Gönderen Konu: Kurban Bayramı Hutbesi !  (Okunma sayısı 3229 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban Bayramı Hutbesi !
« : 12 Eylül 2013, 22:52:23 »

   Muhterem Müminler!
    Bu haftaki hutbemiz Kurban günlerinde, bayram yapmanın sebebi hakkında olacaktır.
    Cenab-ı Hakk’a çeşitli vesileler ile yaklaşılır. Bunlardan biri de birkaç gün sonra keseceğimiz kurbanlarımız ile olmaktadır. Bu derece yüce mana ifade eden kurban ibadeti, acaba nereden miras kaldı bizlere? Hangi idrak ve düşünceyle bayram yapıyoruz, bu günlerde?
    Tarih, Peygamber Efendimizin ceddi âlisi, Kabe-i Muazzama’nın mimarı, Hz. İbrahim’i gösteriyordu. Nemrud’un ateşinden yeni kurtulmuş olan  Hz. İbrahim, insanlığı, Allah’a kul olmaya davet ediyordu. Bu uğurda canını ve malını, hiçe sayma fedakarlığını gösteren Hz. İbrahim, Allah tarafından yapılacak, yeni bir imtihana hazırlanıyordu.
    Aradan seneler geçmesine rağmen, Hz. İbrahim’in evladı olmamıştı. İçindeki evlat aşkının alevlenmiş olduğu bir anda, melekler Hz. İbrahim’in yanına gelerek şöyle sorarlar: “Ya İbrahim! Allah sana bu kadar nimetler ihsan etmişken, sen bu nimetleri Allah yolunda hiç düşünmeden harcıyorsun. Kalbine hiç tesir etmiyor mu?  Cevap düşündürücüdür: “Değil Allah yolunda malımı feda etmek, Allah bana salih bir evlat verse, onu bile Allah yolunda feda edebilirim.” İşte bu söz kayda geçiyordu.
    Aradan uzun yıllar geçmiş, Cenab-ı Hak Hz. İbrahim’e salih bir evlat ihsan etmişti. İsmi, İsmail.
Artık imtihan başlıyordu. Zilhiccenin 8. Günü. Hz. İsmail’in en sevimli olduğu zamanlar. 11- 12 yaşlarında. O kadar güzel, o kadar itaatli bir evlat ki... İbrahim AS  Hz. Allah’tan salih bir evlat istemişti. Allah’da verdi onu, Ona.
    Akşam oluyor, Hz. İbrahim, yattığı yataktan, “Nezrini yerine getir, Ya İbrahim!” nidasıyla, korku ve düşünceyle kalkıyordu. Bu rüya acaba Allah’tan mıydı? Nezri neydi, onu düşünüyordu.
    Ertesi gece, aynı rüyayı, yeniden gördü. Artık Hz. İbrahim anladı ve bildi ki, bu rüya Allah’tandır. Bildiği için bugüne “Arefe” ismi verildi. Bildi manasına gelir.
Fakat nezri neydi, onu hatırlayamıyordu. Bayram akşamı da aynı rüyayı görünce, nezrini hatırladı. Oğlunu kurban edecekti.
    Artık Allah’ın emrini yerine getirmesi lazımdı. Bayram sabahı olunca, Hacer validemizi çağırdı. Oğlu Hz.İsmail’i hazırlamasını söyledi. Hacer validemiz, Hz.İsmail’i giydirip, süsledi. Baba oğul, beraberce Mina istikametine doğru yola koyuldular. Fakat nereye gidildiğini, ne evlat biliyor ne de anne biliyordu.
    Yolda şeytan Hz. İbrahim’im önüne çıkarak: Ya İbrahim! Böyle bir evladı nasıl kesersin? Hiç baba evladını kesebilir mi? Hz. İbrahim, şeytanın sözüne kulak bile vermeden, hiç tereddüt etmeyerek, yerden aldığı taşla şeytanı defetti.
    Şeytan durmuyordu. Bu sefer Hacer validemizin yanına gelerek, onu kandırmaya çalıştı. Fakat Hacer validemizin verdiği cevap, teslimiyetin zirvesine varıyordu : “Eğer Allah’tan böyle bir emir gelmişse, ben de bir anne olarak, bu emre teslim olup, boynumu büküyorum”
    Şeytan vazgeçmiyordu. Bu defa Hz. İsmail’in yanına gelerek: “Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun? Kesmeye götürüyor, kesmeye.” diyerek O’nu korkutmaya çalıştı.

 Hz. İsmail de, annesinden geri kalmayarak: O benim babamdır. O bir Peygamberdir. Eğer bu emri Allah’tan almışsa, emri muhakkak yerine getirmesi lazımdır.” cevabını veriyor ve şeytanı taşlıyordu.
    Sonunda baba oğul işaret olunan yere kadar geldiler. Fakat Hz. İbrahim, oğluna nasıl söyleyecekti. Bütün mesele buradaydı. Sonunda: “Ey benim yavrucuğum. Ben, seni, rüyamda, kesiyor görüyorum. Sen benim bu rüyama bir bak, ne söylersin.” Hz. İsmail kıyamete, kadar gelecek insanlığa ibret olacak şu sözleri söylüyordu: “Ey babacığım. Sana Allah’dan ne emrolunmuşsa, onu derhal yerine getir. İnşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Artık baba oğul Allah’ın hükmünü yerine getirmeye hazırlanmıştı. Bu esnada Hz.İsmail: “Babacığım, birkaç ricam var. Yerine getirmeni istiyorum. Anneme selam söyle. Ellerinden öptüğümü ilet. Küçük çocukların arasına girmesin. Olur ki, onlara bakıp, beni hatırlar da, Allah’a isyan edebilir. Ve babacığım! Gözlerimi, ellerimi ve ayaklarımı bağla. Can tatlıdır. Olur ki, bıçağı elinden almak isterim.”
     Hz. İbrahim oğlunun isteklerini yerine getirdi. Biraz sonra Hz. İsmail heyecanla tekrar: Ey babacığım, çöz ellerimi ve ayaklarımı. Beni Allah görüyor, melekleri görüyor. Ne isyankar çocukmuş, babası, bağlamak zorunda kaldı, demesinler.” diyordu.
    Artık baba oğul, Allah’ın hükmüne tam teslim olunca, Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i, şakağı üzerine yatırdı. Bu esnada yerde gökte ne kadar melek varsa secdeye kapanmış: “Allah’ım! Koru İsmailini, Affet İsmailini” diye yalvarıyordu.
Hz. İbrahim bıçağı sürmeye başladı. Fakat bıçak kesmiyordu. Tekrar denedi. Yine kesmedi. Hz. İbrahim mükedder olarak: “Allahım! Niçin emrini yerine getiremiyorum? derken, tam bu esnada “Allahü ekber Allahü ekber” sesleriyle gökler çınladı. Mine dağının eteklerinden bir melek geliyordu. İsmi Cebrail. Bütün süratiyle elindeki İsmail’in nefsine bedel olarak getirdiği koçu yetiştirmeye çalışıyordu. Hz. İbrahim, Cebrail AS’ı görünce, sevinç göz yaşlarıyla “Lailehe İllAllahü vellahü ekber” diyordu. İmtihanı kazandıklarını gören Hz. İsmail de: “Allahü ekber velillahil hamd.” diyerek Cenab-ı Hakk’a hamdü senada bulunuyordu. İşte müminler! bu sözlerin tamamına tekbir denir. Arefe günü sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, kadın-erkek, cemaatle veya münferiden kılınan her farz namazdan sonra getirilmesi vaciptir.
    Muhterem Müminler!
    İşte bu günlerde bayram yapmamızın asıl sebebi, Hz. İsmail’in kurtulmasıyla, onun soyundan gelen, Ahir zaman nebisi Hz. Muhammed Mustafa S.A.V efendimizin de kurtulmasıdır. Ne mutlu şuur sahibi olup, hakiki bayramların hazzına varanlara!
    




Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban hutbesi-2
« Yanıtla #1 : 12 Eylül 2013, 22:56:13 »
Muhterem Müslümanlar!
 
    Kurban, lugat itibariyle yakın olmak, yaklaşmak manasınadır. Şer-i şerif ıstılahında ise; Rabbimizin rızasına yakınlık kazanmak için, muayyen hayvanların kesilmesi ile ifâ olunan mali bir ibadettir.
    Kurban Hanefî mezhebine göre vaciptir. Zira Cenab-ı Hakk, Kevser süresinin ikinci âyetinde “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurmaktadır. Ayet-i Kerimede geçen (        ) venhar kelimesi emirdir. Vücûp (yani farzıyyeti) icap eder. Fakat bu kelimenin “kurban kesme” üzerine delaletinde şüphe olduğu için “vacip” olarak kalmıştır.
    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Kimin mâli imkânları müsait olur da kurban kesmezse, sakın bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurmuşlardır. Dini esaslar tedkık edilecek olursa, bu gibi vaîdler, ancak vaciplerin terkinde vâkî olmaktadır
Bu niyyetler ile ifâ edilen kurban ibadetinin dünyevi ve uhrevi birçok fâidesi vardır.. Bu hususta Peygamber Efendimiz: “Kim gönül hoşluğu ile, (Allah’tan) sevap umarak, kurban keserse, onun için, ateşten (koruyan) bir perde olur.”
Hz Ali RA’dan  şöyle rivayet olunmuştur: “Bir kimse evinden kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır, on günahı silinir ve o kimseye on derece verilir. Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur. O kurbanın parasını verdiğinde, her bir dirhem için yedi yüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince, kesildiği yerden yedi kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimse için istiğfar ederler. Kanı aktığı zaman Rabbülâlemiyn her damlasından on melek halk eder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder.  Verdiği etin her lokması için Hak Teâlâ İsmâil AS’ın evlatlarından bir köle azad etmiş sevabını verir.”
Bu derece mühim bir ibadet olan kurban vecibesini  eksiksiz olarak ifâ edebilmek için bunlar ile alakalı fıkhı hükümleri bilmek ve tatbik etmek icap etmektedir.
Kurban, akıllı, bâliğ, müslüman, hür, mukîm, kurban kesecek kadar zengin her erkek ve kadına vaciptir.                                 Zenginlik ölçüsü ise, asli ihtiyaçlarından fazla olarak iki yüz dirhem (640-642gram) gümüş veya  bu miktarda paraya yahut ticaret malına sahip olmaktır. Ancak bu nisapta nema (üreme) ve bir yılı doldurma şartı yoktur. Bayram günlerinden birinde zengin olana kurban vacip olur. Burada şu hususu da hatırlatmakta faide vardır. Kurban, “kudreti mümekkine” (yani kendisine lazım olanı yapmaya muktedir olabilecek kudret) ile vacip olur. Kurban vacip olduktan sonra zengin olma vasfı kaybedilse de, bu vacip zimmetten sakıt olmaz ve ifası lazım gelir. Hatta Allah dostları bu hususta çok ihtiyatlı hareket etmişler ve bir sene içerisinde borcunu ödeyebilecek ise borç alıp bu vazifeyi ifâ etmeyi tavsiye etmişlerdir.
Kurban koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Keçinin bir yaşında, koyunun bir yaşını doldurmuş veya 6 aylık olup, bir yaşındaki gibi gösterişli olması şarttır. Deve en az beş yaşını, sığır ve mandanın ise en az iki yaşını bitirmiş olması icap eder.
En faziletli olan kişinin kendi kurbanını, kendisinin kesmesidir. Gücü yetmiyorsa vekâlet verip kestirebilir. Ancak vekilini ta’yin ederken son derece dikkat etmeli, inancı ve itikadı bozuk olanlara vekâlet vermemelidir.
Bir kişi, yalnız başına kurban kesebileceği gibi, sığır, manda ve devede 7 kişilik ortaklığa da katılabilir. Ancak Ortakların hepsi nafile bile olsa, mutlaka kurban ve ibadet niyeti ile kesime ortak olan müslüman ve itikadında şüphe olmayan kimselerden olmalıdır. Ortaklardan biri ibadet için değil de et niyyeti ile kesmiş olursa hepsinin kurbanı geçersiz olur.                         Yine tek başına kesmek üzere aldığı kurbanı tek başına kesmesi lazımdır. Sonradan ortak almak mekruhtur. Ortaklardan aldığı parayı tasadduk etmesi en güzelidir. Ayrıca kurban niyyeti ile alınan bir hayvan satılıp, yerine başkası alınamaz. Onun mutlaka kurban olarak kesilmesi icap eder. Kurbanın hiç bir şeyi satılamaz. Ya kurban sahibi kullanmalıdır, veya tasadduk etnelidir.
 Ortakların dikkat edeceği diğer bir husus da etlerin tartılarak eşit bir miktarda paylaştırılmasıdır.
Kurban yere yatırılırken baş tarafı solumuza gelecek şekilde kıbleye karşı yatırılır. Şöyle niyyet edilir: “Ya Rabbi! Niyyet ettim kurban kesmeye. Benim şu vücudum çok kabahatler çok günahlar işledi. Bu vücudu sana kurban etmem lazım. Lakin sen bunu haram kıldın. Bu günahkâr vücuduma bedel olarak senin rıza-i şerifin için lütfettiğin bu kurbanı kesiyorum.” Diye niyyetten sonra 3 defa: Allah-ü ekber Allah-ü ekber lâa ilâhe illAllahü vellahü ekber Allahü ekber ve lillâhil hamd. Bismillahi Allahü ekber der ve kurban kesilir.
Fakir olup ta kurban kesemeyenler için, İslam büyükleri 6 rekât nafile namaz kılarak Cenab-ı Hakk’a iltica etmelerini tavsiye etmişlerdir. Niyeti şöyledir: “Ya Rabbi! Aciz kulun kurban kesemedi. Kurban yerine şu vücudumu huzurunda yere sererek kurban ediyorum. Beni de kurban kesenler meyanına kabul eyle” denir. İki rekatte bir selam verilir.
Sadakat Yönetim Kurulu

mazhar

  • Ziyaretçi
Kurbanın Kurban Olabilme Şartı
« Yanıtla #2 : 11 Ekim 2013, 07:13:24 »
Kurbanın Kurban Olabilme Şartı
Kurbanın kurban olabilmesi için kurbanını Allah’a takdim edenin takva sahibi olması kurbanın kabulünün şartıdır ve takva, hayatı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır...


10 Ekim 2013 Perşembe 15:30
‘’O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.’’ (Kevser 108/2)
Kurban ibadet maksadıyla belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun bir şekilde boğazlamak ya da bu şekilde boğazlanan hayvan demektir.
Kurban ibadeti yeryüzünün insanlıkla yaşıt en eski, ama asla eskimeyen solmayan ibadetidir.
Ve ilk kurban Hz. Adem‘in oğulları Habil ile Kabil’in Allah’a takdim ettikleri kurbandır. Rahmeti sonsuz Rabbimiz bu kurbanlardan birini kabul eder diğerini ise reddeder, bu gerçeği Rabbimiz şöyle haber verir, “Onlara Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat, hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti, (kurbanı kabul edilmeyen kardeş kıskançlık yüzünden) and olsun seni öldüreceğim dedi, diğeri de Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder dedi.” (Maide 5/27)
Kurbanın kurban olabilmesi için kurbanını Allah’a takdim edenin takva sahibi olması kurbanın kabulünün şartıdır ve takva, hayatı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır, hayatı hoyratça değil Hz. Ömer gibi dikenli yolda yürür gibi dikkatli, şuurlu ve sürekli Allah’ın rızasını hesap ederek yaşamaktır.
Kurbanın kabulünün şartıdır takva ve kurbanımızdan Allaha ulaşacak olan ne kurbana ödediğimiz para ne etleri ne de kanlarıdır, Rabbimize ulaşacak olan takvamızdır ve Allaha olan saygı ve bağlılığımızdır. ‘’Allah’ a onların ne etleri ne de kanları ulaşır; fakat sizden Allaha ulaşan yalnızca takvanızdır.” (Hacc 2/37)
Kurban denilince ilk akla gelen İbrahim ve oğlu İsmail’dir. İbrahim ki yıllar yılı evlat hasretiyle yanmış, Allah’a yalvarmış ve artık bütün ümit ve arzularının bittiği tükendiği ve artık benim çocuğum olmaz dediği bir anda hakkında “Bizde ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik’’ (Saffat 37/106) buyrulan İsmail’i bahşetmişti sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz, İbrahim’e.
Ömrü imtihanlarla yoğrulan, ateşlere atılan, yurdundan yuvasından sürülüp hicrete mecbur bırakılan ama her defasında imtihanlardan başarıyla çıkan ateş dağlarını gül bahçesine çeviren hicret ettiği yerleri yeşerten İbrahim bir imtihanla daha karşı karşıyadır. Ve yaratan ondan yıllar sonra sahibi olduğu yavrusunu kurban etmesini ister. Ne müthiş bir imtihan Ya Rab! Kur’an bunu bize şöyle anlatır. “Artık o (İsmail ) beraberinde (işe) koşma çağına erişince (babası); ey yavrucuğum! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; artık (düşün) bak ne dersin?” dedi. Oğlu, Ey babacığım! Emredildiğin şeyi yap, inşAllah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. (Saffat, 37/102)
Bütün imtihanlardan başarıyla çıkan İbrahim için bir rüya kâfidir.  Allah’ın emrine boyun eğmek için ömrü boyunca; “Deki; şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi Allah içindir.” (En’am, 6/162) nidasıyla yaşayan İbrahim için elbette bir rüya kâfidir. Zira hayatta onundur, ölüm de onundur mal da onun, mülk de onundur, canda onun evlatta onundur ve sonunda da dönüş ona değil mi, onun için neyi kimden kaçıracaksın kimi kimden koruyacaksın. Onun için İbrahim’ de tereddüt yok, neden, niçin yok, nasıl olur Allah’ım, evladımı nasıl boğazlarım yok, tek bir şey var lebbeyk ve teslimiyet, nasıl böyle olmasın ki Allah onu kendisine dost edinmişti  (Nisa 4/125) ve İbrahim Halilürrahman’dır ve böyle bir teslimiyetin sonu Halilurrahman olmaktır. Bazı işari tefsirlerde şöyle bir rivayet vardır; İbrahim muhabbetullahı, Allah sevgisini her daim ispat eder ortaya kordu. Bir gün oğluna (İsmail’e) öyle bir muhabbetle baktı ki yüce sevgili müşterek, ortak bir sevgiye razı olmadı ve ‘’Ey İbrahim sevgimi ve rızamı kazanmak için oğlunu boğazla’’ dedi., İbrahim derhal bıçağı aldı ve oğlunu yatırıp Ya Rabbi onu benden kabul eyle dedi ve o anda Allah “Ey İbrahim bizim muradımız senin oğlunu boğazlaman değil ancak kalbini tekrar bize yöneltmekti ve sen kalbinin tamamını bize yöneltince biz de oğlunu sana bağışladık” diye vahyetti.
Ve İsmail; İsmail de farksızdır İbrahim’den aynen İbrahim gibi tam bir teslimiyetle lebbeyk diyerek, İbrahim’in yavrucuğum hitabına babacığım diyerek mukabele eder. Aynen babası gibi neden, niçin, nasıl yok, bir baba yavrusunu ciğer paresini nasıl boğazlar diye sormak yok. Kahrederek ne yaparsan yap yok tek bir şey var oda lebbeyk ve babacığım sana emredileni yerine getir ben Rabbimin izniyle sabrederim, başka ne diyebilirdi ki.
Allah, onu “(Resulüm) kitapta İsmail’i de an gerçekten o, sözüne sadıktı, Resul ve nebi idi”(Meryem 19/52) diye vasfetmemiş miydi?
Ve Halilürrahman İbrahim ve kurban İsmail emri yerine getirmek için hazırlanırken bazı tefsirlerde yer alan bir rivayette İsmail kurban babasına şöyle der; babacığım elimi ayağımı iyice bağla ki çırpınmayayım, elbiselerini iyice topla ki üzerine kanım bulaşmasın, annem görür de mahzun olur, bıçağı boğazıma hızlı bir şekilde vur ki kolay bir şekilde can vereyim ve beni yüzükoyun yatır ki yüzüme bakıp ta bana merhamet etmeyesin, ben de bıçağı görüp de telaşlanmayayım, anneme gidince benden selam söyle.
İbrahim’in İsmail’i boğazlamadaki kararlılığını ve teslimiyetini gören Cebrail, Allahu Ekber  Allahu Ekber der.  Cebrail’ in tekbir getirdiğini duyan İsmail kurban; Lailahe İllAllahu VAllahu Ekber der, onları işiten Halilürrahman İbrahim ise; Allahu Ekber Velillahil Hamd, der. İşte o günden bugüne her kurban bayramında arife günü sabah namazıyla başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazında biten teşrik tekbirleri o günün ve muhteşem manzaranın Allah’a adanmanın bir hatırası olarak süre gelmiştir.
Ve Hacer; Hacer de İbrahim ve İsmail gibi bu ağır imtihandan başarıyla çıkmış ve kıyamete kadar gelecek bütün kadınlara, Allah’a adanmış bir ana olabilmenin yollarını yaşayarak göstermiştir. Hz. Kaab ve diğer bazı müfessirler de şöyle derler; İbrahim’e rüyasında oğlunun kurban etmesi gösterilince şeytan “And olsun İbrahim ve ailesini bugün yoldan çıkaramazsam bir daha hiç çıkaramam” der. Ve bir adam kılığında İsmail’in anası Hacer’e gelir ve şöyle der; sen biliyor musun İbrahim oğlun İsmail’i nereye götürüyor?, Hacer bilmiyorum der. Şeytan;  İbrahim onu boğazlamaya götürüyor der. Hacer, hayır o çok merhametlidir, o böyle bir şey yapmaz der. Şeytan, İbrahim bunu Rabbinin emrettiğini iddia ediyorsa bunun üzerine Hacer; şayet bunu ona Rabbi emrettiyse onun Rabbinin emrine itaat etmesinden daha güzel ne olabilir der. Daha sonra oğlu İsmail’e gelir ve ondan da aynı şekilde teslimiyetin timsali olan Allah’ın emri, başım gözüm üstüne cevabını alır, daha sonra İbrahim’e gelir ve ondan Allah dostluğunun sırrına ermişliğinin ifadesi olan Allaha and olsun ki Allah’ın emrini yerine getireceğim cevabını alır. İşte o günden bu güne kutsal topraklara giden Rahman’ın misafiri hacılar büyük, orta ve küçük şeytan sembollerini taşlayarak İbrahim, İsmail ve Hacer gibi şeytanı hayatımızdan çıkarmanın mücadelesinin bir provasını yaparak onların hatırasını yad ederler.
İbrahim’in İsmail’i kurban etmesi aynı zamanda kendisini kurban etmesidir, zira insanın evladı insanın neslinin devamıdır. Müslüman Allah’a kulluğun sırrına ermişse, Allah’ın dostluğunu kazanmışsa, muhabbetullahı hücrelerine kadar hissetmişse, onda fani olmuşsa kendisini de feda eder, yavrusunu da feda eder. Ve Allah İbrahim’i evladıyla imtihan ediyor, bizi de mallarımızla imtihan ediyor. İbrahim asla tereddüt etmiyor bizim ise ellerimiz titriyor, işte onun için İbrahim tek başına da olsa bir ümmet idi. (Nahl 16/ 120)
Kurbanının üçte ikisini yakınlarına, dostlarına ve muhtaçlara ikram edip dağıtan bir Müslüman şunu demek istiyor dostlarına, yakınlarına ve muhtaçlara; Siz ne zaman düşerseniz ben her daim sizinle beraberim, sizin hizmetkârınızım.
Ve kurban yalnızca kurban bayramı günlerinde belli bir hayvanı boğazlamaktan ibaret değildir, o bir semboldür. Kurban Allah ve Resulüne vuslata mani olan engelleri ortadan kaldırmaktır, Allah ve Resulünün razı olmadığı yalan, gıybet, dedikodu, faiz, rüşvet, iltimas, adaletsizlik, zulüm vs. vs, tamamının hayatımızdan çıkarıp boğazlamaktır. Ve kurban engelleri kaldırıp, zincirleri ve prangaları kırıp sevgiliye yaklaştıkça yaklaşmaktır. Ve kurban İbrahim olup içinde bocalayıp durduğumuz, kurtulamadığımız, sahili selamete çıkamadığımız ateş çukurlarını gül bahçesine çevirmektir. İsmail olup her türlü günahları, şeytanın en tesirli oklarını ve şeytanın vesveselerini, keskin bıçakları körelterek tesirsiz hale getirebilmektir.
Hacer olup yalnızca kendisine ve yavrusuna değil, bütün bir insanlığa kıyamet sabahına kadar ab-ı hayat olmaktır, zemzem sunmaktır.
Kurban, sonu Halilullah olmaya çıkan çileli bir yoldur. Velhasıl kurban, İbrahim gibi bir baba, Hacer gibi bir ana ve İsmail gibi bir evlat olabilmenin adıdır ve adresidir.
‘’O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.’’ (Kevser 108/2)
Bu duygu ve düşüncelerle Kurban Bayramınızı en kalbi duygularımla tebrik eder, İslam âlemine ve insanlığa hayır ve huzur getirmesini, kurbanlarımızın Rabbimize kurbiyyetimize vesile olmasını dilerim.
Selam ve dua ile.
Mehmet Taşçı / Akçakoca İlçe Müftüsü.Habervaktim.com

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Kurban Bayramı Hutbesi !
« Yanıtla #3 : 29 Eylül 2014, 07:26:41 »
 
Alıntı
Kurban Hanefî mezhebine göre vaciptir. Zira Cenab-ı Hakk, Kevser süresinin ikinci âyetinde “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurmaktadır. Ayet-i Kerimede geçen (        ) venhar kelimesi emirdir. Vücûp (yani farzıyyeti) icap eder. Fakat bu kelimenin “kurban kesme” üzerine delaletinde şüphe olduğu için “vacip” olarak kalmıştır.