Gönderen Konu: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]  (Okunma sayısı 12130 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« : 02 Kasım 2008, 00:35:18 »



 
Hafta:    54


Mevzu: Nefis Muhasebesi


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #1 : 03 Kasım 2008, 21:14:34 »
Nefs muhasebesine gelince

Ulu Allah (C.C) onu su âyetiyle emretmektedir:

«— Ey mü'minler! Allâh'dan korkun. Herkes yarın için de ayırdığına baksın. Allâh'dan korkun, çünkü O, yaptıklarınızdan haberdardır.» (Hasr - 18)

Bu âyet geride bırakılan amelleri göz geçirmenin gerekliliğini gösterir. Bu yüzden Hz. Ömer der ki. «Hesaba çekilmeden önce kendi kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz tartılmadan siz onları tartınız.»

Bir gün adamın biri Peygamberimize gelerek «Yâ RasûlAllah, bana bir nasihat et» der. Peygamber'imiz de ona;

«Sen gerçekten nasihat istiyormusun» diye sorar, adam «tabii» der. Bunun üzerine Peygamber'imiz buyurur ki, «Bir iş murâd ettiğin zaman akibetini iyi düşün, doğru ise ona giriş, eğer eğri ise ondan vazgeç.»

Hadisde bildirildigine göre, aklı başında bir kimsenin dört saati olması icap eder. Bunların birinde kendini hesaba çekmelidir.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Hepiniz Allah'a tevbe ediniz, ey mü'minler. Tâ ki kurtuluşa eresiniz.» (Kurtuluşa erme ümidi oluncaya kadar, Allah'a tevbe ediniz.) (Nur - 31).

Tevbe» bir işi bitirdikten sonra ona pişmanlık duygusu içinde bakmaktır.

Peygamber'imiz ((s.a.v.)) «Ben günde Allah'a yüz defa tevbe ediyorum» demiştir.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«Takva sâhiblerine seytandan bir kışkırtma geldiği zaman üzerinde düşünürler ve bir de bakarsın ki, her şeyi görüvermîşlerdir.» (A´raf - 201)

Anlatıldığına göre. Hz. Ömer her akşam ayaklarına kamçı ile vurarak kendi kendine «Bu gün ne yaptın» derdi.

Meymun Ibni Mahran der ki; «Hiç kimse iş ortağı ile hesaplaşırken gösterdiği titizlikten daha büyüğü ile kendi kendini hesaba çekmedikçe takva sâhiblerinden olamaz. Ortaklar dâima her işten sonra hesaplaşırlar.»

Hz. Ayşe'nin rivayet ettiğine göre. Hz. Ebû Bekir ölmek üzere iken ona «Ömer 'den daha çok sevdiğim bir insan yok» dedi. Arkasından Hz. Ayse'ye «Nasıl dedim» diye sordu. Hz. Ayşe duyduklarını kendisine tekrar edince Hz. Ebû Bekir «Nazarımda Ömer'den daha değerli biri yoktur» dedi.

Bak ki; sözünü bitirir bitirmez nasıl söyleyeceklerini araştırıp sözünü düzeltmişdir.

Ebû Talha'yı namaz kılarken oyalayan bir kuş olayı üzerinde sonradan düsünerek evinin bahçesini pişmanlık alâmeti olarak hazineye bağışlaması bu konuda hatıra gelen büyük bir titizlik numûnesidir.

Anlatıldığına göre Ibni Selâm bir gün odun yüklü olarak görenler, «Yâ Ebû Yusuf, ailen içinde ve kölelerinden bu işi yapabilecek olanlar var» deyince Ibni Selâm onlara «Acaba bunu yapmama engel olacak mı diye nefsimi denemek istedim» diye cevap verdi.

Hasan-ül Basrî buyurdu. «Mü'min nefsine hâkim olub onu Allâh adına hesaba çeken kimsedir. Dünyada nefsini hesaba çekenlerin hesablaşması kolay geçer. Nefs muhâsebesi yapmadan hayat geçirenlerin kıyamet günü hesaplaşması çetin olur»

Arkasından sözlerine devam eden Hasan-ül Basrî nefsi muhasebesini şöyle açıklıyor.

«Mü'min ansızın, nefsinin hoşuna giden bir davranışla karşı karşıya gelince içinden «VAllahi sen benim hoşuma gidiyorsun, sana ihtiyacım da var, fakat seninle aramda engel var» işte bu emelden önce hesâb germektir.

Sonra sözüne söyle devam etmiştir: Bazen bir şeyde ifrata varir da içinden «Bu davranışı niye işledim? Yemin ederim ki, buna karşı geçerli bir mazeretim yok. Allah'ın izni ile bu davranışı bir daha yapmamaya yemin ediyorum» diyerek yanlış hareketi karşısında pişmanlık belirtir.

Enes Ibni Mâlik buyurur ki: «Bir gün Hz. Ömer evden çıktı, ben de peşinden çıktım, bir bahçeye girdi, aramızda bir duvar vardı, duvarın arkasından şöyle dediğini duydum. «Hattab oğlu Ömer, mü'minlerin emiri, Allah'a yemin ederim ki, ya Allâh'dan korkarsn, yahud da azaba çarpılırsın.»

«Kendini kınayan nefse yemin ederim» mealindeki âyet hakkında (Kıyâme - 2)

Hasan-ül Basrî buyurur ki; «Mü'min, şu sözü neye söyledim, şu yiyeceği niye yedim, şu içeceği niye içeyim diye kendini devamlı olarak kınamaktan geri durmaz. Günahkâr ise kendini kınamadan ömrünü geçirir.»

Mâlik Ibni Dinar buyurur ki: «Sen şu kusurun sahibi değil misin» «Bu kusurun sahibi değil misin» diye nefsini kötüleyen ve arkasından boynuna yular takıp Allâh'ın Kitabı'na bağlayan ve böylece Allah'ın Kitabı'nı nefsine güdücü yapan kimseye Allâh rahmet etsin! Işte nefsi denetim altında tutmak böyle olur.

Meymun Ibni Mehran buyurdu ki; «Takva sahibi, kendini zâlim bir hükümdardan ve pinti bir ortaktan daha titiz bir şekilde hesaba çeker.»

Ibrahim Et-teymi der ki: «Nefsim bir kere cennette imiş gibi gösterildi. Meyvelerinden yiyor. Nehirlerinden içiyor ve genç kızları ile kucaklaşıyordum. Diger bir keresinde de «cehennemde imişim gibi gösterildi. Zakkumdan yiyor, irininden içiyor, zincir ve bukagılarını taşıyordum.

Ona dedim ki, «Ey nefsim, ne istersin.» «Tekrar dünyaya dönüp iyi emel işlemek istiyorum» dedi. Ona dedim ki. «O halde şimdi emniyettesin. Fırsat elindeyken iyi amel işle.»

Mâlik Ibni Dinar buyurdu ki; «Haccâc'in bir hutbede şöyle dediğini duydum;

«Hesabı başkasının eline düşmeden kendisini hesaba çekene Allah rahmet etsin. Amellerinin dizginini eline alarak ne için işlediğine dikkat edene Allah rahmet etsin, ölçüsüne ve tartısına dikkat eden kula Allah rahmet etsin.»  Bunları öyle devamli söyledi ki sonunda beni ağlattı.

Ahnef Ibni Kays'in arkadaşlarından biri anlatır. «Onunla birlikte olduğum müddetçe gece namazlarınızın büyük çoğunluğunu duâ teşkil ederdi. Bu arada kandilin yanına gelir, parmağını yanasıya ateşe tutar, sonra nefsine söyle seslenirdi.

«Hey Huneyf, falan gün, falan günâhı, filân gün filân kusuru niye isledin?»


Kalplerin Keşfi - Sadakat Kütüphanesi

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #2 : 03 Kasım 2008, 21:23:34 »
(Akıllılık alameti, nefse hakim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi]

***

Allah'ü Teala Davud A.S.'a buyurdu:
"Nefsini bil ki beni bilesin"

Davud A.S.:
"Ya Rabbi! Nefsimi nasıl bileyim? Zatı Subhanini nasıl bileyim?" diye niyaz etti.

Allah'ü Teala:
"Nefsini zayıf, aciz, zelil ve fani bil ki; Zatı İlahi'mi kuvvet, kudret ve baki bilesin" buyurdu.

Marifetname

Çevrimdışı narçiçeği

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 141
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #3 : 04 Kasım 2008, 18:30:03 »
Nefis ve Nefsin Kısımları

YARATILIŞ GÂYEMİZ VE NEFSİMİZ

Hani bir fıkra vardır, anlatırlar; babası oğluna bir bağ bağışlamış, ama oğlu ona bir salkım üzümü çok görüp vermemiş... İşte nankör insanın hâli de fıkradaki bu oğula benzer. Oysa insanın yaratılış gâyesi, Yaratanına kullak etmektir. Kulluk ise şükrü gerektirir, nankörlüğü değil.

Hâlıkımız, bize bir ömür ve bu ömür içinde sayısız nîmetler bahşetmiştir. Yirmidört saatlik bir günümüzü nerelerde kulandığımıza baktığımız zaman, ne kadarını Allah için ayırdığımızı gözden uzak tutmamalıyız.

Üzerinde yaşadığımız, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün mülk Allâh’ındır. Onun nîmetleriyle yaşıyoruz. Ama her şeyin kendi arzumuza uygun olmasını istiyoruz... Uymadığı zaman isyan ediyoruz.

Nedense nefsimizin kırılmasına, gücenmesine aslâ tahammül edemiyoruz. Halbuki Nemrud’a ilahlık iddiasında bulundurup İbrahim aleyhisselâmı ateşe attıran şey, işte bu nefistir.

Kendi saltanatına zarar veren hiçbir varlığı tanımak istemeyen nefis de, bu nefs-i emmâredir. İşte insan, bu nefsi ıslah ve tezkiye etmekle mükelleftir.

Her türlü nimet, nefsin arzularına karşı gelmek ve Allah’a kulluk etmek için verilmiştir. Nefsin gâyesi ise cehenneme bilet kesmektir.

Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:

“Şimdi bana haber ver: Hevâ (ve hevesi)ni ilâh edinmiş; kendini, bir ilim üzerine, Allah şaşırtmış; kulağını, kalbini mühürlemiş; gözüne de perde çekmiş bir adama Allah’tan başka kim hidâyet edebilir (doğru yola getirebilir)? Hâlâ iyi düşünmeyecek misiniz?”(1)

Evet, hâlâ kendimize gelmeyecek miyiz? Bu şaşkınlık, dizginlerin nefsin elinde olması durumu daha ne kadar devam edecek?

Bir harpten dönerken ashâb-ı kirâma şöyle buyurmuştur İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.):

“En küçük harpten en büyük harbe döndük.”(2)

Ashâb-ı Güzîn, çetin bir harpten dönerken bunun ne demek olduğunu sordukları zaman aldıkları cevap:

“Nefisle mücâhede ve mücâdele etmek, en büyük cihaddır” meâlinde olmuştur.

Demek ki en büyük düşman, nefistir ve en büyük mücâdele de nefs-i emmâre ile yapılan cihaddır. Onunla mücâdele son nefese kadar devam edecektir.

O bakımdan, kalblerimizdeki mühürleri silip göz ve kulaklarımızdaki perdeleri yırtmasını, kaldırmasını Yüce Mevlâmız’dan dileyelim. Böylece enginlere açılabilelim, her türlü ibâdet ve tâate, kulluk vazîfelerimize ve hizmet alanlarına kanatlanabilelim. Şaşkınlıktan kurtulup isyankâr nefsimizin tehlikeli uçurumlarında perişan olmayalım. Onun için de geliniz Rabbimize Resûlüllah Efendimizi’in ve vârislerinin niyâzı ile yalvaralım:

“Allah’ım, bizi, göz açıp yumucaya kadar, hatta ondan daha az bir zaman bile nefsimizin eline bırakma!” (Âmin)

***

NEFİS VE HEVÂ

İnsanoğlunun hem üstün meziyetleri, hem garip zaafları vardır. Bu cümleden olarak bâtın âlemimizi ifade eden mefhumlardan birisi de nefistir.

Kelime olarak, bir şeyin zâtı ve kendisi demek olan nefis, tasavvuf ıstılâhında değişik keyfiyetleri ifade için kullanılmıştır.

Meselâ Kur’ân-ı Kerim’de İsrâiloğulları’na hitâben, “Hemen Hâlik’ınıza (Yaradanınız’a) tevbe edip, nefislerinizi öldürünüz”(3) buyurulmuştur.
Buradaki “Faktülû enfüseküm (nefislerinizi öldürünüz)” emri, intihar ediniz mânâsına değildir. Bununla, hiçbir meşru‘ hudut tanımayan ve daima hayvanî şehvetlere meyyâl olan nefs-i emmâre ile mücâdele emredilmiştir.

Hevâ meselesine gelince...

Kelime olarak arzu ve istek mânâlarına olan hevâ, tasavvuf lisânında nefsin, süflî cihete yönelip ulvî cihetten yüz çevirmesi... Hakk’ı inkâr veya ihmâl edip, nefs-i emmârenin şehvetlerine tâbi olmasıdır.

Şöyle de diyebiliriz:

Hevâ, kişinin dînî ölçülere bakmaksızın nefsinin hoşuna giden şeylere yönelmesidir.

Hevâya tâbi olmak; insanın İslâm’dan uzaklaşmasına, ahlâken bozulmasına, amellerinde, tavır ve hareketlerinde zulüm ve azgınlığına sebep olur.

O bakımdan mü’minlerin, gerek nefs-i emmâre ile gerekse hevâlarını ilah edinenlerle mücâdeleleri kıyâmete kadar devam edecektir.

Bu mücâdelenin, bir takım zorlukları, sıkıntı ve meşakkatleri beraberinde getirmesi de muhakkaktır. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“İnsanların en çok sıkıntıya uğrayanları peygamberler, sonra sâlih amel sahibi olan kimselerdir. Kişi dinine göre belâlarla imtihan edilir. Eğer dini(ne bağlılığı kuvvetli ve) sağlamsa, belâsı daha da artırılır. Şayet dininde (imânında) zayıflık varsa, ona göre belâsı da azalır.”(4)

Binâenaleyh bu uğurda muhtelif belâ ve musîbetlere mâruz kalan Müslümanların, sabır ve sebat üzere olup vazifelerini, mes‘ûliyet ve mükellefiyetlerini hiçbir şart ve ahvâlde ihmâl etmemeleri gerekir. Gerçek sabır ve sebat ise, “Musîbetlerin ve zorlukların ortaya çıktığı hallerde kendini tutmak ve İslâm ahkâmına tâbi olmakta sebât etmek” yani hududu tecâvüz etmemektir.

Cenâb-ı Mevlâ-yi Müteâl ve’l-Kemâl hazretleri cümlemizi, sabreden, sabrında sebat gösterebilen, râbıta ve zikir ehli mü’minlerden eylesin. Âmîn...

Halis ECE / www.bilgicagi.net


***DİPNOTLAR***

(1) Kur’ân-ı Kerim, Câsiye sûresi, 45/23)
(2) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 260; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 511 (1362); Bağdadî Tarihi, 13, 493.
(3) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/54.
(4) İbn Mâce, Sünen, 2, 1334-1335)


« Son Düzenleme: 04 Kasım 2008, 18:31:41 Gönderen: narçiçeği »
Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu

Çevrimdışı okumak

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 2
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #4 : 05 Kasım 2008, 12:45:47 »
namazın arkasından okuduğumuz tesbihler sayesinde bir nebze nefsimizi hesaba çekmiş oluyoruz ve günlük işledeiğimiz hataların affına sebeb oluyor
rabiatül adeviyye hz günlük bin rekat namaz kılar yinede nefsini hesaba çekip bugün Allah için bir şey yapamadım diye üzülürmüş

Çevrimdışı ken29

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #5 : 06 Kasım 2008, 17:00:48 »
Imam-i Saffi soyle demistir:
"Iki görüsten hangisi dogru,hangisi yanlis diye karar veremediginiz zaman,nefsin isteklerinizin meyl ettiginin tersine olanini seciniz.Zira nefis,insani daima kinanmis amelleri yapmaya tesvik eder"
(Kalplerin sifasi SEYDA MUHAMMED KONYEVI kitabindan alintidir)

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #6 : 07 Kasım 2008, 19:33:20 »
"Nefsin büyük hastalığı hırstır. Sahibini mahrum eder."

"Ben ve nefsim, bir sürüyü güden çobana benzeriz. Çoban sürüyü bir taraftan toplarken sürü diğer taraftan dağılır. Kim nefsini mağlub eder, arzularını durdurursa; İlahi Rahmet onu sarar da, Rahmet kefeni ile keramet toprağına defnedilir. Kim kalbini isyanlarla öldürür, İlahi ve insani duyguları ondan yok ederse, lanet kefenine sarılıp, azap toprağına defnedilir."

Hz. Ali R.A.
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı ücharfbeşnokta

  • Tarih öğrenmek farzdır...
  • aktif okur
  • **
  • İleti: 180
  • Kabı ayrı olanın Tadıda ayrı olur
    • zat-ı muhterem
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #7 : 09 Kasım 2008, 00:13:49 »
narçiçeği kardeşimizin aşağıdaki paylaştığı konu

Bir harpten dönerken ashâb-ı kirâma şöyle buyurmuştur İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.):

“En küçük harpten en büyük harbe döndük.”(2)

Ashâb-ı Güzîn, çetin bir harpten dönerken bunun ne demek olduğunu sordukları zaman aldıkları cevap:

“Nefisle mücâhede ve mücâdele etmek, en büyük cihaddır” meâlinde olmuştur.

harp mutlak zikredilmiştir bu harbin ismi TEBÜK dür...açıklama getirdikten sonra birazda ben ekleyeyim

    Merkezi iki kaşımızın arasında önce dimağımızave oradan bütün vücüdumuza dağılmış olan,efendimizin tabiri ile 72 şeytan kuvvetinde cenab ı hakkın celal sıfatının iktizası sırf şerden yaratılmış bir varlıktır.İşte ehli iymanın baş ve birinci düşmanı budur.Ne ile yok olur Nuru ilahi ile yok olur...

Orucun farzıyyetindeki hikmeti ifade ederken şöyle bir hadise görüyoruz..Cenab ı hak ilk defa aklı yarattı ona sen kimsin

dedi akıl nimetiben aciz bir kulunum sende benim rabbimsin diye cevapverdi.Allah c.c çok memnun olup senden daha

değerli ve kıymetli bir varlık yaratmadım buyurdu.Ve ona melaikei kirama verdi sonra nefsi yarattı onada kimliğinden

sordu o ise aklın aksine sen sensin ben benim dedi bu cevabı verince rabbimiz 100sene Cehennemiminde azap edip tekrar

çıkarıp sordu.O yine sen sensin ben benim dedi Rabbimiz tekrar 100 sene daha azap edip yine sordu cevap yine aynı bu

defa Canabı hak 100 sene açlık cehenneminee attı oradan çıkarınca Rabbimiz sorduğunda istemeye isteneye sen benim

rabbim bense senin aciz bir kulunum dedi bunuda Cenabı hak hayvanata verdi...

   Yine Efendimiz S.A.V bir gün ashabına güreşte en çok kimi galip sayarsınız diye soru sordu eshabı kiramda sırtı yere

gelmeyen pehlivandır dediler Peygamber efendimiz s.a.v hayır öyle değildir asıl öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kişi

en çok galip gelendir buyurdu


    Menkıbe olarak yusuf a.s mın gıssası anlatılr buda YUsuf süresindeki ayetlerde mevcuttur...

     İki Allah dostu karşılaşmışlar biri diğerine sizin memlekette köpek varmıdır diye sormuş vardır cevabını alınca peki o

köpekler sana saldırırsa sen ne yaparsın demiş oda taşla sopa ile kurtulurum demiş bu defa o kimse diğerine sormuş size

saldırırlarsa siz ne yaparsınız  oda ben siz gibi yapamam ben o köpeğin sahibini çağırırım buyurmuş eğer bizde bizim

imanımıza ahlakımıza saldıran köpek misali nefsimizin sahibini çağıra bilsek onun şerrinden emin oluruz

   o halde Sevgili peygamberimiz bizlere dua öğretirken Allahım beni(bizi) göz açıp yumumcaya kadar hatta ondan az bir

zaman bile olsa nefsimin eline bırakma diye dua edip bitireyim... amin
   (Üçharfbeşnokta)
   
« Son Düzenleme: 09 Kasım 2008, 00:27:49 Gönderen: ücharfbeşnokta »
İhmal ihanete eşittir...

Tarih yazılırken okunmaz, yazıldıktan sonra okunur...

Çevrimdışı Aslıhal

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 271
  • Sadece,halin aslı
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #8 : 11 Kasım 2008, 22:26:07 »
Hadis-i Şerif: “Senin en büyük düşmanın, iki yanın arasındaki (seni kuşatan) nefsindir.

Nefsin Kısımları
1)   Nefs-i Emmâre
2)   Nefs-i Levvâme
3)   Nefs-i Mülheme
4)   Nefs-i Mutmeinne
5)   Nefs-i Raziye
6)   Nefs-i Merzıyye
7)   Nefs-i Sâfiyedir...



   – İman ve yakin’in işareti beştir:

   1– İhlas sahibi olmak,

   2– Nefse galip gelmek,

   3– Lisanı kötü sözlerden korumak,

   4– Dünyalık bir maksada nail olmayı vebal görüp, mahrum olmayı nimet bilmek,

   5– Helaldan dahi olsa, midesini tam doldurmamaktır.


« Son Düzenleme: 11 Kasım 2008, 22:34:55 Gönderen: Nigah »
Bârını gerden-i ahbâba edenler tahmîl
Ne kadar olsa sebük-ruh olur elbette sakîl
 

Çevrimdışı trhn

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 114
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #9 : 03 Aralık 2008, 23:25:39 »
''Nefsine düşman ol.o bana düşmanlığa kıyam etti'' Kudsi Hadisi nefisle mücadelenin vücubuna delildir.Allah'ın düşmanına uyup ona tabi olan Allah'ın düşmanıdır.Ona (nefse) uymayanda Allah'ın dostudur.
  Zahiren batınen her hususta nefs'i emmareye uymaktan uzak kalmadıkça insan Abdullah(Allah'ın sadık kulu) olamaz. nefsin ve isteklerin kulu olmaktan kurtulamaz.
   ''Nefsinin arzularını ilah ittihaz edeni görmedin mi ''? (S.Casıye23) ayet-i Celilesi buna delildir.
MUHABBETTEN MUHAMMED OLDU HASIL
MUHAMMEDSİZ MUHABBETTEN NE HASIL

Çevrimdışı omur

  • ömür
  • yazar
  • ****
  • İleti: 649
Nefs'i Yenmek Ve Şeytana Karşı Koymak
« Yanıtla #10 : 10 Ekim 2010, 23:09:15 »
Akli basinda olan kimsenin, nefsin azgin arzularini açlikla sindirmesi gerekir. Çünkü Allah'in (C.C.) düsmanmi (nefsin azgin arzularini) ancak açlik gemleyebilir. Nefsin azgin arzulan, yemek ve içmek seytanin vasitalaridir.
Nitekim Peygamber'imiz ((s.a.v.).) söyle buyurur: "Seytan, insan vücudunda kan damarlari yolu ile dolasir, Binan-aleyh siz onun dolasim yolunu açlikla daraltiniz. Kiyamet günü, insanlarin Allah (C.C)'a en yakin olani, en uzun müddet aç ve susuz kalanidir."

Insanoglu hesabina en büyük tehlike kaynagi, midenin doyumsuz arzularidir. Hz. Adem (A.S.) ile Havva'nin huzur ve istikrar yurdundan (cennetten) çikarilarak horluk ve yokluk diyarina (dünyaya) gönderilmelerinin sebebi odur.
Bilindigi gibi bir agaç meyvesinden yemek, kendilerine Allah (C.C) tarafindan yasaklandigi halde azgin arzularina yenilerek sözkonusu agacin meyvesinden yediler de çirilçiplak kaliverdiler.

Tahkike göre mide asiri arzularin kaynagidir. Hikmet ehlinden biri der ki, "nefsinin kontrolü altina giren kimse, onun azgin arzularindan hoslanmaya mahkûm olmus, onun yanilmalar zindaninda tutuklanmis ve kalbini faydali seylerden mahrum etmis olur. Vücud azalari topragini azgin arzularla sulayanlar, kalblerinde pismanlik agaci dikmis olurlar."

Ulu Allah (C.C.) canlilari üc türlü yaratmistir: Melekleri akilli ve fakat azgin isteksiz yaratmistir. Hayvanlari azgin isteklerle donatmis fakat onlarin yapisina akil katmamistir. Insanoglunu ise akil ve arzulari birarada yapisina katarak yaratmistir. Buna göre aklini azgin arzularinin kontrolüne veren kimse hayvanlardan asagidir, bunun tersine azgin arzularini aklinin kontrolü altinda tutan kimse de meleklerden üstündür.

HIKAYE

Ibrahim Havvas (rahimullahu) anlatiyor: Bir gün Likam daginda idim. Bîr nar agaci gördüm, canim çekti, ondan bir nar kopararak yardim, eksiymis, elimden attim ve yoluma devam ettim. Az ileride birini gördüm, yere serilmis ve üzerine arilar üsüsmüstü.
Adama selâm verince "aleykümselam, ya Ibrahim" diye cevap verdi. "Beni nereden taniyorsun" diye sordum. "Allah (C.C)'i taniyanlara hiç bir sey sakli degildir karsiligini verdi. Ona "anlasilan Allah (C.C) ile münasebetin var, su arilardan seni kurtarmasini O'ndan istesene" diye takildim.
Bana su cevabi verdi, "ben de senin Allah (C.C) ile münâsebetin oldugunu saniyordum. Asil kendin, nar düskünlügünden seni kurtarmasini istesene! Nar düskünlügünün acisini insan ahirette çeker, oysa ari sokmasinin acisi dünyadadir. Öte yandan ari sokmasi vücudu incittigi halde azgin arzular, ignelerini kalbe batirirlar." Bana agir, fakat faydali bir ders veren adami kendi halinde birakarak yoluma devem ettim.

Nefsin azgin arzulari padisahlari köle yaptigi gibi sabir da köleleri padisahliga yükseltir. Hz. Yusuf (A.S.) sabri sayesinde Misir meliki oldu. Buna karsilik Züleyha, nefsinin azgin arzusu yüzünden. Hz. Yusuf'a (A.S.) karsi duydugu aski gemleyemedigi için zavalli, düskün, yoksul, yasli ve gözlerinden mahrum bir duruma düstü.

Ebul Hasan Errazi'nin (rahimullahu) anlattigina göre, ölümünden iki yil sonra babasini rüyasinda görür, üzerinde katrandan bir elbise vardir. Ona sorar, "babacigim, niye seni cehennemliklerin kiligi içinde görüyorum."
Babasi "yavrum, nefsim beni cehenneme sürükledi! Sakin nefsine aldanma" der.

Sairin biri bu konuda söyle der:
Basima dört belâ sarildi.
Sapikligim ve iradesizligim yüzünden düstüm pençelerine:
Seytan, dünya, nefsim ve sonu olmayan arzular.
Hepsi de düsmanim, acaba kurtulus nasil?
Ihtiras ve kuruntularin karanliginda
Nefsimin beni sonu olmayan arzulara çagirdigini görüyorum.

Hatem'ül Asam (rahimullahu) der ki. "nefsim ayakbagim. ümim silâhim günahim hayal kirikligim ve seytan da düsmanimdir. Nefsimin arzusun, hiç bir zaman, uymam."

Ehli marifetten bir zatin söyle, dedigi nakledilir: Cihad üç türlüdür. Birincisi kâfirlerle savasmaktir ki, bu zahiri cihad'dir. Ulu Allah'in
"Allah yolunda cihad edenler..."
(Maide Sûresi. 54)
Ayet-i celilesinde , cihadin bu çesidine isaret edilmistir.

Ikinci çesit cihad, ilimle ve inandirici deliller ile batilin taraftarlarina karsi verilen cihaddir.
"En iyi usulle onlara karsi koy" (Nahl Sûresi. 125)
Ayet-i kerimesi, bu çesit cihada isaret eder. Üçüncü çesit cihad, kötülügü emreden nefse karsi verilen cihaddir. Bunun hakkinda Allah söyle buyurur:
"Bizim ugrumuzda cihad edenlere yollarimizi gösteririz"

(Ankebut Sûresi. 69)
Peygamberimiz ((s.a.v.).) de bu konuda söyle buyurur:

— "En faziletli cihad. nefse karsi verilen cihaddir."

Nitekim sahabîler (Allah (C.C) onlardan razi olsun) kâfirlere karsi verilen bir savastan dönünce "küçük cihaddan büyük cihada döndük" derlerdi.
Nefse, seytana ve azgin isteklere karsi verilen cihada "büyük cihad" ismini vermelerinin sebebi sudur: Nefse ve azgin arzulara karsi verilen cihad araliksizdir, oysa kâfire karsi arasira savas verilir, öte yandan cephe savasçisi düsmanini görür, fakat seytan görünmez, görünür düsmana karsi cihad vermek, görünmez düsmanla cihad etmekten daha kolaydir.

Bir de seytana karsi savasirken onun. senin nefsinde bir destekçisi vardir, bu destekçi nefsin azgin arzularidir, oysa ki kâfirlerle yapilan savasta onlarin senin nefsinde öyle bir yardimcilari yoktur, bu yüzden seytana karsi verilen cihad daha çetindir.
Yine savasta kâfir öldürürsen zafer ve ganimet elde edersin, kâfir seni öldürürse sehitlik rütbesi ile cennet kazanirsin. Halbuki seytani öldüremezsin, ama eger o seni öldürecek olursa Allah'in cezasina çarpilirsin.
Nitekim derler ki: "Savasta atini elinden kaçiran kimse düsmanin eline düser, buna karsilik imanini yitiren kimse Allah'in gazabina ugrar, böyle bir seyden Allah (C.C)'a siginiriz!..." Diger yandan, kâfirlerin eline esir düsen kimsenin elleri boynuna baglanmaz, ayaklarina pranga vurulmaz, aç ve çiplak birakilmaz. Oysa Allah (C.C)'in öfkesine muhatap olan kimsenin yüzü kara olur. Elleri boynuna kelepçelenir, ayaklan atesten prangalara vurulur, yedigi ates, giydigi ates ve içtigi ates olur.

(Kalplerin kesfi)


 
« Son Düzenleme: 10 Ekim 2010, 23:17:26 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı mazlum

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 861
  • Allah'a giden tüm yollar.Kalp lerden gecer.
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #11 : 11 Ekim 2010, 00:58:00 »


Mevlayi Zülcelali vel ikram Hz leri .
Nefsiyle mücadeleye niyet eden , Tüm Siddik ve Siddikalarin
yar ve yardimcisi olsun , nefsin serinden Azamet sahibi Allahimiza siginiriz
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.

Dost Ararsan Kendine Bak
Dostun Ağlasını Bulursun
Düşman Ararsan Yine Kendine Bak
Düşmanında Ağlasını Bulursun .
vesselam .

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #12 : 19 Eylül 2011, 16:20:02 »
eemeğinize sağlık .güzel bilgiler..

Çevrimdışı aktifhayat

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 3
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #13 : 22 Aralık 2011, 21:12:03 »
nefis  muhasebesi  kişinin  daima  özneliği  nefse  bırakmamasıdır  başka  deyişle  şeytanın  daima  tümleç  olmasıdır

Çevrimdışı molla dervis

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 5
Ynt: Nefis Muhasebesi [3 Kasım 2008]
« Yanıtla #14 : 02 Mart 2012, 03:32:27 »
Seytan bazi dualar ile kacar ama efis öyle degil, imtihan icin nefis insana mertebede kazandirir aksinide yapar,

``men arefe nefsehu fekat arefe rabbehü´´

iffeti ile meshur olan peygamber bile ´´veme überri-u nefsi inne-n nefse le emmaretün bissü-i´´ buyuruyor.
« Son Düzenleme: 02 Mart 2012, 03:34:26 Gönderen: molla dervis »
Bizim sözümüz bedenimizden agirdir...