Gönderen Konu: Kurban Risalesi [17 Aralık 2007]  (Okunma sayısı 36912 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban Risalesi [17 Aralık 2007]
« : 17 Aralık 2007, 19:57:13 »


 
Hafta:    8


Mevzu: Kurban Risalesi



Kurban İle alakalı her bilgiyi bu risalede bulacaksınız.



« Son Düzenleme: 26 Kasım 2008, 17:59:25 Gönderen: SadakatNet »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurbanın Manası
« Yanıtla #1 : 26 Kasım 2008, 17:03:14 »
بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم    sayfa (1)

KURBANIN MANASI

1. Allahü Teâlâ inanan kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî ibadet ve mükellefiyetler yüklemiştir. Her biri ’ın rızasını kazanmaya rahmet ve nusretine yakın olmaya ve ahiret hayatında büyük nimet ve yüce derecelere kavuşmamıza vesile olacak mâlî ibadetlerden birisi de kurban kesmektir.
Kurban Allah rızası için, ibâdet niyyeti ile belirli günlerde cins, yaş ve vasıflarını dinimizin tayin ve tesbit buyurduğu hayvanlardan birini kesmektir.

2. Kurban, Yakınlık manasınadır ve kendisi ile Allah’a yaklaşılan şey demektir
Bu itibarla dini manada kurban : ‘ Allah’a yaklaşmak için belirli vakitte kesilen hususi hayvanın adıdır’.
Kurban kesmekten asıl maksat : İlahi emre itaat ve teslimiyetle , Kul’un Allah’a yakınlık kazanmasıdır.
Kurban , Hak yolunda fedakarlığın bir alameti , Cenab-ı Allah’ın verdiği nimetlerın bir
şükranıdır. Bunun neticesi de , bir çok sevaba nail olmak ve nice felaketlerden kurtulmaktır.

3. Kurban bayramında kesilen kurbanın , Din ıstılahındaki adı ‘Udhiye kurbanı’ dır.Fıkıh ilminde kurbanın bu isimle anılması; bayram günlerinde kurbanların umumiyetle Duha vaktinde , yani kuşlukta kesilmiş olmasi sebebiyledir. ( Şir’atül İslam S 218 )

4. Türk dilinde Kurban lafzı , Din ıstılahındaki Udhiye kelimesinin karşılığı olarak kullanılır. Kurban lafzı da , Udhiyye kelimeside Arapçadır. Arapça bir tabir olmakla beraber Kurban lafzı
Türkçemizde çok kullanıldığından , türkçeleşmiş bir kelime olmuştur.

5. Kurban kesmek , İslam Dini’nin temel hükümlerindendir. Bu itibarla bir kimse , kurban kesmek yerine parasını tasadduk edeyim dese , bu caiz olmaz. Kurbanın rüknü , için kanının akıtılmasıdır.( Şir’atül İslam S 218 )

6. Önceki ümmetlerde de meşru olan kurban : Ahir zaman ümmeti için , hicretin ikinci senesinde meşru kılınmıştır. Kurban’nın meşruiyyeti ; kitap ile , sünnet ile , ümmetin icmai ile sabittir.

Kurban Allaha yakın olmak maksadı ile yapılan bir ibadet olup sadece rasülüllah efendimiz zamanında değil insanlığın yaratılışından itibaren vardır.Nitekim
بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُون


7. Cenabu hak Meleklere Ey Meleklerim yer yüzünde bir halife yaratacağım dediği zaman, Melekler ’Yarabbi biz seni tesbih ve takdis ediyoruz yer yüzünde kan dökücü ve yer yüzünde ifsat edici bir varlık mı yaratacaksın ?’ diye itiraz vari bir söz söyledikleri zaman Ey Meleklerim sizin bilmediğinizi ben bilirim buyurmuşdu.(Süre´i Bakara Ayet 30)

« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:16:09 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Adem (a.s) Ve İki Oğlu İle Alakalı Ayeti Celileler
« Yanıtla #2 : 26 Kasım 2008, 17:04:44 »
ADEM (A.S) VE İKİ OĞLU İLE ALAKALI AYETİ CELİLELER

1. Ondan asırlar sonra halifesinin samimiyetini ve teslimiyyetini meleklere göstermek için kulu Hz. İbrahimin oğlu Hz. İsmaili kurban etme hadisesini zuhur ettirmiştir.Bu husus ile alakalı ayeti celileleri inşaAllah aşağida zikir edecegiz. Fakat ondan evvel adem a.s. iki oğlu Habil ve Kabil ile alakalı ayeti celileleri anlatıp kurbanın oralardan geldiğinide izaha çalişalim.Cenabu Hak

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِن أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ

Onlar üzerine Hazreti Ademin iki oğlunun kıssasını oku onlara haber ver,hani ikisi Hazreti Allaha yakın olabilmek için ibadet maksadı ile kurban takdim ettilerde Hz. Allah birininkini kabul edip ikincisininkini kabul etmedide kurbani kabul edilmeyen hased ederek kurban kabul edilen kardeşine seni muhakkak öldürürüm dedide, kurbanı kabul olan, yok hazreti Allah ancak muttekı kullarının kurbanını kabul eder diye cevap verdi.(Süres-i Maide Ayet 27 )

« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:17:41 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kabil İle Habil’in Kıssası
« Yanıtla #3 : 26 Kasım 2008, 17:06:09 »
KABİL İLE HABİL’İN KISSASI

1. «Adem (A.s.), bir batında doğan oğlunu, diğer batında doğan kızıyla evlendirirdi. Oğullarından Habil, diğer oğlu Kabil'in bacısıyla evlenmek istedi. Kabil, Habilden büyüktü. Kabil'in bacısı daha güzeldi. Kabil, o kızı kardeşi Habile vermektense kendine alıkoymak istedi. Adem (A.s.), Kabil'e, bacısını Habil'e vermesini emrettiyse de Kabil, bu emri yerine getirmedi. Adem (A.s.), Kabil ile Habil'in birer kurban takdim etmelerini emretti ve hacc için Mekke'ye gitti. Göklerin muhafazası görevini oğullarına vermek istedi, hiç biri kabullenmedi. Dağlarla yerler de bu görevi üstlenmekten kaçındılar. Yalnız Kabil, bu görevi kabullendi.

Adem (A.s.) hacca giderken, Kabil ile Habil, kurbanlarını takdim ettiler. Habil, davar sahibi olduğu için semiz bir koyunu kurban etti. Kabil ise, ekinin kötüsünden bir demeti kurban olarak takdim etti. Gökten bir ateş inerek Habil'in kurbanını yedi, Kabinkini yerinde bıraktı. Kabil buna öfkelenip, Habil'e: "Bacımı nikahlayamassın diye seni öldüreceğim." dedi. Habil de: "Hz. Allah ancak, Allahdan korkanların takdimini kabul eder." dedi. Abdullah b. Amr dediki: "Hz. Allah'a yemin olsun ki öldürülen, diğerinden daha güçlüydü. Ama utandığından ötürü kardeşine el kaldırmadı.

2. Ebu Cafer el-Bakır, bu olaydan bahsederken şöyle demiştir:
«İki kardeş kurbanlarını takdim ederken, Habil'in kurbanı kabul edilip de Kabil'in ki reddedilirken Adem (A.s.), ikisinin yanında bulunuyordu. Kabil, Adem (A.s.)ma dedi ki: "Habil'in kurbanının kabul, edilmesi senden dolayıdır. Çünkü sen onun için dua ettin, benim için etmedin." Böyle dedikten sonra Kabil'e yaklaşarak hesaplaşmak için başka bir yerde buluşmayı teklif etti ve randevulaştılar.

3. Bir gece Habil, davar otlatmak için çıktığı çölden gelmedi, gecikmişti. Adem (a.s.), kardeşine bakması için Kabil'i gönderdi. Kabil gidip Habil'i gördü. Ona: "Senin kurbanın kabul edilir, benimki kabul edilmez öyle mi?" diye sorunca Habil; "Hz. Allah, ancak sakınanların takdimesini kabul eder." diye cevap verdi. Buna öfkelenen Kabil, yanındaki bir demirle ona vurdu ve öldürdü. Denilir ki: Uyumakta olan Habil'in kafasına bir kaya parçası fırlatarak başını ezdi, Denilir ki: Boğazını şiddetlice sıkarak boğdu; canavar gibi dişiyle paralayıp öldürdü. Ne şekilde öldürdüğünü en iyi bilen Hz. Allah'tır. .

4. Kabil'in öldürmekle tehdid ettiği Habil demişti ki: «Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin rabbi olan Hz. Allah'tan korkarım.
Böyle demesi, Habil'in güzel huylu olduğuna ve Hz. Allah'tan korktuğuna delâlet eder. Kardeşinin yaptığı kötülüğe misliyle karşılık vermekten uzak durmuştur. Buharî ve Müslim'in sahihlerinde de yer alan bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"İki Müslüman, kılıçlarıyla birlikte birbirlerinin karşısına çıkarlarsa, ölen de öldürende ateşdedir."

« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:21:52 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kıssanın Özeti
« Yanıtla #4 : 26 Kasım 2008, 17:07:35 »
KISSANIN ÖZETİ

1-Adem a.s. iki oğlu Kabil ve Habil kendileri aralarında H.z. Allaha yakın olabilmek maksadı ile birer kurban takdim etmek istediler Habilin koyun sürüsü Kabilinde ziraatı vardi. Habil koyunlarının içersinden Hz. Allaha kurban olabilecek en iyisini ayırdı, Kabilde ziraatından şöyle biraz çörçöp denilebilecek kısımları getirdide semadan gelen bir ateş Habilinkini alıp götürdü yakdı yani kabul etti .Kabilinkini kabul etmedi ve Kabil kendi kurbanının kabul olmadığını görünce kardeşi Habile haset etti ve seni öldürecegim dedi ve öldürdü.(Tefsiri Kebir Fahreddini Razi)

-Diger rivayete göre Adem (A.s). her batında iki olmak üzere ikiz çocuklari olur. Birisi kız diğeri erkek olurdu.O zamanki şeriate göre aynı batından olanların bir biri ile evlenmesi haramdı evvel gelen sonra gelen ile evlenirdi.Normal olarak Kabilin kardeşi ile Habil, Habilin kardesi ile de Kabil evlenmesi icab ederdi. Amma Kabilin kardeşi güzel olunca, kardeşi ile evlenmek istedide babasi Adem (A.s.)ı dinlemedi. Adem (A.s.) da aranızda kurban adayınız hanginizinki kabul olursa o evlensin dedi ve aralarında kurban ettilerde Habilinki kabul olduda Kabilinki kabul olmadı.Kabil hased ederek kardeşi Habili öldürdü. (Tefsiri Kebir Fahreddini Razi)

İbrahim a.s.nin Melekler tarafindan imtihan edilmesi
Cenâb-ı Hakk’a çeşitli vesîleler ile yaklaşılır. Bunlardan biri de keseceğimiz kurbanlarımız ile olmaktadır. Bu derece yüce mânâ ifâde eden kurban ibâdeti, acaba nereden mîrâs kaldı? Bu günler de hangi idrâk ve düşünceyle bayram yapıyoruz?

1. Târih, Peygamber Efendimizin cedd-i âlîsi, Kabe-i Muazzama’nın bânisi, Hz. İbrâhim’in devriydi. Nemrud’un ateşinden kurtulmuş olan Hz. İbrâhim, insanlığı, Allah’a kul olmaya dâvet ediyordu. Bu uğurda canını ve malını hiçe sayma fedâkârlığını gösteren Hz. İbrâhim, tarafından yeni bir imtihana çekilecekti.
Aradan seneler geçmesine rağmen, evlâdı olmamıştı. Evlat arzusu içinde olduğu bir sırada, melekler Hz. Allaha ‘Yarabbi Halilin İbrahimin kendisi var malı var hanımı var bu kadar meşkuliyyetin içinde sana nasıl halil oldu diye sorar.Cenabu hak´da ben kulumun suretine ve malına bakmam kalbine ve ameline bakarım. Benim halilimin kalbinde benden başkasının sevgisi yoktur buyurdu .İsterseniz gidiniz imtihan ediniz.

Cebrail (A.s.) insan suretinde geldi, ozaman İbrahim (A.s.)min 12 bin çoban ve av köpeği vardı hepsinin boynundaki tasmalar altın ve gümüşdendi. Artık ne kadar sürüsünün oldugunu siz düsününüz. İbrahim (A.s.) Şöyle yüksek bir yere çıkmış koyunlarını gözetliyordu.Cebrail (A.s.) selam verdi İbrahim (A.s.) selamı aldıkdan sonra Cebrail (A.s.) bunlar kimin diye sordu. İbrahim (A.s). Hazreti Allahındır amma benim elimde emanettir dedi.

Cebrail (A.s) bunlardan bir tane bana verirmisin dedi. İbrahim (A.s.) ı bir defa zikir et üçde birini al buyurdu.Melek (Subbuhun guddusun Rabbuna ve Rabbul melaiketi verruhu)diye zikir etti. Üçde birini aldı, bir daha zikir et üçde birinide al dedi melek tekrar zikir etti geri kalan üçde birinide aldı .İbrahim (A.s.) bir daha zikir et hepsini al buyurdu. Melek bir daha zikir etti hepsini aldı. İbrahım (A.s.)bir daha zikir et bende senin kölen olayım buyurdu.
Cenabu hak ‘Ey Cebrail Halilimi nasıl buldun’ dedi. Cebrail (A.s) ‘Yarabbi ne güzel kul ne güzel halil imiş’ dedi.

İbrahim (A.s.) çobanlari çagırdı sürüyü bu müsafirin arkasından sürünüz artık bu mal benim değil sizler dahil hepiniz bunun malısınız buyurunca Cebrail (A.s.) kendisinin melek oldugunu açiğa çikardı ‘Ben meleğim bana lazım değil imtihan için geldim’ dedi.
İbrahim (A.s.) ‘Ben Hz. Allahin haliliyim verdiğim malı geri almam deyince Cenabu hak vahi ederek ‘Ya İbrahim onlari al Allah yolunda infak yap ve vakif eyle dedi ve İbrahim (A.s).da hepsini vakif etti.

2. Hz. İbrâhim’in yanına gelerek sorarlar: “Yâ İbrâhîm! Hz. Allah sana bu kadar nimetler ihsan etmişken, sen bu nimetleri Hz. Allah yolunda hiç düşünmeden harcıyorsun. Kalbine hiç bir şey gelmiyormu diye sormalari üzerine verdigi Cevap düşündürücüdür:

“Değil malımı fedâ etmek, bana sâlih bir evlat verse, onu bile yolunda fedâ edebilirim.” İşte bu söz kayda geçmiş.
« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:26:22 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
İbrahim (a.s) ın Çocuk İle Müjdelenmesi
« Yanıtla #5 : 26 Kasım 2008, 17:08:43 »
İBRAHİM (A.S) IN ÇOCUK İLE MÜJDELENMESİ

1. Evladı olmayan İbrahim (A.s.) O günlerde ‘Ey Rabbim bana salihlerden olacak bir evlad ihsan eyle’ diye dua ediyordu. İşte o sırada aşağıdaki ayeti celilede ifade edildiği gibi melekler gelerek evlad müjdesini verdi.Cenabu hak bu hususu söyle haber veriyor.
بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْراَهِيمَ إِذْ دَخَلُواْ عَلَيْهِ فَقَالُواْ سَلامًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُون
قَالُواْ لاَ تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلامٍ عَلِيمٍ قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَن مَّسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
قَالُواْ بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُن مِّنَ الْقَانِطِينَ قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّونَ

Onlara İbrahim (A.s.) müsafirlerinden bahis et. O vakitki yanına girdilerde selam dediler,selam verdilerde Ibrahim (A.s.) biz sizden cidden korkuyoruz dedide onlar ‘korkma’ dediler. Biz sana alim bir oğul müjdeliyoruz dediler. İbrahim (A.s.) ‘benimi bir evlad ile müjdeliyorsunuz ?’ bana ihtiyarlık gelip çatmışken, artik beni ne suretle müjdeliyorsunuz dedi. Melekler seni hak ile müjdeledik artik Hz. Allahin rahmetinden ümidini kesme rahmeti ilahiden ancak sapıtanlar ümidini keser dediler. (Süre-i Hicir Ayet 51-56)
« Son Düzenleme: 30 Aralık 2008, 21:38:45 Gönderen: Lika »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
İbrahim (a.s) ın Kurban Kıssası
« Yanıtla #6 : 26 Kasım 2008, 17:10:20 »
İBRAHİM (A.S) MIN KURBAN KISSASI

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ ربِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

1. Aradan uzun yıllar geçmiş, Cenâb-ı Hak Hz. İbrâhim’e sâlih bir evlat ihsan etmişti.
Adı İsmâil’di.
Fakat aradan uzun seneler geçtiğinden Hz. İbrahim daha önce kendisine gelen meleklere konuştuğu sözü (Hz Allah icin oğlumu bile kurban ederim )sözünü zaman içinde unutmuştu.

Hz. İsmâil en sevimli olduğu bir çağa gelmiş ve ihtiyacını görme çağına gelmiş Kabe’i muazzamayı inşa etmiş. Bina tamamlanınca beytullahi hac ve tavaf etmiş. Hac erkanını tamamlayıp ayrıldıkdan sonra terviye günü yani arafe gününden bir gün evvel bir rü´ya gördü. Hz. İbrâhim, yattığı yataktan, “Nezrini yerine getir, Yâ İbrâhim!” nidâsıyla, kalktı. Bu rüyâ acaba Allah’tan mıydı? Nezri neydi, onu uzun uzun düşündü.Iste bu tereddüdden dolayi bu güne terviye günü denildi.

Ertesi gece, aynı rüyâyı, yeniden gördü. Artık Hz. İbrâhim anladı ve bildi ki, bu rüyâ
Hz. Allah’tandır. Bildiği için bu güne “Arefe” ismi verildi.
Fakat nezri neydi, onu hatırlayamadı. Bayram akşamı da aynı rüyâyı görünce, nezrini hatırladı. Oğlunu kurban ettiğinin tatbikatını gördü ve bu günede kurban günü dendi.
(Şir’atül İslam S 219)

2. Artık Hz. Allah’ın emrini yerine getirmesi lâzımdı. Bayram sabahı olunca, Hacer vâlidemizi çağırdı. Oğlu Hz. İsmâil’i hazırlamasını söyledi. Hacer vâlidemiz, Hz. İsmâil’i giydirip, süsledi. Baba oğul, beraberce Minâ istikâmetine doğru yola koyuldular. Fakat nereye gidildiğini, ne evlat ne de annesi biliyordu.

Şeytan bu duruma hayrette kalıp böyle imtihanda hiç görmedim.İbrahim (A.s) bu işide yaparsa ve ben böyle meselede onları caydıramazsam bir daha ebediyyen onlara te´sir edemem ve üzüntümden helak olurum demişti. (Şir’atül İslam S 222.)

3. Hz. İbrâhim’in önüne çıkarak: Yâ İbrâhîm! Böyle bir evlâdı nasıl kesersin? Hiç baba evlâdını kesebilir mi? Hz. İbrâhim, şeytanın sözüne kulak bile vermedi, hiç tereddüt etmeyerek, yerden aldığı taşla şeytânı defetti.

Şeytan durmuyordu. Bu sefer Hâcer vâlidemizin yanına gelerek, onu kandırmaya çalıştı. Fakat Hâcer vâlidemiz verdiği cevabla, teslimiyetin zirvesine varıyordu: “Eğer Allah’tan böyle bir emir gelmişse, ben de bir anne olarak, bu emre teslim olup, boynumu büküyorum.”Cünkü o bir peygamberdir peygamber yanlış yapmaz dedi.
Şeytan vazgeçmiyordu. Bu defa Hz. İsmâil’in yanına gelip: “Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun? Kesmeye götürüyor, kesmeye.” diyerek onu korkutmağa çalıştı.

Hz. İsmâil de, annesinden geri kalmayarak: O benim babamdır. O bir Peygamberdir. Eğer bu emri Allah’tan almışsa, emri muhakkak yerine getirmesi lâzımdır." cevâbını verdi ve şeytanı taşladı.
Ibrahim a.s. kendine ve evladina vesvese veren Şeytani Mina mevkiinde taşladiığından dolayı aynı mahalde şeytan taşlamak bir sünnet olarak devam etmiş ve ahir zaman peygamberinin şeriatindada yer almıştır.

Sonunda baba oğul işâret olunan yere kadar geldiler. Fakat Hz. İbrâhîm, oğluna nasıl söyleyecekti. Bütün mesele buradaydı. Sonunda: “Ey benim yavrucuğum. Ben, seni, rüyâmda, kesiyor görüyorum. Sen benim bu rüyâma bir bak, ne söylersin.” Hz. İsmâil kıyâmete, kadar gelecek insanlığa ibret olacak şu sözleri söyledi: “Ey babacığım. Sana Allah’dan ne emr olunmuşsa, onu derhal yerine getir. İnşâAllah beni sabredenlerden bulacaksın.”

Artık baba oğul ’ın hükmünü yerine getirmeye hazırlanmıştı. Bu esnâda Hz. İsmâil: “Babacığım, birkaç ricâm var. Yerine getirmeni istiyorum. Babacıgım ellerimi bagla belki sana eziyet ederim. Yüzümü yere çevir belki yüzüme bakarsında merhamet edersin.

Gömleğimi anneme götür beni hatırlasın. Anneme selâm söyle. Allahin emrine sabir etsin. Beni nasıl kesdiğini ve ellerimi bagladığını söyleme. Ellerinden öptüğümü ilet. Küçük çocukların arasına girmesin. Olur ki, onlara bakıp, beni hatırlar da, Allah’a isyan edebilir.

Hz. İbrâhim oğlunun isteklerini yerine getirdi. Biraz sonra Hz. İsmâil tekrar: “Ey babacığım, ellerimi ve ayaklarımı çöz. Beni Allah görüyor, melekleri görüyor. Ne isyankâr çocukmuş, babası, bağlamak zorunda kaldı, demesinler.” dedi.

Artık baba oğul, Allah’ın hükmüne tam teslim olunca, Hz. İbrâhim, Hz. İsmâil’i, şakağı üzerine yatırdı. Bogazına bıçagı koydu, çok şiddetli bir şekilde bıçagi bogazına sürdü. Bu esnâda yerde gökte ne kadar melek varsa secdeye kapanmış: “Allah’ım! Koru İsmâil’ini, Affet İsmâil’ini” diye yalvarıyordu. Hz.Allah da meleklerine(Unzuru ila abdi keyfe yemürrüssikkin alal halki veledihi liecli rizai ve entüm gultüm Etec´alü fiha men yüfsidü fiha ve yesfiküddimae)

Yani ‘Ey meleklerim benim kulum İbrahime bakınız benim rızam için oğlunun boğazına bıçagı nasıl sürüyor. Halbuki siz Adem (A.s.)mı yaratacagım zaman yer yüzünde kan dökecek yeryüzünü ifsad edecek birisinimi yaratacaksiniz demiştinizde bende size benim bildiklerimi siz bilmezsiniz demistim’ buyurdu.

(Mev’izei Hasene Kurban bahsi S 186)

« Son Düzenleme: 30 Aralık 2008, 21:40:45 Gönderen: Lika »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Bıçağın Kesmemesi
« Yanıtla #7 : 26 Kasım 2008, 17:11:45 »
BIÇAĞIN KESMEMESİ

1. İbrahim (A.s.) bıcağı İsmail (A.s.)mın boğazına sürünce bıçak kesmedide İsmail (A.s)
‘Ey babacığım benim korktuğum başıma geldi. Evlad sevgisinden dolayı elinin kuvveti kesildi ve beni kesmeye gücün yetmedi’ dedi. İbarahim (A.s.) gadablandı ve bıçağı yandaki taşa vurduda taş ikiye ayrıldı. Dediki ‘Ey bıcak taşı kesiyorsunda eti neden kesmiyorsun.’ Bıçak Hz.Allah ın kudreti ile konuşmaya basladı ‘Ya İbrahim sen kes diyorsun amma Hz. Allah kesme diyor hanginize itaat edecegim. Yoksa kesibde rabbima itaatsizlikmi yapayım’ dedi.

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

2. Ondan asırlar sonra halifesinin samimiyetini ve teslimiyetini meleklere göstermek için kulu İbrahimin oğlu İsmaili kurban etme hadisesini zuhur ettirmiştir. Sonunda onlarda bu imtihanı başarı ile verdikleri anda Adem (A.s.)min oğlu Habilin kesdiği koç kurbanını göndererek koç kurban edilmiştir.

« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:33:10 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Teşrik Tekbirleri
« Yanıtla #8 : 26 Kasım 2008, 17:16:42 »
TEŞRİK TEKBİRLERİ

1. Koç inmişti Cebrail (A.s.) İsmail (A.s.)mın kesildiğini görünce Allahü Tealaya taazim icin (Allahü ekber Allahü ekber) diye tekbir getirdi. İbrahim (A.s.) da (La ilahe illAllahü vellahü ekber)dedi .İsmail (A.s.) da (Allahü ekber velillahilhamd )diye Allaha hamdü ve sena etti. Ve onlardan bir sünnet olarak tekbir bize vacib olmuştur.

2. Işte her Arefe günü sabah namazından başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın selamından sonra okunan TEŞRİK TEKBİRLERİ.nin ilk söylenişi böyle mütis bir tabloda olmuş ve tamamı mübarek agizdan terennüm etmiştir.
Sonra Cebrail (A.s).min tebliği ile ve peygamberimizin sünneti olarak kiyamete kadar her kurban bayramında bu tekbirler bütün mü´minler tarafindan feyizle bereketle okunur olmustur.

3. Teşrik tekbirleri namaz kılmakla mükellef her müslüman için vacibtir. Bu hususda erkek, kadin,müsafir,mukim,köylü,sehirli,cemaatle kılan veya yalnız kılan ,hepsi müsavidir.
Bu cihetle kurban kesmiş olsun olmasiın her müslümanin bu 23 vaktin farz namazlarının sonunda bu tekbirleri ara vermeden okumasi şarttir.

Selamdan sonra hemen tekbir getirilir. Unutulurda sonra hatırlanırsa daha yerinden kalkmadan ve mescidden çıkmadan ve dünya kelami konuşmadan tekbir getirmek lazimdir. (Nimetül islam)

Not:
Tehlike ve felaket anlarinda okunmasi tavsiye edilen bu tekbirler Allah dostlarinin notlarinda ayrica zelzelenin fireni olarak tanitilmakdadir.Bu bakimdan zelzele aninda bu tekbirleri okumak lazimdir.
« Son Düzenleme: 29 Kasım 2008, 15:35:23 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban Fazileti İle Alakalı Büyüklerimizin Mübarek Sözleri
« Yanıtla #9 : 26 Kasım 2008, 17:20:43 »
KURBAN FAZİLETİ İLE ALAKALI BÜYÜKLERİMİZİN MÜBAREK SÖZLERİ

1. İbrahim (A.s.) oğlu Hz. İsmaili kurban etmek gibi büyük bir imtihana tabi tutulmuştur. Muhyiddini-arabi Hz.leri fütühatinda ve daha bir cok ekabir küsüfati sahihalarinda bu imtihani şöyle izah etmişlerdir. İbrahim (A.s) ta alemi ezelde kendisine bir evlad verildigi takdirde onu rızai ilahi için kurban edeceğini nezr etmiş bu nezrini alemi dünyada tekrarladıkdan sonra aradan gecen zaman icinde unutmuş. Hz. Mevlada kendisini ruya vasıtası ile ikaz buyurunca oğlu Hz. İsmail’e hitaben

قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى

Yavrum dedi ‘Ben rüyamda görüyorumki seni kesiyorum.bak artık sen ne dersin’.
Oğlu Hz. İsmail
قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

Ey babacıgım dedi ‘ne emir olunursan yap inşaAllah beni sabr edenlerden bulacaksin. muhakkakki açik bir bela ve parlak bir imtihandir’. ‘Ey yirminci asrın insanları vahşet devri diye vasiflandırılan o asırlarda bakınız itaatullahda olan müminler ne kadar medeni imişler şimdi böyle bir baba ve böyle bir oğlu nerede bulabilirsiniz’.

2. Hadisi şerifde Peygamber efendimiz(s.a.v) ‘Belaların en şiddetlisi evvela peygamberlere sonra derecelerine göre evliyaullaha gelir buyurmuşlardır’.

Bu hadisi şerifin tefsirinde S.H.Tunahan efendi hazretleri ‘ Kurban Cenabu hakkin kullarina büyük bir imtihanıdır. Bu imtihanların en büyügünü enbiya-i uzam vermiştir. Bütün nebilerin verdigi imtihanların en muazzamınıda Rasülüllah (s.a.v) efendimiz vermiştir. Nitekim İbrahim (A.s.)min bu imtihanına mukabil Peygamber (s.a.v) efendimizinde hanedanindan 170 kişinin şehid olacagını bilmesi ve bunu kabul etmesi ki bu bir sirri kader işi olup belki onlarin makami mahmudda ve maiyyeti Hz. Rasülüllahda olabilmeleri içindir’.Buyurmuşlardır. (Ziya Songuroğlu Notları)

Muhterem Mü’minler!
Yukarıda fazîletini ve keyfiyyetini kısaca îzah etmeye çalıştığımız kurban ibâdeti ile alâkalı hususlarda, meselenin ehemmiyetini müdrik, şuurlu her mü’mine düşen vazîfe; maddi ve manevi hayatımız için çok büyük ehemmiyet arz eden kurbanı; mümkün olduğu nisbette kesmemenin değil, kesmenin yollarını aramaktır. Bu vecibeyi yerine getirmek için imkanlarımızı zorlamak icab eder.

Büyük Allah dostları, Evliyâullâh; bu hususta çok ihtiyatlı hareket etmişler ve insanlara işin ehemmiyetini beyân etmişlerdir. Hattâ Süleyman Hilmi Tunahan efendi hazretleri de, talebelerine ve etrâfındakilere; Eğer bir kimse bir sene içerisinde borcunu ödeyebilecek durumda ise, borç para alıp yinede bu kurban ibâdetini ifâ etmesinin daha güzel ve kendisi için madden ve manen çok menfaatli olacağını ehemmiyetle tavsiye ve telkîn buyurmuşlardır.

Yine S. H. Tunahan efendi hazretleri kurban ibadetinin ehemmiyetini beyan sadedinde buyurmuşlardır ki:
1-Kurban kesmek gadab-ı ilâhîyi söndürür
2-Rızâ-i ilâhîyi celbeder.
3-Kurban çok kesilen bir memlekette harb olmaz.
4-Eğer bir insan hali vakti yerinde olup da kurban kesmezse, Hz Allah (cc) kurbandan akacak kanı onun ya kendinden veya çoluk-çocuğundan veya malindan ticaretinden servetinden varlıgından mutlaka bir kan çikaracaktır.
5-Kurbanda çoluk çocuk ve fakir ve fukara icin umumi bir maslahat ve mutlak bir menfeat vardir. Şu sözümü isterseniz defterinize not edin. Sağ olurda bir daha ki sene gelirsem sorarım anlatırsınız. Doktorlar bıçaklarını bilemiş, ameliyat masası başında kurban kesmeyen insanları bekliyor. Kurbanda umûmî bir maslahat ve mutlak bir menfaat vardır. Kurban bayramında afv-ı umûmî tecellî eder”.

(Ziya Sunguroglu notları)
« Son Düzenleme: 29 Aralık 2008, 12:00:14 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kevser Suresinin Tefsiri
« Yanıtla #10 : 26 Kasım 2008, 17:22:05 »
KEVSER SURESİNİN TEFSİRİ

Kurban mali bir ibadet olup Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmak için kesilir. Kurban Hanefi mezhebine göre vaciptir. Çünkü Allahü teala Kevser süresinin ikinci ayetinde
بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَفَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْإِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ

“Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurmaktadır
Kurban" Fıkıhta (Udhiye) demektir. Bu "ümniye" veznindedir. "Kaziyye vezninde dâhiye" de denir. Bayram günleri kesilen, hayvanın ismidir.

Biz buna kurban diyoruz. "Uhdiye" nin çoğulu "Adâhi" , Dahiyenin çoğulu da "dahâyâ" gelir.
Kurban kesmeye tadhiye denir ki: İbadet ve tâat niyetiyle, belli vakitte belirli hayvanı, boğazlamaktan ibarettir. Buna zebh ve nahr da denir.

Belirli hayvandan maksat; koyun, keçi, sığır ve deve gibi şer'an kurban edilmesi caiz olan hayvanlardır. Belli vakitten maksat, kurban bayramı günleridir. Kurbanın hükmü dünya'da bir vacibi yerine getirmek, âhirette sevap kazanmaktır. Sebebi ise vakittir. Vakit tekrar ettikçe kurban kesmenin vücubu da tekerrür eder. (Sünen-i Ebu Davud 10/453)

« Son Düzenleme: 29 Aralık 2008, 12:01:19 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Sebebi Nüzülü
« Yanıtla #11 : 26 Kasım 2008, 17:23:46 »
SEBEBİ NÜZÜLÜ

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم. قال ابن عباس: نزلت في العاص وذلك أنه رأى رسول الله صلى الله عليه وسلم يخرج من المسجد وهو يدخل فالتقيا عند باب بني سهم وتحدثا وأناس من صناديد قريش في المسجد

جلوس فما دخل العاص قالوا له: من الذي كنت تحدث قال: ذاك الأبتر يعني النبي صلوات الله وسلامه عليه وكان قد توفي قبل ذلك عبد الله بن رسول الله صلى الله عليه وسلم وكان من خديجة وكانوا يسمون من ليس له ابن أبتر فأنزل الله تعالى هذه السورة.
(Esbabı Nuzul)

1-Hazret-i peygamberimizin erkek evladı Hazret-i kasım vefat ettiğinde ve daha sonra diğer erkek evlatlari da fazla yaşamadığından , azılı müşriklerden Ebu Cehil , As ibni Vail ve Yahudi Hahamlarından Ka’b bin Eşref gibi bazı nasipsizlerin , kendisine: ‘nesli kesik’ anlamında ‘Ebter’ demeleri üzerine Hazret-i , bu sure-i celile’yi inzal buyurarak münkirlere cevap vermiş ve mahzun olan Resulü’nün mübarek kalbini teselli etmiştir.
İmandan nasibi olmayan müşrikler; yüce peygamberin erkek evlatları Kasım
Abdullah ve İbrahim Hazeratınınn vefat etmesiyle , neslinin de kesileceğini ve adının ve şanının unutulacağını hayal etmişlerdi.
Halbuki , nice nesillerden kendisine tabi olan milyarlarca Müslüman ve bu Müslümanların asırlardır doldurduğu başta Haremeyn olmak üzere , küre-i arzın her tarafındaki milyonlarca mescit , işte bu sure-i celile’nin bereketi ve açık bir mucizesi olmuştur.
Denilmiş oluyor ki : Resulüm Ey Muhammed! Müşriklerin söylediklerine sakın mahzun olma! Zira , senin adın , kainat durdukça en yükseklerde olacak. Milyarlarca Müslümanın dilinde senin fazl-u kıymetin terennüm edilecek. Kıyamete kadar , hep senin getirdiğin din ve senin sünnetin anılacak , mahşerde de , büyük şefaat hakkı sana nasip olacak.

(11)
Senin neslin , dünya durdukça devam edecek ve en yüce duygularla yad edilecektir. Amma sana ‘Nesli kesildi’ diyen hainlerin , dünyada ancak hainlikleri anılacak ve ebedi alemde çekecekleri sonsuz azap baki kalacak. Onların dünyada değil nesilleri , izi bile kalmayacak.
Gerçekten de, Kur’an’ın bu mucize ifadeleri muktezasınca Hz. Peygamber’ in (s.a) mübarek nesli, muhterem kerimesi Hz. Fatıma’nın evlatları ile ve etbaı da, milyonlarca ümmeti ile, bu güne kadar devam etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.

Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kevser Suresinin İfade Ettiği Manalar
« Yanıtla #12 : 26 Kasım 2008, 17:24:53 »
KEVSER SURESİNİN İFADE ETTİĞİ MANALAR

1. Kevser Sure-i celilesi ile, bu manalar bildirildiği gibi, KEVSER kelimesinin ifadesiyle ayrıca Hazret-i Peygamber Aleyhisselam’a çok büyük hayırlar ve nimetler ihsan edildiği de, müjdelenmiştir. Bu nimetler,
Kevser kelimesinin taşıdığı manadan anlaşılmakta olup, tefsirlerde etraflıca açıklanmıştır...

Ayet-i kerimede:
Rabbının Kevser nimetine ve bütün nimetlerine teşekkür olmak üzere ’’namaz kıl ve kurban kesiver’’
Denilmiş olmakla, bu sure-i celile’nin delaleti ile bayram namazı kılmak ve kurban kesmek, vacip olmuştur.
Hazret-i peygamberimize olan emir, ümmetine de emir olduğundan bu Hükme göre, bütün mü’minler için, bayram namazı kılmak ve kurban esmak vacıbtır.

2. Elmalılı tefsirinde kaydedildiği üzere: Kurban kesmek, vitir namazı gibi, itikaden vacip ve amelen farzdır.

3. Hidaye ve sair fıkıh kitablarında Udhiyye kurbanına dair şu hadis-i şeriflerle de istidlal edilmistir.
-Ahmed bin Hambel ve ibni Mace’nin rivayetlerine üzere :
‘Maldan bir imkan bulup da Udhiyye kurbanı kesmeyen, bizim
Mescidlerimize yaklaşmasın ’

-Ve yine:Udhiyye kurbanı kesiniz çünkü o babanız İbrahimin aleyhisselam’ın
Sünnetidir’’ buyurulmuştur.

4. Kütüb-i Siteden Tirmizide kaydedildiği üzere :
Udhiyye kurbanı vacib midir’’ diye bir kişi Abdullah bin Ömer RadıyAllahü anhümadan sordu, O da:
Resulullah sallellahu aleyhi vesellem, Udhiyye kurbanı kesti Müslümanlar da kesti’’ dedi.
Adam yine sualini tekrar etti, o da :
Anlamıyor musun...?Resulullah sallellahu aleyhi vesellem, Udhiyye Kurbanı kesti müsümanlar da kesti dedi.
Tirmizi der ki: bu hadis hasendir sahihtir. Halen ehl-i ilm indinde amel
Bunun üzerinedir. Udhiyye, farz değil lakin Resulullah’ın sünnetlerinden
Bir sünnettir.
Yine Tirmizi’ de Abdullah bin Ömer’ den:
’’Resulullah Medine-i münevvere’de on sene ikamet etti, hep
Udhiyye kurbanı yapıyordu’’.

5. Bunlar gösteriyor ki kurban bayramı namazından sonra kurban kesmek
Resulullah’ın fiil ve emriyle sabit olmuştur, Hazret-i peygamber’e farz
Olmakla beraber ümmeti için farz kılınmış, onun asla terk etmediği ve
Bayram namazından evvel kesilmesini kafi görmediği bir sünnet olarak
Tekerrur etmiştir.

Böyle bir sünnet ise, dinden temel esaslardan olarak tarikat-ı mesluke
Olmuş ma’nasına bir sünnettir ki, farzın benzeri demektir.

Onun için İmam-ı A’zam Ebu Hanife Hazretlernin: ’’Kurban farzdır’’
Dediğini bile kaydetmiştir.

6. Ashab-ı kiramın büyüklerinden Zeyd bin Erkam RadiyAllahu anh’ın,
Resulullah sellellahu aleyhi vesellem efendimiz:

‘’ Ya Resulellah! Şu kesilen kurbanlar neyi ifade ediyor?’’ süaline
Resulullah efendimiz:
’Babanız İbrahim aleyisselam’ın sünnetidir ’’ cevabını verdi.
Peki o sünnetten bize ne gibi faydalar verdır, diye sorunca Resulullah
aleyhisselam :’Her kılına bedel bir sevap vardır’’ buyurdu .

7. Kevser suresındeki ayet-i kerime:Lırabbıke
şeklinde ’’lam’’ ile gelmiştir ki: ’’Rabbin için Namaz kıl ve Kurban kes’’ cümlesinde, ’’Lam’’ harfi : ‘’Rabbin için’’ manasını ifade etmektedir ve şöyle demek olur:

’’O halde Ey Resulüm! Sen, o müşriklerin ve inkarcıların ve riyakar gösterişçilerin aksine olarak; O seni yaratan, yeiştiren ve sana KEVSER’i veren, Kerim Rabbının rızası için, ona ihlaslı olarak namaz kıl ve kurban kes’’

8. Namaz kılmakla beraber, Kurban da kes. Kıymetli canlı mallardan ve Hususiyle DEVE gibi iri bedenlerden sırf Rabbının adına hayır için kurban Kes.
Kesıver :Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin. Kanaat edip, iste meyen fakire de, isteyen fakire de yedirin. Ayet-i kerimelerinin hükümce: ’Muhtaç olanlara ikram edin!’’ buyurmuştur.

Yani denilmiştir ki:
Fiil olarak tahdis-i nimet eyle, nimeti an ve şükrünü fiilen dile getir. Böylece, Rabbının sayısız kerem ve ihsanını duyur, insanları sevindir.ve kurbanlıkların insan namına feda olarak kabul edilmiş olmasindan dolayi bayram yap.

9. Ayet-i kerimede ifade edilen ’’Rabbın için kurban kes’’ emri, Kurbanın ,Allah için olmayan namaz, namaz olmayacağı gibi, için Kesilmeyen kurban da, kurban olmaz.

10. Samimiyetle kılınan bir namaz, Allah’a şükrün; kalbi, lisani ve bedeni
Her çeşidini içine almakla beraber, namaz; malı ibadet ve fedakarlığı
ihtiva etmediğinden, KEVSER nimetine teşekkür noktasında sadece
namaz ile yetinilmeyip, onunla birlikte çok önemli bir mali fedakarlık olan Kurban da zikredilmiştir.

11. Şunu da bilmek lazımdır ki, kurban kesmek, zekat ve fıtır sadakası gibi hayırlardan daha fazla fedakarlık ifade eden bir ibadettir. Onun için Kurban kesme hususunda mali nisap ve kudret-i mümekkine Şart olmakla beraber, zekat gibi ’’kudret-i müyessire’’ = yani yüksek mertebede kudret ve zenginlik şart değildir.

12. Bu itibarla, kurbanda; parası olmayan aileler bile, kendinilerinde ileride ödeme gücü görebiliyorsa, borç para alıp kurban kesmeleri uygun olur.
Bilhassa zamanımızda bir çok insanlar, ihtiyaçlarını çok defa borçlanarak temin etmektedirler.Nice müslümanlar.
Paraları olmadığı halde, bir anda Hoşlarına giden lüks ve pahalı eşyaları
borç ile almaktan hiç çekinmediği, Bilinen bir gerçektir.
Bunlar nazara alındığında, zamanımızda bir kurbanın aile bütçesine Mühim bir külfet getirmediği ve üstelik çoluk çocuğu, doyasıya et yiyerek Bayram yapacağı da düşünülürse hakiki mü’minler kurban kesmeyi, asla İhmal etmezler.

13. Kurban kesmek, kevser nimetini kazanmaya da vesiledir. Kevser’in Hem dünya ve hem de ahiret tarafı vardır ki bu nimetlere, ancak kurban Kesenlerin nail olacağına, ayeti kerimede işaret edilmektedir.
KEVSER: Esasen çokluk demektir. Burada, çok nimet anlamındadır ,

14. Kevser’in : hayr-ı kesir yani, dünyada ve ahirette pek çok hayır, Demek olduğu şüphesizdir
Bu itibarla Kevser, ’’Hayır-i kesir’’ demek Olan HİKMET’in en yüksek derecesidir.

Hususu ile ’ın yüce kelamında bu çok hayır manasının KEVSER adıyla anılmasından çokluğun katinda ebedi ve sonsuz bir çokluk olduğu anlaşılır.

15. Kevserin diğer hususi manalarida vardir. Şöyleki, çok nimet manasi ile kevser Hazreti Peygamberin ümmetinin çokluğu ve ümmetinin alimlerinin çokluğu ve Hazreti Fatimadan devam eden evladlarinin çokluğu, Miracda mazhar olduğu mevhibeler ve mahşerde şefaatinin büyüklüğü ve çokluğu gibi manalarıda içine almaktadir.
Ayrica bilhassa cennetde Hazreti Peygamberimize ve onun ümmetine verilen kevser havuzunuda ifade ediyorki cennetin bütün irmaklari o havuzdan şubelere ayrılır.
(Elmali Tefsiri 9-513)

« Son Düzenleme: 31 Aralık 2008, 23:13:49 Gönderen: İsra »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban, İslÂm Dininin ŞeÂirindendir
« Yanıtla #13 : 26 Kasım 2008, 17:27:07 »
KURBAN, İSLÂM DİNİNİN ŞEÂİRİNDENDİR

1. Cenâb-ı Hakk, Kevser Sûresinde, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki “namaz”dan maksat bayram namazı, “kesmek”ten kasıt da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardı. Zirâ Cenâb-ı Hakk, Kevser süresinin ikinci âyetinde “Rabbın için namaz kıl, kurban kes” buyurmaktadır.Ayet-i Kerimede geçen (venhar) kelimesi emirdir. Ancak zanni delil ile sabit olduğu için kurban ibadetinin hükmü vacibtir.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Kimin mâli imkânları müsait olur da kurban kesmezse, sakın bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurmuşlardır.
Bu niyyetler ile ifâ edilen kurban ibadetinin dünyevi ve uhrevi birçok fâidesi vardır. Bu hususta Peygamber Efendimiz(s.a.v): “Kim gönül hoşluğu ile, (Allah’tan) sevap ümid ederek kurban keserse, (o kurban) o kimse için, ateşten (koruyan) bir perde olur: buyurmaktadırlar

2. Hz Ali (ra) Efendimiz’den şöyle rivâyet olunmuştur ki: “Bir kimse evinden kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır, on günahı silinir ve o kimseye on derece verilir. Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur. O kurbanın parasını verdiğinde, her bir dirhem için yedi yüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince, kesildiği yerden yedi kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimse için istiğfar ederler. Kanı aktığı zaman Rabbülâlemiyn her damlasından on melek halk eder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. Verdiği etin her lokması için Hak Teâlâ İsmâil (A.s)’ın evlatlarından bir köle azad etmiş sevabını verir
”Rasulullah (sav) efendimiz de “Kimin için mal genişliği olur da kurban kesmezse sakın bizim namazgahımıza yaklaşmasın buyurmuşlardır. (Feyzül kadir c.6 s.208)
Hadisi şerifte beyan olunan “Bizim musallamıza yaklaşmasın” diye vaîd (korkutucu ifade) ancak vacipler için vaki olur.

3. Kurban bir çok esrarı ihtiva eden faziletli bir ibadettir. Kurban rızası için yapılan bir fedakarlık olup yüce Rabbimizin verdiği nimetlere şükür, dünyevi ve uhrevi bela ve musibetlere kalkandır.
Nitekim Rasulullah (sav) efendimiz bir hadisi şeriflerinde “Kim gönül hoşluğu ile Allah’ tan sevap umarak kurbanını keserse onun için kendisini ateşten koruyan bir perde olur.” Buyurmuşlardır. (Ettirğib Etterhib c.2 s.155)

4. Sünnette de kurbanla alâkalı birçok delil vardır. Müslim (r.h.)’in Hz. Enes (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet bunlardan birisidir: “Resûlüllah (s.a.v.), beyazı siyahından çok, boynuzlu, iki koç kurban etti. Onun; ayağını hayvanın yanlarına koyduğunu, Bismillah deyip tekbir getirerek eliyle onları kestiğini gördüm.” (Kitâbü’l-Edâhî, 17; Buhârî, K. Edâhî, 9)

5. Bir diğeri de Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemizin rivâyet etmiş oldukları şu hadîs-i şeriftir: “Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş değildir. Kanını akıttığı hayvan, kıyâmet günü boynuzları, çatal tırnakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden önce, AllahuTeâlâ katında yüksek bir makama ulaşır. Bu bakımdan kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesiniz.”
(İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî, 1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)

6. Kurban gadabı ilahiye’ yi söndürüp rızayı ilahiye’ yi celbeder. Çok kurban kesilen memlekette harp olmaz. Kurban kesecek mali gücü olduğu halde kesmezse muhakkak o kişinin ya kendisinden veya çoluk çocuğundan veya malından mutlaka bir kan akar. Kurban bayramında umumi af tecelli eder. Kurbanda çoluk çocuk ve fukara için umumi bir menfaat vardır. (Ziya Sunguroğlu’nun notlarından)

7. Kurban vecîbesinin yerine getirilmesi; hak yolundaki fedâkârlığın bir nişânesi, AllahuTeâlâ’nın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir. Ayrıca günahların bağışlanmasını dilemektir. Bunların neticesi olarak da sevâba nâil olmak ve bir takım belâlardan korunmaktır. Velhâsıl kurbanın meşrûiyeti; dînî, ahlâkî, ictimâî bir takım hikmetlere, maslahatlara istinat eder, dayanır. Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi tasavvur olunamaz. (Büyük İslâm İlmihâli S. 410)

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ

8. Kendilerine aid olan bir çok dünyevi ve uhrevi menfaatlerini hazırlasınlar şahid olsunlar. Dünyevi menfaat, ın şeairini müşahede irfani ahlaki ve ticari içtimaı bir takim menfaatdir. Uhrevi menfaat ise mağfireti ilahi ve Hz.Allahın rızasıdır.
Kendilerini rızıklandırdıgı en’ami behime üzerine malüm günlerde Hz.Allahın ismini zikir etsinler yani ‘Bismillahi Allah ü ekber’ diyerek kurban kessinler ve kesdikleri kurbandan yesinler muhtaç olan fakirlere yedirsinler buyurulmuştur. (Süre’i Hac Ayet 28)

Not:
Burada malüm günler İmamı Azam ve İmamı Şafii Hazretlerine göre zilhiccenin on günü olduğuna kail olmuşlardırki . Bu suretle bu eyyamı malümatın kurbana zarf olması kurban bayramı günü olan onuncu günü itibarı ile dir . Halbuki kurban bayramının yalnız birinci günü değil ikinci ve üçüncü günleride kesilebileceğinden bu üç gün eyyami nahr olarak
ad edilir.
9. Bu ayeti celilede ve diğer ayeti celilelerde (فَكُلُوا مِنْهَا)emri yani yeyiniz emri ibaha ifade ederken yani yemek mübah olurken (وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ)emri yani fakirlere yediriniz emri vücüb ifade etmektedir. Bütün müfessirler bu hususda ittifak etmişlerdir.

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُم مِّن شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُ
O gövdeli gösterişli develeri sizin icin Hz. Allahin şeairinden kıldık yani Hz. Allahin size teşri ettiği dinin tecelliyyatını iş’ar için alaiminden kildik. Sizin için onlarda hayır vardır. Dini ve dünyevi menfaat vardir. Binaen aleyh onlar dikili iken yani ayakda iken Hz. Allahin ismini üzerlerine zikir ederek kurban kesiniz. Yanlari üstüne düsünce yani kesildikden sonra artik onlardan yeyiniz ve kanaatkarlara ve dilenen fakirlere yediriniz. Biz böylece o hayvanları sizin menfaatiniza musahhar kıldık ümid edilirki şükür edersiniz. buyurulmakdadir. (Süre’i Hac Ayet 36)

10. Yine bu ayeti celilede yemek mübah yedirme emri ise vücüb ifade etmekdedir.

بسم اللَّهِ الرحمن الرحيم
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ

O kurbanlık hayvanların ne etleri ne kanları Hz. Allaha ulaşmaz ancak Hz. Allaha sizden takvanız ulaşir buyurmakla sizin maneviyyatınızdan gelen kalblerinizi Hz. Allahin emrine imtisal, tazime ve ona ihlas ile yaklaşmaya davet eden takvanızdırki Hz. katında kabul ve karın olan ve rizaya nail olur. (Süre’i Hac Ayet 37)

« Son Düzenleme: 30 Aralık 2008, 22:10:55 Gönderen: Lika »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Kurban Nasıl Kesilir?
« Yanıtla #14 : 26 Kasım 2008, 17:28:17 »
KURBAN NASIL KESİLİR?

Kurban kesecek müslüman, kurbanlık hayvanı incitmeden eziyyet vermeden sol tarafı üzerine kıbleye karşı yatırır. Ayaklarindan üçü bağlanir. Üste kalan sag arka ayağı baglanmaz. Büyük baş hayvanlarda güçlük halinde hepsi baglanır..
Bir hayvanın meşru bir şekilde kesilmiş olmasi için nefes borusu ve yemek içmek borusu ile boynunun iki yaninda bulunan ve şah damarı denilen iki kan damarını kesmek sureti ile bogazlanması lazımdır.Bu dört damarı kesmek sünnetdir.
Bunlardan hangisi olursa olsun üçünün kesilmesi İmamı Azam Hz.lerine göre kafidir. İmamı Ebu Yusufa göre nefes borusu ve yemek borusu ve o iki damardan biri kesilmelidir.

Imamı Muhammede göre de bu dört şeyden herbirinin ekserisi kesilmiş bulunmalıdır.
Kesilen herhangi bir hayvanın canı çıkmadan murdar iliğini kesmek yanlıştır mekruhdur. Cabuk canı çıkıin diye yapılan bu hareket hayvana çok şiddetli acı vereceğinden kesim yapılınca kani iyice akıp izdirabı sakinleşinceye kadar kendi halinde bekletilir.
(Şir’atül İslam S .222)

وعن أبى هريرة وابن عباس رَضِى اللّهُ عَنْهُم قا: ]نَهَى رسولُ اللّه عن شَرِيطَةِ الشَّيْطَانِ. قِيلَ: هِىَ الذَّبِيحَةُ يُقْطَعُ مِنْهَا الجِلْدُ وََ تُفْرَى ا‘وْدَاجُ مُمَّ تُتْرَكُ حَتَّى تَمُوتَ[. أخرجه أبو داود.»ا‘وْدَاجُ« جمع ودَج، وهو عرْق العنق، وهما ودجان في جانبي العنق، وإنما أضافهما إلى الشيطان لحمله إياهم على ذلك، وكان من عمل الجاهلية

Ebû Hüreyre ve İbnu Abbâs (radiyallâhu anhüm) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şeytan kurbanından (şerîta) men etti. " Dendi ki şerîta, boğazından sâdece deri kısmının kesilip, boyun damarı kesilmeden ölmeye terkedilen (kurbanlık) hayvandır."
(Ebû Dâvud, Edâhî C 17 H no. 2826)

Hadisi şerifin izahı:
Nihâye'de açıklandığı üzere, şerîta, câhiliye devrinde mevcut olan bir kurban çeşididir. Hayvanın boğazından az bir kısmı kesip, kan damarına ulaşmadan ölmeye terketmektir. Kurbanın meşru bir kurban sayılması için bu kadarcık kesimi yeterli buluyorlardı. Resulullah (aleyhissalatü vesselam)'ın bu kurban çeşidini şeytana izâle etmesi, onları böylesi bir kesime -nazarlarında bunu güzel göstererek şaşırtıp- sevkedenin şeytanın olmasından dolayıdır.

Sadakat Yönetim Kurulu