Gönderen Konu: Ölüm Tohumları (Genetik Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar)  (Okunma sayısı 972 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."

Ölüm Tohumları
(Genetik Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar)


En doğal hali ile zaten bir tarafa ait olan medyanın dayattığı yapay gündemin biraz dışına çıkmayı başarabilen herkes, gıda konularında hassas olan gündemden az veya çok fikir sahibi olabiliyor. Hele ki günümüzde bilgi paylaşımındaki geniş imkânları düşünürsek, bu artık çok daha kolay. Dönelim ilk paragraftaki sorulara; evet kim bu birileri?

Sorunun cevabını bulmak için dünyanın çeşitli coğrafyalarında, özellikle coğrafi keşiflerle başlayıp, sömürgeciliğe dönüşen ve sanayi devrimi ile sonuçlanan süreci irdelemek gerek. Çağımızda yaşanan bütün çatışmaların, savaşların, ticaretin vs dayandığı temel problemler, bu sürece dayanıyor. Petrol, madenler ve güç hak eden farklı ülke ve gruplara eşit olarak dağıtılsa veya bu zenginlikler, çıktıkları ülke halkları tarafından değerlendirilebilse, hiç kimse böyle küresel bir gücün varlığını sorgulamak zorunda kalmaz. Fakat acıları çeken, fakirliğe mahkûm olan hep aynı taraf iken, zenginliğin ise hep belli bir yerde toplanması bilinçli insanları sorgulamaya götürüyor. Ve şimdi sorgulayan bu insanlardan birinin kitabı var elimizde; F. William Eghdahl.

Neden okunmalı?

Kitabın muhtevasında her ne kadar diğer konulara temas edilmiş olsa da, özellikle kim olduğu tam bilinmeyen bu gücün on yıllardır üzerinde çalıştığı gıda gerçeğinden ayrılmadan anlatılıyor; “Küresel yiyeceği kontrol etme planı – genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) – yeşil devrim gibi kritik, ölümcül projelere odaklanılmıştır. Hayvanlarda denenmesi bile büyük ses getiren ve kısırlığa sebep olan genetiği ile oynanmış ‘kısır tohumların’ ABD’nin fakir çiftçilerinin elindeki tarım arazileri ile başlayıp, Arjantin’i tamamen bu konu için pilot ülke haline getiren dev bir projeye dönüşmüştür. Sonraki yıllarda ise süreç bütün gelişmekte olan ülkelerde “kısır tohum” larla tarım yapılmasının dayatılması, hatta zorlanması ile devam etmiştir. Hangi güçlerin eliyle dersiniz; tabii ki bütün bu ülkelerdeki tarım bakanlıklarının kredi almak zorunda olduğu IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar eliyle… Şimdi üzerinde düşünmeye değmez mi? Bu kuruluşlar bambaşka yapılarına, kuruluş amaçlarına, farklı yönetim kurullarına rağmen, nasıl oluyor da belli konularda, gerekli olduğunda, hep de aynı ülke veya derin yapıların çıkarları söz konusu iken tek bir kurulmuşçasına kararlar alıyorlar?”

Belki de sadece bu soruların cevapları ile ilgili ipuçları yakalamak için dahi bu kitabı okumaya değer!

Kitap, ABD’nin adım adım dünya tarım pazarını ele geçirişini ayrıntılarıyla anlatıyor. Hatta bütün belgeleriyle…(Kitaplar, dergiler, internet siteleri, gazeteler, yetkililerin konferanslarda söyledikleri veya verdikleri demeçler.) Bu süreçte Rockefeller ailesi, ABD başkanı Nixon ve Avrupa, sonrasında ise bu güçlere dahil olan Japonya’nın “Yeni Dünya Düzeni” ya da “küreselleşme” denen sürecin temellerini atmaları ve bu güçlerin, tarım politikalarını ne şekilde konumlandırdıklarını da kitapta bulmak mümkün.

Tarım politikalarına atfedilen önemi anlamak için ise kitapta çokça tekrarlanan Henry Kissinger’in şu sözünün üzerinde biraz düşünmek yeterli sanırım: “Petrolü kontrol edersen, ülkeyi kontrol edersin; gıdayı kontrol edersen, insanları kontrol edersin.” Bu sözün açılımında ise kuş gribi yalanıyla Afrika’da yapılan aşılar sonucu ortaya çıkan çok sayıda ölümleri, genetiği ile oynanmış (kısır) tohumlar yüzünden azalan doğumları ve daha pek çok vahşeti, buna karşı bütün insanlığın sessiz çığlıktan öteye geçemeyen cılız tepkilerini kitabın sayfaları arasında bulmak mümkün.
Kitabı okurken.

Kitabı okuduğum süre boyunca defalarca; “Peki ama neden? Bu nasıl olabilir? Birtakım insanlar nasıl olur da kendileri için de başka bir alternatif yokken yaşadıkları gezegen ve gezegeni birlikte paylaştıkları insanlar üzerinde bu kadar korkunç projeler deneyebilirler?” diye sordum. Dünyanın her yerine yaydıkları bu “ölüm tohumları” doğrudan veya dolaylı olarak gelip kendilerini de bulmaz mı? Fakat yine kitabın sayfaları arasında rastladığım bir söz bana cevap mahiyetindeydi. Stanford Üniversitesi biyofizikçilerinden Prof. Dr. Steven Block “Şunu söylemek isteriz ki aklıselim hiç kimse bu tohumları kullanmaz. Ancak, herkes aklıselim değil.” diyor. Bu sözden de anlaşılıyor ki, gücü elinde tutanlar, olmaz denilenle uğraşan ve normal olmayan düşüncelerden müteşekkil insanlar. Yoksa insanları kısırlaştırma, dünya nüfusunu azaltma gibi uç projeler üzerine çalışan, bunun için milyonlarca dolar harcayan birilerini nasıl açıklayabiliriz.

Plan o kadar ince kurgulanmış ki, kurulan tuzağa düşmemek imkânsız! Dev bütçeli şirketler önce bir ülkeye girip hayvancılık faaliyetlerine girişiyor. Örneğin süt toplama işi gibi. Gün geliyor ülkede süt toplayan şirketin piyasadaki hacmi % 70 hatta %80’lere dayanıyor. Yine aynı merkezden yönetilen bir başka güçlü şirket ülkedeki hayvancılığa el atıyor. Bütün çiftlikler bu şirketin eline geçiyor.

Ve bir zamanlar tarla, çiftlik sahibi olanlar bu şirketlerin işçisi durumuna düşüyorlar. Zamanla bütün faaliyet alanları birbiriyle bütünleşmiş hale geliyor ve istedikleri tohumları istedikleri ülkelere sokabiliyorlar. GDO’lu tohumlar ise yeni tür tarım ilaçlarını gündeme getiriyor. Bu da ülkede yeni bir pazar ihtiyacını doğuruyor. Tarım ilaçları da ülke topraklarını kirleterek zararı insan aleyhine büyüttükçe büyütüyor.

Gerek kitabının içerisindeki bilgi yoğunluğu, gerek akla kazıdığı sorular, sebep olduğu çağrışımlar, yeni kitaplara yönelmenize de yol açabilir. Aynı yazarın “Küresel Tam Hâkimiyet” ve “Sahte Domuz Gribi, Gıdalar” da konuya ilgi duyanlar için aynı değerdeki eserlerden ikisi.


Bayram Mustafa KARA | 03 Kasım 2014 | http://insanvehayat.com/olum-tohumlari/