Gönderen Konu: Müslümanın Hayatında Bencillik Yoktur...  (Okunma sayısı 2378 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sons

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 213
Müslümanın Hayatında Bencillik Yoktur...
« : 14 Aralık 2012, 23:46:01 »

 
    Şüphesiz, cihan peygamberi Hz. Muhammed’in her adımını tek tek incelemek, üstünde düşünmek ve güncellemek gerekiyor.

    Öyle bir zamana geldik ki kimse ötekinin acısını paylaşmıyor, onun için dua etmiyor, Müslüman Müslüman’ın derdiyle dertlenmiyor, huzuru kaçmıyor. Yıllardır “Hidayetten sonra bende huzur kalmadı, hani huzur İslam’daydı?” diye yaptığım ironi budur?

    Peygamber efendimiz Veda Hutbesi’yle “Mümin müminin kardeşidir.” diyerek bir Müslüman’a iki buçuk milyar Müslüman’ı zimmetlemedi mi? Cemaat dini olan İslam’da nasıl oluyor da “Gemisini kurtaran kaptan” oluyor. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, her koyun kendi bacağından asılır.” sözleri bizi nereye götürecek?

    Yıllar önce Nıetzche bir kitabında şunu yazmıştı: “Avrupa tek kafadır, tek fikirdir. Onlarca Avrupa ülkesinde insanlara bir soru sorun, hemen hemen aynı cevapları alırsınız…” Yani Avrupa Birliği’nin kurucusu bu anlamda F. Nıezsche’dir. Birlik kurulmasaydı bile böyle bir birlikteliğin varlığını ispatlamış oldu. Bugün de bizim tek problemimiz budur. İslam ülkelerinin arasındaki sınırları kafaya takmak gerekmiyor. Onlar kırtasiye, prosedür… Bizler tüm dünyada olaylar karşısında aynı refleksleri verirsek zaten gerisi önemini yitirecektir. Peki niçin bir olaya her ülke, her Müslüman farklı refleksler veriyor? Bana göre ölçüyü Kuran-ı Kerim ve Sünnetullah olarak almıyoruz. Herkes, bir sorusu olduğunda ona Kuran’ı düşünerek cevap verebilseydi hem İslam Birliği kurulacak hem de tüm dünyaya yayılmış olan Müslümanlar bir cemaat olabilecekti ama olmadı, olmuyor. Sorulara kendi kafamızdan cevaplar verdiğimiz müddetçe de olmayacak.

    Müslüman, komşusu açken kendisi tok uyumayacak. Bir Müslüman’ın ayağına diken batsa tüm Müslümanlar kanayacak, bu şartlar altında nasıl huzur bulacağız?

    Ben, ateistken kendimden başka hiç kimsenin derdi beni germiyordu. Bir gemim vardı ve o yürüdükçe mutlu oluyordum. Dünyevi bir huzur Müslüman’a yakışmaz, çünkü Müslüman’ın tüm işleri yolunda gitse, müthiş yardımsever biri olsa bile ahireti düşünüp hüzne kapılmalıdır.

    Peygamber efendimiz bir gün gülüşerek eğlenen birkaç kişiye rastlayınca şöyle demiştir: “Hayırdır inşAllah, cennetle mi müjdelendiniz?” görüyorsunuz tehdit çok büyük. Bugün içine sıkıntı düşen, hüzünlenen insanlar hemen psikologa koşup kendisine depresyon tanısı koyduruyor. Hiç kimsenin melankoli hakkı kalmadı. Oysa melankoli insanın bir müddet kendisini dünyadan geri çekerek dinginleşme çabasıdır. Asla bir hastalık değil insanlaşma, sorgulama, arınma sürecidir. Depresyon ise melankoliden arınamayarak çıkmış umutsuzların, Allah’tan ümidini kesmiş, ümidini kaybetmiş inançsızların durağıdır.

    Cenazeye giden herkes kendi ölümünü hatırlayıp önce ağlıyor, sonra da helvayla kanını kızıştırıp karısına sarılıyor. Kimse kendisinden önce başka bir Müslüman kardeşine ağlamıyor. Dualarımız kişisel, maddi… Şefaati önce kendimize sonra başkalarına istiyoruz. Bizler eğer kendi çocuklarımızı mutlu bir hayata hazırlamak istiyorsak başka Müslüman ailelerin çocuklarına yardıma koşmalıyız. Eğer kanserseniz, yanınızda yatan diğer kanserli hastaya dua edin ki ikiniz birden kurtulasınız?

    Sizlere basit bir matematik yapacağım. Şu an parmağınız kanıyorsa ona üzülmeyin ve şimdi bütün dünyada parmağı kanayan insanların toplamına bakıp kendi kanınızla ölçün, gördünüz mü? O an “Yarabbi” deyin “Yarabbi, parmağı kanayan tüm Müslümanlara şifa ver!” Söylemek istediğim şu: Üç damla kanınız için yapacağınız duayla kaç ton kan durdurabileceğinizi hatırlatıyorum. Hangisi daha gurur verici?

    Peygamber efendimizin işleri zordayken, savaşta yenilgi almışken bir çocuğun günlerdir ağladığını işitiyor. Meğer çocuğun bir kuşu varmış ve ölmüş. Çocuk günlerdir üzüntü içinde yemeden içmeden ağlıyormuş. Cihan peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s) bir peygamber nasıl yürürse öyle yürüyüp çocuğun taziyesine gitmiş ve bir peygamber nasıl teselli ediyorsa öyle teselli etmiş…

    Ben, bu kıssadan şunu çıkardım: Başkasının derdi bizimkinden büyüktür. Bizim başımızda ne olursa olsun başkasının yaralarını sarmaya gideceğiz. Bir cihan peygamberine de kendi derdinden çok ümmetinin derdiyle dertlenmek yakışırdı zaten.

    Irak, Afganistan, Bosna, Somali bombalanırken biz kendi Misak-ı Milli sınırlarımız içinde elma soyarak haberleri izleyemeyiz…

    Osmanlı, bir cihan imparatorluğuydu… Kendisi açken, orduları ziyan edilirken, halkı açlıktan kırılırken, yıkılışında bile gemiler dolusu yardımı Sumatra Adası’na yolluyordu. Önce kendi yaralarını sarmak, önce kendini düşünmek peşinde koşmuyordu. O da inandığı cihan peygamberinin bir hizmet eri olarak kendine yakışanı yapıyordu.

    Ulus devletler kibirli, küçük, yalnız kendini düşünen zehirli ve mutlu ve bencil böceklerdir.

    Cihan peygamberinin kuşu ölen bir çocuğun ayağına giderek taziye vermesi hepimize şunu öğretmelidir: Hiçbir zaman, kendi şartlarımız ne olursa olsun başka bir Müslüman’ın derdi varsa “Şimdi sırası mı, benim de durumum iyi değil” cümlesini kullanmayacağız. Bilelim ki onun için yola çıktığımızda zaten rızkımızı ve azığımızı Allah verecektir. Niçin böyle bir kârı ıskalayalım, biz deli miyiz?

    Bilimle, hesap kitapla, muhasebeyle kafayı yemiş Müslümanlar olarak bu rantı kaçırmak bize yakışmaz !


    Bülent AKYÜREK


 
Bazen Susmalıyım Diyorum Kendime..
Susmalıyım Ki Gönlümün Sesi Gönüllere Ulaşsın..
Sesimi Duymamak İçin Direnen Kulaklar Bari Gönlümü Dinlesin..
Ben Susmalıyım Ki Tüm Zor Cümleler Gönlümü Dinleyenlere Kalsın..
Dilimle Konuşmak Canımı Çok Acıttı..
... ... Bari Gönlümden Konuşayım Da,
Biraz da ...
Canımı Acıtanların Canları Acısın...


[Mevlâna Celaleddin Rumî]

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Müslümanın Hayatında Bencillik Yoktur...
« Yanıtla #1 : 15 Aralık 2012, 07:38:02 »
Bugünkü müslümanların hastalıklarından birisini yazmış.paylaşım için teşekkürler.İlaç belli,alıp içmek gerekir.


Müslümana Yardım Etmenin Fazileti


4946... Hz. Ebû Hüreyre'den (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:

"Her kim bir müslümanı dünya sıkıntılarının birinden kurtarır­sa Allah da onu kıyamet gününde bir sıkıntıdan kurtarır. Kim darda kalan bir kimseye kolaylık gösterirse Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık ihsan eder. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da dünya ve âhirette, onun ayıbını örter. Kul (din) kardeşinin yardımın­da oldukça Allah da o kulun yardımındadır."

Ebû Davudder ki: (Bu hadisin ravilerinden olan) Osman, (metinde ge­çen); "Kim de darda kalan bir kimseye kolaylık gösterirse" cümlesini Ebû Muaviye'den rivayet etmedi.[603]
Açıklama

 

Bu hadis-i şerif birkaç meseleye delâlet etmektedir:   
             

1. Müslümanın dünyaya ait bir sıkıntısını çözmenin faziletini bildiriyor. Bu da ya ona mal vermekle, ya da ağırlığını ko­yarak onu zalimin zulmünden kurtarmaya çalışmakla olur.

2. Borçluya yardımda bulunmak ta aslında bir müslümanın sıkıntısını gidermekten sayıldığı halde, hadis-i şerifte bunun ayrı bir madde olarak sayılması borçlu olmanın dünyevi sıkıntıları içinde ayrı bir yeri olduğu -içindir. Borçluya yardım ya kendisine uzun vade tanımak, yahut borcunu affetmek gibi şeylerle olur. Alacaklı herhangi bir şekilde borçlusuna ko­laylık gösterirse, şüphesiz Cenab-ı Hakk da ona dünyevi uhrevi bütün iş­lerinde kolaylık ihsan eder. Bu suretle her işi yolunda gittiği gibi, âhiret­te de sıkıntı çekmez. İyilikleri kötülüklerine galebe çalar.

3. Bir kimse bir müslümanın gizli bir kusurunu görür de başkalarına söylemezse me'cur olur, ecri de ameli cinsindendir, yani onun kusurunu da Al­lah örter. Dünyada yaptığı bir kusuru kimseye duyulmadığı gibi âhirette de kaba­hatini yüzüne vurmaz, affeder. Bundan dolayıdır ki Peygamber (s.a.) müslümanlan birbirlerinin kusurlarını meydana çıkarmamaya teşvik etmiştir.

Ulema, kusur gizlemenin vacib değil mendub olduğuna kail olmuşlar­dır. Binaenaleyh bir müslümanın gizli bir suçunu bilen onu hâkime haber verse günahkâr olmaz. Ancak bu hüküm fitne ve fesatçılığı ile tanınmış kimseler hakkındadır. Bir defa bir suç işleyerek tevbe eden ve bir daha yapmayan kimsenin o kusurunu gizlemek icab eder, çünkü fesatçının ku­surunu gizlemek, onu daha başka fitne ve fesatlar çıkarmaya teşvik olur. Bir defa suç işleyenin hâli böyle değildir. Buraya kadar verilen izahat ma-siyet işlendikten sonraya aittir. Onu işlerken görenin hükmüne gelince:

Men'etmeye iktidarı olursa derhal müdahalede bulunarak men'etmesi vacibdir. Çünkü bu müdahale münkefi inkâr demektir, müdahale etmemek helal olmaz. Meselâ hırsızı birinin malım çalarken görenin mal sahibine haber vermesi icab eder, aksi takdirde hırsıza yardım etmiş olur. Acaba ha­dis ravileri ile şahidlerin, evkaf ve zekat memurlarının cerhi gıybet sayıl­maz mı? Hayır, onların cerhi gıybet değil, bilakis herkese vâcib olan bir nasihat ve dürüstlüktür. Böyle olduğu da ittifakla kabul edilmiştir.

4. Kul din kardeşine yardım ettikçe Allah da ona yardım eder. Bu su­retle kazanmaya gayret gösterdiği birşeyi kolayca elde eder. Vakıa her iş-de Allah kulunun muinidir: Fakat bu avn-u inayet, din kardeşine yardım edene daha fazladır. Binaenaleyh müslümana gereken, din kardeşini ken­dinden ileri tutmaktır. Zira Allanın kemal-i inayetine nail olmanın yolu budur.[604]

4947... Hz. Huzeyfe'ten (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:

"Her iyilik sadakadır."[605]
Açıklama

 
Hadis-i şerif, yapılan her hayrın ve iyiliğin sadaka sevabı gibi sevabı olduğunu ifade etmektedir.

Bilindiği gibi maruf, münkerin zıddıdır, iyilik demektir. İbn Ebu Cemre'ye göre "Adet olsun olmasın, iyi amellerden olduğu şer'î deliller­den anlaşılan şeye maruf adı verilir. Eğer o iş iyi niyetle yapılırsa sahibi kafi olarak ecir kazanır. Niyetsiz yapıldığı takdirde ecir işi ihtimalli kalır.

Sadaka: Allah rızası için verilen maldır ve farz, mendup bütün sada­kalara şamildir. İyiliği "sadakadır" diye haber vermek, teşbih-i beliğ kabilindendir. Maksat, sevap hususunda iyiliğin, sadaka hükmünde olduğu­nu binaenaleyh yapılacak iyiliğin az da olsa hakir görülmemesi lâzım gel­diğini bildirmektir. Bir hadis-i şerifte "Her teşbih sadakadır"[606] buyurulmuştur. Zaten hadisimizdeki "her iyilik" tabiri bütün salih amellere şa­mildir. İmam Tirrnizî, Hz. Ebu Zerr (r.a.)'den merfu olarak şu hadis tahric etmiştir: "Din kardeşinin yüzüne gülümsemen senin için bir sada­ka; iyiliği emir, kötülüğü nehyetmen senin için bir sadaka, delâlet di­yarında bir adamı irşâd etmen senin için sadaka, yoldan taşı dikeni ve kemiği atman senin için sadaka, kovandan din kardeşinin kovası­na suyu boşaltman da sadakadır."[607]

[603] Müslim, zikr 38; Tirmizi, hudud 3, birr 19, Kur'an 10; İbn Mâce, mukaddime 17; Ahmed b. Hanbel, 11-252,414,500.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/178.

[604] A. Davudoğlu, Bülûgu'l-Meram Terceme ve Şerhi, IV, 355-356.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/178-179.

[605] Buharı edeb 33; Müslim, zekat 52; Tirmizi, birr 45: Ahmed b. Hanbel, III, 344. 360. IV. 307, V, 387-3KK, 405.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/180.

[606] Ebû Davud, tetavvu  12.

[607] Tirmizî, birr 36.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/180.

[608] Darimî, istizan 59; Ahmed b. Hanbel, V, I94.

İlim Dünyası.com