Gönderen Konu: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]  (Okunma sayısı 6664 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« : 16 Mart 2008, 20:28:39 »



 
Hafta:    21


Mevzu: İnsanları İrşad, Hakka Davet


Araştırmalarınızı bekliyoruz..

 
« Son Düzenleme: 23 Mart 2008, 20:43:52 Gönderen: SadakatNet »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı Nakkaş

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 250
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #1 : 16 Mart 2008, 21:05:43 »
"Asr'a yemin olsun ki, insan (kısa ömrünü sırf fanı dünyayı elde etmek için sarf etmekle) dalalette ve ziyandadır. Ancak Allah'a ve Rasulüne iman edip iyi amel  işleyenler ve (Kur'an ile amel ederek) sabırla (günahlardan uzak kalıp) ibadete gayret etmeyi tavsiye edenler kurtulmuştur. (S. Asr)
 

"Kim iyi ve faydalı işte önderlik ederse ona o iyiliğin sevabından hisse vardır. Kim de kötülüğe vasıta olursa ona kötülükten hisse vardır. (S. Nisa 85)
 
H.Ş.: Hediye ve İhsanın en üstünü, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına öğretmektir ki bu, halis niyetle yapılan bir sene ibadetten hayırlıdır. (ihya C: 1 S: 101 Taberani, İbni Abbas RA. 'den)

H.Ş.: Senin (maddi ve manevi) sebebinle Allahü Teala'nın bir kimseye hidayet etmesi, senin için üzerine güneşin doğup battığı bütün eşyadan hayırlıdır. (Camiu's-Sağir)
   
H.Ş.:Müslümanın, din kardeşine hikmetli sözden üstün hediyesi olamaz. Çünkü bu suretle ibadet nuru artar, hali değişir, hayra istidat gelir, her hususta selamete vesile olur. (Camius-Sağir)
   
H.Ş.: iyiliği emir ve tavsiye eden, onu işlemiş gibi ecir alır.(Kenz-ül irfan)

H.Ş.: Allah'ın ziyade sevdiği kişiler, insanlara nasihat edenlerdir. (Kenz-ül irfan)

H.Ş.: Zikrullah'ı bizzat tatbik ve başkasına tavsiye etmekle, kalplerin kibir, haset ve riya gibi büyük hastalıklarını tedavi ederek, ilahi muhabbete mazhar olunur. (Kenz-ül irfan)

H.Ş.: O insanı Allah sevsin ve nurlandırsın ki, sözlerimi işitti, ezberledi ve aynen başkalarına ulaştırdı. (ihya C: 3 S: 850)

Çevrimdışı ay-yüzlüm

  • yazar
  • ****
  • İleti: 641
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #2 : 16 Mart 2008, 22:12:58 »
Allah celle celaluhu razı olsun
Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #3 : 17 Mart 2008, 13:03:41 »
H.Ş. :Kim haktan batılı veya hidayetten dalaleti ayırmak için ilimden bir mes'ele söylese, bir abidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır. (R. 418/5)

H.Ş. :Kıyamet gününe şu beş şeyle gelen, Cennet'ten men olunmaz:
1- Allah için
2- Rasulü  için   
3- Dini için
4- Kitabı için
5- Bütün müslümanların menfaati için nasihatle hakka davet etmek. (Ramuz-ül Ehadis 418/5)
 

H.Ş.: İslamı ihya için ilim öğrenirken kendisine ecel gelen kimseden, peygamberler  ancak bir derece üstün olurlar. (Ramuz-ül Ehadis 415/9)
 

H.Ş.: Kim, iki hadis öğrenip istifade eder ve başkasına da öğretirse, bu kendisi için 60 yıllık ibadetten hayırlıdır. (Ramuz-ül Ehadis 413/4)
 

H.Ş.: Bir müslüman, din kardeşine, hidayet nuru artsın diye, hikmetli bir söz  veya kendisini tehlikeden  kurtaracak bir kelime kadar iyi hediye veremez. (Ramuz-ül Ehadis 373/1)


H.Ş.: Bir kimse doğru yola davet etse, davetine uyanların bütün hayırları kendisine yazılır. Diğerlerinin ecirlerinden de bir şey eksilmez. (Ramuz-ül Ehadis 420/3)


H.Ş.: Allahü Teala ve Melekleri ve denizde balıklar ve yuvasındaki karıncaya kadar her şey, insanlara hayır talim edene salat ederler. (Ramuz 91/5)
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı maslak

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 454
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #4 : 17 Mart 2008, 14:51:58 »
Allah c.c razı olsun

Çevrimdışı hadra

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #5 : 17 Mart 2008, 18:38:35 »
Sizden, insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk olsun" (Âlu İmrân, 3/104)

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz: iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız. " (Âli İmrân; 3/110

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Günah isleyenlerin bulunduğu bir toplumda önlemeye gücü yeten kimseler olduğu halde bunu engellemezlerse, Allah'ın, kendi nezdinden onların hepsini kapsayan bir azabın gelmesi pek yakındır" (Ebû Dâvud, Melâhim 17: İbn Mâce, Fiten, 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 361, 363, 364, 366);

Şunu yeminle söylüyorum ki; siz ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırmaya çalışırsınız; aksi halde Allah size içinizdeki en kötülerinizi musallat eder. Sonra hayırlılarınız dua eder, fakat duaları kabul olunmaz" (Ebu Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 9; Ahmed b. Hanbel, V, 388, 390, 391). Allah Resulune, insanların en hayırlısının kim olduğu sorulunca, şöyle cevap vermiştir: "İnsanların en hayırlısı en çok okuyanı, en muttaki olanı, iyiliği en çok emredeni, kötülükten en fazla sakındırmaya çalışanı ve en çok sıla-ı rahim yapanıdır " (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 432).

Hz. Peygamber, Veda haccı hutbesinde, dinî emir ve yasakların, bilgilerin nesilden nesile aktarılması ve irşat faaliyetinin sürdürülmesi için ümmetine görev yüklemiştir. Bu da tebliğ görevidir. "Sizden hazır olanlar, burada bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsınlar. Umulur ki, bunları burada bulunmayanlar, bulunanlardan daha iyi anlar ve korur" (Ahmed b. Hanbel, V, 41).

"Din nasîhattir..." (Buharî, Ahkâm, 43; Müslim, İman, 22)

"Kim, bir hidayete davette bulunursa, o hidayete uyanların nail olduğu ecrin tamamına, çağıran da erişir. " (Müslim, İlm 16; Tirmizî, İlm, 15)

"Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin ki bu, imanın en zayıfıdır. " (Müslim, İman, 78)

ABI HAYAT

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #6 : 22 Mart 2008, 00:50:03 »
Süfyani Sevri söyle anlatir:
Ilmin birincisi susmaktir.Ikincisi dinlemektir.Ücüncüsü korumaktir.Dördüncüsü geregini islemektir.Besincisi ilmi yaymaktir.
Nuh a.s. insanlari dokuz yüz elli sene hakka davet etti.
H.Z. Muhammed (s.a.v.)  yirmi üc sene davet etti.Cenab-i hak adeta söyle demis oluyor:ya Muhammed! Sen Nuh´tan efdal oldugun gibi,senin davet ettigin su az vakit te,Nuh´un davet ettigi uzun müddetten daha hayirlidir.Sana tabi olanlar,Nuh´a tabi olanlardan daha coktur... ş2))

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsanları İrşad, Hakka Davet [17 Mart 2008]
« Yanıtla #7 : 15 Ocak 2013, 22:52:26 »
İSLAMA DAVET BAŞLAYINCAKUR'AN-I KERİMİN TESİRİ KARŞISINDA MÜŞRİKLER

"Allah Sözün En Güzelini
Bir Kitap Şeklinde İndirdi,
Ahenkli ve Herbirini Destekleyen
Gerçeklik Topluluğu Halindedir.
Her Şeyi Tekrar Tekrar Beyan Eder.
Ondan, Rablerinden
Korkanların Tüyleri Ürperir;
Sonra Rablerini Anmakla Hem Derileri
Hem KaLbleri Yumuşar. İşte Allah'ın
Doğru Yol Kılavuzu Budur."
(Zümer Sûresi: 23)


Bir müddet fetret devrinden sonra yine göklerden hidayet ve nur dolu âyetler inmeye başladı. Hazreti Muhammed, "Kalk, inzar et!"
وانزر عشيرتك الأقربين
(Ve enzir aşiretekel-ekrabîn
ile "yakın akrabasını İslâma dâvet" le emrolundu ve diğer âyetlerin nüzulü ile İslâma dâvete başladı. Üç sene kadar gizli dâvetten sonra artık Peygamberin
dine dâvete başlayışının dördüncü yılındayız. Yeni dine girenler çoğalmaya başlayınca müşriklerin etekleri tutuştu. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Kur'an'ın o ruhu okşayan tesiri, tatlı âhenginin kalbleri büyülemesi karşısında şaşkına döndüler. Muhalif bir cephe alarak şaşkınca işlere başladılar.
Çöl Araplarından koskoca bir imparatorluk kuracak bedevi Arapları olgun bir ümmet olarak ortaya çıkaracak olan İslâmiyete ve onun Peygamberine düşman kesildiler. Müslümanlara akla ve hayale gelmedik eza ve cefalara koyuldular.(12)

Mekke'de on üç sene süren bu mücadele devresinde Resulûllahın elinde müşriklere karşı savaşmak için Kur'an-ı Kerim'den başka bir şey yoktu. O azgın ve kudurmuş koca şirk alayına tek bir şeyle mukabele ediyordu: Kur'an okumakla! Hak kelâmı olan bu Kur'an'la koca şirk dünyasına, küfür ve ilhad âlemine karşı yılmadan, bezmeden, korkmadan mücadele ediyordu. Sonu en parlak zaferlerle taçlanacak olan bu savaş, hak ile bâtıl arasındaki bu amansız mücadele, yalnız dağınık Araplara değil, bütün insanlığa yepyeni bir ruh, bir nizam ve şekil verecek; fazilet üzerine kurulmuş taze bir medeniyet getirecekti. En hayırlı cemiyet kurulacaktı. İşte beşeriyet için en büyük saadet, en yüce bahtiyarlık bu olacaktı. Onun içindir ki, Resulü Ekrem tuttuğu bu mücadele yolunda tereddütsüz yürüdü. Çünkü kuvvetini Haktan alıyordu. Elindeki silâhı Hak kelâmı idi. Nâzil olan vahyin nuru, onun yolunu aydınlatıyor, o bu nurlu yolda yürüyordu.
Hazreti Peygamber (s.a.s.) Kureyşe, rastladıklarına Kur'an okur, onlara Allah kelâmını duyururdu. Kureyş Kur'an'ın tatlı sadasına, hoş tesirine kendilerini kaptırırdı. Onun için azılı, inatçı olanlar Kur'an'ı duymamak için kulaklarını tıkarlardı. Bununla beraber Kur'an'ın nüfuz ve tesiri Kureyş'in inadından daha kuvvetli idi.
Kureyş'in elebaşıları sık sık toplanıp Peygamberimiz hakkında ve ona nâzil olan Kur'an hakkında uzun boylu görüşürler, müzakereler yaparlar, çareler araştırırlardı. Bir defa yine toplanarak meşverete başladılar. İçlerinden birisi: "Ona nâzil olan sihirdir" dedi. Başka biri: "O sihir değil, ama şiir" dedi. Üçüncü birisi: "Hayır, öyle değil, o ne şiir, ne sihirdir. O kehanettir." dedi.
Bu sözleri dudak ucundan söylüyorlardı, kendileri de inanmıyorlardı. Çünkü yalan olduğu meydanda idi.
Velid Bini Mugîre söze katıldı: "Nasıl mecnun mu diyeceksiniz? Kimseye saldırdığı yok. Kâhin mi diyeceksiniz? Kâhinliğini gördünüz mü? Şâir ve yalancı mı? Yalancılığını gördünüz mü? Bunların biri değil! VAllah, onun sözünün öyle bir tatlılığı var ki, onun hakkında ne derseniz boş. En kestirme söz, o bir sihirbaz, diyelim. Oğlu ile babası, kardeşi, adamla karısı ve kabilesi arasını ayıran bir sihir." dedi.
Hac mevsimi gelmişti. Resul-ü Ekrem bir Hak dâva adamı gibi gelen heyetleri Islâma dâvet etmeye, onlara Kur'an okuyup duyurmaya hazırlanmıştı. Hac ve panayır mevsimlerinde, yol ağızlarına durur, gelene geçene Kur'an okuyup Hak kelâmını duyururdu. Kureyş de onu gözetip engel olmak için pusu kurardı. Peygamberimiz nereye gidip Kur'an okuyacak olsa, Kureyş hemen onun etrafını sarar, çölden, uzak yerlerden gelmiş olan, Araplara: "Sakının bunu dinleyip de sihrine kapılmayın!" derlerdi. Velid Bini Mugire'nin tertiplediği bu bozguncu şebekenin bu hareketleri Resulü Ekrem'i çok üzerdi. Velid hakkında şu şiddetli tevbih âyetleri nâzil oldu:

"Yarattığım o kimse ile beni yalnız bırak. Ona bol bol mal verdim. Meydanda duran çoluk çocuk sahibi kıldım. Ona her yolu âsân ettim. Sonra bir de daha arttırmamı istiyor, öyle mi? Hayır, hayır öyle şey yok! Çünkü o âyetlerimize karşı inatçı idi, ben de onu takatını tak edecek azaba uğratacağım. Çünkü o düşündü, taşındı, ölçtü biçti. Kahrolası nasıl ölçtü biçti: Yine kahrolası nasıl ölçtü biçti. Sonra baktı, sonra kaşlarını çattı, surat astı. Sonra yüzünü çevirdi, büyüklük tasladı ve bu böyle gelen sihirdir, dedi." (Müddessir 11-26)
Allah bir şey murad edince esbabını yaratır, hazırlar; onun olmamasına çare yoktur. Kur'an'ı dinletmemek için Kureyş'in elebaşılarının başvurduğu bu sabotaj hareketleri, gelen heyetlerin Kur'an'a karşı daha ziyade alâka göstermesini mucip oldu. Aleyhte propaganda yapalım derken, lehte bir propaganda yapmış oldular. Kur'an'ın ve İslâmın ilâncılığını yapıyorlardı. Bütün Arabistan Yarımadasında Resulûllah'ın haberi yayıldı. Şöyle bir Peygamber gelmiş, diye ağızdan ağıza dolaşıyor, kulaktan kulağa gidiyordu.
Müşrikler ne yapmak istemişlerdi, netice nasıl çıktı. Bütün Arap kabilelerine Allah Resulünü ilân etmiş ve ona gelen Allah kelâmını duyurmuş oldular. Kureyşliler bu yoldaki hareketleriyle İslâm nurunun yayılmasını önleyemiyeceklerini anladılar, başka bir çare düşündüler. Bilhassa Allahın Arslanı Hazreti Hamza'nın Müslüman olmasıyla İslâmiyet kuvvetlenince telâşa düştüler. Yapacakları iş hakkında müşaverelere, karar birliği etmeye başladılar. Bir defa insanın gözünü kin, ihtiras, haset bürüdü mü ondan hayır yoktur. Kureyşliler de bakın bu defa ne yapmaya kalkıştılar.
Utbe bini Rabia'yı Peygamberimize murahhas olarak gönderdiler. Utbe dedi ki:
— Ey kardeş oğlu, sen güzide ahlâkınla, meziyetlerinle seçkin bir adamsın. Şimdi ise kavmimiz arasına ihtilâf girdi. Sen bizim Tanrılarımızı reddediyorsun. Sana bildireceğimiz bir teklifimiz var ki, onu kabul edip etmiyeceğini iyi düşün de bize haber ver.
Peygamberimiz:
— Söyle yâ Ebül-Velid, dedi, seni dinliyorum. Utbe:
— Maksadın bu işten para kazanmaksa, dedi, sana en büyük servet toplayıp verelim. Maksadın şan ve şerefse seni reis yapalım. Hâkimiyet peşinde isen seni hükümdar seçelim. Sana gelen şeye mukavemet edemiyorsan sana hekim getirelim. Ne istersen yapalım, sırf sen bu dâvadan vazgeç!
Utbe bunları söyledikten sonra Peygamberimiz (s.a.v.) sordu:
— Sözünü bitirdin mi, yâ Ebül-Velid? Utbe:
— Evet!
Peygamber Efendimiz:
— Öyle ise şimdi de beni dinle, dedi ve okumaya başladı:
"Bu, Rahman ve Rahim olan Allahın indirmesidir. Âyetleri açıktır, bilen bir kavim için, Arapça Kur'an'dır. Müjdeler verir, ihtarda bulunur. Fakat ekserisi yüz çevirdi. Bundan dolayı dinlemiyorlar. Diyorlar ki: Bizi davet ettikleri şeye karşı kalblerimiz üzerinde perdeler, kulaklarımızda ağırlıklar, seninle aramızda manialar var. O halde ne yaparsan yap, biz de mukabele edeceğiz. De ki: Ben de sizin gibi insanım. Ancak bana vahyolunuyor ki: Allahınız bir Tanrıdır. O halde ona giden yola gidiniz, onun mağfiretini isteyiniz, müşriklere yazıklar olsun."
(Fussilet Süresi, ilk âyetler)
Resulûllah Efendimiz, Fussilet sûresini okumaya devam etti ve secde âyetini okuyup uzun bir secde yaptı. Sonra başını kaldırarak yine oturdu ve alt tarafındaki âyetleri okudu. Süre bittikten sonra nazarlarını Utbe'ye çevirdi. Bir de baktı ki, Utbe, ellerini arkasına bağlamış, sâkin sâkin dinliyor. Âyetler kalbinin tâ derinliklerine işlemiş. Resulü Ekrem dedi ki:
— Ey Ebül-Velid, işte dinledin, beğendiğin gibi yap, sen bilirsin.
Utbe tek bir kelime söylemedi. Başını önüne eğerek bu dinlediklerini ve sahibinin; maldan, mülkten, iktidardan ve her şeyden üstün tutup tercih ettiği şeyi derin derin düşünerek döndü. Onun böyle düşünceli döndüğünü gören Kureyşliler:
— VAllah Ebül-Velid, gittiği yüzden başka bir yüzle dönüyor, dediler. Yanlarına gelip oturduktan sonra sordular:
— Söyle bakalım, Ey Ebül-Velid, arkanda ne var, ne getirdin? Şöyle cevap verdi:
— "Ne olacak, öyle bir söz işittim ki, vAllah onun gibisini asla işitmiş değilim. VAllah o, ne şiir, ne sihir, ne de kehânettir. Ey Kureyş halkı, beni dinleyin. Bu adama ilişmeyin. Onu olduğu hal üzere bırakın. Allaha yemin olsun ki, ondan işittiğim bu sözlerin büyük bir tesiri olacak, mühim bir dâva doğuracak. Araplar ona bir şey yaparsa sizden başkası yapmış olur. Eğer O, Araplara galebe çalarsa onun mülke hakimiyeti sizin mülkünüz demektir. Onun izzeti sizin izzetinizdir. Onun sayesinde insanların en bahtiyarı ve mes'udu olursunuz."
Kureyşliler bu beklenmedik sözleri murahhaslarından duyunca hayıflanarak:
— Ey Ebül-Velid, vAllah O, lisaniyle seni de sihirlemiş, büyülemiş, dediler. O da eliyle işaret yaparak:
— O'nun hakkında benim re'yim bu! Siz nasıl isterseniz öyle yapın, dedi. Kur'an-ı Kerim'in ruhları saran tesiri karşısında her hile işte böyle eriyordu.

__________

(12) Ne gaflettir ki, Arabı Arap yapan, onu medeniyet âlemine katan islâmiyete öz Araplar karşı geliyordu. İnsanların ne derin gafletleri, ne sönmez kin ve ihtirasları vardır. Hased ve garez gözleri bürüyünce bir şey göremez. Çökmekte olan cehalet devrinin döküntüleri olan Araplar, putlarından vazgeçemiyorlar; bütün rezalet ve kepazelikleriye eski devri yaşatmak istiyorlardı. Yeni dini kabul edemiyecek kadar eski kafalı, küflü dimağlı olan müşrikler, çürümekte olduk-ları bataklıktan çıkıp ileriye ve yükselişe koşmak, nura kavuşmak istemiyen bu inatçı sürü, bü-tün kuvvetlerini seferber ederek nur, hidayet, hakikat olan Müslümanlığa saldırmaya başladı-lar. Müslümanlara ve onun Peygamberine düşman kesildiler, batıla saplandılar.
Mollacami.com