Gönderen Konu: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )  (Okunma sayısı 39594 defa)

0 Üye ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #15 : 26 Ocak 2013, 00:33:24 »

Aziz olan insanda kemal ve olgunluk, nefsini bilmek,nefsin merdüd ahlakını görmek,ahlak-ı hamideyi kendine huy edinmekle olur. İrcii emrine uymak nefsinde kabiliyet kasbetmekle olur. Ta kendisinde ma'rifet-i hak hasıl oluncaya kadar. İnsan olmaktan maksat Hakk'ın ma'rifetini hasıl etmektir. Hak Teala (cc) bir Hadsi-i Kudside:
<< Ben bir gizli hazine idim. Bilinmeyi istedim sonra bu mevcudatı yarattım.>> ( Senedinde ve racvzüiyetinde ihtilaf vardır. )
Bu malükat ma'rifet için yaratılmıştır. Bir kişi yoktur ki O İlah'ı bilmesin, O'nun vahdaniyyetine şehadet etmesin. Mevcudattan herbirinin kendine göre bir ma'rifeti ve Hakkı bilmesi vardır. Marifetten nasip miktarı vardır.
Hakiki ma'rifet, Hakkın zat ve sıfatına mahsus olan ma'rifet insandan başka mahlukatta bulunmaz. Havnssu'l-havas ismi verilen kimseler hakiki ma'rifete sahip olmuş kimselerdir. Bu mevzuda güzel, pek çok latif sözler, bahisler ve sualler vardır.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #16 : 27 Ocak 2013, 15:30:09 »
İsmail Hakkı BURSEVÎ

1. Yüce Allah buyurdu ki “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek ve tanınmak istedim ve mahlûkatı yarattım.” Bu kutsi hadisin ışığında “Ben insanları ve cinleri beni tanımaları ve bana iman ederek ibadet etmeleri için yarattım” (Zariyat, 51:56 ) ayetinin manası anlaşılmaktadır.[/b]
Alıntı

<< Ben bir gizli hazine idim. Bilinmeyi istedim sonra bu mevcudatı yarattım.>> ( Senedinde ve racvzüiyetinde ihtilaf vardır. )
[/color]


Parantez içinde olan bölüm sizin sözünüz'mü? Yoksa kıtabın müellifinin'mi?





« Son Düzenleme: 27 Ocak 2013, 18:11:22 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #17 : 27 Ocak 2013, 18:35:44 »
Parantez içerisinde ki söz kitapta yazılı olan kısımdır, haddimize söz düşmez haaşa
bende sözün manasını tam anlamıyla ne demek istenmiştir diye inceliyorum bir iki gündür ( ihtilaf ) kısmı benimde aklımı oyalıyor.
« Son Düzenleme: 18 Mart 2013, 11:26:48 Gönderen: Togika »
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #18 : 27 Ocak 2013, 20:12:22 »

Alıntı
Parantez içerisinde ki söz kitapta yazılı olan kısımdır, haddimize söz düşmez haaşa...
Ben de sözün manasını tam anlamıyla ne demek istenmiştir diye inceliyorum bir iki gündür ( ihtilaf ) kısmı benimde aklımı oyalıyor.
[/color]


     Genel de ben bir kitaptan alıntı yaparken,yazarken uygun bulmadığım veya görüş belirtmek istediğim zaman bu tür uygulama yapıyorum. Aklıma oradan geldi sorma ihtiyaci hissettim. siz de şimdi kitapdakinin aynısı deyince ben tekrar yazınızı gözden geçirme ihtiyacı hissettim. O zaman akla  kitabı çeviren kişi geliyor muhtemelen çeviren kişi bu Hadis-i Kudsi'yi kabul etmediği için bu uyarıyı yapıyor...

  Ruhu-l Beyan gibi çok değerli bir kitabın yazarı, İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri bunu ayetle destekleyerek yazmışsa bize söz düşmez.Amenna ve saddakna. Bu arada kitabın çevirisini yazan,yapan kişiyi de bizimle paylaşırmısınız...
« Son Düzenleme: 27 Ocak 2013, 20:57:11 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #19 : 27 Ocak 2013, 21:07:15 »
Bir Ruhu-l Beyan aşığı olarak bende çok itina ile okuyorum tefsiri.
sayfanın bu kısmını yazarken biraz düşündüm bu bölümü yazmasam diye fakat sonrada kendi kendime acaba benim anlayamadığım bir noktamı var diyerek yazdım.
Ben şöyle olabilir diye tahmin ettim acizane, ' Nefsi emmaresini terbiye altına alamayan yada almaya çalışanları kasdettiğini hitaben bu notu düşmüştür'

Merve Basın Yayın Dağıtım
Tercüme; Ali Arslan
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #20 : 27 Ocak 2013, 21:34:16 »
Ali ARSLAN    
14.09.1934’de Ağrının Eleşkirt İlçesinde doğdu, özel olarak 18 yıl medresede eski usul üzerine nahv, sarf, mantık, adap, akaid, usul-ü fıkıh, usul-ü hadis, fıkıh, tefsir, hadis, lûgat vb. ilinler tahsilini görmüş ve bu tahsil sonrasında Şeyh Taha Efendi’den icazet almıştır. (Şarlı Hoca)

1956 Yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca açılan özel Vaizlik ve Müftülük imtihanına girmiş ve imtihan neticesinde Aydın İli Karacabey İlçesi’ne Müftü olarak tayin edilmiş ise de buraya gitmeyerek sarfınazar etmiştir. Özel olarak öğrenci okutarak talebeler yetiştirmeye başlamıştır. 1961 yılında İstanbul Fatih’e gelerek Çarşamba da İsmailağa Medresesi’nde dernek ile anlaşarak 1965 yılına kadar ders okutmuştur.Bu yıldan sonra Çankırı Merkez Vaizliğine tayinini yaptırmış 19.04.1966’ya kadar bu görevini sürdürmüştür. 19.04.1966 tarihinde Tekirdağ İl Müftüsü olarak tayini yapılmış ve Tekirdağ’da ki görevini 15.08.1970 tarihine kadar devam ettirmiş ve bu tarihten sonra İstanbul İl Müftülüğü Merkez Vaizliğine tayini çıkmıştır. İstanbul Müftülüğü Merkez Vaizi olarak 2 yıl görev yaptıktan sonra kendi isteği ile görevden ayrılmıştır. Bu görevleri sırasında 43 eser tercüme etmiştir. Bu eserler; İmam-ı Gazali’nin 10 ciltlik İhya-u Ulumiddin’i, 4 ciltlik Kimya-i Saadet’i, Seyyid Kutub’un İslamın Dünya Görüşü, Medineli ve Beykozlu Hacı Osman AKFIRAT’ın Basiratüssalikîn’i (Erenlerin Kalp Gözü), Hadislere göre evlenme adabı, Kadınlara hitab, Hanefi Fıkhında Kuduru-i Şerif’in Tercümesi bunlardan bazılarıdır. Arapça ve Farsça bilmektedir.

Genel...


Tercüme eden Ali Arslan burda ne maksadla bunu( Ben bir gizli hazine idim. Bilinmeyi istedim sonra bu mevcudatı yarattım.>> ( Senedinde ve racvzüiyetinde ihtilaf vardır. ) buraya aldı kendisinin açıklaması gerekir....
« Son Düzenleme: 27 Ocak 2013, 22:01:39 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #21 : 01 Mart 2013, 14:49:25 »
Marifetin üç mertebesi vardır

1-  Ma'rifet-i âm; Bu husus, bütün mahlükatta müşterektir.
2 - Ma'rifet-i Has.
3 - Ma'rifet-i Hâsul-hâstır.
Üçüncü mertebeye yükselebilmiş kimsede muayene ve müşahede sıfatları hasıl olmuştur. Bu mertebeye ma'rifet-i hakiki denir. Bu mertebenin hasıl olması için insanın tamamen kendisinden fani olması, talipte bilkülliye mahbübun tecelli etmesi gerekir.
Ma'rifet  gibi iman da üç mertebedir.
Kişinin imanı marifetine göre olur. Ma'rifetide imanına göre olur. Bu hususta da söylenecek çok şey vardır. İnsan imanın bu mertebelerini öğrenip ona göre imanını taklidden tahkika doğru yükseltmelidir. İmanını avam imanından kurtarıp havas imanına doğru yükseltmelidir.

İmanın Üç Mertebesi :

1- En aşağı avam tabakasının iman mertebesidir. İmanın bundan aşağı mertebesi yoktur. Bu kadarı da olmazsa ona iman denmez.İmanı bu derecede olan cennete girer. Yukarıda da geçtiği üzere Efendimiz (sav) buyururlar;
<< Kalbinde zerre miktarı iman olan ateşte kalmaz,cennete girer.>>
Yine peygamber Efendimiz (sav) buyururlar.
<< İman, Allah-u teala(cc)'ya ,meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine,ölüp de dirileceğimize,kıyamet gününe,cennete,cehenneme,hayır ve şerrin Allah-u teala(cc)'nın takdiriyle olduğunu dil ile ikrar edip kalble inanmaktır.>>  
Bu avamın mertebesinde bir imandır. Bundan aşağı mertebede bir iman yoktur. Yani bunları inkar eden kafir olur.
Bundan yukarı mertebede Havasların iman mertebesidir.
2- Hasların imanı (iman-ı hâs) Bu da amentü'nün esaslarını dil ile ikrar edip kalb ile inandıktan sonra sözümüzde, işimizde,ibadetlerimizde Allah-u teala (cc)'nın bizi görüyor olduğunu bilip düşünmek,daima,her hâl-ü kârda bu duygu ve düşünce üzere olmaktır. Her ne işlerse Allah (cc)ı görür durur. Bu mertebeye İman-ı İhsani dahi derler.
Resülullah (sav) Efendimizden iman-ı ihsani sual olundukta buyurdular ki:
<< İhsan : Senin Allah-u teala (cc)' yı görüyormuşcasına ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni daima görür.>>
Efendimiz böyle buyurduğu için bu derecedeki imana iman-ı ihsani dense münasiptir.
İmanı havas derecesine erişmiş kimse ibadet ve tâatında Allah-u teala (cc)'yı görür durur gibi olur. Gizli ve aşikâre ne yapar ve ederse ihlâsla, Allah (cc)'ı Hâzır ve nâzır bilerek işlerler. Allah-u teâlâ (cc)'nın ululuğunu öyle fikrederler ki gönüllerine Allah (cc)'dan gayri hiçbir şey gelmez. Allah (cc)'dan gayri hiç bir şey ile gönülleri safâ bulmaz. Oturup kalkmaları,yürüyüp durmaları hep edep ve hudü iledir. Konuşurlarken sağlarından ve sollarından haberleri olmaz. Sağında ve solunda erkek mi, dişi mi, hayırlı mı, yoksa şerli mi farkında olmazlar. Böylelerin imanları yakin üzeredir.
« Son Düzenleme: 01 Ağustos 2013, 09:58:23 Gönderen: Togika »
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #22 : 03 Mart 2013, 16:18:20 »
Bundan da yukarı bir mertebe vardır. O da;
3 - Hasul hâs mertebesidir.

bunların gönülleri başkalarının hayâlinden dahi arınmıştır. Pâk olmuş ve basiret gözleri açılmıştır. Allah-u teala (cc) böylelerin ruhuna sıfatıyla tecelli eder.
Basiret gözüyle görüp bu tecelliye iman ederler. Vücutlarının her aza ve kısmıyla, elleriyle, ayaklarıyla, göz-kulaklarıyla, zâhir - bâtınlarıyla, saç - sakalının her bir kılıyla iman ederler.
İkinci mertebede adı geçen havaslardan bu mertebedekiler çok üstündür. Bu mertebedekilerin zâti fânilikleri ne şekildir, onu yerinde tedkik edeceğiz inşâAllah..

Bu fenaların birkaç mertebesi vardır.
a - Fenâyı - Ruh,
b - Fenâ-yı Süret,
c - Var Tarık'ı.

Dervişlikte öyle hususlar, makam ve mertebeler vardır ki, harfler ve sesler ifadesi kabil olmayıp ancak dervişlerin lisanıyla ifadesi mümkündür. O hususları işitebilmek için onların kulağı gibi kulağa sahip olmak gerekir.
Bu hususların bâzılarını görmek lâzımdır, işitmekle olmaz. Bâzıları görmekle de, işitmekle de olmaz, tatmak icabeder.    <<  Men lem yezuk lem yedri >>
Manası  ; <<  Tatmayan bilmez >>
Ey kardeş! Avamın, havâs'ın,havâs ul-havasın imanının ne olduğunu şimdi öğrendin. Aslında üçüncü mertebeyi yâni havâs-ul-havas mertebesini hiç kimse lâyıkı veçhile anlatıp dile getiremez. Biz aslını ve hakikatim değil, bizim bilgimizin derecesine ve kıfayeti nispetinde anlatmaya çalışıyoruz.
Hak teâlâ (cc)'nın  kullarının üzerine rahmeti üç mertebedir.

a- Rahmet-i âm,
b- Rahmet-i hâs,
c - Rahmet-i hâs-ul hâstır.

a- Rahmet-i âm ; Yer yüzünde müslüman - kafir, insan - cin, vahşi hayvanlar, kuşlar ve bütün mahlukatı ihtiva eder bir rahmettir.
b- Rahmet-i hâs : Bu rahmet, ahirette yalnız mü'min kullara mahsustur. Bu rahmeti Hak Teâla (cc) mü'min kullara mertebelerine göre ihsan edecektir.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #23 : 07 Mart 2013, 15:47:14 »
Bunları söylemekten maksat;
Ben Lâ ilahe illAllah, Muhammeden resülüllah derim, namaz kılar, oruç tutarım, hacca gider, zekat veririm ve tevbe ederim diye mağrur olmayasın, bunları mücerred olarak yerine getirmekliğine aldanmayasın. Dini bakımdan her vazifeyi bihakkın yerine getirdiğine zâhip olmayasın. İbadet, tâat yoluna, seğirtip tâ bu mertebelere ulaşasın. Zira nefsin, emmârelikte karar kılarsa bu yüksek mertebelerden mahrum kalırsın. İnsanlık menziline erişemezsin.
Sa'y ü gayreti elden koymamak gerek. Sadece mücerred ve zahiri ibadetle olmaz.

Hak Teâlâ  Kur'anı Kerim'inde buyuruyor;
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

<< İnsanın eline sa'y ü gayretinin neticesinden başkası geçmez.>> ( en necm süresi,39 )
Bundan maksat ibadet ve tâat yolunda gayret sarfetmemiz,bulunduğu manevi makam ve menzile razı olmayıp daha yükseğine mazhar olmaya gayret etmemizdir.

Hak Teâla Kur'anı kerim'inde buyuruyor ki ;
<< Her kim Hak Teâla (cc )'nın didarını görmek isterse amel-i salih işlesin.  >> ( el kehf süresi,110 )
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #24 : 12 Mart 2013, 12:17:42 »
Amel-i sâlih nedir ?

Amel-i sâlih iki kısımdır;
1- Zahiri sâlih olan amel-i sâlih,
2- Bâtıni ve manevi olan amel-i sâlih,

Şeriatin emrettiği farzları, sünnetleri, âdabları yerine getirmek bu iki kısmını da ihtiva edip içine alır.

1- Zahiri ve süri olan amel-i sâlihe misal : Allah-u Teâlâ (cc)nın mahlükatından hiç kimseyi incitmemek,mahlukatın nefsine malına zararı dokunabilecek bir fiil işlememektir.
2- Bâtıni ve manevi olan sâlih amellere gelince; kalbi nefsin fesadlıklarından kurtarıp iyiliğe ve salâha götürmek, nefsi emmâreyi mutmainneliğe çevirmek, bu hususta nefisle mücadele etmektir.

1- Nefs-i emmâre ile sıfatlı bulunan ve kavm-i fâsık olan kimseler, kafir ve münafıklardır.
2- Nefs-i Levvâme :

Bu. zâlimdir. Lâkin mülhime mertebesi arzu edilen ve nail olunması istenilen bir makamdır. Dünyada insanın işi emmârelik ile süflileşmiş olan nefsini sırasıyla levvâmeliğe, mülhimeliğe, mutmainneliğe yükseltmeye çalışmak olmalıdır.
İnsan kendini Allah(cc)'a ısmarlayıp tâât ve ibadet üzere olmalıdır. Ta ki, bu sayede yarın ki gamlı ve kederli günlerinde gamsız ve kedersiz olabilsin. Dünya hayatında kişi nefsini bilmeli, onun terbiyesi ile meşgul olmalıdır. Amelini de görüp bilmek, yaramazını ve zararlısını değiştirmek, iyisini hayırlısını alıp yerleştirmek ve devamlı bir şekilde bu gayret içinde bulunmak gereklidir. Bu nefs-i emmârenin afetlerinden sakınmanın en müsbet ve ma-kul çaresidir.
Kişinin ameli, kendisini dünyadan âhirete saadet ve selâmetle iletecek bir aracı ve vesilesidir. Böyle yapmadığımız taktirde yarın Hakkın huzuruna vardığımızda amellerimiz yüzümüze çarpılır. Zira âhirete vardığımızda amellerimiz Hak Teâlâ (cc)'nın huzuruna arz olunacak.
Terazide tartılacak. Arasat meydanında toplanılacak. İşte bunları düşünüp hesaba katmak lâzım. Yarın pişman olanların durumuna düşebiliriz. O gün pişmanlık hiç faide vermez. Ancak nedamet ve hasret hâsıl olur. Bu dünya hayatında ameline mukayyet olmayıp iyisini bilip öğrenmeyen kimsenin hali şuna benzer;
Bir pazarcı bir vilâyete vardı. Nice nice ağzı kapalı çuvalları alıp alıp yığdı. Çuvalların ağzını açıp içinde ne var ne yok diye bakmadı. Memleketine geldiğinde açıp baktı. İbrişim ( ipek ) zannettiği şeyler aba eskileri değil miymiş ? Hepside bir işe yaramaz. pazarcı rezil ve rüsvây olur. Utanır, üzülür.
« Son Düzenleme: 01 Ağustos 2013, 10:07:51 Gönderen: Togika »
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #25 : 18 Mart 2013, 12:15:50 »
Dünyada nefsini amellerin iyisine sevk ve teşvik etmeyen kötülüklerini ve fesatlarını bırakıp iyilerine ve salihlerine yöneltmeyen kimse de bu pazarcının durumuna düşer. O amel yüklerini dünyadan ahirete, kıyamet arsasına götürdüğünde Hakk Teâlâ (cc)'ya arz eder. Lâkin bütün kötü işleri yüzüne çarpılır, geri çevrilir. Üzülür, ümitsizlik ve korku içinde mahv ve helak olur.
Şimdi ey kardeşim! amellerinin yükünü ve çuvalını burada iken aç ve içinde ne var ne yok gör. Kötülerini, işe yaramayanlarını bir daha alma, işe yarayanlarını çuvalına bol bol doldur. Nefs-i emmâre ile ilişiği olanları bir daha kapına yaklaştırma. Zira onlar Hak Teâlâ (cc) nazarında merduddur. Nefs-i levvâme  ve mülhimeden hâsıl olanları dahi teftiş ve kontrolden geçir. Onların içinde mâsiva ile kirlenmiş ve lekedâr olmuş olanları bulunabilir. Emmâreden bir miktar dahi olsa kabrinde de rahat bırakmaz kıyamette de. Azaba giriftar olursun.
Bu hususta mürşidin yardımına ve görüşlerine ihtiyaç fazladır.
Kötülükleri bırakmak, onlardan rücu etmek, mürşidi kâmilin  huzurunda tövbe ettikten sonra bir daha bu çirkin amelleri hiç işlememek gerek...
Nefs-i mutmainneden hâsıl olan ameller ise, başlı başına iyi amellerdir. Hepsi de Hakk (cc)'nın huzurunda ortaya çıkmaya lâyıktır. Gaye emmârelik, levvamelik, mülhimelik kademelerinden yükselerek mutmainneliğe erişmektir. Zira Nefs-i Mutmainneliğe varıldığında Hakk (cc)'a en lâyık olur. Hakk (cc)'ın huzuruna dahi çağrılır.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #26 : 24 Mart 2013, 11:04:39 »
Kur'an-ı kerimde buyrulur;
<< Ey mutmainne nefs! Dön Rabbine ( cennetine ) sen ondan razı, o da senden razı.>>  ( el-Fecr suresi,28 )
Kişi kendi nefsini bilmeli ve onun ıslâhı ile meşgül olmalıdır. Amellerin sevaplı olanında devamla günah olanını terk etmelidir. Böylece dünyevi ve uhrevi afetlerden sakınmış oluruz. Nefis, bütün ayıplardan kurtaramadıkça Hakkı bilmek kabil olmaz. Nitekim mübarek bir sözde duyurulmuştur;
<< Kim ki nefsini bilirse Rabbini de bilir.>>
<< El- kelâmü yecürrü ilel-kelâm.>>

Mânası : << Söz sözü açar.>> O halde deriz ki  ;
Önce insan nefsini bilmeli, sonra nefsin mânasını bilmelidir. Mânayı nefs hasıl olmadıkça ma'rifeti Hak da hâsıl olmaz. Nefsin terbiyesi ile meşgül olmak riyazet, mücâhede ve zikrullaha devam etmek gerektir. İşte bu hususta tekâmül kaydedebilenler sıfatı insandan mânayı insana terakki eder. Hakkın sıfatı ancak mânayı insanda zahir olur. Ma'rifet-i nefsin hâsıl olması gerekir. İşte sadece o zaman insan mânayı insan  hakk-ı mahz gibi görünür. Taleb edenin kendi nefsinden Hakkı temyiz etmesi gerektir. Kendi mânasına Hak dese Hakkı bilmemiş olur. << Men arefe nefsehü>> makamına varmamış olur. << Fekad arefe rabbehü>>'ye gelince; bu hususta çokları hataya düşmüşlerdir. Zira mânayı nefs-i Hak tasavvur ettiler. Sıfat-ı Hak ile zahir olduğu için << Enel-Hak>> dâvasını güttüler.
Şeyh Beyazıd-Bestami Hazretleri der ki;
<< Otuz yıl çeşitli mücahedeler, riyazatlar,mezallet yâni horluk ve hakirlik talep edip müridlik kapısında oturdum. Maksadım Bârı Teâlâ'ya (cc) nail ve lütfuna mazhar olmak idi. 30 yıl sonra dostla benim aramda olan perdeyi kaldırdılar. Gördüm ki Bâyezid perde arasında zahir oldu. Yani demek oluyor ki Bayezid'in Rabbinin sıfatı Bâyezid'de tecelli etti. Sonra öyle zannettim ki istediğim yine kendim imişim. Çünkü gördüm ki bana görünen ancak Bâyezid'dir. Yâni Bâyezid'de görünen Hak sıfatı imiş.Manayı Bâyezid'dir böylece bildim.
<< Men arefe nefsehü fekad arefe rabbehü..>>

Mânası; << Kim ki kendi nefsini bilirse Rabbinide bilir.>>
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #27 : 22 Nisan 2013, 14:50:48 »
Muhakkak da budur, dedi. Öyle ise bir kimse kendi mânasını bilip onun vasıtası ile Hakk (cc)'ı bilmesi, o kimsenin nefsini bilmesi ve mâ'rifet kesbettim demesi yalandır. Aslı yoktur Binaenaleyh: Nefsini bilen Rabbi'ni bilir'in mânası ve sırrı; kim ki kendi mânasını bilir, o kimse Rabbini'de bilir, demek olur.
Kim ki kendinin niteliğini bilmez, o kimse Rabbini de bilmez. Kendinden gayrisini hiç bilmez. Bu münasebetle Hakkı'da hiç bilmez. Nitekim demişlerdir.   

BEYT
Kişi ki, keyfiyetini idrâken aciz. Nasıl olur da kadim ve ezelden Cabbar olan Allah'ın ( cc) keyfiyetini bilir?. Bilemez.. Kendi niteliğini bilmeyen kimse, o Gani Cebbar hakkında ne söyleyebilir?
İnsanın nefsi ya emmaredir veya levvamelikte. Makam-ı mutmainneliğe vasıl olmayan kimse, bu mertebelere erişip ma'rifet hasıl edemez. Tasfiye edilecek hususların tamamen tasfiye edilmesi gereklidir. Hakkın (cc) o kimseyi çağırması lâzımdır. Bu da nefs-i mutmainne makamına vâsıl olmadıkça mümkün değildir. O makama münhasırdır.
Nitekim Hak Teâlâ buyurur:
                                       ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
<< Ey mutmainne olan nefs! Senden razı ve seninde razı olduğun halde Rabbine (cc) dön.>> ( el-Fecr süresi, 28 )

Hakkı talep edene ve bu yolun yolcusu olmak isteyene evvelâ suret-i nefsi bilmek ve ondan sonra sıfatından mânaya yetişmek lâzımdır. Sonra ma'rifeti Hak hâsıl olmalı.
Nefs-i Mülhime, Nefs-i Levvameden üstün ve yukarıdır. Bunun çeşitli sebepleri vardır; zira nefs-i levvame bir zaman nefsi emmâre-i bissü'e uydu idi. Ahirete yarayıcı amelleri,kitabı, sünneti terk edip şeytana uyarak cehennenim yolunu tutmuş idi. Küçük - büyük günahlardan ne bulduysa işledi.
Lâkin Hakk'ın inayeti imdada yetişti. Nefs-i emmârelikten ayrıldı. Cennetin yolunu tutmak istedi. Cennete layık amellerle meşgul oldu. Mürşid de nefs-i emmâreyi nefs-i mülhimeye döndürmek direktifini verdi. Nefs-i levvamenin iki yüzü vardır. Bir yüzü nefs-i emmâreye bakar, diğeri de nefs-i mülhimeye. Nefs-i mülhimenin de iki yüzü vardır, bir yüzü levvâmeye, diğeri mutmainneyedir. Nefs-i mutmainne'nin de iki sıfatı vardır, biri Raziye, diğeri de Marziyyedir.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #28 : 11 Mayıs 2013, 14:47:40 »
Nefsi-i levvame bir bakımdan nefs-i emmâreden yüzünü çevirmiştir. Lâkin devamlı olarak tekrar meyletmesinden korkulur. Nefis, levvâmelik üzerine karar kılar ve tövbe üzerinde kalırsa bu kimseler o vakit cennete girer. Asla cehenneme girmez. Allah-u Teâlâ (cc)'nın fazlı. Resülünün şefaati ve iyilerin yardımıyla ahirete gidinceye kadar bu hal üzere kalır. Zira bu hususta salâhiyyet yolu da  cennet yoludur. Fısk ve fücur ise cehennem yoludur. Öyle olsa dahi bu nefs-i emmare ve nefs-i levvâme sahipleri yinede onlardan farklıdır. Nefs-i levvâme sahibi, nefs-i emmâreye tâbi olan kimselerden üstündür. Bu emmârelik derecesinden alâkasını kesmesi lâzımdır ki cennete girebilsin. Nefs-i levvâme de kendisine zulmettiğinden dolayı kendisine âyette zâlim denildi. << Onlardan kendi kendisine zulm edenler vardır.>> ( el-Fâtr süresi, 32 )
Her kim nefs-i emmâresine uyarsa o zâlimdir. Rücu'eder ise bütün günahları afvolunur. Nitekim günahları ne kadar olursa olsun o günahların miktarınca tevbe ettiğinden yerlerine sevap yazılır. Allah-u Teâlâ (cc) Kelâm-ı Kadiminde bu gibilerin günahlarını hasenata tedbil ettiğini müjdeler. << Çünkü bunların kötülüklerini Allah (cc) iyiliğe çevirir.>> el- Furkan süresi, 70 )
Resülullah (sav)'da; << Tevbe eden günah işlememiş gibidir.>> buyururlar.
Cehennem denilen azgın mahlük, mü'min kimseye: << Ey mü'min çabuk geç, senin nurun benim nârımı (ateşimi ) söndürüyor>>der.
Zira nefs-i emmârenin sahibi, üzerinde olduğu amellerin bâtıl olduğunu anladı ve rücu'etti. Bir daha da günah işlemeye de kast etmedi. İşte o zaman gerçek tevbecilerden olup
 وَيَسْأَلُونَكَ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ
<< Şüphe yok ki Allah çok tövbe edenleri ve temiz olanları sever.>> ( el- Bakara süresi,222 ) bu âyetin müjdesine de mazhar oldu.
Böyle tevbesi kabul olan nefs-i levvâmeli kimse sırat köprüsünden yıldırım sür'atiyle geçer. Allah (cc) dostlarından olup günah işlememiş gibi olduğundan âhirette saadet ehlinden olur. Lâkin dünyada iken bu kimselerden kefşü keramet hâsıl olmadı. İlhamların zevkini de tatmadılar. Zira nefs-i levvâme keşif ve keramet yeri değildir. Şu kadar var ki mü'minlerin avamının hâslarından oldular. Vâllahü a'lem bissavâb. Nefs-i levvâmenin mertebesi yoktur denilmenin sebebi de budur.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #29 : 16 Mayıs 2013, 17:27:11 »
Nefs-i Mülhime ;

Bunun da mertebesi tektir. Nefs-i mulhime, nefs-i levvâ'meden çok ileri ve üstündür. Sebebi odur ki, nefs-i mülhime sahipleri gerçek günahları işlediler, tövbe edip rücu'ettiler ve geri döndüler. Eğer nefs-i levvâme,levvâmeliğinde devam eder ise umulur ki, nefs-i emmâreliğe geri düşer, alçalır, âdileşir. Yok eğer nefs-i mulhimeliğe çıkarsa yâni riyazât ve mücahedeye başlayıp da devam ederse ve bir mürşidin eşiğine düşerse ozaman uyanıklık örtüsünü başına örter, şeriat ve tarikat yolunun yükünü yüklenir, tasfiye ve tezkiye kalıbına girip nefisleri temkine ulaştırır. Öyle ki sahipleri mülhime makamına erişirler, yani İlhamât-ı Rabbani ile müşerref ve kalbleri münevver olur. Her nesnenin hakikatini Rabbin ilhamıyla bilirler. İbadet ve tâat lezzetini can ve dimağlarına tattırırlar. Hayr'ı şerden seçerler.
Eğer bu nefs-i levvâme levvâmeliğinde devam ederse yani mülhimeye çıkamayıpta levvâmelikten emmâreliğe düşerse Allah (cc) korusun sahibi ehli cehennem olur. Yine çalışıp gayret ederse tekrar mülhimeliğe yükselir. Riyâzât ve mücahedesini arttırıp dini bilen mürşidin huzurundan ayrılmazsa terakki eder, mutmainneliğe erişir. Nihayet Hak'ın huzuruna çağrılır. Bu sebeplerden dolayı nefs-i levvâme kavminin makamından, nefs-i mülhime kavminin makamı yüksektir. Bir kimse nefs-i levvâmelik makamına vardım diye boşverip olduğu yerde saymamalıdır. Artık cennet ehli oldum diye herşeyi boşvermemelidir. Zira levvâmelik makamı hatarat ve tehlikelerle doludur. Nefs-i mülhimenin bunun üstünde bir makam olduğunu  anlayıp bu yükseliş için devamlı sa'y ü gayret sarfetmek gerektir. Mülhimelikten de mutmainneliğe yükselmeye devamlı surette çalışmak lâzımdır. Zira makam-ı aşk mutmain-nelik makamıdır. Mutmainnelik makamında geceli-gündüzlü riyazât, mücadele ve mücahede lazımdır. Ardı arkası kesilmeyen bitmeyen tükenmeyen zikir ve virdlerin ardını bırakmamak gerektir. Nefs-i merdüd ve kötü sıfatlardan temizledikten sonra onu saf halinde tutmak ancak bu sayede mümkündür, insanlık perdesini basiret gözünden kaldırıp aradılar, direkt olarak hakikatları böylece gördüler. Gayb aleminden gelen ilhamların türlü türlü zevklerini canlarına ve dimağlarına tattırdılar. Salâh ve fesadı bu ilham ile ayırt edip bildiler. Hakkı ve bâtılı ayırt etmekle beraber bâtılı terk ile Hakka uydular, selef-i salihin...
Bunlar nefs-i mutmainnenin küçük- büyük  sıfatlarına uydular. Nefs-i mutmainnenin küçük sıfatlarından biri haya'dır. Diğerleri ise cömertlik, şecaat, tevazu' ( alçak gönüllülük) yumuşak huyluluk, iyiyi severlik,sabır, şükürdür.
Bu mertebedeki kimseler çirkin huylardan kurtuldular, bunlar nefs-i emmârenin huylarıdır ve şunlardır;
Heva, nefsine tabi olmak, gadap ve öfke,hırs ve şehvet,kibri gurur,ucub,riya gibi çirkin huylar.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.