Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Başlatan Fatihan, 21 Haziran 2008, 16:24:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fatihan

Çocukluğumuz Almanya’da geçtiği için kiliselere de, kilise çanlarının seslerine de yabancı değildik. Evimizin üst bölgesinde bulunan kilisenin bahçe kısmında oyunlar oynardık kardeşlerimle ve arkadaşlarla. Özellikle hafta sonu olduğundan mutlaka düğün veya kilise ayinine gelen Almanlar çok olurdu.

Bazen kilisenin bahçesine çıkan papaz yanımıza gelir, hal hatır sorardı. Bizimle bir müddet konuştuktan sonra bizlere bazen şeker bazen de çikolata ikram edip kiliseye dönerdi.

Bize niçin iyi davrandığını, niçin çikolata verdiğini o zamanlar anlamıyordum. Şimdi “misyonerlerin” nasıl çalıştığını bildiğim için, şeker ve çikolataların sebebini daha iyi anlıyorum.



Papaz şeker dağıtırken imam niçin dayak attı?

Almanya’da yaşayan aileler çocuklarına din eğitimi vermek için Türkiye’de olduğu gibi yazları camiye gönderemezler. Çünkü yaz dönemini herkes için ailesi ve memleketiyle hasret giderme zamanıdır. Avrupa’da yaşayan aileler çocuklarının din eğitimi alması için onları okuldan kalan zamanlarında, bölge camisine veya derneklerine göndererek Kuran okumayı öğrenmelerini ve temel dini bilgiler almalarını sağlarlar.

Çocukluğumuzda okul dışında kalan zamanımızın önemli kısmını camide din eğitimi almakla geçirirdik. Kişisel olarak camide görev yapan, bizlere Kuran ve dini bilgileri öğreten hocalarımızdan pek dayak yememiş olsam bile, birçok arkadaşımın yediği dayağa şahit oldum.

“Secdeye kapandığın zaman ayak topuklarını niçin birleştirmedin. Kaç defa anlatacağım ben sana bunu?” diye dayak yiyen arkadaşımın hıçkırıkları hala aklımdadır. Çocuklar dayak yiyen bir arkadaşlarını gördükleri zaman dayak yemiş gibi etkilenirler.



* * * * * * *



Çocukluğu yurt dışında geçmiş bir arkadaşım dini yaşantıdan uzak oluşunun nedenini anlatırken, çocukluğuna ait bir hatırasını anlatmıştı.

“Biz memleketimizden uzaklardayız, çocuklarımız milli ve dini değerlerimizden uzak büyümesin!” diye, babam beni camiye gönderdi. Aradan birkaç gün geçmemişti ki cami hocasına bana tokat attı. O güne kadar hiç dayak yememiş olduğum için yanağımdan çok kalbim acıdı. Babama durumu anlatınca babam çok öfkelendi. Ertesi gün cami hocasının yanına geldi. “Ben evladıma kıyamıyorum. Sen kim oluyorsun da benim oğluma şamar atıyorsun?” diye hocaya kızdı. O günden sonra bir daha da camiye gitmedim.

Elbette camilerde dayak yiyen camiden, Kuran Kursun da dayak yiyen Kuran’dan uzaklaşama hakkına sahip değildir. Ancak din eğitimi vermeye çalışırken çocukları dinden uzaklaştırma hatasından vazgeçmek zorundayız.   



* * * * * *



Önümüzdeki hafta tüm camilerde yaz kursları başlayacak. Okulların tatile girmesiyle çocuklar zamanlarının bir kısmını camilerde Kuran ve dini bilgiler öğrenmekle geçirecek. Cami de yaşadığı olumsuz hatıralar yüzünden camiden ve dinden uzaklaşan birçok insan hikayesini sizlerde dinlemişsinizdir.



Çocukları camilere sokmak değil, camileri çocukların kalbine sokabilmek önemlidir. Camileri çocukların kalbine yerleştirmek zorundayız. Çocuklara sadece Kuran-ı Kerim öğretmek değil, Kuran ve Peygamber sevgisi aşılamak önemlidir.



Türkiye’de çocuklara papazlar şeker dağıtmaz belki. Ancak papazlardan daha beter tuzakların ortasında yaşadıklarını anlamak zorundayız. Çocuklar camiye geldiklerinde şeker ve çikolatalarla karşılansalar, zihinlerinde tatlı hatıralarla yaz kurslarını geçirseler, yerli papazların tuzaklarına düşmezler.

Bunları söylerken tüm sorumluluğu ve yükü çocukları okutan görevlilere atmanın doğru olmadığını da belirtmek isterim. Bir din görevlisinin maddi gücü buna yetmeyebilir. Bölge halkı bu konuda din görevlilerine maddi ve manevi destekte bulunarak çok önemli bir destek sağlayabilirler.

 

Anne babasının zoruyla camiye gelen çocuklar camilerde sıkılır bir an önce dersten kaçmak ister. Elif-be ile başlayan Kuran okumayı öğrenme serüveni sonunda çocuklar camiden uzaklaşmamalı. Çocukların bedenleri camide, akılları internet cafe’de kalmamalı. Yarım kulakla hocayı dinleyen çocuk, dersten çıkar çıkmaz dört gözle bilgisayarın başına oturursa papazlar sevinir.   



Son yıllarda camilere gelen çocuklara verilen eğitim konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının ciddi mesafeler aldığını biliyorum. Millet olarak tüm sorumluluğu diyanet işlerine veya din görevlisine yüklememiz gerekiyor.

Hıristiyanlarda din görevlisi Papazdır. Ancak bizde, her Müslüman dininin görevlisidir. 

Bir papazın dinine hizmet ettiği kadar, her Müslüman dinine hizmet etmiş olsa geleceğimiz daha aydınlık olur inşAllah.

Camileri çocukların kalbine sokmak için hepimize görev düşüyor.



Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar


hizmetci

cok dogru paylasim icin tesekkürler

bende almanyada dogup büyüdüm; ve hocalarimdan cok sira sopasi, yüzüme basima vurmalar gini siddet gördüm, cok aci ve asalayiciydi :usgunn:

Allahdan ailem beni oralardan uzaklaszirmadi yukaridaki misaldeki gibi yoksa halim nice olurdu ama demek istedigim neden sevgili peygamberimizi hayatimiza örnek alirken onda görülmemis metodlari uyguluyoruz???bilhassa erkek hocalari????neden???neden????papazlar bile peygamberimizin egitim metodlatini ciddiye alieken bizlerin egitimcileri ne yapiyor??????????????cok yazik tek kelimeyle yazik.

peki bu camiiden dinden uzaklasan yavrularimizin mesuliyyetini kim cekecek?
AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.

ruy-ı zemin

#2
Alıntı yapılan: Fatihan - 21 Haziran 2008, 16:24:42

Çocukları camilere sokmak değil, camileri çocukların kalbine sokabilmek önemlidir. Camileri çocukların kalbine yerleştirmek zorundayız. Çocuklara sadece Kuran-ı Kerim öğretmek değil, Kuran ve Peygamber sevgisi aşılamak önemlidir.



Bu zamanda bunu başarabilmek, yüksek irade gücü ister. İşin içinde olduğumuz için biliyorum. Yalnız kişinin idealleri ve hedefleri olursa, geceleri uykuları kaçıyor, onlar için gözyaşı dökebiliyorsa bunu başarıyor demektir.
Ve böyle kardeşlerimizin alnından öpmek lazım.
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

fasulye

#3
İş bulamayan sokak gezintileri evvela ya polis yada imam olurlarmış .. Haliyle eğitim kalitesi  maddi sınırlılık yetersizlik kabul görmeme   halk üzerinde sirayet ediyor..
Doktor olabilme zorlu süreçleri mali durum kariyerlik... imamlarda da aranmalı görevleri gereği kutsallık içerir  neticede..

Lika

Çok hassas ve bir o kadar da çok önemli bir konu gerçekten, teşekkür ederiz. Ünlü bir isimin hatırlarında duymuştum, ayağı rahatsız olduğu için camide ayağını uzattığı için cemaatin birçoğu tarafından sözle epey kırıcı hareketler gördüğünü ve bu nedenle o günden sonra çok uzun yıllar bir daha camiye gitmediğini söylemişti. Ki bu kişi gençlik yıllarında materyalist olan, ardından yeniden hidayet bulan bir isimdi...

Şimdi büyüklerde böyle bir etki bırakan olayın, hele ki işin içine bir de şiddet girdiğinde çocuklarda sonucu nasıl olur onu düşünmek bile istemiyor insan. Çok çok önemli gerçekten. Ne mutlu severek öğretenlere, sevdirenlere.
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

tefhim

#5
Unutulmaması ve atlanılmaması gereken bir şey var hocalar dayağı cehennem azabından korumak için atıyor.Yazıda geçen bir ifadedede kendisinin hiç dayak yemediği dayak yiyenler görüldüğü söyleniyor demekki kimse dayak atmaya hevesli değil illaki ben dayak yiyecem diyene bir miktar ikram ediliyor.

Son yıllarda bir çok yerde olduğu gibi dini tedrisat verilen yerlerde de dayak yasak fakat sonuçta o kadar netki dayak varken elde edilen başarı ve muvaffakiyetle dayak yasaklandıktan sonraki durum maalesef karşılaştırmaya bile gerek görülmeyecek kadar vahim.

Eğer dayak faidesiz bir şey olsaydı çocukların namaz eğitiminde kılmazsa dövün denilirmiydi?

Kaldı ki Peygamber Efendimizin  çektiği sıkıntıların yanında bir tokadı ne kadar büyütüyorsunuz gerçekten anlamak mümkün değil.        
Bedeel islemü gariben feseyeudü gariben fetuba lilgurabai.

hizmetci

#6
olurmu kardesim cok sacma peygamberimiz merhamet etmeyene, merhamet olunmaz buyururken bu söz yerindemi simdi?

dayak, sadece namaz emrinde var evet ama dikkatini cekmek istiyorum önce tesvik var bu emirde!

maalesef sevgili peygamberimiz cok sikintilar cekti ama ehli beytine hep merhametli ve sekkatli davrandi onlara yansitmadi bile....

dayak velevki bir tokat bile olsa etkisi hayat boyu unutulmuyor ve peygamberimizin egitim metodlarinda kesinlikle yoktur, buyrun arastirin

cennetin kokusu kendisinde mevcut olan cocuklarda cehennem tokati öylemi???lütfen sacmalamayalim cocuklara tokat yerine Allah sevgisini asilayalim, yoksa seytan onlari kapar götürür
AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.

tefhim

Niye anlamamazlıktan geliyorsun hizmetci kardeşim.İllaki kulanılsın demiyorum.Silahsız polis asker düşünebiliyormusun.Veya onlarda silahın olması illaki kullanacaklar anlamına da gelmez.
Bulunsun ama kullanmaya gerek olmasın.
Diz çöküp Kuranı Kerim okuyan bir çocuğa nasıl el kalkar.
Bedeel islemü gariben feseyeudü gariben fetuba lilgurabai.

hizmetci

ben anlamamazliktan gelmiyorum-- siz yanlis yorumladiniz
AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.

tefhim

#9
doğru doğru

Ben kimlerin tokatlanacağını ayırıyorum.
Siz tokatlanacaklarıda kıymetli değerli ayaklarının altında meleklerin kanatları serili olanların içine katıyorsunuz.
Fark bu.

Kendi talebeliğimden misal vereyim madem anlaşılmadı:talebeliğim 7 sene sürdü, bu 7 sene içinde iki sefer dayak yedim(Hocalarımın ellerine sağlık bileklerine kuvvet mekanları cennet makamları aali olsun)biri okula gidiyorum diye maça gittik,biride yatağı düzgün bırakmadığım için.
Görüldüğü gibi hiç bir şey haketmeden yaşanmaz.
Anlamanız dileğiyle...

Merak etmeyin erkekler İbrahim(a.s), hanımlar(Hacer validemiz gibi),çocuklarımız İsmail(a.s) olduktan sonra hiç bir şeytan bizim çocuklarımıza musallat olamaz
Bedeel islemü gariben feseyeudü gariben fetuba lilgurabai.

Devri Âlem

tefhim,dayağın sende olumsuz etki yapmadığını savunuyorsun ama şimdi dayağı savunmandan sende nasıl olumsuz etki yaptığı görülüyor.Sevdirmek varken, neden hala gerekirse dayak diyorsun ki Hz.Peygamber Aleyhissalatı Vesselam Efendimizin hayatını biliyorsun ne zaman ve nerede bir çocuğa dayak atmıştır?
Aksine her zaman sevdirmek, onları uzaklaştırmamak için elinden geleni yapmıştır.

Ahir zamandayız ve fitne,küfür her türlü pislik yavrularımızı ağını ağzına almak için pusuda bekleyen aslan gibi pusuda bekliyor.Böyle bir zamanda artık senin o dediğin ve hala etkili olduğunda ısrar etttiğin yöntemleri uygulamak doğru mu? Şimdilerde misyonler bile ellerinde çikolata,şeker evladlarımızı nasıl yoldan saptıralım diye uğraşırken,biz hala dayağı savunup,duralım.O çocuk o dayakla zorla da olsa öğrenir belki ama ilerki hayatta yaşadığı ruh çöküntüsünün hesabını kim verecek?

Kim dini eğitim veriyorsa, sevdirmekle yükümlüdür.Eğer sevdirmek yerine kolaya kaçıp, uzaklaştırırsa, ilerde bunun hesabını nasıl verecek onu da düşünmesi lazım.


Bana bunu ısrarla savunmanız biraz da kolaycılık gibi geliyor. Şimdi siz bir evladınızı sırf yatağını toplamadı dayak atar mısınız? Ya da okulu kırıp, maça gittiği diye yine dayak atar mısınız? Bana bunu söyleniz?

Hz.Ali şöyle der:"Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, gelecek zamana göre yetiştirin.Çünkü onlar sizin zamanınız için değil, gelecek zaman için yaratılmışlardır.”

اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

hizmetci

cok yanlis size asla katilmiyorum tefhim kardes, ozaman siz su asagidaki misaldeki cocugu döve döve öldürürdünüz galiba ama dikkatli bir sekilde okuyunda peygamberimizin davranisini örnek alabilesiniz.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zamanında da görüyoruz. (Kütüb-i Sitte, 16 cilt, sayfa 597, Bab: “Ezânda tercî”)

Bir gün ezân okunurken, bir grup çocuk okunan ezânı hafife alıyor ve müezzinle dalga geçiyordu.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocukların bu hâlini gördü. Çocukları yanına çağırdı. Okunan ezânla kimin dalga geçtiğini sordu. Çocuklar içlerinden birini gösterdi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-  o çocuğa döndü ve çocuğun sesinin ne kadar da güzel olduğunu söyledi ve ardından çocuğa ezân okumasını buyurdu.

Çocuk, ezân okumasını bilmiyordu. Mahcup oldu. Utandı.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuğa tebessüm etti ve önce kendisi ezân okudu ve sonra çocuğa dönerek: “Hadi, tekrar et!” buyurdu. 
Çocuk duyduğu kadarı ile ezân okudu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çocuğa bir kese para verdi.
Kendisinin cezâlandırılacağını bekleyen çocuk, böylesi bir mükâfatla karşılaşmanın şokunu üzerinden atmadan,  Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mübârek elini çocuğun alnına koydu ve saçlarını okşadı. Sonra elini çocuğun göğsüne getirdi ve ona:

“–Allah seni mübârek kılsın, Allah sana bereket yağdırsın.” diyerek duâ etti.
Çocuk, o âna kadar ürküp korktuğu Kâinât’ın Sultan’ı -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e karşı sevgi duymaya başladı.

Biraz önce çirkin bir davranışla Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzuruna gelen bu çocuk, saf yüreği ile Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e:

“–Beni Mekke’ye müezzin olarak tâyin eder misiniz?” diye sordu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tebessüm ederek, çocuğun bu isteğini de geri çevirmedi.
Eğer bu olayı pedagoji perspektifinden analiz edecek olursak:
Müslümanların mukaddes olarak kabul ettiği bir değeri hafife alan, dalga geçen bir çocuk var. Tıpkı kendi evimizde okunan ezân ile dalga geçen çocuğunuz gibi. Bu suç karşılığında Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nasıl davranıyor?

1-Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- az önce ezânı hafife alan çocuğa, “Hadi, ezân oku!” diye bir iltifatta bulunuyor. Hâlbuki alışkanlığımız o ki, eğer bir çocuğun bir suçu varsa, çocuğun o suçu bir daha işlememesi için, o davranışı bir daha yapmamasını tembih ederiz. Hâlbuki Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunun aksine; “Hadi, ezân oku!” diye buyuruyor. Belki etraftaki herkes, çocuğun çirkin davranışına dikkat ettiği hâlde, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çocuğun güzel sesine dikkat ediyor. Böylesi bir davranış, çocuk terbiyesinin en önemli kısmına işaret eder ki, biz buna “Çocuğun kabiliyetlerini görebilme” ya da “pozitif çocuk terbiyesi” diyoruz. Hâlbuki cezâ, çocuğun kabiliyetlerini körelttiği gibi, negatif bir terbiye usûlüdür.

2-Çocuk, ezân okuduktan sonra, ona bir kese içinde para ikram ediyor. Hâlbuki o an karşısında duran çocuk, suçlu bir kişi olmasına rağmen Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu çocuğa bir kese para veriyor ki, böylesi bir muâmele “maddî mükâfat”tır. Suç işlemiş olan bir çocuğa maddî olarak mükâfât vermek, sanırım hiç kimsenin aklına gelmez. Belki de çocuk bu davranışı bir kere daha tekrar eder diye korkarız. Zaten bu anlamsız korkularımız değil mi ki, çocuk terbiyesinde, kaşları çatık bir anne-baba rolü oynamak zorunda olduğumuzu hissettiriyor bize!..

3-Daha sonra, çocuğun saçlarını okşuyor. Saç okşamak da bir mükâfât türüdür. Bu davranış “duygusal mükafat”tır. Az önce ezânla dalga geçen çocuk, hâlâ cezâ almadığı gibi, üçüncü kez mükâfât ile karşılaşıyor.

4-Ardından; “Allah, seni mübârek kılsın, Allah sana bereket yağdırsın” diyerek duâ ediyor. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu davranışı ile de çocuğun vicdânına hitap ediyor ve bir kere daha “duygusal mükâfât”la ona yaklaşıyor.

Bu da aynı olay içinde dördüncü mükâfâttır.
5-Daha sonra çocuğu Mekke’ye müezzin olarak tâyin ediyor ki, böylesi bir pâye herkesin gıpta ile bakacağı bir makamdır. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- suç işlemiş bir çocuğa karşı çokça cömert davranıyor ve bunca mükâfâttan sonra, bu defa da en üst perdeden bir “sosyal mükâfât” veriyor. 

İşte size Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bir suçlu çocuğa yaklaşım tarzı!.. Efendimiz bu çocuğa ne kaşlarını çatarak, ne parmağını sallayarak, ne de “Bir daha böyle yaparsan sana şöyle şöyle yaparım.” diye tehdit ederek yaklaşıyor... Aksine çocuğun vicdanına giden bütün kanalları kirden temizler gibi, çocuğu mükâfât yağmuruna tutuyor.

Kütüb-i Sitte’de rastladığımız bu sahâbî efendimizin adı Ebû Mahzûre -radıyallâhu anh-!.. Efendimizin terbiye usûlünün, onun üzerindeki tesirine bakın ki, o günden sonra bu sahabî efendimiz saçlarını hiç kesmiyor. Yaşlılığına yakın bir dönemde ona:

“-Saçların böyle çok çirkin görünüyor, kes artık şu saçlarını Yâ Ebû Mahzûre!..” denildiğinde, o çok hiddetleniyor ve:

“-O saçlara kim dokundu siz bilmiyor musunuz?” diye soruyor.

İşte size Peygamberâne çocuk terbiyesi...

Hadis ansiklopedilerini alt-üst edelim, bakalım, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetlerini tek tek ele alalım. Eğer O’nun -sallâllâhu aleyhi ve sellem- suç işleyen çocuklara karşı uyguladığı bir tek cezâ şekline rastlar isek, o usûlü hep birlikte çocuklarımıza uygulayalım...
Ama yok!.. Bunca yıldır bu konuda araştırma yapmış birisi olarak söyleyebilirim ki; Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hiçbir çocuğu cezâ ile terbiye ettiğine şahsen ben rastlamadım.
Düşünün lütfen!.. Eğer, suç ile mücâdelede “Cezâ” etkili bir yöntem olsaydı, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu çocuğa, en azından kaşlarını çatmaz mıydı?
Çatmazdı ve çatmadı da... Çünkü bugünkü pedagojik veriler de mükâfâtın çocuk terbiyesinde çok olumlu bir tesir gücünün olduğunu ortaya koyuyor. Cezâ ile davranış değiştirmeye çalışmak ise, çocuğun dünyasında negatif bir tesir oluşturarak onu yeni yeni yanlışların içine sürüklüyor.
Evet, belki hayvanları terbiye etmek için cezâ metotları kullanılabilir, ama insan terbiyesinde “cezâ” kalp kırıcıdır, onur kırıcıdır, izzet ve haysiyete düşmandır.
AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.

hizmetci

cocuklarimizin hz.ibrahim a.s., hz.ismail a.s. ve hz.hacer validemiz gibi olabilmeleri icin onlara sevgiyi ve hayayi ögretmek gerekli ne pahasina olursa olsun dayagi degil yoksa seytan kapar gercekten he bunu diyende ben acizhane degil sevgili rasülümüz s4))
AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.

Devri Âlem

Ellerinize sağlık hizmetci kardeşim, Allah razı olsun.
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

hizmetci

AllahIM BANA SENIN SEVGINI; SENIN SEVDIKLERININ SEVGISINI VE BENI SANA YAKLASTIRAN HERSEYIN SEVGISINI VER!!!AMIIN.