Gönderen Konu: Şaban ismini bitiren yazar!  (Okunma sayısı 9538 defa)

0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Şaban ismini bitiren yazar!
« : 14 Ağustos 2011, 06:38:07 »

Şaban ismini bitiren yazar!

“Şaban” kelime olarak “ patika” manasına gelen ve faydalı bir yol anlamında kullanılan “sî’b” mastarından türeyen ve İslam literatüründe çok önemli bir mevkisi olan kelime. “Şaban”  üç aylar dediğimiz faziletli aylardan biridir aynı zamanda.


Anadolu’da da çocuklara bir zamanlar severek verilen bir ad idi.  Ta ki “Şaban filmleri” çekilene kadar! Enteresandır bu filmden sonra bu ismin tercih edilmeyen hatta alay etmek için kullanılan bir sıfat olarak toplumdaki yerini alması da bu tarihten sonralara rastlar.

Kemal Sunal’ın başrolü oynadığı “Şabanoğlu Şaban”, “İnek Şaban” “ Şaban Askerde” “ Gurbetçi Şaban” “Şabaniye” gibi filmler bir bir beyaz perdeye indikçe bu güzel ve anlamlı isim toplum hayatında anlam kaymasına uğradı ve aptal, geri zekâlı, cahil anlamlarını çağrıştırmaya başladı! İnsanlar doğal olarak çocuklarına bu ismi vermemeye başladılar.

Dikkat ettiniz mi belli bir yaşın altında bu ismin görülme oranı bir “Recep, Ramazan” ismine göre oldukça düşük ve hatta yok denecek kadar az!

“Hababam sınıfı” adlı oyunu kaleme alan yazar Rıfat Ilgaz tarafından bu ismin böylesine yozlaştırılıp, tesadüfen kullanıldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Kastamonu Cide doğumlu olan yazar Eğitim Enstitüsü mezunu ve bir süre Türkçe öğretmenliği yapmış.   Sabahattin Ali, Sabahattin Kudret, Mim Uykusuz gibi isimlerle birlikte  “Makro Paşa” dergisi etrafında yazılar yazmaya başladı. Bir süre mesleğinden çıkarıldı ancak zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından ilginç bir şekilde yeniden atandı!

Gelelim bu yazar ile “Şaban” ismi ile olan münasebetine!

Neden eserlerinde bu ismi böylesine olumsuz karakter ve tiplerde kullandı acaba? İslam dininde önemli bir yeri olan bu isim neden ironik malzeme oldu yazara?

Siz Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerini duydunuz mu? Peki, nereli olduğunu, hangi bölgede etkin olup, halkın sevgilisi olduğunu?

Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri de tıpkı yazar gibi Kastomunu’da doğdu. Çok küçük yaşlardan itibaren gerek zekâsı ve yaşayışıyla öne çıktı ve zaman içerisinde göstermiş olduğu kerametlerle bölge halkının sevgilisi olup ve o coğrafyada hak yolcularının uğradığı ocak oldu ve yıllarca etrafını aydınlattı bu büyük Allah dostu. Bütün İslam âleminde zamanla ismi duyuldu ve Kastamonu merkezde Musa Faki Mahallesi, Güllüce caddesindeki türbesini akın akın insan seli ziyaret etmeye başladı.

Mesela yaygın anlatılan şu olay onun yaygın anlatılan kerametlerinden birisi:

“Kastomonu’da açtığı dergâhına halktan birisi gelir ve:

-Sen ne iş görürsün? Diye sorar.

Şaban-ı Veli Hazretleri:

-Ben kalp kalaylarım, diye cevap verir.

Vatandaş bunu ben ‘kap kalaylarım’ zannedip evine gidip bir çuval bakır tencereyi, leğeni alır gelir kalaştırmaya ve:

-Bunları kalaylayıver, der.

Şaban-ı Veli Hazretleri gülümser ve bozuntuya vermez:

-Biz kalp kalaylarız demiştik ama siz kap anlamışsınız. Yarın gelin tencerenizi alın demiş.

Ertesi günü vatandaş gittiğinde çuvalın açılmadığını lakin içindekilerin pırıl pırıl olduğunu görür.

Ilgaz dağlarının esintisi hem Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerine hem de çok sonraları dünyaya gelen Rıfat Ilgaz’a değdi ama ne yazık ki her ikisi manen aynı iklimin insanı değildi!

Bu büyük Allah dostunun bölgedeki nüfuzunu bilen ve bunu kinle ve nefretle karşılayan bu yazar bu ismi daha sonra yazdığı “Hababam” sınıfı adlı oyununda kullandı bilinçli olarak!

Kastomunu ve yöresinde bu Allah dostuyla ilgili birçok rivayet vardır. Halk arasında bu kadar çok sevilen, sayılan, etkisi hala ağırlığıyla hissedilen böylesine önemli bir zatın isminin aynı bölgeden yetişen bir yazar tarafından tabiri caizse “madara” edilmesi tesadüf sayılamaz kanaatindeyiz.

Kültür erozyonu, bilinçli bir şekilde gerek sinema yoluyla, gerek edebiyat yoluyla ve gerekse tiyatro,  medya yoluyla “sanat” adı altında halkın bilinçaltına enjekte edildi yıllar yılı ve bu yapılırken nedense aynı hassasiyeti muhafazakâr camia gösteremedi.

Zira muhafazakâr kesim bütün bu alanları yıllarca gereksiz ve hatta boş işler olarak gördü. Ama belli bir kesim bu alanları öylesine içi dolu kullandı ki oldukça masum ve hatta çok hoşumuza giden ” Şaban filmleri gibi”  çalışmalarla öldürücü vuruşlar yaptılar bizler uyurken!

İşte buyurunuz bir bakınız  yirmi yaşın altında bu ismin kullanım derecesini lütfen bir araştırınız göreceksiniz ki artık genç “Şaban’larımız” yok. Kullanımdan düşmüş! Hepimize geçmiş ola


Muhabbetle.



Meryem Aybike SİNAN - 22 Nisan 2011 CUMA


Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Şaban ismini bitiren yazar!
« Yanıtla #1 : 14 Ağustos 2011, 12:30:31 »
Yerinde bir tespit, aptal kutusunun halk üzerinde etkisine de çok güzel bir örnek
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Şaban ismini bitiren yazar!
« Yanıtla #2 : 23 Ağustos 2011, 01:27:43 »
Karalama Kampanyası Yapıyorlar

Mustafa Armağan konuşmasında şunları söyledi;
Bir zamanlar Osmanlı’ya ve manevi değerlere karşı bir karalama çalışmaları vardı. Osmanlı’dan gelen isimlere bile tahammül edemiyorlardı. Ankara’nın bugün hepinizin bildiği Etimesgut ilçesinin adı nereden gelir bilir misiniz? Etimesgut tahrif edilerek bozulmuş bir isimdir. Asıl oranın adı Ahi Mesut adlı bir zattan gelir. Ahiliği silmek için önce Ahi yerine Eti, sonra Mesut’u da Mesgut yaparak tahrif edip manasız bir şekle dönüştürdüler. Oranın esas adı Ahi Mesut’tur. Yine aynı dönemlerde hala çok konuşulan Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı İnek Şaban diye bugün bile herkesin bildiği filmler çekildi. Bu filmlerde neden Şaban adı kullanılmıştır, neden hep dalga geçilen isim olmuştur hiç düşündünüz mü? Bu hikâyelerin yazarı Rıfat Ilgaz’dır. Ilgaz sol görüşlü, ateist ve kendi değerlerimize tamamen karşı bir isimdir. Kendisi Kastamonu’nun Cide ilçesindendir. Orada bir de hepinizin duyduğu büyük bir velinin memleketidir. Orada ve ülkemizde çok sevilen Şaban-ı Veli Hazretlerinin memleketidir orası. Bunu bilen ve halkın ona karşı olan saygısını ve sevgisini bilen Rıfat Ilgaz dönemin bakanından da aldığı destekle bu büyük insana karşı gizli bir plan yürüterek adını her hikâyesinde her filminde dalga geçirerek halkın arasında bu ismi yıpratmayı başarmıştır. Şaban adı artık eksik algılayan, biraz avanak bir tip olarak bilinir olmuştur. O günden sonra çocuğuna Şaban adı koyan çok az insan kalmıştır. Anne ve babalar çocuklarına Şaban adını vermez olmuşlardır. Aslında bu ismin manası çok güzel ve taşıdığı anlam büyüktür. Bu salonda kaç kişinin adı Şaban soruyorum size var mı? İşte görüyorsunuz bir kişi çıktı. O günden bu güne devam eden çalışmalar devam ediyor. Bunlar sistemli yapılan çalışmalardır. Şimdi de çekilen filmlerle devam ediyorlar. Osmanlı’ya ve diğer değerlere karşı bilinçli bir kampanya yürütüyorlar.

Masumca Yapmadılar

O dizileri çok masum, para kazanmak için yapılmış diziler olarak görmeyin, bunu çok iyi bilin. Kanuni Sultan Süleyman gibi büyüğümüz çoluk çocuğun diline düşürüldü. Anneler babalar çocuklarına padişahı nasıl anlatacaklarını bilemez oldular. Kanuni Hürrem’in peşinde koşan bir sefil tipinde bir adam gibi gösterildi. Avrupa’nın dünyanın kabul ettiği bu büyük padişahı ne hale getirdiler. Bu bir operasyondur. Hızlı bir şekilde operasyonlarına devam ediyorlar. Haremi sanat özgürlüğü adı altında konuşuyorlar. Sanki çok şey biliyorlarmış gibi. Haremi kimsenin bilmesine imkân yok orası öyle dışarıdan bilinecek anlatılacak bir yer değildir. Harem hakkında herkes konuşamaz. Bilgi bile sınırlıdır.

Padişahın Yatak Odasına Kamera Koymaya Kimsenin Hakkı Yok

Özgürlük adı altında karalıyorlar. Sanat özgürlüğü neden hep cinsellikte oluyor da fikir ve düşüncede olmuyor. Neden padişahların yatak odaları özgürlük adıyla işleniyor yalan yanlış şeyler halka aktartılıyor da başka devlet büyüklerinin yatak odaları anlatılamıyor? Kaldı ki yatak odası özeldir, başkasını ilgilendirmez ve ahlaki değildir, doğru değildir. Kanuni’nin yatak odasına kamera sokmaya kimin hakkı vardır? Kime yapılırsa yapılsın doğru bir olay değildir. Bir parti liderinin odasına kamera koyup görüntülerini çekerek yayınlamadılar mı tamamen gerçek olmasına rağmen bu da yapılamaması gereken ahlaki olmayan bir olaydır. Dizide birçok hayali kendi uydurdukları olaya yer vermişler. Kadınlar arasındaki kavgaları nereden biliyorlar bunları Osmanlı kaynakları yazmaz. Şuradan buradan duyduklarını yabancıların dedikodularını yazıyorlar sadece.

Harem Ahlaksızlık Yeri Değil

Osmanlı Haremine ki girebilir? Hareme girecekler belirlidir; 1- Padişah 2- Valide Sultan (padişahın annesi) 3- Harem Ağası, Haremin kendine göre düzenlenmiş kuralları disiplini vardır. Öyle keyfe göre girilebilecek bir yer değildir. Çok sıkı korunan bir yerdir orası. Erkek nöbetçilerin üst katlarında yaşlı kadınlar ayrı nöbet tutarlardı. Haremde kimse zorla tutulmazdı. Köle değildir orada kalanlar. Haremdekiler için en kötü şey dışarı çıkartılmaktı. Çıkmak isteyen ayrılmak isteyeni de usulüne göre Enderun’dan sarayın ileri gelenlerinden birisi ile evlendirilerek çıkartılırdı. Haremde kalanların özel yetiştirilme ve eğitilme yöntemleri vardı. Öyle dizide yazıldığı gibi uydurma ahlaksız işler olmaz orada.
 
Kanuni Adam Gibi Adamdı

Kanuni adam gibi adamdı. Ömrü savaşlarla geçmiştir. 60 yıl savaşmıştır. Ordunun başında at üzerinde ölünceye kadar ömrü geçmiştir. Böyle bir büyük insan hakkında konuşurken herkes önünü ilikleyip konuşmalıdır, saygısızlık yapamazsınız. Avrupa Avrupalılığını Kanuni’ye borçlu olduğunu her zaman söyler. Yüzlerce şehri feth etmiştir. İslamla, ezanla tanıştırmıştır.
 
Balkanlar Fedakarlık Etti

Eğer dün Osmanlı Viyana’ya kadar gitmeseydi, bugün biz İstanbul’da kalamazdık. Viyana’dan gele gele Meriç’e kadar 400 yıl sonunda geldik. Balkanlar Anadolu için kendini feda etmiştir. Balkanların hakkı büyüktür”.



Mustafa Armağan

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Şaban ismini bitiren yazar!
« Yanıtla #3 : 23 Ağustos 2011, 03:56:06 »
  Bu tesbitlere katılmamak mümkün değil.Buna rağmen (yukarı da adı geçen ılgaz denen kişi bunu bilerek yaptığı apaçık ortada)Hala daha iyi niyetli düşünmek saflıktır.
 
  Bu ülke de müslümanların manevi ve tarihi şahsiyetlerini karalamak  için yapılan çalışmalar dün olduğu gibi bügün de  sinsice devam etmektedir.Bunun önderliğini de ozellikle eski tüfek solcular(koministler yapmaktadır)
bu gibi insanlar da iyi niyet ve tesadüflük aramak,müslüman mahallesinde salyangoz satmakla eş değerdedir...

(H.z )Allah şerlerinden korusun

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Şaban ismini bitiren yazar!
« Yanıtla #4 : 23 Eylül 2011, 22:50:46 »
Başörtülülerin olmadığı başka yerler
 
Aynı şeyi dindarlığın sembolü gibi görülen sakal için de söyleyebiliriz.


Şahsi mekan, kamusal alan, kumsal-kamusal, kamu-sanal ortam derken başörtülülerin serbest dolaşım bölgeleri tartışmaları beyaz perdeye kadar geldi dayandı.
 
Televizyonların dizi filmlerinde ve sinema sahnelerinde neden türbanlı bayanlara yer verilmiyormuş. Tuna Kiremitçi’den sonra Ertuğrul Özkök de bu konudaki öneri ve temennilerini sıraladı.
 
Herhangi bir konuda bir türbansızın karşılaşabileceği insanlık durumlarına (tecavüze uğramak gibi) neden türbanlı bayan oyuncu da rol almasın, anlamına gelecek şeyler söyledi.
 
Meseleye salt sinema açısından bakıldığında haksız da sayılmaz.
 
Sinemanın bir modern sanat dalı olarak  ne denli dini bünyeye uyduğu tartışma götürür bir konudur.
 
Türbanlı bir kadının idealize edilerek bütün iyi ve olumlu karakterlerin kendinde toplandığı bir modele dönüşmesine gelince. Bu konu olanla olması gerekeni birbirinden tefrik etmeksizin hallolabilecek bir konu değildir.
 
Mevcut realiteleri göz önüne aldığımızda cinsi ne olursa olsun hata yapma yönünden türbanlının türbansızdan öne gitmişliği olmadığı gibi, geride kalmışlığı da yoktur. İdeal plandan bakarsak (bu aslında sadece temenni edilen bir şeydir.) başını kapamayı İslami kimliğiyle özdeşleştirip başını böyle bir kimlik ve direniş üzere kapayan bir kişi artık pozitif bir prototip haline gelmiş demektir. Rol icabı bile olsa şahsiyetiyle özdeşleştirdiği örtüsüyle bağdaşmayacak manzaralar yansıtamaz. Aksi taktirde izleyiciye başörtüsü üzerinden çarpık bir model sunulmuş olur.
 
Aynı şeyi dindarlığın sembolü gibi görülen sakal için de söyleyebiliriz. Sakallı adam günah işlemez anlayışı sakala giydirilen anlamın insanın derinliklerine (kalp ve kafa) giydirilen anlamın da önüne geçmesi sebebiyledir.
 
Bu anlayış devam ettiği sürece, özellikle eski Türk filmlerinde bolca yer aldığı şekliyle hilebaz, düzenbaz,, madrabaz, süte su katan, kadınların göbeğine yazı yazan sakalı hoca tipleri umuma şamil kılınacaktır.
 
Bugün önyargılı kafaların zihninde yer alan sakallı hoca, çarşaflı kadın, başörtülü kız…imajının oluşmasında bir çoğu romanlarından bozma Türk filmlerinin büyük rolü ve vebali vardır.
 
Diğer taraftan, hidayet eksenli sözüm ona İslami sinema örneklerine baktığımızda da aynı önyargının başı açık bayanlara karşı öngörülen dindarlık ilişkisinde yer aldığını görüyoruz. Hakim dindarlık anlayışında nedense “başı açık dindar bayan” fotoğrafına yer yoktur.
 
Din adına görüntü, suret,siluet ve imajların hakimiyet mücadelesine tanık oluyoruz bugün. Hayatımızda derinliklerin derunu değil, gövdelerin gölgeleri daha geniş yer tutuyor. Samimiyet, ihlas, ihsan,sadakat,vefa,hilm,diğerkamlık, cömertlik, merhamet, şefkat, Allah sevgisi, insana saygı, adab-ı muaşeret gibi insanın iç tesisatı sayılabilecek umdeler dindar olmak için başat bir değer olarak görülüyor artık.
 
Şimdi bırakalım sinema ve TV filmlerinde başörtülü tiplerin rol almasını ve meseleye biraz da yakın plandan bakalım. Sözgelimi İslami tandanslı kabul edilen gazetelerin kaçta kaçının aile,TV,sağlık vb sayfalarında haberi ya da metni destekler mahiyetli başörtülü kadın fotoğrafları yer alıyor?
 
Topu topu zevahiri kurtarmak adına ara sıra yer alan biri iki resimden ibaret değil mi?
 
Kamusal broşür ve duyurularda (sağlık,vergi,eğitim) bayan fotoğraflarından örtülü olanlara rastlayan var mı?
 
Ders kitaplarında toplum ve aile kesitlerinde hiç başörtülü kadın fotoğrafına rastladınız mı?
 
Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Din kültürü kitaplarına bir göz atın. Mesela en son lise 1.sınıf Din Kültürü kitabının hiçbir yerinde -aile konusu dahil-başörtülü fotoğrafına rastlamanız mümkün değil. (Dileyen piyasadaki Din Kültürü kitaplarına bakabilir)
 
Hüseyin Akın -.Haber- 7
akinakinhuseyin@hotmail com

mazhar

  • Ziyaretçi
İnek Şaban'a Dava Açıldı
« Yanıtla #5 : 29 Nisan 2013, 22:51:48 »
Antalya'da, işçi emeklisi Orhan Erezkaya, çocuklarına özellikle Şaban ismini koyamadıkları gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu...


Yıllarca yurt dışında işçi olarak çalıştıktan sonra Türkiye'ye dönen emekli Orhan Erezkaya,(55), mübarek isimlere yapılan ve hakarete varan yakıştırma ve tiplemelerle itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı gerekçesiyle soluğu Cumhuriyet Savcılığı'nda aldı.


ŞABAN ADIYLA ALAY EDİLİR OLDU

  Antalya Cumhuriyet Savcılığı'na dilekçesini veren Orhan Erezkaya, yıllardır özellikle Şaban ismine karşı bilinçli bir itibarsızlaştırma, gözden düşürme ve aşağılama çalışması olduğunu, televizyonlarda gösterilen İnek Şaban tiplemesi sebebiyle insanların artık çocuklarına Şaban ismini koymadıklarını, koyanların da değiştirme yoluna gittiklerini söyledi.

Şaban'ın Türkiye'de artık, aptal, geri zekalı, seviyesiz ve patavatsız sıfatlarının hepsini içine alan bir lakap haline getirildiğini söyleyen Erezkaya, şöyle konuştu: "Bundan ciddi olarak rahatsızım. İnsanlar ismi Şaban olan kişilerle dalga geçebilir bunlar fevri olaylardır. Ancak, medya aracılığıyla milyonlara halen İnek Şaban tiplemesinin ısrarla izletilmesi ve sürecin devam ettirilmesi, gelecek yıllarda Şaban isminin tamamen ortadan kalkmasına sebep olacaktır. İki hafta sonra mübarek üç aylar girecek.

Eskiden insanlar çocuklarının doğumunun üç aylara gelmesi halinde sevinir, erkek çocuklarına Şaban, Recep ve Ramazan ismini verirlerdi.
" Asıl mücadelesinin İnek Şaban tiplemesi üzerine olduğunu ancak İvedik filmleri sebebiyle Recep ve Tatar Ramazan filmi sebebiyle Ramazan ismine de hakaret edildiğini söyleyen Orhan Erezkaya, şunları söyledi:

"Recep İvedik'in durumu ortada, birileri kafasında insanlık dışı bir karakter oluşturup ismini Recep koymuş. Tatar Ramazan da bir katil, devletine, kanunlara karşı çıkmış. Ve böyle bir insan kahraman olarak örnek olarak anlatılıyor." Orhan Erezkaya, henüz resmi bir avukatının olmadığını ancak kendisine inanan avukatların bu konuya müdahale olmasını beklediğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Yüzde 98'i Müslüman olan Türkiye'de bana destek verecek avukatlar olduğunu biliyorum. Bu sadece benim değil, bütün Türkiye'nin mücadelesi olmalı. İnek Şaban filmini tarihe gömmeliyiz."

Aktif Haber.com

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Üç Aylar'ın İhyâsı ve Bu Aylarda Doğanların İsimleri...
« Yanıtla #6 : 18 Mayıs 2015, 15:07:08 »
Üç Aylar'ın İhyâsı ve Bu Aylarda Doğanların İsimleri...

Üç aylar girdiğinde mü’minler, nâfile, kazâ veya keffâret oruçları ile gündüzleri; sair ibâdet-tâat, namaz-niyaz, tevbe-istiğfar, tesbih-tehlil, zikir ve fikirlerle geceleri ihyâ etmekte diğer aylara nazaran daha bir gayretli olurlar.

Allah yolunda mâlî ve bedenî hizmetlerde, infak ve ihsanda âdeta bir yarış havası hâkim olur. Müslümanlar arasındaki bu hayırda-hasenâtta müsâbaka, öteden beri hep böyle devam edegelmiş, hâlen de olanca hızıyla sürmektedir.

Böylece, üç ayların üçüncüsü, Kur’an ayı olan mübârek ramazan-ı şerîfi en güzel şekilde karşılamaya hazır hâle gelirler. Ramazan ayında ise bütün bu ibâdet ve hizmetler artık zirveye taşınır.

***

Yine receb ayında doğan çocuklara “Receb”... Şâban ayında doğanlara “Şâban”... Ramazan ayında doğanlara ise, “Ramazan” adını vermek de Müslümanlar’ın güzel âdetlerindendi.

Hiç kimse çıkıp da, receb ayında doğan çocuğuna, bunun tam tersi olarak, “Becer” adını koymuyor, çocuklar da isimleriyle müsemmâ oluyordu. Hiçbir şey bugünkü gibi tersine dönmemişti.


Bu vesîle ile bütün okuyucularımızın üç aylarını tebrîk ederiz.

Cenâb-ı Hak, idrâk ettiğimiz şu mübârek aylar hürmetine, Habîb-i Edîb'i Efendimiz (s.a.v.) hürmetine afv-ı İlâhisine, fezy-i İlâhisine ve rızâ-i İlâhisine mazhar eylesin. Hakkımızda ve tüm İslâm âlemi hakkında hayırlara vesîle kılsın.

Âmîn...


http://halisece.com/mubarek-geceler/95-uc-aylarin-ihyasi-ve-bu-aylarda-doganlarin-isimleri.html

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ynt: Şaban ismini bitiren yazar!
« Yanıtla #7 : 07 Mayıs 2016, 09:33:16 »
Şaban ismini bitiren yazar!

“Şaban” kelime olarak “ patika” manasına gelen ve faydalı bir yol anlamında kullanılan “sî’b” mastarından türeyen ve İslam literatüründe çok önemli bir mevkisi olan kelime. “Şaban”  üç aylar dediğimiz faziletli aylardan biridir aynı zamanda.


Anadolu’da da çocuklara bir zamanlar severek verilen bir ad idi.  Ta ki “Şaban filmleri” çekilene kadar! Enteresandır bu filmden sonra bu ismin tercih edilmeyen hatta alay etmek için kullanılan bir sıfat olarak toplumdaki yerini alması da bu tarihten sonralara rastlar.

Kemal Sunal’ın başrolü oynadığı “Şabanoğlu Şaban”, “İnek Şaban” “ Şaban Askerde” “ Gurbetçi Şaban” “Şabaniye” gibi filmler bir bir beyaz perdeye indikçe bu güzel ve anlamlı isim toplum hayatında anlam kaymasına uğradı ve aptal, geri zekâlı, cahil anlamlarını çağrıştırmaya başladı! İnsanlar doğal olarak çocuklarına bu ismi vermemeye başladılar.

Dikkat ettiniz mi belli bir yaşın altında bu ismin görülme oranı bir “Recep, Ramazan” ismine göre oldukça düşük ve hatta yok denecek kadar az!

“Hababam sınıfı” adlı oyunu kaleme alan yazar Rıfat Ilgaz tarafından bu ismin böylesine yozlaştırılıp, tesadüfen kullanıldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Kastamonu Cide doğumlu olan yazar Eğitim Enstitüsü mezunu ve bir süre Türkçe öğretmenliği yapmış.   Sabahattin Ali, Sabahattin Kudret, Mim Uykusuz gibi isimlerle birlikte  “Makro Paşa” dergisi etrafında yazılar yazmaya başladı. Bir süre mesleğinden çıkarıldı ancak zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından ilginç bir şekilde yeniden atandı!

Gelelim bu yazar ile “Şaban” ismi ile olan münasebetine!

Neden eserlerinde bu ismi böylesine olumsuz karakter ve tiplerde kullandı acaba? İslam dininde önemli bir yeri olan bu isim neden ironik malzeme oldu yazara?

Siz Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerini duydunuz mu? Peki, nereli olduğunu, hangi bölgede etkin olup, halkın sevgilisi olduğunu?

Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri de tıpkı yazar gibi Kastomunu’da doğdu. Çok küçük yaşlardan itibaren gerek zekâsı ve yaşayışıyla öne çıktı ve zaman içerisinde göstermiş olduğu kerametlerle bölge halkının sevgilisi olup ve o coğrafyada hak yolcularının uğradığı ocak oldu ve yıllarca etrafını aydınlattı bu büyük Allah dostu. Bütün İslam âleminde zamanla ismi duyuldu ve Kastamonu merkezde Musa Faki Mahallesi, Güllüce caddesindeki türbesini akın akın insan seli ziyaret etmeye başladı.

Mesela yaygın anlatılan şu olay onun yaygın anlatılan kerametlerinden birisi:

“Kastomonu’da açtığı dergâhına halktan birisi gelir ve:

-Sen ne iş görürsün? Diye sorar.

Şaban-ı Veli Hazretleri:

-Ben kalp kalaylarım, diye cevap verir.

Vatandaş bunu ben ‘kap kalaylarım’ zannedip evine gidip bir çuval bakır tencereyi, leğeni alır gelir kalaştırmaya ve:

-Bunları kalaylayıver, der.

Şaban-ı Veli Hazretleri gülümser ve bozuntuya vermez:

-Biz kalp kalaylarız demiştik ama siz kap anlamışsınız. Yarın gelin tencerenizi alın demiş.

Ertesi günü vatandaş gittiğinde çuvalın açılmadığını lakin içindekilerin pırıl pırıl olduğunu görür.

Ilgaz dağlarının esintisi hem Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerine hem de çok sonraları dünyaya gelen Rıfat Ilgaz’a değdi ama ne yazık ki her ikisi manen aynı iklimin insanı değildi!

Bu büyük Allah dostunun bölgedeki nüfuzunu bilen ve bunu kinle ve nefretle karşılayan bu yazar bu ismi daha sonra yazdığı “Hababam” sınıfı adlı oyununda kullandı bilinçli olarak!

Kastomunu ve yöresinde bu Allah dostuyla ilgili birçok rivayet vardır. Halk arasında bu kadar çok sevilen, sayılan, etkisi hala ağırlığıyla hissedilen böylesine önemli bir zatın isminin aynı bölgeden yetişen bir yazar tarafından tabiri caizse “madara” edilmesi tesadüf sayılamaz kanaatindeyiz.

Kültür erozyonu, bilinçli bir şekilde gerek sinema yoluyla, gerek edebiyat yoluyla ve gerekse tiyatro,  medya yoluyla “sanat” adı altında halkın bilinçaltına enjekte edildi yıllar yılı ve bu yapılırken nedense aynı hassasiyeti muhafazakâr camia gösteremedi.

Zira muhafazakâr kesim bütün bu alanları yıllarca gereksiz ve hatta boş işler olarak gördü. Ama belli bir kesim bu alanları öylesine içi dolu kullandı ki oldukça masum ve hatta çok hoşumuza giden ” Şaban filmleri gibi”  çalışmalarla öldürücü vuruşlar yaptılar bizler uyurken!

İşte buyurunuz bir bakınız  yirmi yaşın altında bu ismin kullanım derecesini lütfen bir araştırınız göreceksiniz ki artık genç “Şaban’larımız” yok. Kullanımdan düşmüş! Hepimize geçmiş ola


Muhabbetle.



Meryem Aybike SİNAN - 22 Nisan 2011 CUMA