Gönderen Konu: Otobüs Yolculuğu  (Okunma sayısı 953 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Otobüs Yolculuğu
« : 23 Mart 2015, 12:34:06 »

Otobüs Yolculuğu




Kar tanelerini bir o tarafa bir bu tarafa savuran tipinin ortasında yirmi beş dakikadır bekliyordum. Hâlbuki iş yerinden vaktinde çıkmıştım. Soğuktan kıpırdatamadığım elimdeki kitabı sıcak olan diğer elime geçirirken otobüsü kaçırdığımı kabullenmek hiç de kolay olmadı.

Bir sonraki otobüsün içinin sıcak hayaliyle içimi ısıtmaya çalışırken ağır adımlarla karşıdan karşıya geçen amca, hayallerimi tuzla buza çevirdi, “Karlı günlerde otobüs alt caddeden geçiyor, buraya girmiyor.” Durakta kardan adama dönen üç mağdurdan biriydim artık. Mecburen alt caddenin yolunu tuttuk. Otobüs hemen geldi de bizi daha fazla üşütmedi. Otobüse bindiğimde tipi devam ediyor, otobüsün silecekleri cama yapışan kar tanelerine yetişmekte zorlanıyordu.

Orta kapının iki sıra arkasında cam kenarına oturup daha da hızlanan kar tanelerini seyretmeye koyuldum. Koridorun karşı tarafındaki koltuklarda siyah çantalı bayan ile arkasında kalpaklı bir amca oturuyordu. Önümde ise sırtına battaniye sarmış gibi gözüken gözlüklü bir teyze vardı. Otobüsün sesinden başka tek ses, bu teyzenin sesiydi.

Otobüs, her durakta yolcuları birer ikişer topluyor, teyze boş koltuklara yerleşen her yolcuya aynı soruyu soruyordu: “Sizi de otobüs tutar mı?” Kimisi duymazlıktan geliyordu teyzeyi, kimisi evet yahut hayır şeklinde kısa cevaplarla geçiştiriyordu. Koltuklar dolup soruyu yöneltmediği yolcu kalmayınca sıranın bana geleceğini tahmin ettiğim için içimden cevap hazırlamaya başlamıştım. Evet mi demeliydim hayır mı?

Belli ki teyze, uzun yolculuğu muhabbet ederek geçirmek istiyordu. Şu durumda sohbet etme isteğime göre bir cevap bulmalıydım. Teyzeye muhabbeti koyulaştırma şansı tanımaya karar verdim. Beklenen an gelmişti. Battaniyeyi sırtından alma bahanesiyle arkaya dönen teyze, göz göze geldiğimiz anda malum soruyu yapıştırdı: “Sizi de otobüs tutar mı?” “Evet, maalesef” dedim usulca.

Küçüklüğümden beri otobüslerle aramın iyi olmadığından başlayıp çeyrek yüzyılı geride bıraktığım halde bu illetten kurtulamadığımdan, yutturulan hapların faydasızlığından, müsvedde kağıt taşır gibi yanımda her daim poşet

taşıdığımdan dem vurdum. Teyzenin ağzından bütün yüzüne yayılan tebessümün yavaş yavaş gözlerine geldiğini gördükten sonra devam ettim.

“Hayatımda hayıflandığım zaman dilimlerinden biridir otobüs yolculukları. Mide bulantım yüzünden kitap okuyamadığım bu seyahatlerde kendimi otobüsün herhangi bir koltuğu, tutunma demiri, acil durum çekici gibi hissediyor olmak ağırıma gidiyor. Ayrıca saydığım malzemelerin birer vazifeleri de var. Bense sadece kuru kuruya oturuyor, daha fazla midem bulanmasın diye gözüktüğü kadarıyla otobüsün takip ettiği yolu seyretmekten başka bir şey yapmıyorum.”

Teyze ile ben haricinde diğer yolcular sürekli değişiyor, otobüsün silecekleri öncesine nazaran daha yavaş çalışıyordu. Konuşmayı sürdürdüm.

“Ne zaman kitap okumaya niyet etsem midem ilim irfan düşmanıymışçasına kendisini kıvırdıkça kıvırıyor bir şekilde bulantı halini bana hissettirerek, değil okumama müsaade etmek, kitabın kapağını dahi açmama izin vermiyor.”

Teyze ön koltuğa yan oturup bana doğru dönmüştü. Biraz amacına ulaşmanın keyfiyle biraz da uzun süren dinlemenin sıkıcılığıyla hemen başka konulara atlayıverdi. Eşinin geçen sene vefat ettiği ile başlayan konuşmasını üçü de erkek olan çocuklarıyla sürdürdü. ikisini evlendirdiğini -adları Ersin ve Ersan’dı- üçüncüsüne de hayırlı bir kısmet aradığını, sır verenlerin sessizliği ile anlattı. Bir miktar gelinlerinin iyiliğinden ama çok fazla gidip onlarda kalamadığından dert yandıktan sonra üçüncü oğlunu da evlendirirse -bunun adı da Erdem- gönlünün rahatlayacağını, beyinden kalan evde -burada ölüm hak miras helal demişti-ömrünün sonuna kadar kedisi ve muhabbet kuşu ile beraber mutlu mesut yaşayabileceğini anlattı.

Önceki günlerde bitmek bilmeyen yolculuk su gibi akıp geçiyordu. Yolu neredeyse yarılamıştım. Teyzenin yanındaki koltuk boşalınca “Gel evladım.” dedi. “Sana döneceğim diye boynum ağrıdı iyice.” Açık sözlülüğün de bu kadarı diye düşündüm. Ayaklarının yanındaki siyah torbada bir şeyler karıştırmaya başladı. Torbada ne aradığına bakmamın ayıp olacağını düşünsem de bakışlarıma engel olamadım. Siyah torba ağzına kadar kitap
doluydu. içlerinden bir tanesini çıkartıp bana uzattı. “Bu, ortanca oğlumun yazdığı roman.” dedi. “Ben de geçimimi böyle sağlıyorum işte.”

Nasıl yani, der gibi baktım. Konuşmasına devam etti. “Ortanca oğlan biraz ayran gönüllüdür. Nereden sardıysa bu yazar olma işine. Ben yazmaya gidiyorum, bu aralar yazamıyorum, bir roman yazacağım, filmi bile çekilecek gibi cümleler kurup duruyordu. Meğer hakikaten yazıyormuş. Sonra tutturdu illa bastıracağım diye. Falanca yerde parasıyla basılıyormuş. Bu cahil halimle ben bile dedim ona. Senin yazdığım kitabı kim okusun evladım diye. Dinlemedi. Hatta alındı bu lafıma. Bastırdık. Üç emekli aylığı kadar parayı yatırdık kitaba. Allah’tan taksit yaptılar da bir senede peyderpey ödedik.

Sonra ne mi oldu? Ne olacak, bu kocakarı haklı çıktı. Bin kitabı kamyonla getirdi eve. Bir de nakliye parası. Gardırobun üstü, kanepelerin altı hep kitap. Evlendikten sonra alıp götürmeye bile tenezzül etmedi. Gelin sevmezmiş öyle şeyleri. Laf aramızda güya okumuş aldık gelini. Sonra nereden aklına geldiyse, yevmiye ile birine bu kitapları sattıralım dedi. Masrafımı çıkaracağım demiyor da evdeki dağınıklıktan kurtulursun, diyor. Ben satarım dedim. Sokak sokak dolaşır; metroda, metrobüste, tramvayda, otobüste satarım. Ama yevmiye istemem. Yarı yarıya…” ineceğim durağa gelmeden trafiğin takılmasını fırsat bilerek teyzeden iki çift lafın belini kırmaya gelmiş komşu edasıyla müsaade istedim.

Müsaade senin evladım diyerek neredeyse kapıya kadar geçirecekti ki “Lüzum yok, zahmet etmeyin” ricalarıyla yerine zor oturttum. Kapının açılmasından önce oturduğu yerden tekrar seslendi “Çok teşekkür ederim.”

Kapının kanatları açıldı, dışarıya adımımı attım. Otobüs hızlanarak yoluna devam ederken cam kenarından bana el sallayan teyzeye güle güle der gibi başımı salladım. Siyah torbanın bu kadar ağır olacağını düşünmemiştim. Tipi devam ediyordu.


Erhan GENÇ | 02 Mart 2015 | http://insanvehayat.com/otobus-yolculugu/