Gönderen Konu: İŞİD nedir kimlerdir amaçları nedir  (Okunma sayısı 8029 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı saygıdeger

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
  • Sadakat Forum "Seviyeli İslami Forumunuz.."
İŞİD nedir kimlerdir amaçları nedir
« : 17 Haziran 2014, 20:29:30 »

İŞİD dost mu düşman mı
      İŞİD kimdir. Irak’ta ortaya çıkan islam tabanlı halk destekli bir direniş gurubudur. ABD’de Irak’tan çekildikten sonra ortaya çıkan ve hızla destek gören bir özgürlük ve hak yoludur. Sunnilerin organize olduğu silahlı bir yapıdır. İŞİD siyasi bir yolla ortaya çıkardı ama Irak’ı bilirsiniz ki savaşlar  şidet ve güç ile ayakta kalındıgı bir ülkedir. Bu nedenle silahlı bir direniş gurubu olarak ortaya çıkması da kaçınılmazdır.
      İŞİD bir terör örgütü değildir. Çok çarpıcı söylemleri çok farklı yayın organlarından izlemekteyim. Batı yanlısı medya kuruluşları insanları öldüren, katliam yapan bir terör örgütü olarak nitelerken bazı yayın organları girdikleri şehirlerde tek kan akıtmıyorlar. Şehir güven içinde kalıyor diyorlar. Durduk yere rastgele ateş etmiyorlar. Kendilerine silahla mücadele edenlere karşı silahla savaşıyorlar. İŞİD dost kuvvetmi düşmen kuvvet mi bu soru çok önemlidir. İŞİD Türkiye’ye karşı bir sempati duyuyor. Ve türkiye ile aralarının kötü olmasını istemiyor. Çünkü Irak’a karşı savaşta Türkiye Amerika ve Nato’ya destek vermemişti. İŞİD yanlılarının çogu saddam yanlısı sunni guruplardır.
       Maliki Amerikan yönetimidir. Maliki’yi ırak başkanlığına Amerika atamıştır. Ve Maliki Amerikan çıkarlarına göre ülkeyi yönetmektedir. Maliki Şii bir liderdir. Ve Irak yönetimini şiiler desteklemektedir. Yani şiilerin desteklediği bir ırak devleti vardır.
Sunniler sömürüldüklerinden ve ABD’ye karşı güçlü bir tepki gösteremediğinden artık yeter demektedirler. İŞİD sunnilerin desteklediği bir halk hareketidir. Girdikleri her şehirleri sunniler gönüllü olarak İŞİD’e vermektedirler. Musul’u işgal eden İŞİD’e sunni askerler savaşmadan teslim etmiştir. Sunni bölgeler işid’e destek vermektedir.
        Irak’ta aylardır büyüyen bir sunni şii savaşı çıkmış durumdadır. Amerika şiileri kolluyor ve destekliyoır. Türkiye’de sunnilere sıcak bakmak istiyor. Şii sunni gerilimini incelediğinizde bu işin taa Kerbela olayına kadar gittiğini ve Peygamberin torunları Hasan ile Hüseyin’in öldürüldüğünü görürsünüz. Ta o zamandan beri şiiler Sunnilere eziyet etmekte ve bozgunculuklarına devam etmektedirler. Sunniler sağ ve inancı şiiler sol ve dinizliği temsil ederler. Irak’ta küresel siyonizmin temsilcisi şiilerdir. Hatta İran bile bu guruba girmektedir. Şii ülke olan İran Maliki yönetimine her türlü desteği vereceğini açıkladı. İran her ne kadar Amerika ile gerginlik yaşıyor görünsede Rusya ve Çinle birlikteliğinde yanlış bir yolda olduğunu göstermiştir. Suriye’de Esad’a destek veren İran pek çok müslüman mazlum insanların ölmesine destek sağlamıştır. İran şimdi de Amerika ile beraber İŞİD’e karşı birlik sergilemektedir. Zaten ortakj hareket edecekler. Dünya menfaatlerini ön plana çıkaran ve dünya için çalışan her anlayış siyonizme çıkar. Sunniler bu zamana kadar sürekli sıkıntı gören bastırılan mazlum halk durumundadır.
       Irak çok karışık çıkarların buştuğu çoklu bir ülkeydi. Tanrı yirmi yıldır ırak’ı arındırdı. Pekçok dini, mezhep ve etnik gurupların hatta aşiretlerin de olduğu bir ülkeydi. Her gurup kendi menfaatlerine göre yol çiziyordu ve bu nedenle çok çatışmalar ve savaşlar yaşandı. Sonuç itibariyle artık bir çatıda buluşmaya başladılar. Yani değişen zamanla Allah ırak halkını ikiye ayırdı. Allah yolunda olanlar ile dünya için menfaatlerini düşünenler ayrıldıular.  İŞİD Allah yolunda olanların safını oluşturmaktadır. Amerikan destekli maliki yönetimi de mdünya egemenliği için savaşmaktadır. Irakta mezhep çatışması başladı. Irak halkının mücadelesinin rengi değişti ve asıl olması gereken noktaya geldi. Amerikan hükümeti olan Maliki yönetimi şiileri temsil ediyordu. Şii liderin çağrılarıyla Amerikan desteğiğle İŞİD hedef alındı. Sunnilerin birlikteliğini İŞİD oluşturmaktadır. Ancak işid bir terör örgütü görmek yanlış. Tamamen sunni ve halk destekli bir camia. Amerikan karşıtlığı ve cihad yolunda görünmektedir. Amerika İşid’e karşı insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenliyor. İki savaş gemişi ve bir uçak gemisiyle İŞİD’e karşı mücadele etmektedir.
      Irak ordusundaki sunniler İŞİD’e karşı savaşmayı bıraktı. Bir oyunun içinde olduğunu gördüler. Amerikanın maliki hükümetiyle birlik olarak kendi halklarına saldırmak istemeyen askerler  artık tepki kararı verdi.Suriye gibi artık yönetim ve muhalif savaşı başladı. Yönetimlere sahip olan dinsizler ile ezilen mazlum halkların savaşı yaşanıyor. Ve bu savaşlar sadece ırakta değil dünyada küreselleşiyor. Afrika, ukrayna ve nijerya’da da bunları görmekteyiz.
      IŞİD kontrolsüz guruplardan oluşuyor. Tek bir liderden yönetilmiyor. Farklı gurup liderleri var ve öndersizler. Türkiye’nin musul konsolosluk görevlilerini kaçırarak Türkiye’den bize önderlik et isteğinde bulunuyorlar. Türkiye’de 30 Mart seçimleri sonrasında Irakta, Suriye’de, Flistinde konvoylar yapan kutlamalar yapan insanlardı bunlar. Erdoğan’ın zaferini kendi liderleri gibi kutladılar.
       Küresel güçler İŞİD’in gelişmesini fırsat bildiler.Amerika kesinlikle İŞİD’e destek vermiyor. Tam tersi desteklediği Maliki yönetimi için bir tehdit oluşturuyor. İnternette İŞİD’i amerika yönetiyor gibi çok bilgi, kirliliği vardır. Amerika iki savaş gemisini ve bir uçak gemisini Irak’a gönderdi.  Ve İŞİD halkını insansız hava araçlarıyla vurmaya başladı. Dünya’nın her yerinden Kanada, İngiltere, Fransa, Amerika gibi ülkelerden İŞİD’e tepkiler çığ gibi büyüyor.. Bununla beraber kendisine bir yol biçen Türkiye’ye bölgede bir ayar vermeye çalışıyorlar. Yani burası artık bizim kontrolümüzde, burada ne yapılacaksa buna biz karar vereceğiz, sen sadece bizim söylediklerimize uyan bir müttefikimiz olacaksın. Ancak IŞİD oradan iktidardan pay alamayan Sünni aşiretlerle de birleşerek hareketi büyüttü. Başlangıçta CIA’nın ve ilintili olduğu Mossad gibi  örgütlerin desteklediği bu yapı şuan da kontrolden çıktı.
       Irak İslam Şam Devleti’nin (IŞİD) ilerleyişi sürerken, Şiiler tarafından dini lider olarak görülen Ayetullah Ali Sistani’nin örgüte karşı cihad emri vermesiyle yüzlerce Şii gönüllü Irak ordusuna katıldı. Bağdat’taki Federal Polis Merkezi’nde toplanan gönüllü askerler kamyonlarla göreve götürüldü. Gönüllüler, Bağdat’ın kapılarına dayanan IŞİD’i silmeye kararlı:“Şiilere cihad çağrısı yapıldı. Biz de cihad için geldik. Maaş istemiyoruz, hiçbir şey istemiyoruz. Her şeyimizi geride bıraktık. Ailelerimizi geride bıraktık, cihad için geldik.dediler. Gerçekte İŞİD’mi cihad yapıyor yoksa şiilerrmi cihad yapıyor bunu anlamak zor değil. Ama her iki taraf ta cihad yaptıklarını söylemktedirler. Biz cihadı şöyle ayırıyoruzç Devlet yönetimlerine ve eski sömürgeciliğe sahip çıkanları asla cihat olarak görmüyoruz.”En son Musul ve Tikrit’i ele geçiren IŞİD ile Irak ordusu arasındaki çatışmalar Diyala eyaletinin başkenti Bakuba’da şiddetlendi.
        Irak ordusunun Salahaddin vilayetinin kuzeydeki bölgelerinin büyük çoğunluğunu Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünden geri aldığı iddia edildi. Bu sırada Irak halkından binlerce gönüllü Irak ordusuna yazılmaya başladı.  Bölgedeki Sünni aşiretler tarafından desteklenen IŞİD ile Irak ordusu arasında çatışmalar sürüyor. Bununla birlikte Irak ordusuna ait savaş uçaklarının Diyala’nın kuzeyinde başlattığı operasyonda bölgeye bombardıman gerçekleştirdiği ve saldırıda en az 7 peşmergenin de öldüğü bildirildi. Irak ordusunun geçtiğimiz günlerde direnç göstermeden mevzilerini terk etmesi IŞİD’in ilerleyişini hızlandırdı. Musul’un ardından Tikrit’i de kontrol altına alan IŞİD militanlarının kutsal kabul ettikleri Kerbela ve Necef’e saldırmasından endişe ediliyor.  Bu paragıraf batı yayınında bir haberden alınmıştır. Gördüğünüz gibi Irak’ı nasıl takip ediyorlar. Ve şiilere destek veriyorlar.



mazhar

  • Ziyaretçi
Ortadoğu’da Tsunami
« Yanıtla #1 : 21 Haziran 2014, 08:26:01 »
Ortadoğu’da Tsunami 

   
[size=100%]Ortadoğu’da korkunç bir değişim yaşanıyor.[/size]
[size=100%]1916 yılında gizlice Fransa ve İngiltere arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması uyarınca I. Dünya savaşı sonrasında İngiliz istihbaratçı Gertrude Bell tarafından etnik yapılanma dikkate alınmadan sadece İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda cetvelle çizilen sınırlar yaklaşık yüz sene sonra tüm geçerliliğini yitirdi.[/size]
[size=100%]Aslında bölgenin adı Ortadoğu değil.[/size]
[size=100%]Arap yarımadasını içine alan, üç kıtayı bünyesinde birleştiren, Yahudiler sonradan gelip bölgenin en batısına yerleştiği ve sadece Arapların yaşadığı bir yöre orası. Bölgenin doğru adı da “Güney Batı Asya.”[/size]
[size=100%] “Ortadoğu” kelimesi Avrupa kökenli ve İngilizler tarafından 20. Yüzyılda kullanılmaya başlanmış. Avrupalılar dünyayı sömürge bölgeleri olarak aralarında paylaşırken, yöre tanımlamasını Avrupa kıtasına göre yapmışlar ve en uzakta, Çin’in yer aldığı yöreye “Uzak Doğu”, Hindistan ile İran arasında yer alan güney Asya ülkelerine “Yakın Doğu” ve Pakistan ile Akdeniz sahilleri arasındaki yöreye de “Orta Doğu” adını vermişler.[/size]
[size=100%]Ortadoğu kelimesinin mucidi Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan’dır.  Mahan, National Review'de 1902 yılında yayınlanan,  "The Persian Gulf and International Relations" başlıklı yazısında Basra Körfezi'nin önemini ele almış ve Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi de “Ortadoğu” kelimesini kullanarak ifade etmeye çalışmıştır.[/size]
[size=100%]Yörede yaşayan Arap halkı için “Ortadoğu”  kelimesi pek de sempatik ve sıkça kullanılan bir tanımlama değil. Mısır devlet başkanı General Cemal Abdül Nasır’ın 20. Yüzyılın ilk yarısından hemen sonra tüm Arap ülkelerinde ekmeğe ve yeşertmeğe çalıştığı “Pan Arabizm”, diğer tanımı ile “Arap Birliği Siyaseti” tutmadı ve kendisi ile birlikte ölüp gitti. [/size]
[size=100%]Bölgedeki Arap ülkeleri, kendi kimliklerini oluşturma yoluna gitmeyi tercih ettiler, sanki de farklı kimlikler varmış gibi… Bunların arasında sadece Ürdün başarılı olabildi. Diğer Arap ülkeleri, diktatörlük rejimleri ile kendilerine özgü kimlikler oluşturmayı başardıklarını sandılar ancak diktatörler ve insan haklarını tamamen kısıtlayıcı sistemler zayıflayınca korkunç bir parçalanma baş gösterdi birçoğunda. Şimdilik parçalanma belirtisi göstermeyen ülkeler ise parçalanmaya ya da kanlı bir iç savaşa gebe durumdalar. İllaki yaşayacaklar bu evrimi. Kaçarları asla olamayacak.[/size]
[size=100%]Irak ve Suriye maalesef bu değişimi çok kanlı bir şekilde yaşamakta. Irak’ta neredeyse 12, Suriye’de ise 3 yıldır devam ediyor bu kanlı çekişme ve iktidar kavgası… İşin kötüsü artık bölgede kimin oyuncu, kimin piyon, kimin maşa ve kimin oyun kurucu olduğu da belli değil.  [/size]
[size=100%]İpleri elden kaçıran ABD ve Rusya fena halde şaşırmış durumda. Maliki’yi mi tutsunlar, Peşmergelere destek mi versinler, yoksa IŞİD’ı mı (Irak Şam İslam Devleti) dolaylı olarak desteklesinler halen daha karar verebilmiş değiller. Gerçekte nelerin olup bittiğinin bile tam olarak farkına varamadılar. Halk diliyle son gelişmelere “Fransız” kaldılar.  [/size]
[size=100%]Irak ordusundaki Şii komutanların kaçması, Sunni IŞİD ordusunun ilerlemesini kolaylaştırdı. Asıl çatışma bölgedeki petrolün yönetimi üzerine bir müddet sonra Peşmergelerle IŞİD arasında çıkacak. IŞİD Bağdat yöresindeki petrol kuyuları ve rafineleri ele geçirmenin peşinde. Arkasında da Suudi Arabistan’ın parasal ve silahsal yardımı var.[/size]
[size=100%]IŞİD ele geçirdiği şehirlerdeki bankaların kasalarındaki milyonlarca Doları eşit bir şekilde halka dağıtarak, yöre halkının desteğini almış durumda. Zaten başka türlü de halkın desteğini kazanamazdı. Şimdi arkasına yöre halkını da alıp, Irak’ın kalbine doğru, ezip yıkarak -tsunami gibi-  ilerliyor.[/size]
[size=100%]Irak’taki çalkantı bir süre daha böyle gidecek gibi görünüyor. En azından bir beş yıl daha…[/size]
[size=100%]haber7.com. Prof.Dr. Ata Atun
[/size]



mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: İŞİD nedir kimlerdir amaçları nedir
« Yanıtla #2 : 22 Haziran 2014, 09:16:32 »
İşid kimdir?

“5 günlük ayrılık”tan sonra, Allah’a şükürler olsun ki, yine birlikteyiz...

Türkiye’de olmadığımız 5 günde, Kosova, Arnavutluk ve Makedonya’yı içine alan “3 ülke”nin başkentlerini ve önemli şehirlerini gezdik... Geziyi organize eden İlyas Say yönetimindeki Rin Tur’a ve yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz... Gerçekten de; “5 günde 3 ülke” gezmek hayli “yorucu” ama bir o kadar da “doyurucu” oldu...

Gezi ile ilgili “izlenim”lerimizi ve “çarpıcı notlarımızı” inşaAllah “yarın” aktarırız... Bugün, “gündem”le ilgili düşüncelerimizi ve “Akit’in tavrı”nı dile getirmek istiyoruz...

IŞİD’E FARKLI BAKIŞLAR

Gündem deyince, ilk akla gelen konu, herhalde; “IŞİD adlı örgütün Musul Başkonsolosluğumuza düzenlediği baskın” ve “rehin aldığı vatandaşlarımız”dır...

Malûm, “IŞİD’in eylemleri” üzerine, kamuoyunda ve medyada bir “tartışma” başladı: “IŞİD nasıl bir örgüttür ve ne yapmak istiyor?”

Olaylara; “Tartışılması gereken; IŞİD’in kalkıştığı eylem değil, Irak’ta dayanılmaz boyutlara ulaşan Şii Maliki zulmüdür... Maliki’nin zulümleri o boyutlara ulaştı ki; Irak halkı, kerhen de olsa IŞİD’in operasyonlarını desteklemek zorunda kaldı” diye bakanlar da vardı, IŞİD’in, bir “terör örgütü” olduğunu söyleyenler de!..

O halde, nedir IŞİD?..

İddia ettikleri gibi “Irak-Şam İslâm Devleti” kurmaya çalışan bir örgüt  mü, yoksa, “bir Irak polisinin kestikleri kafası ile top oynayan” ve bunu da “Bu da bizim dünya kupası maçımız” olarak açıklayan “acımasız bir örgüt” mü?..

“Polisin kesilen kafası ile top oynama” hadisesi eğer “gerçek” ise, elbette kınanmalıdır... Ne var ki; “IŞİD’in yapısı”na bakıldığında, böyle bir eyleme, “bireysel bir eylem” gözüyle bakmak daha doğru olacaktır... Zira, IŞİD yönetiminin, böylesine “insanlık dışı” bir eyleme onay vereceğini sanmıyoruz... IŞİD’in böyle bir eylem yaptığını iddia edip, bu eylem üzerinden “Müslümanları mahkûm etmek” isteyenlere, “kurumsal bir cinayeti” hatırlatmak ve sormak istiyoruz: “İsrail devletinin geçmişte işlediği insanlık dışı vahşet karşısında niye sesinizi çıkarmadınız?”

Olayı hatırlıyor olmalısınız...

2004 yılının Mart ayında; “Filistin’in manevî lideri Şeyh Ahmed Yasin”, bir İsrail helikopterinden atılan “füze” ile katledilmişti...

Oysa Şeyh Ahmed Yasin, “hayli yaşlı”ydı... Aynı zamanda “felçli” idi ve gideceği yere ancak “tekerlekli sandalye” ile gidebiliyordu!..

Şehid edildiği gün de, yine “tekerlekli sandalye” ile “sabah namazı”na gitmiş, mescidden çıktıktan sonra da, “İsrail helikopterinden atılan füze” ile paramparça edilmişti!..

Olayın asıl vahim tarafı, “katliam kararı”nın “İsrail Bakanlar Kurulu” tarafından alınmış olmasıydı!..

“Hükümet kararı” ile gerçekleşen bu katliam, İsrail’in nasıl bir “terör devleti” olduğunu gözler önüne sermiş ama “Türkiye’deki laikçi, solcu, liberal ve çağdaşlar”dan maalesef bir “kınama” bile çıkmamıştı!..

IŞİD’İ DOĞURAN SEBEPLER

Bugün “IŞİD’in eylemleri”ni kınayanlar, şunu da çok iyi bilmelidir ki; “İsrail’in Filistin’de, Amerika ve İngilizlerin Irak’ta giriştiği işgal, katliam ve tecavüzler, IŞİD gibi örgütlerin doğmasına yol açmıştır.”

Evet, evet;

Mısır, Irak ve Suriye’de devam eden “belirsizlik” ve “kaos” ortamı, IŞİD gibi örgütlerin doğmasına, taraftar toplamasına ve güçlenmesine yol açmıştır!..

Bölgenin geldiği şu aşamadan sonra, bazı “uzman”ların ifadesiyle;

l “Suriye ve Irak merkezi yönetimleri, sömürgeciler tarafından kendilerine verilmiş siyasi sınırları artık koruyabilecek durumda değildirler.

l Suriye ve Irak’taki merkezi otorite boşluğu, söz konusu topraklarda, bu boşluktan yararlanan grupların hareketlenmesine, küçük bölgeler halinde siyasi yapılanmaların oluşmasına neden olmaktadır.

l Irak, Amerikan işgali sonrasında anayasal olarak 3’e bölünmüştür, bu adım bile, tek başına, Ortadoğu’daki paradigmanın değiştiğini göstermektedir.

l Bağdat’ta şekillendirilen ve giderek Tahran güdümüne giren Şii zeminli yönetim, ülkenin Sünni ve Kürt yaşam alanlarında varlığını göstermek bir yana, bu iki bölgeye dönük düşmanca stratejileri ile dikkat çekmektedir. Bugün Musul’da yaşadığımız olayda, belki IŞİD’in adı öne çıkmaktadır ama, sorun, esas olarak, 11 yıldır aşağılanan ve zulüm gören Sünni nüfusun ayaklanması olarak değerlendirilmelidir.

l Fiilen üçe bölünmüş, merkezi otoritesi Musul-Kerkük gibi dünya enerji dengeleri açısından son derece önemli bölgelerini kontrol edemeyen Irak, artık, Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz sömürge yönetimi tarafından kurulan, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği tarafından kollanan bir ülke değildir.

l Benzer durum, Suriye için de geçerlidir. Ülkeyi Birleşmiş Milletler’de temsil eden yönetim, topraklarının yüzde 30’una hakimdir! Kürt bölgesinde yeni bir siyasi otorite şekillenmiş, ülkenin kuzeyi de tıpkı Irak’ın Anbar bölgesinde olduğu gibi aşiretlerin kontrolüne geçmiştir. Karşımızda, Suriye adı verilen bir ülke kağıt üzerinde bulunmakta, fakat, fiilen yok olmaktadır.

Dolayısıyla;

Suriye-Irak hattında durum budur ve bölgeye dönük politikalarda, hâlâ, sanki bu tür iki ülke varmış gibi davranmak, merkezi otoritelerle siyasi temaslar yoluyla sorunları çözmeye çalışmak, bu konuda küresel güçlerin dengelerini kollayarak politika üretmek hatalıdır.”

Çok doğru bir tespit...

Artık Irak ve Suriye adlı ülkeler yoktur ve dolayısıyla bu ülkelerde “merkezi otorite” de bulunmamaktadır... Merkezi otorite ile ilişkiye geçme yollarını aramak, Türkiye’yi, “küresel güçlerin oyuncağı” yapar... Türkiye, bu süreçte “kendine has politikalar” uygulamalıdır!..

Hasan Karakaya. Haber vaktim.com
« Son Düzenleme: 22 Haziran 2014, 09:20:57 Gönderen: mazhar »

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: İŞİD nedir kimlerdir amaçları nedir
« Yanıtla #3 : 14 Ağustos 2014, 02:38:42 »

IŞİD’i gösterip Kürdistan’a razı etmek...
Önce “Türkiye’nin kırmızı çizgileri” vardı. “Bağımsız Kürt Devleti”ne veya bağımsızlığa gidecek “otonom Kürt yapılanması”na müsaade edilmeyecekti. Kerkük bir Türkmen şehriydi; bu statünün, göstermelik bir referandumla Kürt şehrine dönüştürülmesine izin verilmeyecekti. Yoksa, silahlar konuşurdu.


Her ne kadar Türkiye’nin, Kuzey Irak için bazı kırmızı çizgileri vardıysa ve bu “kırmızı çizgiler”in ihlalini kabul etmeyeceğini yıllarca tekrarladıysa da, bu kırmızı çizgiler, hem Irak’ı işgal eden ABD tarafından, hem de kuzeyde egemenlik kuran Kürtler tarafından sürekli aşıldı. Mesela Kürtler, ABD işgalinin ardından Kerkük’teki tapu ve nüfus kayıtlarını imha etti, Türkmen nüfusu sürdü ve şehri Kürtleştirdi. Kerkük’ü Irak güvenlik güçleri koruyor, ama Barzani, ağzı sulana sulana Kerkük’ü ele geçireceği günü bekliyordu.


Bir süre sonra Türkiye’nin, hiç kimsenin takmadığı “kırmızı çizgiler”i, bizzat Türkiye tarafından da terkedilmeye başlandı. Zira, Irak’ta Maliki denen bir “klinik vaka” vardı. Adamın, Irak’ın bütünlüğünü sağlama derdi yoktu. Tek amacı, Şii nüfusunun yaşadığı bölgeleri ayırıp, İran’ın güdümünde bir “Irak Şii Devleti” kurmaktı. Bu zamana kadarki icraatlarıyla, Şii olmayan unsurlara karşı çok sert ve zalimane bir yönetim biçimi sergiledi. Öyle ki, Irak’ta, Şii olmayan unsurlar için “ayrılma/ayrışma”dan başka seçenek bırakmadı. “Bölgesel güç” olma savdalısı İran’ın güçlü bir rakibi olarak gördüğü Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum sergileyen Maliki, Türkiye’yi ister istemez, Barzani’ye yaklaşmaya itti. PKK terör örgütünü kontrolü altındaki bölgede barındıran Barzani, her nedense Türkiye için “dost ve müttefik” haline geliverdi. Henüz telaffuz edilemeyen bir fiili durum yaşanıyor, Kuzey Irak’taki fiili varlığı tescillenmiş olan Kürt Devleti, adım adım kuruluyordu.


Ancak, yine de Türkiye’ye rağmen bunun olması mümkün değildi. Zira Barzani’nin tek çıkış kapısı Türkiye idi, Türkiye ise Irak’taki enerji kaynaklarından yararlanmak istiyorsa, Barzani’den başka tutunacak dalı kalmamıştı. Barzani bunu bildiği için, asla vazgeçmediğini arasıra söylediği bağımsızlık için, “bunun sadece zamanlama meselesi” olduğunu vurguluyor, zamanı bekliyordu.


ABD, İsrail için Ortadoğu’yu ve denklemde önemli bir yeri olan Irak’ı yeniden biçimlendirmenin projelerini adım adım uyguluyordu. Ancak bunu, “stratejik ortak”ı Türkiye’yi küstürmeden, razı ederek yapması gerektiğini biliyordu. Gelişmeleri buna göre yönlendirdi. Bu kapsamda, bölgenin ortasına bir IŞİD vakasını salıverdi. Görünürde, İslam devleti kurmak için mücadele eden, hatta, Ümmet’in hasreti olan Hilafet’i bile ilan eden IŞİD, baştan beri Suriye’deki muhalefet hareketine karşı savaşarak büyümüştü. Dünyanın her yerinde“İslami cihad” örgütlerinin imhasına çalışan ABD’nin, en etkili ve güçlü bulunduğu bölgede IŞİD’e neden göz yumduğu ise soru işaretiydi.


Gerçi başlangıçta Türkiye’nin baskıları, Kerkük’ün hemen bir Kürt şehri olmasını önledi, ama şimdi Musul’a giren IŞİD’in baskısını ve Maliki güçlerinin çekilmesini gerekçe gösteren Peşmerge, Kerkük’ü ele geçirdi. Kerkük, artık fiilen bir Kürt şehri. Böylece Türkiye’nin bir kırmızı çizgisi daha silinip gitti. Barzani, daha önce de Kerkük’teki tapu ve nüfus kayıtlarını imha ederek Türkmenlerin yerlerine el koymuş, Kerkük’e yoğun bir Kürt nüfusu yerleştirerek Türkiye’nin kırmızı çizgileri çiğnenmişti. Şimdi, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulamayacağı şeklindeki diğer kırmızı çizgini silme zamanıydı. Barzani, zamanın gelmesini bekliyordu. Beklediği zaman, “ABD-İsrail yapımı bir mizansen”le geri dönülemez biçimde devreye alındı.


Çünkü IŞİD tehdidi gerekçesiyle, hem Maliki Şii bölgelerini ayırmak için silahlı güçlerini belli bölgelerden çekip istediği alanlara konuşlandırdı, hem de peşmerge güçleri, daha önce giremedikleri bölgeleri fiilen sahiplendi. Şimdi yine IŞİD’i gerekçe göstererek ağır silah sahibi olmaya başladılar; çünkü ABD, bir yandan IŞİD tehdidi gerekçesiyle Kuzey Irak’ta bağımsız Kürdistan’ın kurulmasına engel çıkarabilecek unsurları temizliyor, bir yandan da Peşmergenin ihtiyacı olan ağır silahları, aynı gerekçeyle peşmergeye sağlıyor.


Böylece ABD, IŞİD’i göstererek Türkiye’yi bağımsız Kürdistan’a razı ediyor. Zaten Türkiye, daha önce kırmızı çizgileri arasında olduğu halde, bir süredir Barzani yönetimine karşı devlet muamelesi yapıyor.


Şimdi bunun bir sonraki adımı şu:


Hani, Türkiye’nin yeni kırmızı çizgisi “bütün haklara evet; ama tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet vs.” ya...


Göreceksiniz, hiçbir kırmızı çizgisine sahip çık(a)mayan Türkiye, önce IŞİD gösterilip Kuzey Irak’ta Kürdistan’a razı edilecek (ve galiba edildi bile), sonrasında ise kendi Kürt sorununu Kuzey Irak’la birleştirip bir “konfederal yapı”nın ardından, “ayrışma ve küçülme”ye mecbur ve mahkûm edilecek!


Başkaları ne der bilemiyorum, ama ben olayı böyle okuyorum
Faruk Köse. Yeni Akit Haber Vaktim.com

mazhar

  • Ziyaretçi
Kabir Ziyaretini Yasakladılar
« Yanıtla #4 : 05 Ekim 2014, 08:12:56 »

IŞİD, halkın Kurban Bayramı dolayısıyla gerçekleştirmek istediği "kabir ziyareti"ne engel koydu.
Nahiyelerin bağlı olduğu El-Mikdadiye Kaymakamı Zeyd İbrahim, AA muhabirine yaptığı açıklamada, IŞİD'in yaklaşık 2 ay önce ele geçirdiği Celevla ve Es-Sadiyye nahiyelerinde, bugün mezarlıkların çevresine militanlarını yerleştirerek, bölgedeki halkın kabirleri ziyaretine izin vermediğini ifade etti.

YASAĞA KARŞI ÇIKAN CEZALANDIRILACAK

IŞİD'in kabir ziyaretini "bidat" olarak gördüğünü aktaran İbrahim, örgütün bu yasağa muhalefet edenlere de ağır cezalar verileceği yönünde tehditte bulunduğunu kaydetti.


Otorite boşluğunun yaşandığı Irak'ta, IŞİD öncülüğündeki silahlı grupların haziran ayında Musul başta olmak üzere bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmesinin ardından, ülkenin çeşitli yerlerinde IŞİD ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar sürüyor. ABD'ye ait hava unsurları da IŞİD'in kontrolündeki bazı hedeflere hava saldırıları düzenliyor.

Haber vaktim.com
« Son Düzenleme: 05 Ekim 2014, 08:15:06 Gönderen: mazhar »

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: İŞİD nedir kimlerdir amaçları nedir
« Yanıtla #5 : 05 Ekim 2014, 08:33:46 »

Bu ne İŞ-İD dir!? (1)

Birkaç hafta gün önce “Şimdi, gerçek gündeme dönmek zamanı; içeride, dışarıda çok sorunlarımız var çünkü. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını kritik etmekten, bu seçimlerdeki ağır yenilgilerini Sayın Abdullah Gül’ün son açıklamasıyla şimdilik de olsa atlatan CHP, MHP ve hatta Pensilvanya’nın içine düştüğü zor durumu konuşmaktan, AK Parti’nin ve Hükümetin geleceğine yönelik ihtimallerle yatıp kalkmaktan kurtulmak gerek.“ diye başlamıştım bu yazıya. Çeşitli sebeplerle tamamlayamamıştım onu ama geçen bu süre içerisinde, ülkemizde, Ortadoğu’da ve dünyada o kadar çok siyasi gelişmeler oldu ki, inanılmaz. Bunları değerlendirmek için işi gücü bırakıp onlarla yatıp kalkmak gerekiyor.

Şüphesiz, gerçekten de bugünlerdeki sorunlarımızdan en önemlilerinden biri(bence insani yönü ve halen tutsak bulunan başkonsolosluk personelimiz de düşünülürse en önemlisi) Irak ve Suriye’deki fiili durum ve bunun merkezindeki güç; İŞİD.

Peki, nedir bu İŞİD denilen nesne?..

Kendini bir devlet ve üstelik İslam’la isimlendiren bir devlet ve tam da bu noktada, Obama’nın aylar sonra olaya ciddi(!) şekilde ilgi duymasına  ve  yaptıklarının İslam diniyle bağdaşmadığını söylemesine rağmen (Amerikalı gazetecilerin kafalarının kesilmesiyle ilgili olsa gerek) onu İslam’la özdeşleştirme gayretinde olan bir dünya!.. Buna Cameron da eklendi bugünlerde; yine kendilerinden bir yardım kurumu elemanının (maalesef) kafasının kesilmesinden sonra tabii. Son olarak da Merkel, birkaç gün önce, bu örgütün tüm faaliyetlerinin Almanya’da yasaklandığını söyledi! (Demek ki bu örgüt Almanya’da faaliyet halindeymiş ve bu zamana kadar da serbestçe bu faaliyetleri yürütmüş!) O da, kendi ülkesinden  İŞİD adına Suriye ve Irak’a savaşmaya gidip geri döneceklerin tedhiş olayları yapabileceklerinden korkuyor herhalde!??

İŞİD, dünyanın çeşitli ülkelerinden Ortadoğu’ya (Suriye ve Irak) gelen radikal İslamcı ama biraz da maceracı insanların oluşturduğu terörist bir grup idi hemen herkesin gözünde, bundan üç-beş ay öncesine kadar; Suriye’de diğer tüm gruplarla çatışan, din-i İslam adına(!) kafa kesen, masum insanları hunharca katletmek yetmiyormuş gibi bir de tabir-i caizse üstlerinde tepinen, insanlıktan zerre nasip almamış vahşiler… En manidar olanı da sayılarının en fazla yüzlerle ifade ediliyor olmasıydı!

Bugün gelinen noktada İŞİD; Suriye ile Irak topraklarından geniş bir bölgeye hâkim olan, (kendince) hilafet ilan edip bir İslam devleti kurduğunu dünyaya ilân eden, Amerika’ya hatta bütün dünyaya karşın ilerleyişini sürdüren önemli bir askeri, siyasi, sosyal ve dini olgu.

Nereden nereye!?..

Başlangıçta, (Musul düştüğünde bile) bu militanların birkaç yüz kişi olduklarına inananlara “Ya kardeşim, bırakalım ele geçirmeyi, hafif silahlarla da olsa bir şekilde ele geçirebilirsiniz belki ama siz 2-3 milyonluk bir şehri birkaç yüz kişiyle nasıl elde tutarsınız, tutabilirsiniz? Böyle bir şey mümkün mü Allah aşkına, bir düşünün! Yani her bir dönüm araziyi bir militanla kontrol etme mucizesini gösterseniz bile yine de birkaç bin asker gerekmez mi bu iş için. Ayrıca, İŞİD ordusu (ya da militanlar her neyse!) bu arada ilerlemeye de devam ediyor; Irak ordusuyla savaşıyor, Peşmerge ile savaşıyor, Esed’le savaşıyor, Özgür Suriye Ordusuyla savaşıyor, El Nusra ile savaşıyor, PYD ile savaşıyor, Şii milislerle savaşıyor..!? Ve de hiç kaybetmiyorlar, aksine ilerliyorlar!?? Hangi askerle yapıyorlar bütün bunları? Bu durumda bunların birkaç yüz kişi olduklarına nasıl inanıyorsunuz?” dediğimde bana hak veren bir Allahın kulu bile bulamıyordum etrafımda.

Yani İŞİD askeri anlamda asla küçümsenemeyecek bir güç.  Amerika Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Tony Blinken de CNN’e verdiği röportajda bunu doğruluyor; zira  “İŞİD’in yenilmesinin hayli zaman alacağını ve Obama’nın görev süresi bitmeden bunun gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığını” söylüyor. Genel olarak inanılan çok geniş bir kara harekatı olmadan durdurulamayacakları yönünde. Bu kadar geniş bir alanda, bunca kayba rağmen (Özellikle ABD’ni hava harekatı) her türlü lojistiğini (mali destek, silah ikmali, insan kaynakları, moral-motivasyon) sağlayabilen bir güç var ortada çünkü.

Resmi rakamlara göre Mayıs ayına kadar IŞİD’e 81 ülkeden 12,000 kişi katılmış: (Rusya’dan 2000, Fransa’dan 900, İngiltere’den 400, Almanya’dan 400, Belçika’dan 240, Tunus’tan 3000, Suudi Arabistan’dan 2500, Ürdün’den 2000…) Bunlar müthiş rakamlar ve Mayıs’tan bu yana da 4 ay daha geçti!.. Hepsi Batı görmüş ve başarılarına bakarsanız savaşmasını da çok iyi bilen insanlar. Batı’ dünyasından gelenlerin çoğu sonradan Müslüman olan Hristiyanlar ya da İslamofobi ile dışlanan anadan babadan Müslüman olan gençler.

Siyasi anlamda bakıldığında…

İŞİD karşısında bir koalisyon da oluşturulamıyor, çünkü her figürün çıkarları farklı. Zaten bazı ülkelerin ciddi desteği olmasa bu kadar güçlü bir İŞİD’in var olması mümkün değil. Bugünkü dünya siyasi konjonktüründe Ankara’yı, Bağdat’ı, Şam’ı, Tahran’ı, Katar’ı, Riyad’ı, Amerika dahil Batılı güçleri aynı cephede toplamak mümkün değil, bakmayın siz bir takım toplantılara ve o toplantılarda alınan sözde ortak kararlara. Elle tutulur bir şey onlarda, olamaz da zaten. Yani İŞİD sadece militanlardan oluşan bir güruh (ordu!) değil, aynı zamanda üzerinde oyun oynansa ve bir siyasi enstruman olarak kullanılmaya kalkışılırsa da kaçırılmaması gereken nokta, onun büyük devletleri bile çaresiz bırakan ve bu bağlamda bazı devletlerce kayırılan siyasi bir güç, bir gerçeklik olduğudur.

Daha da ilginci İŞİD’in son Gazze saldırısında İsrail yerine Hamas’ı tehdit etmesi ve İsrail’in şu ana kadar İŞİD’i herhangi bir şekilde karşısına almamış olması ya da en azından birincil tehdit olarak görmemesi! Buna, bir süre önce Amerika’nın “İŞİD’in Suriye’deki varlığına karşı herhangi bir stratejilerinin bulunmadığını” itiraf etmesi de ilave edilince aslında İŞİD’in Ortadoğu’nun yönetiminde klasik yöntem olan atomizasyon politikalarının bir örneği olarak Amerikan-İsrail yapımı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Adam gibi devlet kuracak ve bunu sürdürebilecek bilinçleri, olgunlukları ve tabanları var mı? Bağdadi’nin sadece "Erdoğan laik biridir, şeriata göre davranmıyor ve Peşmerge’yi destekliyor...Yakında kendinizi 'İslam'ın oğullarının' doğrudan karşısında bulacaksınız...Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan laik ve din adına yönetmiyor. Derhal bana biat etmelidir." ve benzeri safsatalarına bakılırsa, kesinlikle hayır. Bu da sanırım benim “İŞİD’in davasına bağlı, bu uğurda Serden geçen ama diğer yanıyla bütün Müslümanları da dışlayan ebleh insanlardan oluşan ABD-İsrail yapımı uluslar arası bir enstruman” olduğuna kanıt.

Amerika ve diğer bazı Batı’lı devletlerin bugünkü gargarasının sebebi sadece, İŞİD’e biçilen rolün ötesine geçmiş olmasıdır: Müslüman olmayan bazı grupların zarar görmesi, kendilerinden bazı insanların katledilmesi ve bunun üzerlerinde yarattığı kamuoyu baskısı.

İŞİD’in dini ve sosyal yönü ile devam edeceğiz…
Haber vaktim.com. Prof. Dr. Şaban Şimşek / Habervaktim