Gönderen Konu: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri  (Okunma sayısı 6899 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Emir-ül Bahr

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 231
Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« : 11 Mart 2010, 17:25:46 »

Osmanlı Padişahları, Harem dâirelerinde istihdâm ettikleri veya karı-koca hayatı yaşadıkları cariyelere şer‘-i şerifin hükümlerini (yani İslam hukuku) aynen tatbik etmişlerdir. Osmanlı Hareminde Orhan Bey zamanından beri cariyelerin bulunduğu ve istihdâm edildiği ifade edilmektedir. Ancak haremdeki cariyelerin sayıca artması, Fatih Sultan Mehmet Han döneminden itibaren başlar. Zira Fâtih han devrinde devlet idaresi devşirmelerin eline geçtiği gibi, haremde de böyle olmuştur. Nasıl devşirilen erkekler, Enderun Mektebinde terbiye edilerek Osmanlı Devleti’nin askerî ve idârî üst makamlarına yükselme imkânlarını elde etmişlerse, Harem Mektebine alınan cariyeler de zekâlarına, ahlaklarına ve güzelliklerine göre, evvela haremin hizmetçi statüsündeki grubu olan cariye, kalfa ve ustalar makamlarına ve sonra da Padişahlar tarafından seçilmeleri halinde Padişah ile karı koca hayatı yaşayan gözde, ikbal ve Kadın Efendi ve neticede vâlide sultân pâyelerine kadar yükselme imkânlarına kavuşabilmektedirler(1)


O halde harem mektebinde yetişen cariyeleri iki gruba ayırmak icab edecektir:


Birinci Grup, asıl haremin ve Padişah ile ailesinin hizmetlerini gören cariyeler grubudur ki, haremde sayıları bazen 400’e ve 500’e ulaşan cariyelerin %90’ını bunlar teşkil etmektedir Bunların haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa dışında her hangi bir şekilde Padişah ile karı koca hayatları mevzubahis değildir


İkinci Grup ise, Padişahın ailesi arasında yer alan gözdeler, ikballer ve kadın efendiler grubu idi


Burada birinci grubu anlatacağız


Haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa mükellef olan ve hizmetçi kadınlar statüsünde bulunan saray cariyelerini dört ayrı grupta toplamak mümkündür:


1-Acemiler


2-Câriyeler


3-Kalfalar (Şâkirdler)


4-Ustalar (Gedikli Câriyeler)


Bu dört grubu ayrı ayrı incelemek, harem hayatını anlamak ve Padişahların yüzlerce kadınla yatıp kalkıyor şeklindeki iddialarını ortadan kaldırmak için zaruri görünmektedir. Bu dört grup incelenince görülecektir ki, haremdeki cariyelerin % 90’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi grubundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında Haremde hizmet etmektedirler. Ancak bunların bekâr olmaları ve Haremde bulundukları müddetçe evlenmelerinin fiilen mümkün olmaması sebebiyle, her an şehzade veya Padişahın haremi arasına girmesi mümkündür Padişahın haremi arasına girmediğinden veya giremediğinden dışarıdan evlenmek isteyenler, çırağ edilme adı altında evlendirilip haremden çıkarılırlardı.


Şimdi sırasıyla bunları ve nasıl temin edildiklerini, vazifeleri ile birlikte görelim:


2- Acemiler Ve Hareme Alınışları


Osmanlı devletinde ilk zamanlarda kendileriyle savaş yapılan milletlerden alınan esir kadınlar ve kızlar arasından Hareme cariye alınırdı. Çerkez, Gürcü ve Rus asıllı cariyeler ise genellikle satın alınarak hareme sokulurdu. Hareme giren yeni kızlara acemi denilirdi. Bunların ekserisi köyden geldiğinden dolayı, bir müddet saray âdâb ve usullerini âmirleri olan cariyelerden, kalfalardan ve ustalardan öğrenirlerdi. Bunları öğreninceye kadar efendilerinin huzuruna çıkmazlardı. Özellikle Çerkez kızları ince ruhlu, hassas ve zeki olurlardı. Çerkez kızlar, bir çok hânedân erkekleriyle evlenmişler, büyük itibara ve mevkilere yükselmişlerdir Bir çok Çerkez kadınları, kızlarını beşikten itibaren “Padişah haremi olup ihtişam ve elmaslar içinde hayat sür!” diye yetiştirirlerdi İstanbul Esir pazarında en çok Çerkez, Abaza ve Gürcü cariyeler satılmaktaydı(2)


Bazı yeni gelen acemiler, Türkçe dahi bilmedikleri halde, zekâları sayesinde derhal Türkçe’yi öğrenirler ve bütün saray âdetlerini de pek çabuk anlarlardı Bazı eski saraylıların ifadesiyle “Saray’da terbiye olmayan, hiç bir yerde terbiye öğrenemez Harem terbiye mektebidir” XVII yüzyıldan itibaren zekâları ve güzellikleri sebebiyle hareme alınan acemilerin çoğu Kafkasyalı olmuştur(3)


Hareme alınan cariyelerin ikinci kaynağı da, devlet adamlarının bunları Padişaha armağan etmeleri idi. Başta yabancı devlet adamları olmak üzere, Sadrazam, Vezirler, Beğlerbeğileri ve Sancak Beğleri, Padişaha satın aldıkları cariyeleri hediye ederlerdi Hediye edilen cariyelerin de %90’ı haremde hizmetçi statüsünde çalıştırılmak üzere hareme alınırlardı. Geriye kalan %10’luk bölüm ise odalık veya gözdeler grubuna alınmaktaydı(4)


Harem’e Beğler Beği Tarafından Çerkez, Abaza ve Rus Cariye Temin Edilmesi İle Alakalı Bir Arîza (TSMA, No: E 1511)


XIX yüzyılda Osmanlı devleti esirlerin alınıp satılmasını yasaklayınca Kafkasyalı bazı aileler kendi rızaları ile kızlarını Hareme cariye statüsünde vermeye devam etmişlerdir(5)


Şunu da belirtelim ki, cariye satan esir tüccarları da sattıkları cariyeleri üç kısma ayırıyorlardı:


1) Haremde hizmetçi olarak istihdâm edilecek cariyeler Bunlar güzel olmakla birlikte, genellikle yaşları büyükçe idi


2) Terbiye edilip satılmak üzere alınan 5-7 yaş arasındaki cariyeler Bunlar, hizmetçi olarak veya odalık şeklinde bulûğaa erdikten sonra ayrılırlardı


3) Hareme doğrudan doğruya odalık ve gözde yani Padişah ve hânedân erkeklerinin ailesi olmak üzere alınanlar. Bunlar çok az olurdu Zira Padişah ve hanedân erkeklerine harem olacaklar, genellikle Harem Mektebinde terbiye edilirlerdi(6)


Hareme satın alınan cariyeler kâhya kadın, ebeler veya hastalar ustası tarafından ciddi manada muâyene edilirlerdi. Satandan ailesi ile alakası kalmadığına dair bir sened alınırdı(7) Hastalıklı olanlar sahibine geri verildiği gibi, uykusu ağır olan, horlayan veya başka kusurları olanlar da pek alınmazdı. Ancak bazen bu cariyeler arasında dilsizler, maskaralar, zenciler ve cücelerin de bulunduğunu görüyoruz. Bütün bunların bulunması, Padişahın haremdeki her kadınla yatıp kalktığını iddia eden ve bunların hizmetçi statüsünde olduğunu bilmeyenlere de iyi bir cevap teşkil eder. Zira saraya alınan cariyelerin makbuzları incelendiğinde, bazı yaşlı kadınların, süt annelerinin ve dadılık edecek tahsilli kadınların da bulunduğu görülecektir(8)


3- Câriyeler, Sayıları Ve Vazife Taksimleri


Saraya yani Hareme alınan acemiler kısa bir süre sonra artık harem-i hümâyû'nun (yani sarayın kadınlara mahsus olan kısmı) câriyesi olurlardı. Aslında acemiler ile cariyeleri aynı grupta toplamak da mümkündür. Bir kısım araştırmacılar bu şekilde davranarak cariyeler, kalfalar ve ustalar tarzında üçlü ayrım yapmışlardır. Biz, yeni alınanlara acemi, biraz saraya alışanlara ise cariye demeyi tercih ettik(9) Bu cariyelerin % 90’ı haremde istihdam edilmek üzere alındığından, biraz sonra anlatacağımız gibi, kalfaların ve ustaların yanına verilirlerdi. Ustaların ve kalfaların emirleri altında çalışmak ve yetiştirilmek üzere onlara teslim edilirlerdi. Güzeller ve odalık niyetiyle alınanlar ise, terbiye edilmek üzere, Padişahın yakın hizmetkârları demek olan hünkâr kalfalarına ve özellikle de haznedâr ustalara teslim olunurlardı Şehzâdelere harem olması muhtemel olanlar için de aynı kaide geçerli idi.


Saray cariyesi olanlara yapılan ilk iş, kendilerine güzellikleri, karakterleri veya fiziki görünüşleri göz önünde bulundurularak yeni isim verilmesi idi. Padişah tarafından da verilen bu isimlerin herkes tarafından bellenmesi ve unutulmaması için ilk zamanlarda bir kâğıda yazılı olarak iğne ile göğüslerine iliştirilirdi. Verilen isimler genellikle Farsça’dır Çeşm-i Ferâh, Hoşnevâ, Handerû, Ruhisâr, Neş’e-yâb ve Nergiz-edâ gibi(10)


Hareme alınan cariyelere kalfalar tarafından terbiye, nezâket ve büyüklere karşı hürmet gibi âdâb-ı muâşeret kaideleri bütün ayrıntılarına kadar nazarî ve tatbiki olarak öğretilirdi. Hareme ait hâtıralar okunduğu zaman, bunlara nasıl dikkat edildiği ve haremdeki cariyelerin nasıl kibar oldukları daha iyi anlaşılacaktır.


Câriyeler Müslüman olduklarından dolayı mutlaka Kur’an okumak mecburiyetinde idiler. Sultan Mehmed Reşâd’ın harem muallimesi Sâfiye Ünüvar’a verdiği şu talimât bunu ortaya koymaktadır: “Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara, verdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum Bu irâdem hoca hanım tarafından saray kadınlarına söylensin” Bunun üzerine muallime Hanım'ın sınıfın kapısına şu levhayı yazdırdığını görüyoruz: “Namaz kılmayan, oruç tutmayan dershaneden içeri giremez”(11) Osmanlı Haremi’nin en son zamanlarındaki hali bu olursa, daha sağlam olduğu dönemlerdeki halini kıyaslarsanız, haremle ilgili iftirâların ne kadar asılsız olduğunu o zaman anlarsınız.


Harem, Halifenin evi olduğundan onun evindeki herkes ibâdetini yapmalıydı ve Kur’an’ı okumalıydı. Bunun için de okumak ve yazmak gerekiyordu. Gerçi elimizdeki saray kadınlarına ait mektuplardan bunların imla hataları yaptıkları ve fazla iyi yazıları olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak bu istenen seviyede tahsillerinin olmadığını gösterirse de tamamen tahsilsiz olduklarını göstermez. Haremde hemen hemen hepsinin odasında mutlaka bir kitaplığın bulunması da dediklerimiz isbat eder mahiyettedir.


Haremdekideki cariyelerin ayrıca meşru dairede müzik âletlerini de öğrendikleri, hâtıralardan öğrenilmektedir(12)


Osmanlı Haremi’nde sarayın(13) hizmetini gören cariyelerin sayıları ile Padişahların ve hanedân erkeklerinin haremleri olan kadınların sayıları, Osmanlı Devletinin’nin ilk zamanlarında sayıca az idi. Zira başta şehzadeler ve onların vâlideleri olmak üzere hânedânın bir kısım fertleri, taşra sancaklarda hayatlarına devam etmeyi tercih ediyorlardı. Bu sebeple III Murad’a kadarki saray cariyelerini 200-300 rakamlarıyla ifade etmek mümkündür. Ancak III Murad’dan itibaren sayılar artmaya başlamış ve I Ahmed’in verâset usulünü kaldırıp yerine ailenin en büyük ve en layık evladı padişah olması kaidesini getirmesiyle de, şehzadeler ve anneleri sarayda kaldıkları için bu sayı iyice kabarmıştır. Nitekim III Murad zamanında 500’ü, I Mahmud zamanında 456’yı, I Abdülmecid zamanında 688’i, Sultân Abdülaziz zamanında 809’u, II Mahmud zamanında 298’i bulduğu görülmektedir. Bu rakamların içinde, sayıları hakkında daha sonra ayrıntılı bilgi vereceğimiz Padişahların ve hânedân erkeklerinin haremleri olan kadınlar da vardır(14)


Bir kısım Osmanlı düşmanı yabancı yazarların ve bunların yerli destekçilerinin iddia ettikleri gibi, bu rakamlara ulaşan kadınlar ile Padişahların karı koca hayatı yaşamaları hem mümkün değildir ve hem de bu tür iddialar doğru değildir. Bugün devlet başkanlığı köşkünde çalışan hizmetçi kadınlar ile Cumhurbaşkanı’nın veya zenginlere ait bir Köşk’te çalışan hizmetçi kadınlar ile Köşk sahibi işadamının karı-koca hayatı yaşama iddiaları ne kadar gülünç ise ve bunların sayıları da azımsanmayacak kadar fazla ise, Haremde hizmetçi olarak çalışan kadınlar ile Padişahın karı-koca hayatı yaşaması o kadar gülünçdür.


Haremdeki bu cariyelerin hangi hizmetlerde istihdâm edildiğini ise, zamanında haremde en çok cariye bulunan bir kaç Padişahdan biri olan I Mahmud zamanındaki listeyi kısaca özetlemekle daha iyi anlayacağız:


Topkapı Sarayında bulunan bu listeye göre; Kilerde 17, Külhan yani banyoların temizliğinde 6,Haremdeki makam sahibi kimseler yanında 23,Şehzâde Osman Dairesinde (Hareminin, çocuklarının, yemeğinin ve benzeri hizmetlerinin görülmesi için)

19, Şehzâde Mehmed Dairesinde 14, Şehzâde Mustafa Dâiresinde 13,Şehzâde Beyâzıd dâiresinde 12,Şehzâde Numan Dâiresinde 14, Şehzâde Mustafa Dâiresinde 7,Baş kadın dairesinde 20, İkinci kadın Dâiresinde 11, Üçüncü kadın Dâiresinde 14, Dördüncü kadın Dâiresinde 8, Beşinci Kadın Dâiresinde 10, Haznedâr kadın dâiresinde 13,Baş İkbal Dâiresinde 6, İkinci İkbal Dâiresinde 6, Üçüncü İkbal Dâiresinde 4, Dördüncü İkbal Dâiresinde 5, Diğer görevlerde 230 olmak üzere Toplam 456'dır


Şimdi de bu listeden bazılarını isimlendirelim ve vazifelerini daha yakından görelim:


“Kilerde Olan cevârî:

Fatma Yevmiye 30 akçe

Rukiyye Yevmiye 25 akçe

Aişe Yevmiye 20 akçe

Hatice Yevmiye 20 akçe

Sâfiye Yevmiye 20 akçe

Rukiyye Yevmiye 20 akçe

EmineYevmiye 15 akçe

Rukiyye Yevmiye 10 akçe

Hanife Yevmiye 10 akçe

Hüsnişah Yevmiye 10 akçe

Ümmühan Yevmiye 10 akçe

Zeliha Yevmiye 5 akçe

Emine Yevmiye 5 akçe

Aişe Yevmiye 5 akçe

Fethiye Yevmiye 5 akçe

Fâtıma Yevmiye 5 akçe

Mehrinâz Yevmiye 5 akçe


Külhâncılar ve Diğer Câriyelerden Bazıları:


Câmeşuy Ustanın Câriyesi Abîde Yevmiye 5

Çaşnigir Ustanın Câriyesi Rukiyye Yevmiye 5

İkinci Hazinedârın Câriyesi Hanife Yevmiye 5

İkinci Câmeşuy Ustanın Câriyesi Aişe Yevmiye 5

İkinci Hazinedârın Câriyesi Münevver Yevmiye 5

Şehnâz Kalfa’nın Câriyesi Hubz-dâr Yevmiye 5

İkinci hazinedârın Câriyesi Mehrinâz Yevmiye 5

Fâtıma Kadın Yevmiye 5

Mustafa Ağa’nın Câriyesi Nâzende Yevmiye 5

Gülçin Kalfanın Câriyesi Hafife Yevmiye 5

Cüce-i Ümm-i Gülsüm Yevmiye 15

Çeşmisiyah Yevmiye 15

Zeyneb Yevmiye 5

Hanife Yevmiye 5

Hatice yevmiye 5

Hanım Yevmiye 5 (15)


Burada dikkatimizi çeken bir husus da, Haremde çalışan cariyelerin tıpkı günümüzdeki hizmetçi kadınlar gibi, gündelik olarak belli bir ücret almalarıdır. Cariyelere verilen gündelikler, Haremdeki eskiliklerine göre değişiyordu. II Bâyezid devrinde Şehzâde Abdullah’ın 15 Câriyesi günde 15’er akçe; Eski Saray’da çalışan 7 cariye 10’ar akçe alırken, I Mahmud zamanında haremdeki cariyelerin gündelikleri epeyce yükselmiş ve 4 cariye 30’ar akçe; 2 cariye 25’er akçe ve diğerleri de 20’şer, 15’er, 10’ar ve en az beşer akçe alır olmuşlardır II Mahmud zamanında ise cariyelerin gündelikleri, 100, 80, 70, 60, 55, 45, 40, 40, 35 ve en düşüğü 30’ar akçeydi Dikkat edilirse II Bâyezid devrine nazarla beş-on kat artmıştır Bunda Osmanlı akçesinin değer kaybının da tesiri söz konusudur(16)


I Mahmud’un Zamanında Haremde Bulunan Câriyelerin Vazife Taksimâtını Gösteren Belge, TSMA, No: D 8075


I Mahmud’un Zamanında Haremde Bulunan Câriyelerin Vazife Taksimâtını Ve İsimlendirmesini Gösteren Belge, TSMA, No: D 8075


Bütün bu aktarılan bilgiler, yukarıda verdiğimiz esasları takviye etmekte ve Harem’i bir fuhuş yuvası olarak tasvir edenleri mahcup eylemektedir. O halde Haremdeki cariyelerin % 90’ı hizmetçi statüsündedir ve esirlik süresini dolduranlar âzâd kâğıdını alıp Saray’dan çıkabilirler.


Dipnotlar:


1- Uluçay, Harem II, sh 10-11

2- Robert Walch, XVII yüzyıl İstanbul’unda Harem (Türkçeye Tercüme, Aydın Filiz), Hayat Tarih Mecmuası, İstanbul 1970, Sy 10, sh 46-49; Uluçay, Harem II, sh 12-14

3- Ünüvar, Saray Hâtıralarım, sh70-71; Uluçay, Harem II, 10-12; Hurşit Paşa’nın Saray Hâtıraları, Hayat Tarih Mecmuası, İstanbul 1965, V, sh 60-61

4- TSMA, No: E 1511; E 4792; Uluçay, Harem II, 12

5- Hurşit Paşa’nın Saray Hâtıraları, Hayat Tarih Mecmuası, İstanbul 1965, V, sh 60-61

6- Uluçay, Harem II, sh 14

7- Bu senedlerden birisi için bkz TSMA, No: D8079; Uluçay, Harem II, sh 14

8- Uluçay, Harem II, sh 15

9- Uluçay, Harem II, sh 19

10- Ünüvar, Saray Hâtıralarım, 71; TSMA, No: E 4002; Uluçay, Harem II, 17-18

11- Ünüvar, Saray Hâtıralarım, 71; TSMA, No: E 4002; Uluçay, Harem II, 17-18

12- Uluçay, Harem II, 19

13- Saray tabiri, burada harem manasına kullanılmaktadır Saray kadınları, saray halkı, saray ustaları tabirlerinde de genellikle bu mana kasdedilmektedir

14- Bu rakamlar ve bu kadınların yaptıkları hizmetler için bkz TSMA, No: E 53/3, D 8075, E 4002, D 8003, D 743

15- TSMA, No: D 8075

16- Uluçay, Harem II, 21-22; Bkz TSMA, No: D 8003; D 743; D 8075


Bilinmeyen Osmanlı, Prof Dr Ahmet Akgündüz


Alıntıdır.
« Son Düzenleme: 11 Mart 2010, 21:38:17 Gönderen: Emir-ül Bahr »
Gönlünün idrakını duyacaksın
Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin
Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa
Susacaksın...

Hz. Mevlana

Çevrimdışı Günbatımı

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2490
  • Görelim Mevlâ'm neyler, neylerse güzel eyler...
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

Çevrimdışı Emir-ül Bahr

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 231
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #2 : 11 Mart 2010, 22:08:40 »
Teşekkürler Günbatımı

Özellikle Cumhuriyet dönemiyle Türkleri ecdadından uzaklaştırmak ve batılı medeniyetlerin zihniyetine yaklaştırabilmek için bir kısım tarihçiler Osmanlı Tarihin de çeşitli çarpıtmalar başlattı. Ön yargıları olan herkesin Osmanlıyı Ahmet Akgündüz'ün kaleminden öğrenmeye davet ediyorum. Hayatını Osmanlı Tarihine adamış bir hocamız. Bilinmeyen Osmanlı ile başlamak doğru bir seçim olur. Hemen hemen çarpıtılan her konuda kitabı vardır. Az çok Osmanlı tarihiyle ilgilenenler tanır zaten hocamızı.
Gönlünün idrakını duyacaksın
Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin
Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa
Susacaksın...

Hz. Mevlana

Çevrimdışı omur

  • ömür
  • yazar
  • ****
  • İleti: 649
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #3 : 11 Mart 2010, 23:29:37 »
Çok tesekkürler bütün kiymetli bilgiler için.
ömrden selamlar.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #4 : 11 Mart 2010, 23:34:35 »
Harem benzeri çarpıtmalar da yabancılar tarafından yapılmış olan gravürlerinde etkisi oluyor sanırım, Ahmet Akgündüz değerli bir yazar bu alanda Ömer Faruk Yılmaz'da tavsiye edilir.
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3884
    • Herkonudan.com
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #5 : 11 Mart 2010, 23:42:21 »
Tuğra'ya katılıyorum.
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Çevrimdışı Emir-ül Bahr

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 231
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #6 : 11 Mart 2010, 23:47:33 »
Bu konuda çok fazla gravür inceleme fırsatım olmadı ancak İnternet üzerinden yabancı ressamların yaptığı bazı çarpıtılmış tablolara rastladım.
Gönlünün idrakını duyacaksın
Gönlünü şiirlere, sazlara söyleteceksin
Bütün bunlara söyletemeyecek sırların varsa
Susacaksın...

Hz. Mevlana

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #7 : 29 Aralık 2014, 02:00:13 »
Câriyenin avreti

Selamün aleyküm hocamhocam câriyenin başı açık olarak ya da dizden aşağısı açık olarak dışarı çıkması ve insanların bu yerlere şehvetsiz olarak bakması caiz midir.bir de bir hoca câriyenin göğüsleri de avret değil dedi.câriye dışarı çıktığında göüsünü örtmesi farz değil midir.bu konuların doğrusu nedir acaba hocam.Allah u teala sizden razı olsun. serhat akkaşVe aleyküm selam.

Bilindiği üzere câriye veya köle, hür olmayan kişi yani “esir” demektir. Günümüzde ise câriyesisteminin olması söz konusu değildir.
İslâm, insanlığın icabı olarak var olan bazı tatbikatları /örf-âdet ve gelenekleri düzeltmiş-düzenlemiş, bazılarını derhal sonlandırmış, tedricen ortadan kalkması iktiza edenler için de farklı uygulamalar ortaya koymuştur. Köle ve câriye meselesi de bunlardan biridir. Savaşlar ‘esâret’i gündeme getirmiş, bu esirler de değişik zamanlarda köle ve câriye olarak kullanılmıştır. Böyle bir uygulamayı insanileştirmek ve zamanla ortadan kalkmasını temin etmek için gerekli usûller / yöntemler konulmuştur. Nitekim âzad etme, keffâret ödeme gibi usûllerle câriye ve kölelerin hürriyetine kavuşturulması sağlanmıştır.

Bir esir kadın câriye olarak muayyen bir şahsın hizmetine verilince, ona hayat hakkı tanınıyor ve orta malı olmaktan da çıkarılmış oluyor. Yoksa ya öldürülecek ya ömür boyu hapis yatacak ya da sahipsiz olarak topluma bırakılacaktır. Böyle bir kadını belli bir şahsın kontrolüne vermek ve o şahsa câriyenin lehine sorumluluklar yüklemek kadın için de en hayırlısıdır. Ücretsiz hizmet etmesi ise, onun adına haksızlık değil bir hak tanımaktır. Bu gün hapishanede bulunanlara böyle bir hak tanınsa nasıl memnun olacakları bellidir. Esir bir kadının da hapiste olması yerine böyle bir hizmete verilmesi elbette daha iyidir. Zaten kadın veya erkek her köleye kendi yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek ve yapabileceği işi vermek de efendisinin / sahibinin vazifeleri arasındadır. Meseleyi bu yönden değerlendirince, ne kadar insanî ve ahlâkî olduğu kendiliğinden anlaşılacaktır.Câriyeler (köle olan kadınlar) için avret yeri, erkekler gibi, göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımla karın ve sırtlarıdır. Hür kadınların şeref ve mevkileri / konumları bakımından örtmek zorunda bulundukları organları, câriyelere nazaran daha çoktur. Câriyeler, hürriyet şerefinden mahrum / yoksun ve efendilerinin hizmeti ile meşgul oldukları için, bunlara daha fazla genişlik gösterilmiştir.

Ayrıca, câriyelerin başları dışındaki bütün yerlerini örtmeleri [Bkz. İbn Kesîr, Tefsir, 6, 471] icap ettiğini söyleyen âlimler olduğu gibi, hür kadınlar gibi başları dâhil, bütün bedenlerini örtmeleri gerektiğini söyleyen ulemâ da vardır. [Bkz. Muhammed b. Yusuf Ebû Hayyân, el-Bahru’I-Muhît, Dâru’I-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1993, 7, 250]Kısacası, geçmişte câriyeler de aynen hür kadınlar gibi namazlarını kılarlardı. Yukarıda da ifade edildiği gibi bazı âlimlere göre sadece örtü mevzuunda bir farklılık vardı. Kimi âlimlere göre ise, örtü mevzuunda da hür kadınlar gibiydiler ve onlar gibi örtünerek namazlarını kılarlardı.

Meseleyi böylece hulâsa ettikten sonra, dilerseniz, mevzuun nezaketine binaen, Ehl-i Sünnet mezheplerinin görüşleri istikametinde biraz daha genişçe ele alalım.

Hususiyle câriyenin avret yeri mevzuunda, sınırları tâyin eden sarih bir nass yoktur. Kitap’ta veSünnet’te bu husus belirtilmemiştir. Zâhirîlerin hâricinde cumhûrun görüşü, câriyenin avret yerinin erkeğinki gibi olduğudur. Fakat Zâhirîlerin dışında bu görüşe katılmayan az da olsa başka âlimler de vardır. Meselâ, Hasan-ı Basrî (rh.) hazretlerine göre, evlenen veya kişinin kendisi için edindiği câriyenin başını örtmesi gerekir. Atâ (rh.) hazretlerine göre câriyenin namazda başını örtmesi müstehaptır. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebinde, câriyenin avreti ile erkeğin avreti arasında ayrım yapılmamaktadır. Zâhirîlere göre ise câriye, bu mevzuda hür kadınlar gibidir. [Zâhirî mezhebi de Sünnî’dir, imamları Dâvûd-i Zâhirî hazretleridir. Ancak günümüzde müntesipleri kalmamıştır.


Hanefîlere göre câriyenin avreti, erkeğin avreti gibidir. (Erkeğin avretine ek olarak karnı ve sırtı ile iki yanı da avret sayılır.) Çünkü Hz. Ömer (r.a.), bir câriyeye şöyle demiştir:“Ey Deffâr (çirkin kokulu kadın)! Başörtüsünü at, yoksa hür kadınlara mı benzemek istiyorsun?”[Zeylaî (rh.) bu hadis rivâyeti hakkında “gariptir” demiştir. Kütüb-i Sitte'de bulunmayan bu mânâdaki bir hadis rivâyetini Abdürrazzak (rh.) Hz. Ömer'den (r.a.) rivâyet etmiştir. Beyhakî de bu hadisi rivâyet etmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki, Ehl-i Sünnet’e göre sahâbenin sözü de hadis kabul edilmiştir.


  Aynı zamanda câriyeler, efendilerinin ihtiyaçlarını karşılamak için âdet olarak iş elbiseleri ile dışarı çıkarlar, dolayısıyla güçlükleri gidermek için yabancılar, mahremleri (evlenmeleri kendilerine haram olanlar) gibi kabul edilmiştir.

Şâfiîlere göre câriyenin avret yeri erkeğin avret yeri gibidir. Çünkü her ikisinin başı avret olmamak bakımından birbirine benzemektedir. Baş ile kollarının açılmasına ihtiyaç vardır.
Mâlikî mezhebine göre, câriyeler avret mevzuunda aynen erkekler gibidir. Câriyenin namazda avret yeri, uyluklar ile birlikte iki müstehcen uzuvdur. Bu uzuvlardan bir kısmı açıldığı zaman yahut kişi uyluğunun tamamını veya bir kısmını açtığı zaman, vakit içinde namazını kesin olarak iâde etmelidir.Hanbelî mezhebine göre, câriyenin avret yeri erkeğinki gibi olup diz kapağı ile göbeği arasıdır. Çünkü Amr bin Şuayb'tan (r.a.) rivâyet edilen merfû hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Sizden biri erkek kölesini, câriyesi veya hizmetçisi ile evlendirirse, bu câriye yahut hizmetçinin avret yerine hiç bakmasın. Çünkü göbeği ile diz kapağı arası avret yeridir.” [ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhu (Terc. İslâm Fıkhı Ans.), Risâle Yayınları, 1, 458-465]
Câriyelerle ilgili bir fetvâ şöyledir: Kişi, kendi câriyesiyle istifraş edebilir, onu yatak hizmetlerinde nikâhsız olarak kullanabilir. Başkalarının câriyeleri de, mahrem (nikâhları kendilerine haram olan, birinci derecede yakın akrabalar) olan kadınlar gibidir. Erkekler, mahrem kadınların bakabilecekleri zînet yerleri gibi, başkalarının câriyelerinin zînet yerlerine de bakabilir ve dokunabilirler. Ama mahrem kadınlarında olduğu gibi göbekle diz kapağı arasına bakamaz ve dokunamazlar. Bu mevzuda delil, yukarıda kısaca zikrettiğimiz şu hâdisedir

Hazret-i Ömer (r.a.), örtülü bir câriye görmüş, çubukla örtüsüne dokunup: “Şu başörtünü at, ey kokmuş kadın! Hür kadınlara mı benzemek istiyorsun?” demiş. Bu da câriyenin başına, saçına, kulağına... bakmanın helâl olduğunu gösterir.


Yine Hz. Ömer (r.a.) satılmakta olan bir câriyenin yanına geldi, eliyle kadının göğsüne vurdu ve: “Haydi, alın!” dedi.Eğer câriyenin göğsü haram olsaydı, elbette Hz. Ömer (r.a.) ona dokunmazdı. Kaldı ki insanlar, câriyenin alım-satımı esnâsında kadının derisinin yumuşaklık ve sertliğini öğrenmek isterler. Çünkü buna göre kadının fiyatı değişir. Bundan dolayı câriyenin avreti de diğer mahrem (evlenmesi haram olan) kadınların avreti gibi sayılmıştır. Binaenaleyh bunlarla yalnız başına bulunmak, beraber yola gitmek câizdir. Hem bakıp hem dokunduğu zaman şehvetinin uyanacağından korkan kimse, yalnız bakmakla yetinir. Fakat satın almak istediği câriyeye istek (şehvet) duysa da, yine bakabilir; hatta İmam Ebû Hanife'ye (rh.) göre (şehvetle) dokunabilir de.”

İmam Kasânî, Bedâyiu's-Sanâyi fî Tertîbi'ş-Şerâyi', c. 6, s. 2956]

Ancak unutmamak gerekir ki; erkekleri fitneye düşürecek her türlü kıyafet ve açıklığın yasaklandığı, kadın ve kızların örtünmeleri emri, dinimizin şiârlarındandır.[size=78%]

Yüce dinimiz İslâm, müntesiplerini âdî şehvet duygularından korumak, güzel ahlâkı muhafaza etmek için muayyen ölçülerde bir giyim emretmiştir. Kadının ancak, erkeklerin şehvet nazarlarını üzerine çekmeyecek biçimde sokağa çıkmasına müsâade etmiştir.


[/size]

http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/2428-cariyenin-avreti.html




« Son Düzenleme: 29 Aralık 2014, 02:06:25 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı Şecaatli

  • okur
  • *
  • İleti: 85
  • TEK DÂVÂM İSLAM'DIR.GERİSİ BAŞKASININ OLSUN.
Ynt: Osmanlı Haremi Saray Cariyeleri
« Yanıtla #8 : 29 Aralık 2014, 08:56:48 »
Bu güzel paylaşımlarınızdan dolayı cümlenizden Allah razı olsun.Acizane olarak bir çift de benim sözüm olacaktır.

Yıllardır kemalistler ve sosyalistler cariye ile ilgili bir takım dedikodular türettiler ve Osmanlı sultanlarını hep şehvetine düşkün olarak nice nesillere lanse ettiler.Oysa meselenin hakikatini araştırma teşebbüsünde bilerek bulunmadıkları için hem İslam'ı hem de Osmanlı'yı dünyaya rezil etmeye çalıştılar.Ahmet Akgündüz, çok kıymetli tarih hocalarımızdandır.Onun eserlerine güvenilir.Kendisinden Allah razı olsun diyorum.İnşaAllah Osmanlı hakkında kerih düşünceler zamanla yok olacaktır.Hakikatler konuşuldukça yalanlar zeval bulacaktır.
« Son Düzenleme: 29 Aralık 2014, 09:14:19 Gönderen: Şecaatli »
Neden mi mutluyum?.Çünkü Allah var, sıkıntı yok!
Gerisi imtihanımdır.

Bir ayet:“Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız;
oysa o, hakkınızda hayırlıdır.Olur ki, siz bir şeyi seversiniz;ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır.
Allah bilir, siz bilmezsiniz. ” (BAKARA SURESİ-216)