SADAKAT MEDRESESİ > METİNLER MÜZAKERELERİ

Metinler > isaguciii

<< < (5/7) > >>

Mahi:

--- Alıntı yapılan: sufi_haşe - 30 Ocak 2010, 12:42:17 ---1453 kardeş isagoci kitabının tam olrak gayesi ne?mesela izhar ve kafiye yi okuyan igrabsız bir ibareye iğrab koyablir ...peki isagociyi bitirince biz ilmi acıdan ne kazanmiş olucaz....yardımcı olursanız sevınırımm..şimdiden teşekkürler

--- Alıntı sonu ---

Bunu Musannıfını ezberlerken muhakkak öğrenmiş olmanız gerekirdi.

İsagucinin Gayesi: El-ihtirazü anil hata-i fil fikri.
Manası: Fikirdeki hatadan kaçınmaktır.

İlmi Mantıktan Bahseder. Kendisine riayat zihni fikirdeki hatadan muhafaza eden aleti kanunidir.

Mesela: Alemin hâdis olması gibi.Kendisine riayet yani alemin hadis olmasına riayet zihindeki hatadan alemin kadim olması gibi hatadan muhafaza eden aleti kanuni olmuştur.

İlmi mantık Ahkamı aklıyyeden bahseder. İslam dinini aklen müdafa etmeye büyük bir silah olmuştur.Bu akli bir ilim olup nakli ilimlerde bunu ile muhafaza olunmuştur.

Oğlum sana 3 şey tavsiye ediyorum
1 ilminin kuvvetli olmasını istersen ilm-i mantıka çalış.
2 dininin kuwwetlı olmasını istersen usulu fıkha çalış.
3İstanbulda parasız kalmak ahırette imansız kalmak gibidir...  Tavsiyeleride malumunuzdur. Bu sözler bizler için ışıktır....

sufi_haşe:
evet mahi kardes bu yazdıklarının çogunu kitabın basında ögrenmiştik amafazla açıklayıcı gelmemişti yani elle tuttulur değildi ....naklettiğiniz bilgiler için teşekkür ederim....aklıma takılan daha cok soru olacagına emınım... aydınlattığınz için tşkrlr...

nato183203:
İlmi mantık: Şartlarına riayet etmek (Kıyas yaparken suğra ve kübra şartlarına riayet etmek) fikirdeki hatadan zihni muhafaza eden kanunu ilahidir.
 
Mevzusu: Malum tasavvur, ve malum tasdiktir. ( Mantığın mevzusu malum tasavvur ve malum tasdikten meydana gelir. Tasavvur zihinde meydana gelir. Tasdik ise o zihinde olan şeyin dışarıda hariçte tezahür etmesidir. Bunlar ise malumdur meçhul değildir. Çünkü mantığın konusu malum, bilinen şeylerden bahs eder.)
Gayesi:Bedihiyatdan nazariyatı elde etmenin yollarını ve bu yollarda vaki olan fikri sahih ile fikri fasidi bir birinden ayırmayı Öğreten bir ilimdir. Hulasa olarak; Fikri sahihi fikri fasitten ayırmaktır. Bedihiler ilmi mantıkta malum olan şeylerdir. İlmi mantık malum olan şeyleri kullanarak nazarileri Yani meçhul olan şeyleri malum hale getirmeyi öğretir.
Mantığın matlabı a’la ve maksadı aksası gıyas kurmayı öğretmektir. Bu mantığın nihayi gayesidir.
Kıyas suğra ve kübra dan meydana gelir. Şu iyi bilinmesi lazımdır ki; dava ve netice kıyasa dahil değildir.
Bir kıyasın doğru olup olmaması suğra ve kübranın doğruluğuna bağlıdır.     
Eğer suğra ve kübra doğru ise ise neticenin çıkması biz-zaruredir. Ama şu da iyi bilinmelidir; Her kıyas doğru değildir.Eğer  suğra ve kübra fasid ise kıyasta fasittir.
 Kıyas fikir ile hasıl olur. Fikir ise; malum emirleri(bedihileri) tertip ederek
Meçhule(nazarilere) ulaşmaktır. Mantıkta malum den meçhule gidilir. Yani malum olanlar kullanılarak meçhuller malum hale getirilir. Netice olarak mantık bedihileri kullanarak  nazarileri bedihi hale getirmeye çalışır.
        Bir kıyasta ilk etapta dava vardır. Ortaya konulan, ispat edilecek bir tez vardır. Bu meçhuldür. Daha sonra kişi bu tezini, ortaya koyduğu bu fikri ispatlamak için çeşitli fikirler ortaya koyar, ve delilleri ile beraber bunu ispatlamaya çalışır. İşte ortaya delilleri ile beraber koyulan bu fikirlere Suğra ve Kübra denir. Bu suğra ve kübra malum olursa başlangıçta meçhul olan dava malum hale gelir. Artık o dava malum hale geldikten sonra onun ismi netice olur. Dava ile netice aynıdır. Sadece dava meçhuldür, netice malumdur.

           İlmi mantığı belki diğer ilimlerden farklı kılan şey şudur: ‘’İlmi mantıktaki bütün kaideler küllidir.’’ ‘’İlmi mantık külliyatın mecmu’udur’’
İlmi mantıkta hiçbir kaidenin istisnası yoktur. Usul-ü fıkıhta geçen;Umumi hiçbir şey yoktur ki; kendisinden bir ba’z bir cüz istisna edilmesin. Bu Usul-ü fıkıhta geçen kaide mantıkta işlemez. Mesela; mücibe-i külliyenin aksi mücibe-i cüziyedir. Mücibe-i külliyenin mücibe-i külliye olarak aksettiği yerde vardır.Mesela;Her nâtık insandır.Her insan da nâtıktır. Ama bu her yerde böyle değildir. Yani her yerde mücibe-i külliyenin aksi mücibe-i külliye olarak aksetmez. Onun için mücibe-i külliyenin aksi mücibe-i cüziyedir.
         Bu verilen kaidenin hiçbir istisnası yoktur. Bu her yerde geçerlidir. Bu dikkati şayandır.
          İlmi mantığı öğrenmek çok mühimdir. Onu için şöyle buyurmuşlardır;
‘’Kim mantığı bilmezse, ilimlerde asla kendisine itibar yoktur.’’ İlmi mantığı öğrenmek bu kadar zaruridir.


         İlmi mantığın musannıfı; Ömer-ül Kâtibi Hazretleridir.
         İlmi mantığın vazı: Aristo’dur. Asıl ismi Aristoteles’tir.  Şunu da unutmamak lazımdır; bütün ilimlerin asıl  vazıî Hazreti Allah’dır Ve Rasûlüllah’tır.  Yani bu zatlar aslında hiç olmayan bir şeyi vaz etmişler veya ilk defa bunlar ortaya çıkarmış değildir. Belki bu zatlar olan şeyleri tedvin edip derleyip, toparlayıp ortaya koymuşlardır.   Aristoteles Eflatun’un talebesidir. Büyük İskender’in akıl hocasıdır. Milattan evvel 384 senesinde yunanlara ait bir sahil şehrinde dünyaya gelmiştir.  Küçük yaşta büyük bir deha haline gelmiş, yazdığı kitaplar bu güne kadar tedavülde kalmıştır. Muhtelif mevzularda kitaplar yazmış, akli ilimlerde kendisinden evvel ve sonra hiçbir kimse bu kadar mevzu’u  bu keyfiyet de kucaklayamamıştır.

        İlmi mantığa ait bazı kitaplar  ve müellifleri;
İsa goci:El-müfaddal bin, Ömer bin, El-Müfaddal El-Ebheri’dir. Esiruddin diye meşhur olmuştur. Kati olarak belli olmamakla beraber hicri 200 senesinde Gazvin’i Hemedan arasında olan Ebher garyesinde dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Hicri 663  senesinde vefat etmiştir.

       Risale-i şemsiye;
Musannıfı: Necmüd-din, Ömer bin, Aliy-yil Gazvini’dir   El-Kâtibi ile maruftur. Nasırud-din Et-tusinin talebesi olup 293 senesinde Gazvin de vefat etmiştir.

                    Mantık!......
Lisanı arab da  kalp kelimesinin hem uzvu marufe ve hem de  hakikati insaniye ye delalet ettiği gibi nutuk kelimesi de hem nutku zahiriye(konuşmak) ve hem nutku Batıniye (konuşulanı anlayan, müdrik olan)  ye delalet  eder.


nato183203:
ISA GUCİ
Mantık

İlm-i Mantık

( هُوَ آلَةٌ قَا نُو نِيَةٌ تَعْصِمُ مُرَاعَاتُهُ الذِّ هْنَ عَنِ الْخَطَاءِ فِ الْفِكْرِ ). İlm-i mantık kânunî bir âletdir ki, kendisine riâyet etmek zihni fikirdeki hatâdan korur.

Delaletin Kısımları

Bil-mutabaka: ( هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى تَمَامِ مَا وُضِعَ لَهُ ). Lafzın  vazolunduğu mananın tamamı üzerine delelet etmesine denir. Mesela insan kelimesi ile hayvan-ı natık kastolunması gibi
Bit-tezammün: ( هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى جُزْءِ مَا وُضِعَ لَهُ ). Lafzın  vazolunduğu mananın bir cüz’ü üzerine delalet etmesine denir. Mesela insan kelimesi ile hayvan veya natıktan birisinin kastolunması gibi
Bil-iltizam: ( هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى مَا يُلاَزِمِ مَا وُضِعَ لَهُ فِى الذِّهْنِ ). Lafzın  vazolunduğu mananın zihindeki lazımı üzerine delalet etmesine denir. Mesela insan kelimesi ile ilim kabiliyeti ve kitabet sanatının murad olunması gibi

Lafız

Lafız iki kısımdır; müfret olur, mürekkeb olur.

Müfret: ( هُوَ الَّذِى لاَ يُراَدُ بِا لْجُزْءِ مِنْهُ دَلاَلَةٌ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ ). Lafzın cüz’ünün, mananın cüz’ü üzerine delalet etmemesidir.(insan)
Mürekkeb: ( هُوَ الَّذِى يُرَادُ بِا لْجُزْءِ مِنْهُ دَلاَلَةٌ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ ). Lafzın cüz’ünün, mananın cüz’ü üzerine delalet etmesidir. (râmil-hicare)

Müfret iki kısımdır; küllî olur, cüz’î olur

Küllî: ( وَهُوَ الَّذِى لاَ يَمْنَعُ نَفْسُ تَصَوُّرِمَفْهُو مِهِ عَنْ وُقُوعِ الشِّرْكَةِ ). Lafzın manasını düşünmek şirket vukuundan men etmeyendir. (insan)
Cüz’î: ( وَهُوَ الَّذِ يَمْنَعُ نَفْسُ تَصَوُّرِ مَفْهُومِهِ عَنْ وُقُوعِ الشِّرْكَةِ ). Lafzın manasını düşünmek şirket vukuundan men edendir. (zeyd)

Küllî iki kısımdır; zatî olur, arazî olur.

Zâtî: ( وَهُو الَّذِى يَدْخُلُ فِى حَقِيقَةِ جُزْ ئِيَّا تِهِ ). Bir şeyin cüzlerinin hakikatine dahil olandır. (insan ve ferese nisbetle hayvan demek gibi). Bu da ya cins, ya nevi, ya da fasıl olur.
Arazî: ( وَهُوَالَّزِى لاَ يَدْخُلُ فِى حَقِيقَةِ جُزْئِيَّاتِهِ ). Bir şeyin cüzlerinin hakikatine dahil olmayandır. (insan için dâhik). Bu da ya araz-ı hâs olur, ya araz-ı âm olur.






Külliyat-ı Hams

Cins: ( وَهُوَكُلِّىٌّ مَقُولٌ عَلَى كَسِيرِينَ مُخْتَلِفِينَ بِا لْحَقَا يِقِ فِى جَوَابِ مَا هُوَ )Ma hüve’nin cevabında hakikatleri muhtelif olan şeyler üzerine cevap vaki olandır. (insan ve feres için hayvan demek gibi)
Nevi: ( وَهُوَ كُلِّىٌَ مَقُولٌ عَلَى كَسِيرِينَ مُخْتَلِفِينَ بِا لْعَدَدِ دُونَ الْحَقِيقَةِ فِى جَوَابِ مَا هُوَ )Ma hüve’nin cevabında hakikatleri değil de adetleri muhtelif olan şeyler üzerine cevap vaki olandır. (zeyd ve amr için insan demek gibi)
Fasıl: ( وَهُوَكُلِّىٌّ مَقُولٌ عَلَى الشَّيْئِ فِى جَوَابِ اَىُّ شَيْئٍ هُوَ فِى ذَاتِهِ )Eyyü şey’in hüve fî zatihi’nin cevabında bir şey üzerine cevap vaki olandır. (insana nisbetle natık gibi)  
Araz-ı hâs: ( وَهُوَ كُلِّيَّةٌ تُقَالُ عَلَى مَا تَحْتَ حَقِيقَةٍ وَاحِدَةٍ فَقَطْ قَوْلاً عَرَ ضِيًّا ). Kavl-i arazi olarak sadece bir hakikatin tahtındaki fertler üzerine cevap vaki olandır. (insan için bil’fiil ve bil’kuvve dâhiklik gibi)
Araz-ı Âm: ( وَهُوَكُلِّىٌّ يُقَالُ عَلَى مَا تَحْتَ حَقَا يِقَ مُخْتَلِفَةٍ قَوْلاً عَرَ ضِيًّا ). Kavl-i arazi olarak bir çok hakikatin tahtındaki fertler üzerine cevap vaki olandır. (insan ve diğer hayvanlar için bilfiil ve bilkuvve müteneffis gibi)

Kavl-i Şârih

Had: ( قَوْلٌ دَالٌّ عَلَى مَا هِيَةِ الشَّيْئِ ). Bir şeyin mahiyeti üzerine delalet eden kavildir.  
Hadd-i tam: ( وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الشَّيْئِ وَفَصْلِهِ الْقَرِيبَيْنِ ). Bir şeyin cins-i karib ve fasl-ı karibinden terekküp eden kavildir. (insana nisbetle hayvan-ı natık)
Hadd-i nakıs: ( وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الْبَعِيدِ وَ فَصْلِهِ الْقَرِيبِ ). Bir şeyin cins-i baîd ve fasl-ı karibinden terekküp eden kavildir. (insan için cism-i natık)
Resim: ( قَوْلٌ دَالٌّ عَلَى اَثَرِ الشَّيْئِ ). Bir şeyin eseri üzerine delâlet edendir.
Resm-i tam: ( وَهُوَالَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الشَّيْئِ وَخَوَاصِّهِ اللاَّزِمَةِ ). Bir şeyin cins-i karib ve havâss-ı lazimesinden terekküp eden kavildir. (insan için hayvan-ı dâhik)
Resm-i nakıs: ( وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ عَرَضِيَّا تٍ تَخْتَصُّ جُمْلَتُهَا بِحَقِيقَةٍ وَاحِدَةٍ )Tamamı bir hakikate mahsus olan arazlardan terekküp eden kavildir. (insanı tarif ederken “el insanü ennehü mâşin alâ kademeyhi arîz’ul ezfâri bâdi’l beşereti müstekîmü’l kâmeti dahhâkün bi’t tab’i”

Kazıyye

Tarifi: ( قَوْلٌ يَصِحُّ اَنْ يُقَالَ لِقَا ئِلِهِ اِنّهُ صَادِقٌ فِيهِ اَوْ كَا ذِبٌ فِيهِ ). Söyleyen için sözünde sadıktır veya kaziptir diye söylenilmesi sahih olan kavildir. Bu da tarafları itibarıyla iki kısımdır:

1) Hamliyye: ( وَهُوَ مَالاَيَنْحَلُّ طَرَفَاهَا اِلَى مُفْرَدَيْنِ ). Her iki tarafı müfrede ayrılmayandır.
2) Şartiyye: ( وَهُوَ مَايَنْحَلُّ طَرَفَاهَا اِلَى مُفْرَدَيْنِ ). Her iki tarafı müfrede ayrılandır. Bu da ikiye ayrılır:

a) Muttasıla: İki kazıyyeden birinin sıdkı veya kizbi diğerinin sıdkına bağlı olandır.  

- Lüzûmiyye: Tâlinin sıdkı mukaddemin sıdkına bağlı olandır.
- İttifakıyye: Tâlinin sıdkı mukaddemin sıdkına bağlı olmayandır.

b) Munfasıla: İki kazıyyeden birinin sıdkı veya kizbi diğerine bağlı olmayandır.

- Mâniat’ül-cemi vel’hulüv mean: İki şeyin hem cem’inde hem de hulvünde mani olmasıdır.
- Mâniat’ül-cemi fakat: İki şeyin sadece cem’inde mani bir durum olmasıdır.
- Mâniat’ül-hulüv fakat: İki şeyin sadece hulvünde mani bir durum olmasıdır.

Kazıyye nisbet itibarıyla iki kısımdır:

1) Mûcibe (Olumlu)
2) Sâlibe (Olumsuz)

Bunlardan da her bireri üç kısımdır.

1) Mahsusa: Mevzuu şahs-ı muayyen olandır.
2) Mahsûra:Kendisinde edat-ı sûr (kül, bağız) bulunandır.
3) Mühmele: Hem şahs-ı muayyen olmayan, hem de edat-ı sûr bulunmayandır.

Tenakuz

( وَهُوَاخْتِلاَفُ الْقَضِيَّتَيْنِ بِاْلاِيجَابِ وَالسَّلْبِ بِحَيْثُ تَقْتَضِى لِذَاتِهِ اَنْ يَكُونَ اِحْدَاهُمَا صَادِقَةً وَاْلاُخْرَى كَاذِ بَةً ).
İki kazıyyeden birinin sadık diğerinin kazip olmasını vasıtasız olarak iktiza etmesi haysiyetiyle îcab ve selpte iki kazıyyenin ihtilaf etmesidir. Tenakuzun tahakkuku için on yerde mutabakat gerekir: Mevzu, mahmül, zaman, mekan, izafet, kuvvet, fiil, cüz, kül ve şart.

Mûcibe-i külliyyenin nakîzı salibe-i cüz’iyye, salibe-i külliyyenin nakîzı mûcibe-i cüz’iyyedir. Tersi de geçerlidir.

Akis

( وَهُوَ اَنْ يُصَيَّرَالْمَوْضُوعُ مَحْمُولاً وَالْمَحْمُولُ مَوْضُوعًا مَعَ بَقَاءِ اْلاِيجَابِ وَالسَّلْبِ بِحَا لِهِ وَالتَّصْدِيقِ وَالتَّكْذِيبِ بِحَالِهِ ).
Kendi haline olduğu halde tasdik ve tekzip, yine kendi haline olduğu halde îcab ve selbin bekâsı ile beraber mevzuu mahmül, mahmülü de mevzu yapmaktır.

Mûcibe-i külliyyenin aksi mûcibe-i cüz’iyyedir.
Mûcibe-i cüz’iyyenin aksi yine mûcibe-i cüz’iyyedir.
Salibe-i külliyyenin aksi salibe-i külliyyedir.
Salibe-i cüz’iyyenin ise lüzûmen aksi yoktur.

Kıyas

( وَهُو َقَوْلٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ اَقْوَالٍ مَتَى سُلِّمَتْ لَزِمَ عَنْهَا لِذَا تِهَا قَوْلٌ آخَرُ ). Kavillerden (suğra ve kübradan) terekküp eden bir kavildir ki, ne zaman o kaviller teslim olunsa (kabul edilse) onların zatı için başka bir kavil (netice) lazım gelir. Kıyas iki kısımdır:

Kıyâs-ı istisnâî: Neticenin aynısı veya nakîzı bilfiil kıyasta mezkür olandır.
Kıyasın birden fazla mukaddimesi arasında tekrar eden kelimeye hadd-i evsat, neticenin mevzuuna haddi esğar, neticenin mahmulüne de hadd-i ekber denir. Kendisinde haddi esğar bulunana suğra, hadd-i ekber bulunana da kübra denir. Suğra ve kübradan meydana gelen hey’ete ise şekil denir.

Şekiller dörttür: Hadd-i evsat suğrada mahmül kübrada mevzu olursa birinci, tersi olursa dördüncü, her ikisinde de mevzu olursa üç, her ikisinde de mahmül olursa ikinci şekildir.

Kıyas-ı iktirânî: Neticenin aynısı veya nakîzı bilfiil kıyasta mezkür olmayandır. Kıyas-ı iktirani iki hamliyyeden, iki muttasıladan, iki munfasıladan, bir hamliyye bir muttasıla, bir hamliyye bir munfasıla ve bir muttasıla ile bir munfasıladan terekküp eder.

Kıyas-ı istisnâî eğer muttasıla ise; mukaddemin aynını istisna, talinin aynını netice verir. Talinin nakîzını istisna ise mukaddemin nakîzını netice verir.

Kıyas-ı istisnâî eğer munfasıla ise; iki cüzden birinin aynını istisna diğerinin nakîzını, iki cüzden birinin nakîzını istisna ise diğerinin aynını netice verir.

Sanâatı Hams

Burhan: ( وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّماَتٍ يَقِينِيَّةٍ ِلانْتَاجِ الْيَقِينِ ). İlm-i yakîni elde etmek için yakînî mukaddimelerden terekküp eden kıyastır. Yakîniyyat altıdır: Evveliyyat, müşahedat, mücerrebat, hadsiyyat, mütevatirat, kazaya kıyasatüha meaha’dır.
Cedel: ( وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ مَشْهُورَةٍ ). Meşhur mukaddimelerden terekküp eden kıyastır.
Hitabe: ( وَهُوَ قِياَسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ مَقْبُو لَةٍ عَنْ شَخْصٍ مُعْتَقَدٍ فِيهِ اَوْ مَظْنُونَةٍ ). Kendisine itikat edilen şahsın makbul mukaddimelerinden veya zannolunan mukaddimelerden terekküp eden kıyastır.
Şiir: ( وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ تَنْبَسِطُ مِنْهَا النَّفْسُ اَوْ تَنْقَبِضُ ). Nefsin hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir takım mukaddimelerden terekküp eden kıyastır.
Muğâlata: ( وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ كَاذِبَةٍ شَبِيهَةٍ بِالْحَقِّ اَوْ بِاالْمَشْهُورَتِ اَوْ مُقَدِّمَاتٍ وَهْمِيَّتٍ كَاذِبَةٍ ). Hakka veya meşhura benzeyen kazip mukaddimelerden  veya kazip vehmî mukaddimelerden terekküp eden kıyastır.

عِلْمِ مَنْطِقْ: هُوَ آلَةٌ قَا نُو نِيَةٌ تَعْصِمُ مُرَاعَاتُهُ الذِّ هْنَ عَنِ الْخَطَاءِ فِ الْفِكْرِ
غَا يَه سِي: عِصْمَةُ الذِّ هْنِ عَنِ الْخَطَاءِ فِى الْفِكْرِ
مَوْ ضُو عى:  مَعْلُومَاتِ تَصَوُّ رِ يَّة وَ تَصْدِ يقِيَّة

دَلاَلَة بِا الْمُطَابَقَة: هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى تَمَامِ مَا وُضِعَ لَهُ
 دَلاَلَة بِا الْتََّضَمُّن: هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى جُزْءِ مَا وُضِعَ لَهُ
دَلاَلَة بِا الاِلْتِزَام: هُوَ مَا يَدُلُّ عَلَى مَا يُلاَزِمِ مَا وُضِعَ لَهُ فِى الذِّهْنِ

مُفْرَدْ: هُوَ الَّذِى لاَ يُراَدُ بِا لْجُزْءِ مِنْهُ دَلاَلَةٌ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ
مُرَكَّبْ: هُوَ الَّذِى يُرَادُ بِا لْجُزْءِ مِنْهُ دَلاَلَةٌ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ
كُلِّى: وَهُوَ الَّذِى لاَ يَمْنَعُ نَفْسُ تَصَوُّرِمَفْهُو مِهِ عَنْ وُقُوعِ الشِّرْكَةِ
جُزْئِ: وَهُوَ الَّذِ يَمْنَعُ نَفْسُ تَصَوُّرِ مَفْهُومِهِ عَنْ وُقُوعِ الشِّرْكَةِ
زَاتِى: وَهُو الَّذِى يَدْخُلُ فِى حَقِيقَةِ جُزْ ئِيَّا تِهِ
عَرَضِى: وَهُوَالَّزِى لاَ يَدْخُلُ فِى حَقِيقَةِ جُزْئِيَّاتِهِ

جِنْس: وَهُوَكُلِّىٌّ مَقُولٌ عَلَى كَسِيرِينَ مُخْتَلِفِينَ بِا لْحَقَا يِقِ فِى جَوَابِ مَا هُوَ
نَوْع: وَهُوَ كُلِّىٌَ مَقُولٌ عَلَى كَسِيرِينَ مُخْتَلِفِينَ بِا لْعَدَدِ دُونَ الْحَقِيقَةِ فِى جَوَابِ مَا هُوَ
فَصْل: وَهُوَكُلِّىٌّ مَقُولٌ عَلَى الشَّيْئِ فِى جَوَابِ اَىُّ شَيْئٍ هُوَ فِى ذَاتِهِ
عَرَضِ خَاص: وَهُوَ كُلِّيَّةٌ تُقَالُ عَلَى مَا تَحْتَ حَقِيقَةٍ وَاحِدَةٍ فَقَطْ قَوْلاً عَرَ ضِيًّا
عَرَضِ عَام: وَهُوَكُلِّىٌّ يُقَالُ عَلَى مَا تَحْتَ حَقَا يِقَ مُخْتَلِفَةٍ قَوْلاً عَرَ ضِيًّا
حَدّ: قَوْلٌ دَالٌّ عَلَى مَا هِيَةِ الشَّيْئِ
حَدّ تَام: وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الشَّيْئِ وَفَصْلِهِ الْقَرِيبَيْنِ
حَدّ ناَقِص: وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الْبَعِيدِ وَ فَصْلِهِ الْقَرِيبِ

رَسْم: قَوْلٌ دَالٌّ عَلَى اَثَرِ الشَّيْئِ
رَسْم تَام: وَهُوَالَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ جِنْسِ الشَّيْئِ وَخَوَاصِّهِ اللاَّزِمَةِ
رَسْم نَاقِص: وَهُوَ الَّذِى يَتَرَكَّبُ عَنْ عَرَضِيَّا تٍ تَخْتَصُّ جُمْلَتُهَا بِحَقِيقَةٍ وَاحِدَةٍ

قَضِيَّة: قَوْلٌ يَصِحُّ اَنْ يُقَالَ لِقَا ئِلِهِ اِنّهُ صَادِقٌ فِيهِ اَوْ كَا ذِبٌ فِيهِ
حَمْلِيَّة: وَهُوَ مَالاَيَنْحَلُّ طَرَفَاهَا اِلَى مُفْرَدَيْنِ
شَرْطِيَّة: وَهُوَ مَايَنْحَلُّ طَرَفَاهَا اِلَى مُفْرَدَيْنِ

تَنَاقُض: وَهُوَاخْتِلاَفُ الْقَضِيَّتَيْنِ بِاْلاِيجَابِ وَالسَّلْبِ بِحَيْثُ تَقْتَضِى لِذَاتِهِ اَنْ يَكُونَ اِحْدَاهُمَا صَادِقَةً وَاْلاُخْرَى كَاذِ بَةً
عَكْس: وَهُوَ اَنْ يُصَيَّرَالْمَوْضُوعُ مَحْمُولاً وَالْمَحْمُولُ مَوْضُوعًا مَعَ بَقَاءِ اْلاِيجَابِ وَالسَّلْبِ بِحَا لِهِ وَالتَّصْدِيقِ وَالتَّكْذِيبِ بِحَالِهِ

قِيَاس: وَهُو َقَوْلٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ اَقْوَالٍ مَتَى سُلِّمَتْ لَزِمَ عَنْهَا لِذَا تِهَا قَوْلٌ آخَرُ
بُرْهَان: وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّماَتٍ يَقِينِيَّةٍ ِلانْتَاجِ الْيَقِينِ
جَدَل: وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ مَشْهُورَةٍ
خِطَابَ: وَهُوَ قِياَسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ مَقْبُو لَةٍ عَنْ شَخْصٍ مُعْتَقَدٍ فِيهِ اَوْ مَظْنُونَةٍ
شِعْر: وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ تَنْبَسِطُ مِنْهَا النَّفْسُ اَوْ تَنْقَبِضُ
مُغَا لَطَة: وَهُوَ قِيَاسٌ مُؤَلَّفٌ مِنْ مُقَدِّمَاتٍ كَاذِبَةٍ شَبِيهَةٍ بِالْحَقِّ اَوْ بِاالْمَشْهُورَتِ اَوْ مُقَدِّمَاتٍ وَهْمِيَّتٍ كَاذِبَةٍ                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            




nato183203:
OSMANLI MEDRESELERİNDE MANTIK EĞİTİMİ ÜZERİNE

Dr. Ahmet KAYACIK




Giriş:

Bu yazının amacı Osmanlı Medreselerinden bahsetmek değildir. Yine bu medreselerin müfredat programlarından bahsetmek de değildir. Tersine müfredat programlarında yer alan ve mantık derslerinde okutulan eserleri temel alarak bazı sonuç ve neticelere ulaşmaya çalışmaktır. Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü yüzyıllar boyunca eğitim kurumları olan medreselerin çeşitli devrelerinde mantıkla ilgili bir çok müellifin eserleri okutulmuştur. İşte bu eserler çalışmamızın odak noktasıdır. Bu konunun incelenmesinde takip edeceğimiz metot; mantık ilminin İslam Dünyasındaki tarihi sürecine farklı bir açıdan değindikten sonra, medreselerde okutulan mantıkla ilgili eserlerin tesbiti, ardından bu eserlerle ilgili çeşitli bilgilerin sunulması ve son olarak bu verilerden yola çıkılarak konunun bir değerlendirilmesidir.


A-Tarihi Süreç İçerisinde İslam Dünyasında Mantık İlmine Farklı Bir Yaklaşım


Mantık ilmi İslam Alemine geçişi sırasında bazı ilimlerle yakın temasta olmuştur. Arap-İslam mantığının gelişiminde açık bir hat belirlemek istediğimiz zaman, tıp ilmiyle başlayan ve Kelam ilmiyle sona eren hattı yakalayabiliriz. Başka bir açıdan Arap mantığının tarihi ve gelişimini tek bir cümlede özetleyebiliriz: Mantık tıpla bitişik olarak başladı ve Kelam ilmiyle bağlantılı olarak sona erdi.


Mantık tıbbî araştırmaların öğretim metodundan ayrılmaz bir unsur idi. İskenderiye Okulunda Galinos’un tavsiye ettiği aynı metot üzere mantık başta yer alıyordu. Galinos, kesin bir şekilde tıp kitaplarının iyi bir şekilde anlaşılması için matematik ve mantık öğretimini ön şart koşmuştur. Daha sonraları Nesturi Akademilerinin eğitim programındaki astronomi, tıp ve ilahiyat konularındaki ihtisas alanlarında mantık hazırlık programında temel konu idi. Böylelikle mantık öğretimin çeşitli daları arasında ortak köprü özelliğiyle önemli bir rol oynamıştır.


Bu kültür, temelde Süryanice yoluyla Araplara geçtiğinde, bununla birlikte bu tıbbî-mantıkî gelenek de geçmiştir. Mantık tıpla bağlantılı kalmış ve uzun süre doktorların eğitiminde birinci derecede rol oynamıştır. Bunun böyle olmasının sebebi, tabiplerin Aristoteles ve mantığın şarihleri olmasında yatar... Mantık metinlerinin tercümesiyle ve şerh veya tefsirlerini yapan Arap mantıkçılarına göz attığımız zaman onların büyük bir kısmının tıp öğreten veya onunla uğraşan kimseler olduğunun görürüz. Razi, İbn Sina, İbn Meymun, Kindi bunlar arasında yer alır.[1]


Durum Osmanlılarda da benzerlik arz etmektedir. Ancak burada tıbbî-mantıkî bir gelenekten değil de, mantık tarihindeki daha sonra meydana gelen gelişmeler müvacehesinde, onun ilimlerin reisi (ilimlerin başı) telakkisinden hareketle, mantığın bütün ilimler için bir hazırlık, giriş olmak üzere okutulduğunu görürüz. Nitekim suhtelerin (öğrencilerin) eğitiminde daha yukarı bir dereceye geçmeleriyle ilgili olarak şöyle denilir: “Bunlar Haşiye-i Tecrid medreselerinde mukaddimat-ı ulûm veya mebâni-i ulûm denen sarf, nahiv, mantık ve adabu’l-bahs gibi muhtasarat dersleri gördükten sonra müstaidd, yani danışmend olurlardı”.[2] Yine öğrencilerin Nahiv ilminden sonra mantık ilminden neleri okuduğu hakkında da şu şöyle denilir: “Nahivden sonra mantık ilminde, medrese öğrencileri arasında meşhur olan adıyla, İsagoci, Hüsam-ı Kati, Muhyiddin, Fenari, Şemsiyye, Tehzib, Kutbüddin-i Şirazi, Seyyid, Kara Davud, Sadüddin (bu kitap mihenk taşıdır; öğrenci bu kitabı okurken mübahaseye isti’dadının olup olmadığı açığa çıkar) ve Şerh-i Metali okur”[3] Buradan da anlaşılıyor ki, mantık nahiv ve sarf gibi, temel bir ders niteliğindedir. Hatta mantık ve nahiv arasında bir benzetme yapılır ve nahiv ilmine göre dil ve lafızların nisbeti ne ise, akıl ve makulatın mantık ilmine nisbetinin bu şekilde olduğu söylenir. Başka bir deyişle, nahiv (gramer) nasıl dilin düzgün ve hatasız kullanılmasına yardımcı oluyorsa, mantık da aklın düşünce faaliyetlerinde bir düzenleyicidir.


B- Medreselerin Müfredat Programlarında Yer Alan Mantık Eserleri


Osmanlı Medreseleri hakkında yapılan sınırlı sayıdaki çalışmalar incelendiğinde görülür ki, bu çalışmalar konuya ya belirli bir açıdan yaklaşmıştır, ya da belirli bir dönemi ele almıştır.[4] Son zamanlarda telif edilmiş ve doğrudan bu konuları ele alan bir çalışma ise, Cevat İZGİ’nin Osmanlı Medreselerinde İlim[5] adlı eseridir. İzgi, iki ciltlik bu eserinin birinci cildinde medreseler hakkında çeşitli bilgileri sunduktan sonra, bu yerlerdeki müfredat programları ve okutulan dersler hakkında birinci el kaynaklardan aktararak okuyucuya bilgiler verir. Osmanlı döneminde gerek bilim tarihi ve ilimler sınıflaması türü gerekse biyografik tarzdaki eserlerden faydalanılarak verilen bilgilerden 15 müfredat programı çıkarılmıştır.[6].

Osmanlı Medreselerinde yıllarca (aynı zamanda diğer İslam ülkeleri medreseleri için de geçerlidir) okutulan ve birer el kitabı olan mantık eserlerinden bahseden başka kaynaklar da mevcuttur.[7] Ancak bu eserlerde verilen bilgiler isimlerden ibarettir.

Söz konusu müfredat programlarında yer alan mantıkla ilgili eserler şöyledir:


1- Kevakib-i Seb’a’ya (1155/1741) göre:


Aşağı İktisar: Îsâgôcî (şerh ve haşiyesi)

Yukarı İktisar: Hüsâm-ı Kâtî ve haşiyesi Muhyiddîn risalesi, Fenârî ve Haşiyesi.

Orta İktisad: Şemsiyye, ta’lik ve şerhleri ile Tehzîb.

Yukarı İktisad: Kutbüddin-i Şirazi (Şemsiyye şerhi), haşiyeleri Seyyid ve Kara Davud, Sadüddin, İstiska: Şerh-i Metâli [8]


2- İshak b. Hasan et-Tokadi’nin (ö. 1100/1689) Nazmu’l-Ulum’una göre:Tehzîbü’l-Mantık ve’l-Kelam [9]

3- Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (ö. 1154/1780) Terkîb-i Ulûm’una göre:Şemsiyye, Kutb, Davud, Seyyid.
Tehzib, Celal, Mir.[10]


4- Nebi Efendi-zâde (1200/1785-6)’nin İlimlerin Tertibi ile ilgili bir kasidesine göre: Îsâgôcî, Kul Ahmed, Fenari, Kara Davud, Seyyid, İmad, Tehzib-i Mîr, Mirza-cân.[11]

5- Taşkörprülü-zade’nin (ö. 968/1561) Aldığı Derslere Göre: Îsâgôcî, Hüsâmeddin el-Kâtî şerhi ile, Şerhu’ş-Şemsiyye (Kutbuddin er-Razi’nin), es-Seyyid haşiyesi ile, Şerhu’l-Metali.[12]


6- XI/XVII. Yüz yılda Yaşayan ve Adı Bilinmeyen bir Alimin Aldığı Derslere Göre: Şerh-u Îsâgôcî (Fenari’nin), Kul Ahmed Haşiyesi ile; Şerhu’t-Tehzib, Şerhu’t-Tehzib li’t-Taftazani (Devvani’nin) Mîr Ebu’l-Feth’in haşiyesi ile; Şerhu’t-Tasavvurati’ş-Şemsiyye (Kutbeddin e-Şirazi’nin haşiyeleri ile) [13]

7- Katip Çelebi (ö. 1067/1658)’nin Aldığı Derslere Göre:Şerh-i Tehzib, şemsiyye, Fenari.[14]


8- Katip Çelebi’nin Verdiği Derslere Göre: Fenari, Şerh-i Şemsiyye, Cami [15]

9- Şeyhülislam Feyzullah Efendi (ö. 1115/1703)’nin Aldığı Derslere Göre:Şerhu Tehzibü’l-Mantık ve haşiyesi.[16]
10- Ziyaüddin Ebu Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Ahıskavî (ö. 1218/1803)’nin Aldığı Derslere Göre:


Şerh-u Îsâgôcî li- H. Kâtî ve Fenari ve öbür ünlü haşiyeler; Şerhu’ş-Şemsiyye (K.Razi)[17]

Bu verilen bilgilerden sonra eserlerle ilgili bazı tasnifler yapabiliriz. Şöyleki:

A - Müstakil Eserler:


I-Îsâgôcî, yahut er-Risaletü’l-Esiriyye fi’l-Mantık

Yazarının tam adı Esirüddin el-Mufaddal b. Ömer es-Semerkandi el-Ebheri (1200-1265) olan Îsâgôcî adlı eser, mantığın bütün konularını kapsamakla birlikte son derece muhtasar bir eser olup medreselerde mantık alanında okutulan ilk kitap olması bakımından önemlidir. Îsâgôcî, mantıkçılar nezdinde en çok değer verilen, yine aynı derecede bir çok mühim şerh ve haşiyelere konu olan başlıca mantık kitaplarındandır. Batı dünyasında da ilgi duyulmuş, Latince başta olmak üzere bazı Batı dillerine tercüme edilmiştir. Yazarın mantık ve felsefe ile ilgili diğer meşhur eseri ise Hidayetü’l-Hikme’dir. Bu eser klasik İslam Felsefesi problemleri üzerinde bir çalışma olup mantık, tabiiyyat ve ilahiyyat şeklinde üç kısma ayrılmıştır. Eserin başta İstanbul olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde yazma nüshaları vardır. [18] Bu esere dair yazıda zikredilen şerhlerin dışındaki bazı önemli şerhlerin bazıları şunlardır:

1-Taftazani’nin, Şerh-i İsagoci’si (Süleymaniye/Ayasofya: 2536 vr. 128-190)

2-Cürcani’nin, Şerh-i İsagoci’si, (Mîr İsagoci, Mısır 1321, Müeyyed Matbaası)
kaynak: baktabulum.com

3-Ensari’nin, el-Matla fi Şerh-i İsagoci (Mısır 1283, Bulak Seniyye Matbaası)

II- Şemsiyye, yahut er-Risaletü’ş-Şemsiyye fi Kavaidi’l-Mantıkiyye

XIII. yüz yılda Kazvini (1220/1276 veya 92) tarafından yazılan ve döneminde büyük şöhrete sahip olan Şemsiyye de muhtasar türde bir eserdir ve İsagoci gibi, XIX. Yüz yılın başlarına kadar medreselerde okutulmuştur. Doğuda hayli etkili olan bu eser, çok sayıda şerh ve şerhlerin şerhine konu olmuştur. Çeşitli şerhlerle birlikte bir çok baskısı vardır. Yazarın diğer meşhur bir eseri ise Kitabu Hikmetü’l-Ayn’dır. Tıpkı Hidaye gibi üç bölümden oluşur.[19]

Şemsiyye’nin burada yer almayan bazı şerhleri şunlardır:

1- Şerhu’ş-Şemsiyye, el-Hıllî (1250-1325) [Brockellmann, GAL, I, p. 466 (no.2)]
2- Şerh ala Risaletü’ş-Şemsiyye, Taftazani (ö.1389) (Süleymaniye/Yazma Bğş: 1797)
3- Şerh ala Risaletü’ş-Şemsiyye, Meybudi (ö.1480) (Süleymaniye/İ.İ.Hakkı: 1694)

III- Tehzîb, yahut Tehzîbü’l-Mantık ve’l-Kelam


Taftazani’nin 1386’da yazdığı bu eser çok büyük bir şöhrete sahiptir. Kitabın ilk kısmı mantık ve ikinci kısmı ise Kelamla ilgilidir. Çok sayıda şerhlere konu olmuş ve bir çok defa da basılmıştır. (Örnek olarak, Mısır 1912, Mat. Saade) Bu eserin diğer şerhlerinden birkaç örnek:
kaynak: baktabulum.com

1- Kafiyeci, Şerh-u Tehzibü’l-Mantık. [20]
2- Hafid et-Taftazani, Şerh-u Tehzibü’l-Mantık.[21]


VI- (Metâli), yahut Metâliu’l-Envâr

Metaliu’l-Envar fi’l-Mantık. Urmevi (1198-1283)[22]’nin mantıkla ilgili meşhur eseridir. Bu eserde muhtasarat kategorisinde incelenir. Ancak daha önceki iki eserden içerik olarak daha kapsamlıdır. Gerek yazar ve gerekse eserle ilgili çalışmalar mevcut değildir. Yazar bu eseri üçlü tarzdaki eserler tarzında meydana getirmek istemiş, mantıkla ilgili kısmı yazdıktan sonra diğer kısımları zamana bırakmıştır. (Bu eserin yazma bir nüshası Süleymaniye/Mihri Şah Sultan, 332 no.da mevcuttur.)


V- Velediyye, yahut er-Risaletü’l-Velediyye fi’l-Mantık

Seyyid Şerif Cürcani (1340-1413)’nin mantıkla ilgili diğer bir eseridir. Ancak diğerleri gibi muhtasar sınıfından değildir. Bu eser aslında Farsça iken, yazarın oğlu Nureddin Cürcani (1370-1434) tarafından Arapça’ya çevrilmiştir.[23]


B- Şerhler:

1- Hüsam-ı Kâtî, yahut Kâle-Ekûlu (AI)[24]

2- Fenari, yahut el-Fevaidü’l-Fenariyye (AI)[25]

3- Kutbüddin-i Şirazi, (AII) [26]

4- Şerh-i Metali (Tahtani) (AIV)[27]

5- Celal (Devvani) (AIII)[28]


C- Haşiyeler:

1- Muhyiddin (Talişi), (B1)[29]

2- Kul Ahmed (İbn Hızır), (B2)[30]

3- Seyyid (Ş.Cürcani) (Küçük ya da Küçek) (B3)[31]

4- Kara Davud (B3) Küçük’e haşiye[32]

5- Sadüddin (Taftazani) (B3)[33]

6- Davud (Kara), (B3)[34]

7- Seyyid (Ş.Cürcani), (B4)[35]

8- Îmâd (Farisi) (B3)[36]

9- Mîr (Ebu’l-Feth), (B5)[37]

10- Mirza-cân , (AIII) ve (B7)[38]

Yukarıda sınıflandırışmış olarak verilen bir listenin benzerini Rescher’in eserinde de bulmak mümkündür. Rescher Metali ve Şemsiyye’nin şerhleri ve bunların haşiyelerini zikrettikten sonra mantık öğretimine dahil edilen temel metinlerden bahseder ki, onlar şöyledir:

1- Kitabu’l-Mucez – Huncî

2- Kitabu’l- Cümel – Huncî

3- Metaliu’l-envar – Urmevî

4- Şemsiyye- Kazvinî

5- Kitabu Hikmetü’l-Ayn – Kazvinî

6- Kitabu’l-İsagoci – Ebherî

7- Kitabu Hidayetü’l-Hikme – Ebherî


Yaklaşık olarak 14. Yüzyıldan sonra 3,4,5 ve 6. kitaplar bu alana hakim hale gelmiş ve genelde bunlar üzerine yapılmış Tahtani’nin (Cürcani’nin haşiyeleriyle birlikte), Cürcani’nin ve İbn Mübarekşah’ın[39] yapmış olduğu herkesçe bilinen şerhlerle bağlantılı olarak ders verilmiştir. Veyahut ta sırasıyla ya Kâtî’nin ya da Fenari’nin şerhleriyle birlikte okutulmuştur.[40] Burada verilen bilgiler ışığında yeni liste oluşur ki, o da bizim daha önce Müstakil Eserler başlığı altında zikrettiğimiz eserlere hemen hemen mutabıktır. Ancak burada genel Arap (İslam) mantığının gelişimi hakkında bilgi verilirken, bizim kullandığımız kaynak ve konuştuğumuz bölge bunların bir kısmıdır. Sık sık adı geçen Rescher’in mantık tarihi ile ilgili eserlerinin ikincisi olan The Development of Arabic Logic adlı eser ana başlıklarıyla mantık ilminin Arap (İslam) Dünyasındaki gelişimini şöyle özetler:

1- Tercüme Devri, (900’e kadar)

2- Mantığın İlk Çiçek Açışı (Gelişimi), (900-1000)

3- İbn Sina Dönemi, (1000-1100)

4- İbn Rüşd Dönemi, (1100-1200)

5- Medreselerin (Okulların) Çatışması, (1200-1300)

6- Uzlaştırma Dönemi, (1300-1400) ve Öğreticiler Dönemi (1400-1550)[41]

Bu tasnif içerisine Osmanlıları koymak istediğimiz zaman, ilk Osmanlı medresesinin 1331’de yaptırıldığı dikkate alınırsa, Uzlaştırma Döneminin ortalarına rastlamaktadır ki, bu dönemlerde daha yeni teşkilatlanma başlamaktaydı. Bu takdirde daha çok mantık öğreticilerinin dönemine katabiliriz. Bu tarihler ve daha sonraki dönemlerde bilindiği üzere bir çok alanda, bazı orijinal çalışmalar hariç, şerh, haşiye, şerhlerin şerhi ve haşiyelerin haşiyelerinin yapıldığı dönemlerdir. Bunun için kütüphanelerdeki eserler ve bunların yazar ve istinsah tarihine bakmak yeterlidir.


C - Eserlerin Muhtevaları


Eserlerin muhtevası incelenirken okutulan eserlerin hepsi değil de, müstakil eserlerin içerikleri incelenecektir ve bunlar İsagoci, Şemsiyye, Tehzib ve Metali’nin içerikleri olacaktır. İsagoci bu eserler içerisinde hacim olarak en küçüğüdür. Tehzib de hemen hemen aynı boyuttadır. Daha sonra Şemsiyye ve Metali gelir.


İsagoci’nin İçerik Açısından Ana Hatları:


1- Delalet: Mutabakat, Tazammun ve İltizam

2- Lafızlar (Kavramlar): Müfret ve Mürekkeb (basit ve bileşik)

2.1- Müfret, küllî ve cüz’î

2.1.1- Küllî, zati ve arazi (beş tümel konusu)

a- Zati, cins, tür ve ayrım.

b- Arazi, hassa ve araz-ı amm (ilinti)

3- Tanım: Had ve resm.

3.1- had, tam ve eksik

3.2- resm, tam ve eksik

4- Önermeler: Yüklemli, şartlı ve unsurları

4.1- Yüklemli önermenin çeşitleri

4.1.1- Olumlu ve olumsuz önermeler

4.1.2- Mahsûre önermeler

4.2- Şartlı önermeler, bitişik ve ayrık şartlı

4.2.1-Bitişik şartlı, gerekli ve raslantılı

4.2.2- Ayrık şartlı, hakikiyye, maniatü’l-cemi ve maniatü’l-hulû

4.3- Tenakuz (Çelişik önermeler)

4.4- Döndürme

5- Kıyas: Kesin ve seçmeli

5.1- Kesin kıyas, beş bölümü

5.2- Seçmeli kıyas

5.3- Kıyasın şekilleri

6- Burhan, (yakiniyyatın bölümleri), cedel, hitabet, safsata ve şiir.


Şemsiyye ise ana hat olarak bir giriş, üç makale ve bir sonuçtan oluşur. Girişte mantığın mahiyeti ve ona duyulan ihtiyacın belirtilmesinden sonra mantığın konusuna değinilir. Birinci makalede tanımda dahil olmak üzere lafızlar ve ona müteallik konular incelenir. Bu bölüm Ebheri’nin eserinde 1,2 ve 3 nolu başlıkları içerir. İkinci makalede önermeler ve hükümleri ele alınır. Üçüncü makalede ise kıyas incelenir. Sonuçta ise, ilk olarak kıyasın maddeleri son olarak ta ilimlerim unsurları adlı bir konuya değinilir.


Makalelerin ilki olan Müfret kelimelerin incelenmesinde, artı olarak mütevati, müşekkek, müşterek, müradif (ya da müteradif) ve mübayin lafızlarını görürüz. Yine bu bölümde külli’nin dış dünyadaki durumu ve kavramlar arası ilişkiler anlatılır ve gerçek ve izafi türden bahsedilir.

İkinci makalede, önermenin muhassala ve ma’dule durumu ve özellikle modal önermelerden bahsedilir. Döndürme konusunda ayrıca ters döndürme de zikredilir.

Üçüncü makalede kıyasın ekleri başlığı altında bileşik, hulfi kıyaslara yer verilir ve ardından akıl yürütmenin diğer iki türü olan Tümevarım ve Analoji’den bahsedilir.

Tehzib’de isim durum ilk bölümleme olarak adsal bir farklılık gösterir. İlk bölüme direkt olarak Tasavvurat adını vermez ama, ikinci bölüme Tasdikat diye başlar. Birinci bölümde lafızlar ve çeşitli konuları ve tanım ele alınır. Bütününde daha kısa anlatımlar içermekle beraber Şemsiyye’ye benzer. Ancak burada kıyasın ekleri adı altında incelenen konulardan tümevarım ve analoji hariç diğerleri yer almaz.


Metali ise içerik açısından aynı konuları kapsamakla beraber konuların anlatımını daha geniş olarak ele alır. Eserin mantık kısmı kendi arasında iki bölüme ayrılır. Tasavvurların elde edilmesi ve Tasdiklerin elde edilmesi. Birinci bölümde iki alt bölüme ayrılır. İlkinde girişte mantık ve delalet konusuna değinilir. İkincisinde altı başlık altında külli ve cüz’i konusu incelenir ve tanım bahsi buraya dahil edilir.

Tasdikat veya bunların elde edilmesi başlığı altında ise üç konuya değinilir. Birincisi, önermelerin bölümleri ve unsurları. Bu başlık altında 11 alt başlık yer alır. Burada genel konuların dışında farklı olarak şu konulara değinir:
1- Yüklemin niceliği (Kazayay-ı münharife)

2- Modal önermelerin daha geniş anlatılması.

3- Şartlı önermelerle ilgii değişik değerlendirmeler.

İkinci bölümde kıyasa yer verilir. Burada farklın olarak Modal Kıyasları inceler. Üçüncü bölümde kesin şartlı kıyaslar incelenir. Seçmeli kıyasın ardından ekler bölümünde bileşik kıyaslardan ayrıca tümevarım ve temsilden söz edilir. Son olarak ta Burhan ve diğerleri yer alır.

D – DEĞERLENDİRME


1- Osmanlı Devletinin kuruluşu ve medreselerin teşekkülü mantık tarihi açısından mantıkla ilgili eserlerin artık eski şaşaalı dönemini yitirdiği bir döneme rastlar. Bu sebeple yüzyıllar boyunca birkaç tane orijinal çalışmanın dışında hep daha önceki eserler üzerinde yapılan çalışmalardan ibarettir. Osmanlı’ya gelmeden önce artık kendisini göstermeye başlamış olan bu devirde oluşan muhtasar ve eğitim amaçlı eserler Osmanlı medreselerinde de revaç görmüş ve bu tür eserler medrese talebelerinin vazgeçemediği temel kaynaklar haline gelmiştir. Ancak bu temel kaynaklar özet tarzında olduğu için, tekrar bunları açıklayan eserlere ihtiyaç duyulmuştur ki, bunlar da şerhler ve haşiyeler şeklinde kendisini göstermiştir.


2- Bu çalışmada da verildiği gibi, mantık eğitiminde öğrencilere okutulan kitaplar, müstakil eserlerden ziyade, daha çok şerh ve haşiye türündendir. Zaman geçtikçe haşiyelere haşiyeler yazılmış ve neredeyse asıl eserlere ulaşılamaz olmuştur. Örnek olarak, Taftazani’nin Tahtani’nin şerhi üzerine olan haşiyesi okutulurken, Cürcani’nin aynı esere olan haşiyesi onun yerine geçmiştir. Bir haşiye gitmiş bir haşiye gelmiştir. Şerh değil. Tabi ki, biz burada geçmişi tenkit etmek istemiyoruz. Burada şerh ve şerhçiliğe değinmek istiyoruz. Şerh faaliyetleri sadece bu alanda değil, diğer bir çok alanda da yaygın şekilde mevcuttur. Bu çalışmanın eserler listesinde A kısmında yer alan eserlere oldukça fazla sayıda şerhler yapılmıştır. Nitekim, İsagoci ile ilgili olarak İzgi’nin eserinde 30 haşiyesi ile birlikte okutulduğu zikredilir. Bir çoğu sadece mantıkçı olanlar tarafından yapılan bu şerhlerin yanında, ansiklopedist yazarların şerhleri de vardır. Birincisine Kâtî ve Tahtanî’yi, ikincisine de Taftazani ve Cürcani’yi örnek verebiliriz. “Şerh, şarkiyatçılarının büyük bir bölümünün söylediği gibi her hangi bir ibareyi inşâî sigalarla veya benzeşen lafızlarla (paraprhase) ifade etmeye çalışıp, doğrudan çok hata eden, güzel anlaşılmadan daha çok yanlış anlayan, ayrıştırmadan çok karıştıran ve açıklık kazandırmadan çok muğlaklaştıran bir ameliye değildir. Aksine şerh, tarihten bağımsız bir anlamın kazandırılması gayesiyle metnin yeniden canlandırılması ve özümsenmesidir. Şerh, aklî faraziyenin, felsefî maksadın, mantıkî ahengin ve mutlak hikmetin beyanını hedefler. Aynı zamanda şerh, nakıs için bir ikmal, cüz’ün küll’e bağlanması ve felsefî tasavvura dengenin kazandırılmasıdır... ”[42]


3- Mantığın diğer ilimlerle olan ilişkisi ve onlar arasındaki yeri açısından Osmanlı Medreselerindeki durum, onun genel kabulü olan ve diğer ilimler için bir hazırlık devresi ve diğer ilimlere giriş olan aynı anlayıştır veya bir bakıma bütün medrese eğitiminin hazırlık derslerindendir. Bu ilimdeki başarısı, onun daha yukarı safhalara geçişi için bir ölçüdür. Ayrıca mantık dersleri medreselerin hikmet-i tabiiyye adı altında okutulan felsefe dersleri için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu derslerde okutulan eserler de yine mantık muhtevasından yoksun değildir, hatta ilk bölümleri mantık konularını içerir. Mantık ilmi medreselerde mezkur özelliklerini hep devam ettirmiştir.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek