kur'ani kerimi anlamak

Başlatan müteallim, 22 Şubat 2009, 01:38:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

müteallim

BİR HİKAYE:

Gazali şöyle bir hikaye nakleder. Bir şehire ilk defa bir fil gelir. Bütün şehir halkı merakla fil`i görmeye giderler. Bu arada köyde bulunan körlerde meraklanıp filin yanına giderler.

Şehirdeki körler fili elle tanıyacaklarını zannedeler. Ellerini ona dokundururlar. Birinin eli hayvanın kulağına, diğerininki ayağına, bir başkasınınki baldırına, diğer birininki de dişlerine rast gelir. Bu körlerin hepsi bir araya gelince, filin nasıl olduğunu bunlardan sorarlar.

Eli, hayvanın ayağına gelen der ki: Fil sütun gibidir. Eli hayvanın dişlerine temas eden der ki:Fil direk gibidir. Eli kulağına gelen der ki: Halı gibidir. Eli hayvanın hortumuna gelen der ki: Fil uzun bir boru gibidir.

BİR SONUÇ: İşte bizim elimize de Rabbimizin lütfu olarak Kur`an-ı Kerim gibi müthiş bir hazine var. Ançak, hem dünya hayatının hemde Ahiretin en büyük hazinesinin haritası olan yüce Kur`anı doğru anlamak ve faydasını görebilmek için biraz çaba sarfetmek gereklidir.

Şimdi çok nadir de olsa bazı kardeşlerimizden gelen şu soruya cevap verebiliriz:" Kardeşim Kur`anı anlamk için ne yapalım, nasıl çalışalım ?"
Kardeşim, Kur`anı Kerimi anlamak için, onu anlamayı kendine dert edineceksin ! Geceni gündüzüne katarak arayacaksın, düşüneceksin, okuyacaksın, bu yolun yolcularını arayıp bulacaksın.!

Kur`anı doğru anlamaz yada anlayamaz isek  ne olur ?

O zaman yukardaki körlerin durumuna düşeriz. Ve maalesef günümüzdeki Müslümanların durumu bu hikayeye tıpatıp nasıl da uyuyor bir bakınız. Bakıyoruz her gurup kendine göre bazı ayetlere veya hadislere  tutunmuş ve kendi görüşünü din zannediyor. Kimilerine göre din demek tasavvuf demek, kimilerine göre felsefesiz bir İslam düşünülemez, kimileri ise milliyetciliği dine yamamaya çalışıyor.  Bunlar işte bizim şehrimizin körleri. Gazzali hikayesinden sonra şu yorumu yapıyor:

,,İnsanlar arasındaki ayrılıkların çoğu, hepsinin sözünde bir sebeple doğruluk bulunmasıdır. Fakat bazıları görmedikleri hâlde, her şeyi gördüklerini zannederler. Bunlar şehirlerine fil gelmiş olduğunu duyup, onu tanımak isteyen körler gibidirler. Hepsi doğru söylediler ve hepsi yanıldılar! Zira her biri fili tamamen anladıklarım sandılar. Ama anlayamadılar"
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

müteallim

#1
Bu anlama zorluklarının tek sebebi aslında bizim Allahın kitabını anlamadaki yetersizligimiz yani Kur`anı anlamak için gerekli bilgi ve zeka donanımına sahip olmamamızdır. Ancak konunun anlaşılması için konuyu iki başlık altında inceleyebiliriz:

1-   Kişiden kaynaklanan sebebpler
a-   Nuzul sebeplerini bilmemek
b-   Arapça konusunda yeterli donanıma sahip olmamak
c-   Ayetler arasındaki ilişkileri görememek

Bu başlıklar biraz detaylı ve örnekleriyle tek tek detaylı olarak aşağıda anlatılacaktır.

2-   Kur`anın anlatım özelliğinden kaynaklanan sebepler
a-   Takdim –tehirler
b-   Hazifler
c-   Tekrarlar
d-   Itnap ve icazlar
e-   Manada işkal-anlam çelişkisi
Bu konularıda kısaca anlatnaya çalışalım:

a-Takdim –tehirler
Kur`anı Kerim`de aynı konu değişik yerlerde ele alınırken, bir yerde konunun bir cüz`ü önce, başka bir yerde ise sonra gelmiştir. Kur`an bilimcileri bu konulara başarılı izahlar getirmişlerdir.

ÖRNEK

Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.(Bakara 48)

Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.(Bakara 123)

Bu ayetlerde birinci ayette şefaat önce, ikinci ayette ise fidye önce zikredilmiştir. Bunun hikmeti, bir yerde şahsını malından çok seven insanlara, bir yerdede malını şahsından çok seven insanlara işaret etmek içindir.
Yine Hıristiyanlar ve Sabiilerden bahsedilirken, Bakara suresinde  önem ve rütbece önceliğe sahip olduklarına isaret için Hıristiyanlar önce zikredilmiş, Maide  ve Hacc  surelerinde ise, kronolojik sıraya işaret için Sabiiler önce geririlmişlerdir.

b-Hazifler

Kur`an aynı konuyu değişik yerlerde anlatırken, kullandığı belli kelimeleri bazı yerlerde hafzeder. Incelendiğinde bunun da hikmet ve sebepleri vardır.

Mesela:
Bakara  ve Araf  surelerinde, yahudilerden bahsederken, kaane lafzını kullanarak: ,,Onlar kendilerine zulmediyorlardı" ifadesini kullanırken, Al-i Imran suresinde  kaane fiili hafzedilerek, ,,Onlar kendilerine zulmediyorlar" ifadesini kullanmıştır.

Çünkü, öncekinde tarihe karışmış bir topluluktan bahsedilmekte, burada ise Allahü Teaala insanlara bir misal getirmektedir,

c-Tekrarlar
Kur´anı Kerimde sırf tekrar yoktur.Tekrar eden lafız ister kelime ister cümle olsun, bunun mutlaka gerekli bir sebebi vardır. Tekrar eden bu lafızların önü ve sonu ile incelendiğinde, farklı anlamlar içerdiği görülür. Bazen aynı ayet içinde aynı anlama gelebilen kelimelerde beraber kullanılır.
ÖRNEK

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوْتُواْ نَصِيباً مِّنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ {23}

Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.(Al-i Imran 23)

Burada ,,yetevella" ve ,,muu`rizun" kelimeleri birbirine yakın anlamlı olduğu için tekrar gibi görünmektedir. Burada bu iki yakın anlamlı kelimemnin aynı cümlede gelmesinin şu hikmetleri düşünülebilir:

1-,,Yetevellevne" sözüyle, onların davetçiden, ,,muu`rizun" sözüyle ise çağırdıkları şey olan Allahın Kitab`ından yüz çevirdikleri anlatılmaktadır.
2-,,Yetevellevne" onların kulaklarıyla işitmek istemeyişlerini, ,,muu`rizun" ise kalpleriyle anlamak ve düşünmekten yüz çevirdiklerini anlatmaktadır.  
3-Birincisiyle onların ileri gelenlerinin ve ulema sınıfının, ikincisiyle ise onlara tabi olan avamın yüz çevirdiği anlatılmak istenmiştir.

,,Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir."  Ifadesi Bakara suresinde üç ayrı yerde kullanılmıştır. Bunlardan birinciyle Mescid-i Haram`da, ikinciyle Mescid-i Haram dışında, üçüncüyle de beldenin dışında iken Kabe`ye dönülmesi murad edilmistir. Veya, birinciyle Mekkede bulunanlar, ikinciyle Mekke dışındakiler üçüncüylede yolcular kasdedilmislerdir.

d-İtnab ve İcaz
Kur`an da bazen herhangi bir konu anlatılırken, normal manayı eda edecek ifadelere, bazı zaman artı lafızlar ilave edilir. Arab dilinin bu özelliğine ,,mübalağa etmek ve uzatmak" anlamına gelen itnab denir. Bunu karşıtınada icaz denir.
Mesela:

,,Yazıklar olsun Kitabı elleriyle yazıp tahrif edenlere !"  ayetinde , elleriyle sözü ile itnab yapılmıştır. Bu söz kullanılmadan da cümle kurulabilirdi. Çünkü zaten insan elleriyle yazar.
Ancak, bu tarz bir ifadeyle, hem bu işlerinden dolayı onlar kötüleniyorlar, hem de onların bu kötü işi bizzat kendilerinin gerçekleştirdikleri vurgulanıyor.

e-Manada işkal-anlam çelişkisi

Aslında Müşkil-ül Kur`an konusunun en önemli noktasını, Kur`an ayetlerinin birbirleriyle veya birtakım kesin vakıalarla –görünürdeki¬- var olan çelişki ve tearuz konusunu inceleyen bu bölüm oluşturur.

Şunu belirtmek gerekir ki, çelişkili gözüken ayetler, hiçbir zaman peşpeşe gelmemekte, bilakis ayrı ayrı yerlerde ve surelerde varid olmsktadır. Bundan şunu anlıyoruz ki, ortada bir çelişkiden çok bir konu ve mesele farklılığı vardır.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

müteallim

#2
1-Yer ve zaman farklılığı

Bazı ayetlerin , aynı konuda farklı bilgiler verdiği Kur`anı Kerimde çokça varittir. Bunun nedeni, bir hadisenin, farklı  zaman ve mekanlardaki ayrı ayrı durumlarına temas edilmiş olmasıdır. Burada bir çelişki sözkonusu olamz, çünkü yer ve zaman ayrı olduğunda konu farklılaşır.

ÖRNEK
1-"İşte bugün onlar konuşmazlar. Kendilerine izin verilmez ki mazaret ileri sürsünler !" (Mürselat 35-36)
2-"Onlar kıyamet günü Rabbinizin  huzurunda birbirleriyle tartışırlar."(Zümer 31)
Birinci alette, kafirlerin kıyamet günü birbirleriyle konuşamayacakları ve onlara konuşma izninin verilmeyeceği anlatılırken, ikinci alette bunun aksi ifade ediliyor. Çünkü birinci ayet, dirilişten sonra yaratıkların ilk toplandıkları yerdeki durumlarını, ikinci ayet ise uzun bir süre sonra onların hesaba çekilirken birbirleriyle tartıştıklarını anlatır.

2.Konu farklılığı

Kur`anda, aynı tabarin  farklı yerlerde birbirleriyle çelişecek tarzda geldiği görülür. Bunlar incelendiğinde konuların farklı faklı olduğu, dolayısıyla herbiriyle başka bir mananın kasdedildiği görülür.

ÖRNEK 1
1-"Mü`min erkeklerle mü`min kadınlar, birbirlerinin velileridir."  (9 Tevbe 71)
2-"İman edip  de hicret etmeyenlerle sizin herhangi bir velayetiniz yoktur." (8 Enfal 72)
   
Birinci alette sözkonusu edilen velayet dini, ikinci alette ise mali(mirasla ilgili) ve siyasidir, dolayısıyla her iki alette konu ayrı olduğu için hükümlerde ayrıdır.

ÖRNEK 2

1-"(Ey İblis), şüphesiz senin, kullarım üzerinde herhangi bir güç ve otoriten yoktur !"
(15 Hicr 42)
2-"Musa adama bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu ve dedi ki:"Bu şeytanın yaptırdığı bir şeydir." (28 Kasas 15)

Birinci ayette şeytanın, Allah`ın gerçek kulları üzerinde herhangi bir etkisi ve yaptırma gücünün olmayacağı anlatılırken, ikinci de hemde bir peygamberin adam öldürmesine sebep olduğu belirtiliyor. Burada zahiren bir çelişki vardır. Ancak, birinci ayette, şeytanın, Allah`ın halis kullarını şirke düşürme konusunda güç ve otoritesinin olmadığı anlatılmaktadır. Yani orada konu, şirk ve benzeri itikadi sapmalardır. Nitekim bu husus, diğer Kur`an ayetlerinin ortak beyanıdır. İkinci ayette ise konu, İblis`in sebep olabildiği ameli ve fiili hatalardır.  
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

müteallim

#3
3-Durum farklılığı

Kur`an bazen, tek bir şeyi, farklı asıllara bağlar ve onu çeşitli şekillerde tanımlar. Bunun da nedeni, o şeyin muhtelif hal ve aşamalarını belirtmek içindir.

ÖRNEK
Kur`an bazen Adem`in topraktan , bazen çamur`dan , bazen çamurdan sızan gömük/cıvık çamurdan , bazan rengi ve kokusu değişmiş, yıllanıp ekşimiş kara balçıktan , bazen yapışkan balçıktan , bazen de tın tın öten pişmiş saksıdan yaratıldığını söyler.

Bunlar, anlaşılacağı üzere, topraktan yaratılmağa başlanan ilk insanın geçirdiğ hilkat merhaleleri ve yaradılış aşamalarıdır. Yani yaratılma aşamasında toprağın uğradıği değişimi ve şekilleri anlatır.

4-Takdim ve tehir farklılığı

Kur`anın her şeyden önce amaci insanı irşaddır. Bu nedenle önceki ümmetlerle ilgili kıssalarda ve evrenin yaratılış olaylarında, kronolojik sıraya göre gerçeklesen olaylar, zaman zaman takdim tehirli olarak da verilir. Bundan dolayı, hakikatte önce cereyan etmiş olan kimi hadiseler, sonra cereyan etmiş gibi zannedilir.

ÖRNEK

De ki: 'Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.'
Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.

Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin.' İkisi de: 'İsteyerek (İtaat ederek) geldik' dediler. (Fussilet 9-11)

Bu ayetler, yeryüzünün gökyüzünden önce yaratıldığını gösterir. Vakıa da böyledir. Ancak Naziat suresinde farklı bir anlatımla karşılaşıriz:

Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, Onu yükseltti, düzene koydu , Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da yerküreyi döşedi, Yerden suyunu ve otlağını çıkardı, Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. (Naziat 27-32)

Bu ayetler görünürde, yukardakinin aksine, yeryüzün gökyüzünden sonra yaratıldığına delalet ettmektedir. Ancak burada, göğün inşa edilip tavanının yükseltilmesinden sonra yer ile ilgili olarak yapılan işlerde bir incelik vardır; oda yer yüzünün yoktan yaratıldığı değil, yaratılmış olan yerin, üzerinde yaşanılır hale getirilmesi için döşenmesidir.

Yani önce yeryüzü yaratılmış, sonra gökyüzü yaratılmış, daha sonrada yeryüzü yaşanılır hale gelecek şekilde döşenmiştir.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Evfacan

Yiğit yaralı olur - Yine dağ gibi durur

lalegül

Allah razı olsun Hocam, ellerinize sağlık.
Şu rahmete bakın ki,
insanlar bütün azalarıyla günah işlerken,
sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.

Aziz Mahmud Hüdai (k.s)

neyzen.lal

çok inceliklerle dolu....
şu cüzi iradem kavramaktan yoksun...
Rabbim ilmimizi artırsın...idrakimizi genişletsin...
teşekkürlerimi sunarım kıymetli hocam....
Hüzünle titreyen gönle ince bir ah dokunur....
Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur...

Tuğra

〰〰〰〰🐠