Gönderen Konu: Metinler > İzahlı Emali beyitleri "Sadakat - Özel"  (Okunma sayısı 56982 defa)

0 Üye ve 12 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #30 : 11 Şubat 2008, 12:00:21 »

31. beyt

وَ عِيسَى سَوْفَ يَأْتىِ ثُمَّ يُتْوِى * لِدَجَّالِ شَقيِّ ذِى خَبَالٍ

Yakında İsa (a.s.) gelecek kafir ve fasid deccali helak edecektir.

İzah: Ehli Sünnet itikadına göre kıyamete yakın olarak gerçekleşmesi hak olacak bazı alametler vardır. İsa (a.s)ın nüzûlü, Mehdi (a.s)’nin ve Deccal’in gelmeleri haktır. İsa (a.s) peygamber olarak değil son peygamber Hz. Muhammed (s.av)’in ümmeti olarak gelecektir. Mehdi (a.s) ve tebeasının deccal tarafından muhasara edildiği bir zamanda gelecek olan İsa(a.s) Deccal’i mağlup ederek onu öldürecek ve islamı yeniden canlandıracaktır.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:49:39 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #31 : 11 Şubat 2008, 15:22:54 »
32.Beyt

كََرَامَاتُ الْوَلِيِّ  بِدَارِ دُنْيا    لَهَا كَوْنٌ فَهُمْ اَهْلُ النَّوَالِ

Darı dünyada velilerin kerametleri  hak ve sabittir. Zira o Evliyaullah Ata ve ihsan sahibidir.

İzah: Dünyada Evliyanın yedişeriflerinden zuhur eden harikulâde haller"keramet" haktır.
Kütübü şerıyyede bildirildiği üzere onlar NebiyyiKirama tabi  irşat  memurlarıdır.
Keramet:امرٌ خارقٌ الْعادةِ مقرونٌ بالمعرفةِ والطاعةِ خالٍ عنْ النبوَّةِ به
Nübüvet davasından  hali olarak  ma’rifet ve ta’atı ilahiyeye makrun harikulâde ümürdür.Evliyaullahdan zuhur eder.
Davayı Nübüvvete mukarın ise Mucizedir.Peygamberi Izamdan zuhur eder.
İman  ve ameli salihaya makrun olmaz ise istidraçtır.
İstidraç: Mü’min olmayan fasık kimselerden zuhur eden hârikulâde Haller.


Ekseri mu’tezile  Keramati  inkar etmiştir.Ehli Sünnet ındınde Vuku, aklen ve naklen sabittir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِين ٣٨
قَالَ عِفْريتٌ مِّنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِين ٣٩
قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرّاً عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ ٤٠

-(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?
 
-Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

 -Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi  olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük  edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem   sahibidir. (S.Neml Ayt.38,39,40)

“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan bu zatın Hızır aleyhisselâm, Süleyman aleyhisselâmın kendisi ve alimlerin ekserisine göre veziri Asaf ibni Berhıya'dır ki Sıddik olup dua edilince icabet olunan ismi âzami bilirdi. Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olmak üzere veziri böyle bir keramet göstermiştir. Şüphesiz ashabından böyle bir kerametin zahir olması kendisinin daha çok yüksekliğine delâlet eder. Ve bu ilim ona verilen ilimden olduğunu anlatır. Bu taht, Hz. Süleyman'ın San'ada bulunduğu rivayetine göre üç günlük mesafeden getirilmiş oluyor. Zira San'a ile Sebe' arası bu kadar zamanda katediliyordu. O sırada San'adan dönüp Şam arzında bulunduğu rivayetine göre ise iki aylık mesafeden getirilmiş olmaktadır. Bu kadar mesafeden bir taht göz kırpıncaya kadar nasıl gelir? Şüphe yok ki bu alelade vak'alardan değil bir keramet ve mucize olmak üzere söz konusudur.”
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:50:19 Gönderen: Mahi »

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #32 : 12 Şubat 2008, 12:07:05 »
33. beyt

وَلَمْ يَفْضِلْ وَلِيٌّ قَطْ دَهْرًا * نَبِيًّا اَوْ رَسُولاً فيِ انْتِحَالٍ

Veli hiçbir zaman nebiden veya rasülden üstün olmadı, faziletli olmadı, onlara müsavi de olmadı.

Ehli Sünnet itikadına göre veliler ümmeti oldukları paygamberlere tabidirler. Tabi olan tabi olunandan  üstün veya ona eşit olamaz. Bir peygamber sadece “nübüvvet”i ile bütün evliyadan daha üstündür.Eğer veli nebiden efdal denilirse o insanı küfre kadar götürür.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:51:25 Gönderen: Mahi »

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #33 : 13 Şubat 2008, 21:32:01 »
34. Beyt

وَلِلصِِّدّيقِ رُجْحَانٌ جَلِيٌّ * عَلىَ اْلاَصْحَابِ مِنْ غَيْرِ احْتِمَالِ

Hazreti Ebu Bekir için sair eshab üzerine açık olan tercih olmasında şek ve şüphe olmadı...

İzah.  Asıl adı Abdullahtır. Künyesi Ebû Bekir’dir Cahiliye dönemindeki Abdu’l-Kâbe olan ismi, iman ettikten sonra Peygamberimiz tarafından “Abdullah” olarak değiştirilmiştir. Efendimizin ilk değiştirdiği Onun ismidir. Babası Ebû Kuhâfe Annesi Ümmü’l-Hayr Selma binti Sahr'dır.
Şia taifesi  Hz. Ali Peygamberimiz’den sonra en üstün sahabedir derler ehli sünnet cel cemaat akidesine göre Peygamber efendimizden sonra Hazreti ebu Bekr ba'dehu Ömer (r.a) Ba'dehü Osman (r.a) Ba'dehı Ali efendimiz daha sonra sırasıyla sahebe-i kiram gelir...
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:51:55 Gönderen: Mahi »

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #34 : 14 Şubat 2008, 00:00:38 »
35.beyt.

وللفارق رجحان وفضل  على عثمان ذى النورين عال

Omerul faruk icin  yüksek ve iki nur sahibi hazreti osman üzerine ruchan ve fadil vardir.

İsmi: Ömer
Künyesi Ebu Hafs
Lakabı: Faruk
İslamiyette iman ile küfür arasını kazaya ve husumatta hak ile batıl arasını tefrik ettiği için bu lahap ile mulakkaptır.
Babasının ismi: Hattap bin nüfeyl
Annesinin adı: Hatebe binti hişam 'dı. 63 yaşında mügiratübni şubenin kölesi olan ebu lü'lü  (firus) tarafından şehit edildi .
Müddeti hilafeti: 12 sene 6 ay 4 gündür.
Adaleti rasulullaha varistir. Efdaliyeti hakkında H.Ş mervidir.
*Cibrili emin bir P.R nüzül olarak Ya Muhammed Hak Teala Ömer'e selam gönderdi ve benim kendisinden razi olduğum gibi kendiside benden razımıdır. diye sual etmemi emr etti.
*Yine bir gün Cimrili Emin nazil olup; ehli sema İslamı Ömer ile istibşar etti. 
*P.E ya cimril bana fezaili Ömerden bahset buyurduğunda ya Muhammed Hz. Nuhun ümmeti içerisinde mesk eylediği müddet ile cenanı saadet indinde mesk eyleyip Ömerin faziletlerini beyan eylesem. Fezaili ömer nihayet bulmaz. demiştir....
« Son Düzenleme: 08 Ağustos 2009, 13:18:11 Gönderen: Mahi »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #35 : 14 Şubat 2008, 00:23:19 »
36.Beyt.

وذوالنورين حقا كان خيرا  من الكرار في صف القتال

iki nur sahibi olan hazreti osman savaslarda cesaretli olan ve rasülüllahin damadi olan hazreti aliden hayirli olmasi ulema katinda sabit olmustur.

 Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke'de doğmuştur. Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems'tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)'ın halası Abdülmuttalib'in kızı Beyda'dır. Künyesi, "Ebû Abdullah'tır. Ona, "Ebu Amr" ve "Ebu Leyla" da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî,

Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı

Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Resulullah (s.a.s)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (s.a.s) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı
Rukayye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" demistir.

Halifeliği

Hz. Ömer (r.a), yaralanınca, hilâfete geçecek kimsenin tayin edilmesi için altı kişiden oluşan bir şura oluşturmuştu. Bunlar Hz. Ali, Osman, Sa'd İbn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr İbn Avvam ve Talha İbn Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapılan görüşmeler neticesinde, şura üyelerinden dördü feragat edince görüşmeler Hz. Osman'la Hz. Ali üzerinde devam etti. Şura başkanı Abdurrahman İbn Avf, geniş bir kamu oyu yoklaması yaptıktan sonra müslümanların bu iki kişiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabık olduklarını gördü. Hz. Ali (r.a)'i çağırarak ona; Allah'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edip etmeyeceğini sordu. O, Allah'ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak uyacağı, ancak bunun dışında kendi içtihadına göre davranacağı cevabını verdi. Aynı soruyu Osman (r.a)'a yönelttiğinde o, bunu kabul etmişti. Bunun üzerine Abdurrahman İbn Avf, Osman (r.a)'ı halife atadığını ilan ederek ona bey'at etti (Suyuti, a.g.e.,171, 172; İbn Hacer, a.g.e., 463; H.İ.Hasan, a.g.e., I, 258, 261). Hz. Osman'a ikinci olarak bey'at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmuştur. Peşinden de bütün müslümanlar ona bey'at ettiler (İbn Sa'd, a.g.e., III, 62). Osman (r.a)'ın hilâfete geçişi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayının sonlarında olmuştur.

Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafıklar senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma". Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)'in bu günler için kendisine bildirdiği şeylere uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu: "Resulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş olduğu şey üzerinde sabretmekteyim" (Üsdül-Ğâbe, II, 589; Suyûtî, 170; İbnü'l-Esîr, III, 175).

Asilerin kendisini öldürmeye kararlı olduğunu anladığında, onların böyle bir iş işleyip katillerden olmalarını önlemek için kendilerine bir müslümanın kanının ancak; zina, kasten adam öldürme ve dinden dönmek şartları dahilinde helal olduğunu hatırlatıyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle itham edilemeyeceğini anlatıp duruyordu.




« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:53:28 Gönderen: Mahi »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #36 : 14 Şubat 2008, 00:35:46 »
37.beyt:

وللكرار فضل بعد هذا علي الاغيار طرا لاتبا


Savas meydanlarinda aslanlar gibi carpisan hazreti ali kerremellahü veche icin diger üc halifeden sonra akranlari üzerine seksiz sübhesiz üstünlügü vardir.

Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).


Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.


Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.

1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .

2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.

3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.

6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.

8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.

9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.

10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.

11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .

12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.

13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.

14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.

15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.

16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .

17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin

« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:54:07 Gönderen: Mahi »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #37 : 14 Şubat 2008, 16:44:40 »
38.Beyt
وَلِلصِّدِّيقةِ الُّرجْحَانُ فَاعْلَمْ   عَلَى الَّزَهْرَاء فِى بَعْضِ الْخِلَالِ

Sen bilki Hz. Aişe-i Sıddıka  RadiyAllahüanha için  Hz Fatımatüzzehra RadiyAllahüanhe üzerine bağzı hallerde ruchan (fazilet) vardır.

İzah:Hz Aişe-i sıddıka (r.a),  Sıddıkı Azam (r.a) ın kerimleri ve Efendimiz (s.a.v.) in zevce-i mütahherreleridir.
Fatımatüzzehra  (r.a) validemiz,  Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v )in kerimleri olup Ali KerramAllahü veche hazretlerinin zevce-i tahireleridir.
Bu ruchan bahsinide bir çok akval var isede nazım hazretleri  Ahirette Hz. Aişe (r.a)validemizin Rasulullah (s.a.v.) efendimiz ile derace-i ulyada ,Hazreti Fatma (r.a)validemiz de Hz. Ali (r.a) ile birlikte bulunacakları cihete işaret eder.
Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her iki validemizin eftaliyyeti hakkında bir çok Hadisi Şerif irad etmiştir.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:54:57 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #38 : 14 Şubat 2008, 22:34:01 »
39.Beyt

وَ لَمْ يَلْعَنْ يَزِيدًا بَعْدَ مَوْتٍ   سِوَى الْمِكْثَارِ فِى الْاِغْرَاءِ غَالِ

Seleften hiç bir kimse ölümünden sonra  yezide lanet eylemedi.ancak haddi tecavüz etmekte mübağa edenler müstesna.

İzah: Selefden bir kimse yezid bin muaviye hakkında la’net eylemedi ancak haddi aşan rafizi ve harici  gibi bazı eşhas la’net eylemiştir.
Hadisi Şerif:اُذْ كُرُوا مَوْتَاكُمْ بالخَيْرِ 
Ölülerinizi hayırla, iyi ve güzel halleri ile yâdediniz" buyurulmuştur.
La’netin ikimanası vardır.1. Ebediyyen rahmeti ilahiden tarttır.2.Menazli ebrardan tart yani sadıkların menzillerinden tarttır.Kafirlere olan lanet ebediyyen rahmeti ilahiden tarttır.Mü’minlere olan la’net menazi ebrardan tarttır.
Tevbe eden müsümana, la’net eylemek caiz değildir.Yezid bin muaviye hakkında hiç kimse la’net eylemedi,Hz Hüseyin (r.a) katliyle emrettikten sonra tahkık surette Hz Hüseyin (r.a) efendimizin Vefatından  önce pişman olur.Vahşi de  hz. Hamza r.a hı katlettikten sonra pişman olmuş tevbe etmiş ve islamiyyet ile müşerref olup ashabdan olmuştur.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:55:35 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #39 : 16 Şubat 2008, 00:18:35 »
40.Beyt

و ايمان المقلد ذو اعتبار    بانواع الدلائل كالنّصال
Keskin  kılıçlar gibi kat-i deliller ile mukallidin imanı itibar sahibidir.geçerlidir.

Mukallit: قَوْلُ قوْلِ المُجْتَهدِ بِلاَ دليل   Başkasının sözünü delilsiz kabul etmektir.

İzah :Mukallit olan  mü’minlerin imanı muteberdir,
Mesela :Annem babam iman etti bende onlar gibi  bu dine inandım bu dinden başka hak din yok derse mu’teberdir.
Üç Türlü iman vardır.
1-İmanı taklit: Anne babadan görerek imandır.
2-İmanı İstidlali:Farz ,vacib,sünnetleri bilir  amel eder ve öğretir.
3-İmanı hakiki:Enbiyanın imanı gibidir. Asla kalbine şek ve şübhe gelmeyen imandır.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:56:18 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #40 : 16 Şubat 2008, 22:44:27 »
41.Beyt

وما عذر لذى عقل بجهل  بخلاق الاسافل و الاعال

Eâliyi ve esâfili  yaratanı bilmemesi tanımaması  akıl sahipleri için üzür değildir.

İzah: Akıl baliğ olan bir kimse  cehli sebebi ile marifeti ilahiden mahrum olsa huzuru Rabbul aleminde özrü kabul olmaz.
Özür kelimesiniz üç manası vardı;biri ben işlemedim der,biri şu sebeble işledim der, biri  işlemedim fakat bundan sonra işlerim der.Burada murat olunan mana üçüncüsüdür.
Ben cahil idim bilmiyordum demek mes’uliyetten kurtarmaz. Esafili ve eâliyi halk edene cehl ile mazeret yoktur.Zira arz ve semanın vesair mahlukun yaratılmasında kudreti ilahi açıkca görülür.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:57:06 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #41 : 17 Şubat 2008, 22:33:10 »
42.Beyt

و ما ايمان شخص حال يأس  بمقبول لفقد الامتثال

Sekeratı mevt zamanında şeriatin emirlerine imtisal olmadığı için şahsın imanı kabul olmadı.

İzah:imanı be’s imanı ye’s de denilir.bir kimse hali ye’iste sekeratı mevt halinde şeriatin emirlerini imtisal (yerine gerimediği) için,imanı makbul değildir.
Nazım hazretleri, فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَ
Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir.S.Mümin.Ayt.85
Ayeti celilesinden iktibas eylemiştir.

Bir İmanıyeis ve tevbe-i yeis vardır.
İmanı yeis: her fenalığı işlemiş ölüm halinde iman etmesi bu muteber değildir.
Tevbe-i yeis: Kişi ,islami yaşayışta noksanlık yapmıştır.Sekerat halinde tevbe etmesi muteberdir.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:57:41 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #42 : 18 Şubat 2008, 23:06:15 »
43.Beyt

وما افعال خير في حساب     من الايمان مفروض الوصال

Visali mefruza olan yani yerine getirilmesi farz olan  âmali saliha imandan  mahsub  (imanın hesabından) sayımadı.

İzah: Amali hasene namaz oruc .... gibi olan ameller  imanın içine dahil değildir. İmanın aslı  ise tasdiki kalbdir .Hakiki iman budur.Alameti ise, islamiyeti  icradır.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.S.beyyine Ayt. 7
Kavli keriminde iman ve ibadet beynini “arasını” tefrik buyurmuştur.
Amilüssalihati emenüye atfolunmuştur.Onun için ameli saliha, imanda dahil değildir.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:58:20 Gönderen: Mahi »

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #43 : 19 Şubat 2008, 23:23:34 »
44.Beyit

ولا يُقضى بكفرٍ و ارتداد  بعهر او بقتل و اختزال

Bir kimse ,kötü ,gayrimeşru fiil,nefsi katil ile mürted  hüküm olunmaz.

İzah:mahzuratı şer-ıyyeden olan zina,katil,gasbı mal gibi efalin işlenmesi ile küfr ve irtidad ile hüküm  olunmaz.



« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:58:56 Gönderen: Mahi »

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Metinler > Emali
« Yanıtla #44 : 20 Şubat 2008, 01:05:09 »
45. Beyit

وَ مَنْ يَنْوِ اِرْتِدَاداً بَعْدَ دَهْرٍ * يَصِر عَنْ دِينِ حَقٍّ ذِا انْسِلاَل

Bir kimse bir zamanda mürdet (dinden çıkmak) niyet ederse O kimse hak olan dinden çıkmış sıyrılmış olur.

İzah: Mesela bir kimse bir sene sonra kafir olacağım diye niyet etse hemen kafir olur. Zira bilicma küfür kastıda küfürdür.
Dehr: Umumi zaman manasınadır. İster bir sene veya bir gün olsun musavidir.
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 14:59:25 Gönderen: Mahi »