Gönderen Konu: Kork(m)ak Eğitimi  (Okunma sayısı 1106 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kork(m)ak Eğitimi
« : 24 Temmuz 2014, 11:11:40 »

Kork(m)ak Eğitimi


Korkanı teselli için “Ucunda ölüm yok ya! Dünyanın sonu değil ya!” denir. Ölümün ötesini, dünya hayatının sonrasını düşünenler için asıl korku, işte bu sığ korku anlayışının bittiği yerde başlar.

Korkuyorum!” der çocuk.

“Korkulacak bir şey yok!” denir ona. Halbuki ortada “bir şey” vardır ki çocuk korkuyordur. O şeyi inkâr etmek, çocuktaki korkuyu yok etmez.

“Korkuyorum!” der çocuk.

“Korkmana gerek yok!” denir ona.

Korkuya sebep olan “şey”in varlığı inkâr edilmese de korkunun lüzumsuzluğu söylenip geçilir. Bu da tesellî etmez onu.

“Korkuyorum!” der çocuk.

“Korkma, biz yanındayız!” denir ona.

Çocuk, biraz rahatlar. Çünkü güven duyacağı birileri vardır yanında.

Ya yetişkinler kime, neye güvenerek “Korkmuyorum!” der? Aslında bu cesur(?) çıkış, geleceğe meydan okumaktır ve bir suçlunun geçmişle ilgili “Pişman değilim!” haykırışına çok benzer.

“Korkmuyorum!” diyen herkesin cesareti, takdir edilmeyi hak etmez bu yüzden. Cesaretiyle bizi korkutanlar, umûmiyetle korkumuzdan cesaret alanlardır. “Etrafına korku salanın kendisi de korkuyordur.”

Ölümün bizâtihi kendisi değil, temsil ettiği mânâ insanı ürkütür, ürkütmelidir. Ölüm gerçek’ten daha gerçektir ve korkmaktan bu kadar korkan yetişkinlerin dünyasında “Korkuyorum!” diyebilmek cesaret ister. Çünkü korkma cesaretini gösterenin, yapması ve yapmaması gereken birçok işi vardır artık.

Korkuyu tanımak

Bir hissi tek başına iyi ya da kötü kabul etmek ne kadar doğrudur? Mesela mutluluk! Mutluluk güzel bir his olsa da başka insanların acılarından mutluluk duymak doğru değildir. Duygularımızın güzelliği ve doğruluğu; neden kaynaklandığı, nasıl ve ne miktarda hissedildiği, kime yahut neye yönelik olduğu ve neticesinin ne olduğuyla ilgilidir. Bu yüzden korkunun ne olduğuna; kimlerden
ve nelerden, nasıl ve niçin, korkmak yahut korkmamak gerektiğine bir bakalım.

Bazı korkular oldukça şahsîdir: Karanlıktan, yalnız kalmaktan, bir yerde kapalı kalmaktan korkmak gibi. Bazıları ise daha yaygın: Hastalık korkusu, yoksulluk korkusu, yaşlanma korkusu, işsiz kalma korkusu, savaş korkusu, tabiî âfet korkusu… Korkularımız, kaygılarımız çeşit çeşit. Muhtemel olandan duyulan endişeler, kesin olandan duyulan korkular. Doğuştan gelen ve sonradan öğrenilen korkular. Tecrübeyle yahut iman yoluyla edinilen korkular.Muhtelif lügatlerin bir tehlike veya tehlike karşısında uyanan kaygı olarak tarif ettiği korkuyu, imam-ı Gazali Hazretleri şöyle izah ediyor:

“Bilmiş ol ki korku, hoşlanmadığı bir şeyle karşılaşacağını düşünmekten doğar. Hoşlanmadığı şey ya bizâtihî korkunçtur – ateş gibi – yahut onun hoşlanılmayan bir şey olması, bizâtihî değil de herhangi bir kötülüğe ulaştırması bakımındandır. Ahirette insanı hoşlanmadığı şeyle karşılaştırmaya vesile olan günahları gibi. Bu tıpkı hasta bir adamın, ölüme sürükleyecek şeyleri yemekten çekinmesine benzer.”

Bilen, korkar

Endişe, kaygı, tedirginlik. Stres, anksiyete, obsesyon… Havf, haşyet, verâ, takvâ, rehbet. Korku bazen sıradan bir heyecan hâli, bazen ciddî bir hastalık, bazen dînin istediği bir kemâl alâmeti olarak çıkıyor karşımıza. Anlıyoruz ki korkuların bir kısmına aldırmamak, bir kısmını tedavi etmek, bir kısmının da içimize iyice yerleşmesini sağlamak için uğraşmak gerekiyor. Emerson “Korkunun kaynağı bilgisizliktir.” dese de biliyoruz ki câhil cesur olur. Asıl korkanlar, hem de korkması gerektiği gibi korkanlar bilgili kimselerdir.

    “Allah’tan kulları içinde ancak âlimler korkar.” (Fâtır Suresi, 28. âyet-i kerîme)

Gereksiz korkulara “Allah var gaile yok!” deyip geçerken, lüzumlu ve faydalı korkuları kalbe çekmek için bir öğrenme sürecine ihtiyaç var. Çocukların nelerden korktuğu incelendiğinde bölgeden bölgeye farklılıklar olduğu ortaya çıkıyor. Bu da korku hususunda çevrenin ve öğrenmenin etkisini gösteriyor.

Korkunun nasıl öğrenildiğini imam-ı Gazali Hazretleri çok güzel anlatıyor: “Yılan ve aslanın tehlikelerini bilmeyen bir çocuk evde dururken bunlardan biri yanına girse, çocuk bunlardan korkmak şöyle dursun, bunlarla oynamak ister. Fakat yanında ebeveyni olsa, bu hayvanların ne derece korkunç ve zararlı olduğunu bildikleri için korku ve dehşete kapılarak sağa sola kaçmaya başlarlar. Anne ve babasının bu hâlini gören çocuk da ebeveynini taklit etmek suretiyle korkmaya başlar. Çocuk içeri giren bu yaratıkların tehlikeli olduklarını anlar, fakat ne yönden tehlikeli olduklarını bilemez. işte bunun gibi, Allahu Teâlâ’dan korkmanın da iki makamı vardır; biri azâbından, diğeri de zâtından korkmaktır. Zâtından korkmak, âlimlerin ve basîret sahibi âriflerin korkusudur. Azâbından duyulan korku ise, bütün mahlûkatın korkusudur.”

Hasetle gıptâ, hırsla azim, çekingenlikle hayâ, patavatsızlıkla kendini ifâde etme aynı değil. Sevginin, buğzun ve korkunun faydalı olup olmaması da kime, neye yönelik olduğuna bağlı. Gelecek korkusunu âhirete yöneltebilmek, ciddi tâlim ve terbiye gerektiriyor. Bunu yaparken de sevgi ile korkunun birbirine zıt mefhumlar olmadığını fark ettirmek lüzumu ortaya çıkıyor. Arap şairleri “Korkusuz aşkta eksik olan bir şey vardır.” derler. Allah (c.c.) katında kıymetli olmanın yolu, korkudan geçiyor:

    Muhakkak ki Allah katında en değerliniz, ondan en çok korkanınızdır.” (Hucurât Suresi, 13. âyet-i kerîme)

Korkutarak eğitmek değil, eğiterek korkutmak

Korku eğitimine her yaştan insanın ihtiyacı var. Korkutarak eğitmekten değil, eğiterek korkutmaktan söz ediyoruz. Severek yapılan eğitim, faydalı korkuyu öğretebilir. insanın hayatı boyunca hissettiği, ergenlikte ise iyice öne çıkan reddedilme, beğenilmeme, kabul görmeme, başkaları tarafından onaylanmama korkusunu düşünelim. Bütün bu endişeler Allah’a karşı hissedilmeli değil mi?

inanç, ahlâk, bilgi, ibadet ve duygu hususlarında ergenler üzerinde sevgi ve korkunun ne kadar tesirli olduğuyla ilgili bir araştırma yapılıyor. Bu araştırma inanç üzerinde en etkili motifin korku olduğunu, ahlak hususunda korku ile sevginin aynı derecede müessir olduğunu, bilgi, ibadet ve duygu boyutlarında ise sevginin korkudan daha tesirli olduğunu ortaya koyuyor.

Yaparak-yaşayarak öğrenme en iyi öğrenmedir. Ancak yaptığının karşılığının cennet ya da cehennem olduğunu bu dünyada bizzat tecrübe etmek imkânı yoktur. Bu bir îtikat meselesidir.

Faydalı korku

Yalnızca çocuklar ve ergenler değil, yetişkinler de korku sayesinde korunurlar. 30-40 yaşlarındaki insanlarla dindarlık ve korkular üzerine yapılan bir araştırma, bazı bilgileri gözler önünesermektedir. Bu araştırmada dindarlık seviyesi yükseldikçe insanların Allah’tan daha fazlakorktukları, fakat bu korkunun onları Allah’tan uzaklaştırmadığı bilakis ona daha da yaklaştırdığı,aynı zamanda Allah korkusunun insanı diğer korkulardan uzaklaştırdığı, özellikle nafile ibadetler yapanların diğer korkularının asgari düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Dindarlık seviyesi arttıkça Allah’a karşı duyulan sorumluluk hissi kuvvetlenmekte, imansız ölme korkusu artmakta; buna mukabil gelecek kaygısı, toplum içinde beğenilmeme endişesi, gelir durumunun düşmesi korkusu azalmaktadır. işini kaybetme endişesi taşımayan dindar kimselerin, inançlarının müsaade etmediği davranışlardan uzak durduğu görülmektedir. Cezalandırılma korkusu, dindarların yanlış yapmalarına engel olmakta ve dindarlık seviyesi yükseldikçe günaha girmeme iradesikuvvetlenmektedir. Ayrıca bu kişilerin saygı, sevgi ve muhabbetten dolayı Allah’tan (c.c.) korktukları belirlenmiştir.

insan kendini güvende hissetmek ister. Bu onun en temel ihtiyaçlarındandır. Korku ise güven duygusunun zıddıdır. Öte yandan âhiretteki durumumuz belirsizdir ve selâmete erene kadar korkmak gayet tabiîdir. Korkanı teselli için “Ucunda ölüm yok ya! Dünyanın sonu değil ya!” denir. Ölümün ötesini, dünya hayatının sonrasını düşünenler için asıl korku, işte bu sığ korku anlayışının bittiği yerde başlar. Onlar korktuklarından emin, umduklarına nâil olmak için korkarlar. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de “Kim Rabbinden hakkı ile korkup da kendini kötülükten alıkoyarsa, şüphesiz ki varacağı yer cennettir.” (Nâziât Suresi, 40 ve 41. âyet-i kerîmeler) buyrulmaktadır.

Müeyyideler, kanunlar, disiplini sağlayan uygulamalar korku üzerine kuruludur. Bazen politikacılar, aynı görüşte olmayanları, ortak korkular etrafında birleştirmeye çalışırlar. Arkadaşlarımız “Hadi atlasana! Yoksa korkuyor musun?” diye bizi tehlikeye, ateşe sürüklerler. Öyleyse herkesin bize karşı kullandığı bu gücü, yani korkuyu biz de kendimize, kendi nefsimize karşı kullanabiliriz. Üstelik bu korku bizi tehlikeden muhafaza edecektir. Hem maziye yönelik “pişmanlık ve suçluluk” duygusu hem de geleceğe yönelik “korku ve kaygı” hissi, bugün yanlış yapmaya mâni olur. Büyük bir aşkın kalpte başka sevgilere yer bırakmadığı gibi hakîkî korku da lüzumsuz endişeleri kalpten söker atar. Cenap Şahabeddin “insanlar yalanla avutanı, gerçekle korkutana tercih ediyorlar.” diyor.


Kaynakça:

1- Ahmet Albayrak, Ergenlerin Dini Gelişiminde Sevgi ve Korku Motifinin Etkinliği, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı, Bursa, 1995, sayfa 50
2- Ahmet Albayrak, Ergenlerin Dini Gelişiminde Sevgi ve Korku Motifinin Etkinliği, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı, ursa, 1995, sayfa 122
3- İsmail Şerefli; 30-40 Yaşlar Arası Kişilerde İnanç-Korku ilişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya, 2008, sayfa 138-140


İdris Eren | 14 Temmuz 2014 | http://insanvehayat.com/korkmak-egitimi/