Gönderen Konu: Okulların açılacağı tarih değişti  (Okunma sayısı 3086 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3884
    • Herkonudan.com
Okulların açılacağı tarih değişti
« : 29 Mayıs 2010, 07:04:19 »

Daha önce 13 Eylül 2010 Pazartesi günü olarak duyurduğu 2010-2011 eğitim-öğretim yılının başlama tarihi, 20 Eylül 2010 Pazartesi olarak değiştirildi.

Tarih değişikliğinin, Ramazan Bayramı tatili ile ilköğretim okullarına yeni kayıt olan öğrencilerin uyum programlarının bir hafta önce başlayacağı dikkate alınarak, öğrenci ve velilerin olumsuz etkilenmemeleri amacıyla yapıldığı belirtildi. 2009-2010 eğitim öğretim yılı ise 18 Haziran 2010 Cuma günü sona erecek.

Çalışma takviminde yapılan düzenlemeye göre, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı, okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin eğitim-öğretime hazırlanması 13-17 Eylül 2010 tarihleri arasında olacak.

Birinci kanaat dönemi 20 Eylül 2010 Pazartesi günü başlayacak ve 28 Ocak 2011 Cuma günü sona erecek. Yarı yıl tatili 31 Ocak-11 Şubat 2011 tarihleri arasında yapılacak. İkinci kanaat dönemi, 14 Şubat 2011 Pazartesi günü başlayacak ve 17 Haziran 2011 Cuma günü sona erecek.

2011-2012 eğitim-öğretim yılı ise 13 Eylül 2011 Pazartesi günü başlayacak.

Kaynak: AA
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Okulların açılacağı tarih değişti
« Yanıtla #1 : 12 Eylül 2011, 09:16:19 »
Okullar açılırken talim ve terbiyede sekülerizm mi İslam mı?



Bismillahirrahmanirrahim Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten Rabbimize hamd, her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
 
2011-2012 eğitim ve öğretim yılı önümüzdeki hafta başlayacaktır. Bu eğitim ve öğretim yılının bütün insanlığın kurtuluşuna sebep olacak gelişmelere vesile olmasını Allah(c.c)'tan niyaz ediyorum.
 
Türkiye'nin mevcut eğitim sistemi yazılı belgelerin aksine şuurlu Müslüman nesiller yetiştirme yerine, batı ve değerlerini üstün gören ve batının ürettiklerini tüketen dünyacı bir toplum yetiştirmenin gayreti içersindedir. Bu açıdan bakıldığında bu sistemin başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Bin yıllık tarihimizde bütün insanlığın saadeti için cihad etmeyi en büyük şeref sayan bir milletin evlatlarını bu vasfından kopartılıp, gâvurların zulüm üzerine bina ettikleri yenidünya düzeninin tüketen köleleri durumuna getirilmesi sizce de bir başarı değimlidir. Bu eğitim sistemi milletimizin saf ve temiz evlatlarını Allah'ın rızası olan İslam'dan koparmış, Irkçı emperyalizmin kaliteli ve uysal köleleri haline getirmiştir. Elde edilen bu sonuç bizim lehimize midir, aleyhimize midir, bunun takdirini ülkemizin düşünen beyinlerine bırakıyorum.
 
Türkiye'nin her alanda olduğu gibi talim ve terbiye alında da İslam'dan koparılması ve batı değerlerini esas alması Materyalizmin bir projesidir. Ve bu projenin nihai sonucu vaat edilmiş topraklar üzerinde Büyük İsrail'in kurulmasıdır. Bu ise Türkiye devletinin yıkılması anlamına gelmektedir. Bu günlerde bu gerçeği gizleyen de yoktur. Artık insanlık ve İslam âlemi bir bütün olarak Siyonizm tehlikesini görüp, insanlığı tehdit eden bu anlayış karşısında ittihat etmeli ve Yeni Bir Dünyayı birlikte kurmanın adımlarını atmalıdır.
 
Türkiye'nin çoğunluğu olan biz Müslümanlar idrak etmeliyiz ki İslam'a dayanmayan bu talim ve terbiye anlayışından bu zamana kadar bir hayır gelmemiştir bundan sonra da hayır gelmeyecektir. Türkiye geleceğini yeniden inşa etmek ve tarihteki şerefli yerini almak istiyorsa Talim ve Terbiyesini İslam'ın temel esaslarına göre yeniden inşa etmek zorundadır. Bu gün bunu yapmak her zamandan daha kolaydır.
 
Ancak bunu yapmanın ve başarmanın tek yolu ben Müslüman'ım diyenlerin İslam'da ittifak etmeleri ve tek bir ümmet olmalarıdır. Bu İttifak ülkemizde İslam'ın öğrenilmesinin önüne konulan bütün engelleri ortadan kaldıracak ve talim ve terbiyemizi doğal mecrasına sokacaktır.
 
Bizim dünya imtihanımız zıtlar arasında geçen bir HAK-BATIL mücadelesi şeklinde tanzim edilmiştir. Dünya hayatımız bir imtihan dünyası olduğu için geçicidir. Ahiret hayatımız ise dünya hayatımızın hesabı olarak ebedidir.
 
Bütün insanlığın dünya ve ahiret saadetinin tek çaresi ve ilacı da İslam'dır.
 
Bunun için Irkçı Emperyalizm ve batı âlemi kurdukları zulüm dünyasının tek düşmanı olarak İslam'ı görmektedirler. Çünkü onlar bütün insanların eşitler olarak saadet içinde yaşamalarını istememektedirler.
 
Bundandır ki Haziran 1990'da İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher İskoçya'daki NATO zirvesinde "yeni düşman İslâm'dır." deyivermiştir. Bu toplantıdan sonra NATO nezdinde düşman algılaması değişmiş "kızıl tehdit" yerini "yeşil tehdit" almıştır. Artık ABD ve Batı için en önemli sorun, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere tüm İslam dünyasının İslam'a yeniden dönmesi durumu olmuştur.
 
Köktendincilik yaftasıyla tüm dünyada İslam'ı ve Müslümanları hedef tahtasının tam ortasına yerleştiren ABD/NATO, yerli işbirlikçileri aracılığıyla, Müslümanlığı her alanda geriletmeyi ve İslâm'ın yoğunluğunu azaltmayı" hedeflemiştir. Bu niçin hedeflenmiştir.
 
Çünkü İslam kuvveti değil, hakkı üstün tutan bir anlayışla toplumun;
 
a- Din ve Ahlakını
 
b- İlim, talim ve terbiyesini,
 
c- İktisat ve ekonomisini,
 
d- Siyaset, yönetim ve hukuk alanını adaletle tanzim eden üstün bir din olmasıdır.
 
11 Eylül olayları bahane edilerek İslâm'a karşı küresel topyekûn savaş süreci başlatılmıştır. AB ve ABD, bu süreçte İslâm'ı durdurmak ve İslâm dünyasına tamamen yerleşmek için NATO'yu bir "Truva Atı" olarak kullanmaktadır.
 
"Ilımlı İslam" tuzağı ile de Müslümanlar asli kimliklerinden saptırılmak istenmektedir. "İslâm'ın yoğunluğunu azaltmayı" öngören "Ilımlı İslâm" projesi, sadece "Şuurlu İslâm"ın önünü alacak geçici önlemleri değil, aynı zamanda bin beş yüz yıllık İslâmi geleneği yeniden yorumlayarak İslâm'ın kendisini dönüştürmeyi de hedeflemektedir.
 
Bu projelerin ortak gayesi, "İslâm'ı reforme etmektir." Pakistan'dan Ezher'e kadar okul ve medrese müfredatlarının sekülerleştirme çabaları, din adamlarının ABD aracılığıyla veya bizzat ABD'de eğitilmesi, Tevrat, İncil ve Kur'ân'dan seçilerek "Gerçek Furkan" adıyla bir kitabın yayımlanması, bunun işaretleridir.
 
"Ilımlı İslamcı" diye bilinen kimi fikir ve siyaset erbabının, adeta İslâm'ın "kamusal alan"a ilişkin hiçbir talebinin olmadığını, "İslâm'ın bir devlet modeli öngörmediğini", "dinin ekonomiyle de parayla da bir ilişkisinin bulunmadığını", "İslâm Birliğinin gereksiz olduğunu" savunur hale gelmeleri, bu operasyonların sonuç almaya başladığının göstergesi olarak okunabilir. 16. yüzyıl Avrupa'sında Almanya'da Katolik rahibi olan Martin Luther'in başlatmış olduğu daha sonrada Fransa'da Calvin ve İsviçre'de Zwingli tarafından desteklenen Protestanlaşma hareketinin yaptığı şey İncili Tevrat'ın altına koymak olmuştur. İslâm'ın Protestanlaştırılması yoluyla yapılmak istenen ise Kur'an'ın Tevrat ve İncil'in altına konmasıdır. Yani İslam'ın, hayatın her alanına (din ve ahlaka, eğitim ve öğretime, siyasete, ekonomiye, kültüre...) müdahale eden, kural koyan geleneksel yapısından sıyrılıp içinin boşaltılması suretiyle siyasetin emrinde pasif bir din haline getirilmesidir. Yani 'kamusal alan'dan çıkarılan İslâm'ın, sadece bireysel bir vicdan meselesine, Allah ile kul arasındaki bir inanç meselesine indirgenmesidir. Bu yeni süreçte silah olarak kullanılan alanlardan birisi de eğitim müfredatlarıdır. Bu yüzden Din Kültürü kitaplarında ayetler sansürlenmiş, din tanımı değiştirilmiş, İslam'ın temel mefhumları yasaklanmıştır.
 
Biz Müslüman Eğitimciler Ne Yapmalıyız
 
a) İşbirlikçi eğilimleri artıran bir sürece karşı uyanık olmalıyız. Yaşamakta olduğumuz yerel ve küresel İslâm-karşıtı süreçler, kimi Müslümanları kendi hak ve hukuklarından vazgeçerek taviz vermeye, 'sistem'le uyuşmaya ve uzlaşmaya yöneltebilir. Böyle bir tutum içine giren işbirlikçi Müslüman fikir ve siyaset erbabının işbirlikçiliğe kaymaları yadırganmamalıdır. Allah, hak-batıl mücadeleleri esnasında bu tür eğilimlerin ortaya çıkabileceğini ve Müslümanların bu konuda çok dikkatli olmaları gerektiğini Kur'ân'da beyan eder: "Onlar, senin kendilerine yaranıp onlarla uzlaşmanı arzu ettiler, o zaman onlar da sana yaranıp, uzlaşacaklardı." (Kalem: 9) Gayesi ıslah olan İslam'ın, yolu ifsat olan batı ve değerleri ile uzlaşması imkânsızdır.
 
b) Tek hak din ve hayat nizamı İslâm'dır gerçeğini haykırmalıyız. Bu süreçte kasıtlı olarak ve sık sık gündeme getirilen "dinin hayattaki yeri" tartışmalarında "Din" kavramının hayatın her alanını kuşatıcı kapsamının daraltılmasına asla müsaade etmemeliyiz.
 
c) Psikolojik, fikri ve fiili saldırılar karşısında İbrahimî ve Muhammedi bir duruş sergilemeliyiz. İslâm'ı asli mecrasından saptırmaya, Müslüman'ı ehlileştirip mevcut seküler sistemle uzlaşmaya zorlayan bu süreçte İbrahim (a.s), Peygamberimiz(s.a.v) ve beraberindeki şuurlu müminlerin zalim zorbalar karşısındaki tavizsiz duruşlarını örnek almalıyız. Bizi ve bütün dünya insanlığını köleleştirmek isteyenlere karşı direnmeliyiz.
 
d) Şuurlu, kaliteli, direnişçi Müslüman nesiller yetiştirmeliyiz. Bizim eğitim modelimiz batıya değil, hakka dayanmalıdır. Ve biz bu eğitim sistemiyle Şuurlu, kaliteli, direnişçi Müslüman nesiller yetiştirmeliyiz. Kaliteli, direnişçi cihat şuuruna sahip Müslüman nesilleri yetiştirmek Milli Görüşün önde yürüyen bayrağı "Önce Ahlak Ve Maneviyat"ı önemseyen eğitim sistemi ile olur. "Ben muallim olarak gönderildim" diyen bir peygamberin varisliği şerefine nail olan her öğretmenin "Yaratan Rabbi'nin adıyla oku" gerçeğinin muallimi olması Müslümanlığının gereğidir.
 
Bu yeni eğitim öğretim yılında başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere bütün eğitim yöneticilerinin yapacağı en hayırlı hizmet bu anlayışa önderlik yapan kahramanlar olmaktır.


İsmail Hakkı Akkiraz
Milli Gazete