Gönderen Konu: Kim Bu Kuzen  (Okunma sayısı 2466 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kim Bu Kuzen
« : 15 Mayıs 2013, 15:47:32 »


Evliyazâde, hocazâde gibi soylu, temiz nesepli âlimlerimiz, beliğ ve fasîh hatiplerimiz vardı. Helalzâde bir hayat yaşayıp haramzâde şeylerden teşdit ile ictinâb ederlerdi. Diğer taraftan yeğen de vardı. Ama küçükler, büyüklerine yeğen deyip, saygıda kusur etmezlerdi.

Sıcak bir günde Yeşilköy Havaalanı’na ayak basmıştı. Karşılamaya kimlerin geldiğini merak ediyordu. Birbirlerini görmeyeli tam altı ay olmuştu. Lisan öğrenmek için gitmişti Ingiltere’ye. Lisan öğrendi mi bizim eleman bilmem ama beni en sevdiği amcazâdesine bir çırpıda nida etmişti. “Ne haber kuzen” dediğinde, herkesin aklında “ Kimdir, nedir bu kuzen?” suali peyda olmuştu. O vakit, fehmettim ki beni sigaya çekeceklerdi.

Ben kuzen. Bu topraklar bana aşinaydı da ben bu topraklara aşina değilim, diye içimden terennüm ettim. Gümrükten geçmiştim, etkili ve yetkili merciler de telaffuzuma ve istimalime müdahale etmemişlerdi.

Bakalım taa Ingiltere’den Istanbul Yeşilköy Havaalanı’na nasıl gelmiştim. Nereden geliyor nereye gidiyordum, ben kuzensem diğer akrabalarım kimlerdi, neredeydiler? Benim karşılığım bu topraklarda daha önce nasıl söylenirdi?

Amcazâdesi ona “Kuzen kelimesi uygun mu sence. Senden büyük yeğenler için kuzen denmesi saygınlığı zedelemez mi. Eskiden böyle denilmesi yakışık almazdı. Onun yerine yeğen desen amcaoğlu desen olmaz mı?”. Bu cümleleri işittiğimde buralara davetsiz geldiğim aşikâr olmuştu.

Anlaşılan mevzu uzayacaktı. Aralarında karar aldılar. Hane halkı, akrabaları ile bu kuzen meselesini istişare etmek için toplandılar. Içlerinden âlim ve mütefekkir biri vardı ki ona mütekellim dede derlerdi. Münâzârayı o idare edecekti. Mevzunun bir neticeye varmasını istiyorlardı.

Benim saydığıma göre mütekellim dedenin kırk bir tane torunu vardı. Hepsi münâzâra meclisinde pür dikkat kesilmişlerdi.

Amcazâdesi söz aldı evvela “Şimdi sen kuzen diyorsun ya, burada benim tam otuz dokuz tane kuzenim var. Bunların akrabalık dereceleri müsavi oluyor bu şekilde. Daha sarih anlatmak icap ederse hangisi amcamın, halamın, dayımın, teyzemin oğlu, kurbiyet derecesini ibraz etmemiş oluyorsun ki, anne tarafından mı akraba; yoksa baba tarafından mı akraba, bunu anlamak nâ-mümkün.”

Beni buralara davetsiz getiren “Doğru dersin, hakkını teslim ediyorum kuzen. Şimdi ben yeğen de desem mevzu aynı yere gitmez mi? Hangi taraftan akraba olduğu kat’i suretle belli olmaz ki.”

Amcazadesi “Doğru dersin sen de. Lakin, evvela kuzen kelimesini etimoloji cihetinden tetkik etmek lazım. Kuzen, Fransızca bir kelimedir, bizde yeğen kelimesinin yerini işgal etmiştir. Birine göre, kardeş, amca, hala, dayı veya teyzenin çocuğu.

Asıl tuhaf olan senin Ingiltere’ye lisan öğrenmek için gidip, dönüşte bana Fransızca bir kelime olan kuzen ile hitap etmendir. Ve kelime aslında Latincedir. Söz senindir mütekellim dede”

“Dinleyin beni, ey benî Âdem! Benî, Arapça oğul manasına gelir ki benî Âdem, Ademoğulları demektir. Yasin suresi altmışıncı ayet-i kerîmede “Ey benî Âdem! Şeytana inanmayın, o size apaçık düşmandır.” diye insanoğluna nida olundu.

Sonra gelelim ‘velet’ çocuk demektir, onun cem’isi evlattır. Evlat kız ve erkeğe de şamildir. Bu toprakların asil ve soylu kelimelerini hatırlamak ilmen boynumuzun borcudur. Soyadından evvel soyu ifade eden çocuk manasında zâde gibi bir kelimemiz vardı. Bizim şehzâdelerimiz vardı ki babaları asilzâde idi. Beyzâdelerimiz vardı ki babaları paşazâde idi. Hatta Samipaşazâde Sezai diye bir muharririmiz vardı.

Evliyazâde, hocazâde gibi soylu, temiz nesepli alimlerimiz beliğ ve fasîh hatiplerimiz vardı. Helalzâde bir hayat yaşayıp haramzâde şeylerden teşdit ile ictinâb ederlerdi. Diğer taraftan yeğen de vardı. Ama küçükler büyüklerine yeğen deyip, saygıda kusur etmezlerdi. Işte o zamanlar buralarda kuzen kelimesinin esamesi okunmazdı. Soyadı kabulünde yapılan icbârî uygulamalar da hocazâde evliyazâde gibi kelimeler istimal ettirilmedi, yabana atıldı. Zaten hânedânın da gitmesiyle ne bey kaldı ne paşa ne zâde ne helal ne haram. Helalzâde oldu haram-zede. Meseleye bu cihetten nazar ederseniz daha aşikâr görürsünüz.”

Ben kuzen, gereken dersi almıştım. Içimde bir his var demiştim, bu topraklara gelirken “Bu topraklar bana aşina da ben bu topraklara aşina değilim.” Zaten ölü bir lisan olan Latince’den geldiğimi de öğrenince beni tanıyan akrabalarımın da kalmadığını anladım. Bunu da kız yeğen için kullanılan “kuzin” kelimesinin tedavülden kalkmasından istinbât ediyorum. Benim de akrabalar arasında telaffuzum o kadar uzun sürmez gibi. Herkes işin aslını öğrendi. Artık bana yol göründü.


Ümit YÜKSEL | 07 Mayıs 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi