Gönderen Konu: Kadir Gecesinin Fazileti [22 Eylül 2008]  (Okunma sayısı 14556 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi kemal68

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
Ynt: Kadir Gecesinin Fazileti [22 Eylül 2008]
« Yanıtla #15 : 03 Ağustos 2013, 01:14:44 »

teşekkürler

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesi (1)
« Yanıtla #16 : 11 Haziran 2015, 13:07:08 »
Kadir Gecesi (1)

١) اِنّۤا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ)
٢) وَمۤا اَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ)
٣) لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ)
٤) تَنَزَّلُ الْمَلۤئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ)
٥) سَلاَمٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ)


1. Şüphesiz ki biz onu (Kur’an-ı) Kadir Gecesi’nde indirdik.
2. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sana ne bildirdi?
3. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4. O gece melekler ve Ruh (Cebrail)  Rablarının izniyle her emir (iş, durum, hüküm, takdir ile) inerler.
5. O gece, fecir doğuncaya kadar bir selâm (ve selâmettir). (EL-Kadir Sûresi)

Açıklama: Birinci ayet-i kerimede, “biz” diye ifade etmesi ta’zim için veya sıfatlar ve isimlerle beraber zata delâlet içindir. Yani; “Biz azimüş-şan esma ve sıfatımızla o Kur’an-ı indirdik”. demektir. Onu derken, (1) o kelimesi (Zamiri) Kur’an’a gider; çünkü Kur’an çok meşhur olduğundan, açıkça ilk ismini zikretmeyip o demek ismini zikretmek gibidir.

Kur’an-ı Kerim’in nüzulu Cebrail (A.S.) vasıtasıyla olduğu halde: “Biz indirdik.” diyerek kendi zatına isnat etmesiyle; Kur’an-ı Kerim’i ta’zim etmiş oluyor. Kur’an-ı Kerim, kendisi ile hidayet bulunan bir nurdur ki, ona uyan felaha erer.

Ayet Meali: Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de (ismini) yazılı buldukları o ümmi Peygambere, o Rasüle tabi olurlar. O (Peygamber) kendilerine iyiliği emreder, fenalıkları yasaklar, onlara temiz şeyleri helâl, murdar olanları haram kılar. Sırtlarından ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. İşte O’na iman edenler, O’nu ta’zimde bulunanlar, kendisine yardım edenler ve onunla indirilen nura tabi olanlar yok mu? Murada eren bunlardır. (El-A’raf- 157)

Açıklama: Onunla beraber indirilen nur Kur’an-ı Kerim’dir ki; onun ziyası, gözlerdeki ışık gibi kalplerdedir. Rasülüllah, Allah’ın konuşan kitabı olduğu gibi, o da; Allah’ın sükut eden kitabıdır.

İbn-i Mes’ud (R.A.)’ dan rivayet olunan bir Hadis-i Şerifte Peygamberimiz buyuruyor ki:

Hadis-i Şerif: İlim öğrenmek murad etttiğiniz zaman, Kur’an-ı Kerim’i inceleyini; çünkü evvelkilerin ve ahirkilerin ilmi ondadır. Yaş ve kuru ne varsa, hepsi açıklayıcı bir kitaptadır. O, ilâhi kitapların özü ve en büyüğüdür. Kim Kur’an-ı ta’zim eder, okumaya devam eder ve onunla amel ederse; kalıcı bir başkanlığa ve büyük bir saadete nail olur.



HİKÂYE
OSMAN GAZİNİN MUSHAFA HÜRMETİ

Osmanlı Sultanlarının atası olan Osman Gazi, kavuştuğu bütün maddî ve manevî nimetlere, Allah’ın kelâmına riayeti sayesinde nail olmuştur.

Şöyle ki: Zamanındaki insanların en cömerdi idi. Gelip gidenlere çokça ikramda bulunurdu. Bu hâl köyünün halkına ağır gelmeye başladı. O, bunu duyunca Hacı Bektaşi Veli veya başka bir Allah dostuna şikayet etmek üzere yola çıktı. Bir adamın evinde mushaf asılı idi. Yatması için yatak serildiğinde; duvarda asılı olan şeyin ne olduğunu sordu. Ev sahibi: “Allah’ın kelamı” diye karşılık verdi. Osman Gazi: “Kur’an-ı Kerim’in bulunduğu yerde yatmak, edebe yakışmaz.” deyip ayağa kalktı. Kur’an-ı Kerim’e dönerek ellerini bağladı ve sabaha kadar, Kur’an-ı Kerim’e ta’zim için hep o şekilde bekledi. Sabah kalkıp yoluna devam ederken karşısına bir adam çıktı ve: “Senin aradığın kişi benim. Allah’ın kelâmına olan saygın sebebiyle Hz. Allah seni ta’zim etti. Sana ve zürriyyetine büyük bir saltanat nasib etti.  Bir sopa kes, ucuna da bir bez parçası bağla, bu da sancağın olsun.” deyip ayrıldı.

Etrafında bir çok adamlar toplandı. İlk gazası Bilecik’e oldu ve orayı fethetti. Sultan Alâeddin kendisine izin vererek “sultan” oldu. Vefatından sonra oğlu Orhan Gazi hükümdar oldu ve bursayı fethetti. O günden sonra, Osmanlı Devleti Allah kelâmına saygısı sebebiyle hep gelişti, genişledi ve güçlendi.

“Biz onu, Kadir Gecesi’nde indirdik.” diye mazi (geçmiş zaman) sığasi ile gelmesi; “Biz onun Kadir Gecesi’nde inmesini ezelde takdir ettik”. demektir.

Eğer “inzal” bir def’ada indirmekte, tenzil ise; peyder pey indirmede kullanılır. Kur’an-ı Kerim def’aten indirilmemiş, bil’akis; yirmiüç senede peyder pey indirilmiştir. Kadir Sûresi de def’aten indirilen sûrelerdendir ” denilirse (2);

Cevaben deriz ki: Cebrail (A.S.), Kur’an-ı Kerim’i Kadir Gecesi’nde Levh-i Mahfuz’dan Dünya semasındaki Beytül-İzze’ye bir defada indirmiştir ve oradaki kâtip meleklere yazdırmıştır. Sonra da ihtiyaç oldukça peyder pey, ayet ayet, sûre sûre indirmiştir, peyder pey indirmede yine bu gece başlamıştır.

İkinci bir sual, şöyle ki: Kur’an-ı Kerim’in Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indirildiği gece, bütün melekler niçin bayılmışlardır?

Cevaben deriz ki: Meleklerin bilgisine göre Muhammed (A.S.) kıyamet alâmetlerindendir. Kur’anı Kerim de ona indirilecek olan kitaptır. Hâl böyle olunca, Kur’an-ı Kerim’in indirilmesi kıyametin yaklaştığını ifade ediyor. Melekler bundan korkarak, yahut Allah’ın kelâmından veya Cennet ve Cehenneme girme vaktinin gelmesinden korktukları için bayılmışlardır.

Hadis-i Şerif: Ben ve kıyamet (şehadet parmağı ile orta parmağını işaret derek) şöyle iki parmak gibi yakın iken gönderildim.

Ayet Meali: Artık onlar, yalnız kıyametin ansızın başlarına gelivermesine bakıyorlar. İşte onun alâmetleri geldi. (-1-) Fakat o başlarına geldiği vakit, anlamaları kendilerine ne fayda verir? (Muhammed-18)

Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir.

Ayet Meali: (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an insanlara bir hidayet ve hakka ulaştıran, hakla batılı ayıran açık ayetler halinde bu ayda indirildi.(El-Bakara- 185)

Kur’an-ı Kerim’in indirilmesi ile alâkalı ilk açıklama bu ayeti kerime ile gelmiş oldu. Fakat biz gece mi, yoksa gündüz mü indirildiğini bilemiyorduk.

Ayet Meali: Biz onu, mübarek bir gecede indirdik, çünkü biz (Onunla) uyarıcılarız. (Ed-Duhan- 3) Bu ayeti kerime bu husustaki ikinci açıklama, bununla gece indirildiğini öğrendik, fakat onun hangi gece olduğunu bilmiyorduk.

Ayet Meali: Hakikat biz onu (Kur’an-ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. (El-Kadir- 1) Bu ayeti kerime de bu husustaki üçüncü açıklamadır. Bununla Kadir Gecesi’nde indirildiğini öğrendik.


KADİR KELİMESİNİN MANÂSI VE BU İSİMLE İSİMLENDİRİLMESİNİN SEBEBİ:

Kadir; şeref, takdir, darlık manâlarına gelir.

İmam Zühri’ye göre, bu gece, büyük ve şerefli olduğu için bu isimle isimlendirilmiştir. “Filan kişinin Allah katında kadri (şerefi) var.” denilir.

İmam Razi’ye göre, bu gece ibadet ve taatle meşgul olanlar, şeref ve kıymet sahibi olurlar. Yahut bu gece ibadet etmek, çok kıymetli ve şerefli demektir.

Ebu Bekir el Verrak şöyle demiştir: Bu gecede kıymetli ve şerefli bir kitap, kıymetli ve şerefli bir melek vasıtasıyla, kıymetli ve şerefli bir ümmete tebliğ edilmek üzere, kıymetli ve şerefli bir peygambere indirildiğinden kendisine Kadir Gecesi denmiştir.

İmam Halil: “Meleklerin inmesiyle yer yüzü daraldığından bu isim ile isimlendirilmiştir.” dedi.

Ayet Meali: Vakti hali olan, haline göre nafaka versin, rızkı dar olan da Allah’ın kendisine verdiğinden sarfetsin... (Et-Talâk- 7).

Ayeti kerimede “kadir” kelimesi darlık manasında kullanılmıştır.

Alimlerin çoğuna göre ise; Allah-ü Teâlâ bir sene içinde meydana gelecek mühim hadiseleri (meselâ; yağmurun yağması, rızıklarını taksimi, doğum ve ölümler gibi) bu gecede takdir ettiği için, bu gece Kadir Gecesi diye isimlendirilmiştir. Tercih edilen görüş de budur.

Ayet Meali: Her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. ((Ed-Duhan- 4). Ayeti kerimesi buna delildir. Buna göre Kadir Gecesi, takdir gecesi demektir. Bu gece takdir edilmesi demek, Allah-ü Teâlâ’nın kevni hadiseleri vazifeli meleklere bildirmesi demektir.(3) Yoksa Cenab-ı Hak olacak bütün hadiseleri yerler ve gökleri yaratmazdan önce takdir etmiştir. 

Tefsiri Hanefide şöyle yazılıdır: Bu gecede eceller, hastalıklar, musibetler, belâlar, sevinçler, üzüntüler, kazançlar, zararlar, rüzgârlar, yağmurlar gibi o sene meydana gelecek hadiseler takdir edilir. Rüzgârlar, karlar, yağmurlar, tesbit edilip vazifelisine teslim edilir.

Ayet Meali: Hiçbir şey yoktur ki hazineleri (4), bizim yanımızda olmasın! Fakat biz, onu, ancak (ihtiyaca göre) malüm bir miktarda indiririz. (El-Hicr- 21)

Bu gece; insanların, cinlerin, kuşların, hayvanların, yırtıcı hayvanların, yabani hayvanların, hulâsa filden sivrisineğe kadar bütün canlıların rızıkları, nefeslerinin sayısı, hareketleri, hayatları, ölümleri takdir edilip takiple vazifeli meleklere teslim edilir.

Ölüm meleğine senenin tamamı, ayları, günleri, saatleri kayıtlı olan nüsha verilir, ecelleri geldiği zaman bir an geri bırakılmazlar.

Ayet Meali: Her ümmet için bir ecel vardır. Eceli gelince bir an ne geri bırakılır, ne öne alınırlar. (El-A’raf- 34)

Nice adamlar var ki; ağaçlar diker, nehirler (su yolları) açar, evler yapar, köşkler inşa eder, evlenir, çocuğu doğar. Halbuki ölüm ve kefene girmesi o sene için takdir edilmiştir.

Şiir; mealen:

Nice gençler var ki; emniyet içersinde sabah akşam hayatını sürdürüyor. Fakat kefeni dokunmuş haberi yok. Nice ihtiyar var ki; uzun yaşama hayalleri kuruyor. Fakat cesedi kabir karanlığına girmek üzeredir. Nice gelinler var ki ; düğün için hazırlanıyor. Kadir Gecesi’nde ruhlarının alınması takdir edilmiş, farkında değiller.

Ayet Meali: Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sana ne bildirdi.(El-Kadir- 2)

Ayeti kerime bu gecenin kıymetini, büyüklüğünü bütünüyle ifade etmektedir. Yani: “Ya Muhammed! (S.A.V.) Bu gecenin şan ve şerefini, ümmetinden asi olanları mağfiretimi, benden başka sana kim bildirebilir?” Bu gecenin şerefinin yüksekliği, halkın onu idrakinden hariçtir;  onu ancak ğaybları bilen Allah bilir. Bu da; Kur’an-ı Kerim’in kendisinde indirildiği geceyi tazimdir.

Bu gecenin faziletlerinden biri de; bu gecede ölen mü’minlere kabir suali sorulmaz. (5)  Bayram ve Cuma gibi diğer mübarek vakitlerde ölenlere de sorulmaz. Cenab-ı Hak kereminin bir iktizası olarak bu mü’minlere diğer sualleri de sormaz.

Ayet Meali: Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
(El-Kadir- 3)

Yani Kadir Gecesi’ni namazla, zikirle Kur’an-ı Kerim okuyarak ihya etmek, içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin ayı ihya etmekten daha hayırlıdır.

SÜRE-İ CELİLENİN SEBEBİ NÜZÜLÜNDE BİRKAÇ RİVAYET VARDIR

1. Mücahid’in rivayetine göre: Beni İsrail’den bir adam silâhını kuşanmış, Allah yolunda bin ay ehli küfürle savaşmış, cihad etmiş. Müslümanlar bunu duyunca kendi ömürlerinin kısa olması hasebiyle kendi adlarına üzülmüşler. Bunun üzerine Hz.Allah bu süre-i celileyi inzal ederek onları teselli etmiştir.


2. Geçmiş Ümmetlerde bir adam bin ay ibadetle meşgul olmadıkça, kendisine “abid” denmezdi. Bu ümmete bu gece bahş olundu. Eğer bunu ibadetle geçirirlerse; abid ismiyle isimlendirilmeye onlardan daha lâyık olurlar. Çünkü bu gece; bin ay kadar değil, bin aydan daha hayırlıdır.

İsmail Hakkı Hz.’leri Ruh’ul- Beyan tefsirinde şöyle der

İnsanlar amellerinde farklı farklı mertebelerdedirler. Zamanlardaki farlılıkları buna misal olarak verebiliriz. Ramazan-ı Şerif ayında yapılan ameller, diğer aylarda yapılan amellerden daha üstündür. Cuma günü, Berat Gecesi, Kadir Gecesi, Zilhiccenin ilk on günü, Aşure günü de böyledir, çünkü bu vakitlerde yapılan ibadet, sair zamanlarda yapılanlardan ecir bakımından büyük, sevab bakımından daha çoktur. Gece namazı, gündüz namazından daha faziletlidir.

Hadis-i Şerif: “Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazı (teheccüd namazı) dır.” Hususiyle Allah katında bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nde kılınan namazdır.

Ey Allah’ın kulları! Namaz kılarak, Kur’an-ı Kerim okuyarak, Rahman’ın rızasını mücib olan, Cennetlere girmeye sebep olan, yüksek derecelere ulaştıran, peş peşe gelen kerametlere (Huri ve ğılmanlara ve insanın canının istiyeceği her şeye) kavuşturan ibadetlere her zaman devam ediniz. Hususiyle Kadir Gecesi’nde daha çok devam ediniz.

2. Allah-ü Teâlâ, Peygamber Efendimize geçmiş ümmetlerin ömürlerini gösterdi. Efendimiz, kendi ümmetinin ömürünü az buldu (6) ve “Benim ümmetim, ömürlerinin kısalığı sebebiyle diğer ümmetlerin amelleri kadar amel işleyemeyecekler. Onlar uzun yaşamıştı.” düşüncesiyle mahzun oldu. Hz. Allah, ona ve ümmetine Kadir Gecesi’ni ihsan etti ve bunu diğer ümmetlere verdiği bin aydan daha hayırlı kıldı. Bu Allah-ü Teâlâ’nın bir fazlı ve keremidir. Geçen bazı derslerde anlatıldığı üzere Allah-ü Teâlâ, ümmeti Muhammed’e, az amel karşısında çok ecir verir.

Hadis-i Şerif: Sizinle, Yahudi ve Hiristiyanların hâli, bir çok işçi çalıştıran adama benzer... Bu hadisi şerif 24. sohbette metinde geçmiştir.

Kadir Gecesi’nin gündüzünün de, gecesi gibi olup olmadığında ihtilâf vardır. İmam-ı Şa’bi: “Gündüzü de, gecesi gibi faziletlidir.” demiştir. Ancak tercih edilen görüş, gecesinin, gündüzünden daha faziletli olduğudur.
 
KADİR GECESİ’NİN HANGİ GECE OLDUĞU HUSUSUNDA İHTİLÂF EDİLMİŞTİR. BU HUSUSTA KIRK İKİ SÖZ VARDIR. BUNLARDAN BAZILARI:

1. İmam-ı Razi: “Kadir Gecesi, Kur’an-ı Kerim kendisinde indirilen Ramazan-ı Şerif ayı içindedir (7-a) alimlerin büyük çoğunluğunun görüşü de budur.

2. Hasan (R.h.): “Kadir Gecesi, Ramazan’ı Şerifin on yedinci gecesidir. Çünkü Bedir Savaşı  O gecenin sabahında vaki olmuştur.”

3. Enes (R.A.) dan: “Kadir Gecesi Ramazan-ı Şerifin on dokuzuncu gecesidir.”

4. Hz. Aişe (R.A.) dan rivayet edilen hadis-i şerifte “Kadir Gecesi’ni Ramazan’ı Şerif’in son on gecesinde arayınız.”

5. Muhammed İbn-ü İshak: “Kadir Gecesi Ramazan-ı Şerif’in yirmi bir veya yirmi üçüncü gecesidir.”

6. Bazıları: “Yirmi dördüncü gece ” demişlerdir.

7. Münebbihatta: “Kadir Gecesini Ramazan-ı Şerif’in yirmi dördüncü gecesinde bulduk. Çünkü O gece; denizin suyu tatlılaştı, sabah olunca da eskisi gibi tuzlu oldu.” diye yazılıdır.

8. Bazıları Ramazan-ı Şerifin yirmi altıncı veya yirmi dokuzuncu gecesi demişlerdir. Ama ekserisi yirmi yedinci gecesi olduğu görüşündedirler.


Bu hususta Kur’an-ı Kerim, sünnet ve diğerlerinden bir çok deliller vardır. Kur’an-ı Kerimden olan deliller:

a) Kadir Sûresi otuz kelimedir, bu geceden kinaye olarak getirilen ve o manasına gelen “hiye” kelimesi, (ki son ayette geçiyor) yirmi yedinci kelimesidir.

b) İbn-i İshak er-Razi şöyle der: Leyletül-kadri (arabça yazılışı itibari ile) dokuz harftir ve bu sürede üç def’a geçiyor. 3*9=27 eder.

Sünnetten olan delillere gelince:

a) Said İbn-ü Cübeyr Abdullah İbn-ü Abbas’tan rivayet ediyor: Emir-ul Mü’min’in Hz. Ömer (R.A.), muhacir ve ensarı toplayıp onlara tek tek Kadir Gecesini soruyor. Onlar Ramazan-ı Şerifin son on günü içerisindeki tek gecelerde olduğunda görüş birliğine varıyorlar. Sonra Hz. Ömer, İbni Abbas’ a: “Kadir Gecesi ile alâkalı bir bilgin var mı?” diye soruyor. O da: “Evet”, diyor ve devamla: “Allah-ü Teâlâ tekdir, teki sever. Allah katında en sevimli olan tek, yedidir. Çünkü semavatı ve arzı yedi kat olarak yaratmıştır. Günleri yedi gün olarak, insanı yedi şeyden ve onun rızkını da yedi maddeden yaratmıştır (7-b). Yedi aza üzerine secde etmeyi emretmiş, şeytan taşlamayı ve tavafı da yedi adet olarak emretmiştir. Yedi tam bir sayıdır.” dedi.

Rivayetlere gelince:

İbn-i Ömer (R.A.)’ dan: Kadir Gecesi’ni arayan yirmi yedinci gecede arasın.

Ebu Yezid-i Bestami: Ömrümde iki kez Kadir Gecesi’ni yirmi yedinci gecede gördüm.

Ebu Said-i Hudri (R.A.)’ dan rivayet edilen Hadis-i Şerifte Efendimiz: Kadir Gecesini gördüm. Sonra unuttum. Sabahleyin kendimi su ve çamur içinde secde ederken gördüm.

Ebu Zerri Ğıfari (R.A.)’ a Kadir Gecesi soruldu. O, “Hz. Ömer, Hz. Huzeyfe ve eshabdan birçokları onun yirmi yedinci gece olduğuna şüphe etmezlerdi.” dedi.

Übey İbn-i Kâ’b (R.A.)’ a Kadir Gecesi soruldu. O, “İstisnasız yirmi yedinci gecedir.” dedi. “Hangi şey sebebiyle bunu (kesin olarak) söylüyorsun?” denildi. O,

“-Rasülüllah’ın (S.A.V.) bize verdiği bir alâmet (8) ile söylüyorum. “O gün güneş (göz kamaştırıcı) şua olmaksızın doğar.” dedi.

Güneşin doğuş vakti, bedeni (kuvveler) in zayıfladığı vakittir. O vakitte, amelin ecri ziyade olur. Aynı zamanda ibadete karşı gevşeklik olduğu bir vakittir. Öyle ise o geceyi idrak etmek ümidiyle canı gönülden ibadetlere devam etmek lâzımdır.

Allah-ü Teâlâ’nın bu geceyi gizleyip, hangi gece olduğunu açıklamamasının bir takım hikmetleri vardır. Kısaca, “Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in her gecesini ibadet ve taatla geçirsinler, bu geceye tesadüf ederiz ümidiyle her gece, Allah-ü Teâlâ’nın kapısına gelsinler” diye gizlenmiştir ki, selefin adeti budur. Kadri bilen kişiye göre her gece Kadir Gecesi’dir.

Allah-ü Teâlâ adeta şöyle demiş oluyor: “Eğer ben Kadir Gecesini tayin edersem, bir takım arzularınız sizi masiyyete götürür. Zira ben sizin masıyyetleri işlemeye karşı olan cesaretinizi biliyorum. O gecede günaha düşebilirsiniz. O gecenin Kadir Gecesi olduğunu bile bile günah işlemek daha çirkin ve cezası daha ağırdır.

Peygamber Efendimiz mescide girdiklerinde bir adamın uyumakta olduğunu gördü.  “Ya Ali, onu uyar, gidip abdest alsın.” buyurdu. Hz. Ali adamı uyardı ve dedi ki; “Ya Rasülellah! Sen hayırlı işlerde herkesten önde olansın. Niçin bu adamı kendin uyarmadın?” Rasülüllah Efendimiz: “Eğer o adama kalk dediğimde beni reddetseydi, küfre düşerdi. Seni reddetmesiyse küfür değildir. Eğer reddederse suçu hafif olsun diye sana uyandırttım.” buyurdu.

Peygamberimizin ümmetine karşı merhameti böyle olunca, Allah-ü Teâlâ’nın merhameti nice olur sen mukayese et!

Kadir Gecesi’nin gizlenmesinin hikmetlerinden biri de, Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu kesin olarak bilemeyen kul, Kadir Gecesi olabilir diye Ramazan-ı Şerif ayında her geceyi ibadet ve taatla ihya eder (değerlendirir). Allah-ü Teâlâ kulunun bu haliyle meleklerine karşı iftihar eder. Buyurur ki: “Siz bu insanlar hakkında fesat çıkarırlar, kan dökerler demiştiniz. İşte bakın onların ibadet ve taatlarına. Kadir Gecesi olması muhtemel bir geceyi böyle ihya ediyorlar. Ya bir de Kadir Gecesi olduğunu kesin olarak bilselerdi, nasıl ibadet ederlerdi”. İşte burada Allah-ü Teâlâ’nın meleklere “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” sözünün sırrı anlaşılmış oluyor.

Bu gecenin faziletlerine dair bir çok hadis-i şerifler gelmişti.

Hadis-i Şerif: Ebu Hüreyre (R.A.) dan: Kim (faziletine) inanarak ve sevabını (Cenab-ı Hak’dan) umarak Kadir Gecesi’nde (ibadete) kalkarsa, geçmiş günahları bağışlanır.

Açıklama: Burada kaim olmak, ibadete kalkmak demek teravih namazı demektir. Diğer bir kavle göre gece kaim olmak, kendisiyle meydana gelen her hangi bir namaz demektir. Bağışlanan günahlar, küçük günahlardır. Bazı âlimler: “Eğer kişinin küçük günahı olmazsa; büyük günahları hafifletilir.” demişlerdir. Bazı âlimler ise: “Kadir Gecesi’nde akşam ve yatsı namazını cemaatla kılan; bu geceden nasibini almıştır.” dediler. İmam Ebulleys: Kadir Gecesi namazının en azı iki rekat, en çoğu bin rekât ,ortası ise yüz rekâttır.” demiştir.

Kadir Gecesi kılınan namazda kıraetin ortası, her rekâtta bir Fatiha, üç İnna enzelna ve üç KulhüvAllahü ehad okumaktır. İki rekâtta bir selâm verir, her selâmdan sonra Peygamberimiz üzerine salât okur. Sonra kalkıp yüz rekât veya daha az, yahut daha çok, ne kadar kılmak isterse namazını kılar.

Hadis-i Şerif: İbn-i Mes’ud (R.A.) dan: Her kim Kadir Gecesi’nde iki rekât namaz kılar ve her rekâtta bir Fatiha, yedi İhlâs okursa, selâmdan sonrada  yetmiş defa “ Estağfirullahe ve etübü ileyh” derse; oradan kalkmadan, kendisinin ve anne babasının günahları bağışlanır.

 Allah-ü Teâlâ ona bir takım melekler gönderir. Bu melekler gelecek seneye kadar ona sevab yazarlar.

Bir takım melekleri de Cennete gönderir. Onun için orada ağaçlar dikerler, köşkler inşa ederler ve nehirler akıtırlar. Bunları görmeden dünyadan çıkmaz.

işte bu iki rekât, bin ay namazdan hayırlıdır.

Bu geceyi en mükemmel şekilde ihya etmek için, namaz kılmalı, dua etmeli ve Kur’an-ı Kerim okumalıdır. Peygamberimiz, Ramazan ayının son on gününde, diğer günlerde yapmadığı bir çalışma yapar, daha çok ibadetle meşgul olurdu.

Hz. Aişe (R.A.) dan: Peygamber (S.A.V.) Ramazan ayının yirmi gününde hem namaz kılar, hem uyurdu. Son on gündeyse, namaz ve diğer ibadetlerle (geceleri) ihyaya çalışırlardı. Hz. Aişe (R.A.) Efendimize: “Ya Rasülellah! Hangi gecenin Leyle-i Kadir olduğunu bilirsem ne diyeyim? diye soruyor. Rasül-i Ekrem (S.A.S.) “Allahümme inneke afüvvün tuhıbbül afve fa’fü anni, de” buyurdu.

Mânâsı: Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!

İşte bu Kadir Gecesi bir ikram olarak Ümmet-i Muhammed’e mahsus olup, diğer ümmetlerde böyle bir gece yoktur.

Ayeti Kerime’nin zahirinden, Kadir Gecesi’nin, Cuma Gecesi’nden efdal olduğu anlaşılıyor. Fakat bu mes’ele ihtilâflıdır. Ekseri âlimler ayetin zahirinden anlaşıldığı gibi, Kadir Gecesi’nin üstün olduğu görüşündedirler. Hanbeli âlimlerinin ekserisi ise, Cuma Gecesi’nin efdal olduğu görüşündedirler. Burada, orta olan görüş; Kur’an-ı Kerim kendisinde indirilen Kadir Gecesi, Cuma Gecesi’nden üstündür. Ama diğer Kadir Gecelerinden Cuma gecesi üstündür. Bazı Hanefi alimlerine göre Kurban Bayramı gecesi, Kadir Gecesi’nden üstündür.

Bazı Şaafilere göre en efdal gece, Velâdet Gecesi (efendimizin doğduğu gece) sonra Kadir Gecesi, sonra Mirac Gecesi, sonra Arefe Gecesi, sonra Cuma Gecesi, sonra Şaban’ın on beşinci (Berat) Gecesi, sonra Bayram Gecesidir (Ğaliye).

Bu gecenin faziletlerinden biri de, meleklerin ve (Ruh) Cebrail (A.S.)’ın yeryüzüne inmesidir. Bu gece akşam namazı vaktinden itibaren tan yeri ağarıncaya kadar, melekler Allah’ın selâm ve rahmetini evliyaullaha ve ehli taata ulaştırmak üzere semavattan yeryüzüne inerler. Melekler nurdan yaratılmış, istedikleri şekillere girebilen lâtif varlıklardır ki; peygamberler onları böyle görmüşlerdir.

İnsanlar cinlerin onda biri, insan ve cinler kara hayvanlarının onda biri, bunların tamamı kuşların onda biri, onların tamamı deniz hayvanlarının onda biridir. Onların tamamı dünya semasındaki meleklerin onda biri, bunların tamamı ikinci kat semadaki meleklerin tamamı kadardır. Bu hâl arş ve kürse kadar böylece katlanarak devam eder.

Eğer denilirse ki, melekler çoktur. Yer ve dünya seması onları nasıl taşıyabilir? Zaten dünya seması meleklerle dolu, ayak basacak yer bile bulunmazken, O Gece’de meleklerin tamamını nasıl alabilir?
Cevaben deriz ki: Rivayet olunduğuna göre melekler bölük bölük inerler. Yeryüzüne inen geri çıkar. Nasıl ki hacılar çok kalabalık oldukları halde Ka’be’ye ve diğer ibadet yerlerine sırayla girip çıkıyorlarsa melekler de öyledir. Onun için müddet, fecrin doğuşu (tan yerinin ağarması) na kadar uzatılmıştır.

Meleklerin yeryüzüne inme sebeplerinde değişik görüşler vardır. Melekler semavat âleminde görmedikleri ibadet şekillerini yeryüzünde görürler. Şöyle ki:

1. Zenginler evlerinden yemek getirirler, fakirler de zenginlerin yemeğini yer. Hep beraber Allah’a ibadet ederler, bu göklerde görülmeyen bir ibadet şeklidir.
2. Melekler asilerin, günahkarların inlemesini duyarlar, semavatta bu da bulunmaz.
Hadis-i Kudsi: Günahkarların inlemesi, benim katımda tesbih edenlerin yüksek sesle (9) tesbihinden daha sevimlidir.
Denildi ki: Meleklerin yeryüzüne inmelerinin sebebi:
Ayet Meali: Hani Rab’bin meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Melekler: “Sen orada bozgunculuk yapacak, kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Hâlbuki, biz seni hamdinle tesbih ve noksan sıfatlardan tenzih edip duruyoruz!” dediler. Allah: “Şüphesiz, ben sizin bilemeyeceğinizi bilirim” Buyurdu. (El-Bakara- 30)

Allah-ü Teâlâ bu gece insan oğlunun meleklerin dedikleri gibi olmadığını ibadet ve taat üzere bulunduklarını göstermek için meleklerei gönderir. Müminlerin ibadatü taattaki hallerini görürler ve onlara selâm verirler, günahlarının affı için istiğfar ederler.

Bizim günahlarımızın çokluğunu bildikleri halde melekler, bizi görmeye rağbet ederler, Çünkü onlar, isyan ve günahlarımızın tafsilâtına vakıf olamazlar. Levh-i mahfuzu gözden geçirirken, mükelleflerin taatlarını görürler. İsyanları geldiğinde perde aşağı sarkıtılır da göremezler ve “Güzeli açığa çıkarıp çirkini örten Allah’ı tenzih ederiz.” derler.

4. AYETİ KERİMEDE GEÇEN VE O GECE YERYÜZÜNE İNEN RUH HAKKINDA BİRÇOK GÖRÜŞLER VARDIR. (10)

1. Ruh: Cebrail (A.S.)’ dır. Melekler ve Cebrail demek suretiyle önce umumi olarak, sonra hususi olarak zikredilmekle tazim vardır. Ruh kelimesi şu ayeti kerimelerde Cebrail (A.S.) manasında kullanılmıştır.
Ayet Meali: Onu (Kur’an-ı Kerimi) Ruh’ul-Emin indirmiştir. (Eş-Şuara- 193)
Ayet Meali: Onların önünde bir perde kurdu. Derken kendisine ruhumuzu (Cebraili) gönderdik te, ona düzgün bir insan şeklinde göründü. (Meryem- 17)

2. Ruh: Kur’an-ı Kerim’dir. Şu ayet-i kerimede ruh, Kur’an-ı Kerim manasında kullanılmıştır:
Ayet Meali: Ve işte sana böyle emrimizden bir ruh (Kur’an) vahy ettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Lâkin biz onu bir nur yaptık. Onunla kullarımızdan dilediklerimize hidayet veriyoruz ve muhakkak ki sen, doğru bir yolu gösteriyorsun. (Eş-Şura- 52)
Kur’an-ı Kerime ruh denilmesi, ruhların ve akılların canlılığı kendisiyle meydana geldiği içindir.

3. Ruh: İsa (A.S.)’ dır. Çünkü o, Allah’ın Ruhu ve kelimesidir. (-2-)
Bu ümmetin hâline vakıf olmak ve Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret için bu gecede iner.

4. Ruh: Hz. Muhammed’in ruhudur. Peygamberimizin ruhu, Arş-ı Âlâ’nın altındadır. Bu gece ümmetine olan şefkat ve merhametinden dolayı onlara selâm vermek üzere, yeryüzüne inmek için Allahü Teâlâ’dan izin ister.
Hadis-i Şerif: Allah-ü Teâlâ ben,i otuz seneden fazla yeryüzünde bırakmaz.
Hz. Hüseyin (R.A.) Hicri Otuzuncu senenin başında şehid edildi. Allah-ü Teâlâ ehli arza gadap etti ve Hz. Hüseyin’in ruhunu a’lai illiyyine (-3-) kaldırdı. Salihlerden bazıları Peygamber Efendimizi rüyalarında görüp “Ya Rasülellah! Ümmetinin başına gelen belâları, fitneleri görüyor musun? dediler. O: Allah onların belâ ve fitnelerini artırsın. Onlar Hüseyin’i öldürdüler, benim ondaki hakkımı muhafaza etmediler, hatırımı gözetmediler.” buyurdu.

5. Ruh: Ölmüş Müslümanların ruhlarıdır. Geride bıraktıkları yakınlarını ziyaret için o gece yer yüzüne inerler.
Rivayete göre şöyle derler: Ya Rab! Bize izin ver, evlerimize gidelim, çoluk çocuklarımızı görelim . Allah-ü Teâlâ onlara izin verir, yeryüzüne inerler, mescidlere giderler. Mescidlerde namaz kılanlara, orada zikredenlere, nasihat dinleyenlere bakıp hasret çekerler, ağlarlar. Sonra evlerine gelip kapılarında dururlar. Bakarlar ki, evlerine başkaları yerleşmiş, eşleri başkaları ile evlenmiş, çocukları yetim kalmış, malları taksim edilmiş. Ey bizim evlerimizde oturanlar, ey eşlerimizle evlenenler, ey mallarımızı yiyenler, biz dar kabirlerde iken ey geniş evlerde oturanlar! Hiç bizim garipliğimizi ve muhtaçlığımızı düşünüyor musunuz! Bizim amel defterlerimiz dürüldü, kapandı. Sizinki ise açık. Bu gece bize merhamet edin; bizim adımıza bir sadaka verin, bizim için bir dua edin veya bir fakire bir lokma yiyecek verin. Bizim gerçekten buna ihtiyacımız var. Eğer cimrilik yaparsanız; bizim adımıza sadaka vermek, yahut yemek yedirmek size zor gelirse; iki rekât namaz kılıp bizim ruhlarımıza hediye edin. Bizi hatırlayarak, bize merhamet edecek kimse yok mu? diye ağlaşırlar. Sonra mezarlarına gelirler. Bakarlar ki, derileri ve saçları darmadağan olmuş, etleri çürümüş, yanakları solmuş, gözleri akmış. Ağlarlar, yalvarıp (11) yakarırlar ve makamlarına geri dönerler. (Hayat-ül Kulüb)

Ayet-i kerimede geçen “Bi izni Rabbihim” Rablerinin izniyle inerler. Yani, Allah-ü Teâlâ’nın emriyle inerler, demektir. Burada meleklerin günah işlemekten ma’sum olduklarına, sözle asla onun önüne geçmeyeceklerine, onun emriyle hareket edeceklerine ve emrolundukları şeyi yapacaklarına delâlet vardır.
Ayet Meali:Bunlar (melekler) sözle asla onun önüne geçmezler, hep onun emriyle hareket ederler.(El-Enbiya-27)
Ayet Meali: Bunlar (melekler) .... Emredildikleri şeyi yaparlar. (Et-Tahrim-6)
Ayet-i Kerimede ayrıca, meleklerin mü’minlere düşkün olduğuna işaret vardır. Bu sebeple yeryüzüne inmek için izin isterler. Sidre-i Münteha ve diğer yerlerdeki melekler, Cebrail (A.S.) ile beraber inerler. Yeryüzünde, üzerinde bir melek bulunmayan hiçbir kara parçası kalmaz. Melekler secde ederler, kıyamda dururlar, müminler için dua ve istiğfar ederler.

Her yere girerler. Ancak, kilise, helâ, çöplük, içinde köpek, lâşe, canlı resmi, eğlence aleti, sarhoş insan, zinadan dolayı cünüp bulunan ev, put ve benzeri şeyler bulunan pis, çirkin mekânlara girmezler. (Zühret’ürriyaz)

Ayeti Kerimede geçen “Min külli emrin” Her bir iş için inerler. Yani, hayır veya şer o sene için takdir edilen her mühim iş için inerler. Bu gecede Cebrail (A.S.) ve diğer meleklerin inmesi, mükelleflerin yararına (12) olan her mühim iş içindir.

Bazı âlimler  dediler ki: Her bir melek bir başka mühim şey için iner. Bazıları rükû, bazıları secde, bazıları dua için iner. Bazıları da bu gecenin faziletini idrak için inerler. Çünkü Cenab-ı Hak bu gecenin faziletini, yer yüzünde ibadetle meşgul olmaya tahsis etmiştir. Bizim daha çok sevab kazanmak için Mekke’ye gittiğimiz gibi, melekler de; taatlarına daha çok sevab verilmesi için arza inerler.

Bazı âlimler de: “Melekler, mü’minlere selâm vermek için inerler.”demişlerdir. Ayet-i Kerimede geçen “Selâmün hiye” O gece selâmdır sözü, yeni bir cümle başlangıcıdır. Yani bu gecenin faziletlerinden biri de: Bu gece ancak selâmettir, ve bu gecenin tamamı hayırdır. Bu gecede yalnız selâmet takdir edilir. Şeytan bu gecede hiçbir kötülük yapamaz, hiçbir kimseyi ifsad edemez. Bu gece, insanların kendisinden korktuğu, fırtına, yıldırım, deprem gibi afet ve belâlar meydana gelmez. Bu gece hiçbir sihirbazın sihri, hiçbir şeytanın vesvesesi tesir etmez. Hiçbir cinnin zararı dokunmaz, gökten belâ inmez. Bu gecenin bereketiyle Hz. Allah bütün mü’minleri belâlardan korur. Diğer gecelerde ise selâmet ve belâlar beraber olur. (Zühret’ür riyaz, Tefsir-i Kebir)

Diğer bir tefsire göre, melekler bu gece mü’minlere çok selâm verdikleri için, bu gece ancak selâmdır demektir.

Şöyle ki: Melekler bu gece yeryüzüne inip doğu ve batıya dağılırlar. Bütün mü’minlere rahmet tevzi ederler. Hatta bir melek uyuyan bir Müslümanın başına yetmiş defa gider; ta ki uyarıncaya kadar. Onu uyarır. Ona Allah’ın selâmını tebliğ eder. (Tefsir-i Kebir)

Zikir meclislerine giderler, orada hazır olurlar, mü’minlere selâm verirler ve onlarla musafaha (toka)laşırlar. Bunun da bir alâmeti vardır o da. Kişinin cildinin ürpermesi veya kalbinin yumuşaması veya gözlerinin yaşarması yahut, gönlünün açılmasıdır. İşte bu hâller meleklerin selâm verip musafahalaşmasından meydana gelir.

...

Dipnotlar:

(-1-) Alâmetler yani, Peygamberimizin gönderilmesi.
(-2-) İsa (a.s) ;Cebrail (a.s)’ın Hz Meryem’e hayat nefhası üfürmesi ve Allah-ü Teal⒠nın da “ol” demesiyle yaratıldığından; kendisine Allah’ın ruhu ve kelimesi denilmiştir.
(-3-) Cennetin ve gökyüzünün en mukaddes, en yüksek makamı.

KAYNAK:
TEFCÎR-UT TESNÎM FÎ KALBİN SELİM
(Temiz Kalpte Cennet Pınarı Kaynatmak)
Fatih Dersiamlarından Merhum Eğin’li Mehmet Rahmi

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesi (1)'in Devamı
« Yanıtla #17 : 11 Haziran 2015, 13:07:37 »
Kadir Gecesi (1)'in Devamı

Haber:

Melekler Kadir Gecesi’nde bütün mü’minlere selâm verirler. Cebrail (A.S.) Allah’ı zikredenlere selâm verir. Hz. Allah namaz kılanlara (13) selam verir. (Dürerül-vaizin)

Meleklerin Ümmet-i Muhammed’e inip selâm vermesinin hikmeti: Peygamberimizin, “Allah-ü Teâlâ benim zayıf ümmetime ne ile muamele edecek?” diye kalbi şerifleri mahzun oldu. Allah-ü Teâlâ: “Ya Muhammed! Ne zamana kadar kalbin ümmetin hakkında üzüntü ve keder ile mahzun olacak? Habibim! Sen üzülme. Ben Peygamberlerime meleklerimi selâm ve vahy ile gönderdiğim gibi; Kadir Gecesi’nde senin ümmetlerine de meleklerimi selâm, müjde ve rahmet ile gönderirim.” buyurarak teselli etti. (Hayat-ül Kulüb)

Allah-ü Teâlâ’nın her sene Kadir Gecesi’nde, Cebrail (A.S.)’ ın dili ile Ümmeti Muhammed’e selâm vermesindeki incelik; Allah-ü Teâlâ’nın selamı ile kalblerinin dolması, kalblerin, İslâmdan kaymaması, kıyamete kadar İslâm üzere sebat etmesi ve Müslümanların mürted olmaması içindir.

Ayet-i kerimede geçen (Hatta metle-il-fecri) fecir doğuncaya kadar. Yani; melekler, bölük bölük, fecir doğunca (tanyeri ağarınca)ya kadar inerler. Veya; o vakte kadar melekler, tesbih ederler, tehlil (lâ ilâhe illAllah derler) ve istiğfar ederler, mü’minlere selâm verirler, onları ziyaret ederler sonra semaya çıkarlar. İlk çıkan Cebrail (A.S.) olur. Güneşin önüne kadar uçar. İki yeşil kanadını  açar ki, bu kanatları sadece Kadir Gecesi’nde ve bu saatte açar. Melekleri çağırır. Meleklerin nuru ile Cebrail (A.S.)’ ın kanadının nuru bir araya gelir. Onun için denir ki; Arş’tan yeryüzüne kadar bir sütun gibi inen nur, meleklerin kanadının nuru, yahut ta Kadir Gecesi’nde kapılarını açan, Adn Cenneti’nin nurudur.

HİKÂYE

Şeyh Ebu Abdullah Muhammed el-Hafif’in annesi, ibadetle meşgul olan muhtereme bir hatun idi. Ebu Abdullah’ın iki oğlu da, Kadir Gecesi’ni idrak edebilmek için Ramazan-ı Şerifin son on gününü ihya ederlerdi. Ebu Abdullah evin üstünde namaz kılardı, annesi ise evin içinde kalben Allah’a yönelir, onu zikrederdi. Bir gece Kadir Gecesi’nin envarı zahir olmaya başladığını görüp oğluna: “Ey oğlum! Gel. Senin aradığın bizim yanımızda.” dedi. Oğlu gelip nurları görünce annesinin ayağının dibine düştü. Bu hadiseyi anlatır ve “Bu hadiseye şahid olduktan sonra annemin kıymetini bilmeye başladım.” derdi.

Kadir Gecesi’nin faziletlerinden biri de: O geceyi ibadetle ihya eden kimseye Hz. Allah gelecek seneye kadar azap vermez.

Leyletül Kadr,(Arapça yazılışı itibarıyla) dokuz harfli bir kelimedir. Kim bu gecede Allah’a ibadet eder ve ibadeti makbul olursa, Allah-ü Teâlâ onun için cennette dokuz şey takdir eder:
1.Ayakları için cennet binekleri.
2.Vücudu için cennet ipekleri.
3.Elleri için cennet bilezikleri ve yüzükleri.
4. Başı için cennet tacı.
5. Oturması için koltukları.
6. Dili için Allah-ü Teâlâ ile konuşmak.
7. Kulakları için Allah-ü Teâlâ’nın hitabını duymak.
8. Gözü için Allah-ü Teâlâ’nın cemâlini görmek.
9. Midesi için cennet yiyecekleri.

Ayet Meali: Allah öyle hüküm verir ki, O’nun hükmü peşine düşecek (ve reddedecek) yoktur. Hem O, çabuk hesap görendir.(Er-Ra’d- 41)
Peygamberimizden rivayet olunduğuna göre:
Kadir Gecesinde kılınan her rekât, İsmail (A.S.) evlâdından bir köle azat etmek gibidir.
Kadir Gecesinde her tesbih, semadaki meleklerin tesbihi gibidir.
Kadir Gecesi’nde okunan her ayet bir gaza gibidir.
Kadir Gecesi’nde her tekbir, makbul bir hac gibidir.

Rivayet:
Cennette “Âliye” isminde bir köşk içinde “Ğaliye” isminde bir cariye vardır. Ramazan-ı Şerifin yirmi yedinci gecesi olduğu zaman cariyeleri, hizmetçileri ve hulle (elbise)leri ile Cennetin avlusuna çıkar. Kaşları hilâl gibi, alnının kenarları yıldız gibi. Şayet denize ağzından bir damla su atsa, denizin suyu tatlılaşır. Eğer mahlükat ona bir def’a baksa, göz açıp kapayıncaya kadar, hatta daha kısa sürede ölürler. Başında yaldızlı bir taç vardır. Kâküllerinin ucunda ziller, her zilde bir nağme (güzel ses) vardır. İşve, naz ve cilve ile Cennette yürür, Huriler, “senin taliblerine müjdeler olsun” derler. O: Ben Kadir Gecesi’nde uyanık olanlar içinim der.

Bize Kadir Gecesini veren, bizi şeref ve keramet sahibi Ümmet-i Muhammed’den kılan Allah’a hamdolsun.

DUA

Bize Kadir Gecesi’ni veren, bizi ikram ve kıymet sahibi Ümmet-i Muhammed’den kılan Allah’a hamd olsun.

İnsanı yaradıp; biçimlendiren, en güzel surette yaratıp kuvvetlendiren Allahım.

Dua edeni eli boş çevirmeyen Allahım. Bu gece dua eden kullarına umduklarını ver, dünya ve ahirette istediğine kavuştur. Bu gece bizim için helâl olanları takdir et. Rızkımızı geniş kıl. Bizi, seni tanıyıp hakkını yerine getirenlerden eyle. Bu gece hastalarımıza şifa ihsan eyle. Ölülerimizi fazlınla mağfiret et. Kusurlarımızı ört, üzüntü ve endişelerimizi gider.

Ey mevlâmız, rahmetinle dualarımızı kabul eyle.



KAYNAK:
TEFCÎR-UT TESNÎM FÎ KALBİN SELİM
(Temiz Kalpte Cennet Pınarı Kaynatmak)
Fatih Dersiamlarından Merhum Eğin’li Mehmet Rahmi

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesi (2)
« Yanıtla #18 : 11 Haziran 2015, 13:11:20 »
Kadir Gecesi (2)


Hz. Aişe (R.A.) dan: Bir gün Rasülüllah yanıma geldi. Ben ise yatağımı serdim, uyuyacaktım. Bana şöyle dedi: Ya Aişe! Şu dört şeyi yapmadıkça uyuma.


1. Kur’an-ı Kerim hatmetmedikçe,

2.Kıyamet gününde bütün peygamberleri kendin için şefaatçı kılmadıkça,

3. Bütün müslümanların rızasını almadıkça,

4. Hac ve Ümre yapmadıkça uyuma, buyurdu ve namaza başladı.

 

Ben, o namazı bitirinceye kadar bekledim ve “Ya Rasülellah! Anam babam sana feda olsun. Bana öyle dört şey emrettin ki, ben onları bu saatte yapamam.” dedim. Rasülüllah tebessüm ettiler ve: “Üç defa Kul hüvellahü ehad okuduğun zaman Kur’an’ı hatmetmiş olursun. Ben ve benden önceki peygamberler üzerine salât okuduğun zaman, biz sana kıyamet günü şefaatçı oluruz. Mü’minler için istiğfar ettiğin zaman hepsi senden razı olur, Sübhanellahi vel hamdülillâhi velâ ilâhe illAllahü vAllahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azim dediğin zaman hac ve ümre yapmış olursun.” buyurdu.

 

Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahime ve Müsâ ve İsa vema beynehüm minnen-nebiyyine vel mürseline salevatüllahi ve selâmühü aleyhim ecmaiin.

 

Mânâsı: Allahım! Efendimiz Muhammed üzerine, Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve onlar arasındaki enbiya ve mürselin üzerine rahmet eyle. Allah’ın rahmeti ve selâmı onların tamamı üzerine olsun.

 

(1)

 Kelbi ve Rebi’ bin Enes şöyle dediler: Ayet’in manası, biz, Cebraili Kur’an-ı Kerim ile topluca Allah’ın katından, Dünya semasına Kadir Gecesinde indirdik, demektir.

Sonra da Rasülüllah üzerine nücümen, yani; bir sûre, iki sûre, bir ayet, iki ayet, üç ayet, daha az veya daha çok olmak üzere indirilmiştir.

 

Ayet Meali: Battığı zaman yıldıza yemin olsun ki. (En-Necm- 1) Diğer bir manası da, “indiği zaman Kur’an’a yemin olsun ki,” demektir.

 

Ayet Meali: Peyderpey inen Kur’an’a yemin ederim.

(El-Vakıa- 75)

 

İMAM-I SÜYÜTİ İTKAN’DA KUR’AN-I KERİMİN İNZALİ HUSUSUNDA ÜÇ GÖRÜŞ VARDIR DİYOR:

 

1- Birinci görüş, en sahih ve en meşhur olan görüştür. Kadir Gecesi’nde topluca Dünya semasına indirilmiş, sonra da yirmi senede veya yirmi üç senede, veyahut yirmi beş senede ihtiyaca göre peyder pey peygamberimize indirilmiştir. Bu ihtilaf, peygamberimizin bi’setten sonra Mekke’de ikamet müddetinde ki ihtilaftan kaynaklanmıştır. Müşrikler bir şey ortaya attıkları zaman Allah-ü Teâlâ onlara cevap veriyordu.

 

İbn-i Abbas (R.A.) : Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde topluca,  sonra peyder pey indirildi.

 

2- Dünya semasına yirmi veya yirmiüç, yahut yirmibeş Kadir Gecesi’nde indirilmiş. Her Kadir Gecesi’nde, o sene içinde indirilmesi takdir olunan kısmı topluca indirilmiş; sonrada sene boyunca ayet ayet, sûre sûre indirilmiştir.

 

3- İndirilmeye Kadir Gecesi’nde başlandı, sonra muhtelif vakitlerde indirilmiştir.

 

Denildi ki:  Kur’an-ı Kerim’in Dünya semasına topluca indirilmesi, hem Kur’an-ı, hem de Peygamberimizi tazim içindir.

Semavat sakinlerine şöyle denilmiş oluyor. Bu, en şerefli ümmet için, Peygamberlerin sonuncusu üzerine, indirilen son ilâhi kitaptır. Eğer hikmeti ilâhi, onun hadiselere göre peyder pey inzalini iktiza etmeseydi; diğer kitaplar gibi topluca indirilirdi.

Sonra peyder pey indirilmesinde Peygamberimiz için şeref vardır. Musa (a.s)’a kitabının topluca indirilmesinde Muhammed (A.S.)’ ın üstünlüğüne işaret vardır. Peygamberimizin kitabı iyice ezberlemesi için peyder pey indirilmiştir.

 

Ebu Şame: “Kur’an-ı Kerim’in peyderpey indirilmesinin sırrı nedir? diye sormuş ve “Allah-ü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de bu sualin cevabını vermişti ” diyerek şu ayet-i kerimeyi okumuştur.

 

Ayet Meali: Birde kâfirler: “Bu Kur’an, ona toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle (azar azar) indirdik ve onu ağır ağır okuttuk (ki kolay ezberlensin).

                                                                                   (El-Furkan- 32)

 

Her bir yeni hadisede vahy tekrarlandıkça, Cebrail (A.S.)’ ın yeniden gelmesi icab ediyor. Bu da Peygamber Efendimizi manen takviye etmiş oluyor. Cebrail (A.S.)’ ın yirmi dört bin def’a peygamberimize indiği rivayet edilmiştir.

 

İbn-i Fürek: Tevrat, okuma yazma bilen Musa (A.S.)’ a topluca indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim ise ümmi olan bir peygamber üzerine, yazılı olmadığı halde peyder pey indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de nasih ve mensuhlar vardır. Bu ise ayrı ayrı indirilen bir kitapta mümkün olabilir,  demiştir.

 

(2)

KADİR SÜRESİNİN FAZİLETLERİ

 

Hadis-i Şerif: Hz. Ali (R.A.)’ dan rivayet edilmiştir.Bir kimse “İnna enzelnahü fi leyletil kadri” sûresini okursa, Allah onun kabrinden Cennette iki kapı açar, okuduğu her ayete, İncil okuyanın sevabı verilir.

 

Hadis-i Şerif: Hasan Bin Ali (R.A.) dan: Bir kimse “İnna enzelnahü” yü farzlardan bir farzda okursa; bir münadi, “Ey Allah’ın kulu! Geçmiş günahların bağışlandı, yeniden amele başla ” diye seslenir.

 

Hadis-i Şerif: Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’in oğlu Ali’nin oğlu Muhammed (R.A.))dan:“İnna enzelnahü”yü sesli okuyan Allah yolunda kılıcını sıyıran gibidir.  “İnna enzelnahü” yü sessiz okuyan Allah yolunda kana bulanan gibidir. Kişi on defa okursa bin tane günahı yarlığanır.

 

 

 

Yine aynı zattan

Hadis-i Şerif: Kim “inna enzalnahü” yü, Haremi Şerif’te bin (1000) defa okursa; yapılmış ve yapılacak bütün hac ve ümrelerin sevabı ona verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Arafat’ta vakfede 100 (yüz) defa okursa, kıyamete kadar cihad edenlerin ecri kendisine verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Mina Mescidi’nde 70 (yetmiş) defa okursa, kıyamete kadar verilecek bütün sadakaların ecri kendine verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Medine’de Peygamberimizin kabri yanında 21 (yirmibir) defa okursa,  peygamberimizi sevenlerin ve nebilerin ecri verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Makam-ı İbrahim’in arkasında 7 (yedi) defa okursa, Davut (A.S.)’ ın ibadetinin sevabı verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Kâ’be’ye bakarken 7 (yedi) defa okursa, Allah ona rahmet nazarıyla bakar.

Kim “inna enzalnahü” yü, Mina’ya yöneldiğinde okursa, Allah ona afiyet verir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Mina’dan Arafat’a yöneldiğinde okursa, Allah-ü Teâlâ cennette onun ruhunu peygamberlerin ruhu ile tanıştırır.

Kim “inna enzalnahü” yü, Rukn-ü Yemani ve Hacer-ul Esved arasında 3 (üç) kerre okursa,  kıyamete kadar amel edenlerin ecri verilir.

Kim “inna enzalnahü” yü, Mültezem’de üç kere okursa, semavatın melekütünde veli olarak çağrılır.

Kim “inna enzalnahü” yü, altın oluğun altında 80 (seksen) kere okursa, onun için 80 oluk yapılır, her oluktan mahlukat sayısınca nur akar. Allah-ü Teâlâ o nurun her zerresinden bin melek yaratır, melekler kıyamete kadar onun için istiğfar ederler.

 

Kim bu sûreyi Safa Tepesi’nde okursa, oraya ayak basan, yahut kıyamete kadar ayak basacak olanlar adedince ona sevab yazılır.

Kim bu süreyi Merve’de okursa, Safa’da ki gibi ecir verilir.

Kim bu süreyi iki cemreden (şeytan taşlamadan) sonra okursa, dünya yaratılalıdan kıyamete kadar halk edilen bütün koyunların tüyü adedince ecir yazılır.

Kim bu süreyi ihrama girerken okursa, Allah onu Cehenneme haram kılar.

Kim bu süreyi Haremi Şerif’e girerken okursa, Allah onun düşmanlarına Cenneti haram kılar, mağer ki tevbe etmiş olsunlar.

Kim bu süreyi her yedi tavafında okursa, kıyamete kadar tavaf edenlerin ecri verilir.

Kim bu süreyi Zemzem içerken, yahut altın oluktan akan suyu içerken okursa, semavatın melekütünde (herkes tarafından bilinmeyen gizli sırlarında) alimlerden olarak çağrılır.

Ebu Cafer (R.A.) demiştir ki: Şayet kader (takdir) in önüne geçen bir şey olsaydı, ben derdim ki; yolculuğa çıkarken, evinden çıktığında bu süreyi okuyan kişi muhakkak geri döner. (bunu rahatlıkla söyleyebilirdim, ancak kader değişmez)

Kim bu süreyi Mescidi Aksa’da dört kere okursa, şeytanla onun arasına girilir. (Şeytan ona zarar veremez.)

Kim bu süreyi hayvanına (araba, vapur, tren) binerken okursa; sağ salim ve bağışlanmış olarak iner.

Kim bu süreyi yazıp suyunu içerse, Ab-ı hayat içmiş gibi olur.

Kim bu süreyi yazıp suyuna eblisesini daldırırsa, o elbise giyince günah işlemez.

Kim bu süreyi yazıp suyunu seccadesine serpse, o seccadede kıldığı bütün namazları kabul olunur.

Kim bu süreyi yazıp suyunu hasta vaya deliye içirirse, iyileşir.

Kim ki, çocuğunun (nasıyesinden) başın ön kısmında olan saçların kökünden tutup bu süreyi okursa; Hz. Allah çocuğunda seveceği ve razi olacağı davranışları ona gösterir. (yaratır)

 

Yine zevcesinin nasiyesinden tutup bu süreyi okuyan kişiye de, Hz. Allah zevcesinde hoşnud olacağı davranışları gösterir.

 

Hadis-i Şerif: Kadir Sûresi’ni okuyana, Ramazan-ı Şerifte oruç tutan ve Kadir Gecesi’ni ihya eden kişinin sevabı verilir.

 

Hadis-i Şerif: Kim Kadir Sûresi’ni 100 (yüz) kerre okursa; Allah onun kalbine İsmi A’zam’ı yerleştirir, o kulun istediği herşeyi Allah verir.

 

Kim bu süreyi Cuma günü 1000 (bin) kerre okursa; rüyasında Muhammed (A.S.)’ ı görmeden ölmez.

(Tefsiri Hanefi, Ruhulbeyan ve Hazinet’ül Esrardan özetle)

 

Bir kimse abdestin arkasından “İnna enzelnahü fileyletil kadr” sûresini bir kerre okursa; sıddıklardan olur. Onu iki kerre okuyan; şehidler divanındadır. Onu üç kerre okursa; Allah onu Peygamberleri haşrettiği gibi haşreder.

 

Abdest aldıktan sonra Zemzem içer gibi Kıble’ye dönerek; ayakta abdest suyunun artığından içmek lâzımdır. Bunun yetmiş hastalığa şifa olduğu ve en küçüğünün yorgunluktan kaynaklanan nefes tıkanması olduğu hakkında hadisi şerif vardır.

 

Abdülğani En-nablusi: “Hastalandığımda, iyileşmek için abdest suyunun fazlasından içerim ve iyileşirim.” demiştir.

 

(3)

Ğaliyet-ül-Mevaiz’da: Bazı büyüklerin, takdirin bu gecede olduğunda katiyet olmadığını söyledikleri ifade edilmiştir.

Âlimlerin ekserisine göre hadiseler Şaban’ı Şerif’in onbeşinci gecesinde takdir edilmektedir. Duhan Sûresi’nde “Hikmetli her iş o gecede takdir edilir” ayet-i kerimesindeki geceden murat bu gecedir.

 

Ruh-ul-Meani’ de bu takdir mes’elesinde üç hususun var olduğu yazılıdır:

 

1.    İşlerin takdirinin yapılması, yani; mikdarları, vakitleri gibi hususlar. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın ilmi ezelisindedir.

2.    Bu mukadderatın levh-i mahfuzdan yazılmak suretiyle meleklere gösterilmesi, bu Şaban-ı Şerif’in onbeşinci gecesidir.

3.    Bu mukadderatın nüshalara yazılıp takiple vazifeli meleklere teslim edlimesi,

 

 

Erzak, otlar, yağmurlar vb. nüshası Mikâil (A.S.)’ a,

Harpler, rüzgârlar, fırtınalar, zelzeleler, yıldırımlar, yerin dibine batmalar vb. nüshası Cebrail (A.S.)’ a,

Ameller nüshası, birinci kat semada duran ve büyük bir melek olan İsmail isimli meleğe,

Öleceklerin isimlerinin bulunduğu nüsha, Azrail (A.S.)’ a teslim edilir. İşte bu teslim işi Kadir Gecesi’ndedir.         

 

Bir görüşe göre; Berat Gecesi’nde, eceller ve rızklar, Kadir Gecesi’nde ise; kendisinde hayır bereket ve selâmet olan hususlar takdir edilir.

 

Diğer bir görüşe göre; Kadir Gecesi’nde dinin kuvvetlenmesi ve Müslümanların menfaatine olan meseleler takdir edilir. Berat Gecesi’nde ise; öleceklerin isimleri yazılıp ölüm meleğine teslim edilir. Allah-ü âlem. (Galiyet’ül- Mevaiz’ den)

 

(4)

Bazı âlimler burada hoş bir nüktenin olduğunu söylemişlerdir. Sanki Hz. Allah bize şöyle demektedir. Kadir gecesi takdir gecesidir. Ben bu gece yağmurları takdir ederim, bir sene boyunca sizin ihtiyacınız kadarını size gönderir; geri kalanını hazinemde biriktiririm. Ekinlerden bir senelik ihtiyacınız kadar bitiririm; fazlasını arzda saklarım. Bir sene boyunca muhtaç olduğunuz kadar meyveyi çıkarırım; fazlasını ağaçlarda depolarım. Bütün yağmurlar bir defada inmiş olsaydı; kürre-i arz suya boğulurdu. Şayet meyveler bir defada çıksaydı; kokar ve bozulurdu. İhtiyacınız kadarını size gönderiyorum, geri kalanını da yine sizin için muhafaza ediyorum. Vekil ve koruyucu olarak bana razı değil misiniz? (Tefsir-i Hanefi) 

 

Rivayet:

Arş ve Kürs’i taşıyan dört melek vardır. Her meleğin de dört yüzü vardır. Ayakları yedinci kat arzın altındaki bir taşın üstündedir.

 

Birinci melek, bir seneden gelecek seneye kadar insanoğlu için rızk ve yağmur ister.

 

İkinci melek, hayvanlar için bir yıllık rızk ister.

 

Üçüncü melek, kuşlar için bir seneden öbür seneye kadar rızk ister.

 

Dördüncü melek, yırtıcı hayvanlar için rızk ister.

 

(5)

Her Müslüman’ın Kabir sualine inanması vaciptir.(Sinaniye)

 

Bir akaid kitabı olan Emali’de: “Kabirde her şahsa Rab’binin birliğinden sorulacaktır.” deniliyor.

 

Hadîs-i  Şerif: Enes (R.A.)’ dan: Kul kabre konulduğu zaman, geri dönen arkadaşlarının ayak seslerini işitir. İki melek gelip onu oturturlar ve: “Hz. Muhammed hakkında ne söylüyordun?” derler. O: Ben O’nun Allah’ın kulu ve rasülü olduğuna şahadet ediyordum.” der. Melekler: Cehennem’deki yerine bak, Allah-ü Tealâ ona karşılık sana Cennet’ten bir yer verdi.” derler. Peygamberimiz: Kul her ikisini beraberce görür.” buyurdu.

 

Kâfir ve münafık: “Ben bilmiyorum, insanlar ne diyorsa, bende onu söylüyordum.” der. Demir bir çekiçle kulağının altına bir darbe vurulur, öyle bir feryat eder ki; insan ve  cinlerden başka bütün varlıklar duyar.

 

Faide: Kabir suali yalnız bu ümmete mi mahsustur? Yoksa, hiçbir ümmete kabir suali yok mudur? Bu hususta iki söz vardır:

      1. Tirmizi: “Bu ümmete mahsustur ve sadece mükelleflere sual olunur”. demiştir.

2. Kurtubi: “Yalnızca küçük çocuklara” sorulur, demiştir. İmam-ı A’zam müşrik çocukların Cennet’e girme meselesinde olduğu gibi, kabir suallerinde de kesin bir ifadede bulunmamıştır.

 

Doğru olan; Peygamberlere kabir suali yoktur. Yine İslâm hududunda nöbet bekleyen, her gece Tebareke’yi okumaya devam eden, Cuma Gecesi veya Günü vefat eden, taun sebebiyle ölen ve şehit olanlar için kabir suali yoktur.

 

Bazıları da sual sorulmayacak olan şehitlerin çok olduğunu söylemişlerdir. Bunlar, kılıç, mızrak v.b. ile öldürülenler, iç hastalıklardan ölenler, çocuk dünyaya getirdikten sonra nifaslı iken ölenler, yangında ölenler, suda boğulanlar, göğüs zarı iltihabından ölenler, veremden ölenler, göçük altında kalanlar, Beyt-ül Mukaddes’in hizmetçileri, ölüm hastalığında KulhüvAllahü ehad’i çok okuyanlardır.

 

Kabir sualinin hikmeti, münafığın gizliliğini yıkmak (nifakını yüzüne vurmak), kâfire bir nevi azap, mükellef mümine hatırlatma, küçüklerle meleklere karşı övünmektir.

 

Sual yalnız akaitten olacaktır. Rab’bin kim? Peygamberin kim? Dinin hangi din? Kıblen neresi? gibi. Sual, ruh ve bedene beraberce sorulacaktır. Sualin vakti, defnedilen  kimseler için, defin işleri tamamlanıp insanlar döndükten sonra ilk gündür. Üç gün sual olunur diyenler olmuştur.

 

İmam-ı Suyuti: Mümin yedi gün, kâfir kırk sabah sual olunur. demiştir. İblisin kabrin bir tarafında durup: Rab’bin kimdir? diye sorulduğunda kendisini işaret ettiği sabittir. (Galiye)

 

Rivayet:

 Saleb’in, Vehb İbn-i Münebbih’ten rivayetine göre: Semnun isminde bir peygamber kâfir kavmiyle cihat ediyor, onları öldürüyor, mallarını alıyordu. Allah-ü Tealâ’nın verdiği kuvvetle kılıç v.b. kendisine işlemiyordu. Bu hâl kavmine ağır geldi. Onunla başa çıkamayacaklarını anlayınca bir hileye baş vurdular. Hanımına haber göndererek, Semnun’u bağlayıp bir yere hapis edeceklerini, böylece de rahata ereceklerini, dolayısıyla; onun ellerini, ayaklarını bağlarsa, altınla dolu bir altın leğen vereceklerine dair söz verdiler. Kadın da bu teklifi kabul etti.

 Gece olup Semnun uyuyunca, lif (hurma ağacı kabuğun) dan örülmüş bir iple onu bağladı. Uyanıp ta ellerinin ayaklarının bağlandığını görünce, vücudunu hareket ettiriverdi; ip parça parça koptu. Karısına: “Niçin beni bağladın?”  diye sordu. Hanımı: “Senin kuvvetini görmek için tecrübe etmek istedim” dedi. Sonra kâfirlerlere gidip durumu haber verdi. Ona bir zincir verdiler. O gece de zincirle bağladı. Sabah uyanıp hareket edince zincirler de kırıldı. Hanımına: “Niçin bunu yaptın?” diye sordu. O, yine, kuvvetini tecrübe etmek istedim. Bakalım zinciri de kırabilecek misin? diye yaptım.” dedi. 

           

İblis devreye girerek kâfirlere: “O’nun hanımına deyin de, hangi şey  karşısında mağlup olacağını kocasına sorsun.” dedi. Kadın: “Bu dünyada seni mağlup edecek hiçbir şey yok mu?” diye kocasına sordu.               -“Şu benim saçım, O Allah yapısıdır, onunla bağlarsan koparamam, kul yapısı olan neyle bağlarsan onu kırar kurtulurum.” dedi.

Saçında yerlere kadar değen sekiz örgüsü vardı. Uyuyunca karısı gelerek, dört örgüsü ile ellerini, diğer dört örgüsüyle de ayaklarını bağladı. Kâfirlere haber gönderdi. Geldiler, mezbahaya götürdüler. Büyük bir mezbahaları vardı; eni boyu 400 zira (yaklaşık 6000 m2). Ortasında bir tek direk vardı. Semnun’u direğe bağladılar. Burnunu kestiler, kulaklarını kestiler, gözlerini oydular. Hepsi etrafında toplanmış seyrediyor, intikam alıyorlardı!

Allah-ü Tealâ, vahyederek bunlara ne yapmamı istiyorsun dedi: O: “Ya Rab! Bana şu direği hareket ettirecek kadar kuvvet ver, binayı üzerlerine yıkayım da; beni onlardan kurtar.” dedi. Allah-ü Tealâ kendisine kuvvet verdi. Şöyle kendini hareket ettirdi; üzerindeki bağ koptu, direk yerinden oynadı, çatı göçtü ve hepsi öldüler Semnun kurtuldu. Karısı’nın üzerine bir yıldırım düştü. O da yanarak öldü.

 Allah-ü Tealâ Onu en güzel hâline çevirdi. Kavmiyle bin ay cihat etmişti. Bin ay da ibadet etti. Sahabe-i Kiram O’nun  bu ameline çok şaşırdılar. Kendi ömürlerinin kısa olması sebebiyle böyle bir amel işleyemeyeceklerinden dolayı mahzun oldular, Allah-ü Tealâ bu süreyi inzal buyurarak Kadir Gecesi’nin bin aydan hayırlı olduğunu bildirdi.

 (Tefsir-i Hanefi-Galiyet-ül Mevaiz)

 

Bu kıssadan anlaşılan şu ki: Kadınlarda vefa yoktur ve onların hile ve tuzaklarından kaçınmak lâzımdır.

 

Ayet Meâli: “...gerçekten siz kadınların hilesi çok büyüktür.” (Yusuf- 28)

 

Hususiyle ihtiyar kadınların hileleri pek büyüktür. Anlatıldığına göre: Bir adam, bir kuyunun arkasına oturmuş ve bağıra çağıra ağlamakta olan yaşlı bir kadın görüp, ağlamasının sebebini sorar. Kadın:

 

-              Efendi, altın bileziklerim şu kuyuya düştü, bende  inip alamıyorum.”der. 

 

Adam; kadının doğru söylediğine inanarak, elbiselerini çıkarıp kuyuya iner. Kuyuda bilezikleri  bulamaz. Meğer kadın, adamın elbiselerini almak için böyle bir hileye başvurmuş, adam kuyuya inince; elbiseleri aldığı gibi kayıplara karışmış. (Hezz-il Kuhuf’ tan)

 

(6)

Cebrail (A.S), Peygamber Efendimiz’e: “Ya Muhammed! (S.A.V.) Ümmetinin ömürleri niçin kısa oldu? Biliyormusun? dedi. Peygamberimiz: “Hayır.” buyurdular. Cebrail (A.S.): Günah ve isyanları çok olmasın diye, Allah-ü Tealâ onları zayıf yarattı, taki; kuvvetlerine aldanmasınlar. Onları dünyaya geliş itibariyle en son ümmet kıldı; kabirde az kalsınlar diye.

 

Rivayet:

 Peygamberimizin vefatı yaklaştığında: “Ashap ve Ümmeti’mden ayrılacağım ve benden sonra Allah’ın selamını onlara kim tebliğ eder, ulaştırır.” diye üzülüp ağladı. Bunun üzerine Allah-ü Teal⠓İnna enzelnahü” sûresini indirerek Allah’ın selâmını ümmetine meleklerin tebliğ edeceğini bildirerek habibini teselli etti. (Muin-ün Nasihin)

 

 

NÜKTE:

 

Nuh (A.S.) insanları dokuz yüz elli sene hakka davet etti. Hz. Muhammed (A.S.) yirmi üç sene davet etti. Cenab-ı Hak adeta şöyle demiş oluyor: “Ya Muhammed! Sen Nuh’tan efdal olduğun gibi, senin davet ettiğin şu az vakit te, Nuh’un davet ettiği uzun müddetten daha hayırlıdır. Sana tabi olanlar, Nuh’a tabi olanlardan daha çoktur. Bin ay kılıçla savaşıp, bin ay ibadet eden de böyledir. Bu her ne kadar çok bir ibadet ve cihad olsa da; senin ümmetinin Kadir Gecesi’nde kılacağı iki rekat namaz, bundan daha hayırlıdır.

 

Bütün mahlûkat bundan bilip anlasın ki, Allah-ü Tealâ’nın Ümmeti Muhammed’e olan iyiliği ve rahmeti bütün âlemlere olan iyilik ve merhametinden çok daha büyüktür. (Hanefi)

 

Kim Kadir Gecesi’ni ihya ederse (ibadetle geçirirse); seksen küsür seneyi ihya etmiş olur. Kim senenin tamamını ihya ederse, çok uzun ömür yaşamış gibi olur. Kim; Kadir Gecesi’ni idrak edeyim, diye Ramazan-ı Şerif’in tamamını ihya ederse, otuz Kadir Gecesi’ni ihya etmiş gibi olur.

 

Rivayet:

Kıyamet günü İsrail oğullarından dört yüz sene Allah’a ibadet eden bir şahıs getirilir. Bir de Ümmet i Muhammed’den kırk sene ibadet eden bir şahıs getirilir. Ümmeti Muhammed’den olanın sevabının daha çok olduğunu gören İsraili “Ya Rab! Sen âdilsin, onun sevabının benimkinden çok olduğunu görüyorum. Hâlbuki benimki daha çok olmalıydı. Zira; ben daha çok ibadet ettim der.” Allah-ü Tealâ : “Siz dünyada hemen sizi yakalayıverecek acil cezalardan korkup ta ibadet ediyordunuz. (Hınzır ve maymun suretine çevirilmek gibi) Ümmet-i Muhammed ise böyle bir cezadan emin oldukları hâlde ibadet ediyorlardı. Onun için onların sevabı daha çoktur” buyurur.

 

Ayet Meali: Hâlbuki sen, içlerinde iken Allah onlara azab verecek değildi. İstiğfar ettikleri halde de Allah onları azablandırıcı değildir.(EL- Enfal- 33)

 

Eğer denilirse ki: “Sevgili Peygamberimiz bir Hadis-i Şeriflerinde “Ecrin, yorgunluğun kadardır.” buyuruyor. Bin ay ibadet etmek, bir gece ibadet etmekten daha meşakkatli olduğu bilinen bir şeydir. Öyle ise nasıl müsavi olabilirler?”

 

Cevaben denilir ki: Bazen aynı iş güzel ve çirkinlikte farklı durumlar arz edebilir. Mesela: Namaz cemaatle kılındığı zaman, münferit kılınmasından yirmi yedi derece daha farklıdır, üstündür. Allah-ü Tealâ’nın kasdı, mahlûkatı ibadete sevk etmektir. Onun için bazen ibadetin sevabını, ecrini iki kat, bazen on kat ve bazen da yedi yüz kat olarak verir. Hepsinden maksat; kulları dünyaya dalıp gitmekten alıkoymaktır. (Tefsir-i Kebir’den özet)

 

KADİR GECESİ NASIL BULUNUR?

 

Şeyh Ebul Haseni Cürcani: “Ben bülûğa erdiğim günden itibaren Kadir Gecesini hiç kaçırmadım, bilerek ihya ettim”.demiş ve nasıl bulduğunu şöyle anlatmıştır:

 

 

Ramazan-ı Şerif Pazar günü girerse; Kadir Gecesi 29. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Pazartesi günü girerse; Kadir Gecesi 21. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Salı günü girerse; Kadir Gecesi 27. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Çarşamba günü girerse; Kadir Gecesi 19. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Perşembe günü girerse; Kadir Gecesi 25. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Cuma günü girerse; Kadir Gecesi 17. Gecedir.

Ramazan-ı Şerif Cumartesi günü girerse; Kadir Gecesi 23. Gecedir.

                                                                                  (Tefsir-i Hanefi)

 

7a- İmam-ı Âzam Hazretleri: Kadir Gecesi, Ramazan-ı Şerif’e mahsus değildir. Dolayısıyla bir adam karısını boşamayı, yahut kölesini azat etmeyi Kadir Gecesi’nin gelmesi şartına bağlarsa, tam bir sene geçtikten sonra, boşanma ve azadlık ile hüküm olunur. Bazısı da Kadir Gecesi’nin fazileti Kur’an-ı Kerim’in indirilmesi sebebiyle idi. Dolayısıyla bir defaya mahsustur.” demişlerdir. Fakat âlimlerin büyük ekseriyeti, Allah-ü Tealâ’nın bir fazlı ve rahmeti olarak kıyamete kadar her sene tekrar eder demişlerdir. (Ruh-ul Beyan)

 

7b- İNSANIN YEDİ ŞEYDEN YARATILMASI

 

Ayet Meali: Yemin olsun! Biz insanı çamurdan, bir hulâsadan yarattık. Sonra onu (Âdem’in neslini) sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. O et parçasını da bir takım kemikler haline getirdik. Derken  kemiklere et giydirdik. Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik. (Bak) şekil verenlerin en güzeli olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir.(El- Mü’minun- 12,13,14,15)

 

Buradaki yedi şey şunlardır:

1. Çamur

2. Nutfe (meni)

3. Kan pıhtısı

4. Bir parça et

5. Kemikler

6. Kemiklere et giydirilmesi

7. Ruhun üfürülmesi (Celâleyn)

 

 

 

RIZKIN YEDİ ŞEYDEN OLMASINA GELİNCE:

 

Ayet Meali: İnsan bir kere yiyeceğine baksın! Biz suyu buluttan nasıl yağdırmışız? Sonra yeri nasıl yarmışız da, orada dâneler bitirmişiz! Üzümler, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar. Ağaçları birbirine girmiş bahçeler, nice meyveler ve çayırlar!.. (Bütün bunlar) sizin ve davarlarınızın menfaati için. (Abese –24-- 32 )

 

Buradaki yedi şey de şunlardır.

 

1.            Su

2.            Dâneler (arpa, buğday)

3.            Üzüm

4.            Yonca (ıspanak, marul)

5.            Zeytin

6.            Hurma

7.            Meyveler. (Allah-ü âlem)

 

(8)

Kadir Gecesi’nin Alâmetleri:

 

Bu gece, hava berrak, safi, sakin, ılıman olur. Sanki bu gecede yüksek ve parlak bir ay vardır. Sabaha kadar yıldızlar kaymaz. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Bu gecenin sabahında güneş her zamanki gibi parlak olmaz. Sebebi meleklerin inip çıkmasıdır. O gece bütün ağaçlar secdeye kapanır. Arştan yeryüzüne kadar alem gibi bir nur iner. Bu nurun ne olduğu hakkında birkaç görüş vardır. Bu nur Tûba ağacının nurudur. Aslı Muhammed (A.S.) ın köşkünde olup, dalları ümmetinin köşklerinde, aydınlığı ise dünyadaki her müminin evindedir.  Veya ibadetlerin nurudur. Bazılarına göre Rahmet nurudur. Yahut meleklerin kanatlarının nurudur.

 

BU GECE DÖRT YERE DÖRT SANCAK DİKİLİR:

1-           Peygamberimiz’in Kabri üzerine.

2-           Beyt-i Mukaddes’e.

3-           Mescid-i Haram’a.

4-           Tûr-i Sina’ya (Ğaliye).

 

Veya bu nur, ariflerin esrarının nuru, yahut Cennet kapılarının nuru, yahut ta Arş’ın nurudur.

 

Bu nur bütün zulmani perdeleri yırtar, yok eder. Arş-ı Âl⒠dan Arz’a kadar iner. Ağaçlar, otlar ve nehirlere varıncaya kadar bütün mahlûkat Allah’a secde eder. Allah-ü Tealâ meleklerin ve diğer cansız varlıkların secdelerinin sevabını müminlerin amel defterine yazdırır.

 

Hz. Ömer (R.A.) şöyle demiştir: Cenab-ı Hak bir hikmetten dolayı dokuz şeyi gizlemiştir:

 

1-           Kadir Gecesini. İnsanlar, Kadir Gecesi’ne kavuşabilmek için Ramazan ayının bütün gecelerini ibadetle değerlendirsinler diye. Gaflet ehli olanlar o gecenin kıymetini bilmezler de; sabaha kadar uyurlar.

 

2-           Rızasını ibadet ve taatlar içinde gizlemiştir ki; insanlar Allah’ın rızasını elde edebilmek için bütün taatları yerine getirsinler diye. Çünkü Allah’ın rızası (her şeyden) daha büyüktür.

 

Ayet Meali: “ ... Allah’ın rızası ise daha büyüktür, işte büyük kurtuluş ta budur.” (Et-Tevbe- 72)   

 

3-           Allah-ü Tealâ gadabını isyanlar içinde gizledi. Müminler Rab’lerine isyan olan her şeyden kaçınsınlar diye.

 

HİKÂYE:

 

Bir adam anasının gözü önünde bir buzağıyı kesti. Bunun üzerine elleri felç oldu ve kurudu. Sonra bir gün baktı ki, bir yavru kuş, yuvasından düşmüş. Acıyarak onu alıp yerine koydu; elleri iyileşti, eski haline geldi.

 

4-           Kulları içinde evliyasını  gizledi.

5-           

Hadîs-i Kudsi: Benim velilerim kubbelerimin altındadır, benden başkası onları bilemez.

Evliyaullah’ın gizlenmesinin sebebi; müminlerin bir kısmı diğer bir kısmını küçük görmesin, onlara veli gözüyle baksın ve birbirlerine hürmet göstersinler, diye. Bu cümleden olarak Allah-ü Tealâ Hızır (A.S.)’ ı insanların gözünden gizledi ki; insanlar, âlimlere, salihlere, gariplere ve fakirlere “Hızır olabilir.” düşüncesiyle saygı göstersinler diye. (-1-)

 

Faide, Hızır (A.S.) ile görüşmek isteyen, kişinin üç şartı üzerinde bulundurması lâzımdır:

 

a)           Bütün yaşayışında sünnet-i seniyyeyi tatbik edecek.

b)           Dünyaya ve dünyalığa düşkün olmayacak, (borçlu olması hariç) yanında para gecelemeyecek.

c)            Din kardeşlerine karşı kalbi temiz olacak, kalbinde kin, nefret, düşmanlık, hıyanet ve haset bulunmayacak.

 

6-           Cenab-ı Hak, duanın kabulünü gizlemiştir. Kabul edilir ümidiyle çokça dua etsinler. diye.

 

7-           İsimleri içinde İsm-i Âzam’ını gizledi, bütün isimleri ta’zîm ederek onlarla dua etsinler. diye.

 

8-           Tevbenin kabûlünü gizledi, gece gündüz, hususiyle seher vakitlerinde tevbe etsinler. diye.

 

9-           Ecelleri gizledi, her an ölüme hazırlıklı olsunlar, diye.

 

      10- Kıyametin ne zaman kopacağını gizledi, ona hazırlıklı olsunlar. diye.

 

Ayet Meali: Sana kıyamet ne zaman kopacak? diye soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rab’bimin katındadır. Onu tam vaktinde ancak O tecelli ettirecektir...”(El- A’raf –187)



İsmail Hakkı Hazretleri Ruh-ul Beyan tefsirinde şöyle der; Allah-ü Tealâ’nın ölüm ve kıyametin vaktini gizlemesinin hikmeti şudur: Hz. Allah tövbeleri kabul edeceğini vaat etti. Eğer kişiye ne zaman öleceğini, kıyametin ne zaman kopacağını bildirmiş olsa; kulların isyanı o zamana kadar devam ederdi, bu da kulları isyana teşvik olur ki, bu caiz değildir.

...

Dipnotlar:
(-1-) Büyüklerimiz ne güzel söylemiş: “ Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil.”


KAYNAK:
TEFCÎR-UT TESNÎM FÎ KALBİN SELİM
(Temiz Kalpte Cennet Pınarı Kaynatmak)
Fatih Dersiamlarından Merhum Eğin’li Mehmet Rahmi


« Son Düzenleme: 11 Haziran 2015, 13:15:09 Gönderen: Mücteba »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesi (2)'in Devamı
« Yanıtla #19 : 11 Haziran 2015, 13:12:48 »
Kadir Gecesi (2)'in Devamı

TESBİH NAMAZININ FAZİLETİ


İnsanlardan birçoğu bu ve benzeri gecelerde tesbih namazı kılmaktadırlar ki bunun büyük fazileti vardır. Ebu Davud’un İbn-i Abbas (R.A.)’ dan rivayetinde: Peygamberimiz amcası Hz. Abbas’a şöyle buyurmuştur:


-              Dikkat et, sana bir ihsanda bulunuyorum. Uyanık ol, sana bir şey veriyorum. Onu yaptığın zaman Allah-ü Tealâ senin evvelki, sonraki, eski, yeni, kasıtlı veya yanılarak, büyük, küçük, gizli, âşikar bütün günahlarını mağfiret buyurur. Dört rekât namaz kılarsın. Her rekâtında Fatiha ve bir sûre okursun. Birinci rekâtta okumayı bitirdiğin zaman, henüz ayakta iken, onbeş defa “SübhanAllahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illAllahü vellahü ekber” dersin. Sonra, rükûya varıp on defa söylersin. Sonra rükûdan kalkıp on kere söylersin. Sonra secdeye varıp secdede on kere söylersin. Başını secdeden kaldırınca da aynı tesbihi on kere okursun, tekrar secdeye varıp on kere daha okursun, başını secdeden kaldırınca da, on kere daha okursun. Bu tesbihler bir rekâtta yetmişbeş eder. Dört rekâtı da aynı şekilde kılarsın. Bunu yapabilirsen, her gün yap, her gün kılamazsan, senede bir kıl, senede bir kılamazsan, ömründe bir kıl.

 

İbn-i Abidin: Tesbih namazı kerahet vakitlerinin dışında her vakit kılınabilir demiştir. İsteyen her gündüz veya her gecede bir kılar, kılamazsa her hafta veya her Cuma kılar veya ayda bir kılar, ayda bir kılamazsa senede bir, hiç olmazsa ömründe bir kez kılar.

 

Tesbih namazının fazileti çok büyüktür. Onu ancak, dinî meseleleri küçük görenler terk eder.

 

İbn-i Abbas (R.A.) şöyle demiştir. Tesbih namazı kılan teşehhüdde selâmdan önce şu duayı okur.

Allahümme inni es’elüke tevfika ehlil hüda ve a’male ehlil yakini ve münasahate ehilt-tevbeti ve azme ehlis-sabri ve cedde ehlil haşyeti. Ve talebe ehlir-rağbeti. Ve teabbüde ehlil-verai ve irfane ehlil ilmi hatta ehafeke.

 

Mânâsı: Allah’ım! Senden hakkıyla korkabilmem için; hidayet ehlinin tevfikini, yakîn ehlinin amellerini, tevbe ehlinin nasihatlaşmasını, sabır ehlinin azmini, korku ehlinin çalışmasını, rağbet ehlinin talebini, vera ehlinin (şüphelilerden kaçınan kişiler) ibadetini, ilim ehlinin irfanını bana nasib etmeni istiyorum. (Galiyet-ül Mevaiz)

 

Hz. Aişe (R.A.) rivayet olunduğuna göre Peygamberimiz: “Ya Aişe! Bu gece Rab’bimin bana verdiği gece; yani Kadir Gecesi’dir.” buyurdu ve kalkıp namaza başladı. Bazen ağlıyor, bazen gülüyordu. Derken evden üç nur yükseldi. Peygamberimize bu nurların ne olduğunu sordum. Buyurdu ki:

 

-              Birinci nur, Rab’bimden ümmetim içindir. Rab’bim bana ümmetimin üçte birini bağışladı. İkinci nur (un yükselmesiyle) üçte ikisini bağışladı. Üçüncü nur (un yükselmesiyle de) ümmetimin tamamını bağışladı. (nurlar bunun alâmetidir)

 

Şüphe yok ki bu gece; uzun seneler ibadet etmekten daha hayırlıdır.

 

Rivayet:

Vehb İbn-i Münebbih şöyle anlattı. Beni İsrail’den bir  âbid, üçyüz sene Allah-ü Tealâ’ya ibadet etti. Sonunda: “Ya Rab! Bana vahiy gönder, bana peygamberlik ver.” diye dua etti. Allah-ü Tealâ ona bir hurma ağacı verdi. Her sene kendisine bir sene boyunca yetecek kadar hurma veriyordu. Ve kalbi bu hurma ile mutmain olmuş, huzur bulmuştu. Sonra bir gün kendisine şöyle seslenildi:

-              Ben, kalbi benden başkası ile mutmain olan bir adama vahy etmem.

-              Adam, benim kalbim ne ile mutmain oluyor? dedi.

-              Kendisine,” hurmasından yemekte olduğun ağaçla” denildi.

Bunun üzerine adam ağacı kesti ve ibadete devam etti. Cenab-ı Hak şöyle bildirdi. Ümmet-i Muhammed için bir gece vardır ki, o gecede ibadet; senin şu ibadetinin tamamından daha hayırlıdır. O gece Kadir Gecesi’dir.

 

Kadir gecesinde kılınan her rekât, İsmail (A.S.) evlâdından bir köle azat etmek gibi, her tesbih, meleklerin tesbihi gibi, okunan her ayet gaza gibi, her tekbir ise makbûl bir hac gibidir.

 

Enes (R.A.)’ dan rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz şöyle buyurdular: Kadir gecesinde iki rekat namaz kılamayıp, üzerlerinde azıkları olduğu halde dörtbin adam bulunan, dörtbin deveyi Kâbe’ye bağışlamak.

Allah’ın kendilerine şehidlik nasip edeceği dörtbin gaziyi ata binmiş,  silâh kuşanmış oldukları halde techiz etmek.

Dörtbin ümmiye Kur’an-ı Kerim, Tevrat, İncil, Zebur ve diğer peygamberlere indirilen sahifeleri okutmak.

Dört bin rekat namaz kılmak, ve bunlara muadil olacak, mescit inşa etmek, imar etmek, öbek öbek yığılmış altın ve gümüşler infak etmek, dulları giydirmek, yetimlere lütufta bulunmak, miskinleri doyurmak ve benzeri ibadetleri yapmak, bütün bunlar benim olmakla beraber, bin aydan daha hayırlı olan bu mübarek Kadir Gecesi’nde iki rekat namaz kılamamış olmak, beni sevindirmez, (üzer).

 

Ebu Said-i Hanefi: Cenab-ı Hak üç şeyi rahmet olarak isimlendirmiştir der. Bunlar, Muhammed (A.S.), İsa (A.S.) ve Kadir Gecesi.

 

Hz. Muhammed Hakkında:

Ayet Meali: Ve biz seni ancak âlemlere rahmet olarak göndermişizdir.(El-Enbiya-107)

 

İsa (A.S.) Hakkında:

Ayet Meali: (Cebrail), Evet öyle! Ama Rab’bin buyurdu ki: Bu iş bana göre kolaydır! Hem O’nu (İsa’yı) insanlara, kudretimizin bir delili ve tarafımızdan bir rahmet yapacağız. Zaten bu iş (benim ezeli ilmimde) olmuş bitmiştir.” dedi. (Meryem -21 )

 

Kadir Gecesi Hakkında:

Ayet Meali: Rab’binden bir rahmet olarak muhakkak her şeyi işiten, her şeyi bilen ancak O’dur. (Ed-Duhan- 6)

 

Kadir Gecesi hakikaten bir rahmettir. Çünkü her peygamber vefat edince vahiy kesilmiş, kendisine vahiy meleği gelecek bir halifesi de geride kalmamıştır. Allah-ü Tealâ Peygamberimize şöyle demiş oluyor: “Ya Muhammed! Ben sana ve ümmetine diğer peygamberlere yaptığım muameleyi yapmayacağım. Senin ruhunu aldığımda, ümmetine her sene bir gece tahsis edeceğim ki, o gece; Kadir Gecesi’dir. Fazl-ı keremimle, rahmetimle, Cibril’i onlara göndereceğim. O sana halife olarak gecenin başlangıcından tan yerinin ağarmasına kadar, doğuda ve batıda her Müslüman’a benim selâmımı ulaştırır.” İşte Kadir Gecesi’nin rahmet olması budur.

 

İsa (A.S.) ın rahmet olması ise, Hz. Meryem, İsa (A.S.)’ ı bir mucize olarak babasız dünyaya getirip kavminin yanına geldiğinde, kavmi şöyle demişti:

 

Ayet Meali: Sonra çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: “Ey Meryem! Yemin olsun sen acayip bir yaramaz iş yapmışsın. Ey Hârun’un hemşiresi! Senin baban kötülük adamı değildi, anan da fahişe değildi (bu çocuğu nereden buldun?”) dediler. Bunun üzerine Meryem, çocuğa işaret etti. Oradakiler: “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.

 

Çocuk konuştu: “Ben gerçekten Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.

Beni her nerede olsam mübarek (hayırlı) kıldı ve yaşadığım müddetçe bana namazı, zekâtı emretti.

Beni, anneme hürmetkâr yaptı, azgın bir zorba yapmadı.

Hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem de diri olarak (mezardan) kaldırılacağım gün, selâm bana!”... dedi.

(Meryem-  27—33)

 

İsa (A.S.) annesini zor durumdan kurtarmış ve onun hakkında rahmet olmuştur.

 

Hz. Muhammed’in rahmet olması ise:

Kıyamet günü olduğunda âsîler amel defterlerini alırlar. Orada çeşit çeşit isyanlar, günahlar, hatalar görürler. (zina, içki v.b.) Amel defterlerini okumaktan haya ederler, utanırlar. Şaşkınlık içinde ağlamaya başlarlar ve helâk olmayı beklerler. Allah-ü Tealâ Habibine: Ya Muhammed (S.A.V.) İsa’yı annesine rahmet kıldığım gibi seni de ümmetine rahmet kıldım. Annesi zor durumda kalınca İsa konuştu ve annesini kurtardı. Şu anda ümmetin şaşkınlık içinde, dilleri tutuldu, onların özrünü sen söyle, onlar hakkında şefaatçı ol da benim azabımdan onları kurtar.

 

Ebu Said şöyle demiştir:

Allah-ü Tealâ bu geceyi “ elkadr ” diye vasıflamıştır. Bunda (Arapça yazılışında) beş harf vardır. Bunlar da beş şeyden alınmıştır. Elif; ülfetten, Lâm; letafetten,  Kaf; kudretten, Dal; devletten, Ra; rahmetten alınmıştır. Allah-ü Tealâ adeta şöyle demiş oluyor: Bu geceye biz Kadir Gecesi diye isim verdik. Kim onda ibadet ve tâatta bulunursa, bir daha ayrılmamak üzere bana kavuşur ve benimle ülfet eder. Bir daha uzaklığı olmayan yakınlık ve cefası olmayan bir lütufa nail olur. Elinden çıkmayacak manevî bir devlete sahip olur. Kendisinden sonra azab olmayan bir rahmete kavuşur.

 

Böyle beş hasleti kendisinde bulunduran bir gecenin, İnsanların ibadet ve tâatla geçirmesi hususunda tembelliğe ve gaflete düşmemesi için gizli olması îcâb ederdi, onun için bu gece gizlenmiştir.

 

“Leyletülkadr” de (Arapça yazılışı ile) Lâmların tekrarını saymazsak yedi harf vardır. Allah-ü Tealâ sanki şöyle söylüyor; Kulumun yedi a’zâsı vardır; Cehennemin de yedi tabakası vardır. Kadir Gecesi’nde bana ibadet eden, itaat eden kulumu, o gecenin bereketiyle Cehenneme haram kılarım.

 

(9) Melekler şöyle söylerler. Geliniz yeryüzüne gidelim, Allah katında bizim tesbih sesimizden daha sevimli olan bir ses işitelim.

 

Bu şunun içindir: Tesbih edenlerin, yüksek sesle tesbih okumasında itaatkârların halini izhar (ortaya çıkarma) vardır. Âsîlerin inlemesinde ise; Allah-ü Tealâ’nın mağfiret ediciliğini izhar vardır.

 

İbn-i Abbas (R.A.)’ dan rivayet olunduğuna göre: Kadir Gecesi olduğu zaman Allah-ü Tealâ, Cebrail (A.S.)’ a Sidre-i Münteha sakinlerinden yetmişbin melekle beraber yeryüzüne inmelerini emreder. Yanlarında nurdan sancaklar olduğu halde inerler. Cebrail (A.S.) ve melekler sancaklarını dört yere dikerler. Kâ’be-i Muazzama’nın yanına, Ravza-i Mutahhara’nın yanına, Beyti Makdis’e, Tûr-i Sina Mescidi’ne. Cebrail (A.S.) dağılmalarını söyler. İçinde mümin bulunan her eve, her odaya, her binaya, her gemiye girerler. Orada tesbih ederler, takdis ederler, lâ ilâhe illAllah okurlar, Ümmeti Muhammed için istiğfar ederler. Ancak içinde köpek olan, hınzır olan, haramdan dolayı cünüb olan, canlı varlık resmi olan yerlere girmezler. Tan yeri ağarınca semaya geri dönerler. Dünya semasındaki melekler onları karşılayıp: Nereden geldiklerini sorarlar. Onlar: Bu gece Ümmet-i Muhammed için Kadir Gecesiydi. Bu sebeple dünyaya inmiştik.” derler.

Dünya semasındaki melekler: “Allah-ü Tealâ Ümmeti Muhammed’in ihtiyaçlarını ne yaptı?” Cebrail (A.S.): “Hz. Allah onlardan sâlih olanları affetti, hayırsızları hakkında onları şefaatçi kıldı”. Bunun üzerine melekler Allah-ü Tealâ’nın Ümmet-i Muhammed’i mağfiret etmesinden ve onlardan râzı olmasından dolayı yüksek sesle tesbih ederler, hamd-ü senada bulunurlar. Sonra onları ikinci kat semaya uğurlarlar. Bu hal böylece yedinci kat semaya ve Sidre-i Münteha’ya kadar devam eder. Sidre-i Münteha’da aynı konuşmalar cereyan eder. Oradaki melekler yüksek sesle tesbihte bulununca Cennet-ül Me’va, Cennet-ün Naim, Cennet-ül Adn, Cennet-ül Firdevs ve Arş-ı A’lâ bu tesbihi duyarlar. Arşı A’lâ da Ümmet-i Muhammed’e verilen bu ni’metten dolayı sevinerek yüksek sesle tesbih eder. Allah-ü Tealâ: Arşım, doğru söyledin. Benim katımda Ümmet-i Muhammed için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen ni’metler vardır, buyurur. (Ğaliyet-ül Mevaiz’ dan özet)

 

(10)

RUH HAKKINDAKİ RİVAYETLERDEN BAZILARI

 

Ruh, büyük bir melektir ki; semavat ve arzı yutmak istese, bir lokmada yutabilir.

 

İbn-i Mes’ud (R.A.)’ dan yapılan rivayete göre; Ruh,  semavâttan dağlardan ve diğer meleklerden daha büyük bir melektir. Dördüncü kat semada bulunur. Her gün on iki kere Allah-ü Tealâ’yı tesbih eder ve her tesbihinden bir melek yaratılır. Kıyamet günü meleklerin tamamı bir saf olur. Bu melek (ruh) bir saf olur (mealim)

 

Peygamberimizden bir rivayete göre, Ruh, Allah’ın ordularından bir ordudur, Melek değillerdir.Başları, elleri ve ayakları vardır ve yemek yerler.

 

Ruh, diğer melekleri koruyan bir grup melektir ki, diğerleri onları yalnız Kadir Gecesi görebilirler. (Mişkat)

 

Ruhtan murat, rahmettir. Çünkü, Allah-ü Tealâ Kadir Gecesi’nde Cebrail (A.S.)’ ı rahmetle gönderir. Ümmet-i Muhammed’den hayatta olanlara bu rahmeti taksim eder. “Ya Rab! Rahmetin hayatta olanlara yetti ve arttı. Geri kalanı ne yapayım?” diye sorar. Allah-ü Tealâ: “Kalanını Ümmet-i Muhammed’in ölülerine taksim et.” buyurur. Onlara taksim eder, yine artar. “Ya Rab! Ölülerden de arttı. Geri kalanı ne yapayım?” Allah-ü Tealâ: Kâfirlere taksim et, zira benim hazinem rahmetimle doludur.” Cebrail (A.S.) geri kalan rahmeti Allah’ın ilminde Müslüman olarak ölecek  olan kâfirlere taksim eder, işte Kadir Gecesi kendilerine ulaşan bu rahmet sebebiyle Müslüman olurlar ve İslâm üzere ölürler.

 

Kâb (R.A.)’ dan rivayet edildiğine göre; Sidre-i Münteha’ da o  kadar çok melek vardır ki; sayılarını ancak Hz. Allah bilir. Devamlı ibadetle meşguldürler. Cebrail (A.S.)’ ın makamı Sidre’nin ortasındadır. Orada bulunan melekler Kadir Gecesi’nde mü’minlere rahmet dağıtırlar. Cebrail (A.S.) her mü’minle ayrı ayrı musafâhalaşır, bunun da alâmeti; cildinin ürpermesi veya kalbinin yumuşaması, yahut ta gözlerinin yaşarmasıdır.

 

Kim bu gece üç kere: “Lâ ilâhe illAllah” derse; birincisi ile günahları bağışlanır, ikincisi ile Cehennem’den kurtulur, üçüncüsü ile Cennet’e girmeyi hak eder.

 

Kadir Gecesi, tan yeri ağardığında semaya ilk çıkan Hz. Cebrail’dir. Sonra melekleri teker teker çağırır. Tamamı çıkınca güneş ile dünya seması arasında dururlar. Mü’minlere, hususiyle; sevabını Allah’tan umarak Ramazan ayı orucunu tutanlara istiğfar ile dua ve zikirle meşgul olurlar. Akşam olunca dünya semasına girip halka halka otururlar. Semadaki melekler gelip şahıs şahıs herkesi sorarlar. “Falanca ne yapıyor? Onu nasıl buldunuz?” derler. Melekler: Geçen sene onu ibadet ederken görmüştük, bu sene ise bid’atlere düşmüş. Falanca ise geçen sene bid’atler içindeydi; bu sene ibadet ederken bulduk.” diye karşılık verirler. Melekler birinci için dua etmezler, ikinci için dua ederler. “Falanı Kur’an okurken, falanı rükû ederken, falanı secde ederken bulduk.” derler. Böylece ikinci kat semaya çıkarlar. Sidre-i Münteha’ya kadar her semada aynı konuşmalar  cereyan eder. Sidre-i Münteha: “Ey bende sakin olan melekler! İnsanların hâllerini bana anlatın. Zira sizin üzerinizde benim hakkım vardır ve ben Allah’ı sevenleri severim.” Melekler, isimleriyle, baba isimleriyle, şahıs şahıs herkesin durumunu haber verirler. Bu haber Cennet’e ulaşır. Cennet: “Allah’ım! Onları acele bana gönder.” diye dua eder. Melekler de: “Amin.” derler. (Tefsir-i Kebir’den özet)

 

(11)

Ölü, suda boğulmak üzere olan ve eline geçen her şeye sarılan kişiye benzer. Çocuğundan, ana babasından, kardeşinden ve yakınından bir dua bekler. Dirilerin  duaları sebebiyle ölülerin kabirlerine dağlar gibi nurlar girer.

 

Bazı âlimler “ölüler için dua etmek, hayattakilere hediye vermeye benzer”demişlerdir. Bir melek, üzerinde nurdan bir mendil olduğu halde nurdan bir tabakla kabre girer ve: “Bu filân kardeşinin sana hediyesidir.” der.  Dirinin hediyeye sevindiği gibi ölü de bu dua sebebiyle sevinir.

 

Hadîs-i. Şerif: Kim anne ve babasının, yahut ikisinden birinin kabrini her Cuma günü ziyaret ederse; günahları bağışlanır ve kendisine sevâb yazılır.

 

Haber: Kim bir mü’minin kabrini ziyaret edip “Allah’ım! Muhammed hakkı için bu ölüye azâb etme” derse kıyamete kadar ondan azâb kaldırılır.

 

Hadis-i Şerif: Kim bir kabristana uğrayıp, onbir ihlâs okur ve sevâbını ölülere hediye ederse; her ölüye onbir ihlâs sevâbı verilir. 

 

Hadis-i Şerif: Âlim ve talebe bir köye uğradıkları zaman Allah-ü Tealâ o köyün kabristanından kırk gün azâbı kaldırır.

 

Bütün ölüler, ziyaretçileri bilirler, seslerini duyarlar, selâmlarını alırlar. Bir görüşe göre yalnızca Cuma günü ve ondan bir gün önce (Perşembe) ve bir gün sonra (Cumartesi) görüp işitirler. Ziyaret eden ister akrabası olsun, isterse olmasın. Ölüler uzak yerlerde bile olsa birbirlerini ziyaret ederler, ancak kabir azâbı çekenler, mahbusturlar; ziyarete gidemezler, meşguldürler; ziyaret olunmazlar.

 

Kendilerine ziyarete gelenlerin ziyaretlerinden dolayı ferah duyarlar, sevinirler, ziyarete gelmeyenleri kınarlar. Hayatta olanların günah işlemelerinden elem duyarlar, sevâb işlemelerinden sevinirler. Bazen onlara hayattakilerin amelleri bildirilir, bazen da yeni ölenlerden haber alırlar.

 

Denildi ki: Dirilerin amelleri, Perşembe ve Pazar günleri, Peygamberlere , anne ve babalara arz olunur. Sevâbları duyunca sevinirler, günahları duyunca mahzun olurlar. Hayatta olan biri gelip falanca bana zulmediyor, eza veriyor diye şikayette bulunduğun da elem duyarlar.

Bâkire olarak ölen kızlar gibi mü’minlerin küçük yaşta ölen çocukları da ahirette evlenirler.

Şehidler; kabirlerinde, kendilerine ikram için yerler, içerler. Fakat buna ihtiyaçları yoktur.(Hadimi)

 

(12)

 Eğer denilirse ki; “Rızıklar ve eceller Beraet Gecesi’nde taksim olunur” diye rivayet olunmuştu, şimdi ise, bunların Kadir Gecesi’nde olduğunu söylüyorsunuz!

Cevaben deriz ki; Peygamber Efendimizden rivayet olunduğuna göre “Allah-ü Tealâ mukadderat-ı Berat gecesinde takdir eder, Kadir Gecesi’nde ise vazifeli meleklere takip edilmek üzere teslim eder.”

Bazı âlimler “Berat gecesinde; erzak ve eceller, Kadir gecesinde ise, kendisinde; hayır, bereket ve selâmet olan işler takdir edilir.” demişlerdir.

Diğer bazılarına göre ise: Kadir Gecesi’nde dini kuvvetlendirecek ve Müslümanların menfaatine olacak işler takdir edilir. Berat gecesinde ise öleceklerin ismi yazılıp Azrail (A.S.)’ a teslim edilir.

(Tefsir-i Kebir’den)

 

Kadir Gecesi’nin fazileti ile alâkalı nüktelerden biri de şudur: Ramazan-ı Şerif başından sonuna kadar faziletlidir.Cennette başından sonuna kadar faziletlidir. Allah-ü Tealâ şöyle demiş oluyor: Ey kulum! Sana Ramazan ayını verdim. Onun tamamı hayırdır. Onda, ondan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni verdim. Bunun gibi sana Cenneti verdim, onun tamamı faziletli ve şereflidir. Fakat sana Cennette ondan daha lâtif, daha şerefli bir şey daha verdim ki, o da; beni görmektir.

 

Allah-Ü TEALÂ ALTI ŞEYİ MÜBAREK DİYE İSİMLENDİRMİŞTİR:

 

1-    Yağmur,

Ayet Meali: Gökten de mübarek bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik. (Kaf- 9)

 

2-    Kur’an-ı Kerim,

Ayet Meali: (Sana indirdiğimiz) bu Kur’ân, hayır ve bereketi çok bir kitaptır. Onu, sana, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri ibret alsınlar diye indirdik. (Sâd- 29)

 

3-    Selâm,

Ayet Meali: .... Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından mübarek, hoş bir sağlık olmak üzere kendilerinize selâm verin. İşte böyle Allah size ayetlerini açıklıyor. Olur ki akıl edersiniz.

(En-Nûr- 61)

 

4-Kâbe,

Ayet Meali: Şüphesiz ki, insanlar için kurulan ilk mabed, elbette Mekke’deki o çok mübarek ve bütün âlemlere hidâyet olan Beyt’dir. (Âl’i İmran- 96)

 

5-Kadir Gecesi,

Ayet Meali: Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz (onunla) uyarıcılarız. (Ed-Duhan -3) Müfessirlerin çoğuna göre bu gece Kadir Gecesi’dir.

 

6-İsa (A.S.)

Ayet Meali: Beni her nerede olsam mübarek (hayırlı) kıldı ve yaşadığım müddetçe bana namazı, zekâtı emretti. (Meryem-31)

 

Cenab-ı Hak bu altı şeyi mübarek diye isimlendirmiş ve bunların tamamını ümmeti Muhammed’in nasibi kılmıştır. Şöyle ki; Yağmuru, bedenleri için, Kur’an’ı ise dinleri için hayat kılmış, İslâm’ı da, aralarında emniyet kılmıştır. Kâbe’yi ihtiyaçlarını görecek yer kılmış, Kadir Gecesi’ni de günahlarının mağfiret edilmesi için vesile kılmıştır. İsa (A.S.)’ı ise, düşmanları olan Deccal’a karşı yardımcıları kılmıştır. Dinî ve dünyevî bütün işlerde her şeyin bereketinin menbaı; Hz. Allah’tır. Âlemlerin Rabb’i olan Allah mübarektir.

 

RİVAYET

Kim ki Kadir gecesinde üç kere “Lâ ilâhe illAllah” derse, birinci ile Allah (C.C.) onun günahlarını mağfiret eder. İkinci ile Cehennemden kurtarır. Üçüncü ile Cennetine koyar. (Şeyhzade)

 

Peygamber Efendimize: “Onu söyleyen münafık ise de durum aynımıdır?” diye soruldu. O: “Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; Kadir gecesi kâfir ve münafık olanlar üzerine ağır gelir. Hatta sırtında dağlar varmış gibi ağırlık hisseder ve Allah’ı zikredemez. (Zühret-ür-Riyaz)

 

Bu gece gafletten ve tembellikten, zikir meclislerinde, vaaz meclislerinde ve Kurân-ı Kerim okunan yerlerde uyumaktan kaçınmak lâzım.

 

Allah-ü Tealâ dört yerde uyumaya buğz eder:

1.             Akşam namazından evvel,

2.             Yatsıdan önce,

3.             Sabah namazı vaktinden güneş doğuncaya kadar,

4.             İlim meclislerinde.”

 

HİKÂYE

 

Tabakhanede çalışan bir adam, güzel kokuların satıldığı bir sokaktan geçerken bayılıp düşer. Etraftan yetişenler, güzel kokular getirerek ayıltmaya çalışırlar. Fakat adam iyileşmek yerine daha da fenalaşır. Akrabalarına haber verirler. Kardeşi gelir bir kelp pisliğini alıp burnuna tutar, adam onu koklayınca ayılıp ayağa kalkar. Bundan ibret almak lâzım.

 

(13)

Allah-Ü TEAL SEKİZ YERDE MAHLUKÂTTAN BAZILARININ DİLİYLE MܒMİNLERE SELÂM VERMİŞTİR:

 

1.            Nuh (A.S.)’ ın lisaniyle:

Ayet Meali: “Ey Nuh! Sana ve (gemide) seninle beraber bulunan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle (gemiden) in. Daha bir çok ümmetler olacak ki, biz onları (dünyada)  faydalandıracağız. Sonra kendilerine, bizden acıklı bir azâb dokunacak.” denildi. (Hûd -48)

 

Seninle beraber olan ümmetler; Ümmeti Muhammed ve diğer mü’minlerden olan ümmetler, demektir ki; Cenab-ı Hak, Nuh (A.S.)’ ın lisanıyla onlara selâm vermiştir.

 

2.            Hz. Muhammed (A.S.)’ ın lisanıyla.

Ayet Meali: De ki: “Hamd olsun Allah’a! Ve selâm O’nun seçtiği kullarına! Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları putlar mı ? (En-Neml- 59)

Allah’ın seçtiği kullar Ümmet-i Muhammed’dir.

 

3.            Mü’minlerin lisanıyla:

Ayet Meali: Size bir selâm verildiği vakit, siz ondan daha güzeli ile selâmlayın. Yahut aynen o selâmla karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını görmektedir. (En-Nisa- 86)

 

Ayet Meali: Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından mübarek, hoş bir sağlık olmaz üzere kendilerinize selâm verin. İşte böyle Allah size ayetlerini açıklıyor. Olur ki akıl edersiniz. (En-Nûr- 61)

 

4. Cebrail (A.S.)’ ın lisanıyla.

Ayet Meali: O gece melekler ve ruh (Cebrail), Rablerinin izniyle (o sene takdir edilen) her bir iş için peyderpey inerler. O gece, ta fecrin doğuşuna kadar selâm dır. (El-Kadir- 4,5)

 

5.            Azrail (A.S.)’ ın ve yardımcılarının lisanıyla.

Ayet Meali: Onlar öyle kimselerdir ki, melekler canlarını tertemiz oldukları halde alırlar. “Selâm size! Yapmış olduğunuz güzel ameller sebebiyle buyurun Cennet’e.” derler. (En-Nahl-32 )

 

6.Cennet hazinedarı Rıdvan lisanıyla.

Ayet Meali: Rablerinden korkanlar da takım takım Cennet’e sevk edilirler. O’na vardıklarında kapıları açılır, bekçileri onlara: “Selâm size! Tertemizsiniz. Haydi ebedi kalmak üzere (buyurun) girin oraya!” derler.(Ez-Zümer-73)

 

7.Cennet’te meleklerin lisanıyla.

Ayet Meali: (Bu saadet), Adn Cennetleridir. Onlar, buralara, atalarından, zevcelerinden ve soylarından iyilerde beraber olmak üzere girecektir. Melekler her kapıdan yanlarına girecekler.

“Sabrettiğiniz için, selâm size! (Dünya) yurdunun sonucu (Cennet) ne güzeldir.” diyeceklerdir.(Er- Ra’d- 23,24)

 

8. Cennet’te mü’minlerin lisanıyla

Ayet Meali: Onlar Cennet’te ne bir boş lâf işitirler, ne de günaha iten (hezeyan). Yalnız bir söz (işitirler ki o da) “selâm, selâmdır.” (El-Vakıa- 25,26)

 

Kıyamet günü Allah-ü Tealâ onlara selâm verir.

Ayet Meali: Esirgeyen Rab’dan bir de “selâm” vardır. (Yasin- 58.)

 

Cennetten şekilsiz olarak Cemâl-i İlâhi’yi gördüklerinde Allah-ü Tealâ selâm verir.

Ayet Meali: O na (Allah a) kavuşacakları gün mü’minlere sağlık dileği, selâmdır ve onlar için cömertçe bir mükâfat hazırlamıştır. (El-Ahzab- 44) (Tefsir-i Hanefi’den)

 

HABER

Allah-ü Tealâ, Musa (A.S.) şöyle buyurmuştur: “Ey Musa! Ben Kadir Gecesi’nde Arş’ı taşıyan meleklere, o gece dua edenlerin duasına amin demeleri için, ibadet etmemelerini emrederim. O gece dua edenlerin duasına icabet ederim. Yarattığım her şey; O gece filden sivrisineğe kadar, denizlerde, karalarda, nehirlerde, ağaçlarda, çöllerde, dağlarda, havada, semavât ve arzda, Arş-ı Âl⒠dan yeryüzüne kadar her şey Kadir Gecesini ihyaya çalışanlar için mağfiret taleb ederler.”

 

Ey Musa! Ümmeti Muhammed’in ibadet için toplandığı hiçbir yere ben azâb ve ceza indirmem.

 

Ey Musa! Kıyamet günü bana yakın olmak istersen, Kadir Gecesinde uyanık ol.

 

Ey Musa! Seninle meleklerime karşı iftihar etmemi istersen, Kadir Gecesi’nde tesbih et.

 

Ey Musa! Sana iyilik etmemi istersen, Kadir Gecesi’nde anne ve babana iyilik ve merhamet et.

 

Ey Musa! Sana merhamet etmemi istersen, Kadir Gecesi’nde zayıflara ve yoksullara merhamet et.

 

Ey Musa! Güneş, ay, yıldızlar ve bulutların senin için dua etmesini istersen, Kadir Gecesi’nde güzel ahlâklı ol.

 

Ey Musa! Ölümünün kolay olmasını, kabrinin geniş olmasını istersen, Kadir Gecesi’nde ilim öğren.

 

Ey Musa! Cehennemi ebediyen görmemek istersen, Kadir Gecesi’nde istiğfar et. 

 

Ey Musa! Selâmetle Cennet’e girmek istersen, Kadir Gecesi’nde sadaka ver.

 

Ey Musa! Muhammed (A.S.)’ a arkadaş olmak istersen, Kadir Gecesinde ona salât oku.

 

Ey Musa! Benim cemâlime bakmak istersen, Kadir Gecesi’nde beni zikret.

 

Ey Musa! Açlık ve susuzluk gününde sana yiyecek vermemi istersen, Kadir Gecesi’nde bir oruçluya iftar ettir.

 

Ey Musa! Kıyamet gününün korkularından seni korumamı istersen, Kadir Gecesi’nde benim mescidlerimden birine yakın ol.

 

Ey Musa! Sırat üzerinden çakan şimşek gibi geçmek istersen, Kadir Gecesi’nde hastaları ziyaret et, esirlere yardım et.

 

Ey Musa! Eğer mü’minler Kadir Gecesinde benim katımdaki ikramları bilmiş olsalardı; sabaha kadar hem kendileri uyumazlar, hem de aile efradını uyutmazlardı.

 

HABER

 

Kadir Gecesinde semavâtın kapıları açılır. Allah-ü Tealâ o gece namaz kılan  mü’minlerin her secdesi için Cennett’e bir ağaç halk eder ki, atlı bir kişi gölgesinde yüzsene yolculuk yapar da, o mesafeyi katedemez. Her rükû için Cennet’te, inci, yakut ve zebercedden yapılmış bir ev inşa ettirir. Her tesbih için deve büyüklüğünde bir kuş yaratır. Her ayet için Cennet taçlarından bir taç, her celse (oturuş) için Cennet bahçelerinde bir bahçe yaratır. Her tekbir için derecesini yükseltir. Her teşehhüd için Cennette bir oda verir.

Sabah fecir doğduğunda Allah-ü Tealâ hatıra gelmeyecek kadar, kerametler ve dereceler verir. Onlar için Cennet’te canların çektiği, gözlerin lezzet aldığı şeyler vardır ve onlar orada ebedidir.



KAYNAK:
TEFCÎR-UT TESNÎM FÎ KALBİN SELİM
(Temiz Kalpte Cennet Pınarı Kaynatmak)
Fatih Dersiamlarından Merhum Eğin’li Mehmet Rahmi

« Son Düzenleme: 11 Haziran 2015, 13:16:27 Gönderen: Mücteba »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesini Düşünürken
« Yanıtla #20 : 01 Temmuz 2016, 17:09:44 »
Kadir Gecesini Düşünürken

Hemen her mübârek gün ve gecelerde aynı şeyleri düşünür, değişmeyen hakikatleri hatırlarız. Mü’min için bu vaziyet hiç değişmez; hakikat hep aynı hakikattir.

Dilerseniz, bu mübârek gece için düşünüp hatırladıklarımıza bir göz atalım...

Bildiğimiz gibi Ehl-i Sünnet inancına göre, “Hayrı da şerri de yaratan Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretleridir. Ancak onun, şerre rızâsı yoktur.” Yani Cenâb-ı Hak, yarattığı kullarınıncennete gitmesini, Cemâl-i İlahi ile şereflenmelerini istiyor, cehenneme müstehak duruma düşüp azap çekmelerine ise rızâsı yok.

Bunun için de cennete gidebilme vesilelerini çoğaltmış, cehenneme gitme sebeplerini ise azaltmıştır. Nitekim şu âyet-i celîle bunun açık delillerinden biridir:

“Kim (huzûr-i İlâhîye) bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı (ecir) vardır. Kim de bir kötülükle gelirse o, sadece onun misliyle cezâlandırılır. Onlar (yani iyilik edenler de fenalık yapanlar da) haksızlığa uğratılmazlar. (Sevapları eksik verilmediği gibi, azapları da artırılarak zulme uğratılmazlar.)” (1)

Evet, bir kötülüğe bir günah; ama bir iyiliğe/bir hayra bir sevap değil, on sevaptan başlayan bir yükseliş!.. Çünkü Rabbimiz kullarının, gadabına/öfkesine mâruz kalıp cehenneme girmelerini değil, rızâsına muvâfık/uygun amel ve ibadetlerde bulunup cennet ve Cemâl-i İlâhîsi ile müşerref olmalarını istiyor...

Bunun içindir ki, bütün gün ve geceleri kendisi yarattığı halde bazılarına birtakım farklılıklar, üstünlükler vermiş... Yapılan iyiliklerin, işlenen amellerin sevâbını daha da yükselterek yetmişe, yedi yüze, kandil gecelerinde daha fazlaya çıkartmış... Özellikle Kadir Gecesi’nde ise, rakamların ifade edemeyeceği kadar zirveye tırmandırmıştır. Hatta Kadir Gecesi’ne öylesine kudsî bir ulviyet lutfetmiş ki; bu geceyi ihyâ ile bin aylık nâfile ibâdet sevâbından daha fazla kazanmayı bile mümkün kılmıştır.

Niçin?

Çünkü Rabbimiz kullarının cennete gitmelerini istiyor, cehennemlik olmalarına rızâsı yok. Bunun için de bahaneler halk ediyor, sebepler-vesileler ihdâs ediyor; günahların cezâsını bir yazdırıyor, iyiliklerin sevaplarını ise on’dan başlatıyor... Yedi yüze, yedi bine, yetmiş bine, yedi yüz bine, milyonlara kadar çoğaltıyor... Hatta Kur’ân-ı Kerim’de, “... Sabredenlere ecirleri-mükâfatları hesapsız verilecektir”(2) buyuruluyor.

Hadis-i şeriflerde ise orucun insanı, ruhi terbiye vasıtası olan en mühim hasletlerden sabra alıştıracağı belirtilir. Bunlardan birinde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyururlar ki: "Oruç sabrın yarısıdır." Kadir Gecesi de, oruç ayı olan Ramazan-ı şirif içerisindedir malum...

***

“SEN HİÇ KADİR GECESİ’Nİ YAŞAMADIN MI?”

İrşad ve mev'izaya dair bazı eserlerde şöyle anlatılır:

Bir kul “kabir azâbı” çekerse, mezarlıktaki arkadaşları ona sorarmış:

"Sen hiç Ramazan ayına ulaşmadın mı, Kadir Gecesi’ni yaşamadın mı?"

Şayet, “Yaşadım” derse, hayret ederlermiş...

Nasıl olup da kendini affettiremedin; sel gibi akan, çağlayanlar gibi coşan sevaplarla amel defterini dolduramadın da kabir azâbına mâruz kaldın? diye...

Mezardakilerin bu hayreti de, Kadir Gecesi’nin kadrini/kıymetini anlamamız bakımından oldukça mânidar değil midir?

***

Velhâsıl, bu mübârek ay, gün ve gecelerde kabını dolduran doldurmakta, dolduramayan da lâyık olduğu kötü âkıbeti beklemektedir. Rahmet-i İlâhî sağanak yağmurlar gibi yağmakta, mağfiret-i İlâhî bembeyaz karlar gibi üzerimize inmektedir. Kaçanlar elbette istifade edemeyecek; letâifini-gönüllerini açanlar ise, mutlaka bu İlâhî feyzden mahrum kalmayacak, umduklarına nâil, korktuklarından emin olacaktır.

İşte bu noktada önemli olan hususulardan biri de; insanın kendini kontrol etmesi, kimlerin arasında ve yanında olduğuna dikkat etmesidir...

İlâhî rahmetten kaçan bedbahtların/manevi felakete uğramış kimselerin mi, yoksa kalbini-gönlünü açıp nûr-i İlahi, feyz-i Muhammedî ile alâkadar olan bahtiyarların mı?

***

Rabbimiz bizleri rahmet-mağfiret-feyz ve bereketinin yağmurlar, karlar gibi yağdırmakta olduğu Kadir Gecesi’nden a‘zamî derecede istifade ve istifaza edebilen seçkin kulları zümresine ilhak buyursun.

***

KADİR GECESİNİ GÖZETMEK

Kadir Gecesi’nin, Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadîs-i şerifler vârid olmuştur.

Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

- Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

- Pazartesi günü girerse, 20’yi 21’e bağlayan gece.

- Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

- Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

- Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

- Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

- Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gecesi’yle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Birçok ehlüllah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Malumunuz, Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü’minlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri için ve diğer bazı sebeplerden dolayıdır.

***

Netice olarak şunu ifade edebiliriz;

Ramazan-ı Şerif hangi gün girerse girsin, bu hesaba göre Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isabet etmektedir. Ramazan-ı Şerif’in ikinci yarısında ise, iki adet cumartesi vardır. Bunlardan gecesi tek sayıya isabet eden, Kadir Gecesi’dir.

Bu usulden haberdar olan mü'minler, mutlaka o geceyi de ihya etmişlerdir.

***

KADİR GECESİ'NİN ALÂMETLERİ

- Kadir Gecesi’nde hava berrak ve güzel olur.

- O gece her şey Allah’a secde eder.

- Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır.

- Mü’minler afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar. (3)


DİPNOTLAR
(1) En‘âm suresi, 160.
(2) Zümer suresi, 10.
(3) Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat, İstanbul, 1983, s. 41.



http://www.halisece.com/mubarek-geceler/265-kadir-gecesini-dusunurken.html
« Son Düzenleme: 01 Temmuz 2016, 17:14:22 Gönderen: Mücteba »