Gönderen Konu: Sağlık Bilgileri  (Okunma sayısı 118779 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
En tehlikeli 10 kış hastalığı
« Yanıtla #120 : 04 Ocak 2009, 23:04:02 »

Çocuklar ve yaşlılar kış aylarına karşı vücut dirençlerini kontrol edemiyor. Bahar aylarına daha sıhhatli çıkmak için size kış hastalıkları ve bu hastalıklardan korunma yolları hakkında ipuçları vereceğiz. İşte en çok bilinen hastalıklar ve belirtileri...

Bugünlerde pek çok insan hasta. Kimi öksürükten boğuluyor, kimi nezle olmuş burnu çeşme gibi akıyor, kimi ateşlenmiş yatak döşek yatıyor. Kiminin boğazı ağrıyor, bademcikleri şişmiş yutkunamıyor, kiminin sinüziti azmış baş ağrısından duramıyor. İşte kış hastalıkları. Hepsi bizi bekliyor, aman dikkat!

NEZLE

Çok çeşitli virüslerin neden olduğu bir üst solunum yolları enfeksiyonudur. Soğuk algınlığı ismi ile de bilinir, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık, burun akıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığı ile başlar. Ateş çoğu zaman normaldir, bazen hafif olarak yüksek bulunabilir. Halsizlik ve iştahsızlık olabilir. Tedavi edilmeden birkaç günde geçer.

SİNÜZİT

Burun etrafındaki sinüs adı verilen boşlukların iltihaplanmasıdır. Baş ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve ağız kokusu yapabilir. Burun ve genizden gelen koyu, yapışkan, sarı veya yeşilimsi renklerde salgılar vardır. Ateş de olabilir.

FARENJİT

Yutak iltihabıdır. Boğaz kızarmıştır, yanma ve ağrı vardır. Yutkunmak güçleşmiştir. Ateş, halsizlik ve boyundaki lenf bezlerinde büyüme de olabilir.

TONSİLLİT

Bademciklerin iltihabıdır. Bademcikler, büyük, şiş ve kızarmıştır. Bazen içinden iltihap sızdığı da görülebilir. Çok yüksek ateşe neden olabilen bir hastalıktır.

LARENJİT

Gırtlağın ve ses tellerinin iltihabıdır. En önemli belirtisi ses kısıklığı, sesin çatallı veya boğuk olmasıdır. Bazı hastaların sesi hiç çıkmayabilir. Hastalar boğazlarının derinliklerinde yanma ve kuruma hissederler. Sert ve rahatsız edici bir öksürük vardır. Çocuklarda solunum güçlüğü ve nefes darlığına da yol açabilir.

OTİT

Orta kulak iltihabıdır. Alerjik bünyeli çocuklarda daha sık görülür. Kulak ağrısı, kulakta dolgunluk ve kulak yolundan akıntı ile beraber kuru öksürük de vardır.

TRAKEİD

Ana nefes borusunun iltihabıdır. Larenjitle birlikte de olabilir. Tipik belirtileri şiddetli kuru öksürük ve öksürükle beraber göğüs kemiği arkasında yırtılırcasına bir ağrı olmasıdır. Ateş genellikle normaldir.

BRONŞİT

Bronşların iltihabıdır. Belirtiler çoğu zaman soğuk algınlığını takiben ortaya çıkar. İlk günlerde kuru olan öksürük daha sonra balgam çıkarma ile birliktedir. Bazı hastalarda hırıltı, nefes darlığı ve sırt ağrıları da görülebilir.

ASTIM

Her yaşta görülebilen bir hastalık olmakla beraber çocuklarda daha fazla rastlanır. Krizler halinde gelen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı ile karakterizedir. Belirtiler gece ve sabaha karşı şiddetlenir. Krizlerin başlıca nedeni alerjenler ve virüslerdir.

ZATÜRRE

Akciğer dokusunun iltihabıdır. Üşüme, titreme, yüksek ateş ve öksürük ile başlar. İlerleyen günlerde koyu ve yapışkan balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısı da ortaya çıkar. Erken tanınması çok önemlidir. Uygun antibiyotik tedavi ile tamamen düzelen bir hastalıktır.

Bugün / Prof. Dr Ahmet Rasim Küçükusta
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Çocukluktan Kalma Alışkanlık Sakız hakkında bilmediklerimiz
« Yanıtla #121 : 05 Ocak 2009, 20:24:56 »

 
• Sakız çiğnemek çoğumuzun çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlıktır. Bazen kendimizi abur cuburlardan korumak bazen de sinirimizi yatıştırmak için sakız çiğnemeyi tercih ederiz.

• Her ne nedenle olursa olsun sakız çiğnemek çoğumuzun alışkanlıkları arasında yer alıyor.
Kilo kontrolüne yardımcı olur

• Sakız pratik, ucuz ve düşük kalorilidir. Şekerli bir sakız yaklaşık 5 -10 kaloridir. Şekersiz olanlar da tercih edilebilir.

• Sakız, atıştırmayı engellemek ve kalori alımını azaltmak için harika bir yoldur.
Öğünde daha az yemeye sebep olur

• Yapılan bir çalışmada akşamüstü ara öğününden önceki üç saatlik bir zaman diliminde bir saat aralıklarla 15 dakika sakız çiğneyen yetişkinler, sakız çiğnemeyenlere göre ara öğünlerinde 36 kalori daha az yedikleri gözlenmiştir. Sakızın şekersiz ya da normal olması ise bir şey fark ettirmiyor ve her ikisi de az yemeye yardımcı oluyor.

• Atıştırma olarak seçenek olabilir: Sakız çiğnemek düşük kalorili olduğu gibi, yüksek kalorili atıştırmaların yerine de geçebilir

Beyne giden kanı artırıyor

• Birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek ve gerginliği azaltmak için sakız çiğnemeyi tercih etmektedir.

• Aynı zamanda bazı öğretmenler de okullarda sakız çiğneme kuralının değiştirilmesini ve çocukların sınav sırasında sakız çiğnemesinin onların uyanıklığını ve konsantrasyonunu daha iyi sağlayacağını savunmaktadır.

Ağız ve diş sağlığını destekliyor

• Sakız çiğnemenin, nefesimizi ferah tutmaya yardımcı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunun yanında vücuttaki en güçlü savunma mekanizması olan tükürük salgısını da artırır. Bu nedenle gün içinde sakız çiğnemek iyi bir seçenek olacaktır.

• Şekersiz sakız, ağız sağlığını birçok yönden destekler. Plaklarının ve çürüklerin oluşumunu önler, diş minesinde mineral bozukluklarını onarır, diş lekelerinin oluşumunu önler, olanları azaltır.

• Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir vücutla birebir ilişkilidir. Ağız yoluyla bakterin alınması, çeşitli hastalıklara yol açar.

ekolay.net
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Gözdeki uçuğa dikkat !
« Yanıtla #122 : 07 Ocak 2009, 00:28:39 »
Gözünüzde çıkacak uçukları sakın ihmal etmeyin...

Kişiyi daha çok stresli, yorgun ve üzüntülü olduğu dönemlerde yakalayan göz uçuğu kalıcı görme bozukluğuna neden olabiliyor

SIklIkla dudak kenarlarında ve zaman zaman ağrılı bir yaraya dönüşen uçuklar, gözde de görülebiliyor. Kişiyi daha çok stresli, yorgun ve üzüntülü dönemlerinde yakalayan göz uçuğu kalıcı görme hasarına dahi neden olabiliyor.

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Olcay Şahin, 'Göz uçuğu' hakkında bilgi verdi: 'Herpes Simpleks Virüs (HSV) derinin herhangi bir yerinde su kabarcıkları ve yaralara neden olan bir virüstür.

Bu yaralar genellikle ağız ve burun etrafında oluşur. Göz uçuğu, gözün herpes simpleks virüsü ile enfeksiyonudur. Uçuk virüsü, deriyi tuttuğu gibi gözü ve göz kapaklarını da tutabilir. Mutlaka bir göz doktoru tarafından görülmeli ve erken dönemde tedavi edilmelidir.'

KİŞİYİ EN ZAYIF ANINDA YAKALIYOR

Herpes virüsü tipik olarak stres, yorgunluk, üzüntü, travma, soğuk, güneş ışığı, ateşli hastalıklar, adet dönemi, vücuttaki diğer enfeksiyonlar gibi durumlarda harekete geçiyor. İki gözde birden uçuk olması bağışıklık sistemi ile ilgili bir zayıflığa, hastalığa işaret ediyor.

NASIL BULAŞIR?

Virüs ağız-burun mukozası ve cilt yoluyla vücuda giriyor. Bulaşma için herpesli kişiyle yakın temas gerekiyor. Dudak uçuğu olan birinden virüs ilk alındığında %1-6 ihtimalle 1 hafta içinde uçuk oluşuyor. % 94-99 ihtimalle uçuk oluşmuyor; ama virüs vücuttaki sinir hücrelerine yerleşiyor ve uyur halde bekliyor. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı anda dudağa veya göze geçerek hastalık yapıyor.

ENGELLEMEK İÇİN:

Bebekler, çocuklar ve diğer insanlar sık sık öpülmemelidir.

Uçuklu insanın kullandığı bardak, çatal, havlu ve diğer kullanılmamalıdır.
Uçuğa dokunulmamalı, dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır.

Bayanlar makyajlarını temizlerken enfekte bölgeye dokundurdukları malzeme ile başka yerlere özellikle gözlere dokunmamalıdır.

Hem bulaşma hem de yaranın mikrop kapmaması için uçuğun kabukları ile oynanmamalıdır.
Uçuğu aktive edecek stres, aşırı yorgunluk gibi durumlardan kaçınılmalıdır.
Uçuk ön belirtileri oluşmuşken, virüslere karşı etkili (anti-viral) bir krem kullanmak faydalı olabilir.

Haber3
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Hastayken aspirin içmek öldürebiliyor!
« Yanıtla #123 : 07 Ocak 2009, 11:58:14 »

Kışın sık sık görülen boğaz ağrısı ve solunum olu rahatsızlıklarını hafife almayın çünkü ölümcül hastalıkların belirtisi olabilir ve sakın çocuğunuza grip diye aspirin vermeyin.
Reklam
Kışın çocuklarda ve gençlerde görülen, ölüm ihtimali yüksek bir hastalık da Reye Sendromu'dur. Reye Sendromu, pek çok organı ilgilendirse de, karaciğerde yağ birikimi, beyin içi basınçta aşırı yükselme hastalığın temel özellikleridir. Sendrom daha çok grip nedeniyle aspirin alanlarda ortaya çıkar...

Geçen hafta biri doktor olan iki genç insanın yüksek ateşli solunum yolları enfeksiyonundan sonra yaşamlarını yitirdikleri gazetelerde ve televizyonlarda yer aldı. Ölüm nedenleri henüz kesin olarak belli olmayan bu kişiler belki de Reye Sendromu'nun kurbanlarıydı. Çünkü, bu tablo en çok grip nedeniyle aspirin ve diğer salisilat içeren ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçları alanlarda ortaya çıkar.

1963'DE TANIMLANDI

Reye Sendromu, ilk kez 1963 yılında Avustralya'lı bir patalog olan Dr. Reye tarafından ayrı bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Hastalığın kesin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, grip, soğuk algınlığı ya da suçiçeği gibi viral enfeksiyonlar nedeniyle aspirin kullanan çocuklarda ve gençlerde risk çok yüksektir.

Bir araştırmada Reye Sendromu olan çocukların yüzde 90'ının aspirin almış oldukları belirlenmiştir. Gerçekten de Reye Sendromu'na grip salgınlarının daha çok görüldüğü aralık, Ocak, Şubat gibi kış aylarında daha çok rastlanır.

BULANTI, YORGUNLUK YAPAR

Reye Sendromu, grip gibi bir ateşli viral enfeksiyondan 1-14 gün sonra iki aşamalı bir hastalık olarak ortaya çıkar. İlk dönemde şiddetli ve sürekli bulantı ve kusma ile beraber aşırı yorgunluk, uyku hali, çevreye ilgisizlik gibi beyinle ilgili belirtiler vardır. İkinci dönemde ise, kişilik değişikliklerinden bilinç bulanıklığı ve komaya kadar giden sinir sistemi belirtileri tabloya hakim olur. 2 yaşından küçük çocuklarda kusma yerine ishale daha çok rastlanır. Reye Sendromunda ateş normaldir. Belirtilerin süresi ve şiddeti hastadan hastaya değişir.

ENZİMLER YÜKSELİR

Reye Sendromu erken dönemde tanınıp uygun şekilde tedavi edilmediği zaman, ölüm ihtimali çok yüksek olan bir hastalıktır. İstatistiklere göre, geç tanı konanların yüzde 90'ı kaybedilirken, erken tanı ve doğru tedavi alan hastaların yüzde 90'ı hastalığı atlatabilirler. Reye Sendromu'ndan iyileşen çocukların bazıları tamamen düzelir, ama bazılarında zeka geriliği gibi bir takım nörolojik ve psikolojik belirtiler kalabilir. Viral enfeksiyon geçiren ve aspirin de kullanılmış olan çocukta, ateş olmaksızın şiddetli kusma ile beraber karaciğer enzimleri yükselmesi varsa Reye Sendromu düşünülmelidir.

Tedavi yoğun bakım ünitesinde yapılmalı

Reye Sendromu'nun tedavisi mutlaka yoğun bakım ünitelerinde yapılmalıdır. Bu hastaların ağız yoluyla beslenmesi sakıncalı olduğundan, damar yoluyla verilen sıvılarla beslenirler. Beyin ve kan basıncı ile sıvı ve elektrolit düzeyleri sürekli olarak izlenir.

Solunum yetersizliği olan hastalara solunum aletleri ile yapay solunum yaptırılır. Beyin ödemine karşı kortizon verilir. Kan şekeri düşük olan hastalara yüzde 25'lik şekerli serumlar uygulanır. DiKKAT16 yaşından küçük olan çocuklara grip veya ateşli başka bir virüs enfeksiyonu geçirdiklerinde kesinlikle aspirin verilmemelidir. Bu çocuklarda kullanılacak ağrı kesici-ateş düşürücü ilaç parasetamol olmalıdır.

BOĞAZ AĞRISI DEYiP GEÇMEYiN O DA BiR HASTALIK

Kış hastalıklarından biri de halkımızın anjin, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı gibi isimlerle bildiği, biz doktorların 'akut farenjit' diye isimlendirdiği hastalıktır...

FARENJİT NEDİR?

Farenks boğaz demektir. Farenjit de boğaz iltihabı anlamına gelir. Aslında boğazın, biri burun boşluğunun arkasında kalan ve geniz diye de isimlendirdiğimiz bir kısmı ve bir de ağız boşluğunun tam arkasında yer alan kısmı (orofarenks) vardır. Farenjit diyince anlaşılan, boğazın ağzımızı açtığımız zaman görülen kısmının iltihabıdır.

Boğaz iltihaplarının, ani olarak başlayan ve hastayı çok rahatsız eden şekline 'akut farenjit', uzun süreden beri devam eden ve belirtilerin çok şiddetli olmadığı şekline ise 'kronik farenjit' denir. Kronik boğaz ağrılarının pek çok nedeni olabilir. Alerjiler, hava kirliliği, sigara dumanı, reflü, burun tıkanıklığı, solunan havanın kuruluğu, alkol, çok sıcak veya soğuk yiyecek ve içecekler, bağırmak gibi.

Akut boğaz iltihaplarının çoğu ise enfeksiyonlarla ilgilidir. Bu enfeksiyonların çoğu, yani yüzde 80-85'i virüslerle, çok daha azı yüzde 10-15' i ise bakterilerle meydana gelir. Bu bilgi çok önemlidir, çünkü virüslerin neden olduğu boğaz iltihapları antibiyotik almadan kendi kendine iyileşirken, bakterilerin etken olduğu iltihapların mutlaka antibiyotiklerle tedavisi gerekir.

VİRAL FARENJİT

Virüslerin neden olduğu hastalığa viral farenjit denir. Bu çoğu zaman, nezle, grip gibi hastalıklara boğaz iltihabının da katılması ile oluşur. Nezleye bağlı farenjitde, burun akıntısı, hapşırma, gözlerde sulanma, öksürük vardır, ama ateş ve genel durum bozukluğu yoktur. Gribin yol açtığı farenjit ise, üşüme-titreme, yüksek ateş, terleme, halsizlik, iştahsızlık, baş ve yaygın vücut ağrıları ile birliktedir. Hasta adeta paçavraya dönmüş ve yatağa düşmüştür.Kızamık, suçiçeği, krup gibi diğer viral çocuk hastalıklarında da farenjit bulguları olabilir.

(Bugün)
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
İlaç otobüsler yolculuğa çıkıyor
« Yanıtla #124 : 09 Ocak 2009, 08:48:28 »

Bilim adamları geliştirdikleri yeni bir yöntemle vücuttaki hastalıklarla bire bir mücadeleye hazırlanıyor.



Bilim adamlarının geliştirdiği yeni bir yöntemle, vücutta bulunan farklı hastalıklarla aynı tedavi seansında mücadele edilebilecek.

Çok küçük altın parçaları ve infrared ışığından oluşan tedavi yöntemi ile birden çok ilaç yüklenmiş “ilaç otobüsü”, kan damarlarında gezerken, hastalıklı bölgeye geldiğinde taşıdığı yükü bırakıyor, ikinci ilacı bırakmak üzere daha sonra diğer hastalıklı bölgeye hareket ediyor.

Günümüzde iki farklı ilacın taşındığı çoklu sistem mevcut ancak ilaç yüklerinin ne zaman bırakılacağının, taşıyıcı kapsüle önceden yüklenmesi gerekiyor.

Yeni teknikte taşıdığı ilacı kaplayan farklı şekillerdeki altın, gene farklı infrared dalga boylarına maruz kaldığında eriyerek ilacın ortaya çıkmasını sağlıyor. Bu yöntemde ilacın bırakılma zamanı dışarıdan kontrol edilebildiği için eski yöntemdeki zamanlama sorunu ortadan kalkıyor.

Proje gelecekte ticari olarak kullanılmaya başladığında, örneğin hem AIDS hem kanser olan bir hasta, aynı seansta tedavi edilebilecek.

internet haber
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Ani soğuklar yüz felci yapıyor
« Yanıtla #125 : 09 Ocak 2009, 19:06:20 »
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Balcı, kışın yüz felci vakalarının attığını söyledi.
Doç. Dr. Balcı, yaptığı açıklamada, yüz felcinin yüz kaslarını (dudak, yanak, kaş, göz çevresi kasları) etkileyen ve çok hızlı gelişen bir felç durumu olduğunu söyledi. Aşırı soğuk ve rüzgarlı havaların yüz felcini tetiklediğini, bu durumda yüzün yarısının kısmen hareketsiz kaldığını ifade eden Balcı, "Hasta alnını kırıştıramaz, gözünü kapatamaz, dişlerini gösteremez, dudaklarını büzemez, ıslık çalamaz. Ağız köşesi kıvrımı düzleşir. Dilin ön kısmında tat duyusu bozulur.

'KASLARIN HAREKET ETMESİ İÇİN SAKIZ ÇİĞNEYİN'
Yüz felci tanısı konulduktan sonra seyrin nasıl olacağı da erkenden belirlenmeli"diye konuştu.Yüz felci hastalarının çoğunun ilaç tedavisi (kortikosteroidler ve Bvitamini) veya fizik tedavi yardımıyla hızla düzeldiğini, küçük bir kısmında cerrahi tedavi gerekecek kadar ağır seyir izlenebildiğini kaydeden Doç. Dr.Balcı, şunları söyledi:"Hastaya, yüzün mimik kaslarını hareket ettirmesi için sakız çiğnemesi önerilir, yüz kasları üzerine masaj yapması tavsiye edilir. Yüz felcine maruzkalmamak için özellikle rüzgarlı ve soğuk havalarda dışarı çıkarken boyun ve yüz atkıyla sarılmalı. Duş ve baş yıkama sonrası kurumadan dışarı çıkılmamalı.Vantilatör karşısında uzun süre zaman geçirilmemeli. Özellikle bu önlemlersonbahar ve kış mevsiminde sıklığı artan yüz felci gelişiminden kısmen de olsa korunmayı sağlayabilir."

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3875
    • Herkonudan.com
Grip Hakkında Ne Biliyoruz?
« Yanıtla #126 : 10 Ocak 2009, 04:04:57 »
KIŞ AYLARININ hava sıcaklıklarında görülen değişimler nedeniyle vücut direncinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalık, grip. Hastalığın ortaya çıkmasındaki asıl sebep ise, hava sıcaklığındaki değişimin virüslerin yayılımını kolaylaştırması.

Özellikle yarı yıl tatili sonrasında klasik grip ve soğuk algınlığı tablolarında artış gözleniyor. Okulların da açılmasıyla çocuklar arasında gribin görülme sıklığı daha da artıyor. Grip, özellikle okul gibi kalabalık ve yakın temas içinde olunan ortamlarda bulaşarak geçiyor.

Bu hastalığın bir başkasına en kolay geçme yolu ise, el teması. O yüzden, el temasının olduğu araçların ortak kullanımı konusunda hassas olunması gerekiyor. Ellerin sık sık sabunlu suyla yıkanmasına özellikle dikkat edilmeli. Salgın zamanlarında üç insandan biri grip virüsünü kapıyor.

İnsanların bu virüsten korunmak için yapabilecekleri başka şeyler de var: Hava şartlarına uygun giysiler seçmeleri, bol sebze, meyve tüketmeleri, vücut direncini düşüren aşırı yorgunluk, alkol, sigara, az ve düzensiz uyku, düzensiz ve tek yönlü beslenme gibi etkenlerden uzak durmaları.

Grip hakkında insanların sahip olduğu en yanlış algılama, bu hastalığın ancak antibiyotik ile tedavi edilebileceği düşüncesi. Halbuki antibiyotiklerin gribin tedavisinde önemli bir etkisi yok. Üstelik bu ilaçları gereksiz yere kullanmanın yan etkileri olduğu gibi, ekonomik açıdan da büyük bir kayıp oluşturuyor.

Normal şartlarda grip bir hafta içinde iyileşir. Ancak vücut direnci zayıf olan kronik hastalarda, kalp-akciğer hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve şeker hastalarında hastalık ağır seyredebilir. Bu nedenle bu kişilerin mutlaka doktor kontrolünden geçmesi gerekir.

Halk arasında grip ile soğuk algınlığı birbirine karıştırılır. Soğuk algınlığı ya da diğer adıyla nezle, vücutta çok fazla kırgınlık ve yüksek ateş yapmaz. Gripte ise ciddi eklem ve kas ağrıları, yüksek ateş, öksürük ve hapşırma görülür. Eğer bu belirtiler görülmeye başlamışsa gribi önlemek zorlaşır.

Grip olan hastaların vitamin almalarının tedavi açısından etkisi de sanıldığı gibi büyük değildir. Vitamin, sadece, gerçekten beslenme bozukluğu olan kişilerdeki eksikliği giderebilir. Doğru beslenen kişiler vitamin takviyesine ihtiyaç hissetmezler. Vücuda vitamin depolamanın tedavide ya da gribi önlemede sağladığı bir avantaj yoktur.

Grip sırasında alınması gereken tedbirler ise şunlardır: Bol sıvı almak, bol sebze meyve yemek. Bunları yapmadaki neden, vücudun hastalıkla mücadele ederken kalori harcamasıdır. Bu sebeple hastalar mümkün olduğunca kalorisi fazla gıdaları tercih etmelidir.

Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Bademcik ameliyatı için en uygun zaman
« Yanıtla #127 : 10 Ocak 2009, 09:24:24 »

Vücudun bağışıklık sisteminde rol oynayan lenf sisteminin boğazda yerleşmiş olan bademcikler hem çok gerekli hem de tehlikeli olabililiyor.

Vücudun bağışıklık sisteminde rol oynayan lenf sisteminin boğazda yerleşmiş dokularından bir çifttir Bademcikler. Özellikle üst solunum yollarından giren mikropları tanıyarak vücudu savunmaya hazırlar.

Halk arasında geniz eti denilen “adenoid” dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır ve üst solunum yolunun savunmasında rol oynar. Bademcik gibi, geniz eti de çocuklarda yapısal olarak zaten dar olan hava yolunu tıkar.

Bademcik ve geniz eti problemlerini Sema Hastanesi KBB Uzmanı Dr. Ömer Faik Sağun anlatıyor.
Bademcik dokusu yaşla beraber giderek küçülen bir doku ve bu yüzden yirmili yaşlardan sonra bademcik enfeksiyonlarında azalma görülüyor. Zaten, ergenlikten sonra bademcik ve geniz etinin bir fonksiyonu kalmaz.

Bademcik ve geniz eti sorunları en sık çocukluk döneminde görülüyor. Görülme sıklığı çocukların anaokulu, kreş ya da ilkokul gibi toplu yerlerde bulundukları dönemlerde zirve yapıyor.

Bademcikler ne zaman alınmalı?

Bademcik ve geniz eti ameliyatları çok sık yapılan ameliyatlar olarak karşımıza çıkıyor. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına başvuruluyor. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter var.

Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliğinin belirleniyor.

• Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak sık sık tıkanıyorsa
• Bademcik etrafında abse oluşuyorsa
• Kötü huylu tümör şüphesi varsa
• Çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümesi görülüyorsa
• Konuşma bozukluğuna sebep oluyorsa
• Uyku apnesine yol açıyorsa bu durumlar kesin ameliyat gerektiren durumlar olarak karşımıza çıkıyor.
Göreceli kriterlerin en başında sık tekrar eden bademcik enfeksiyonları geliyor. Bademcik ameliyatlarının %40'ı bu nedenle yapılıyor. Göreceli kriterler;
• Son bir yılda yedi defa veya son iki yılda yıl başına beş defa veya son üç yılda yıl başına 3 defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi
• Hastanın difteri (Kuşpalazı) mikrobu taşıyıcısı olması
• Hastada kalp kapak bozukluğu olması
• Bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.

Çocuğunuz bu tür problemler yaşıyorsa, hemen bir uzmana başvurun. Aksi takdirde, çocuklarda horlama, huzursuz uyku, gece terlemeleri gibi belirtileri beraberinde getiren bademcik ve geniz eti, büyüme ve gelişmede geri kalmaya, saldırganlık, huysuzluk gibi kişilik değişikliklerine, öğrenme güçlüklerine sebebiyet verebilir.

Bademcik ameliyatlarında radyo frekans yöntemi

Bu yöntemde Radyo frekans enerjisi veren cihaza bağlı iğne bademciklere batırılır. Bu iğne yoluyla verilen radyo frekans enerjisi bademciklerin büzüşmesine ve dolayısıyla boyut olarak küçülmesini sağlar. Havayolunda yaklaşık olarak %70 genişlemeyi sağlar. Uygulama sonrasında son derece az ağrı olur. Bu nedenle çocuklarda ameliyat sonrası huzursuzluklar daha az görülür.

Sömestr tatili ameliyat için en uygun zaman

Bademcik hastalıkları ve geniz eti çocuk yaş grubu sorunu olarak bilinse de erişkinler için de aynı kurallar geçerli. Ameliyata engel oluşturacak herhangi bir ciddi sağlık problemi olmayan erişkinlerde de bademcik ameliyatları uygulanıyor. Solunum sıkıntısına sebep olan iri bademcik ve ileri derecede büyümüş geniz eti durumlarında çocuklarda 6. aydan itibaren ameliyat yapılabiliyor, yaş bir engel oluşturmuyor. Okul çağı çocuklarının derslerinden geri kalmamaları için sömestr tatili en uygun zaman olarak karşımıza çıkıyor.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Egzersiz yapmak hastalıktan koruyor
« Yanıtla #128 : 11 Ocak 2009, 12:19:53 »

Düzenli yapılan orta şiddetteki ılımlı egzersizlerin hastalıklardan korunma, hastalık halinden kurtulma ve yaşam kalitesini yükseltmede önemli rol oynadığı bildirildi.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kürşat Karacabey AA muhabirine yaptığı açıklamada, egzersizin hastalıktan korunmada etkin rol oynadığını ve sağlığı olumlu yönde etkilediğini bildirdi.

Egzersizin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlık için de önemli olduğunu, yapılan araştırmaların egzersiz yapan kişilerin yapmayanlara göre pek çok açıdan daha sağlıklı olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Karacabey, şöyle konuştu:

''Osteoporozun gelişimini yavaşlatmak açısından egzersiz çok etkili. Kadınların ergenlik çağından önce egzersize başlaması gerekiyor. Bu dönemden itibaren kemik kitlesi artar. 20-30 yaş arasında kemik kitlesi artışı sabitlenir.

Düzenli ve bedeni çok fazla yormayacak egzersizler çok ileri yaşlardaki kişiler için bile faydalıdır. Jogging, yürüyüş, aerobik step, dans, tenis ve basketbol gibi egzersizler kemik kitlesinin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynar ve kemik kitlesinin maksimal düzeye ulaşmasına katkı sağlar.''

Karacabey, bilimsel çalışmaların düzenli egzersizin kan akımını düzenlediğini ve korumaya yardımcı olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Durağan yaşam tarzı sürdürenlerin, sporculara göre yüzde 35 daha fazla hipertansiyon riskine sahip olduğunu dile getiren Karacabey, şunları anlattı:

''Ayrıca klinik ve deneysel çalışmalar düzenli ve ağır olmayan egzersizin üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığının azaldığını göstermiştir. Ayrıca bu tür egzersizlerin türü kalp hastalığı, şişmanlık, insüline bağlı olmayan diyabet, yüksek tansiyon ve osteoporoz gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde, vücut ağırlığının kontrolü ve organizmanın strese karşı direncini arttırmada önemli rol oynadığı ispatlanmıştır. Egzersiz hastalıktan korunmada etkin rol oynar, sağlığı olumlu yönde etkiler''

''HAYATA DAHA MUTLU BAKAR''

Karacabey, egzersiz yapan kişilerin kendisini daha enerjik hissettiğini, tembellikten uzaklaştığını, sakinleştiğini ve hayata daha mutlu baktığını ifade etti.

Egzersiz yapmanın öz saygının gelişmesinde etkili olduğunu, organizmayı bedensel ve ruhsal streslerin yıpratıcı etkisinden koruduğunu ve kişilerin kendisine güvenini arttırdığını dile getiren Karacabey, şöyle devam etti:

''Düzenli ve etkili egzersiz, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için hastalıklardan korunmanın, tedaviyi desteklemenin ve yaşam kalitesini arttırmanın en ekonomik yollarından biri. Bu konuda başta ailelere ve eğitim kurumlarına büyük görev düşüyor. Hastalanma risklerini azaltmak ve sağlıklı kalabilmek için organizmamızın doğal savunma sisteminin kuvvetlenmesi gerekiyor. Bu açıdan vücudun doğal savunma sistemini düzenli egzersizlerle güçlendirmek önemli.''

Karacabey, egzersizlerle güçlenen bağışıklık sisteminin hastalıklara karşı vücut direncini arttıracağını, hastaların iyileşme süresini kısaltacağını ve iş verimini yükselteceğini vurguladı.

Yürüyüş ile düşük ve orta hızlı koşuların en ideal egzersiz türleri olduğunu dile getiren Karacabey, egzersizin şiddeti ve süresinin her yaş grubu, cinsiyet ve kişilerin fiziki yapılarına göre değişebileceğini sözlerine ekledi.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Doktorlar ameliyattan kaçar
« Yanıtla #129 : 12 Ocak 2009, 07:33:31 »
Yargıtay'ın doktor hatası nedeniyle idarenin ödediği tazminat cezalarını doktorlara fatura edince ortalık karıştı.

Konya ve Karaman Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Faruk Aksoy, Yargıtayın, doktor hatası nedeniyle idarenin hastalara ödediği tazminat cezalarının doktordan tahsil edilmesine yönelik kararının, acil ve cerrahi müdahalelerde büyük sıkıntılara yol açacağını söyledi.

Aksoy, Bursa Devlet Hastanesinde ameliyat olan ve buradaki ameliyatın özensiz yapılması nedeniyle ikinci kez, daha sonra ise karın bölgesinde kalan alet parçasının çıkarılması için üçüncü kez ameliyat olduğunu iddia eden bir hastanın, Sağlık Bakanlığı aleyhine idare mahkemesinde tazminat davası açtığını hatırlattı.

Aksoy, bu dava sonucunda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin doktor hatası nedeniyle idarenin hastalara ödediği tazminat cezalarının doktordan tahsil edilmesine yönelik verdiği kararın doktorlar ve hastalar açısından olumsuz bir takım sonuçlar doğuracağını öne sürdü.

Acil müdahale dışında hastaların doktorlar tarafından bilgilendirildiğini ifade eden Aksoy, ''doktor, hastasını cerrahi müdahale öncesinde ortaya çıkabilecek her türlü komplikasyon hakkında bilgilendiriyor.

Ancak acil müdahalelerde bu bilgilendirmenin yapılması da çok zor. Zira hastaya çok kısa sürede müdahale edilmesi gerekiyor. Bu müdahale sırasında oluşacak bir hata nedeniyle doktor tazminata mahkum edilirse, hastanın tedavi sürecinde gecikmeler yaşanabilir'' diye konuştu.

Aksoy, Yargıtayın aldığı bu kararın ardından her an bir davayla karşılaşma endişesi taşıyan doktorların ''defansif tıbba'' yöneleceğini kaydederek, şunları söyledi:

''Yargıtayın, doktor hatası nedeniyle idarenin hastalara ödediği tazminatın doktordan tahsil edilmesine karar vermesi acil ve cerrahi müdahalelerde büyük sıkıntılara yol açacak. Özellikle acil vakalarda ve cerrahi müdahalelerde bu sıkıntı daha fazla hissedilecek. Risk almak istemeyen doktor, tedavide gecikmeye neden olacak ve tedavi aksayacak. Yıllarca kazandığı parayı bir defada tazminat davası ile kaybetmek istemeyen doktorlar, defansif tıbba yönelecek.''

TIP FAKÜLTELERİNDE YIĞILMA OLACAK İDDİASI

Doktorların, riskli olan durumlarda müdahaleden kaçınarak, hastayı tıp fakültelerine yönlendireceğini öne süren Aksoy, ''bu durum tıp fakültelerinde yığılmalara neden olacak'' diye konuştu.

Aksoy, yeterli anestezi ve yeterli imkan sunulmayan hastanelerde bu durumun daha fazla yaşanacağını iddia ederek, şunları kaydetti:

''Koşulların yetersiz olduğu hastanelerde doktorlar kendini daha fazla koruma yoluna gidecek, tereddüt ettiği birçok durumda müdahaleden çekinecek. Özellikle kalp, şeker ve tansiyon gibi ciddi rahatsızlığı bulunan hastalara tedavi aşamasında sorunlar yaşanacak.''

internethaber
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Cep telefonları göze Zarar
« Yanıtla #130 : 14 Ocak 2009, 23:54:54 »
Devamlı olarak cep telefonu kullanmanın, göz kanseri (göz melanomu) riskini artırmadığı ortaya çıktı.

Alman bilimadamlarının Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü dergisinde (Journal of the National Cancer Institute) yayımlanan araştırmalarında, 1600 kişi üzerinde yapılan incelemede, insanların 10 yıl boyunca cep telefonu kullanmak için harcadığı zaman ile, göz melanomu gelişmesi olasılığı arasında bağlantı bulunmadığının saptandığı belirtildi.

Genellikle cilt kanseri olarak bilinen melanom nadiren de olsa gözde de çıkabiliyor ve hızla yayılabiliyor. Melanom, deriye rengini veren ve melanin olarak adlandırılan pigmenti üreten hücrelerde ortaya çıkıyor. Gözde de melanin üreten hücreler bulunuyor.

Cep telefonlarının kansere neden olup olmadığı uzun süredir tartışılıyor. Şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğunda, cep telefonu kullanımıyla kansere yakalanma arasında ilişki kurulamadı.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Sırt ağrılarınızdan kurtulun
« Yanıtla #131 : 16 Ocak 2009, 00:41:18 »
Yanlış oturma, duruş bozukluğu, hareketsizlik veya ağır kaldırma; hepsi sırt ağrılarının baş kaynağı.

Kadıköy Şifa Tıp Merkezi - Ataşehir'den ortopedi ve travmatoloji uzmanı Op. Dr. Mete Meçikoğlu, akut ve kronik sırt ağrısı çekenlere daha rahat bir hayat sürebilmeleri için uyarılarda bulundu.

Sırt ağrılarının en önemli sebebi hareketsizlik. Bu da, belkemiğini destekleyen adaleleri tembelleştirip duruş bozukluğuna ve kasılmalara sebep oluyor. Sürekli oturmak omurları olumsuz etkiliyor. Çünkü omurlar arasındaki tamponlar sadece düzenli kasılma ve gevşeme sayesinde doku sıvısıyla besleniyor ve bunun için de hareket etmek gerekiyor. Yanlış kaldırma hareketleri veya stres, korku gibi etkenler de ağrılara yol açabiliyor.

Ağrıyınca ne yapmalı?

Ağrıyı hiçbir zaman inkâr etmeyin. İyileşmenin yollarını arayın. Örneğin sıcak, kan dolaşımını desteklediği için ağrılara iyi gelir. Biberiye esanslı sıcak bir banyo rahatlatır. Aynı şekilde ısıtma torbası veya uygun merhemler de kasları gevşetir. Ağrıları ciddiye almanız çok önemli, çünkü ancak zamanında müdahale, ağrının kronikleşmesini önleyebilir.

Alışkanlıklarınızı değiştirin

Tembellik sırt ağrısına yol açıyor. Günlük alışkanlıklarını değiştiremeyenlerin sırt ağrılarına daha çok maruz kaldıkları, bu sebeple hayatlarında harekete daha çok yer vermeleri gerektiği bilinen bir gerçek. Örneğin ritmik hareketler, yürüyüş ve spor türleri, sırt ağrılarına iyi gelir. Sporun dışında sık sık ayağa kalkmak (örneğin telefonda konuşurken) ve kasları harekete geçirmek (örneğin karnınızı içeri çekin veya ayaklarınızı yere iyice bastırın) de iyi bir çözüm.

Kronik ağrıların çaresi nedir?

En doğru yol, bir uzmanın önereceği terapileri uygulamaktır. Ayrıca masaj ve jimnastik ağrılara iyi gelir. Çünkü masaj, adaleleri gevşetir ve kan dolaşımı ile metabolizmanın daha rahat çalışmasını sağlar. Jimnastik ise sırt egzersizleri sayesinde tembel kasları tekrar harekete geçirir.

Oturuş şeklinizi değiştirin

İşini sürekli oturarak yapanlar sırt ağrılarına daha çok maruz kalıyor. En iyi sandalye veya araba koltuğu bile, bazen bu ağrıları önleyemiyor. Fakat bazı noktalara dikkat ederek, sırt ağrılarını en aza indirebilirsiniz. Masa ve sandalyenin yanı sıra, bilgisayar ekranı ve faresi de sırtı olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle mümkün olduğunca oturuş şeklinizi değiştirmekte veya sırtınızı bir yastığa dayamanızda fayda var.

Rastgele yük taşımayın

Defalarca okuyup duymamıza rağmen, hâlâ yükleri yanlış kaldırıyor ve taşıyoruz. Ağrılara maruz kalmamak için, şunlara dikkat etmelisiniz:

Yerden bir şey alırken asla eğilmeyin. Her zaman diz çökün ve öyle kaldırın.

Çok ağır yükleri parça parça taşıyın.

Taşıdıklarınızı vücudunuza yakın tutun ve belinizle kesinlikle desteklemeyin.

Tek taraflı taşımaktan kaçının. Yükü iki elinizle taşıyarak dengeleyin.

Ev işleri yaparken dikkat edin

Sık kullandığınız tabak çanağı, dolaplarınızın alt raflarına yerleştirin.

Mutfak aletlerini mümkün olduğunca göz hizanızda bulundurun. Böylece sürekli eğilmekten kaçınmış olursunuz.

Ütü yaparken, yüksekliği ayarlanabilir bir masayı tercih edin. En ideal masa, bel hizanızda olandır.

Elektrik süpürgenizin sapının ayarlanabilir olmasına dikkat edin. Koltukların altını süpürürken de eğilmek yerine diz çökün.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Uykunuzu bunlar zehir ediyor
« Yanıtla #132 : 18 Ocak 2009, 10:59:32 »

Uykunuzu zehir eden şeylerin neler olduğunu biliyor musunuz ?
"En iyi uyku hangisidir?" sorusunun cevabını merak etmeyen yoktur. 'İyi uyku'yu sadece belirli saatlerle tanımlamak yeterli olmuyor. International Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, 'iyi uyku'yu, "Kişinin kendini dinlenmiş hissettiği uyku" olarak tanımlıyor...

Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, uykunun süresinin kişiye özel olduğunu söyledi. Tutluoğlu, "Bazı insanlar 10-12 saat uyudukları halde 'uykumu alamadım' derken, bazıları 6 saat uyusa da son derece dinlenmiş bir şekilde uyanabiliyor"dedi. Uluslararası Uyku Cemiyeti'nin sınıflandırmasına göre, 100'e yakın uyku hastalığı bulunuyor. Kaliteli uyku ise başlıca 3 şartı gerektiriyor:

1) Günlük çalışma ve düşünme fonksiyonları etkilenmemeli
2) Gün içinde uyku gelmemeli
3) Uyuklama olmamalı

Uyku kalitesini bozan 10 konu

Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, gece uyku kalitesini bozan ve dinlenmeyi önleyerek başka sağlık sorunlarına da davetiye çıkaran 10 nedeni şöyle sıralıyor:

1) Aşırı kilo artışı ve obezite
2) Yapısal bozukluklar (çene yapısı küçük ve arkaya doğrudur)
3) Burun ve boğazdaki yapısal bozukluklar
4) Bazı hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) hastalığı
5) Astım (Astımlı kişilerde alerji de olduğundan, burun çok iyi çalışamıyor, tıkanıklık ve sinüzit oluşuyor. Buna bağlı olarak hasta burun problemleri de yaşıyor ve apne oluşuyor.)
6) KOAH -Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ( KOAH hastalarında uyku apnesi daha sık görülüyor. Uyku sırasında soluk durması sonucu kandaki oksijen düşüyor, ani ölümler oluşabiliyor)
7) Kişiye ait faktörler (Sigara, alkol)
8) Kalp hastalıkları ve hipertansiyon
9) Fonksiyon bozuklukları
10) Ense kalınlığı

Uyku teröründe, hasta eşini dövebiliyor

Uyku terörü hastalığında ise hasta, uyanmadan uyku sırasında kalkıyor ve eşini dövmeye başlıyor ya da eşyaları kırıyor. Uykuda yemek yeme hastalığında da hasta uyku sırasında yemek yiyor ancak hatırlamıyor. En çok görülen diğer uyku hastalıkları arasında şunlar bulunuyor: Uykusuzluk. Parasomnia: Uykuya dalarken kaslarda kasılma olur. Buna karabasan ya da uyku felci de denebilir. Narkolepsi: Apne değildir. Kişi, gün boyu aşırı uykulu olur, kafası düşer ve uyuklar.

Açık gözle de uyunabiliyor

Halk arasında 'uyurgezerlik' olarak bildiğimiz durum da bir uyku hastalığıdır. Bu hastaların gözleri açıktır, ama aslında uyuyorlardır. Uyurgezer, uykunun herhangi bir zamanında yatağından kalkıp, arabasına binip, alışveriş yaparak dönebilir ve bunu hatırlamayabilir.

Horlayan kocada, eşin ifadesi önemli!

Horlama sorunu erkeklerde daha sık görülmesine rağmen menopozdan sonra kadınlarda da rastlanabiliyor. Bu durumda eşler horlamadan dolayı uyuyamıyor,Horlama sorunu olan erkeklere tanı koymada, eşlerinin ifadeleri büyük önem taşıyor. Uyku apnesi olan kişilerde vücudun üst kısmında terleme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, sabahları baş ağrısı oluyor ve kişi uykusunu alamamış olarak kalkıyor.

habar3
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6606
Bitki yağları birer sağlık kaynağı
« Yanıtla #133 : 19 Ocak 2009, 07:58:15 »

Çörek otu, üzüm çekirdeği, ve keten tohumu ile nar çekirdeği gibi ürünlerden elde edilen yağların insan sağlığına çok yönlü katkıları nedeniyle fonksiyonel yağ özelliklerine sahip olduğu belirtildi.



Çörek otu, üzüm çekirdeği, ceviz ve keten tohumu ile nar çekirdeği gibi ürünlerden elde edilen yağların insan sağlığına çok yönlü katkıları nedeniyle fonksiyonel yağ özelliklerine sahip olduğu belirtildi.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Kan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tıbbi ve aromatik bitkilerden doğal yöntemlerle elde edilen fonksiyonel yağların insan sağlığı açısından öneminin Türkiye'de de kabul edilmeye başlandığını söyledi.

Fonksiyonel yağlarla yapılan çalışmalar çok yeni olmasına rağmen tıbbi ve aromatik özellikleri olan yağlara ilgiyi artırdığını ifade eden Doç. Dr. Kan, ''Dünyada ve ülkemizde sağlıklı yaşamın temel yapısını oluşturan ve sağlıklı kalmak için tüketilmeye başlayan bu fonksiyonel yağların beslenmemizde yerini alması gerekir'' dedi.

Çevre, yanlış beslenme ve stres gibi yaşam kalitesini etkileyen olumsuz faktörlerin de etkisini azaltmak için fonksiyonel yağların kullanımının her geçen gün arttığını belirten Kan, şunları kaydetti:

''Özellikle gelişme çağındaki çocukların zihin fonksiyonları ve kemik gelişiminde, yaşlıların beslenmesinde fonksiyonel yağların ayrı bir önemi var. Doğal tıbbi ve aromatik katkısı olan bitki yağlarının endüstriyel olarak üretiminde araştırma ve geliştirme çalışmaları da hız kazanmıştır. Türkiye'de üretilip tüketiciye sunulma aşamasına gelinen bu yağların üretim süreçleri ve yağlarda yapılacak kalite kontrolleri önemlidir.

Tüketici tercihini yaparken kullanacağı fonksiyonel yağın üretim ve kullanım özellikleri hakkında ürün üzerindeki bilgilere dikkat etmelidir. Özellikle tıbbi ve aromatik özellikli fonksiyonel yağların ham maddeden mamul ürün oluncaya kadar geçirdiği işlemler yağın faydalılığını belirleyen önemli faktörlerdir.''

Kan, fonksiyonel yağların elde edilmesi sürecinde yapılan ısıl işlemler, soğuk pres işlemleri ve ambalajına varıncaya kadar tüm işlemlerin yağın doğal özelliğiyle uyumlu olması, hangi şartlarda üretildiği bilinmeyen merdiven altı yağların kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.

Tıbbi özelliği olan yağların üretim aşamalarında gerekli analiz ve kontrol yapılmadığı takdirde fayda yerine zarar getirebileceğini belirten Kan, ''Ülkedeki bitkisel yağların üretiminde, besin kaybı en aza indirilerek sağlık ve kalitenin amaçlandığı günümüzde yüksek niteliklere sahip fonksiyonel yağların üretimi endüstriyel olarak da artırılmalıdır'' dedi.

BAZI BİTKİ YAĞLARININ FAYDALARI

Çörek otu, üzüm çekirdeği, ceviz tohumu, keten tohumu, nar çekirdeği, aspir tohumu, ısırgan tohumu, susam tohumu ve kabak çekirdeği gibi ürünlerden elde edilen yağların insan sağlığına çok yönlü katkıları dolayısıyla fonksiyonel yağ özelliklerine sahip olduğunu kaydeden Kan, bazı tıbbi bitki yağlarının faydalarını şöyle sıraladı:

''Çörek otu tohumu yağının antioksidan ve iltihabı önleyici özellik gösterdiği kanıtlanmıştır.

Üzüm çekirdek yağı Omega 6 yağ asidi olan linoleik asit bakımından zengindir. Yağ en az yüzde 69 oranında vücuda yararlı linoleik asit taşımaktadır.

Ceviz yağı tüketen 793 kişi üzerinde Fransa'da yapılan bir çalışmada bu kişilerde kalp sağlığını koruyan HDL kolesterol düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Omega 3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığının korunmasında ve iltihaplarda pozitif etkiler oluşturduğu görülmüştür.

Aspir tohumu yağının yağ dokularını azaltıcı etkisi, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle de gözlenmiştir. Vücuttaki yağ oranını azaltarak, daha küçük yağ moleküllerine dönüştürmektedir. Metabolizmayı hızlandırarak, yağ ve kas dengesini düzenleyip zayıflamaya yardımcı olur.

KETEN TOHUMU YAĞI KALP HASTALIKLARINI ÖNLÜYOR

Keten tohum yağı, içerdiği omega 3 yağ asidi olan alfa linolenik aside bağlı olarak kalp sağlığını koruyucu, koroner kalp hastalıklarını önleyici etki gösterir. Ülseratif kolit gibi iltihaplı hastalıkları önlemede de yardımcıdır.

Keten tohumunun vücutta kolesterolün oluşmasını engellediği, kolesterolü düşürdüğü ve yüksek tansiyonu düşürmede yardımcı olduğu belirlenmiştir. Yorgunluğa, halsizliğe karşı enerji ve güç verir. Taşıdığı antioksidan bileşiklerden dolayı bağışıklık sistemini güçlendirir.

Güçlü antioksidan etkiye sahip olan nar çekirdeği yağı kalp sağlığını korumada yardımcıdır. İçeriğindeki asitler bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücut direncini artırır. Sindirim sistemini koruyucu etkileri ortaya konulmuştur.

Kabak çekirdeği yağının taşıdığı özel bileşenlerden dolayı prostat ve idrar kesesi şikayetlerinin azaltılmasında yardımcı olduğu pek çok araştırmayla gösterilmiştir. Ayrıca kolesterolü düşürür ve kalp sağlığının korunmasında olumlu etkileri bulunur.''

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7424
iPod, MP3 kulaklıkları bakteri üretiyor
« Yanıtla #134 : 20 Ocak 2009, 04:46:15 »
Daha önce, kulaklıkla yüksek sesle müzik dinlemenin zararlarına dikkat çeken araştırmacılar şimdi de milyonlarca kişi tarafından kullanılan iPod ve MP3 kulaklıklarının bakteri ürettiğini ve ciddi kulak enfeksiyonlarına yol açabileceğini açıkladı.

Health and Allied Sciences adlı online dergide yayınlanan çalışma, sık kulaklık kullanımının kulaktaki bakteri üremesini ciddi oranda artırdığını ortaya koyuyor. Manchester Evening News'de yer alan bilgilere göre, önceden yapılan başka çalışmalarda uçaklarda kullanılan kulaklıklar da incelenmiş ve bir saatlik kullanım sonunda kulaktaki bakteri miktarının altmıştan 650'ye çıktığı gözlemlenmişti. Dünya çapında kullanımının artması üzerine, önceki araştırmayı da dikkate alan Hintli bilim adamları kulaklıklar üzerinde mikrobiyolojik testler yürüttü ve her tür telefon veya radyo kulaklığının, enfeksiyona sebep olan patojenleri içeriye taşıdığını söyledi. Ayrıca, bir başkasının kulaklığını kullananların da enfeksiyon kapabileceği belirtildi.

zaman