Gönderen Konu: Modern Çağın Güçlü Uyuşturucusu Kişisel Gelişim  (Okunma sayısı 1974 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."

Modern Çağın Güçlü Uyuşturucusu Kişisel Gelişim


Âdeta bin yıllık ata yadigârı Kökboyalı, el dokuması üzerinde bin bir kültürel hatıra ihtiva eden biraz eskice halının, ham maddesi petrol atığı olan parlak, cafcaflı ve sözde yeni fabrika mamulü harcıalem bir halıya değiştirilmesi gibi, “eğitimi” “maarife” tercih ettik. Bu günün eğitimi, yeni nesle bırakın başkasını, başka kültürleri, mevla’sını, kendini bile tanıtmaktan aciz.

Maarif insanı hakikate götürüyordu, nefsini tanıtıyor, rabbini bildiriyordu. Maarif insanlara marifet kazandırıyor, ona hünerler gösteriyor, en başta kendini tanımanın yollarını gösteriyordu. Böylece insan âriflikten pay alıyor, bu yolda mesafe kat ediyordu. Onun için samimi bir Müslüman “okuma yazması olmasa” da ârifti, irfan sahibiydi. Yani kendisini tanıyor ve Rabbini biliyordu. Ama modern zamanlarda maalesef ki! “maarifi” kaybettik ve “eğitim”le değiştirdik.

İnsanlık son iki yüz senedir, büyük bir krizin içine dâhil edilmiş görünüyor. Kritisizmin kurucusu sayılan Immanuel Kant’ın bir aydınlanma parolası olarak insanlığın önüne tuttuğu “sapare aude = cesur ol ve kendi aklını kullan” telkininden itibaren tek boyutlu bir insanlık dünyasının kapıları aralandı. Oysa insan hilkati icabı çok boyutlu bir varlık olarak yaratıldı. Bu kriz, inançlı insanları daha derinden etkileyip daha fazla savurmuş gibi duruyor. Zira bu modern eğitim ve zihniyetin telkin ettiğine göre, insanın hayat kaynağı bilgi edinmenin yegâne yolu aklını kullanmak, somut veriler, göstergeler ve deney. Artık seziş yok, ilham yok, dinleme yok, düşünme yok. Bunun sonucunda varsa yoksa somut deney, görme ve deneyimleme gibi acayip tabirler türetildi.

Bu eğitimin mahsulü olan insanlar, ne istediğini bilmeyen, ne işe yaradığını, neyi başaracağını, nerede başarılı olacağını bilmeyen
“sapkın insanlarla” dolup taşan bir güruh haline geldi.

“Bilim” denilen bu sürecin günlük hayatta ne kadar büyük imkânlar getirdiği inkar edilemez elbette.
Üretim, iletişim ve ulaşım ile insanlık tarihinin hiç görmediği bir durum içinde bulunuyoruz. Farklı vasıfları olan aletlere sahip insanlar, mutsuzluktan dem vuruyor. Hayatı sevmemekten, sevgiyle insanlığa bakamamaktan, bireyselleşmeden, bencilleşmeden rahatsızlıklarını her an dile getiriyorlar. Bütün bunların sebebi ne acaba?

Nevzuhur illüzyonist bir sektör: kişisel gelişim

İşte bu kriz anında, nereye gittiğini bilmeyen insanlara kılavuz olmaya soyunan pek çok insan çıktı karşımıza. “Ben size doğru yolu göstereceğim, nasıl başarılacağını, nasıl zamanı daha iyi değerlendireceğinizi, nasıl daha çok para kazanacağınızı, hayattan nasıl daha çok zevk alacağınızı, nasıl zahmetsizce bir şeyler öğreneceğinizi ben size göstereceğim, öğreteceğim” iddialarıyla bir sektör oluşur.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve en önemlisi de bir inanç krizi içindeki insanlar, istediklerini elde edebilmek için başarının kolay, zahmetsiz yollarını keşfetmek için çaba harcamaya başladılar. Buhran halindeki insanların aradıklarına yalancı vaatlerle karşılık veren geniş bir “kişisel gelişim” sektörü doğdu. Kitaplar, seminerler, kurslar, hatta uzun süreli eğitimlerle insanların karmakarışık sorunlarına, basit ve gerçekçi olmayan çözümler üretmeyi vadeden, onlara yalancı cennetleri bir serap gibi sunan bu kabil kitaplar, kişisel değişim ve gelişimin birkaç formülle sağlanabileceğine dair kısa süreli bir illüzyon ürettiler. Bu öyle bir illüzyon ki, daha adını duyduğunuzda gözleriniz kamaşıyor, hormonal dengeniz değişiyor, kutsal bir savaşa hazır müsellah askerler gibi ayağa kalkıyorsunuz.

İçindeki devi uyandır, İnsanları ikna etme veya kandırma sanatı ya da profesyonel yalancılık diyebiliriz. Başarının sırları, Düşün başar, Tut kopar, Kendini fişekle, İstersen yaparsın, Limit sizsiniz, Sır, Her şey senin Elinde, Kuantum düşünce, Kim tutar seni. Bu isimler hemen her gün olmadık yerlerde karşımıza çıkıyor. Hatta kitapların sayfaları büyük bir şevk ve muhabbetle karıştırılıyor, okunuyor ama heyhat! Neticede hiçbir şey yok.

Tamamıyla modern zamanın aldatmacası, kapitalizm numarası olarak ortaya çıkan bu sektör, insanı bir nesne derecesine indirgiyor, insanın hakikatle ilişkisini kesiyor, maneviyatını sıfırlıyor. Bedeni ve ruhu olan insanı tam
manasıyla seküler, dünyevî bir varlık olarak sıradan bir canlı mertebesine indiriyor arkasında da sınırları zorlamanızı emrediyor.

Bir “Kent Efsanesi” Olarak Kişisel Gelişim

Kentler ve kentleşme, sanayi devrimi sonrasında oluşan bir sosyal hadise. Bu hadise beraberinde kurallarını, avantaj ve dezavantajlarını olduğu kadar kutsallarını da getirdi. Tabi bu arada bâtıllarını da üretti. İşte modern hayatın modern bir bâtıl üretimi olarak kişisel gelişim de kentlerde var oldu.

Kişisel gelişim, insanın iç dinamiklerinden kaynaklanan bir cehd değil, tamamıyla dışarıdan itmeli bir telkin ve zorlamadır. Bu haliyle aslında insanın kendisinden kaçmasıdır. Kendini tanımaktan korkmak, dolayısıyla da yaratılışa, insan tabiatına seraba tenakuzdur.

Kişisel gelişim öğretilerini uygulayanlar, tıpkı ortaçağın çilekeş manastır azizleri gibi, modernlerin ürettiği bâtıllarla kendiliklerinin dışına çıkmaya, kendilerini zorlamaya, varlıklarını esnetmeye, âdeta ruhlarına protezler takmaya çalışırlar. Böylece başarılı olunacak, daha ileriye gidecek ve istediklerine kavuşmaya çalışacaklardır.

Kişisel gelişimle kendinden kaçarak bir başkasına sığınmanın yolları aşındırılır. Bu durum, gayret olmadan gerçekliklerin peşinden koşmadır.

Kişinin kendini “olduğundan daha farklı görme” arzusunun bir yansımasıdır.

Kendi sınırlarını, kabiliyetlerini, özgünlüklerini tanımayanların, yaratılışlarına karşı çıkarcasına ona yeni bir şekil vermeyi, âdeta “kendini yeniden imal etmeyi” yüce bir vazife olarak görürler. Bunun için her türlü tekniği, bilimsel! bâtıl öğretileri, kutsal metinler gibi hıfzederler ve uygulamaya çalışırlar. Sosyal ve kültürel olarak kendileri ile hiçbir alakası olmayan insanların ve toplumların rahatlama, zayıflama, boş zaman geçirme, başarma vb. etkinliklerini öğrenmek için seferber olurlar. Böylece hayatlarının ne kadar tezatlar içinde olduğunun farkına bile varmazlar.

Kişisel gelişimin kendi içindeki tutarsızlıkları

Uzak Doğu’nun özellikle de Hint mistik kalabalıklarının dar coğrafyalara yerleşmek, sınırlı kaynaklarla hayatta kalabilmek, tasarruf ve kanaat niyetleriyle uyguladıkları öğretiler (yoga vb.) bolluk, sınırsız tüketim, hayattan olabildiğince zevk almaları, bu dünyanın tadını çıkarma derdinde olanlar tarafından uygulanmaya çalışılmaktadır.

“Bir Hint fakirinin kendi fakirliğiyle ve kendisini çevreleyen kalabalıklardan uzaklaşmak, modern dünyanın yıkıcı yakıcılığından kaçmak için uyguladığı meditasyon ve yoga teknikleri”, modernizmin illüzyonuna uğramış bireyler tarafından bir rahatlama, zamana, topluma daha iyi katılma aracı olarak kullanılmaktadır.

Özünde paradan, biriktirmeden, kalabalıktan kaçma olan eylem, bir başka coğrafyada para kazanmak, insanları bir araya getirmek ve biriktirmek olarak icra edilmektedir. Acaba bu tür eylemlere gönül verenler, modernizmin yaman çelişki ve paradokslarından birinin zebunu, olduklarının farkında mıdırlar?

Acaba modern insanlar, “başkalarının yavaşlamak, geri çekilmek için başvurduğu usulleri, ‘daha da hızlanmak’, ‘ileri atılmak’, ‘daha çok kazanmak’ için “hazır bilgelikler ve hazır reçeteler” olarak tükettiklerinin şuurunda mıdırlar?

Kendini tanımanın ve ilmin maliyeti

Bilgi olmadan fikir olmaz, bilgisiz fikir beyan etmek saçmalamaktır. Oysa etrafımızda tartışılan ciddi bir konuyla ilgili en ufak bir bilgi birikimi, zahmeti, gayreti olmadığı halde fikir beyan eden, görüş bildiren insandan geçilmiyor. Aslında fikir beyan etmiyorlar, sadece “geviş getiriyorlar”.

Bunun kişisel gelişimle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Kişisel gelişim guru’ları “Herkesin fikrine saygı duyma itikadını aşılamaya çalıştı” ve hepimize “Siz önemlisiniz, görüşünüz önemlidir, değerlidir” afyonunu yutturdu. “Bence böyle”, “Ben böyle düşünüyorum”, “Bana göre öyle değil” kibirlenmeleriyle doldu ortalık.

Yine kişisel gelişimin en çok gençliğe zerkettiği, “kendi kendine yetmek” afyonudur. Kültürümüzün “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” sözünü unutturan bu telkinle insanlar ne kadar aciz olduklarını unutarak, ben tek başıma her şeye yeterim, kimseye muhtaç olmam zehabına kapılmış durumdadır. Kişisel gelişimcilerin en çok tekrarladıkları ifadelerden biri: “İnsanlığın en temel ihtiyacı, değer verme, önemsenme ve kabul görmedir.” İnsanlar da bu yüzden ne kadar değerli olduklarını, ne kadar kabul gördüklerini ve önemsendiklerini göstermek için olmadık işlere başvurabiliyor, garip davranışlar sergiliyor.

İnsanlık yeni bir hümanizme mi doğuyor? Bu problemi tartışmaya devam edeceğiz.


Mustafa Gündüz | 02 Temmuz 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Modern Çağın Güçlü Uyuşturucusu Kişisel Gelişim
« Yanıtla #1 : 01 Ağustos 2013, 17:13:25 »
Alıntı
[font='Segoe UI', Calibri, 'Myriad Pro', Myriad, 'Trebuchet MS', Helvetica, Arial, sans-serif]Tamamıyla modern zamanın aldatmacası, kapitalizm numarası olarak ortaya çıkan bu sektör, insanı bir nesne derecesine indirgiyor, insanın hakikatle ilişkisini kesiyor, maneviyatını sıfırlıyor. Bedeni ve ruhu olan insanı tam[/font]
[font='Segoe UI', Calibri, 'Myriad Pro', Myriad, 'Trebuchet MS', Helvetica, Arial, sans-serif]manasıyla seküler, dünyevî bir varlık olarak sıradan bir canlı mertebesine indiriyor arkasında da sınırları zorlamanızı emrediyor.[/font]
Mustafa gündüz bey, çok güzel bir şekilde bugünkü durumumuzu ifade etmiş. Kalemine-eline sağlık,paylaşana da teşekkür. Tüketim toplumu oluşturmak için uğraşan batılı kapitalistler para için her şeyi yaparlar....

Çevrimdışı gazze

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 28
  • Sadakat Forum "Seviyeli İslami Forumunuz.."
Ynt: Modern Çağın Güçlü Uyuşturucusu Kişisel Gelişim
« Yanıtla #2 : 08 Aralık 2014, 17:35:25 »
gercekten yazıyı okuduğumda aldığım bazı kişisel kitapların ne kadar saçma olduğunu daha iyi kavradım yazıyı paylaşandan Allah razı olsun

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kişisel Gelişim mi Kişilik Gelişimi mi?
« Yanıtla #3 : 11 Şubat 2015, 12:07:58 »
Kişisel Gelişim mi Kişilik Gelişimi mi?



"Şahsiyet meselesini dert edinenler özgüven yerine tevekkülü, şöhret yerine sadelik makamını tercih ederler.
Onlar yarıştıkları kimselere hasetle değil gıpta ile bakarlar; hırs duymazlar, fakat azimlidirler."


( İdris EREN )


Hayatında değişiklik yapmak isteyenler bazen kişisel gelişim kitaplarındaki taktik ve tavsiyelere mürâcaat ediyorlar. Bu kitapların çoğu, Batılı yazarlardan tercüme edilmiş yahut ilhamını Batı’dan alan eserler. Hemen hepsi de maddeyi öne çıkarıyor, mânevî olandan söz ederken de yalnızca “mutluluk” ve “başarı” mefhumuna odaklanıyor.

Dünyevî hedeflere ulaşmak, ilgi çekmek, beğenilmek ve takdir edilmek için makam, güç, şöhret ve servet lâzım. Bunları elde etmek için de “kişisel gelişim”e ihtiyaç var.

Uhrevî hedeflere ulaşmak içinse yaptığınız iyilikleri başkalarından saklamak, bütün kudretinizi güçsüzlerin hayrına yöneltmek, en büyük makam olarak da kulluğu görmek gerekiyor. işte bu noktada “kişilik gelişimi”ne duyulan ihtiyaç öne çıkıyor.

Maddî olan her şey, bütün servetimiz, unvanlarımız ve makamlarımız elimizden alındığında geriye kalan bizim şahsiyetimizdir. Bize uyan ve ihtiyacımız olan da şahsî (kişisel) gelişim değil, şahsiyet (kişilik) gelişimidir.

Birûnî’nin ifadesiyle, insan, yüzünün biçimini değiştiremeyebilir, ama kendi içini değiştirmeye muktedirdir. Hâl ilmi olan tasavvuf da insanı enâniyetten (benlikten) uzaklaştırıp ona şahsiyet (kişilik) kazandırmak için var.

Kâmil insan olmak maddi kabiliyetlerle değil mânevî hususiyetlerle, akıldan ziyâde ruhun tekâmülüyle ilgilidir. Kendince akıl yürüten şeytan, enâniyetinin kurbanı değil midir?

Kişisel (Şahsî) gelişim

Varlık sebebi kulluk değilmiş gibi davranarak kariyer planlaması yapmak, gayret etmek yerine hayal kurmak, hayırda yarışmak yerine kindar bir rekabet anlayışıyla hareket etmek, kişisel gelişim peşinde olanların düşebileceği tuzaklardır.

Kişisel gelişim paraya odaklanır. Hâlbuki dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.

Kişisel gelişim kendine güvenmek, kendiyle barışık olmak, kendini gerçekleştirmek gibi hedeflerle kendi kendine yeten biri olmayı yüceltir. Bu da benlik duygusunu kuvvetlendirir.

Kendini tanımaya çalışan insanoğlunun işi o kadar kolay değildir. Aynada yalnızca suretini seyreden, yastığa başını koyunca nefsiyle hesaplaşmayan kimse kendini
tanımıyordur, kim olduğunun farkında değildir.

Kendini fark etmek de zordur dünyayı fark etmek de… Bazı insanlar çok yemek yediğini tartıya çıkınca, zamanın geçtiğini saati görünce, ne kadar çok alışveriş yaptığını marketin kasasına gelince fark eder. Termometreye bakıp üşüyen bile var. Bütün bunlar bir öğrencinin ancak karnesini eline aldığında derslerini ihmal ettiğinin farkına varması kadar tuhaf değil midir?

Kişisel gelişim anlayışı, dünya hayatını önemsediği için acelecidir. Bu anlayışa göre mümkünse bütün hedeflere gençken ulaşılmalıdır. Oysa insan, gençliğinde öğrendiklerini ihtiyarlığında idrâk edebilen bir varlıktır. “Yüce Allah her şeyi tabiî halleri üzere yaratmıştır. Ademoğlunu da yaratılışı neyi gerektiriyorsa o üslup üzere halk etmiştir. iş böyle olunca, insanoğlu için konulan devirlerin son noktası, en çok arzulananı ve en hası ihtiyarlıktır.” insanın nefsiyle girdiği mücâhede gençlikte de yaşlılıkta da devam etmelidir.

Kişilik (Şahsiyet) gelişimi

Şahsiyet gelişimini önemseyenlerin hedefleri kısa vadeli olamaz; çünkü bu anlayışa göre hayat dünya ile sınırlı değildir.

Çok şükür, kişiliğini geliştirmek isteyenlerin örnek alabileceği şahsiyet âbideleri, kişisel gelişimcilerin rol-modellerinden daha fazla. Onlar ilim, firâset, ihlas ve samimiyet sahibi, kul hakkından korkan, istikrarlı, alçakgönüllü, iffetli, irâdeli, sabırlı, saygılı, merhametli, müsâmahakâr, kanaatkâr, vefâkâr, fedâkâr, âdil, dürüst, nâzik, temiz, hayırsever, misâfirperver, cömert, vakur, ciddî insanlar. Bu hususiyetlere kıymet veren kişisel gelişim kitaplarına kolay kolay rastlayamazsınız.

Şahsiyet meselesini dert edinenler özgüven yerine tevekkülü, şöhret yerine hiçlik makamını tercih ederler. Onlar yarıştıkları kimselere hasetle değil gıpta ile bakarlar; hırs duymazlar, fakat azimlidirler. Maddî konularda kendilerinden aşağıdakileri gözetir, mânevî hususlarda ise yukarıdakileri görürler.

Kendilerini tanıma ve vazifelerini hatırlama hususunda ruhlarına hitap eden kimselere kulak kesilirler. Şeyh Galip bu çizgideki insanlara şöyle seslenir:

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
(1)

(1) “Kendine güzelce bak ki âlemin özü sensin; sen, varlığın göz bebeği olan insansın!”[/color]


İdris EREN | 02 Şubat 2015 | http://insanvehayat.com/kisisel-gelisim-mi-kisilik-gelisimi-mi/