Gönderen Konu: Muharrem ve Asure  (Okunma sayısı 10286 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Muharrem ve Asure
« : 26 Ocak 2007, 00:14:37 »

Muhterem Mü’minler!
   Hutbemiz Âşûrâ günü hakkındadır.
   Malum olduğu üzere “Âşûrâ”  Muharrem-i şerifin onuncu gününe isim olarak verilmiştir.  “Aşûrâ, Âşûr, Âşûrâ’ gibi telaffuzları da mevcuttur.
Zaman, Cenab-ı Hakkın halkettiği mahlukâttandır. Cenab-ı Hakk indinde bu itibarla bütün zamanlar müsavidir. Zamana kıymet veren şey, içinde vuku’ bulan Tecelliyât-ı İlâhidir. Bu sebeple Muharrem-i Şerif ve bilhassa âşûrâ günü, müslümanlar tarafından oruçlar, namazlar ve nafile ibadetler ile en güzel şekilde ihya edilmesi icabeden günlerdendir.  
Fakih Ebulleys es-Semerkandî (rh) hazretlerinin beyanına göre, Âşûrâ Gününde vâki’ olduğu rivâyet edilen hâdiseler şunlardır:
-Hz.Âdem(a.s.)’ın halk edilmesi, Cennet’e girmesi ve Cennet’ten çıktıktan sonra tevbesinin kabûlü,
-Hz.İbrâhim(a.s.)’ın velâdeti, Halîlüllah pâyesine ermesi, Nemrut’un ateşinden kurtulması,
-Hz.İdris(a.s.)’ın semâya ref’ olunması ve Hz.Eyyûb(a.s.)’ın hastalıklardan kurtulması,
-Yûnus (a.s)’ın balığın karnından kurtulması, Süleyman (a.s)’a saltanat verilmesi,
-Hz.Îsâ(a.s.)’ın velâdeti ve kendisine suikast hazırlayan Yahûdîlerin elinden kurtarılıp, semaya yükseltilmesi
-Hz.Mûsâ(a.s.) ve ümmetinin Fir’avn’ın zulmünden kurtuluşları ve Fir’av’nın suda boğulması,
-Hz.Nuh(a.s.)’ın, gemisinin Cûdi dağına oturması ve karaya ayak basması,
-Hz. Hüseyin (ra) Efendimizin Şehid edilmesi gibi hadiseler Âşûrâ Gününde vâki olmuştur.
-Kıyametin kopması da yine aşura günü olacaktır.
Peygamber Efendimiz (SAV), Medine-i Münevvereyi teşriflerinde, âşûrâ’ günü yahudilerin oruç tuttuklarını görünce, bunun ne orucu olduğunu sordular. Onlar da; “Bu gün hayırlı bir gündür. Bu gün Allah’ın İsrailoğulları’nı düşmanlardan kurtardığı, Hz. Mûsa’nın da şükür için Oruç tuttuğu gündür.”, dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Ben Musa’ya sizden daha yakının” dedi ve Aşura günü orucunu tuttu, ashabına da tutmalarını emretti.  Ashâb-ı Kiram:”Ey Allâh’ın Rasûlü, o(Âşûrâ) Yahûdi ve Nasrânî’lerin büyük saydıkları bir gündür.” dediklerinde, Peygamber Efendimiz: “Gelecek sene olduğunda -inşaAllah- dokuzuncu günü (ile birlikte) oruç tutarız.”, buyurdular. Ertesi sene(nin Muharrem ayı) gelmeden önce Rasûlüllâh vefat etti.”
Muhterem Mü’minler!
Âşûrâ gününde yapılması tavsiye edilen  bir takım vazifeler mevcuttur. Bunlar:
*Âşûrâ gününde, dokuzuncu günle beraber veya bu mümkün olmamış ise on birinci günle beraber oruç tutulur. Rasülüllah (sav) Efendimiz bu orucun faziletini beyan babında şöyle buyurmuşlardır: “Âşûrâ gününün orucu -Allâh’a karşı hüsn-ü zannım odur ki- bir önceki senede işlenen hatayı örter.”  
 *O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur. Peygamber Efendimiz “Kim âile efrâdına Âşûrâ gününün nafakasını geniş tutarsa, Allah da ona senenin geri kalan günlerinde  genişlik verir.” , buyurmuşlardır.
 *En az On müslümana birer selam veya bir müslümana 10 selam verilir. Fakir-fukara sevindirilir. Hadis-i Şerifte: “... Aşûrâ günü bir mümine iftar verene, Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed’in hepsine iftar ettirmiş gibi sevap yazar, Aşura günü bir yetimin başını okşayana Allahü Teala o yetimin başındaki kıllar kadar Cennette derece verir.  
O gün gusledenler bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.
Bu günde kılınması tavsiye olunan namazlar da mevcuttur. Aşura gününün gecesinde bir tesbih namazı, o gece teheccüd vaktinde 4 rekat namaz, aşura gününe mahsus olmak üzere kuşluk vakti 2 rekat namaz, öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır. Bu namazların kılınış usulleri teferruatıyla dua kitaplarında ve takvim yapraklarında mevcuttur. Yine bu günde 10 defa şu dua okunur:  “...........................................................................”
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Muharrem ve Asure
« Yanıtla #1 : 26 Aralık 2007, 00:05:13 »
   Muhterem Mü’minler!
   Hutbemiz, MUHARREM-İ ŞERÎF AYI VE ÂŞÛRÂ GÜNÜ’NÜN FAZİLETİ  hakkındadır.
   Hicrî ayların ilki olan Muharrem-i Şerîf ayı; içinde zuhûra gelen ulvî hâdiseler, vukû bulan ilâhî tecellîler ve islâmî bir tarih başlangıcı kabul edilmesi bakımından Müslümanlar arasında büyük bir ehemmiyet arzeder. Hicretin on altı veya onyedinci yılında toplanan İslâm şurâsında ileri sürülen muhtelif fikirler arasında Hz. Ali (k.v.)’nin nokta-i nazarı kabûl edilip, ilk İslâm muhacirlerinin Muharrem ayında hicret etmeleri sebebiyle bu ay tarih başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca; Muharrem ayının İslâmiyetten öncesine uzanan bir şöhreti ve kıymeti de vardır. Denilebilir ki Muharrem ayı, bütün beşeriyet tarihinde yeri bulunan bir aydır.    
   Muharrem-i Şerîf ayının onuncu gününe yani mîlâdî 24 Mart Pazar  gününe isâbet eden Âşûrâ günü de, yine dinimizce büyük ehemmiyet arz etmekte ve birçok ilâhî tecelliye zarf olmuş bulunmaktadır. Fakih Ebulleys es-Semerkandî (rh) hazretlerinin beyanına göre Âşûrâ Gününde vâki’ olduğu rivâyet edilen hadiseleri zikredecek olursak;
-Hz.Âdem(a.s.)’ın halk edilmesi, Cennet’e girmesi ve Cennet’ten çıktıktan sonra tevbesinin kabûlü,
-Hz.İbrâhim(a.s.)’ın velâdeti, Halîlüllah pâyesine ermesi, Nemrut’un ateşinden kurtulması,
-Hz.İdris(a.s.)’ın semâya ref’ olunması ve Hz.Eyyûb(a.s.)’ın hastalıklardan kurtulması,
-Hz.Nuh(a.s.)’ın, gemisinin Cûdi dağına oturması ve karaya ayak basması,
-Hz.Îsâ(a.s.)’ın velâdeti ve kendisine suikast hazırlayan Yahûdîlerin elinden kurtarılıp semaya yükseltilmesi ve
-Hz.Mûsâ(a.s.) ve ümmetinin Fir’avn’ın zulmünden kurtuluşları ve Fir’av’nın suda boğulması gibi hadiseler Âşûrâ Gününde vâki olmuştur.
   Muhterem Mü’minler!
   Muharrem-i Şerîf ayı geldiğinde mü’minlerin birbirlerinin yeni hicrî senelerini tebrîk etmeleri ve yeni senenin kendileri ve tüm İslâm âlemi ve İslami Hizmetlerimiz hakkında hayırlı olması için  Cenâb-ı Hak’ka duâ ve ilticâ etmeleri icâb eder. Ayrıca bu günlerde, fakirlere-yoksullara yardımda bulunmak, kimsesizleri ve hastaları ziyaret etmek de güzel görülmüştür. Büyük Allah dostları tarafından beyan edilen, bu aya ve Aşûrâ gününe mahsus bir takım ibâdetler de mevcuttur. Şöyle ki; Bu ayın ilk on gününde kılınması ehemmiyetle tavsiye olunan altı rek’at namaz vardır ki niyeti ve kılınış şekli duâ kitaplarında ve takvim yapraklarında beyan edilmektedir.
   Âşûrâ Günü’nün bu müstesna kıymeti sebebiyle Rasûlüllâh Efendimiz bu günde oruç tutar ve eshâbınada tavsiye ederlerdi. Bir Hadîs-i Şeriflerinde Rasûlüllâh Efendimiz meâlen: “Ramazan’dan sonra oruçların en faziletlisi, şehrullah olan Muharrem (ayında tutulan)dır. Farzlardan sonra namaz(lar)ın en faziletlisi gece namazıdır.” buyurmaktadırlar.
   Abdullah ibn-i Abbas(r.a.) naklediyor: “ “Rasülüllah(s.a.v.)Efendimiz Âşûrâ günü oruç tuttu ve o günün orucunu tutmayı bizede emretti. Ashâb: “Ey Allâh’ın Rasûlü, o(Âşûrâ) Yahûdi ve Nasrânî’lerin büyük saydıkları bir gün değilmidir?” dediler. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz: “Gelecek sene olduğunda -inşaAllah- dokuzuncu günü (ile birlikte) oruç tutarız.” buyurdular. Ertesi sene(nin Muharrem ayı) gelmeden önce Rasûlüllâh Efendimiz vefat etti.”” İşte bu sebebledirki, Âşûrâ gününü tek başına değil, dokuzuncu günle beraber veya bu mümkün olmamış ise on birinci günle beraber tutulması tavsiye olunmaktadır.
   Rasûlüllâh Efendimiz(s.a.v.) Ramazan orucundan sonra en fazla Âşûrâ orucuna ehemmiyet verirdi. Nâfile olarak yapılan ibadetlerin sevabı, on mislidir. Nafile olmasına rağmen Âşûrâ orucunun müstesnâ bir durumu vardır.  Peygamber(s.a.v.)Efendimiz bir Hadîs-i Şeriflerinde bu hususu şöyle izah buyurmaktadırlar: “Âşûrâ gününün orucu -Allâh’a karşı hüsn-ü zannım odur ki- bir önceki sene(de işlenen hata) yı örter.” Yine bu ay içinde; Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nafile oruç sevâbı verileceği müjdelenmektedir. Âşûrâ gününde her mü’minin on kişiye birer selâm veya bir kişiye on selâm vermesi tavsiye edilmektedir. Bu günde gusül abdesti alan kimsenin sene boyunca ufak tefek hastalıklardan berî olacağı ve o gün çoluk ve çocuğunun nafakasını geniş tutması halinde ecir ve berekete vesîle olacağı beyan edilmektedir. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bir Hadîs-i Şeriflerinde meâlen: “Kim âile efrâdına Âşûrâ günü(nün nafakasını) geniş tutarsa Allah’da ona senenin tamamında genişlik verir.” buyurmaktadırlar.
   Muhterem Mü’minler!
İslam şuuruna mâlik bulunan her mü’min, yukarıda da izah etmeye çalıştığımız hususlar müvâcehesinde  bu günlere îcâb eden itinayı göstermeli ve sünnet müessesesini ayakta tutmaya çalışarak Mevlâmız’ın rızâsına nâil olabilmenin gayreti içersinde olmalıdır.
« Son Düzenleme: 01 Aralık 2010, 23:40:31 Gönderen: mystic »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Muharrem ve Asure
« Yanıtla #2 : 26 Aralık 2007, 00:07:05 »
Muhterem Mü’minler!
   Hutbemiz, Hicrî ayların ilki olan MUHARREM-İ ŞERÎF AYI hakkındadır.
   
Muharrem-i Şerîf ayı; içinde zuhûra gelen ulvî hâdiseler, vukû bulan ilâhî tecellîler ve islâmî bir tarih başlangıcı kabul edilmesi bakımından Müslümanlar arasında büyük bir ehemmiyet arzeder. Hicretin on altı veya onyedinci yılında toplanan İslâm şurâsında ileri sürülen muhtelif fikirler arasında Hz. Ali (k.v.) Efendimiz’in nokta-i nazarı kabûl edilip, ilk İslâm muhacirlerinin Muharrem ayında hicret etmeleri sebebiyle bu ay tarih başlangıcı olarak kabul edildi. Hatta; Muharrem ayının İslâmiyetten öncesine uzanan bir şöhreti ve kıymeti de vardır. Denilebilir ki Muharrem ayı, bütün beşeriyet tarihinde yeri bulunan bir aydır.
   Muhterem Mü’minler!
   Muharrem-i Şerîf ayı geldiğinde mü’minlerin birbirlerinin hicrî sene başısını tebrîk etmeleri ve yeni senenin kendileri ve tüm İslâm âlemi hakkında hayırlı olması için  Cenâb-ı Hak’ka duâ ve ilticâ etmeleri icâb eder. Ayrıca bu günlerde, fakirlere-yoksullara yardımda bulunmak, kimsesizleri ve hastaları ziyaret etmek de güzel görülmüştür ve çokca ecir ve mükâfâtının olduğu beyan edilmiştir.
Büyük Allah dostları ve Piranımız tarafından tavsiye edilen, bu aya mahsus bir takım ibâdetler ve vazifeler mevcuttur:
Şöyle ki; Evvela içerisinde bulunduğumuz seneyi uğurlama babında Zilhicce ayının son gecesi mümkünse bir tesbih namazı kılınması ve Hatm_i Enbiya yapılması ve yine son gece akşam ile yatsı arasında 10 rek’at namaz kılınması ehemmiyetle tavsiye olunmuştur. Zilhiccenin son günü aynı zamanda senenin son günüdür. Bu günde oruçlu bulunmak lazımdır.
Muharrem ayının ilk gecesi akşam ile yatsı arasında Allah rızası için iki rek’at namaz kılınır. Muharrem ayının birinci günü her birinde besmele çekerek, bir defada 1000 ihlas-ı şerif okuyanları, Cenab-ı Hakk lütfuyla, keremiyle huzuruna bu alemden kul borcu ile götürmeyecektir. Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10. gün aşure pişirmek faziletli ibadetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimiz’le cennete girecekleri ümit edilir. Bu on günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günleri oruç tutmalıdırlar. Rasülüllah Efendimiz 9. gün seferde bulunuyorlardı; o bakımdan yalnız 10. günü oruç tutmuşlar ve “sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız” buyurmuşlardır. Bu ay içerisinde; Perşembe, Cuma, cumartesi günleri peşpeşe oruç tutulursa 900 senelik nafile oruç sevabı verilir.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız, tavsiye olunan ibadetlerin keyfiyyeti dua kitaplarında ve takvim yapraklarında teferruatlıca izah edilmektedir.
   Muhterem Mü’minler!
İslam şuuruna mâlik bulunan her mü’min, yukarıda da izah etmeye çalıştığımız hususlar müvâcehesinde  bu günlere îcâb eden itinayı göstermeli ve sünnet müessesesini ayakta tutmaya çalışarak Mevlâmız’ın rızâsına nâil olabilmenin gayreti içersinde olmalıdır. Rasulüllah Efendimiz (sav) Hz. Buyuruyorlar ki: “Ramazandan sonra oruçların en faziletlisi Muharrem ayında tutulandır. Farzlardan sonra namazların en faziletlisi gece namazıdır.”
« Son Düzenleme: 26 Aralık 2007, 00:08:45 Gönderen: müteallim »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Muharrem ve Asure
« Yanıtla #3 : 04 Aralık 2011, 23:19:32 »
Şehrullâhi'l-Muharrem ve Yevm-i Âşûre
 

İslami ilimler ıstılahında daha çok "Şehrullâhi'l-Muharrem" (Allah'ın ayı Muharrem) olarak bilinen bu ay, İlahi feyz ve bereketin, Rabbani lûtuf, ihsan ve keremin çağlayanlar gibi coştuğu ve seller gibi aktığı bir aydır.

Tabii ki bütün aylar Allah'ın ayıdır; ancak bu ay, O'nun rahmetine ermenin, afvına-mağfiretine kavuşmanın önemli bir fırsatı olduğu içindir ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından bu şekilde isimlendirilmiştir.

Yevm-i Âşûre... Lûgatta onuncu gün anlamına gelen bu terkip (tamlama), Türk-İslâm ıstılâhında (terminolojisinde) Âşûre gününü ifade etmektedir. Bilindiği gibi "yevm" Arapça gün demektir. Türkçemizde kullandığımız "yevmiye" de gündelik anlamına gelir. Aşer on, Âşûre de onuncu demektir. Bu güne "Âşûre" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Önümüzdeki 29 Ocak Pazartesi günü Âşûre Günüdür. Yani hicri-kameri takvimde, yılın ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günü...

Âşûre Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bu günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşûre Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir yeri bulunmaktadır.

Âşûre Gününün Allah katında çok seçkin bir yerinin olduğunu, başta Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in başından Âşûre’sine kadar geçen geceler olduğu açıklanmaktadır. (1)

Cenâb-ı Mevlâ-yı zû'l-Celâl bu gecelere yemin ederek, bize, onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
***

Hadis kitaplarındaki açıklamalara göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunduğu içindir.

Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah Teâlâ, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşûre Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşûre Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşûre Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşûre Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşûre Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Dâvud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe'nin (r.anhâ) belirttiğine göre, Kâbe'nin örtüsü daha önceleri Âşûre gününde değiştirilirdi.
***

İşte böylesine mânalı, büyük ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve geceler, Asr-ı Saadet'ten beri Müslümanlarca hep ihya edilegelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenâb-ı Hakk'ın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadis-i şerifler mevcuttur.
***

Âşûre gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşûre Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

"Bu ne orucudur?" diye sordu.

Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra Günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor ve yine İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:

"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resûlullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." (4)

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(5) Böylece Âşûre orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.


DİPNOTLAR:
1) Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 8, 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6, 140.
3) İbn Mâce, Sünen, Sıyam, 31.
4) Buhari, Sahîh, Savm, 69.
5) Müslim, Sahîh, Sıyam, 117.
Halis Ece
« Son Düzenleme: 05 Aralık 2011, 05:02:37 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Muharrem ve Asure
« Yanıtla #4 : 14 Kasım 2012, 09:45:56 »
Hocam Allah razı olsun.

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Muharrem ve Asure
« Yanıtla #5 : 14 Kasım 2012, 13:53:47 »
huda razı olsun..