Gönderen Konu: Ramazan bayrami  (Okunma sayısı 5042 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ramazan bayrami
« : 08 Eylül 2010, 02:26:14 »

Ramazan Bayramı Hutbesi,  1 Şevval 1431 (09 Eylül 2010)

الاية: قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى
الحديث: لاَيُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتىَّ يُحِبَّ لاخِيهِ ماَ يُحِبُّ لِنَفْسِهِ{1}

Muhterem Müslümanlar,
Rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi ferahlatan, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı dolduran, orucu, teravihi, mukabelesi, sahuru, iftarı, zekat, sadaka ve fitresiyle bizi kendimize getiren Ramazan Ayımızın bayram sabahına kavuşmuş bulunuyoruz. Bizi bayrama ulaştıran Rabbimize hamd olsun.
Bayramlar, tekbirlerle kâinâtın titrediği günlerdir. Bayramlar, meleklerin mü’minleri kuşattığı günlerdir. Bayramlar, dostların kucaklaştığı, kalplerin sevgi ve kardeşlikle coştuğu günlerdir.

Aziz Din Kardeşlerim,
Bayramı bir tatil anlayışıyla değil, manasına uygun şekilde değerlendirelim. Günlük koşuşturmaların telaşıyla arayamadığımız, geçim meşgalesiyle hal ve hatırlarını soramadığımız yakınlarımızı, dostlarımızı bu bayramda unutmayalım.
Mümkünse bizzat gidip ziyaret ederek, değilse telefonla arayarak gönüllerini alalım. Özellikle anne-baba, dede-nine gibi yakın akrabalarımızın ve yaşlıların dualarını alalım. Verebileceğimiz küçük hediyelerle çocukları sevindirelim. Eğer varsa aramızdaki dargınlık ve kırgınlıklar sona ersin. Sevgi, saygı, af ve müsamaha yolları açılsın.

Kıymetli Müslümanlar,
Sayılı günler çabuk geçiyor. Ramazan Ayımızın nasıl geçtiğinin dahi farkına varamadan gidişine üzülürken, bayrama kavuşmanın heyecanıyla bir o kadar da sevinçliyiz. Ama şunu hiç unutmamalıyız: Mübarek aylarda elde ettiğimiz manevi kazancı, gelecek bir kaç gün içinde heba etmemeye gayret göstermeli, mânen iflasın eşiğine gelmekten kendimizi muhafaza etmeliyiz.

Değerli Mü’minler,
Şimdiye kadar olduğu gibi, bu Ramazan-ı Şerifte de, her türlü dini, sosyal ve kültürel konularda hizmetimizde olan camilerimize, maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen, yaptığı hayır ve hasenâtla destek olan, ilim öğrenen Kur’an talebelerine sahip çıkan ve ahirette “ keşke daha çok verseydim” dememek için bu mübarek ayı fırsat bilip en güzel şekilde değerlendiren siz değerli cemaatımıza, emeği geçen, üzerimizde hakkı olan herkese şükranlarımızı arzederiz.

Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı tebrik eder, hepimiz hakkında hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.  
 
1.Buhari,Müslim,Riyazüssalihin Terc. c.1 s.278

« Son Düzenleme: 08 Eylül 2010, 06:53:09 Gönderen: selcuklu »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Ramazan bayrami
« Yanıtla #1 : 08 Eylül 2010, 09:40:57 »
huda razı olsun.ihvanımın bayramı mübarek olsun.

Çevrimdışı efsanef

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 283
Ramazan Bayrami
« Yanıtla #2 : 13 Ağustos 2011, 03:25:07 »
Muhterem Müminler!
   Hutbemiz Mübârek Ramazân-ı Şerîf bayramının ehemmiyyeti hakkındadır. Mevlâmızın lutuf ve ihsânı ile farz olan Ramazan orucumuzu ve Ramazân-ı Şerif içindeki terâvih namazlarımızı eda edip, içinde kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesini de ihyaya gayret ettik ve yine üzerimize terettüp eden zekât, malî cihad ve sadaka-i fıtırlarımızı vererek, bu aya mahsus olan ibâdetlerimizi böylece îfâ ettikten sonra, yine mevlâmızın lütuf ve keremi ile hep beraber bayramı idrak etmiş bulunuyoruz.
   Bugün Yüce Rabbimizin emrine imtisal ederek, bu mübârek aya hürmet edip, oruç farizasını yerine getirenler için dünyada Rabbimizin ihsan buyurduğu sevinç, saadet ve ilahî bir ziyafet günüdür. Bu günün fazîleti hakkında İbn-i Mes’ud hazretleri şöyle rivayet ediyor: “Bir gün Peygamberimiz (sav) buyurdular ki: “Müminler oruçlarını tutup bayrama çıktıklarında Allâh-ü Zülcelâl hz.leri şöyle buyurur: “Ey Meleklerim! Her amelin sâhibi ecrini ister. Benim emrime riâyet ederek nefsine sahip çıkıp oruçlarını tutmuş olan kullarım da bayrama çıkmışlar ve benden ücretlerini istemektedirler. Sizler şâhit olunuz. Ben onlara affımla ve rahmetimle muamele ettim.” buyurur. Bunun üzerine bir münâdi oruç tutan müminlere hitâben: “Ey Allâh’ın emrine riâyet ederek, oruçların hakkıyla tutan Ümmet-i Muhammed! Sizlere müjdeler olsun. Geldiğiniz yerlerinize dönünüz. Sizlerin seyyiâtı, hasenâta tebdîl olundu.”, diye Ümmet-i Muhammed’den oruç tutanları bu şekilde tebşir ederler.” Ne mutlu böyle bir müjdeye mazhar olanlara!
   Muhterem Müminler!
   Dün malûmunuz, Ramazân-ı Şerîf olması hasebiyle oruç tutmak farzdı. Bu gün ise haram. Yine dün, dînî bakımdan suç sayılan yeme ve içme, bugün bir nevî ibâdet olmaktadır. Zirâ her ikisinde de Rabbimizin rızâsını aradık. Ancak dün bu rızâ-i ilâhîyi oruç tutarak aramıştık. Bugün ise bayram yaparak aramaktayız. Biz kullar için mühim olan husus, İlâhî emre riâyet etmektir. Zira Rabbimizin rızasını kazanmak da onun emrettiği hususları, emrettiği zamanda, emrettiği kadarını yapmakla mümkün olur.
Azizler! Bayramların maddî ve manevî bakımdan birçok fâideleri vardır. Bunlardan en mühimmi de esâsen var olan dîni kardeşliğin daha da kuvvetlenmesi ve dînimizin çok kıymet verdiği dînî kardeşlik şuurunun daha çok inkişaf etmesi.  Bu dini  ve manevi kardeşler arasındaki sevgi ve saygı, uhuvvet şuuru çok ehemmiyet arz eden bir husus olup Allah’ımızın, Peygamberimizin ve Piranımızın en çok razı ve memnun olduğu hususların başında gelmektedir. Kıyamet günü hiçbir amel ile elde edilemeyecek ilahi ecir  ve mükafatlara bu sayede yani  Allah için birbirini sevenlerin mazhar olacağını fahri kainat efendimiz haber vermektedir. Bu sebeple elde olarak veya olmayarak din kardeşleri arasında ufak-tefek kırgınlıklar varsa Allah rızâsı için, bu bayramları fırsat bilerek onlara nihâyet vermek ve çocukları, yaşlıları daha da farklı sevindirmek gibi daha nice ferdî ve ictimâî, maddî ve manevî fâideleri vardır.
   Muhterem Müminler!
   Bu gibi bayramlar dünyevî bayramlardır ve lezzetleri de dünya gibi fânidir. Hakîki müminin bu bayramlardan hariç, daha birçok bayramları vardır. Enes İbn-i Mâlik hz. bu bayramların başlıca 5 tane olduğunu beyan buyurmuşlardır:
1-   Bir mümin sabah vaktinden akşama kadar  günah işlemezse o gün işte onun bayramıdır.
2-   Dünyadan iman ve şehadet kelimesiyle giden bir mümin için de, yine büyük bir bayramdır.
3-   Sırattan salimen geçip, kıyametin şiddetinden emin olanlar için de aynı şekilde yine büyük bir bayramdır.
4-   Cehennemden emin olup, Cennete girenler için de yine o gün bayramdır.
5-   Beşincisi ve en büyüğü ise, müminlerin en büyük arzusu ve nihai maksadı olan, Cemâl-i İlahî ile müşerref olma bayramıdır ki, bunun haz ve zevkinin yanında dünyevi ve uhrevi bayramların lezzeti hiç kalır. İşte bu bayrama nâil olabilmek ve bunu hak kazanmak ise, dünyadaki samimi ve halisane gayret ve amellerimize, Peygamberimizin ve Pîranımızın şefaati, himmet ve teveccühlerine bağlıdır. O halde Azizler, ebedî saadetimize ve Âhiretteki bu İlahi bayramlara mazhar olmamıza mani olan fani dünyanın süfli, nefsani ve şeytani bir takım lezzet ve arzularına tabi olmaya hiç değer mi?
Muhterem Müminler!
Ayrıca Ramazân-ı Şerîfin aramızdan ayrılması ile kulluk vazifelerimiz bitmiş olmuyor. Onun için kendimizi emniyet içinde hissederek bir boşlukta zannetmemiz aslâ münâsip değildir. Bilakis bütün kulluk vazifelerimize daha çok dikkat etmemiz icâbeder. Zîrâ mübarek Ramazân-ı Şerîf ayının girmesiyle tesirsiz hale gelen şeytânî güçler, onun  çıkmasıyla daha azgın bir şekilde Ümmet-i Muhammedi hak ve hakîkatten çevirerek, dalalete düşürmek için şiddetli bir şekilde faaliyet içerisindedirler. Onun için devamlı uyanık olarak, Pirânımızın himmet ve teveccühleri ile kulluk vazîfelerimizi bihakkın îfâya gayret gösterelim ve bu Ramazân-ı Şerifin havasını diğer Ramazân-ı Şerîfe kadar muhafaza etmeye de yine dikkat edelim. İşte bizim iyi niyyetli gayretlerimiz, Rabbimizin Nusret ve inâyetine, dostlarının da himmet ve tevvecühlerine vesile olur da böylece bu alemden paçayı kurtararak, Mevlâmızın huzuruna varmış oluruz. Hutbemin başında okuduğum Âyet-i Kerîmede Yüce Rabbimiz: “Kalbini şirkten ve kötü ahlaktan temizleyen muhakkak felah buldu. Bir de Rabbinin ismini zikrederek onun huzurunda olduğunu düşünüp, 5 vakit namazını ve Bayram Namazını kılanlar felâh buldu.”, buyuruyor. Ayrıca bugünden itibaren malumunuz olduğu üzere, içinde bulunduğumuz ay Şevval ayıdır. Bu ayda başlıca nâfile olarak 6 gün oruç tavsiye olunmaktadır. Ve Rasûl-ü Ekrem Efendimizin de hadîs-i şerifleriyle sabittir ki, hutbemin başında okuduğum hadîs-i şeriflerinde: “Bir kimse Ramazan orucunu tutar, sonra da ona Şevval ayından 6 gün oruç ilave ederse , bütün sene oruç tutmuş sevabına nâil olur.”, buyuruyor. Zîrâ dinimizde her iyi amele asgarî olarak on misli mükâfat vardır. Otuz Ramazân-ı Şerif, altı da Şevval orucu, on ile çarpıldığı zaman üçyüzatmış yapar. Geri kalan beş günde de bayram olması hasebiyle zaten oruç tutmak haram olduğundan böylece bir sene olmuş olur. Sadaka-i fıtırları, aslında bayram namazından önce vermek lâzımdır. Fakat şu ana kadar veremeyen varsa, kendilerinden sâkıt olmaz. Mutlaka vermeleri îcâbeder. Ne var ki, önce verilenler kadar, makbûl ve mûteber olmamış olur.
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2011, 03:32:49 Gönderen: selcuklu »

Çevrimdışı efsanef

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 283
Ramazan Ayi Ve Kur'an Kerim
« Yanıtla #3 : 13 Ağustos 2011, 03:34:47 »
RAMAZAN AYI ve KUR’AN
            03/01/1997
Muhterem Mü’minler,

İnsanlığın üstüne çöken zulmet bulutlarını sıyıran İslam’dır. İslam’ın insanları doğruya , hakka , dostça ve kardeşçe yaşamaya sevkeden mukaddes kitabı Kur’an’dır. Kur’an’ın nur incilerini cihana saçmaya başladığı şerefli ayda Ramazan’dır.
Bu sebeple , Ramazan ayı , kâinatın her zerresini kucaklayan , beşeriyeti lekesiz bir inanca , eşsiz bir imana , zaman ve mekan hudutlarını yırtan gerçek bir hidayet ve kurtuluşa götüren mubarek aydır.
Evet , bu ay , mü’minler için rahmet ve mağfiret ayıdır. Bu ay , şifa ayıdır , huzur ayıdır. Bu ay , orucu , sahuru , iftarı , teravihi , dolan camileri , dinlenen vaaz ve mukabeleleri ile bereket ayıdır, şefaat ayıdır, hidayet ayıdır. Bu ay öz ifade ile Kur’an ve Oruç ayıdır.
Ramazan ayı , Kur’an ayıdır. Çünkü; insanları doğru yola ileten , insana insanca yaşamayı , çalışmayı , ilerlemeyi öğreten, insanı ahlâklı, faziletli, dürüst bir hayata sevkeden Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. Bu hususta şanı yüce Allahımız şöyle buyurur :
“ Ramazan ayı öyle bir aydır ki , Kur’an-ı Kerim onda indirilmiştir. ( O Kur’an ki ) , insanlara hidayettir. Doğru yolun , Hak ile batılı ayırd eden hükümlerin nice açık delilleri vardır O’nda. O halde içinizden kim O aya erişirse orucunu tutsun , Kim hasta olur , yahut bir sefer üzerinde bulunursa , o zaman başka günlerde oruç tutmadığı günler sayısınca ( orucunu kaza etsin ). Allah size kolaylık diler , size güçlük istemez… ”
Aziz Mü’minler,
O Kur’an ki , kalblere nur , gönüllere sürûr , dertlere şifa, ruhlara gıda , mü’minlere rahmettir.
Yüce Allahımız Kur’an için, Kur’an’da şöyle buyurur :
“ Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. ”
O Kur’an ki, Peygamberimiz (s.a.v)’in vahiy yoluyla Allah’tan aldığı ve insanlığa yudum yudum sunduğu eşsiz bir hayat kaynağı , emsalsiz bir ahlâk ve fazilet hazinesi , benzersiz bir Rabbani bir nizamdır. Bu nizama dalan , bu nizama inanan kimse , ilmin hakikatine , ebediyyetin sırrına , imanın şuuruna, irfanın nuruna, birlik ve kardeşliğin mutluluğuna erer. Zira ,Kur’an’la konuşan doğru konuşur, Kur’an’la yaşayan dürüst yaşar, Kur’an’la hükmeden adaletle hükmeder, Kur’an’la yürüyen kurtuluş ve huzura yürür. Doğruluğun, dürüstlüğün, adaletin huzurun olduğu yerde ise mutluluk vardır, birlik ve kardeşlik vardır.
İnsanlık kur’an’a sırt çevirdiği an, kur’an’ın yolunda gitmediği an, çökmeye, çürümeye mahkumdur. Ahlakını kaybetmiş, huzurunu kaybetmiş, güvenini kaybetmiş, ümidini kaybetmiş, ızdırap ve sıkıntılar içinde felaketten felakete sürüklenmiştir.
   Bunun içindir ki , Yüce Mevlamız Rabbani fermanında şöyle buyurmuştur :
   “Size Alla’dan hakiki bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir ki , Allah-u Azimüşşan, rızasına uyanları O’nun sebebiyle selâmet yollarına doğrultur, onları kendi iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, dosdoğru yola iletir.”
   Tarihi bir gerçektir ki, Kur’an’a inanan , Kur’an’ı yaşayan fert ve cemiyetler, daima yükselmişler, ilerlemişler , cihana ahlak ve  
fazilet , medeniyet ve saadet örnekleri vermişlerdir. Orada yalan yoktur, hile yoktur, dolandırıcılık yoktur, dedikodu yoktur, rüşvet, adam kayırma yoktur, düşmanlık yoktur, koğuculuk yoktur, iftira ve haksızlık yoktur. Böyle bir cemiyet elbette yükselecektir. Bu durumda olmayı istemeyen bir mü’min düşünülemez. O halde, yapılacak tek iş Kur’an’a dönmektir.
   Muhterem Mü’minler,
   Ramazan ayı oruç ayıdır demiştik. Evet, o , mü’minlere rahmetin saçıldığı, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı, şeytanların bağlandığı oruç ayıdır.
   Sevgili Resulümüz (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:
   “(Ey mü’minler), mubarek ay, şehr-i Ramazan geldi. Allah, onda oruç tutmanızı size farz kıldı. O ayda gök kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve azgın şeytanlar zincire vurulur. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan hayırlıdır. O gecenin hayrına nail olamayan büyük mahrumiyete uğramıştır.”
   Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır :
   “ Ramazan ayı gelince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, ve şeytanlara zincir vurulur.”
   İşte oruç, böyle bir ayda tutulmak üzere farz kılınmıştır.
   Oruç ki, tam anlamı ile tutulursa, kalpleri kir ve paslardan, gönülleri kin ve hasedden, nefisleri çirkin ve kötü isteklerden temizler. Günahları yakar, isyan duygularını söndürür. Zengine fakir ve yoksulların halini hatırlatmak suretiyle, servet gururunu kırar ve yardımlaşmanın luzumunu anlatır.
   










Oruç ki, şuuruna  erilerek tutulursa, elleri harama uzanmaktan, gözleri harama bakmaktan, dilleri yalan, dedikodu, çekiştirme gibi haram konuşmaktan, ayakları harama koşmaktan, mide ve cepleri haramla doldurmaktan kesinlikle alıkoyar.
Dünya hayatında insanı, islami hayata büründüren, âhiret hayatında ise, ebedi saadet ve mutluluğa götüren oruç budur, böyle olmalıdır. Ancak böyle oruçtur ki, gerçek değerini bulur ve tam anlamıyla tutulmuş olur. Bundan dolayı, Peygamberimiz (s.a.v.) mü’minleri tam bir teslimiyetle oruç tutmaya sevketmek için hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır :
   “ Kim kötü sözleri, kötü işleri bırakmazsa, Allah-u Azimüşşan’ın, O’nun yemesini, içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur.”
O halde mü’minler,
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluşa vesile olan Ramazan ayının kıymetini bilelim. İnanarak ve yalnız Allah rızası için oruç tutalım. Tam bir teslimiyyetle Allah’a güvenelim, yalnız O’na sığınalım. Oruçlarımızı Allah’ın emrine uygun olarak her türlü haram ve kötü davranışlardan sakınarak, bütün uzuvlarımızla tutalım. Bol bol Kur’an okuyalım. Allahımıza dua ve niyazda bulunalım. Farz namazlarımızla birlikte teravih namazlarınıda kılalım. Aramızdaki dargınlık ve kırgınlıkları giderelim. Zekât ve sadakalarımızı tam verelim. Başkalarının haklarına daima saygılı olalım. Bütün kalbimizle Yüce Allahımıza niyaz edelim ki :
Ramazan, imanımızı pekiştirsin,
Oruç, günahlarımızı döksün,
Kur’an, ebediyyen yolumuzu aydınlatsın !

« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2011, 03:41:07 Gönderen: selcuklu »

Çevrimdışı efsanef

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 283
Ramazana Elveda
« Yanıtla #4 : 13 Ağustos 2011, 03:36:29 »
RAMAZANA ELVEDA
Aziz mü’minler ,
İlahi rahmet ve mağfiretleriyle imanlı gönüllere huzur ve sükun bahşeden , Hak aşıklarına ahlak ve fazilet cevherleri sunan mübarek Ramazan ayımızın hicraniyle karşı karşıyayız.
Dünya hayatının geçici emel ve arzularına kanmadan , nefis ve şehevi isteklerin cazibesine aldanmadan , kulluk şuuru içinde , oruçlarını tutup , namazlarını kılarak Ramazan imtihanında başarı gösteren ve bu sebeple Bayrama hak kazanmış olan siz mü’minleri can-u gönülden tebrik ederim.
Aziz Mü’minler,
Sadece Ramazan müslümanlığı yapan , kulluğunu Ramazan aylarına tahsis eden ve Ramazan çıktıktan sonra , “Allahaısmarladık namaz , Kur’an , cami. Ben onbir ay istirahatlıyım. Cum’a ve Bayramlar’da ziyarete gelirim” kabilinden müslüman olanlara deriz ki ; Allah’a karşı vazifelerimizi yapmak sadece Ramazan ayına mahsus değildir. Allah’ın ve Resulünün emirleri sadece Ramazan ayına tahsis edilemez. Onlar hayatımız boyunca tatbik edeceğimiz ilahi düsturlardır.
Günde belirli miktarda gıdasını almıyan bir insan , nasıl bir takım hastaklıklara maruz kalır, hayatını kaybetmekle karşı karşıya bulunursa , manevi gıdasını alamayan bir insan da ,musalla taşında sonra açılacak ebedi hayatta yaya kalır, kendisini Cehennem alevleri arasında bulur.
Şu halde, akıllı ve şuurlu bir müslüman , Allah ve Resulü’nden uzak yaşıyarak ebedi hayatını zindana çevirmez. O, kişinin anasından , baabsından , kardeşinden , hanımından , evladından bir yıldırım hızıyla kaçacağı , dehşetli mahşer gününü şimdiden düşünür ve işlerini ona göre ayarlar. O, sırat köprüsünün ince ve keskinliğini , Hak terazisinin şaşmaz adaletini , bütün uzuvlarının dile gelip yaptıklarının bir bir sayacağı anın azametini aklından ve ruhundan hiçbir zaman çıkaramaz. O, kat’iyyen bilir ki , sonsuzluk aleminin saadet haritası bu dünyada iken çizilir. Burada onu çizmeyen , orada çizmeye fırsat bulamaz. Bulsa da zaten çizemez. Çünkü bütün kapılar kapanmıştır.
Okuduğun ayet-i kerimelerden mahşerin dehşetini ve insanların o günkü şaşkınlığı hakkında şöyle buyurur : “ … O kulları sağır edercesine haykıracak olan ses geldiği zaman , o gün kişi kardeşinden  anasından, babasından , karısından ve oğullarından kaçar. ( Zira ) o gün herkesin kendine yeter bir işi ( bir derdi , bir belası ) vardır.”
O halde mü’minler,
Hem dünyamızı hem de ahiretimizi kazanmak zorundayız. Yalnız dünyamızı kazanmak bizi selamete götüremez. Gerçek selamet her ikisi için de çalışmakla bulunur. Bu bakımdan ahiret için çalışmayı yalnız Ramaazan ayına tahsis etmek büyük bir hatadır. “ Ben müslümanım” diyen kimse bu hataya düşmemelidir.
Peygamberimiz (s.a.v) ; “ İnsanların en mes’ud ve hayırlısı , ömrü uzun ve ameli güzel olanıdır. ” buyurarak , hayırlı ve mes’ud olmayı , güzel amellerle geçecek uzun ömürlülüğe bağlamaktadır. Senenin on bir ayında cami’nin , namazın , ibadetlerin semtine uğramayıp , sadece Ramazaz ayında ibadet etmekle güzel amel yapılmış olmaz. Müslüman ömrü boyunca güzel amel işlemekle vazifelidir ve buna mecburdur.
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2011, 03:39:45 Gönderen: selcuklu »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9213
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Ramazan bayrami
« Yanıtla #5 : 27 Temmuz 2014, 16:39:59 »
Ramazan Bayramı Hutbesi,  1 Şevval 1431 (09 Eylül 2010)

الاية: قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى
الحديث: لاَيُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتىَّ يُحِبَّ لاخِيهِ ماَ يُحِبُّ لِنَفْسِهِ{1}

Muhterem Müslümanlar,
Rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi ferahlatan, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı dolduran, orucu, teravihi, mukabelesi, sahuru, iftarı, zekat, sadaka ve fitresiyle bizi kendimize getiren Ramazan Ayımızın bayram sabahına kavuşmuş bulunuyoruz. Bizi bayrama ulaştıran Rabbimize hamd olsun.
Bayramlar, tekbirlerle kâinâtın titrediği günlerdir. Bayramlar, meleklerin mü’minleri kuşattığı günlerdir. Bayramlar, dostların kucaklaştığı, kalplerin sevgi ve kardeşlikle coştuğu günlerdir.

Aziz Din Kardeşlerim,
Bayramı bir tatil anlayışıyla değil, manasına uygun şekilde değerlendirelim. Günlük koşuşturmaların telaşıyla arayamadığımız, geçim meşgalesiyle hal ve hatırlarını soramadığımız yakınlarımızı, dostlarımızı bu bayramda unutmayalım.
Mümkünse bizzat gidip ziyaret ederek, değilse telefonla arayarak gönüllerini alalım. Özellikle anne-baba, dede-nine gibi yakın akrabalarımızın ve yaşlıların dualarını alalım. Verebileceğimiz küçük hediyelerle çocukları sevindirelim. Eğer varsa aramızdaki dargınlık ve kırgınlıklar sona ersin. Sevgi, saygı, af ve müsamaha yolları açılsın.

Kıymetli Müslümanlar,
Sayılı günler çabuk geçiyor. Ramazan Ayımızın nasıl geçtiğinin dahi farkına varamadan gidişine üzülürken, bayrama kavuşmanın heyecanıyla bir o kadar da sevinçliyiz. Ama şunu hiç unutmamalıyız: Mübarek aylarda elde ettiğimiz manevi kazancı, gelecek bir kaç gün içinde heba etmemeye gayret göstermeli, mânen iflasın eşiğine gelmekten kendimizi muhafaza etmeliyiz.

Değerli Mü’minler,
Şimdiye kadar olduğu gibi, bu Ramazan-ı Şerifte de, her türlü dini, sosyal ve kültürel konularda hizmetimizde olan camilerimize, maddi ve manevi yardımlarını esirgemeyen, yaptığı hayır ve hasenâtla destek olan, ilim öğrenen Kur’an talebelerine sahip çıkan ve ahirette “ keşke daha çok verseydim” dememek için bu mübarek ayı fırsat bilip en güzel şekilde değerlendiren siz değerli cemaatımıza, emeği geçen, üzerimizde hakkı olan herkese şükranlarımızı arzederiz.

Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı tebrik eder, hepimiz hakkında hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.   
 
1.Buhari,Müslim,Riyazüssalihin Terc. c.1 s.278