İlk küre).1099 - 1166
Ibn Tufayl, (AbdubacerFelsefe, Tıp, Şiir.1110 - 1185
Ibn Ruşd (AverroesFelsefe, Law, Tıp, Astronomi, Teoloji.1128 - 1198
Al-Bitruji (Alpetragius)Astronomy öl: 1204
Müslüman kaynaklarının, yaşamlarının, mülklerinin, kurumlarının ve altyapısının yüz on iki yıllık bir sürenin üzerinde ikinci hasar dalgası. Haçlı Seferleri (1217 - 1291) ve Moğol istilaları (1219 - 1329). Haçlılar, Kudüs'ten Müslüman İspanya'nın batısına kadar Akdeniz boyunca etkindi. Müslüman Kordoba'nın (1236), Valencia'nın (1238) ve Seville'nin (1248) Düşüşü. Doğudaki en Müslüman sınırdan, Orta ve Batı Asya, Hindistan, İran ve Arap anavatanına kadar Moğolların hasarı. Bağdat'ın Düşüşü (1258) ve Abbasi Halifeliği'nin sonu. İki milyon Müslüman Bağdat'ta katledildi. Önde gelen Müslüman medeniyet merkezlerindeki başlıca bilimsel kurumlar, laboratuvarlar ve altyapı imha edildi.
Ibn Al-Baitar Eczacılık,Botanik, Öl: 1248
Nasir Al-Din Al-Tusi Astronomi, Öklitçi Olmayan Geometri.1201 - 1274
Celaleddin Rumi Sosyoloji1207 - 1273
Ibn Al-Nafis Damişki, Anatomi1213 - 1288
Al-Fida (Abdulfeda)Astronomi, Coğrafya, Tarih.1273 - 1331
Muhammad Ibn Abdullah (Ibn Battuta)World Traveler. 75,000 mile voyage from Morocco to China and back.1304 - 1369
Ibn Haldun,Sosyoloji, Tarih Felsefesi, Siyaset Bilimi.1332 - 1395

Ulug Bey,Astronomi,1393 - 1449

Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklerinin,kurumlarının ve alt yapısının üçüncü hasar dalgası. İspanya'da Müslüman egemenliğinin sonu'(1492). Granada'da Vivvarrambla halk meydanında bilim, edebiyat,felsefe ve kültür üzerine bir milyon ciltten fazla eser yakıldı. Afrika,Asya ve Amerika'da kolonileşme başladı.

Herhangibr başka yerdeki kıyaslanabilir bir gelişiminden iki yüz yıl önce,Türk bilimadamı Hezarfen Ahmet Çelebi,Galata Kulesi'nden havalanıp Boğaz üzerinden uçtu.Elli yıl sonra,Çelebi ailesinin bir diğer bireyi Logari Hasan Çelebi,ateşleme yakıtı olarak 150 okka( yaklaşık 300 pound) barut kullanarak ilk insanlı roketi gönderdi.

Güney Hindistan'da Misore Sultanı Tipu (1783-1799) dünyanın ilk savaş roketinin mucididir. Srirangapatana'da İngilizler tarafından ele geçirilen roketlerden ikisi,Londra'daki Woolwich topçuluk müzesi'nde sergilenmektedir. Roket motor muhafazası çok gözenekli çelikten yapılmıştır. 50 mm çapında ve 250 mm uzunluğundaki roket,900 metreden 1.5 km'ye kadar menzil performansına sahiptir.

               (Dr.A.Zahoor:http://users.erols.com/zenithco/index.html)

 İslamın Yükselişi ve Düşünce/ Bilim

İslam’ın yükselişi birden bire oldu. 632 yılında Hz.Muhammed’in ölümünden daha beş yıl geçmeden izleyicilerinin orduları hem Pers ve hem de Roma ordularını kesin bir şekilde yenilgiye uğrattılar. Bundan sonra uzun yıllar, karşılarına hiçbir kuvvet çıkamayacaktı. 8. yy’da İslamiyet, Orta Asya’dan İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda egemenlik kurdu. Afrika ve Asya’daki Roma sömürgeleri,büyük öneme sahip Küçük Asya’nın(Anadolu) dışında Arapların ellerine geçti. Orta Asya’dan Hindistan içlerine uzanan Pers İmparatorluğu da aynı durumda idi. O zamandan itibaren bu geniş bölgenin büyük bir kısmı ortak bir kültür,ortak bir din ve ortak bir dille,birkaç yüzyıl kadar da ortak bir hükümete ve serbest ticaret koşullarına sahip olacaktı. Daha da uzun bir zaman din ve hac, Fas’tan Çin’e kadar,bilgin ve şairlere serbest geçiş sağladı.

Bu yayılma, kısa vadede, kültür ve bilimi büyük ölçüde etkiledi. O zamanın Arapları, uygarlığın (medeniyetin)  yabancısı değillerdi. Kendi kurdukları kentler vardı ve Roma İmparatorluğu’ nun doğu ticaretinin örgütlenmesinde esaslı bir işlev görmüşlerdi.Ayrıca savaşlar ve fetihler, onları yeni halklar ve kültürlerle tanıştırdı. Fetihlerin kolaylığı, Akdeniz’in kentsel uygarlığını yerli halkın rızası ile ele geçirdiklerini gösterir. O tarihlerde halkın çok azı,giderek etkisizleşen bir hizmet karşılığı boyuna ağırlaşan vergiler koymaktan başka bir işe yaramayan imparatorluk yönetimini savunmak yanlısı değildi. Hıristiyanlığın resmi din olması gerçeği,İmparatorluğun Asya ve Afrika bölgelerindeki nüfusun direnmesine yardım edeceği yerde bu direnmeyi engelledi.Çünkü dalalet mezheplerine bağlı olan büyük çoğunluk müslüman Halifeler yönetiminde,ortodoks imparatorlarca yönetilmdikleri zamanlara oranla cezalandırılma tehlikesinden daha uzaktılar.”

İslam güçleri, işgal ettikleri bölgelerde kendi memuriyet gelirlerini sağlama bağladıktan sonra yerel ve kentsel ekonomilere karışmak yanlısı değillerdi. Şam’daki Emevi Halifeliği, tamamen Yunan yönetmenlerce ve Yunanca yönetiliyordu. Buna bağlı olarak İslam’ın kendine özgü bir ekonomik sistemi olmadı.Askeri kumandanın önceleri tam-kan Araplara münhasır olduğu,fakat sonraları Roma’daki gibi herhangi bir becerikli maceracının eline geçtiği son aşamaların klasik kentsel ekonomisinin basit bir şekli idi. Kölelik ortadan kalkmadı; ama köle arzının azlığından,bunlar artık sadece ev içi hizmetlerde kullanılır oldu. Kölelerin sürü halinde olduğu yerlerde kitle isyanları eksik olmadı. Örneğin Basra Körfezindeki güherçile ocaklarında zenci Zanj’ların isyanı Roma devrinin Spartaküsçülerinin isyanı kadar dehşetli oldu. Arazi,serf durumundaki,ağır şekilde vergilendirilmiş reaya tarafından ekilip biçiliyordu. Bunlar da sık sık isyan ettiler. Toplumcu(komünist) Karmatianların böyle bir isyanı yüzyıldan fazla sürdü.

Ticaretin canlanması ile klasik çağlara oranla tüccarların önemi daha bir arttı. Gerçekten de İslamın birliği, Roma İmparatorluğunun sıkıntılarla dolu son yıllarında yitirdiği geniş bölgenin yeniden tek bir yönetim altında ve daha da genişleyerek birleştirilmesine ve ademi merkezileştirilmesine olanak hazırladı,bu da ticareti büyük ölçüde artmasına yolaçtı. Korodoba’dan Buhara’ya dek müslümanlarca fethedilen hiçbir yerde,Roma gibi imparatorluğun kanını emen ve ekonomisini baskı altında tutan bir merkez olmadı. Mekke siyasi,ekonim ya da kültürel değil daima dini merkezdi. Sardece İskenderiye, Antakya ve Şam gibi eski kentler,yaşamlarında yeni bir canlılığa kavuşmakla kalmadılar;her tarafta Kahire,Bağdat ve Kordoba gibi aynı tarzda yeni kentler kuruldu. Bütün bu kentler birbirleriyle sürekli ilişki içindeydiler ve ürünlerinin farklılığı hem ticaretlerinin hem de teknik gelişmelerinin bir dayanağını oluşturdu. Bunlardan başka ,İslam kentleri, Roma İmparatorluğundaki durumun tersine,geriye kalan Doğu dünyasından kopuk değildi. İslam, Asya ve Avrupa biliminin odak noktası olmuştu. Sonuç olarak Yunan ve Roma teknolojisi bakımından oldukça yabancı ve erişilmez bir dizi yeni icat,aynı pota içinde toplanabilidi. Bunlara çelik, ipek, kağıt ve porselen gibi maddeler dahildir. Bu maddeler de 17. ve 18. yy’larda Batının büyük teknik ve bilimsel devrimine yol açacak daha sonraki gelişmelerin temelini oluşturdular.”

(J. Bernal, BilimTarihi, s: 191-192)

   Ünlü Bilim Kenti: Bağdat  

8. yüzyıl ortasında Dünyanın en ünlü kentlerinin listesine bir şehir daha eklenmişti:  Bağdat . İlk Hıristiyan yüzyıllarında Mezopotamya bölgesinin ortası ve güneyi Perslerin elindeydi ve bunların başkenti şimdiki Bağdat’ın yakınlarında olan Ktesiphon’du. Bağdat, Farsça “Tanrıverdi” anlamına gelir.Bağdat, 750 de kuruldu. 1258' de yıkıldı. Kurucusu, Abbasi halifesi  Mansur (Ebu Cafer). Dört yıl süreyle binlerce sanatkar, işçi, mimar, duvarcı, tuğlacı,  marangoz, dekoratör, daire şeklinde bir modele göre bu güzel şehri oluşturdular. Şehri kuşatan üç sur vardı: Merkezinde halifenin sarayları ve konakları bulunuyordu. On yıl içinde bu genç başkent, huzurun, bilimin ve estetiğin kaynaştığı bir şehir oldu.  Şairlerin anlattığına göre yerler, gül suyuyla yıkanıyordu. Yolların tozu miskti. Her yerden yeşillikler ve çiçekler fışkırıyordu. Kuşların cıvıltısı, huzuru besleyen doğal bir müzik şöleni gibiydi. Flüt sesleriyle hurilerin gümüş sesi birbirine karışıyordu. Bağdat, beşyüz yıl Doğu dünyasının parlayan bir kültür merkezi olarak kaldı.

( Bağdat bilgileri:S. Mahmud,İ.T., s: 112,Ortadoğu s: 18)

"Binbir Gece Masallarını " okumayan, halife saraylarının ününü duymayan var mıydı?

Bağdat' ta hafif yapılı kemerler, çöldeki serap gibi iç açıcıydı. Orada sanatçının eli, duvarların ağırlığını hantallığını kaldırmıştı. Şadırvanların suları, beyaz mermer kaplara akar ve insan,  akanın su mu, yoksa mermer mi olduğunu anlayamazdı. Tüm duvarlar, tüm tavanlar, acaip nakışlarla cümlelerin çizilmiş ve yazılmış olduğu kabartma bir halı gibiydi. Arap yazısı, Arap nakışları gibi karışıktı, girintili çıtkıntılıdır. Yazıların yanında nakışlar, bilinmeyen bir dilde yazılar gibiydi. Yazılarda tanrı ve Muhammet övülür, halifelerin sarayı göklere çıkarılır ve insanların yaşadığı konutların en güzeli olduğu söylenir."
Başlık: islam toplumlarında bilim ve gelişmesi
Gönderen: matilda - 18 Mart 2004, 16:39:16
bu konu tam da soru cevap bolumundeki soruya guzel bir cavap olur...
Başlık: Ynt: islam toplumlarında bilim ve gelişmesi
Gönderen: Fatihan - 22 Ekim 2007, 16:57:36
Ne bilim adamları çıkarmışız..

Ya şimdi?
Başlık: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: Lika - 20 Aralık 2008, 07:17:07
Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul'dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen kitaplar ve buluşlar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamları tarafından nasıl sahip çıkıldı?

Dekart, Galile, Kopemik, Newton, Lavoisier, Kepler, Wright Kardeşler, Toriçelli, Kristof Kolomb, Vasco de Gama...

İçinizde bunları tanımayan var mı? İlkokuldan başlayarak tanımaya başladığımız bu yabancı bilim adamları tarih kitaplarına bakarsanız, birçok önemli buluşun "ilk" sahibi. Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul'dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen bir çok kitaplar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamları tarafından sahip çıkıldı. Günümüzde batılı bilim adamları bunları yer yer itiraf etmektedirler.

Mesela "Newton'dan yerçekimini "ilk bulan" kişi diye bahsederiz. Oysa yerçekimini ilk keşfeden, bilim adamı, pek tanımadığımız bir müslüman: Razi'dir.

Şimdi gelin, Batı kaynaklı önyargıları bir kenara bırakalım ve bilimsel birçok buluşu "ilk" yapan İslam bilginlerini tanıyalım.

Başlık: Ynt: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: Lika - 20 Aralık 2008, 07:17:42
TurkStudent:
(Aşağıda isimleri geçen alimlerin yaşadıkları zamanları göz önüne alırsak son bir kaç yüzyılda ilim adına millet olarak hemen hemen hiç bir şey yapamadığımızı görüyoruz. Günümüzde üniversitelerimiz dünyada ilk 1000 e bile girmekte zorlanıyor ne yazık ki...)


İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl
Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi

Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin

Cüzzamı bulan alim ... İbni Cessar
Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip

Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm

Retina tabakasını bulan alim İbni • Rüşd



İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar

İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas

Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis

İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan

Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi

Trigonometriyi ilk bulan alim Battani

Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa



Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi

İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus

Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam

İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kurra

Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

İlk usturlabı yapan alim Zerkali

Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni




Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler

Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani

Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah

İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa

Sibernetiği ilk kuran alim. İsmail-El Gezeri

İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem

Sesin .fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi




İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara

Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi

İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas

Yer çekimini ilk bulan alim Razi

Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus

Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini

Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan




Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi

İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir

Saf alkolü ilk elde eden alim Razi

Fosforu ilk bulan alim Beşir

Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed

İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta

İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim

İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar
Başlık: Piri Reis
Gönderen: Tuğra - 20 Aralık 2008, 12:06:13
PİRİ REİS KİMDİR?

Asıl adı Muhiddin Piri’dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed’in oğlu Osmanlı’nın nam salmış denizcilerinden Kemal Reis’in yeğeniydi. Kaptan-ı Deryalık yapan, Kitab-ı Bahriye’sinde Ege ve Akdeniz’e ilişkin eşsiz bilgiler veren Piri Reis, 80′li yaşlarında Hürmüz Adası halkının malını yağmaya sebebiyet vermek ve askerlerini Basra’da bırakmak suçlamasıyla Mısır’da idama mahkum edildi. Çizdiği kusursuz Amerika haritası yıllardır tartışılıyor.

PİRİ REİS HARİTASI’NIN DÜNYAYA SUNDUĞU YENİLİKLER

Harita adeta mucizelerle dolu. 1800′lerde keşfedilen Antarktika kıtası 1513′te zirveleri ve sıradağları bile şaşılmayacak şekilde çizilmiştir.

Arjantin’le başlayan Güney Amerika kıtasının Antarktika’nın bir uzantısı olduğu ortaya konulmuştur.

Arjantin uzaydan bakıldığında 47 derece sağa kıvrık gözükür. Piri Reis bugün bile haritalarda dik olarak (yanlış) çizilen Arjantin’i bu açıyla birebir çizmiştir.

Cebelitarık Boğazı adeta uzaydan görülür gibi verilmiştir.

Harita 22,.5 derece eğim verilerek çizilmiştir. Dünyanın jeoid (sonsuzgen) ya da geoid (yuvarlak) olmadığını 16 parçalı haritasıyla ispatlamıştır. NASA’nın yayınladığı son dünya fotoğrafları da yerkürenin 16 genliğine atıf yapmıştır.

Atlas Okyanusu’ndaki adaların çoğu isabetle doğru şekilde çizilmiş, yıldız koordinatları işlenmiştir.

Okyanus rüzgârları bugünkü ana hava akımlarıyla örtüşür şekilde haritaya işlenmiştir. Rüzgâr alınan yönler bile gemi maketleriyle şekillendirilmiştir.

İlk kez haritada hayvan, bitki figürleri kullanılmış. O coğrafyaların özellikleri belirtilmiştir. Soylu, bu figürlerin Süleyman Peygamberin işaretçileri olduğuna inanıyor.

(http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2007/11/image00127.jpg)

PİRİ REİS’İN 1. DÜNYA HARİTASI

Piri Reis Haritası günümüze kalan, Amerikakıtasını gösteren en eski haritalardan biridir.. Osmanlı amirali Piri Reistarafından 1513′de çizilmiş olup, Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarını ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösterir.16. yüzyıl Avrupa ve Müslüman denizcilerinin coğrafya bilgilerini içeren değerli bir tarihi belgedir.

(http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2007/11/image00213.jpg)

PİRİ REİS’İN 2. DÜNYA HARİTASI

Osmanlı Amirali Piri Reis’in 1528′de çizdiği ikinci dünya haritasından günümüze kalan parça, büyük bir haritanın kuzeybatı köşesi olup, Orta Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını, Florida’yı, Kanada’nın kuzeydoğu köşesini, ve Grönland’ı gösterir. Piri Reis in Kanuni Sultan Süleyman’a armağan ettiği haritanın bu parçası, Piri Reis’in 1513′te çizdiği ilk dünya haritasıyla beraber halen Topkapı Sarayı’nda bulunur.

(http://img399.imageshack.us/img399/341/image00313ga8.jpg)

PİRİ REİS’İN AVRUPA HARİTASI



Başlık: Ynt: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: Tuğra - 20 Aralık 2008, 12:14:04
..............Hazinelerinin yanında tartışmaları süren konulardan biri de Piri Reis’in haritası. Amerika’nın kaşifi olarak bilinen Kristof Kolomb ile seyyah Toscanalli’nin haritalarının Piri Reis Haritası’yla aynı devirlerde yapılmış olması yıllardır gündemde.

Batılı bilim çevreleri ile bir kısım Türk aydınları Piri Reis’i ‘hırsız ve sahtekâr’ noktasına getirecek derecede iftiraya varan yorumlar yapmıştı. Araştırmalarında delil olarak Piri Reis’in eserlerini temel alan genç araştırmacı Metin Soylu, ünlü Hattat Fuat Başar’ın bilirkişi raporuyla bir başka tarihî gerçeğe daha ışık tutuyor.

Başar’ın, Metin Soylu’nun talebiyle Piri Reis Haritası ve Kitab-ı Bahriye üstünde yaptığı incelemeler bu tartışmalara yeni bir boyut kattı. Başar, öncelikle denizcilik kitabı ile haritadaki yazıların aynı elden ‘Talik Kırması’ şeklinde yazıldığını tespit etti. Eserler aynı kalemden çıkmıştı. Ancak çok önemli bir ayrıntı tarihin tozlu rafları arasında bugüne kadar gizli kalmıştı. O da haritaya ün veren Amerika kıtasının yanı başındaydı.

Haritanın Güney Amerika’yı gösteren kısmından başlayan metinlerde kullanılan Osmanlıca yazı karakteri ile haritanın diğer kısımları ve denizcilik kitabındaki yazılar uyumlu değildi. Haritanın solundaki bir bölüm güzel yazı üstatlarının ‘Nesih Kırması’ adını verdikleri hatla yazılmıştı. Yani haritaya ikinci bir el değmiş, tahrifat yapılmış ya da yazılar sonradan eklenmişti.

 Fuat Başar bilirkişi raporuna bu tespitlerini aynen yansıtır: “Kitab-ı Bahriye adlı eserin sayfaları ve ciltleri arasında çapraz kıyaslamalar yaptım. Tüm Osmanlıca yazılar aynı kalemden çıkmıştır. Ve yazılar Talik Kırması’dır. Yine Piri Reis’in 1513 tarihli haritasındaki yazılar da Talik Kırması’dır. Her iki eser de aynı kalemden çıkmıştır. Ancak haritada Güney Amerika hattı üstündeki bir kısım yazılar Nesih Kırması’dır. Harflerin uzantı ve çıkıntıları bile farklıdır. Bir hattatın anlayabileceği bu fark haritanın tahrif edildiğine ya da haritaya ekleme yapıldığına işarettir.

Peki, neden haritanın sol tarafındaki yazılar farklıdır? Yazıların içeriği nedir? Hattat Başar ve Soylu’yu şaşırtan da burası olur. Çünkü farklı üslupla yazılan kısım, Avrupa denizcilerini öne çıkaran, Kristof Kolomb’u anlatan övgü ifadeleriyle dolu. Topkapı’daki orijinal harita üstünde de inceleme yapmak istediğini söyleyen Fuat Başar, ekleme olduğunu söylediği yazının bir telaş havasında kaleme alındığına dikkat çekiyor.

Haritadaki değişiklik ve tahrifatla ilgili Hattat Başar ve Soylu’nun iki tahmini var. Biri haritanın 1929′da ortaya çıkarılmasında Alman Prof. Kahle’nin de katıldığı Cumhuriyet dönemi ilk incelemeleri sırasında değişiklik-ekleme yapılmış olabilir. Diğer ihtimale göre ise Kanuni Sultan Süleyman devrinde Hürrem Sultan’ın da dâhil olduğu, haritanın ilk hediye edildiği dönemde bu değişiklikler yapılmıştır..........................

yetenek.com
Başlık: Newton'u tahtından eden Iraklı bilim adamı!
Gönderen: Lika - 07 Ocak 2009, 08:09:36
Newton'u tahtından eden Iraklı bilim adamı!

(http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/657620090106094202342.jpg)

Pek çok kişi modern bilimin babasını tartışmasız Isaac Newton kabul eder. Ancak bu görüşe itirazlar var, hem de Newton’un anavatanı İngiltere’den



İngiltere’nin Surrey Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Jim el Halili, BBC’nin internet sitesinde yayınlanan makalesinde, Newton’dan yedi yüz yıl önce yaşayan, Irak doğumlu Hasan İbn-i Haysem’in, ilk gerçek bilim adamı olduğunu ve Newton’ın özellikle optik alanındaki buluşlarının Haysem’in çalışmaları üzerinden yükseldiğini yazdı.

Prof. Halili, makalesinde şunları yazıyor;

AVRUPA’NIN KARANLIK İSLAM DÜNYASININ ALTIN ÇAĞI

“Bilim tarihindeki popüler açıklamalar tipik olarak Antik Yunanlılar ile Avrupa Rönesansı arasındaki dönemde hiçbir büyük bilimsel gelişme olmadığını öne sürer. Ancak Batı Avrupa’nın karanlık çağlarda yaşadığı gerileme, dünyanın kalanının da durguluk yaşadığı anlamına gelmez. Gerçekte, 9. ve 13. yüzyıl arasındaki dönem İslam bilimini altın çağı olarak nitelendirilebilir.
 


Bu dönemde matematik, astronomi, tıp, kimya ve felsefede büyük ilerlemeler yaşandı. Bu dönemdeki pek çok dehanın yanında İbn-i Haysem öne çıkmaktadır.

(http://www.ntvmsnbc.com/news/298219.jpg)


İLK BİLİM ADAMI
İbn-i Haysem, modern bilimsel metodun babası unvanını hak ediyor. Genel tanımıyla, modern bilimsel metodu, deney ve gözleme dayalı bilgilerin kullanılması ve formüller ve testlerle ortaya konulan hipotezlerin takip edilerek bilinmeyen açıklanması, yeni bilgilerin ortaya konması ya da varolanların düzeltilmesi olarak tanımlayabiliriz. Bilim bugün bu şekilde yapılıyor ve bilimsel gelişmelerin temelinde de bu yöntem yatıyor.

Genellikle bilimsel metodun, 17. yüzyılda Francis Bacon ve Rene Descartes’e kadar ortaya konmadığı iddia edilir. Ancak benim, bu konuda İbn-i Haysem’in ilk olduğuna hiçbir kuşkum yok. Deneysel bilgi ve sorgulanabilir sonuçlar söz konusu olduğunda Haysem genellikle ‘ilk gerçek bilim adamı’ sayılmaktadır.

GÖRME OLAYINI AÇIKLADI

(http://www.ntvmsnbc.com/news/298220.jpg)


İbn-i Haysem'in optik üzerine yaptığı çalışmalar yüzyıllar sonra Avrupa'da da yayınlandı.

İbn-i Haysem, cisimleri nasıl gördüğümüze ilişkin soruya ilk doğru açıklamayı getirmiştir. Örneğin İbn-i Haysem, Platon, Öklit ve Ptolemy gibi düşünürlerin inandıkları yayılma teorisinin (bu teoriye göre gözümüzden çıkan ışınların, bakılan cismi aydınlatması ile görüyoruz) deneysel verilerle yanlış olduğunu kanıtladı.

Ayrıca, daha önce hiç kimsenin yapmadığı biçimde iddialarını kanıtlamak için matematiği kullandı. Bu nedenle de onu ilk teorik fizikçi olarak nitelendirebiliriz.

Belki de buluşları arasında en çok tanınanı ‘iğne deliği kamerası’dır, bu nedenle de onun yansıma kanunlarını keşfettiğine inanılmaktadır. Ayrıca ışığın yayılmasında, renk bileşenlerine ayrılması üzerine ilk deneyleri yapmış, gölgeler, gökkuşakları ve güneş tutulması üzerine çalışmış ve güneş ışınlarının kırılması üzerinden atmosfer yüksekliğinin yaklaşık 100 km. olduğunu hesaplamıştır.

ntvmsnbc
haber7.com
Başlık: Batı ve Ortaçağ
Gönderen: MAVERA02 - 17 Mart 2009, 17:19:31
BATI ORTACAĞ’DA "EŞELENİRKEN",
MÜSLÜMANLAR BUNLARI BULDU...

Kilise'nin en büyük astronom ilan ettiği Batlamyus'un bir bilim hırsızı olduğunu!

Bacon'un muhbir ve rüşvetçi olduğunu!

Galileo'nun bazı deneylerinin uydurma olduğunu!

Newton'un hayali deneylerle kitaplar yazdığını, eserinde1000'den fazla hata yaptığını!

A.G. Mendel'in yaptığı istatistiklerin hayali ve uydurma olduğunu!

Aksemseddin'in (1389-1459) Pasteur'den 400 sene önce mikrobu bulduğunu!

İbn-i Rüşt'ün (890) Coğrafya adlı eserinde (s.12): "Bilginler arasında yeryüzünün bir küre şeklinde olduğu konusunda ittifak vardır" dediğini, eserlerinin yüzyıllarca Avrupa'da okutulduğunu!

Macellan'dan önce Piri Reis'in yaptığı harita'da Amerika’nın gösterildiğini!

İmam-ı Azam'ın (o.767) yeryüzünü bir top gibi yuvarlak kabul ettiğini! (El-Muvafekat, 1/161)

İbn-i Sina'nın (980- 1037) eserlerinin Avrupa'da 600 sene temel eser olarak okutulduğunu!

İbn-i Yunus'un (o.1009) Galile'den önce sarkacı bulduğunu!

Ali bin Abbas'ın (o. 994) 1000 sene önce kanser ameliyatı yaptığını!

Ali bin İsa’nın (11.yüzyıl) ilk defa göz hastalıkları hakkında eser yazdığını!

İlk katarakt ameliyatını Ammar'ın (11.yüzyıl) gerçekleştirdiğini!

İlk Atom bombası fikrinin Cabir bin Hayyam'a (721-805) ait olduğunu!

Battani'nin (858-929) Kopernik'ten önce dünyanın merkez olmadığını, galaksinin bir parçası olduğunu söylediğini; trigonometri, sinus-kosinus'u bulduğunu!

Beyruni'nin (973-1051) Kolomb'tan 500 sene önce Amerika'dan bahsettiğini, atom ağırlığı konusunu araştırdığını ve ilk defa dünyanın dönüşünü ispat ettiğini!

Zerkali'nin (1029-1087) dünyanın güneşe uzaklığını hesapladığını!

Ebu'l-Vefa'nın (1271-1331) sekant-kosekant, tanjant-kotanjant'i bulduğunu!

Fatih Sultan Mehmet'in ilk kez yiv-set ve roket'i bulduğunu!

Harizmi'nin (780-850) sıfırı bulduğunu, ilk cebir kitabini yazdığını!

Cezeri'nin (1136-1206) otomatik sistemin kurucusu olduğunu!

Demiri'nin (1349-1405) Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisi yazdığını!

Ebu Ma'şer'in (785-886) Med-Cezir'i ilk keşfeden kişi olduğunu!

Fârabi'nin (870-950) ses olayını ilk kez fiziki yönden açıklayan kişi olduğunu!

Hasan bin Musa’nın dünyanın çevresini ölçtüğünü!

Fergani'nin (9.yy) ekliptik meyli ilk tespit eden olduğunu!

G. Cemsid'in ondalık kesir hakkında ilk eser yazan matematikçi olduğunu!

İbn-i Cessar'in 900 sene önce cuzzam hastalığının sebep ve tedavisi ile ilgili kitap yazdığını!

Kambur Vesim'in (o.1761) R. Koch'dan 150 sene önce verem mikrobunu keşfettiğini!

MaşAllah’ın (o. 815) usturlubla ilgili ilk eser veren kişi olduğunu!

N .Taha’nın (1202- 1274) trigonometri alanında ilk eser yazan kişi olduğunu!

Sabit bin Kurra'nin (o. 901) dünyanın çapını doğru olarak hesapladığını,

Newton'dan çok önce diferansiyel hesabini keşfettiğini!

İbn-i Heysem'in (965-1051) optik ilmin kurucusu olduğunu!

İbn-u'n-Nefis'in (1210-1288) Avrupa'dan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfettiğini!

İbn-i Firsan'in (888), Wright Kardeşlerden 1000 yıl evvel ilk uçak denemesi yapan kişi olduğunu!

Magribi'nin (16. yy) Paskal Üçgeni diye bilinen hesabi bulduğunu!

Çağdaş tarih felsefecisi Arnold Toynbee'nin "Tarih Üzerine Bir Etüd" adli eserinde, "Eflatun'un ideal devletine en fazla yaklaşabilmiş sistem Osmanlı sistemidir" dediğini!

Bir İsrailli yetkilinin S. Demirel'e, "ben, Osmanlının bir onbaşı ile Filistin’i idare ederken, bizim bunu binlerce asker ile başaramamamıza şaşıyorum." dediğini!

Mısırlı Hıristiyan kıpti rahiplerin 327 yıl önce Osmanlı’nın koyduğu bir kuralı bilmeden bozan bir rahip yüzünden birbirine girdiğini, yaralananlar olduğunu (03.08.2002)!

Amerika Birleşik Devletlerinin, Osmanlı Devletine Akdeniz’deki gemilerini korsanlardan koruması karşılığında haraç ödediğini!

Türklerden ise hâla Osmanlı’yı beğenmeyen ğâfillerin olduğunu!

Biliyor muydunuz?..
Başlık: Ynt: Batı ve Ortaçağ
Gönderen: Mahi - 17 Mart 2009, 17:29:01
Mavera kardeş Başlıkları KÜÇÜK HARFLERLE yazıyoruz f1))
Başlık: Küçük Kan Dolaşımını Keşfeden Müslüman Hekim İbnü'n Nefis
Gönderen: Ay Işığı - 17 Mart 2009, 19:23:02
Ali b. Ebi'l-Hazm Ibnü'n-Nefis el-Kareşi ed-Dımeşkı (1210-1288)

İbnü'n-Nefis, 1210 yılında Dimeşk (Şam) yakınındaki Kareşiye'de doğduğu için Kareşi, Dımeşk'te okuyup şöhretini orada kazandığı için de Dımeşki nisbesiyle anılan, meşhur İslam hekimi ve ilim adamıdır. 'Kalp, ancak ve ancak kendi bünyesi içinden geçen damarlar vasıtasıyla beslenir' diyerek küçük kan dolaşımını keşfeden tıp alimi olmuştur.

Nureddin Zengi'nin Dımeşk'te inşa ettirdiği Bimaristanü'n-Nuri'de tıp tahsil etmiş ve yine aynı şehirdeki Dahvariyye Tıp Medresesi'nin kurucusu Mühezzebüddin ed-Dahvar' ın talebesi olmuştur. Dımeşk'te tahsilini tamamlayıp hekimlikte tecrübe ve nam kazandıktan sonra Mısır'a giden ibnü'n-Nefis, Memluk Sultanı Birinci Baybars'ın hususi hekimliğine ve devletin Suriye-Mısır hekimleri reisliğine getirilmiştir. Selahaddin-i Eyyubi'nin 1181 'de inşa ettirdiği Bimaristanü'n-Nasıri'de hocalık yaparak çok sayıda talebe de yetiştirmiştir.

21 Zilkade 687 (17 Aralık 1288) tarihinde vefat eden Ibnü'n-Nefis'in, Kahire'de müreffeh bir hayat sürdüğü ve eviyle kütüphanesini Sultan Kalavun tarafından 1284 yılında kurulmuş olan Bimaristanü'l¬Mansuri'ye bağışladığı bilinmektedir.

Ibnü'n-Nefis, tıp ilmi yanında, tarih, mantık, nahiv, fıkıh, fıkıh usulü ve hadis usulü gibi sahalarda da çalışmalar yapmıştır. Tıptaki çalışmaları neticesinde "Ikinci ibn-i Sina" olarak anılmıştır. İbn-i Sina'nın el Kanun fi't-Tıbb'ı üzerine araştırmalar yapmış, onun el-İşarat ve't-Tenbihat'l ile bir mantık kitabı olan el Hidaye'sine şerhler yazmış, ancak kendisine filozofun eş-Şifa isimli eseri için de bir şerh yazması teklif edildiğinde bu zor işe yanaşmamıştır.

Nahivci Bahaeddin en-Nehhas'tan Zemahşeri'nin Enmuzec adlı kitabını okuduktan sonra bu sahada orijinal bilgiler ihtiva eden bir eser telif etmiş ve onun bu muvaffakiyeti, devrinin nahivcilerinden büyük takdir toplamıştır. Eserlerini umumiyetle başka kitaplara müracaat etmeden yazdığı söylenen ibnü'n-Nefis, Şafii fıkhında Ebu ıshak ıbrahim b. Ali eş-Şirazi'nin Kitabü't-Tenbih'ine şerh yazacak derecede bilgi sahibi olmuş ve Kahire'deki Mesruriyye Medresesi'nde bu mevzuda ders vermiştir. Sübki'nin Şafii fakihlerinin biyografilerini yazdığı eserinde onu da tanıtması bu sahadaki mevkiini göstermeye kafidir.

Kan dolaşımını keşfetmesi

lbnü'n-Nefis'in tıp tarihindeki en büyük muvaffakiyeti küçük kan dolaşımını keşfetmesidir. Calinus ve onu bu mevzuda takip eden ibn-i Sina'nın ileri sürdüğü, kalpteki kanın sağ karıncıktan sol karıncığa bir menfez yardımıyla geçtiği şeklindeki faraziyeyi, iki karıncığı ayıran septumda kanın geçeceği bir menfezin görülmediğini söyleyerek reddeden ibnü'n-Nefis, kanın sağ karıncıktan pulmonar arterle akciğere gittiğini ve akciğerden pulmonar ven ile kalbin sol tarafına geldiğini söylemiş ve böylece küçük kan dolaşımını açık bir ifadeyle izah ederek keşfini ortaya koymuştur.

Ibnü'n-Nefıs'in kan dolaşımı ile ilgili tesbitieri şöyle hülasa edilebilir:

1. Kalp, ancak ve ancak kendi bünyesi içinden geçen damarlar vasıtasıyla beslenir.

2. Kan, akciğerleri beslemek için değil, temiz hava götürmek için yayılır.

3. Akciğere giden damarla, akciğerden dönen damar arasında, dolaşımı tamamlayan bağlantılar mevcuttur. (Üç yüz sene sonra Colombo bunu ilk defa kendisinin bulduğunu iddia etmiştir).
 
4. Akciğer toplardamarı, önceden zannedildiği gibi, hava veya is ile değil, kan ile doludur.

5. Akciğer atardamarının duvarı, akciğer toplardamarının duvarından daha kalındır. (Bu keşif yakın zamana kadar Michael Servetus'a dayandırılıyordu).  

6. Kalp odacıkları arasındaki bölmede geçit yoktur. Kan, dolaşımını kalpte tamamlar: "Kalbin sağ boşluğundan akciğerlere gelen kan, burada ısınmakta ve hava ile karıştıktan sonra, akciğer toplardamarı yolu ile kalbin sol boşluğuna geçmektedir" diyen ibnü'n-Nefis, böylece akciğer dolaşımını ilk keşfeden ilim adamı olmuştur.

Bu keşif Avrupa'ya Andreas Alpagus (ö. 1520 civarı) tarafından yapılmış bir tercüme yoluyla ulaştırılmış olmasına rağmen batılılar bunu kendileri keşfetmiş gibi göstermişlerdir. Halbuki batılı ilim adamı Andreas Alpagus, Suriye'de 30 sene ikamet etmiş, Arapça'yı öğrenmiş ve Islam tıbbını yakından tanımış, Şerhu'l-Kanun adlı kitabın bir kısmını Latince'ye çevirip neşretmiş ve bu sebeple Avrupa'nın bu sıralarda ibnü'n-Nefis'in keşfinden haberdar olduğu da tesbit edilmiştir.


Abdullah Akar
Yedikıta Dergisi


----------
Kaynaklar
Fuat Sezgin, islam'da Bilim ve Teknik, i, istanbul 2008, s. 50.
Esin Kahya, "ibnü'n-Nefis", DIA, XXI, s. 173-176.
A. Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, Istanbul 1982.
M. Bayrakdar, Islam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi, Ankara 1989.
S. Hunke, Avrupa'nm Üzerine Doğan Islam Güneşi, IstanbuL.
M. Karakaş, Müsbet ilim de Müslüman Alimler, Ankara 1991.
Başlık: Cebir'in babası El Harizmi
Gönderen: Lika - 14 Nisan 2009, 22:40:34
Dünyanın matematiksel düşünce hayatını değiştirerek bilim tarihine ismini yazdırmış, kuramlarının  kullanımı günümüz bilimi içinde de gelişerek süren çok az çalışma sahibi  vardır. Bunlardan biri de ülkemizde çok az tanınan ve tanıtılan, Müslüman ve gerçek adından çok, unvanı ile ünlenmiş büyük bir  matematikçi ve astronom; Miladın 9. yüzyılın başlarında, büyük bir kültür merkezi olan Bağdat'ta yaşamış olan Türk kökenli bilim adamımız EL-HARİZMİ dir.
 

Miladın 9.yüzyılında Cebir biliminin inceliklerini anlatmış olduğu kısaca, "El-Cebr Ve'l Mukabele" adı ile anılan eserinin ilk kelimesi olan “El-Cebr” kelimesi hiç  değiştirilmeden İngilizce'ye “Algebra” ve Türkçe'ye “Cebir”  şeklinde geçerek bu bilim dalına isim olmuştur. Bugün Batıda Arap (Müslüman) Rakamları olarak anılan 0,1,...9 şeklinde ki “onlu sayı sistemi”ni kuran ve Sıfır'a bir sembol veren, ona bir kimlik kazandıran ve aritmetik işlemlerde kullanan kişi büyük matematikçi El-Harizmi'dir. Getirdiği Sembolik mantık ile Birinci ve İkinci dereceden denklemleri çözen ilk bilim adamıdır. El-Harizmi , “El-Cebr  vel Mukabele” adlı eserinde karmaşık cebir problemlerini basit adımlara indirgeyerek çözmek için yöntemler önermiştir.

Bilgisayar Programcılığının Bu bakımdan El-Harizmi'yi bugünkü bilgisayar programlama dillerinin algoritmasını meydana getirdiği için bilgisayar programlamacılığının da kurucusu (pîri) olarak kabul etmek bir insanlık borcudur. Çünkü Bilgisayar bilimlerinin pek çok tanımı vardır ancak bunların içinde bilgisayar bilimlerinin temel yapısını içeren en önemli tanım “algoritma” kavramına dayanır. Yaşadığı zamandan günümüze kadar sürekli olarak bilim  gündeminde kalmayı başarmış olmasının en büyük delili; “El-Harizmi” demek olan Latince  “Algoritma” kelimesidir. Onun için bu bile yeter..

habervaktim
Başlık: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: Lika - 23 Nisan 2009, 02:04:41
İnsanlık tarihinde bilimsel anlamda ilk defa uçma girişiminde bulunan kişinin Endülüslü ünlü bilim adamı Abbas Kasım ibn Firnas olduğunu, Firnas’ın Amerikalı Wright kardeşlerden 1000 yıl önce gerçekleştirdiği bu ilk uçuş denemesini başarıyla tamamladığını biliyor muydunuz?
Başlık: Ynt: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: Lika - 05 Haziran 2009, 03:53:45
Dünyanın ilk sistem mühendisi, ilk sibernetikçi ve elektronikçisi olan Müslüman bilim adamı Cezeri’nin (1136-1206) aynı zamanda bilgisayar sisteminin kurucusu olduğunu biliyor muydunuz?
Başlık: Teknolojinin babası El Cezeri..
Gönderen: Lika - 14 Temmuz 2009, 06:57:43
(http://www.hayatifarket.com/images/haber/1307.jpg)

İslam dünyasındaki icatların Osmanlı robotu ile sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. İşte ayrıntılar..


İslam dünyasındaki icatların Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid'in Japon İmparatoru Meji'nin yeğeni Prens Komatsu'a hediye ettiği insan şeklinde tasarlanan 'Alamet' adlı robotla sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. 1153 yılında Cizre'de doğan ve tam adı Ebul İz Bin Rezzaz El Cezerî olan fizikçi, robot ve matriks ustası, fizik ve sibernetik alanlarında yoğunlaşarak halen kullanılmakta olan ve aşılmamış onlarca buluşa imza attı.

ROBOTU İLK O BULMUŞ

Dünya bilim tarihi açısından bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan El Cezerî, mekanik hareketlerden mühendislikte faydalanmayı içeren "Kitab-ül Hiyel Hiyel", Türkçe anlamı "İlim ve Tekniğin Birleşmesiyle oluşan, Hayal Sanatı'nın Toplamı" olan bir eser ortaya çıkardı. Kitapta icatların nasıl kullanılacağına dair bilgiler yer alıyor.

50'den fazla makinenin mucidi olan El Cezerî genel olarak, robotlar, saatler, kan toplama kapları, su makineleri, şifreli kilitler, şifreli kasalar, termos ve otomatik çocuk oyuncakları gibi sibernetik ve hidrodenge makineleri icat etti. Fizikçi ve Mekanikçi El Cezerî'nin diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii'nin ünlü Güneş Saati'dir. El Cezerî, bugün sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilir.

Bugün
Başlık: Mikyâsü'l-Cedid'in (Nilometre) İcadı
Gönderen: Ay Işığı - 16 Ağustos 2009, 22:06:29
Dünyanın en uzun nehri kabul edilen Nil; verimli arazileri oluşturduğu gibi arkeoloji, yerleşme
ve turizm açısından da ilgi çekicidir. Ayrıca nehrin periyodik olarak taşması da çeşitli keşif ve icatlara sebep olmuştur.

Nil Nehri'nin her yıl aynı dönemde taşması fark edilmiş ve bu tarih, sene başı yapılarak bir takvim meydana getirilmiştir. İki taşma arası 365 gün olarak hesaplanmıştır. Her yıl hazirandan ekime kadar su seviyesi yükselerek taştığından ve etrafa büyük zararlar verdiğinden su taşkınlarını önceden haber vermek lüzumlu hale gelmişti.

Abbasi halifesi El-Mütevekkil (M.847-861) bu meseleye bir hal çaresi bulmak üzere devrinin tanınmış bilim adamı El-Fergani'yi M.861 yılında Fustat'a (Kahire) gönderdi. El-Fergani, buradaki tetkikleri neticesinde, Nil'in yükselişini ve taşmasını önceden haber verecek bir alet yaptı. Bu ölçüm aletine de "Mikyasü'l-Cecüd" İsmini verdi. Günümüzde dahi kullanılan bu aleti, dünyada ilk defa, büyük bilgin ve alim El-Fergani icat etmiştir.

Mısır'ın başkenti Kahire, Nil Nehri kenarındaki en gelişmiş yerleşim merkezlerinden biridir. Afrika'nın üçte birini kaplayan Nil Nehri, dünyanın en uzun nehridir (6.650 km). Nil Nehri'nin suyu, haziran ayında en düşük seviyeye indikten sonra kabarmaya başlar ve ekim ayında en yüksek seviyeye ulaşır, sonra yavaş yavaş alçalır.

Nil'de yıl boyu meydana gelen değişiklikleri tespit etmek için, nehir boyunca kayalara ve nehir kenarındaki yapılara seviye işaretleri konulurdu. Bu işaretlere göre suyun seviyesini ölçen ve kendisine "Sihib-i mikyas" denilen bir de görevli bulunurdu. Bu şahıs, her gün suyun seviyesini ölçüp sultana bildirir ve sonra da Kahire sokaklarında halka ilan ederdi.

(http://img41.imageshack.us/img41/263/nilometre.jpg)

Nilometre, denizlerin, göllerin ve nehirlerin su seviyesini ölçmeye yarayan alete denir. Bu alet, su seviyesindeki azalma ve artışları gösterir. Nilometre, üzeri bölümlere ayrılmış sekizgen bir mermer sütundan ibarettir. Bu alet ilk defa Nil Nehri'nde kullanılmaya başlandığından, nehrin adına izafeten "Nilometre", yani Nil Metresi olarak anıla gelmiştir.


Yakup MEHMETÇiK
YEDİKITA

----------

Kaynaklar: Mehmet Bayraktar. islam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi. Ankara, 1992, s. 192; Zeki Tez, Bilim ve Teknikte Ortaçağ Müslümanları, Ankara, 2001, s. 114; GÖKHAN, ılyas, "Memluk Sultanı Zahir Seyfuddin Çakmak Döneminin Salgın Hastalık ve Iktisadi Buhranları (H.842-857/M.1438-1453), Selçuk Ünisersitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 15, Konya 2006, s.341-366.
Başlık: Dünyanın Dönüşünün Kâşifi, Beyrûni
Gönderen: Lika - 05 Kasım 2009, 01:48:06
Beyrunî`nin bilinmesi gereken önemli bir yönü de, Kâinata âit kendinden önceki görüşleri sarsması, dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneşin çevresinde döndüğünü, Kopernik ve Galile`den 500 yıl kadar önce, ilmî bir şekilde açıklamasıdır.

Türkistan`ın Hive şehrinde 973 yılında doğan Beyrunî, hayatı boyunca 113`ten fazla eser kaleme almıştır. Geometri ve Trigonometri`de büyük bir varlık göstermiştir. Fakat o, asıl başarısını, astronomi alanında ortaya koymuştur. Yıldızların uzaklığını, yüksekliğini ve açılarını tesbite yarayan usturlab denilen ölçüm âletlerini geliştirmiş; bunun yanısıra yeni yeni âletler yapmıştır.

Beyrunî, kendi yaptığı âletlerle, dünyanın çapını ve ekliptik eğilimini de doğruya çok yakın bir şekilde hesaplamıştır. "Kanunu`l-Mes`udi fi`l-hey`e ve`n-nücum" adlı eseri, dünyada yazılmış ilk astronomi kitaplarından biri sayılabilir.

Beyrunî`nin bilinmesi gereken önemli bir yönü de, Kâinata âit kendinden önceki görüşleri sarsması, dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneşin çevresinde döndüğünü, Kopernik ve Galile`den 500 yıl kadar önce, ilmî bir şekilde açıklamasıdır.

Bu konuda, Dr. Sigrid Hunke şöyle demektedir:


"Daha 1000 senesinde Beyrunî, Kopernikvâri dönüşü izah etmişti. Batı bunun farkına varmadığı için, bu açıklama, astronomi ilmine âit düşünce sahasında kaldı. Beyrunî`ye göre, gündüz ve gece değişikliğini yapan güneş değildi. Aksine kendi ekseni etrafında dönen, gezegenlerle birlikte güneşin etrafını da dolaşan Dünya idi. Dünya, gezegenlerle birlikte yer değiştirmekte, güneşin etrafında bir devri tamamlamaktaydı. Kopernik`in eserinin ortaya çıkışından çok önce ortaya atılan bu ateşli iddia, Hristiyan düşüncesine ve İncil`in sözlerine aykırı düştüğünden "Hristiyan Batı", bu iddiayı kabûl etmedi. Yüzlerce yıl sonra, ne Kopernik, ne de astronom arkadaşları, Hristiyan dinine aykırı düşen bu iddiayı, karşılaştıkları gizli-açık baskılar bir yana, teleskop olmaksızın mevcut gözlem âletleriyle isbat edebilecek durumda değillerdi. Onun için toplumun tasvibini sağlayıncaya kadar, aradan bir asırdan fazla bir zaman geçmesi gerekmişti. Oysa Beyrunî`nin olağanüstü açıklaması, o zaman ne kadar az yardımcı araçlara dayandırılmıştı."


Kopernik Fikrini 30 Yıl Sakladı

Polonya`nın Torun şehrinde 1473`te doğan Kopernik, 18 yaşında Crocovia Üniversitesi`ne girdi. Burada tanıştığı ünlü astronom ve matematikçi Albert Brudzewski`nin te`siriyle astronomiye karşı büyük bir ilgi duymaya başladı. Daha sonra Polonya Üniversitesi`nde hukuk öğrenimi gördü. Tahsilini tamamlayıp memleketine geri döndüğünde, bir köye çekildi. Yakından ilgi duyduğu astronomi ile ilgili çalışmalara girişti. Gözlemevi olarak kullandığı bir kaleye, bazı astronomi âletleri yerleştirerek çeşitli gözlemlere başladı. Bu çalışmalar neticesinde, o günkü Batı`nın astronomi anlayışını kökünden sarsacak meşhur eserini kaleme aldı. "Gökkürelerin Dönüşü" adlı bu eserinde Kopernik, dünyanın kendi etrafında ve güneşin çevresinde döndüğünü ve bu dönüşü bir yılda tamamladığını söylüyordu. Dünya gibi diğer gezegenlerin de güneş etrafında döndüğünü iddia ediyordu. Ne yazık ki Kopernik, bu konudaki ilmî açıklamalarını serbestçe neşredemedi. Eserini kendi el yazısı ile yazıp, güvendiği bir bilgin arkadaşına gönderdi. Israrlara rağmen, göreceği tepkilerden çekinerek, bu kanaatini 30 yıl gizlemek zorunda kaldı. Nihayet bir gün yakın bir arkadaşı, onu eserini neşir konusunda ikna etti. Yine de Kopernik, kiliseden ve çağının sözde aydınlarından öylesine korkuyordu ki, yazdığı önsözde: "Bu kitabı dilerseniz okuyun, ama içindeki görüş ve iddiaları ciddîye almayın." cümlesine yer veriyordu.

Eserin ilk baskısı eline geçtiğinde, Kopernik son anlarını yaşıyordu. Gerçekten de 3-5 suskun ilim adamının dışında, Kopernik`in bu iddialarını ciddiye alan pek çıkmadı.

Dünya Dönüyor Dediği İçin Engizisyona Çıkan İtalyan Bilgin: Galile

Galile, 1564 yılında, İtalya`nın Piza şehrinde doğdu. 1581`de girdiği Piza Üniversitesi`nden 1589`da mezun oldu. Burada yardımcı profesör olarak göreve başladı.

Galile, Kopernik`in fikirlerini öğrenmişti. Ona hayrandı. Fakat kilise, onu "sapık fikirli" olarak ilân ettiğinden, açıktan sahip çıkamıyordu.
Galile çalışmalarını ilerletip kuvvetli deliller bulunca, kanaatlerini açıkça söylemeye başladı. "Kâinatın merkezinin dünya değil güneş olduğunu, gezegenlerin ve dünyamızın güneş etrafında döndüğünü" ileri sürüyordu. Bu iddialara, kilisenin yanısıra, devrin bilgin ve aydınları da karşı çıktılar. Kiliseye göre Galile, İncil`e karşı geliyordu. İncil`deki bir sözün yorumundan, onlar kâinatın merkezinin dünya olduğu sonucunu çıkarıyorlardı. Galile, İncil`in sözünün doğru, fakat yorumunun yanlış olduğunu söyleyerek karşılık veriyordu.
Nihayet, kendisi Roma`ya çağrıldı ve orada Engizisyon Mahkemesi tarafından ortaya attığı görüşlerle dine karşı çıkmak suçundan yargılandı. 22 Haziran 1633 günü, Engizisyon Mahkemesi şu karara varmıştı: "Galile kiliseye karşı işlediği suçları ve küfürleri samimiyetle, temiz bir kalb ve inançla geri almazsa, mahkeme tarafından ömür boyu hapse mahkûm edilecektir."

Yaşlı ilim adamı, kilise hey`eti önünde diz çöktü, titrek bir sesle kilisece küfür sayılan iddialarını bir daha kimseye öğretmiyeceğine ve bunlardan nefret ettiğine dair yemin etti. Kendisine uzatılan ve üzerinde işlediği bütün günahlar teker teker yazılı olan kâğıdı titreyen elleriyle imzaladı. Mahkeme salonundan çıkarken, kendi kendine şu sözleri mırıldandığı duyuldu: "Ben ne dersem diyeyim, dünya yine de dönüyor."

Mahkeme, Galile`yi her ne kadar serbest bırakmışsa da, 8 Ocak 1642`de ölünceye kadar, onu gözaltında tutmaya devam etmiştir.

350 Yıl Sonra Gelen Beraat

Galile hakkında verilen mahkûmiyet kararı, yıllar boyu Vatikan ve ilim dünyası arasındaki ilişkilerin gergin kalmasına sebeb olmuştur. Nihayet Papa II. Jean Paul 1979`da Papalık Bilimler Akademisi`nin önünde yaptığı bir konuşma ile, bilim ile inançlar arasında herhangi bir ayrılık olmadığını ifade etmiştir. Beraberliğin bir nişanesi olarak da, Galile`ye itibarının iade edileceğini söylemiştir.
Papa II. Jean Paul, 1980`de çeşitli ilim adamları, din bilginleri ve tarihçilerden oluşan bir komisyonu, Galile dâvasını yeniden incelemek üzere görevlendirmiştir.

Bu komisyon, neticede, kilisenin Galile`yi mahkûm etmekle büyük hata işlediğini kabûl etmiştir. Böylece Galile, 350 yıl önce tahkir edilerek mahkûm edildiği kilise tarafından beraat ettirilerek aklanmış, itibarı geri verilmiştir.

Zafer Dergisi
Başlık: Modern dünyanın temelini İslam alimleri attı
Gönderen: Lika - 20 Kasım 2009, 01:54:44
Avrupa’nın 19. yüzyılda bile Müslümanların 10. yüzyılda ulaştıkları bazı bilgilere ulaşamadığını söyleyen Sezgin; “Belki ancak 20. yüzyılda ulaştılar” diye konuştu.

Ünlü tarihçi Prof. Dr. Fuat Sezgin İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde verdiği konferansta, "Türk aydınları, dini, ilerlemenin önündeki en büyük engel olarak kabul ettiler ve bu suretle din düşmanlığı yaptılar. Yıllarca yaptığım çalışmalarla dinin ilerlemenin önünde bir engel olmadığını görüyorum" dedi. Sezgin, "İslamiyet, çöl Araplarını, göçebe Türkleri ve ateşperest İranlıları bilim üreten toplumlar haline getirmiştir" şeklinde konuştu.



İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Bilimler Tarihi Açısından Türkiye’ye Bakış’ isimli konferansta konuşan dünyanın en ünlü ilimler tarihçileri arasında gösterilen Prof. Dr. Fuat Sezgin, modern dünyanın temelini İslam alimlerinin attığını söyledi. Bilimler Tarihinde Müslümanların yerinden bahseden Prof. Dr. Fuat Sezgin, 19. yüzyılda dahi Avrupa’daki bilimsel gelişmelerin temelinde Müslümanların olduğunu kabul eden ve olaya gayet hümanistçe yaklaşan bilim adamlarının olduğunu ifade etti.

Avrupa, islam alimlerinin seviyesine bin yil sonra ulaşabildi

Sezgin; “Birçok Batılı ilim adamının fedakarca çalışmaları ile yerleşik Rönesans’ın Doğu’ya bakışı sarsıldı. Mesela Batı’da şöyle bir söz söyleniyordu: ‘Doğu’da şu ana kadar hiçbir insan 2. dereceden bilinmeyenli denklemleri bilemedi.’ Hâlbuki Müslümanların daha 11. yüzyılda 2. dereceden değil 3. dereceden bilinmeyenli denklemlerin sadece çözümünü değil, sistematiğini dahi yaptıkları ortaya çıktı. Avrupalı matematik tarihçisi Johannes Tropfke, Descartes’lerin yeni bulduklarını zannettikleri konuları Hayyam’ın çok önceden yazdığını, aradan geçen zamanda Avrupalılar’ın boşuna çaba gösterdiğini yazmıştı. 11. asrın ilk yarısında İbni Heysem bir optik problemini dördüncü dereceden bir denklemle çözdü. Küçük bir yanlışlıkla Latinceye de çevrilen problem Avrupalıları ‘Problema Alhazeni’ adı altında 13. asırdan 19. asra kadar uğraştırdı. Avrupalılar İbnül Heysem’in çözümünü ancak 19. yüzyılda kavrayabildi. 11. asrın sonlarında Hayyam’ın üçüncü dereceden denklemleri sisteme bağlayan kitabının benzeri, Avrupa’da 17. asırda Rene Descartes, Frans Van Schoooten ve Edmund Halley tarafından yazılabildi” diye konuştu.

Üniversiteye başladığı zaman bir derste hocasının dünya matematiğinin en iddialı isimleri arasında 4 Müslüman alimini saydığını ifade eden Prof. Sezgin; “0 gece devrim gecem oldu. Sabaha kadar uyuyamadım. Türkiye’den İslam Bilimleri diye bir şey olmadığını öğrenerek gelmiştim. Zihnimde İslam Medeniyetine dair hiçbir şey yoktu. Hocamız ise bize dünyanın en etkili matematikçilerinin Müslümanlar olduğunu söylüyordu. Sonra bu alana girdim” dedi. Müslümanların, bilgi merkezlerinden aldıkları bilgileri önce muhteşem bir şekilde geliştirdiklerini söyleyen Sezgin; “Sonra yeni bilimler ortaya çıkarttılar ve sonra da bugünün birçok biliminin temellerini attılar” ifadelerini kullandı.

Avrupa’da 19. yüzyila kadar bir coğrafya ilmi yoktu

Avrupa’nın daha 18. yüzyıllara kadar İslam dünyasından gelen haritaları kopyaladığını belirten Sezgin; “Aslında Batı’da 19. yüzyıla kadar coğrafya yoktur. Sebebi de şudur: Doğu’da coğrafya Allah’a ulaştıran bir yoldur. Müslüman coğrafya ile yaratıcıyı keşfe çıkar, fakat Batı’da coğrafya teolojinin bir yardımcısıdır. Bunu sadece ben söylemiyorum, Avrupalılar da bunu ifade ediyorlar” şeklinde konuştu.


Din asla bu duraklamanin sebebi veya sonucu değildir


Avrupa’nın 19. yüzyılda bile Müslümanların 10. yüzyılda ulaştıkları coğrafya bilgisine ulaşamadığını söyleyen Sezgin; “Belki ancak 20. yüzyılda ulaştılar” diye konuştu. Bugünkü Avrupa’yı kilisenin kurduğunu dile getiren Sezgin; “İslam bilimlerini Batı’ya taşıyan da papazlardı. 500 yıl boyunca yarım yamalak çevirilerle bu eserleri Batı’ya ulaştırdılar” dedi.

Dinin asla bu duraklamanın sebebi veya sonucu olmadığını söyleyen Sezgin; “Bunun çok farklı nedenleri var. Batılılar şimdi gözleri kamaştırıyorlar, fakat İslam dünyası da kendi değerlerinin farkında değil. Herkeste bir kompleks hakim. Birileri bu coğrafyadaki tüm geriliği İslam’da buluyor. Bu çok büyük bir yanlıştır. Bizim halkımız Müslüman’dır. Birileri ise İslam’ın geriliğe neden olduğunu savunuyor ve bir aşamadan sonra bu durumu İslam düşmanlığına dönüştürdüler. Bu yanlış yoldan bizi kurtaracak perspektife 20. yüzyılda sahip olmamamız normaldi belki ama şimdi bu artık normal değil. Ben bir Bilimler Tarihçisi olarak İslam davetçisi değilim, lakin İslam’ın bu geriliğe neden olmadığını iyi biliyorum” diye konuştu.

Hessen ödülünü reddettiğim için yahudi düşmanliği ile suçlandim

Son yıllarda eski Batılı insaf sahibi araştırmacıların ulaştığı derinliğe ulaşılamadığını dile getiren Sezgin; “Gelişen imkanlara rağmen derinlik azaldı, ufuklar daraldı. Maalesef 300 yıldır yapılagelen tüm çalışmalara rağmen Rönesans’ın o yanlış bakışı da yıkılamamıştır” dedi. Diğer taraftan Sezgin, M. Mustafa Uzun’un; “Hessen Kültür Ödülü'nü, İsrail yanlısı Salomon Korn'la beraber aynı ödülü alamayacağınızı belirterek reddettiniz. Bu onurlu tavrınız nedeniyle bir tepki gördünüz mü?” şeklindeki sorusuna da; “Bazı Siyonist örgütler beni Yahudi düşmanlığı ile suçladılar. Aynı zamanda Siyonist karşıtı bir Yahudi kuruluşu ise tebrik etti. Ben bir bilim adamıyım ve bu tür konularda hassasiyetimi koyarım. Ben insan olmanın bir gereğini yerine getirdim ve bu yoldan geri adım da atmam. Sadece Hessen Kültür Ödülü'nü veren kurumun başkanı ile görüştük, şaşırdığını dile getirdi ve ben de ona gerekli açıklamayı yaptım. Başka kimseye de hesap verme durumum yoktur” diye cevap verdi.

Prof. dr. fuat sezgin kimdir?

Prof. Dr. Fuat Sezgin dünyanın en ünlü ilimler tarihi uzmanlarından. Halen Almanya’daki Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Direktörü. Dünyada bu alandaki en önemli kaynak eser olan ve 12 cilde ulaşan İslam İlimleri Tarihi adlı kitabı Türkçe’ye çevrilmediği için ülkemizde bilinmiyor. 27 Mayıs askeri darbesinde sağcı denilerek 147’likler listesine sokuldu ve üniversiteden atıldı. İslam bilginlerinin eserlerinden okuyarak yeniden yaptırdığı 800 icadı Frankfurt ve İstanbul’da teşhir eden Sezgin’e göre bunlar kitaplarda yer alan icatların yüzde biri bile değil. Bilimler tarihi açısından dünyanın sayılı otoritelerinden biri olan Sezgin; Süryanice, İbranice, Latince ve Arapça dahil, 27 dili çok iyi derecede biliyor.

Kaynak:

Mustafa Uzun
Vakit
Başlık: Bir Osmanlı Dâhisi ve Mucidi: Takiyüddin-i Rasıd
Gönderen: Lika - 30 Mayıs 2010, 05:22:07
İlkokullarımızda Osmanlı tarihine dair en çok vurgulanan menfi konuların başında belki de Osmanlıların bilim ve teknoloji konularında ne kadar geri kaldığıdır. Bunun için de dönüp dolaşılıp “matbaanın ne kadar geç girdiği” hikâyesi araya sıkıştırılır.

Matbaanın geç  gelip gelmediği konusu, ayrı bir tartışmanın konusu olarak bir kenarda dursun şimdilik. Ancak matbaanın beklenilen (?) tarihten çok sonra gelmiş olması Osmanlıların bilim ve teknolojide ne kadar geri kaldıklarının en çok göze çarpan göstergesidir. Daha doğru ifadeyle matbaa konusu bilim ve teknolojinin Osmanlıda öyle pek olmadığının en başta gelen delili olarak gösterilegelir.

Pek çok okulda veya ortamda halâ bu konu öne sürülerek Osmanlının geneli üzerine değerlendirmelerde bulunulur ve hiçbir kıstas gözetmeksizin Osmanlının ne kadar “geri” olduğu ifade edilir. Osmanlıların bilim ve teknoloji konusunda yapmış olduğu çalışmalara samimi ve ciddi bir gözle bakıldığında ortaya muazzam bir ilmî birikim çıkar. Osmanlıların yetiştirmiş olduğu bilim adamları ve onların yapmış olduğu orijinal çalışmalar ortaya konulduğunda ciddî bir manzara ile karşı karşıya kalırız. Osmanlı ilim adamlarının hayatları ve eserleri konusunda Osmanlılar zamanında çok sayıda eser yazılmıştır. Ancak bu eserler tüm bilim adamlarını genel olarak ele aldığından, ilmî değerlerini ve önemlerini ayrı ayrı tespit etmek gerekir. Her birinin çok sayıda ilmî orijinal çalışmaları olup Osmanlı ilminin zenginliğini ortaya koyma açısından son derece mühimdir. Bu kadar zengin bir bilim tarihi çok az devlette görülebilir. Özellikle Osmanlı ilim adamlarının çalışmalarının bugünkü dünyamızı çok yakından ilgilendirdiğini düşündüğümüzde bu konunun önemi daha da artar. Bu ilim adamlarından burada sadece bir tanesinin bilim tarihindeki yerini ifade etmek, geneli hakkında bir fikir vermesi açısından önemlidir.

İnceleyeceğimiz zat, on altıncı asırda yaşamış ve pek çok alanda ilmî çalışmalar yapmış olan dâhi ilim adamı Takiyüddin-i Rasıd’tır. Öncelikle onun hayatı hakkında kısaca bilgi verip önemli çalışmalarını zikredelim.

TAKİYÜDDİN RÂSID

Şam’da 14 Haziran 1526 tarihinde doğan Takiyüddin-i Rasıd’ın babası Mehmed Maruf Efendi Şam ve Kahire ilim çevrelerince çok iyi tanınan, Şam'da Sibaiye ve Takaviyye medreselerinde müderrislik yapan bir ilim adamıdır. Aile, aslen Türk olup Şam’a hicret etmiştir. Takiyüddin-i Rasıd, ilk tahsiline babasından dersler alarak başladı; Şam'daki âlimlerden klâsik İslami ilimleri tahsil etti. Kahire'ye gitti ve hadis, tefsir, fıkıh, matematik, tıp ve astronomi gibi ilimleri öğrenerek tahsilini tamamladı. Ardından tekrar Şam'a döndü ve buranın en büyük camisi olan Cami-i Ümeyye'de (Emeviye Camii) hadis dersleri okuttu. Bir süre burada kaldıktan sonra Nablus kadı naibliğine tayin edildi ve aynı zamanda civardaki medreselerde müderrislik yaptı. Buradaki görevini tamamladıktan sonra bir kez daha Kahire'ye gitti ve oradan da babasıyla birlikte ilk defa İstanbul'a geçti (1552).

İstanbul’da bir süre kalan Takiyüddin-i Rumeli Kazaskeri Molla Abdurrahman Efendi’den mülazım oldu ve daha sonra da Vezir Ali Paşa'ya hocalık yaptı. Kısa sürede İstanbul'un önde gelen âlimleriyle tanıştı; Çivizade, Ebussuud, Azmizade, Ali Kuşçu'nun oğlu Mehmed gibi dönemin önde gelen ulemasının ilim meclislerine devam etti. Bu esnada kendisine yapılan müderrislik teklifini kabul etmedi. Üç sene İstanbul'da kaldıktan sonra Mısır'a döndü. Kahire'de Şeyhuniye Medresesi ve Sargıtmışiyye Medresesi'nde müderris oldu. Aynı sene Mısır beylerbeyi Semiz Ali Paşa'yla yakınlık kurdu; Paşa'nın sadrazam olması üzerine, onun daveti ve isteğiyle kısa bir süre için ikinci defa İstanbul'a geldi, Edirnekapı'daki Bala Medresesi'ne kırk akça yevmiye ile müderris oldu. Bu esnada Sadrazam Semiz Ali Paşa’nın kütüphanesinden ve özellikle zengin saat koleksiyonundan istifade etti ve saatler üzerine yazacağı eserinin konuları hakkında çalışmalarda bulundu.

Ailesinin Kahire'de olması ve Ali Paşa'nın da Mısır valiliğine tayini üzerine Mısır'a döndü; burada çeşitli medreselerde müderrislik ve yüz elli akça yevmiye ile kadılık görevlerinde bulundu. Bir ara Mısır kadılığına tayin edilen Çivizade ve Nişancızade'nin naipliklerini üstlendi. Nişancızade'den sonra Mısır kadılığına tayin edilen Kazasker Abdülkerim Efendi'nin ve babası Kutbuddin'in teşvikiyle matematik ve astronomi sahasında çalışmaya başladı.

Ali Kuşçu'nun torunu olan Kutbuddin, dedesine ait çeşitli rasat aletleriyle, Gıyaseddin Cemşid ve Kadızade Rumî'nin astronomi kitaplarını temin ederek Takiyüddin'e verdi ve ona çalışmalarında yardım etti. Takiyüddin-i Rasıd, kendisini tamamen matematik ve astronomi çalışmalarına verdi; Kahire yakınlarındaki Tenis şehrinde kadı iken, yirmi beş metre derinliğinde bir kuyu kazdırarak kendisine özel rasathane yaptırdı ve sabit yıldızları gündüz gözlemeye çalıştı. Gözlem neticeleri hakkında eserler telif etti.

İstanbul'a 1570’te üçüncü ve son defa geldi; Sultan III. Murad'ın yakınlarından meşhur âlim Hoca Sadeddin Efendi'yle yakınlık kurdu ve himayesine girdi. Onun vasıtasıyla Sultan III. Murad, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ve dönemin ileri gelen âlimleriyle tanışma fırsatı buldu. Muhtemelen devlet kademelerinde görev aldı. Bu arada vefat eden Müneccimbaşı Mustafa bin Ali el-Muvakkit yerine müneccimbaşı tayin edildi (1571).

Astronomi ve matematik sahasında yaptığı bazı çalışmaları Hoca Sadeddin Efendi'ye takdim ederek onun dikkatini bu çalışmalara çekti. Çalışmalarının temel kaynaklarından birisi olan Uluğ Bey Zîci'nin astronomik hesaplara kâfi gelmediğini, birçok hatalarının bulunduğunu ifade etti. Zicin yeni gözlemlerle tashih edilmesi gerektiğini ve yeni astronomik gözlemlerin yapılması lazım geldiğini, bunun için de yeni bir rasathanenin kurulması gerektiğini Hoca Sadeddin Efendi'ye ifade etti. Bu düşüncesini bir arzuhalle Sokullu Mehmed Paşa ve Sultan III. Murad'a iletti. Padişah, masrafları tamamen devlet tarafından karşılanmak üzere Darü’r-rasadi’l-cedid adıyla yeni bir rasathanenin kurulması için izin verdi; Tophane sırtlarında rasathanenin inşası başladı (1575). Ancak Takiyüddin-i Rasıd, Galata Kulesi'nden gözlemlerine ve çalışmalarına devam etti. Rasathane binasının kısmen tamamlanmasından sonra gözlemlerini rasathane binasından sürdürdü (1577). Rasathane için bir taraftan klasik gözlem araçlarını temin ederken bir taraftan da iyi bir kütüphane kurmak üzere kitap toplamaya başladı. Bu arada bazı gözlem araçlarını da kendisi icat edip geliştirdi.

İlk olarak Uluğ Bey Zîci'nin tashihi çalışmalarına başladı. Sekizi râsıd (gözlemci), dördü kâtip ve diğer dördü de yardımcı olarak vazife yapan on altı kişilik bir astronom grubuyla çalışmalara başladı. Ancak çok geçmeden buradaki bilimsel çalışmalar kendilerinin dışında kalan bazı kısır siyasi çekişmelerin içine çekilerek kesintiye uğratıldı. Hoca Sadeddin Efendi'nin siyasi muhalifleri, onu yıpratmak maksadıyla rasathanenin uğursuz olduğu, nitekim İstanbul'daki veba salgınının rasathane yüzünden başladığı ve rasat yapılan her beldede afet olduğu dedikodusunu yayarak, padişah nezdinde etkili olmaya çalıştılar. Özellikle Kadızade Ahmed Şemseddin Efendi tarafından yürütülen rasathane karşıtı çalışmalar amacına ulaştı ve rasathane padişahın onay vermesiyle 22 Ocak 1580'de Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa tarafından tamamen yıkıldı.

Bu durum karşısında son derece büyük hayal kırıklığına uğradığı tahmin edilen Takiyüddin-i Rasıd, rasathanenin yıkılmasının ardından üzgün bir şekilde evine kapandı, ömrünün son yıllarını sıkıntı ve üzüntü içinde geçirdi. Çalışmalarına ölünceye kadar burada devam etti. 18 Şubat 1585 tarihinde vefat eden Takiyüddin’in kabri Beşiktaş'ta Yahya Efendi Dergâhı haziresindedir.

Takiyüddin-i Râsıd ilmî zihniyet, orijinal katkı, yeni tespitler ve araştırma bakımından Osmanlı ilminin zirvesinde bir ilim adamıdır. Onun en büyük başarısı hiç şüphesiz İstanbul’da İslam medeniyetinin son büyük rasathanesini kurması ve burada gözlem faaliyetlerinde bulunmasıdır. Şam ve Semerkand rasathanelerinde yapılan çalışmaları çok iyi tetkik etmiş ve onların eksik bıraktığı yanları tamamlayarak bu iki astronomi ekolünü şahsında mezc etmiştir. Takiyüddin'in rasathanesindeki araçlarının mükemmelliği batıda ilk defa aynı dönemde Danimarka Hven Adası’nda gözlem yapan Tycho Brahe'nin (1546–1601) rasathanesinde görülebilmektedir. Rasathane bulunan aletlerin bir kısmı öteden beri klasik İslam rasathanelerinde kullanılan aletler, bir kısmı ise onun tarafından icad edilen ya da geliştirilen aletlerdir.

Takiyüddin'in rasathanesi, aynı yıllarda Danimarka kralı II. Frederic (1559-1585)'in desteğiyle Hven Adası’nda inşa edilen (1576), Batı’nın o dönemde en önemli astronomu sayılan Tycho Brahe'nin Uranienborg Rasathanesiyle karşılaştırılabilecek durumdaydı. Birbirlerine yakın dönemlerde gözlemlerine başlayan bu iki astronomun benzer kaynaklardan istifade etmeleri sebebiyle aletleri birbirine çok benzemekteydi. Her iki astronom da ilk defa olarak mekanik/otomatik saati astronomi gözlemlerinde kullandılar. Takiyüddin'in kullandığı saatin Brahe'ninkine nazaran daha dakik olması itibariyle yaptığı gözlemler daha netti. Her iki râsıdın Almagest’te geçen aletlerin her birini yapmış olmalarına rağmen aletlerin sayısı itibariyle Brahe'nin rasathanesi daha zengindi. Brahe de rasathanesini döneminin en mükemmel astronomi aletleriyle donatmış ve yaptığı son derece dakik gözlemlerle Kepler’in elips yörüngelerini tespit etmesi için gerekli hesapları yapmıştır. Güneş sistemiyle ilgili bir teorisi olmayan Brahe’nin en büyük katkısı, gözlemlerinden elde ettiği verileridir. Brahe'nin gözlemleri uzun süre devam etmiş ve gözlemlerinin neticelerini alarak yedi yüz yetmiş yedi yıldızın yerini tesbit etmiştir. Takiyüddin ise, yedi sene civarında gözlem yapabilmiş ve gözlem neticelerini istediği gibi alamamıştır.

Takiyüddin’in Astronomi alanındaki bazı katıkları şu şekilde sıralanabilir:

-Yeni gözlem araçları icat etti ve mükemmel astronomi gözlemleri yaptı.

-Hayatı boyunca yaptığı çalışmalarla Güneş parametreleri hesabında yeni bir yöntem uyguladı.

-Brahe gibi sabit yıldızların boylamlarının tespitinde Ay yerine Venüs gezegenini kullandı.

-Astronomik çalışmalarda ondalık kesirlerin kullanılmasını geliştirerek, trigonometriye ve astronomiye ilk defa tatbik etti. Ayrıca bunlara uygun sinüs ve tanjant tabloları ile zicler hazırlamıştır.

-Delos probleminin üç çözüm yolu üzerinde durdu.

-Sin 1° ve kiriş problemleri üzerinde çalıştı.

-Mekanik saatler üzerinde durup, dakika taksimatından söz etti ve saati gözlemlerinde bir astronomi aracı olarak kullandı.

-Ekliptik ve ekvator arasındaki 23˚ 27’ lik açıyı, 1 dakika 40 saniye farkla 23˚ 28’ 40” bularak ilk defa gerçeğe en yakın doğru dereceyi hesapladı.

Takiyüddin-i Rasıt astronomi alanındaki bu katkılarının yanı sıra diğer ilim alanlarında da çok önemli çalışmalar yaptı ve katkılarda bulundu. Nitekim 1551 yılında otomatik makineler konusunda yazdığı Turûku’s-seniyye fi'l-âlâti’l-Ruhâniyye'si Osmanlılarda bu konuda yazılan ilk ve tek eser olarak bilinmektedir.

Takiyüddin ayrıca tıp ve zooloji alanında birer, fizik-mekanik alanında üç, matematik sahasında beş, astronomi alanında ise yirmi eser telif etti. Bunlardan başka bir de cisimlerin özgül ağırlıkları ile Arşimed’in hidrostatik tecrübeleri konusunda da bir risale kaleme aldı. Eserlerinin pek çoğu bugün başta İstanbul’daki Süleymaniye Kütüphanesi olmak üzere İngiltere ve Kahire gibi muhtelif dünya kütüphanelerinde bulunmakta ancak pek çoğu henüz tam olarak incelenmemiştir.


Salim Aydüz
timeturk
Başlık: Karanlık Oda
Gönderen: Ay Işığı - 10 Temmuz 2010, 11:19:43
Fotoğrafçılıkta kullanılan karanlık oda tekniğini ilk uygulayanın İslam Alimi Heysemi (695-1050) olduğunu ancak bu keşfin Heysemiden 200 yıl sonra yaşayan batılı Levi Ben Gerson'a mal edildiğini biliyor muydunuz?

Yedikıta Dergisi
Başlık: Ynt: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri
Gönderen: piskotrop - 11 Temmuz 2010, 02:38:32
helal olsun alimlerimize.
sizlerinde emeğinize sağlık.
Başlık: Ynt: Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkler
Gönderen: Mütebahhir - 08 Mart 2012, 15:27:56
 gf))        gh8))   gh8))