Gönderen Konu: Osmanlı Eğitim Mirası  (Okunma sayısı 2325 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı meftun

  • okur
  • *
  • İleti: 55
  • Bu Kültür Senin !
Osmanlı Eğitim Mirası
« : 03 Nisan 2014, 15:11:48 »

Osmanlı Eğitim Mirası



Eğitim anlamında iyi yetiştirilmemiş, kim adına düşünüp ürettiğinden habersiz insanların oluşturduğu kayıp bir yüzyıl var  karşımızda. Osmanlıdan gelen ilim silsilesi bir noktada kesildiğinden eğitim ve iktidar ilişkileri, merkezi örgün eğitim meselesi, İslami ilimlerin eğitimde yeri, ilmiye sınıfının durumu ve merkezi otoritenin eğitim yoluyla topluma nüfuzu gibi konular miras kalmıştı bize. Kayıp yüzyılın eğitim yüzünü, Eğitim Sosyolojisi üzerine klasik ve modern makaleleri derleyen ve bunu “Osmanlı Eğitim Mirası” ile kitaplaştıran, Doç. Dr. Mustafa Gündüz ile konuştuk.



Münevver insan yetiştiren Osmanlı klasik eğitimi deyince akla neler geliyor?

Bizim klasik eğitim sistemimizin merkezinde medreseler yer alır. Medreselerde okutulan dersler klasik derslerdir. Bu derslerin kaynağı da başta Kur’an-ı Kerîm ve hadisler olmak üzere tefsirler vb. eserlerden meydana gelir. Ancak eğitim tarihi araştırmalarımızın çok az olmasından dolayı medrese ve klasik eğitim denildiğinde zihinlerde belirgin bir tablo oluşamıyor. Tarifi yapılan medreseler yıkık dökük; yaşlısından gencine herkesin bir arada bulunduğu bir eğitim sistemi gibi gösterilebiliyor. Bu tarife sebep olan da; farklı ekoller, Şia dünyası ve diğer grupların medrese adı altında verdikleri eğitimler. Yani verilen eğitimler her yerde aynı değil. Dünyanın her yerinde farklı medreseler olabiliyor. Bizim klasik tarifimizin karşılığı olan medreselerin en güzel örnekleri istanbul’daki Fatih Medresesi, Süleymaniye Medresesi başta olmak üzere Anadolu’daki medreselerdir. En üst seviyede bu eserler misal verilebilir.

Eğitimde dönüşüm ne zaman konuşulur oldu?

Bu güzide eğitim sistemlerinin dönüşümüne gelecek olursak, devlet ve toplum olarak, hatta hayat şekli olarak 18. yüzyıldan sonra değişim ve dönüşüm dönemine girilmiş oldu. Buna kısaca modernleşme diyoruz. Bu modernleşmeyle beraber Avrupa’da başlayan devlet, eğitim, ekonomi, felsefe, ordu, sağlık ve adalet gibi sistemlerde meydana gelen yeni tarz, bir noktada bize de tesir etmeye başladı. Nitekim II.
Mahmut Han’la birlikte devletin klasik yapısında değişiklikler gözlenmeye başladı. Nezaretler kuruldu, Reisül küttaplık yerine Hariciye Nezareti’nin getirilmesi gibi. Buna paralel bir şekilde eğitim hayatımızda değişimler meydana geldi. Ve II. Mahmut Han’la başlayıp daha sonra da Abdülmecid Han döneminde hız kazanan modernleşme sürecine başlanmış oldu.

Eğitimde dönüşüme gidilirken eskinin üzerine inşa edilmeyen, sıfırdan kurulan bir sistem söz konusu. Yani yenisi geldiği için eskiyi kaldırıp atmak bir bakıma. Bu durum toplumu nasıl etkiledi?

Değişimden kaçmak mümkün değildir. Yani değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Değişim bir sel gibi önüne gelen her şeyi sürükleyip götürebilecek güçtedir. Burada yapılacak şey gemiyi batırmadan, bu selin gücünden azami şekilde faydalanmaktır. Bu, eğitimde de böyledir. Değişimde en önemli şey değişimin şeklidir.

Osmanlı son dönemi ile cumhuriyet dönemi arasında bu değişime karşı bakış açıları biraz farklı olmuştur. Osmanlı Devleti değişimleri yaparken halkına güvenerek yapıyordu. Mesela o devirde okullar açılıyor ve halk okula çocuğunu gönderip göndermemekte serbest bırakılıyordu. Oysa Cumhuriyet devrine bakıldığında bir dayatma söz konusu. Doğru budur ve halk bunu yapmak zorundadır gibi bir anlayış hakim. Kılık-kıyafetten tutun da ölçü tartıya kadar birçok alanda durum böyle. Bu bir radikal modernleşme üslubudur. Değişimde rahat olmak, korkmamak ve radikal kopuşlar yapmamak gerekiyor. Bu şekilde davranılması, toplumla devlet arasında soğukluk meydana getirir. Medreselerin eğitim anlayışının temelinde şu vardır. İnsana kendini tanıtmak, daha önemlisi niçin yaratıldığını göstermek. Eğer eğitim araç olarak kullanılırsa gerçek manasından uzaklaşır. Bugün eğitimli denilen insanların bile kadına şiddete meyyal olmaları bu iddia için çok açık bir misal teşkil etmektedir.

Kitabınızda medreselerin ideolojiye kurban gittiğine dair bölümler var. Medreselerin artık bilim adamı yetiştirmediği o yüzden kapatıldığına dair açıklamalar yapılıyor, ne söylemek istersiniz?

Aslı bu şekilde değil tabi ki. Birçok yönüyle eleştirilen ittihatçıların bile medreseleri yenileştirmeye yönelik çalışmalarının olduğunu görüyoruz. Bu da medreselerin güncel olanı yakalamaya çalıştığını gösterir. Ayrıca son dönem medreselerine bakıldığında karşımıza çıkan dersler mühendislik fakültesinde okutulan dersler gibi. Trigonometrisinden, astronomisine kimyadan fiziğe birçok dersle karşılaşmak mümkün. Müfredatta mesela üç tane yabancı dil var. Bu derslerin nasıl bir sonuç vereceğini görülemeden ne yazık ki medreseler kapanmıştır.

Medreseler kapandı lakin yetişen insanlar vardı orada, sonuçları yetiştirdiği insanlar üzerinden anlaşılamaz mı?

O dönem medreselerinde yetişen insanlara bakıldığında onların kalitesinde yetişebilen insanlar hiçbir zaman üniversitelerden çıkmamıştır. Pekçok üniversite hocalarının hatıralarında şunları gördüm “biz ne öğrendiysek medrese bakiyesi hocalarımızdan gördük” medreseler kapatıldıktan sonra üniversitelerde 1970′lere kadar ne varsa medreseden mezun olmuş hocalar tarafından ortaya konuluyordu. Bunlara bakıldığında medresenin ilmi kifayetsizlik içinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak şu bir gerçektir ki medrese, tamamen islam toplumunun ihtiyaçlarına yönelik hazırlanmış bir kurumdu. Ve islam toplumuna istediğini veren bir kurumdu. Daha sonra toplum referansını islam üzere kurulu olan medreselerden almamaya başladı. Bu da medreselerin bir bakıma maksatsız görülmesine sebep oldu. Hitap edecek kitle kalmadı karşısında. Bu, şuna benzer: Çok muazzam bir vaiz var, ancak dinleyeni ona inanmıyor.

Biraz da eğitimdeki geçişler üzerine konuşacak olursak…

Bir söz var “Hayat geleceğe bakarak yaşanır, geçmişe bakarak anlaşılır”. Geçmişimize baktığımızda insanların ekserisi diyor ki, ülkemizde yapılan geçişler oldukça plansız olmuş. Bizim modernleşme dönemindeki eğitimimiz tabii olandan insanları uzaklaştırmış. Hayatı planlamak çok önemli. Kişilerin dışında devletin, tebaasının hayatını planlaması bir modern tasavvurdur. Modern düşünce, insanların arzusunu isteğini dikkate almadan planlama yapıyor. Sonuç olarak eğitim, okul denilen yapay bir ortamda, birilerinin hazırladığı plan ve programla zorunlu olarak yapılıyor. Modern eğitimin temel eğitim paradigması aslında bu. Oysa eğitim zorla belli bir sürede kısıtlanarak yapılacak bir şey değil. Medreselerin farkı burada ortaya çıkıyor. isteyen istediği zamanda istediği hocayla istediği dersi alabilir.

Kitap hakkında kısa not

Kitabı hemcinslerinden ayıran özellik; hem lisans öğrencisine hem yüksek lisans öğrencisine hem de doktora öğrencisine hitap ediyor olması. Ayrıca eğitim tarihine merakı olanların okuyabileceği tarzda hazırlanan kitabın birinci bölümü 120 sayfalık kısmı eğitim tarihimizi merak edenlerin ve lisans öğrencilerinin işine yarayacak cinsten. ikinci ve üçüncü kısım ise yüksek lisans ve doktora öğrencilerine hitap ediyor.

Mehmet SIRLI | 13 Mart 2014 | http://insanvehayat.com/osmanli-egitim-mirasi/

« Son Düzenleme: 18 Nisan 2014, 10:22:11 Gönderen: Mücteba »
Yandım ebedi hüsnüne meftun olarak
Kar etti dilim ruhuma efsun olarak..

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9220
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz"
« Yanıtla #1 : 03 Ekim 2016, 16:49:57 »