Gönderen Konu: Sabırlı ve Tahammüllü Olmak  (Okunma sayısı 2787 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zaman_1453

  • Ziyaretçi
Sabırlı ve Tahammüllü Olmak
« : 26 Mart 2012, 19:44:05 »

SABIRLI VE TAHAMMÜLLÜ OLMAK

   İnsanoğlunun, her sahada olduğu gibi ilim öğrenmek, öğretmek ve Allah’ın dinine hizmet etmek hususunda da sabırlı ve tahammüllü olması icap etmektedir.
   
   Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: يا أيها الذين آمنوا إستعينوا با الصبر والصلاة ان الله مع الصابرين ) “Ey iman şerefi ile temayüz etmiş olan kâffe-i ehli iman! Sabr-ı sebat ile yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah sabr edenler ile beraberdir.” (Sure-i Bakara 153) 
  Siz her halde mev’ud olan gaye-i kemale ermek için her şeyden evvel sabır ile ve salât ile istiane ediniz. Evvelâ sabr-u sebata alışınız, nimetlerin kendilerine göre külfetleri de vardır. Allahın bütün nimetlerine ve hele niam-ı nâmütenahiyenin tamamına miftah olan nimeti iman ve islama şükretmek ve bâhusus bunu mertebe-i ihsanda eda edebilmek elbette kolay değildir. Siz bu seyr-ü sülükte ebedi bir gayeye yürüyecek ve yürürken imtihanlar geçireceksiniz. Biri dahili, diğeri harici iki büyük düşmanla çarpışacaksınız. Bir taraftan nefislerinizin hevası, diğer taraftan kafirlerin tesiriyle karşılaşacaksınız. Şunu bilin ki her hikmetin başı sabırdır. İlmin, amelin, ahlakın...  (Elmalılı, Hak Dini, Kur’an Dili  c.1 s.543-544 Eser Neşriyat)
   Peygamber Efendimiz ise sabır hakkında şöyle buyurmuşlardır: (الصبر من الايمان بمنزلة (الجسد الرأس من “Sabır imanın yanında cesette baş gibidir” (Münavi, Feyzü’l-Kadir c.4 s.234 Darul Hadis Kahire)
   Cenab-ı Hak kullarını zaman zaman değişik musıbetler ile imtihana tabi tutar.  Şu Ayet-i Kerime bunun delilidir: ((و لنبلونكم بشيء من الخوف والجوع ونقص من الأموال والأنفس والثمرات وبشر الصابرين “Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsüllerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere lütf-u keremimi müjdele (Bakara 155)” 
Hadis-i Şerifte de Peygamberimiz: (من يرد الله به خيرا يصب منه  ) “Allah kime hayır eriştirmeyi dilerse onu  bir musibete uğratır Münavi,  c. 6 s.243”  buyurmuşlardır.

 Peygamber Efendimiz, Din-i Celil-i İslam’ın tebliği  hususunda, çektiği sıkıntılara ve bunlara karşı gösterdiği sonsuz tehammüle şu iki hadis-i şerif ile işaret buyurmuşlardır:         
Enes (RA) şöyle buyurdular: Rasülullah (SAV) şöyle buyurdu: (ولقد أوذيت في الله وما يؤذى أحد، أخفت في الله وما يخاف أحد، ولقد اتت على ثلاثون من بين يوم وليلة وما لى ولبلال ما يأكله ذو كبد إلا ما يوارى إبط بلال)    “Yemin ederim ki, Allah yolunda, kimsenin görmediği eziyetleri gördüm. Allah uğrunda, hiç kimsenin görmediği korkulara maruz kaldım. Öyle bir otuz gün ve gece geçirdim ki, Bilal’in koltuğu altında sakladığı yiyecek dışında ne bende ne Bilal’de  bir canlının yiyebileceği bir şey vardı!(Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe c.1 s.264, Darü’l-Kalem 6. Baskı Dımışk 1989) ” 
   Taberâni’nin tahricine göre Nebi (SAS), Ümmü Süleym’e şöyle buyurmuştu: إصبري فوالله ما فى آل محمد شئ منذ سبع ولا أوقد تحت برمة لهم منذ ثلاث والله لو سألت الله يجعل جبال تهامه كلها ذهباً لفعل)“Sabreyle! Allah’a kasem ederim ki, yedi günden beri Muhammed’in âilesinin yiyeceği yoktur. Üç gündür taştan tencerelerinin altında ateş yakılmadı! VAllahi Allahü Teala’dan bütün Tihâme dağlarını altın yapmasını isteseydim, arzumu gerçekleştirirdi. (Kandehlevi   c.1 s.31)” 

İmam-ı Rabbani Hazretleri de bu sıkıntılar hakkında şöyle buyurmaktadır: و هذه المصيبات  جراحات في الظاهر ولكنها مراهم في الحقيقة و موجبة للترقيات والثمرات والنتائج المرتبة عليها بعناية الله  المأمولة بعناية الله تعالى في الاخرة  (تعلىعشر عشيرتلك الثمرات المتوقعة    Bu sıkıntılar zahirde cerahât olsa da hakikatte ilaç gibi şifa verici ve terakkiyyat ile semerâtı icap ettiricidir. Mevla’nın, inayetiyle onlara dünyada terettüp eden netâyiç, ahirette verileceği beklenilen ve umulan nimetlerin onda birinin onda biri (yani yüzde biri) dir. İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Şerife, c.2 Mektup 17”

“Her şey için bir mâni’ vardır. Ancak ilim için mânialar vardır”
, buyrulduğu  üzere ilim tahsilinde ve hizmet hayatında elbette ki  küçük yaşta aileden ayrılıp gurbete gitmek, harçlıksız kalmak, başkalarının emri altına girip isteklerinden ferâgat etmek, başkalarının kahrını çekip onların meselelerinin halletmek gibi daha birçok harici ve dahili sıkıntılar ile karşılaşılacaktır. Şu da bir hakikattir ki, ilim yolunda yürürken ayağımıza diken batması,  o yolda yürümeye kabul edildiğimizin alametidir. Ebu'l Faruk K.S Hz.  bu hususta:
   “Vaki musîbetlere rıza lazımdır. Eğer belâdan hali kalırsak kendimizden şüphe ederiz, “Biz münafık mıyız yoksa?!” deriz. Rasülullah’ın yolunda olmanın icabı budur.”Ali Erol Hatıratım 2 s.67,  buyurmuşlardır.

Ümmet-i Muhammed’in evladına, dinlerini ve Kur’anlarını öğretmekten başka hiç bir maksadı olmayan ve kendi ifadeleriyle “Bizler canlı kitaplar yetiştireceğiz” buyuran Ebu'l Faruk K.S hazretlerinin de, bu gaye uğrunda katlanmadığı sıkıntı kalmamıştır. Bu sıkıntıları Mevlanın kendisine bahşettiği en büyük nimetlerden biri olarak görmüştür. Şu mübarek sözleri bunun delilidir:
“Sizleri ben nâz ve naîm içinde yetiştirmeyi Mevlâdan diliyorum. Her zahmet ve meşakkat bana aittir. Bu bana büyük nimettir.Mektuplar ve Bazı Mesâil-i Mühimme”          
Başa gelen musıbetlere tahammül etmek hususunda: “Musibetler, Hakk’a davet, nûra hidayet içindir” buyurarak evlatlarını da sabra teşvik etmiştir.
... Kırık camına yapıştırılmış kağıdın, rüzgarın vurmasıyla ses çıkarmasını hazin hazin seyredenlere şöyle buyurmuşlardır:
“Biraz sabr edin, bikerâmetinnebî, ileride  her biri bir saray gibi olacak...”   Diğer bir ifâdelerinde de:
Rasülullah’ın şeriatına, sünnetlerine, dinine ve kitabına varis olan Zât-ı Âlişân, lihikmetin, diğer umurla berâber,  emsâlsiz belalarına da varistir.
Rasülullah Efendimiz: Hiç bir nebi benim mâruz kaldığım belâya uğramadı.” buyurmuştur.
Kâinatı saran karanlığın kaldırılması zamanı gelip de, ezeli hüküm icâbı, İns-ü Cinnin Nebisi Habib-i Rabbi’l Âlemîn, Kur’an-ı Kerim’le, âleme safâ verdiği gibi, husûsi yaratılmış vârisleri de ilâ yevmi’l-kıyâm devam edecek olan Din-i Mübin’i binlerce belâya katlanarak, yılmadan yürütecekler.
Ve çürükler hâriç hakîkî tâbîler hak yolculuğundan ayrılmayacaklar... Zira ahde vefa imanın kemâlindendir. , buyurmuşlardır.                                                                   

      İlim tahsil yolunda gelür mihnet başa gönül
      Sebeb câhil elinde satve gelür hâşâ gönül      
         Gel ey nefis ol piyâde, câhile itme ıyâde
         Olmaz takdirden ziyâde, sen yorulma boşa gönül
      Düâ itmen mi Şeyh Halîl, mü’minin fahridir zelîl
      “Gasemnâ”da rızkın kalîl, râzı ol bir keşe gönül
         Lâtîfî gözleri yaşı, feryâd ile devâm işi
         İlim her maksûdun başı, sabret olun paşa gönül

Çevrimdışı guzellik

  • okur
  • *
  • İleti: 87
Ynt: Sabırlı ve Tahammüllü Olmak
« Yanıtla #1 : 26 Mart 2012, 19:50:24 »
tessekur ederim kardesim

Çevrimdışı tk1978

  • IZLEMCI
  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 456
Ynt: Sabırlı ve Tahammüllü Olmak
« Yanıtla #2 : 26 Mart 2012, 20:36:54 »
Yatcak yerimiz yok. Okudukca Insan utanc duyuyor yasantisin´dan.
Neler cekmisler, bizler ne yapmaktayiz...

Çevrimdışı guzellik

  • okur
  • *
  • İleti: 87
Ynt: Sabırlı ve Tahammüllü Olmak
« Yanıtla #3 : 26 Mart 2012, 22:09:00 »
buna siz karar veremezsiniz Allaha husnu zan gosterelim lutfen