Gönderen Konu: Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç  (Okunma sayısı 2238 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı tk1978

  • IZLEMCI
  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 456
Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç
« : 14 Ekim 2011, 04:57:52 »

Kendisinin laikçilik mağduru bir insan olduğunu söyleyen Arınç “Dinin dünyada işi ne diyenlere elbette katılmıyoruz. Din hayatın en büyük gerçeği” dedi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Acıbadem yerleşkesinde düzenlenen “Din Devlet İlişkileri Sempozyumu”nda konuştu. “Bugün Türkiye’de laikliğin yeniden yorumlanması gereği konusu, Türkiye’nin önemli bir konusudur. Bu sosyal bir ihtiyaçtır” diyen Arınç, toplumların statik değil, dinamik kuruluşlar olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

ATATÜRK PORTRESİ: Biz duvardaki bir portre değiliz. Şurada duvarda bir portre olsaydı eminim, mesela Atatürk’ün ışıkla verilmiş, dikkat ederseniz hep aynı istikamete bakıyor. Başka bir fotoğraf da olabilirdi. O fotoğraf orada kaldığı müddetçe aynı istikamete bakacak. Ama toplumlar duvardaki bir portre değil. İnsanların ihtiyaçları geliştikçe, düşünceleri geliştikçe, anlayışları geliştikçe, dünyadaki birtakım teknolojik imkanlarla dünyayı tanımak mümkün oldukça, düşünceler elbette farklılaşabilir.

Allah’LA BAŞLAR: Bazı ülkelerin anayasalarına bakarsanız önce Allah’ın ismiyle başlar. İkincisi kiliseyi gösterir. Kiliseye bağlılıktan bahseder. Kiliselerde nikah kıyılması konusu bugüne kadar hiç tartışılmadı. Tartışılmaması lazım. Bunlar bir taraftan toplumun gelenekleri, bir taraftan inancıdır. Bir taraftan sosyal imkanlar sebebiyle bu kullanılmaktadır. Ama Türkiye’de bunların hepsi tartışılıyor.

TAŞ GİBİ ELEŞTİRDİLER

SİVİL BİRİ BİSMİLLAH DESEYDİ: Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın 1966’damakamına otururken ‘Bismillah’ demiş olmasını, “Allah bana görevimde bundan sonra yardım etsin” demesini ben hatırlıyorum. Taş gibi eleştirilere sahne olmuştu. Nasıl olur laik Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, ’Bismillah’ diyerek makam koltuğuna oturur? Bereket, orgenerallikten, genelkurmay başkanlığından gelmeydi de tartışma çok fazla uzamadı. Ama sivil olsaydı başına neler gelirdi az çok tahmin edebiliyorum.

DİN EN BÜYÜK GERÇEK: Yeni anayasada laiklik ve sosyal hukukun elbette bir devletin temelinde bulunması arzu edilir, istenir. Bunlardan korku duyulmaz. Dinin dünyada işi ne diyenlere elbette katılmıyoruz. Din hayatın en büyük gerçeği. İnanırsınız veya inanmazsınız. İnanmamak da bir inançtır aynı zamanda.

VAY LAİKLİK DÜŞMANI: Laiklik  netameli bir konu. Bir yerinde hata yaparsanız, sizi ömür boyu takip eder ve birileri bunu bir şekilde kullanır.  Türkiye fikren ve toplumsal hayat bakımından da hamt olsun gelişiyor. Eskisi gibi ‘vay laiklik düşmanı’ gibi yorumlar yapılmayacak bu günlerde.

NEREDEN BİLSİNLER: Eski dükkanlarda evlerde fotoğraflarına rastlarsınız. Mustafa Kemal Paşa ortada olmak üzere yanındaki arkadaşlarıyla ellerini açmışlar o duaya iştirak etmişlerdir. Ne bilsinler ki yıllar sonra dua etmek, üstelik hatim indirmek, üstelik hadis-i şerifler okuyarak, bir meclisin küşadını temin etmek laikliğe aykırı, en büyük suç sayılacak.

LAİKÇİLİK MAĞDURUYUM: Kendisini laikçilik mağduru olarak gören bir insanım. Laiklik nedir? Laikçilik nedir? Başımıza neler getirdi? Aslında ne olması gerekirdi? Bu konuda bugüne kadar kimler ne yaptı? İçi yanmış bir insanın dilinden belki dinlemek istersiniz diye düşündüm. Ben 2002 yılında Meclis Başkanı oldum. 2 gün sonra sayın Cumhurbaşkanı Sezer’i eşiyle birlikte yurt dışına uğurlarken her defa hedef olan ben, bu sefer eşimin hedef haline geldiğini gördüm. Çünkü o yıllardan beri hususi hayatında taktığı örtüsüyle hanımefendiyi uğurlamaya gelmiş. Dünyayı başımıza yıktılar.

ZORBALIK DEĞİL Mİ: İran’da herkes yarım yamalak da olsa başına mutlaka bir örtü almak zorunda. Türkiye’de de bütün kadınlar başını açmak zorunda. Zorlama unsurunu ön plana çıkarırsanız, sizin o ülkelerden ne farkınız kalacak? Bu bir zorbalık değil mi?”     

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç
« Yanıtla #1 : 14 Ekim 2011, 08:56:33 »
Alıntı
Allah’LA BAŞLAR: Bazı ülkelerin anayasalarına bakarsanız önce Allah’ın ismiyle başlar. İkincisi kiliseyi gösterir. Kiliseye bağlılıktan bahseder. Kiliselerde nikah kıyılması konusu bugüne kadar hiç tartışılmadı. Tartışılmaması lazım. Bunlar bir taraftan toplumun gelenekleri, bir taraftan inancıdır. Bir taraftan sosyal imkanlar sebebiyle bu kullanılmaktadır. Ama Türkiye’de bunların hepsi tartışılıyor.



Güzel bir paylaşım.Doğrusunu da söylemiş.Lakliğin yeni tanımı ayrı bir konu ve gerekli...
Peki,Sayın başbakanımızın  Mısır da yaptığı konuşma da Mısır üzerinden Arap ülkelerine  yönelik Laiklik  tavsiyesi de ne oluyor?

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç
« Yanıtla #2 : 14 Şubat 2012, 22:12:37 »
İngiltere’nin ilk müslüman kadın bakanı Warsi: “Militan laiklik tehdidindeyiz”


İngiltere’nin ilk Müslüman kadın bakanı Warsi, Avrupa’nın “militan laiklik” tehdidiyle karşı karşıya olduğunu, dinin sosyal hayatta daha büyük rol oynaması gerektiğini söyledi.

Pakistan asıllı Barones Sayeeda Warsi, Daily Telegraph gazetesinde yer alan makalesinde, Avrupa’nın Hristiyanlığı daha güvenli ve rahat yaşaması gerektiğini bildirerek, inanç için mücadele konusunda Papa ile “yan yana durduklarını” kaydetti.

Warsi makalesinde, “Bugünkü korkum, toplumlarımızı kontrol eden militan laiklik. Birçok şeyde bunu görüyoruz: dini sembollerin resmi binalarda giyilememesi veya sergilenememesinde, devletlerin dini okulları mali olarak desteklememesinde…” ifadesine yer verdi.

Muhafazakar Partili Warsi başkanlığında İngiliz siyasetçilerden oluşan bir heyet bu hafta Vatikan’ı ziyaret edecek.
Haber sonan.com

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç
« Yanıtla #3 : 20 Mart 2012, 07:44:28 »
Ferd laikim derse ne manaya gelir?


Sevgili Hocam,

 
Ferd laikim derse ne manaya gelir?



Günümüzdeki laiklik anlayışı, bütün dünyada muhtelif kesimlerin farklı zihniyetlerine göre değişiklik arz etmektedir…
 
 
 
Dine karşı allerjileri bulunanlar, laikliği dine karşı kullanmak istiyorlar... Buna mukabil;
 
 
 
Dine saygılı olan kesimin de bunu bütün dinlere karşı saygılı bir fenomen olarak kabulleri (algılamaları) normaldir.

 
 
Anayasadaki ifadelere bakılırsa, devlet, laiklik ilkesiyle bütün dinlere karşı aynı mesafede durmayı; dinsizlere karışmadığı gibi, dindarlara da karışmamayı taahhüt eden bir görünüm sergilemektedir.
 
 
 
Buna göre, devlet laik olabilir, fakat fertler laik olamaz. Çünkü bir fert söz gelimi "Ben Müslüman değilim" veya "Filan dinden değilim" dediği zaman, "Ben dinsizim" demek istemiş olacaktır.
 
 
 
Oysa fertler/bireyler, din-dinsizlik perspektifinde tarafsız olamazlar. Dini olmayanın yeri dinsizliktir! Üçüncü bir yolu yoktur. İlim ve mantık açısından da bunun başka bir izahı yoktur. Küfre razı olmak ise, küfrün ta kendisidir.
 
 
 
Demek ki, fertler laik olamazlar. Ya dinsiz veya dindar olurlar. Ancak bazen az da olsa, devletin laiklik ilkesine taraftar olduğunu ifade etmek için, "ben laikim" diyenler de çıkıyor. Böylelerinin yani bizzat fertler/bireyler olarak kendilerini hem bir dine bağlı hem de laik olarak görenlerin bu tavırlarını cehaletlerine vermek gerekir. Meselenin hakikatini öğrendiklerinde herhalde durumlarına bir çeki-düzen vereceklerdir.
 
 
 
***
 
 
 
Devlet bir kurum olarak, böyle bir prensibi benimsemişse, onun da görevi, hangi dine bağlı olursa olsun bütün din mensubu ve dinsiz olan vatandaşlarına karşı tarafsız olmaktır. Ve onların bu hürriyetlerine/özgürlüklerine despotça yaklaşımlarda bulunmaması esastır.
 
 
 
***
 
 
 
Sonuç olarak diyebiliriz ki;

 
 
Laiklik yabancı kültürden bize geçmiş bir fenomendir. Kişilerin veya grupların kendi zihniyetlerine göre, dinimizle çatışan veya barışan bir esnekliğe sahip olarak şekillenebilmektedir.
 
 
 
Laiklik asıl itibariyle bir devlet tavrıdır, devlet düzeni esasıdır/ilkesidir.
 
 
 
Fert ve grupların laik olmaları gerçekte karşılığı olmayan, ilim ve mantık bakımından da saçma olan bir ifadedir.
 
 
 
Fertler ve gruplar bir inancı veya inançsızlığı seçer… Hayatlarını da ona göre yaşarlar. Buna da kimsenin bir diyeceği olmaz.
 
 
 
Laiklik hangi alanlarda nasıl yaşanacağını, nasıl davranılacağını, kuralları ve düzenlemeleri ihtiva etmez… Sadece kamuya ait kuralların dine dayanmamasını öngörür.
 
 
 
Ferdin laik olması, "hayatına inancını, dinini sokmaması; hayatını, din ve inancı bir yana koyarak yaşaması" demek olur ki, böyle bir tasavvurun İslamî hayatta karşılığı yoktur ve olamaz.
 
Laiklik insanlara inanma veya inanmama özgürlüğü getirir…

 
 
İnsanlar bu ilkeye dayanarak kendilerine bir inanç, ideoloji, dünya görüşü seçerler… Ve hayat tarzları da, laikliğe değil, bu inanç, ideoloji ve dünya görüşüne dayanır.

 
 
Dolayısiyle dini tabirle ifade etmek gerekirse kişi; ya mü’mindir ya da münkir. Seçim tamamen kendisine aittir, neticesine katlanmak da…
Halis Ece.com
 
 

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Laikliğe yeni yorum sosyal bir ihtiyaç
« Yanıtla #4 : 13 Mayıs 2012, 23:39:46 »

İslam ile "Laiklik"i birleştirme formülü [/





Laiklik ile ilgili ard arda yazdığım üç yazının (5, 8 ve 12 Şubat 2012) üçüncüsüne "şimdilik" kaydıyla nokta koyarken, konuya uzun süre dönmeyeceğimi düşünüyordum.

Ne var ki "Laiklik" daima gündemde ve "Laiklik" ile "İslam" arasında bir uyumlaşma, haliyle de İslam'ı "Laiklik"e uydurma çabaları ısrarla sürdürülüyor.

 Yani anlayacağınız, insanı rahat bırakmıyorlar ki konudan uzaklaşalım ve başka kulvarlara kulaç atalım. Hani, öyle önemsiz bir konu olsa geçeceğiz de, özellikle bugünlerde herkese benimsetilmeye çalışılan bir "put" halini alması için el birliği içinde çaba sarf edilince, es geçmek mümkün olmuyor; "Tevhid" adına konuya eğilmek icab ediyor.
 
 Bilmem hatırlar mısınız, Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyesi Bakir İzzetbegoviç, 26 Şubat 2012 tarihli gazetelerde yer alan bir açıklamasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, görünüşte birleşmez olan "batı ile doğu", "İslamiyet ile laiklik", "geleneksel ve modernizmin" birleşmesi için formül bulduğunu söylemişti. Gerçi bu formülün mahiyetini açıklamamıştı ama, tarihe not düşülmüş, bizim kayıtlarımıza da girmişti. Bildiğim kadarıyla Başbakan, kendisi hakkında yapılan bu tanımlamaya itiraz etmedi, ya da gerek duymadı. Burayı geçiyoruz.
 TBMM'nde, "millet"i ne kadar temsil ettiği malum olan bir komisyon çalışıyor; "Anayasa Uzlaşma Komisyonu..." Evvela, komisyonun teşkilinde sorun var; zira "seçmen"in %50'sinin oyunu alan da, %5'inin oyunu alan da aynı oranda temsil ediliyor ve eşit oy hakkına sahipse, komisyonun halkı temsil ettiğini söylemek nasıl mümkün olabilir? Acaba bazı "uluslararası ağır abiler" mi var işin içinde diye akla soru gelmiyor da değil hani. Her neyse ne, ama böyle bir komisyon var ve bütün milletin üzerinde amir bir anayasa yapmaya başladı bile. Bunun konumuzla ilgisi şu: Komisyonun anayasa yazımıyla ilgili ilk toplantısında CHP'li üye, "Din ve Vicdan Özgürlüğü" konusundan önce "Laiklik'in tanımının yapılması"nı öneriyor.

Biliyorsunuz, Anayasadaki haliyle "tanımsız Laiklik", uygulamada "üst norm" olarak kabul görüyor, diğer bütün anayasa hükümleri ona uygun olarak yorumlanıyor. Anayasa Mahkemesi'nin bu zamana kadarki kararlarında vitrine çıkardığı yorumla, sadece "Türkiye'ye has bir Anayasa algısı" oluşturuldu. Buna göre, Anayasada bazı maddeler bazı maddelerin üstünde yer alıyor ve "Laiklik" de hepsinin üstünde bulunuyor. "Hiyerarşik bir anayasa sistematiği" anlayacağınız... Böyle olunca ne oldu? Statüko, özgürlük adına ne varsa, hele bu bir de inanç özgürlüğü ise daha da belirgin olarak, bunun "Laikliğe uygun olup olmadığı"na baktı; her zaman da "uygun olmadığına" karar verdi. Ne adına? Tanımsız bir "Laiklik" adına.
İşte bu gibi durumlara meydan vermemek için, CHP'li üyenin önerisi bir fırsattı. Ancak, özellikle halkın Laiklik'ten en çok olumsuz etkilenen dindar kesiminin oylarıyla bugünkü konumuna ulaşan AKP başta olmak üzere, MHP'li ve BDP'li üyeler bu teklife karşılık vermediler ve Komisyonun çalışma ilkelerinin başında yer alan "ittifak" ilkesi gereği, "Laiklik"in tanımsız kalmaya devam edeceği belli oldu. Böylece yeni anayasanın da toplumun, özellikle de Müslüman toplumun dertlerine derman olmayacağı anlaşıldı. Zira asıl dertlerin başında, bütün anayasa hukukunun tâbî kılındığı, ama bir türlü ne olduğu tanımlanmayan "Laiklik" ilkesinin yer aldığı sanırım artık biliniyor olsa gerek.
 Bana sorarsanız -ki biliyorum sormayacaksınız-, "Laiklik" anayasadan tümüyle çıkarılsın; çünkü doğası gereği "Laik" olması mümkün olmayan "insan"ın üzerine hükmeden bir yasanın, o insanın "dindar"lığını hiçe sayan bir hükme göre biçimlendirilmesi kadar trajik bir durum düşünemiyorum. Bunun "hukuk"la bağdaşır bir yanını da göremiyorum. Ancak madem ki "Laikliğin ne olduğu" tanımlan(a)mıyor, bari "nasıl yorumlan(a)mayacağı"na dair bir hüküm konulsun ki inanan insana "insan muamelesi" yapılabileceğinin az da olsa belirtisini görebilelim. Anayasada yer alması için böyle bir düzenlemeye ilişkin teklifim şu:
 "Laiklik, hiçbir zaman devlet faaliyetlerinin icrasında; yasaların yapılmasında, yorumlanmasında ve uygulanmasında; sosyal, iktisadi, idari ve siyasi ve her türlü çalışma, söylem ve eylemlerde; hiçbir kişi, kurum ve makam tarafından bireyin ve toplumun inançlarına ve ibadetlerine karşı baskı uygulamak, inanç ve ibadetlerini işlevsiz bırakmak, inanç ve ibadetlerinden dolayı herhangi bir haktan ve etkinlikten yoksun bırakmak veya cezalandırmak anlamında yorumlanamaz, uygulanamaz."
 Bu bir "samimiyet testi"dir. Bakalım kim geçecek?
 
Haber Vaktim.com.Faruk Köse



 

« Son Düzenleme: 13 Mayıs 2012, 23:41:19 Gönderen: mazhar »