Gönderen Konu: İnsanı Ele Geçiren Korkular  (Okunma sayısı 1102 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İnsanı Ele Geçiren Korkular
« : 16 Temmuz 2014, 15:05:31 »

İnsanı Ele Geçiren Korkular


Gecenin karanlığında, ıssız bir yolda yalnız başına ilerliyordu. Değil ileriyi görmek, yürüdüğü patika yol bile gözünden kayboluyordu. Nereden de yola çıkmıştı bu saatte. Ha ulaştım ha ulaşacağım derken, vakit geç olmuştu. Mecburdu yürümeye çünkü ulaşması gereken bir yer vardı. Yolu uzundu ve devam etmeliydi.

Buralar ıssız yerler. At, araba ne gezerdi. Bir ev dahi yoktu ki müsafir olsun, geceyi orada geçirsin. Bir yandan soğuk hava, bir yandan kurt, kuş sesleri. Adımlarını hızla atıyor ama yol bitmek bilmiyordu. Bir yol arkadaşı olsaydı keşke yanında, vakit daha çabuk geçerdi belki.

Bu düşüncelerle zamanı geçirdi. Tan yeri ağarmış sabah namazı vakti gelmişti artık. Hemen uygun bir yer bulup sabah namazına başladı. O namaz kılarken hava biraz aydınlanmış ve etraf görünür olmuştu. Bir yandan dua ediyor, diğer yandan da gece yaptığı yolculuğu düşünüyordu. Dua ederken aklına bir şey geldi. Nedense gece boyu yolculukta bir kez olsun korkmamıştı. Aklına korkuya dair hiç bir şey getirmemişti. Aslında korkması gerekmiyor muydu? Gecenin bir yarısı, karanlık, sessizlik ve belirsizlik… Acaba kendisine korkusuzluktan bir makam mı verilmişti. Bu ne muazzam şeydi. Ne güzel şeydi. Artık hiçbir şey onu korkutmuyordu.

Tam bu düşünceler içindeydi ki ansızın gelen bir kanat sesi. Hiç beklemiyordu. Hemen yanı başındaki ağaçtan kalkan güvercinin kanat sesleri korkutmuştu onu. Tüyleri diken diken olmuştu. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Az önceki korkusuzluktan eser kalmamıştı. Aksine olabildiğince korkuyordu. Oturduğu yerden kalkamamıştı bile.
Derin bir düşünceye daldı. Bir şeyi yeniden keşfetmişti sanki. Emin ve kararlı adımlarla yaptığı gece yolculuğu ne kadar rahat geçmişti. Bu yolculuğu yapması gerekiyordu. Çünkü ona şartlandırmıştı kendini. Yani korkunun üzerine gitmiş ve onu yenmişti.

Aslında korkusuna karşı koyduğunda onunla mücadele ettiğinde korkular yok oluyordu. Ama ne zaman ki boş bulundu, rehavete daldı. İşte o zaman korkuvermişti. Hem de ortada gerçekten korkmasını gerektirecek bir durum yok iken. Yani rehavet, dalgınlık, boş bulunmak korkuya kapı açıyordu.

Demek ki bilinçli ve tedbirli hareket etmek, düşünerek, planlayarak adım atmak ve ilerlemek en güzeliydi. Korkularımızın esiri olmamalı. Üzerine gitmeliydi. Gitmeliydi çünkü üzerine gitmediğimiz korku bizi ele geçiriyordu. Her şeyden önce korktuğumuz şeyi iyi tanımalı. Korkularımıza ön yargılı değil; ön bilgili yaklaşmalıyız. Tamam korkuyoruz. Ama neden korkuyoruz? Niçin korkuyoruz? Korktuğumuz şeyi ne kadar tanıyoruz? Korktuğumuz bir şeyi belki tanıyabilsek üzerine daha rahat gideceğiz. Üzerine gittikçe de bize sıradan bir şey gibi gelecek. Belki de zamanla sevdiğimiz bir şey olacak. Korkularımız, bizim sınırlarımız olmamalı. Çünkü inanç ve irade her zaman korkuya meydan okur.

Güneşin artan şuası yüzünü yakmaya başlayınca kendine geldi. Yavaş yavaş toparlandı. Az bir yolu kalmıştı. Gülümsedi birden. Bir de kuş beyinli derlerdi bu hayvancağıza. Ama değil kanatlarıyla öyle bir hayat dersi vermişti ki.

İnsan yaşadıkça daha neler neler görecek ve daha neler neler öğrenecekti.


Haber Merkezi | 09 Temmuz 2014 | http://insanvehayat.com/insani-ele-geciren-korkular/