Gönderen Konu: Neden Lider Olmak Zorundasınız?  (Okunma sayısı 2220 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Neden Lider Olmak Zorundasınız?
« : 09 Haziran 2009, 15:01:45 »

Dünyanın en etkin iş dünyası uzman ve yazarlarından olan ve Mor İnek kitabıyla sanıtş rekorları kıran, Squidoo’nun kurucusu ve CEO’su Seth Godin halen dünyanın en çok ziyaret edilen ve okunan iş dünyası blogunun da sahibi.

Seth Godin. Elma yayınlarından neşredilen Mor İnek ve Bütün pazarlamacılar Yalancıdır, Timaş Yayınlarından neşredilen Büyük Mor İnek, Rota Yayınlarından neşredilen Ödülü İçinde, İzinli Pazarlama, Fikir Virüsü ve Profil Yayınlarınca neşredilen İşinizi Küçümsemeyin ve DİP adlı kitapları Türk okurlarının yakından tanıyıp ilgi gösterdiği bir isim.

Seth Godin’in son eseri Takım Oyunu geçtiğimiz günlerde son kitaplarını yayınlayan Profil yayınları arasında neşredildi. Rehberliğinize ihtiyacımız var alt başlığını taşıyan kitap hakkında fazla söze gerek yok. Seth Godin’in daha önceki kişişel gelişim ve rehberlik kitaplarında kullandığı üslup ustalığı ve sadelik bu kitap içinde geçerdi.

Özellikle ekonomik krizin dünyayı kasıp kavurduğu şu günlerde başarılı takımların ayakta kaldığı da dikkate alınırsa, Takım Oyunu’nun önemi ortada...

Haber 7 Kitap Dünyası olarak bu kitaptan sizlere göz kirası olarak, özellikle Liderlikle ilgili kısımlardan bir seçki yaptık. Çünkü iyi bir Takım Oyunu iyi bir liderle oynanır ve ayıptır söylemesi bu oyunu iyi oynayanlardan birisinin Haber 7, liderinin Ünal tanık olması da bunun en kanlı canlı örneği.

"Liderler olmadan taraftar olmaz. Siz bir lidersiniz. Size ihtiyacımız var." diyen kitap hakkında yazar şunları söylüyor: "Bu kitap yeni bir şey anlatmaktadır. Herkes sadece bir pazarlamacı değildir, artık herkes aynı zamanda bir liderdir. Takımlardaki, gruplardaki, ortak çıkarlara sahip çevrelerdeki pat¬lama, bir farklılık oluşturmak isteyen herkesin bunu yapabileceğini göstermektedir"

İşte kitapta Seth Godin’in sizi liderliğe ikna etmeye çalıştığı bölüm:

Neden lider olmalısınız? Ve Neden Şimdi?

Bu kitapta birkaç büyük fikir bir araya getiriliyor ve bu fikirler bir araya geldiğinde ortaya karşı konulması güç bir argüman çıkıyor.

Her an her yerde takımlar oluşurken, giderek artan bir lider eksikliği ortaya çıkıyor. Size ihtiyacımız var.

Benim tezim şu:

• İlk kez bir kuruluşta sadece patron değil, herkesin önderlik etmesi bekleniyor.
• Günümüzün iş yerlerindeki yapı sayesinde bir şeyleri değiştirmek çok daha kolay ve bireylere her zamankinden daha çok güç veriliyor.
• Pazar, bir şeyleri değiştiren, dikkate değer ürün ve hizmetler oluşturan kurum ile bireyleri ödüllendiriyor.
• Bu cazip, heyecan verici, kârlı ve eğlenceli.
• Hepsinden önemlisi, aralarında bağlantı kurmanızı ve onları gitmek istediklere yere yönlendirmenizi bekleyen çalışma arkadaşlarınız, müşterileriniz, yatırımcılarınız, size inananlar ya da okurlardan oluşan bir takım dolusu insan var.

Liderlik zor değildir, ancak yıllardır bunu görmezlikten gelmek için eğitildiniz. Çok büyük bir değişim meydana getirmek için gereken yeteneklere zaten sahip olduğunuzu fark etmenize yardım etmek istiyorum. Bunun en iyi yönü şu ki, doğru işe sahip olana veya doğru organizasyonu kurana ya da şirketin basamaklarında üç basamak daha yükselmeyi beklemenize gerek yok. Hemen şu anda başlayabilirsiniz.

Liderlik Yönetmek Değildir

Lucy’i Seviyorum dizisinin klasik bölümlerinden birinde, Lucy ve Ethel şeker montaj hattında çalışmaktadırlar. Şekerler daha hızlı geldikçe, ikisi de panikler ve bu hızla başa çıkabilmek için şekerlemeleri hızla ağızlarına doldurmaya başlarlar. Lucy ve Ethel’in yönetim sorunu vardır.

Yönetim, bilinen bir işi yapabilmek için kaynakları idare etmektir. Burger King yöneticileri işe alır. Bu yöneticiler tam olarak ne yapmaları gerektiğini bilirler ve bunları gerçekleştirecek kaynaklar kendilerine en düşük maliyetle verilir.

Yöneticiler daha önce gördükleri bir süreci idare ederler ve bu süreci mümkün olduğunca hızlı ve ucuza gerçekleştirmek için dış dünyaya tepki verirler. Liderlik ise, inandığı konuda bir değişimi gerçekleştirmektir.

Kullandığım sözlük liderlik kelimesi yerine kullanılabilecek en uygun sözcüğün yönetim olduğunu söylüyor. Belki bu sözcük eskiden uygundu, ancak artık değil. Hareketlerin liderleri vardır ve hareketler bazı şeyleri gerçekleştirirler.

Liderlerin takipçileri vardır. Yöneticilerin ise çalışanları.

Yöneticiler ıvır zıvır üretirler. Liderler ise değişim.

Değişim mi? Değişim korkutucudur ve lider olacak birçok kişi için bu bir vaatten çok, bir tehdit demektir. Bu çok kötü, çünkü nerede çalışırlarsa çalışsınlar veya ne yapıyorlarsa yapsınlar, gelecek liderlerimizindir.

Kral Olmak İyidir

Aslında, istikrarlı bir dünyada kral olmak harikadır. Çok fazla ikramiye. Çok az mücadele. Krallar her zaman istikrar sağlamaya çalışmışlardır, çünü kral olarak kalmalarının en iyi yolu budur. Çevrelerinde her zaman iyi doyurulmuş ve görevleri her şeyi olduğu gibi tutmak olan saray ricacıları bulundurmuşlardır.

Monarşi, dünyayı nasıl gördüğümüzü önemli ölçüde etkilemiştir. Krallar bize güç, etki ve işleri halletme konusunda birçok şey öğretmişlerdir. Kral kendi takımını toplar ve itaati sağlamak için güç kullanır.

Krallıktan şirketlerin nasıl kurulduğunu öğrendik. Krallıktan kâr amacı gütmeyen kurumları ve diğer organizasyon türlerinin nasıl kurulacağını öğrendik. Çok yaşa Kral!....

***

... İnanacak Bir şey

Takımlar, inançla ilgilidir; bu bir fikre ve bir topluluğa olan inançtır. Takımın liderine ve diğer üyelerine duyulan saygı ve hayranlık üzerine kurulurlar.

Yaptığınız işe inanıyor musunuz? Her gün bu inancınızı koruyor musunuz? İnanç harika bir stratejidir. Neredeyse aynı anda üç şey oldu. Her üçü de (geçici olarak rahatsız edici, ancak nihayetinde harikulade olan) aynı sonuca işaret ediyor:

1. Birçok insan çok çalıştıklarının ve inandıkları bir işte çalışmanın (ve ortaya bir şeyler çıkarmanın) sadece maaş almak ve kovulmayı (ya da ölmeyi) beklemekten çok daha tatmin edici olduğunu fark etmeye başladı.
2. Birçok kuruluş, fabrika merkezli üretim ve hizmet modelinin eskisi kadar kârlı olmadığını keşfetti.
3. Birçok tüketici, parasını fabrika üretimi olmayan şeylere harcamaya karar verdi.

Ayrıca zamanlarını satışa hazır fikirler için harcamamaya karar verdiler. Tüketiciler bunun yerine zamanlarını ve paralarını modaya, hikâyelere, önemi olan ve inandıkları şeylere harcamaya karar verdiler.

Ve işte buradayız. Bir şeyler gerçekleştirebilecek güce, inandığımız işi yapma isteğine ve dikkate değer olmamız için bize yalvaran bir pazara sahip olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Yine de, bu değişimlerin ortasında hâlâ saplanıp kalıyoruz.

Modası geçmiş kurallara uymaya saplanıyoruz.

Değişimi görmezden gelmekle kalmayıp, değişime karşı savaşan endüstrilere saplanıp kalıyoruz.

Patronumuzun ne diyeceği korkusuna saplanıyoruz, başımızın derde gireceğinden korkarak saplanıyoruz.

Hepsinden çok, lider olmak yerme yönetici veya çalışan biri gibi davranmaya saplanıyoruz. Bir takım yerine bir fabrikayı kucaklıyoruz.

İronik olan, tüm bu korkuların eskiden faydalı olmasıydı.

Değişim korkusu insanın hücrelerine işlemiştir, çünkü değişim riskin ilk işaretidir. Değişim korkusu geçmişte ise yarayan bir faktördü. Ne var ki günümüzde, bizi işimizde koruyan korku artık bizim düşmanımızdır; önümüzde duran engeldir.....
 
Kaynak : Haber7 /Kigem

*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Neden Lider Olmak Zorundasınız?
« Yanıtla #1 : 08 Mart 2014, 07:32:32 »
Tepeden bakmak
.
Yönetici yönetilene…
Makam-mevki sahibi, halka…
Kalabalık grup azınlık gruba…
Zengin fakire…
Asker sivile…
Liseli imam-hatipliye…
İyi giyimli kötü giyimliye…
Erkek kadına…
Tepeden bakıyor!
Davranışlarımızı “uhrevî” kıstaslarla değil, “dünyevî” ölçülerle belirliyoruz.
Bu durumda ister istemez “marka”, “takva”dan önce geliyor!

Bu tepeden bakışın sebeplerini çok düşündüm…
Fark ettim ki, bu bakış açısı yetişme tarzımızdan kaynaklanıyor.
“Yetişme tarzı” deyince, gel de Başöğretmenim Hikmet Bey’i hatırlama?
Önce “biz” ve “onlar” diye ayırır, sonra “onlar”ı aşağılamaya başlardı…
Tarlada çalışmak zorunda oldukları için okula gelemeyen çocuklardı, “onlar”…
Dini bütün insanlardı, “onlar”…
Onun tabiriyle, “hacılar-hocalar”dı “onlar”…
“Onlar” başka biz başkaydık.
Biz “onlar”dan çok farklıydık.
Aramızda dağlar vardı…
Bir kere biz “okumuş”tuk, onlar cahildi…
Biz çok şey bilirdik, onlar bir şey bilmezlerdi…
Biz vatanı kurtaracaktık, onlar kendilerini bile kurtarmaktan âcizdiler…
Biz iyiydik, onlar kötü…
Biz doğruyduk, onlar yanlış…
Biz çalışkandık, onlar tembel!
İster istemez daha ilkokul çağında hepimize bir “üstünlük taslama” belâsı musallat olmuştu…
O kadar ki, neredeyse anne-babalarımızı bile hor görmeye başlamıştık!
Darbeden darbeye sekerken, bir şey fark ettim: İhtilâlciler bu kez benim gibileri küçük görüyorlardı…
Onlar asıl, biz teferruattık!..
Onlar bilge, biz kara cahildik!..
Onlar çalışkan, biz tembeldik!
Kısacası onlar “her şey”di, biz “hiçbir şey”dik!
Dolayısıyla neye inanacağımızı, nasıl yaşayacağımızı, ne giyeceğimizi, hangi partiyi seçeceğimizi, hatta kimi sevip kimlerden nefret edeceğimizi bize onlar söyleyecekti…
Biz sadece söylenenleri yapacak, ot gibi (affedersiniz) yaşayacaktık!
Geçenlerde televizyon ekranına gelen anlı-şanlı büyüğümüz, “İktidar tüm devlet kurumlarına el koyuyor, her yere kendi yandaşlarını yerleştirmeye çalışıyor, anayasayı değiştirip yargıçları bile hizaya getirmeye çalışıyor” diyerek, toplumun büyük bir kesimini farkında olarak ya da olmayarak “öteki”leştirince, ister istemez aklım yine çocukluğuma gitti…
İnsanları kategorize edip aşağılamanın düşmanlıkları nasıl beslediğine bir kez daha şahit oldum.
Yavuz Bahadıroğlu. Haber Vaktim .com