Gönderen Konu: İşte 73 Fırkanın Listesi  (Okunma sayısı 44188 defa)

0 Üye ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #15 : 06 Eylül 2011, 17:00:05 »


“Sırat üzerinde (ayağı kaymayıp) en sâbit olacak olanınız, Ehl-i Beytimi ve ashabımı en çok seveninizdir.”


(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)  

[/color]

Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #16 : 06 Eylül 2011, 20:22:02 »


Türkiye'de Yukarıdaki Listedeki Şahısların Düşünce, Söz ve Yazılarından  Etkilenip
bunlara göre hüküm veren Şahıslar

1.   Abdülaziz BAYINDIR
2.   Adnan Oktar
3.   Ahmet Şahin
4.   Ali BULAÇ
5.   Ali Rıza DEMİRCAN
6.   Ömer ÇELAKIL
7.   Bayraktar BAYRAKLI
8.   Bekir KARLIĞA
9.   Edip YÜKSEL
10.   Galip Hasan KUŞÇUOĞLU
11.   Hayreddin KARAMAN
12.   Hüseyin ATAY
13.   Hüseyin HATEMİ
14.   M. Hayri KIRBAŞOĞLU
15.   Muhammet NURDOĞAN
16.   Mustafa İSLAMOĞLU
17.   Nurettin YILDIZ
18.   Süleyman ATEŞ
19.   Zekeriya BEYAZ
20.   Yaşar Nuri ÖZTÜRK
21.   İhsan ELİ AÇIK


İyi bildiğimiz isimlerin yanı sıra tereddütte kaldığım 1-2 isim de vardı, bunlara özellikle dikkat etmeli...

Teşekkürler kıymetli bilgiler için...
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Çok Kaygan Bir Yoldasınız
« Yanıtla #17 : 07 Eylül 2011, 10:26:48 »
Çok Kaygan Bir Yoldasınız

MAŞAAllah birkaçınız çok iyi İngilizce biliyor. Yüzde yirminiz iyi İngilizce... Siyaset, iktisat, sanat, din, İslam dünyası, Medeniyetler çatışması, Marting Lings... Böyle konular dilinizden düşmüyor... Yüzde 60'ınız devamlı namaz da kılıyor. Çoğunluğunuzun hanımları başörtülü... Bir kısmınız Müslüman, bir kısmınız İslamcı... Somali, Arakan, Afganistan, Moro Müslümanları, Tataristan'da İslam, Sancak bölgesi ne olacak?.. Daha bunlar gibi düzinelerce konudan bahs ediyorsunuz.

Güzel de, niçin bazı itikad ve ilmihal konularında derbeder ve laubalisiniz?

Selefîlik diye bir laf edip duruyorsunuz? Siz bu Selefiliğin içyüzünü biliyor musunuz?

Hoca, din imamı, üstad bellediğiniz kimselere bakıyorum, içlerinde aykırı kişiler var.

Yahu azılı Farmason Afganî'den din imamı mı olur?

Bazınızın inançlarında ne bozuk maddeler var. Kur'an, Yahudileri İslam'a çağırmıyormuş... Hıristiyanları İslam'a çağırmıyormuş... Böyle hezeyanlara siz nasıl inanıyorsunuz?

Baş hocanız aykırı ve reformcu bir ilahiyatçı. Sizin kültürlü Müslüman oluşunuz nerede kaldı?

Bilmediğiniz yok ama İslam'da cadde-i kübranın Ehl-i Sünnet olduğunu iyice öğrenememişsiniz.

Bid'atçi adamlardan bahs edip duruyorsunuz, bir kere bile Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zahid el-Kevserî'den bahs ettiğiniz yok.

Namaz kılanlarınızın yüzde biri bile başında imame/takke olduğu olduğu halde kılmıyor. Niçin namazın edeb ve sünnetini ihmal ediyor, hafife alıyorsunuz?

Niçin Ehl-i Sünnet çizgisini bırakıp sekter çizgilere sapıyorsunuz?

Demek ki, çok veya az İngilizce bilmekle, İslamî jargonla, Moro Müslümanlarının mücadelesinden haberdar olmakla, Martin Lings'le, Heidegger'le Meidegger'le iş bitmiyormuş.

İslam'ı icazetli Sünnî ulema, fukaha ve mürşidlerden öğrenmek gerekiyormuş.

Siz Heidegger'i, Martin Lings'i, R. Guenon'u, Garaudy'i, F. Fanon'u okumaya devam edin ama dininizi, ilmihalinizi onlardan öğrenmeyin. Aykırı ilahiyatçıları da imam (önder) kabul etmeyin. İlmihal bilgileri icazetli alim ve fakih Ömer Nasuhi Bilmen'in "Büyük İslam İlmihali"nden veya o ayarda güvenilir ve muteber kitaplardan öğrenilir.

Çok kaygan bir yolda ve meşrebtesiniz. İnşaAllah ayağınız kaymaz.

Selam ve hürmetlerimle.

(İnşaAllah bu mektubumdan dolayı bana darılmazsınız.)



Mehmet Şevket EYGİ - 7 Eylül 2011 Çarşamba

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İtikad Bozuklukları Dinden Çıkartabilir
« Yanıtla #18 : 08 Eylül 2011, 10:08:36 »
İtikad Bozuklukları Dinden Çıkartabilir

Ülkemizdeki Müslümanlar arasında vahim itikad/inanç bozuklukları baş göstermiştir. Bu bozuklukların bir kısmının sahibini dinden çıkartma, mürted yapma ihtimali büyüktür.

Allah'a noksan sıfatlar yakıştırmak çok vahim bir itikad bozukluğudur.

Başta Diyanet olmak üzere bütün doğru yolda olan cemaatlerin, tarikatların, grupların, bilen kişilerin, ulema ve fukahanın bu bozukluklar konusunda halkı uyarması, bilgilendirmesi, kurtarmaya çalışması gerekir.

İtikad bozuklukları durup dururken mi çıkmıştır?

Hayır... Bunlar kasıtlı, planlı olarak, büyük paralar harcanarak, bazı kalemler ve vicdanlar kiralanarak veya satın alınarak çıkartılmıştır.


Bazı reformcular, Kur'ana ve Sünnete uygun İslam yorumunun 3'üncü hicrî asırda sona erdiğini, Ümmet-i Muhammed'in sapıttığını iddia ediyor. Bu bir iftira ve hezeyandır.

Kur'ana ve Sünnete uygun doğru/sahih İslam yorumu, hiçbir kopukluk olmadan günümüze kadar ulaşmıştır.

Muhammed ibn Abdilvehhab çıkmış ve doğru İslam'ı öğretmiş, sapıtan Müslümanlara hidayet yolunu göstermiş... Bu iddia hezeyandır.

Muhammed ibn Abdilvehhab'ı, başta kendi kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab olmak üzere bütün Ehl-i Sünnet uleması, fukahası, müfessirleri, muhaddisleri, müftüleri tenkit, red ve cerh etmişlerdir.

Doğru yolda olan, itikadı sahih olan, hidayete çağıran, İslam'ı temsil eden Muhammed ibn Abdilvehhab değildir, Ehl-i Sünnet ulemasıdır.

Mısır, Pakistan ve diğer bazı İslam ülkelerinde zuhur eden birtakım radikal İslam hareketlerinde bid'atler, hatâlar, yanlış yorumlar vardır.

Kaderin inkarı vahim bir inanç bozukluğudur.

Ashab-ı Kiram (radiyAllahu anhüm ecmain) hazeratının bir kısmına dil uzatmak, onlara iftira etmek korkunç bir bid'attir. Ashabın tamamı din konusunda âdildir.

Fıkhı inkar etmek öldürücü bir bid'attir. Fıkıh ilimdir, ilim inkar edilmez.

Mezhepsizlik bid'attir.

"İslam'ı, Kur'anı, Hz. Peygamberi, tevhid inancını inkar edenler de Cennetliktir" demek büyük bir sapıklıktır.

Bu devirde İslam'dan başka ibrahimî hak din vardır demek büyük bir hıyanettir.

Şeriatsiz ve fıkıhsız yeni bir İslam türetme hareketi bir çılgınlıktır.

Şefaat Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sâbittir.


Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimizin hadîslerini Feminizm, AB, Batı medeniyeti norm ve ölçülerine göre ayıklamak bir cinayettir.

Bütün iyi niyetli, vicdanlı, samimî Müslümanlar bu gibi konularda irşad edilmeli, aydınlatılmalı, uyarılmalı, doğru şekilde bilgilendirilmelidir.

"Bilenler" bilmeyenleri uyarıp aydınlatmazlarsa vebal altına kalırlar.

Hiçbir ticarî gayesi olmamak şartıyla Müslümanları uyarmak üzere vakıflar, dernekler, hizmet kurumları kurulmalıdır.

En güzel, en uygun, en inandırıcı, en ikna edici, en etkili üslupla bozukluklar tenkit edilmeli, doğru yol gösterilmelidir.

Bu hizmetler cemaat ve tarikat taassubundan uzak bir şekilde yerine getirilmelidir.

Uyarı ve aydınlatma broşürleri Ahmed Cevdet Paşa'nın Türkçesi gibi çok açık, çok akıcı, çok kolay anlaşılabilir bir lisanla yazılmalı ve herkes tarafından kolayca anlaşılmalıdır.

Böyle broşürler ulema, fukaha ve müftüler tarafından tasdik edilmelidir.

Bu hizmetler hiçbir kimseye veya cemaate maddî menfaat ve şahsî ün ve prestij kazandırmamalıdır.

Beklenilen, ümit edilen tek ücret Allah'ın rızası olmalıdır.

Bir kısmı bedava dağıtılmalı, bir kısmı (dağıtmak isteyenlere) maliyetine verilmelidir.

Bu hizmetler ilmin ışığında ihlasla yapılmalıdır.

Müslüman halk bu hizmetlere muhtaçtır.

Müslümanlar bu hizmetleri beklemektedir.

Yok mu bu hizmetleri yapacak ilim ve ihlas erleri?



Mehmet Şevket EYGİ - 8 Eylül 2011 Perşembe

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sünnet'e Uymak ve Bid'atten Sakınmak

Sünnet-i seniyye üzere amel etmek için çok çalışmalıdır. Bid’atden sakınmak için de bir o kadar gayret lâzımdır. Bilhâssa sünneti kaldıran bir bid’atden, dahâ çok kaçınmalıdır.
Resûl-i Ekrem “sallAllahü aleyhi ve âlihi ve sel-lem”, (Bizim bu dînimizde, ona uymayan bir şey ortaya çıkaranın, bu uydurduğu şey reddedilir) buyurmuşken, din kemâle gelmiş ve tamâmlanmış iken, bir takım kimselerin, dinde bir takım yenilikler [reformlar] ihdâs etmelerine ve bu uydurmalarla, dîni tamâmlıyoruz sözlerine çok şaşılır. Bu uydurdukları şeyler ile, sünnetin ortadan kalkacağından hiç korkmuyorlar.

Allahû Teâlâ bize, Muhammed Mustafâ’nın “sallAllahü aleyhi ve âlihi ve sellem” sünnetine tâbi’ olmakta sebât ve devâmlılık ihsân eylesin!



Mebde' ve Me'âd / İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.)
(Başlangıç ve Son)


Amin.

Çevrimdışı şecere

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 6
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #20 : 09 Eylül 2011, 13:59:48 »
TeşekrLrr Allah Razı oLsun ....

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #21 : 10 Eylül 2011, 13:48:34 »
Koskoca ilahiyat profesörü birden bire neden bid'at ehli oluverir? sorusuna cevab niteliğinde Mehmet ŞEVKET EYGİ bey bugünkü yazısında şu satırları kaleme almış.

Kısa zamanda meşhur olmak isteyenlerin yaptıkları:

* Dinî bir konuda saçma sapan, delice bir iddiada bulunur, mesela "1400 senedir Müslümanlar yanıltıldı, aldatıldı, İslam'da Teravih (=Ramazan'da kılınan gece) namazı diye bir namaz yoktur, Peygamber bunu yasaklamıştır" diye bir hezeyan savurur. Selanik medyası bu haberin üzerine mal bulmuş magribî gibi atlar ve bizim naylon müctehid bir günde meşhur olur.

...

* Adam profesördür. İlim, irfan, araştırma, ciddî kitap konusunda ortaya fazla bir şey koyamamıştır. Yeterli üne sahip değildir. Nihayet canına tak eder ve bir gün "Ey Müslüman ahali! İslam'da kader yoktur, şefaat yoktur, Buharî'de mevzu hadîs vardır. Sizin inandığınız ilmihal İslam'ı hurafedir. Ben size Kur'an İslam'ını anlatıyorum. Benim peşime düşünüz" diye öyle bir haykırır ki, yer yerinden oynar, Bütün Selanik medyası adamı alkışlar, saçmalıklarına büyük yer verir. Otuz yılda ilim yoluyla elde edemediği şöhrete birkaç gün içinde sahip olur.

Böyle adamların bir kısmı sadece şöhret-i kâzibe(yalancı şöhret) elde etmekle kalmaz aynı zamanda para ve imkana da kavuşur.

Meşhur olmanın, dikkatlerini üzerine çekmenin çeşitli yolları vardır.
Bunlardan biri de Zemzem Kuyusuna işemektir.

"Bevval-i çeh-i Zemzem'i lânetle anar halk,

Sen kendini Kâbe gibi hürmetle benâm et."




Mehmet Şevket EYGİ - 10 Eylül 2011 Cumartesi

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Masonluğun Üç Sarıklı Şövalyesi Afganî, Abduh, Reşid Rıza
« Yanıtla #22 : 17 Ekim 2011, 10:41:22 »
Masonluğun Üç Sarıklı Şövalyesi Afganî, Abduh, Reşid Rıza

Şu üç ismi hiçbir uyanık ve şuurlu Ehl-i Sünnet Müslümanı hatırından çıkartmamalıdır: Cemaleddin Afganî, Muhammed Abduh, Reşid Rıza.

Bunların müşterek özelliği üçünün de sarıklı Farmason olmasıdır.

Bunların üçü de İslam'da reform, yenilik, değişim taraftarıdır.

Afganî, asıl kimliğini gizleyerek Müslümanları aldatmıştır.

O, aslen İran'ın Esedabad şehrine mensup olduğu halde kendisini Afgan göstermiştir.

O, aslen Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstermiştir.

Böylece "Bizi aldatan bizden değildir" hadîsinin tehdidi altına girmiştir.

Bunların üçü de Osmanlı Hilafetinin yıkılmasında, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak rol oynamıştır.

Bunların üçü de Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığına büyük zarar vermiştir.

Masonluk nedir?.. Evrensel, gizli ve özel bir kardeşlik hareketi perdesi altında dünyayı ve insanlığı hakimiyeti altına almak isteyen bir tür dindir. Masonlar iki ana gruba ayrılır: Allah'a inanan Masonlar. Allah'a inanmayan, kimi agnostik, kimi ateist Masonlar.

İki Mason grubu da İslam'a, Kur'ana, Şeriata, Hilafete karşıdır.

Masonlar kendi aralarına Hıristiyanları ve Müslümanları alırlar ama Masonluğu diğer dinlerden üstün kabul ederler.

Afganî, Abduh, Reşid Rıza Masonluğun İslam dünyasında üç büyük ajanı, üç şövalyesi olmuştur.

Afganî ve Abduh'un Masonlukları dışında Bahailikle de alakaları olduğuna dair iddialar ve belgeler vardır.

Hindistan arşivlerindeki şu belge hayli dikkat çekicidir:

(C:S:B) Report of D. E. McCracken, dated 14 August 1897, in file foreign: Secret E, Sept. 1898, no. 100. pp. 13-14; national archives of the governement of India, New Delhi.

Abduh Abdul Baha ile şahsen görüşmüş ve onun hakkında sitayişkar cümleler yazmıştır.

(Colm Juan R. I., "Rashid Rida on the Bahai Faith: A Utilitarian Theory of the Spread of Religions", Arab Studies Quarterly 5, 3 (Summer 1983): 278)

Bugünkü İslam dünyasındaki modernist, reformist, bazısı aşırı, bazısı ılımlı akım ve hareketlerde bu üçlünün büyük tesirleri ve tuzu biberi vardır.

Ehl-i Sünnet uleması, fukahası ve mürşidleri Masonluğa karşı olmuş, onu bir küfür ve fesat hareketi olarak görmüştür.

Hiçbir İslam aliminin, fakihinin, mürşidinin Bahailiğe en ufak bir sempatisi olmamış, görülmemiştir.

(Türkiye'de Bahaî cemaati vardır. Hattâ son birkaç yıl içinde onlardarn birinin bir üniversiteye rektör tayin edildiğini duymuştum.)

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'nin yıkılmasında Masonlar büyük rol oynamıştır.

Hilafetin yıkılmasında Masonlar büyük rol oynamıştır.

Şeriatın kaldırılmasında Masonların büyük rolü vardır.

İslam medreselerinin kapatılmasında Masonların rolü büyüktür.

Bugün Türkiye'de bazı reformcu ve aykırı ilahiyatçılar Afganî'nin, Abduh'un, Reşid Rıza'nın hayranıdır ve onların izinden gitmektedir.

Alim, fakih, arif bir Müslümanın bu üç Masonun peşinden gitmesi, onları sevmesi, onların metot ve doktrinini benimsemesi dinen caiz olur mu?

Âqil ve bilge Müslümanların bu konuyu tartışmaları gerekir.

Kur'an tek hak, muteber, geçerli dinin İslam olduğunu, Allah'ın İslam'dan başka din kabul etmeyeceğini çok açık, çok seçik, çok vâzıh, çok sarih şekilde bildirmektedir.

Bir insan nasıl, hem Müslüman, hem Hıristiyan olamazsa; hem Mason, hem Müslüman olabilir mi?

Birtakım reformcu, yenilikçi, değişimci, yeni İslamcı ilahiyatçıların, Afganî, Abduh ve Reşid Rıza sevgilerini Ümmet'e açıklamaları ve savunabilirlerse kendilerini savunmaları onlar için bir vicdan vazifesidir.

Sünnî Müslümanlar bu üç ismi, bu sacayağını, Masonluk dininin bu üç şövalyesini bir an bile hatırlarından çıkartmamalıdır.

Onlar Osmanlı Hilafetini yıkarak, Müslümanlık alemini perişanlığa, esarete, zillete sürüklemiştir.

İslam alemi onların ektikleri zehirli tohumların ekinleriyle kaplanmıştır.

Onlar, bilerek veya bilmeyerek emperyalizme, sömürgeciliğe, global Kapitalizme ve Liberalizme hizmet etmiştir.

Ehl-i Sünnet Müslümanları böyle şâibeli, bulaşık, karışık, bulanık adamların peşinden gitmez.

Bizim yakın tarihteki imamlarımız Şeyhülislam Mustafa Sabri, Muhammed Zâhid el-Kevserî, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Halid-i Bağdadî, Şeyh/İmam Şâmil, Ahmed Zeyni Dahlan, Bediüzzaman, Abdülhakim Arvasî, Muhammed Zâfir el-Medenî, Ebu'l-Hüda es-Sayyadî ve benzeri ehl-i Sünnet uleması, mürşidleri ve mücahidleridir.

Peygamberimizin zuhurundan, risaletini ilanından, tebligatından itibaren önceki dinler ve şeriatlar nesh olunmuş, yürürlüktan kaldırılmıştır.

İslam, tek hak din oluşunda hiçbir ortaklık kabul etmez.

Masonluk, kendini dinlerin üzerinde gören bir doktrin olarak Kur'ana, Sünnete, Şeriata göre merduttur.

Afganî, Abduh, Reşid Rıza merduttur.

Onlan Müslümanlara önder olmaz, baş olmaz, örnek olmaz.

Onların yolundan gidilmez.

Onların eteklerini tutarak Mevla bulunmaz.

Gerçek, icazetli, muhlis, muttaki Ehl-i Sünnet ulemasının, fukahasının, mürşidlerinin peşinden gidenler Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) hidayet yolunda olur ve Mevlasını bulur.

Afganî'nin, Abduh'un, Reşid Rıza'nın yolundan gidenler, silsilenin sonunda Masonların Hiram Ustasını bulur. Hiram Usta'nın yolu necat yolu değildir. Hiram Usta'nın eteğine tutunarak ebedî saadet bulunmaz, Cennete girilmez.

Fa'tebirû yâ ülü'l-ebsar...



Mehmet Şevket EYGİ - 17 Ekim 2011 Pazartesi

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
îlim, âmel, ihlâs - Mektubat-ı Rabbani Cilt 1/59.Mektub
« Yanıtla #23 : 01 Kasım 2011, 16:39:54 »
Mevzuu:

a) Necatın husulü için, üç şeyin (îlim, âmel, ihlâs) olması mutlaka lâzımdır.
b) Keza necatın Ehl-i sünnet vel-cemaate uymadan tasavvur edilemeyeceği..
c) İlim ve amel, şeriatle alâkalı iki şeydir.
d) İhlâs, sofiye tarikatı sülûkü ile bağlantılıdır. Ve., bunlarla münasebeti olan bazı şeyler..

Not: İmam-ı Rabbani (k.s) Hazretleri bu mektubu Seyyid Mahmud'a yazmıştır.

***
Sübhan Allah, Şeriat-ı Mustafaviye caddesinde bizlere istikamet nasib eylesin. Yüce zatına tam manası ile yönelmek nasib eylesin. O Şeriatın kurucusuna salât, selâm ve tahiyyet...

Pek güzel feyizlerle dolu mübarek mektubunuz geldi; ferahı mucib oldu. Fukaranın mahabbetinden haber veren mukaddime açıkça belli oldu. îhlas, bu garib taifeye mahsustur. Allahım artır.

Aynı şekilde, o mübarek mektuba faydalı talepler de yazılmış..

***

Ey Mahdum,

Bilmiş olasın ki, ebedî necatın müyesser olması için; insana şu üç şey mutlaka lâzımdır: îlim, amel, ihlâs..

Îlim, iki kısmıdır.
Birinci kısım: Amel olup bunun beyanım ilm-i fıkıh üzerine almıştır.
İkinci kısım: Bundan maksad, mücerred itikad ve kalbi yakindir. Bunun anlatılması, tafsilatı ile ilm-i kelâm kitaplarında vardır. Haliyle, ehl-i sünnet vel-cemaatın görüşlerine göre... Şöyle ki: Bunlar, fırka-i naciye olup bu büyüklere tabi olmadan, hiç kimse için bir kurtuluş ümidi imkânı yoktur. Bunlara kıl kadar muhalefet vuku bulsa, iş tehlikeye girer.. Hem de ne tehlike!.

Ehl-i sünnet vel-cemaat üzerine söylenen bu kelâm; açık ilham, sağlam keşifle sıhhat derecesinde yakin mertebesine ulaşmıştır. Bunda hiç bir ayrılık yoktur. Bunlara tabi olmaya muvaffak olanlara ve onları izlemek şerefine nail olanlara mübarek olsun. Bunlardan ayrılıp yüz çevirenlere; usullerini kabul etmeyenlere; onların zümresinden ayrılıp dalâlete düşenlere ve düşürenlere; rüyeti, şefaati inkâr edenlere; sohbetin fazileti ile sahabenin üstünlüğü kendilerine gizlenenlere; ehl-i beyt mahabbetinden ve evlâd-ı betül meveddetinden mahrum olanlara yazıklar olsun. Bunlar, ehl-i sünnetin nail olduğu nice hayırdan memnu oldular.

***

Ashab-ı kiram, kendi aralarında en faziletlileri olarak, Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) üzerinde ittifak etmişlerdir.

İmam-ı Şafiî (r.a.) Ashab-ı Kiramın hallerini en iyi bilenlerdendir; şöyle anlattı:

— Resulülah (S.A) efendimizden sonra, insanlar pek mustar kaldı. Sema altında, Hazret-i Ebu Bekir'den (r.a.) hayırlısını bulamadılar. Bunun için onu başlarına sahip kıldılar.

İşbu manada sarahet vardır ki; Sahabe-i Kiram, Hazret-i Ebu Bekir'in(r.a.) daha faziletli olduğu üzerinde müttefiktir. Onun daha faziletli olduğu üzerinde icma hâsıl olmuş olur. Bu kat'îdir; inkâra yer yoktur.

Resulûllah (S.A.) efendimizin ehl-i beyti:

— «.. onların misali, Nuh'un gemisi misali gibidir ki; ona binen kurtulur, ondan ayrılan helak olur..»

Mealine gelen hadis-i şerifle manasını bulmuştur.

İrfan sahibi zatlardan bazıları şöyle anlattı:

— Resulûllah (S.A.) efendimiz, ashabını yıldızlara benzetti.

Bir âyet-i kerimede ise, şöyle işaret vardır:

_ «Onlar, yıldızlarla yollarını bulurlar.» (16/26)

Resulûllah S.A. efendimiz keza ehl-i beytini dahi, Nuh'un gemisine benzetti..

İşbu mana şuna işaret sayılır: Gemiye binen kimsenin; ölümden emin olmak için, yıldızları gözetmesi gerekir. Yıldızları gözetmeden kurtuluş imkânsızdır.

***

Bilinmesi gereken bir başka durum daha var ki şudur: Ashabtan bazısını inkâr etmek, tamamını inkâr etmektir. Zira onlar, Hayr'ül-beşer Resulûllah (S.A.) efendimizle sohbette ortaktır. Sohbetin fazileti ise, bütün faziletlerin ve kemallerin üstündedir. İşbu manadan ötürüdür ki: Tabiinin hayırlısı olduğu halde, Veysel Karanî Resulûllah S.A. efendimizle sohbeti olan sahabeden en dûn derecede olanına dahi kavuşamaz.

Hâsılı: Her ne olursa olsun; hiçbir şey sohbet faziletine muadil olamaz. Zira, onların imanı; sohbetin bereketi, vahyin nüzulünü müşahede etmeleri sebebi ile şühud derecesine yükselmiştir. İmanın bu mertebesi üzerine, sahabeden başka hiç kimse için ittifak edilmedi.

Amellere gelince, imanın teferruatı arasında saydır ki; bunların kemali dahi, imanın, kemali ile ölçülür.

***

Ashab-ı Kiram arasındaki dikleşmeye ve münazaaya gelince; bunun da, bir hikmete mebni olduğuna kail olup iyiye yorulmalıdır. Bir cehalet ve nefsanî arzudan ötürü yapıldığı zehabına kapılmak yanlış olur. Çünkü bu içtihad ve ilim eseri olarak meydana gelmiştir. Bazıları içtihadda hata etmiş olsa dahi, hatalı olanın Allah katında bir derecesi vardır.

Üstte anlatılan mana, ifratla tefrit arası orta bir yoldur ki bunu Ehl-i sünnet vel-cemaat tercih etmiştir.En sağlam tarik, en muhkem yol budur.

Ve bilcümle ilim ve amel: Şeriattan istifade edilmiştir. İlmin ve amelin ruhu makamında olan ihlasın tahsili ise, sofiye tarikatına sülûke bağlıdır. Seyri ilellah mesafesini kat etmeyen salik, seyr-i fiilahta tahakkuk edemez ve bu kimse İhlasın hakikatından uzak olup ehl-i ihtisas olan muhlis zatların erdiği kemalâttan da mahrumdur. Evet..

Avam müminlerin bazı amelleri için, zorlama ile yapmacık olsa dahi, İhlasın tahakkuku umumî manada olabilir. Ama bizim üzerinde durduğumuz, beyan ettiğimiz başkadır.
Asıl ihlâs odur ki: Bütün fiillerde, sözlerde, duruşlarda ve hareketlerde, zorla ve bir yapmacık olmadan meydana gelir.

İşbu son anlatılan manada ihlâs: Afakî ve enfüsî olarak ilâhî intifaya bağlıdır. Bu dahi: Fena, beka ve has manada velayet derecesine çıkmakla olur.

Yapmacık ve zorlamaya, dayanan ihlâs için bir devam yoktur. Devamın olması için, zorlama derecesinden düşmesi gerekir, işbu devam hali ise, Hakkalyakin mertebesidir.


***

Yüce Allah'ın velî kulları, her yaptıkları işi, Allah için yaparlar; nefislerinin hazzı için değil..
Şundan ki: Onların nefisleri Yüce Hakkın kurbanı olmuştur. Sonra, onların ihlas husulü için niyetlerini tashihe de ihtiyaçları yoktur; zira onların niyetleri, fenafillah ve bekabillah ile sıhhata kavuşmuştur.

Bu manada bir şahsı misal verelim:
Nefsinin elinde esirdir; her ne yaparsa nefsinin hazzı için yapmaktadır; ister niyet etsin, isterse niyet etmesin. Her ne zaman onun nefsi ile alâkası kesilir, onun bağından boynunu kurtarırsa, onun yerini Yüce Hak'la alâka alır. O zaman da, bütün yaptığını Allah için yapar; bu durumunda ister bir niyet etsin, isterse, bir niyet etmesin.
Şundan ki:
Niyet, ancak ihtimalli olan şeylerde olur; ama tayin edilmiş bir şey için niyete hacet yoktur.

— «Bu, Allah'ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Allah büyük fazlın sahibidir.» (62/4)

Daimî ihlâs sahibi kullar, muhlas (ihlas sahibi kılınmış) kimselerdir. Ama ihlâsında devam olmayan, ihlâs sahibi olmaya çalışan muhlis kimsedir. Bu iki mana arasında o kadar fark var ki!.

İlim ve amelde, sofiye yolunda sağlanan faydaya gelince: İlimlerin, kelâmiye, istidiâliye ve keşfiye olmalarıdır. (Yani: Sözlü, delilli, keşfe dayanan bilgilerdir.) Amellerin edasında tam bir kolaylık husule gelir. Nefis ve şeytan tarafından gelen tembellik zail olup gider.

Bir mısra:

Bu ne büyük saadet, acep kime kısmet?.
Evvel âhir selâm..



İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (k.s.) - Mektubat-ı Rabbani Cilt 1/59.Mektub

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"İslâm Akâidi Aslâ Değişmez!"
« Yanıtla #24 : 24 Haziran 2012, 23:45:16 »
"İslâm Akâidi Aslâ Değişmez!"

Şüphe yok ki dînî akidelerimiz zaman itibariyle aslâ değişmez. İslâm akâidi bundan on dört asır evvel ne ise şimdi yine odur. Resûlullâh Efendimiz’in asrından sonra, onun ve Ashâb’ının yolu olan Ehl-i Sünnet inancından başka inançlara sâhib bir takım fırkalar çıkmıştır. Bu fırkaların en büyükleri Mu'tezile, Şî'a, Hâricîyye, Mürci'e, Neccâriyye, Cebriyye, Müşebbihe fırkalarıdır. Bunlar da kendi aralarında bölünmüşlerdir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), ümmetinin az bir müddet sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacağını ve bu fırkalardan yalnız zât-ı şerîfleri ve Ashabının yolu üzere bulunanlardan başkalarının azaba müstehak olacaklarını, bir mucize olarak evvelce haber vermişti.
Fırka-i Nâciye ki Ehl-i Sünnet ve Cemâ'attir; bid’atten uzak ve sünnet-i nebeviyyeye lâyıkıyla uyan, dîn hükümlerini hevâlarına göre te'vil ve tahriften sakınanlardır.

Mu'tezile: Kaza ve kaderi inkâr ettiklerinden “Kaderiye” de denilmiştir. Allâh’ın sıfatlarının ezelî olduğunu ve cennette Allâh’ı görmeyi kabûl etmezler.

Şî'a: İmam Ali ile evlâdını, diğer halîfelere üstün tutanlardır. Bazıları bunda çok ileri giderek imâmları ilah yahut nebî sayar. Gâliye, İmamiye, Zeydiyye adlarıyla üç şu’beye ayrılır.

Hâricîler: Bunlar Hz. Osman ile Hz. Ali’yi ve bunlara uyanları mü’min saymazlar. Bunlardan “Yezidiye” taifesi kendilerini İslâm’a nisbet ederlerse de hakikaten müslüman değildirler. Şeytana “Melek-i tavus” derler.

Mürci'e: Bunların i'tikadınca îman, Allâh'ı bilip sadece kalpten sevmekten ve Allâh’a karşı kibiri terkten ibârettir. Böyle olan kimse her türlü günâhı işlese de mü’mindir derler.

Neccâriye: Allâh’ın Vücûd sıfatını inkâr ederler. Mutezile gibi cennette Allâh’ı keyfiyetsiz görmeyi kabûl etmezler, Kur’ân hâdisdir derler.

Cebriyye: Bunlar Kaderiyye'nin aksine olarak kullarda irâde-i cüz’iyye olduğunu inkâr ederler.

Müşebbihe: Hak Teâlâ’yı mahlûkâtına benzetenlerdir. Kerramiyye de bunlardandır.

Bugün İslâm âleminin büyük kısmı Ehl-i sünnet mezhebindedirler. Dimağlarımızı Resûlullâh ve Ashâbının yoluna uymayan batıl fikirlerden korumalıyız.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sünnet Dinde Delildir
« Yanıtla #25 : 25 Haziran 2012, 11:31:00 »
Sünnet Dinde Delildir

Peygamber Efendimiz (s.a.v) onlara (Ashab-ı Kiram’a) namaz kıldırdı.
Sonra kalktı ve şöyle buyurdu:

“Sizden koltuğuna yaslanmış biriniz şöyle mi zanneder:
Allâhü Teala Kur’ân-ı Kerîm’inde olanlardan başka hiçbir şeyi haram kılmamıştır?
Dikkat edin!
Muhakkak ki ben vAllahi vaaz ettim, emrettim ve bir çok şeyden nehyettim ki onlar Kur’ân-ı Kerîm’de olanlar kadar, hatta daha fazladır….”




Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ehl-i Bid'atten Uzak Durmak - Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbâni, 1/54
« Yanıtla #26 : 30 Temmuz 2012, 16:47:20 »
Ehl-i Bid'atten Uzak Durmak

İkinci binin müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) buyurdular: “İyi biliniz ki, ehl-i bid’atin sohbetlerinde bulunmak, kâfirlerin sohbetindeki fesaddan daha çoktur.

Ehl-i bid’atin en yaramazı ve en kötüsü, Resûlullah’ın ashabına buğz eden, onları sevmeyen tâifedir. Allâhü Teâlâ Fetih Sûresinin, 29. âyetinde “Onlarla kâfirleri öfkelendirmek için …” buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm’i ve dini tebliğ eden, bize ulaştıran o Ashâb-ı Kiram’dır. Şayet o ashab kötülenir, tenkîd edilirse Kur'ân’ın ve şerîatın da kötülenmesi, tenkid edilmesi lâzım gelir. Kur'ân-ı Kerîm’i (hilâfeti zamanında) cem' eden Hz. Osman b. Affan’dır (r.a.). Şâyet Hz. Osman’a dil uzatılırsa Kur’ân-ı Kerîm’e de dil uzatılmış olur.

Allâhü Teâlâ zındıkların itikat ettikleri şeylerden bizleri muhafaza buyursun. Ashab arasında meydana gelen ihtilaf, yine aralarındaki mücâdele ve mukâtelenin, nefsânî arzularından meydana geldiği söylenemez. Zira onların nefisleri beşerin en hayırlısı olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sohbetlerinde temizlenmiş, emmârelik vasfından kurtulmuştur. …”

(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbâni, 1/54)




Çevrimdışı siyah gül

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 28
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #27 : 30 Temmuz 2012, 23:00:20 »
Selamün aleyküm ben bu listeyi kimin oluşturduğunu merak ediyorum.Ayrıca o listenin içinde neden Nureddin Yıldızın Hasan el Benna nın isimleri var onu da açıklarsanız sevinirim

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #28 : 30 Temmuz 2012, 23:19:29 »
Aleyküm selam Siyah Gül, Bu liste çoktan beri var. Siz farketmemişsiniz, o sorduklarınızın dışında listeye eklenecek yeni mezhepsizler,itikadı bozuklar var. Bizim çok iyi bildiğimiz, tanıdığımız, ünlü mezhep düşmanları da var...Onlar da açıklanırsa bütün bildiğimiz ezberler bozulur...

Sorunuza gelince,listeyi,paylaşan arkadaşımız hazırladı...eksikleri var...ileride onları da ilave edebiliriz... Ama şunu bilinki yıllardır bize anlatılanlar yalanmış...Sahte kurtarıcıların peşinden gitmişiz..!

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: İşte 73 fırkanın listesi
« Yanıtla #29 : 30 Temmuz 2012, 23:52:49 »
Nurettin Yıldız:
Peygamberlerin ya da velilerin (yüzü suyu) hürmetine Allah’tan bir şey istemenin caiz olmadığını idda eder. Hatta buna şirk diyen alimler (!) olduğunu idda eder. İbn-i Teymiye gibi sapıkların babası olan bir kişiye; “şeyhülislam ve müctehid” diye hürmet eder. İbn-i Teymiye hayranıdır. İbn-i Teymiye’yi müceddid kabul eder. İbn-i Teymiye’yi, İkinci Bin Yılın Müceddidi İmam Rabbani Hazretleri (k.s.) ile bir tutar. Seyit Kutup gibi bazı sapık alimleri (!) övmesine karşın bazı Ehl-i Sünnet alimlerini ise sapıklıkla itham eder. Tasavvufa ve tarikatlara kötü bakar. Konuştuğu zaman ayet hadisten ziyade nefsine göre konuşur.



Sual: Hasan el-Benna kimdir?

CEVAP:
Hasan el-Benna, Seyyid Kutbun da üye olduğu, Mısır’daki İhvan-ül-müslimin yani Müslüman kardeşler örgütünün kurucusudur. Mevdudi, 1927’de yazdığı İslam’da Cihad kitabında, ihtilal yani devlete isyan fikirlerini yayıyordu. Arapçaya tercüme edilince, Hasan el-Benna’nın düşüncelerine tesir ederek Mısır’da devlete karşı gelmesine ve öldürülmesine sebep oldu. Mevdudi’nin ilmi yetersizliği, [siyaset ilminin noksan olması, fitne çıkmasına sebep olmuş ve] böyle sayısız müslümanları, maddi ve manevi ölüme sürüklemiştir. (F. Bilgiler)

Din ve toplum üzerinde araştırmalar yapan Fransız Prof. Jacques Rollet diyor ki:
İslamiyet’te şiddet yoktur. Teröristler, İbni Teymiyye’nin fikirlerini referans alıp, yörüngelerini buna göre çizen Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi gibilerin fikirlerini pratiğe dökmüşler ve bugünkü radikal gruplar oluşmuştur. (28.9.2001 tarihli gazeteler)