Gönderen Konu: Sahil camileri cemaatini bekliyor  (Okunma sayısı 4374 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7475
Sahil camileri cemaatini bekliyor
« : 02 Mayıs 2011, 21:33:43 »



Kalabalık cemaatle namaz kılmak müthiş huzur verir insana. Bu yüzden selâtin camilerinde her dem gökyüzüne açılan yüzlerce el, avlusuna ayak basan binlerce insan var. Peki ya Boğaziçi'nin en güzel yerlerindeki sahil camileri?

Ne yazık ki selâtin camilerindeki coşku buralarda yerini hüzne bırakıyor. Çünkü namaza duracak cemaatleri yok. Ya da mihrabın önünde öylece duran tespihlere uzanan bir el... Hemen hepsinin ortak kaderi yalnızlık ve bitmek bilmeyen bir sükûnet...

Sultanahmet Camii'nde batan güneşin vurduğu ışıklar altında kılınan bir akşam namazı... Ya da Eyüp Camii'nde kuş cıvıltıları eşliğinde secdeye varılan bir sabah... Fark etmez.Her dem saflarda yüzlerce insan, ayrı dillerde binlerce dua. Selâtin camilerinde hiç bitmeyen bu akış, keşke her camide olsa diyoruz içimizden, Ali Pertek Camii'nde hiç cemaati olmayan imamın abdest alarak namaz kıldırmaya hazırlandığını görünce. Neyse ki son anda bir kişi geliyor. İmam, biz ve 70-80 yaşlarındaki bastonlu dede birlikte kılıyoruz namazı.

Sonra yine yalnızlığına bırakıyoruz mütevazi mabedi. Etrafında onlarca kafe, yüzlerce insan olan bu camide her vakit namazı böyle eda ediliyor. Boğaziçi'ndeki hemen bütün sahil camilerinde de durum aynı. Ne kapıları aşındıran ayaklar var bu Osmanlı mabetlerinde, ne de mihrabın önündeki tespihlere uzanan eller... Onların halılarını eskiten, boyalarını kabartan, duvarlarını çatlatan kalabalık cemaatler değil; zaman, yalnızlık ve bitmeyen sükûnet.

Biz her birini gezdik. Ortaköy, Beylerbeyi, Fındıklı Molla Çelebi, Dolmabahçe, İskender Paşa camileri hariç, diğerlerinin geleni, gideni, uğrayanı pek yok. Ama birçoğunun çevresinde kafeler, parklar, restoranlar, çay bahçeleri var. Buna rağmen bazılarının kapısı ezan vakitleri dışında kilitli. Keşke vapur ve dalga sesleri arasında, ufak cemaatlerine iştirak eden bir kişi daha olsa. Ya da herhangi bir vakitte penceresinden boğazın müthiş güzelliğini seyrederken tefekküre dalanlar...


Kaymak Mustafa Paşa Camii

ANADOLU YAKASI YALI CAMİLERİ

1- Şemsi Paşa Camii: Üsküdar'da boğazın en güzel yerlerinden birine inşa edilmiş namı diğer Kuşkonmaz Camii. Rivayetlere göre Mimar Sinan'ın yaptığı en küçük külliyeye sahip. 1580 yılından bu yana tüm ihtişamıyla Salacak sahilini süsleyen caminin en önemli özelliklerinden biri de avlusunda, 27 bin eserin bulunduğu halk kütüphanesinin olması.

2- Üryanizâde Camii: Üsküdar'ın en şirin camilerinden biri. Ahşap, kutu gibi bir yapı. Yerden yaklaşık 4 metre yükseklikte, ufak mı ufak ama bir o kadar da sevimli bir minaresi var.

Bahçesindeki banklara oturup denizi seyretmek muhteşem. Kadınlar mahfilindeki Boğaz'a bakan pencerelerin önünde saatlerce tesbih çekip tefekkür etmek de... Kuzguncuk'taki bu cami 1860'ta mescit olarak yapılmış, 1889'ta camiye dönüştürülmüş.

3- Kaymak Mustafa Paşa Camii: Kuleli Askeri Lisesi'nin çaprazındaki cami, küçük ama bir bakanı bir kez daha baktıranlardan... Kiremit rengi cephesi, beyaz ahşap çatısı hemen dikkat çekiyor. Lale Devri'nde, kaptan-ı deryalık yapmış olan Mustafa Paşa, 1837 yılında yaptırmış Çengelköy'deki bu camiyi.

4- Vaniköy Camii: Güzelliği fark edilmeyen, cuma namazı dışında pek uğrayanı olmayan mabetlerden Vaniköy camii... Kurulduğu günden bu yana yalnızlığına eşlik eden dev bir çınar ağacı var bahçesinde, o kadar. Kâgir duvarlı, kırma çatılı camiyi, 1665 yılında Vani Mehmet Efendi yaptırmış. Semte adını veren caminin kapısı şimdilerde namaz vakitleri dışında kilitli.

5- Kandilli Camii: Kandilli iskelesinin hemen arkasında, oldukça sade görünümlü, taş minareli iki katlı ahşap bir yapı... Sivri kemerli pencerelerinden alıyor gün ışığını... Kilitli olduğundan içine giremedik! Ama pencereden gördüğümüz kadarıyla göz alıcı çini mihraba sahip. Söylentilere göre bu mihrap caminin yapıldığı 1632 yılında başka bir camiden buraya taşınmış.


Büyük Mecidiye Camii (Ortaköy)

AVRUPA YAKASI YALI CAMİLERİ

6- Bezm-i âlem Valide Sultan Camii: Bulunduğu konum nedeniyle Dolmabahçe Camii diye biliniyor. İnönü Stadı'nın karşısında 2 minareli, taş ve mermerden inşa edilmiş görkemli bir yapı. Sultan Abdülmecid'in annesinin ismini taşıyan caminin yapımını, valide sultan başlatmış. Valide Sultan'ın ölümü üzerine Abdülmecid tarafından tamamlanmış, 1855'te ibadete açılmış.

7- Büyük Mecidiye Camii: Semtinden dolayı Ortaköy Cami olarak bildiğimiz Büyük Mecidiye Cami, 1853 yılında Balyan ailesinin İstanbul'a kazandırdığı eserlerden. Boğaziçi'nde eşsiz bir konuma ve manzaraya sahip. 4 yanındaki geniş ve yüksek pencerelerden Boğaz'ın bütün ışıkları sızıyor içeri. Akşamlarıysa cephesi beyaz kesme taştan, kubbe duvarları pembe mozaikten yapılan bu caminin ışıklandırması yansıyor Boğaza.

8- Humayun-u Abad Camii: Bebek Cami boğazdaki en güzel, en sade camilerden biri. 1912 yılında yapılan caminin ekru tonlarındaki kesme taş duvarları sadeliğiyle göz alıyor desek yeri. Etrafındaki geniş park alanında ve kahvaltı mekânlarında yüzlerce insan var. Ama avlusundaki boğaza nazır kamelyada çay içen ya da mihrabında secdeye duran kimse yok. Ezan vakitlerinde toplanan birkaç kişilik cemaati dışında...

9- Hacı Kemalettin Camii: Yeşil, mavi, turuncu, sarı, mor, kırmızı... Her renkten işlemeleri olan bir cami. İçine girdiğinde bu kadar renk bir araya gelip, nasıl böyle uyumlu olabiliyor diye düşünmeden edemiyor insan. 4 yanındaki geniş pencerelerinden içeri vuran güneş renkleri daha bir görünür kılıyor. 1743 yılında mescitten camiye dönüştürülen Hacı Kemalettin Cami'nin kaderi de diğerleriyle aynı. Rumeli Hisarı'nda onlarca kafenin, yüzlerce insanın arasında yalnızlığı ile baş başa.

10- Ali Pertek Camii: Bulunduğu yere, Rumeli Hisarı'na yakışır bir cami. Hisar gibi, etrafın kalın ve yüksek taş duvarlarla örülü. Bu duvarların arasında, 70 cm'lik dar bir geçitten giriliyor camiye. Klasiğin dışında, küçük ama görkemli bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. 1712 yılında yapılmış. Öğle ezanı sırasında bu camideydik. İmamı ve tek kişilik cemaati dışında kimseler yoktu kubbesinin altında.

11- Emirgan Hamid-i Evvel Camii: Sabancı Müze-si'nin hemen yanında, iki katlı, tek minareli, kiremit örtülü bir yapı Emirgan Camii. 1782 yılında Abdülhamit tarafından inşa edilmiş. Günümüze ulaşmayan hamam, fırın ve değirmenle birlikte bir külliye şeklindeymiş zamanında. Şimdi yalnızca çeşmesiyle ayakta.



12- Fındıklı Molla Çelebi Camii: Mimar Si-nan'ın nadide eserlerinden Fındıklı Molla Çelebi Camii, Kabataş'ta. 1586'da inşa edilmiş. İşlek bir yerde olmasına rağmen çok fazla cemaati yok. Ama en azından kapısı kilitli değil. 4 yanında geniş pencereleri olan camide Kız Kulesi'ne karşı namaza duruyorsunuz.



13- Defterdar İbrahim Paşa Camii: Cami, Anadolu yakasına geçerken köprünün solunda kalıyor. Ama Ortaköy caminin cemaati ne kadar fazlaysa İbrahim Paşa Camii'ninki bir o kadar az. Cuma günleri dışında geleni gideni yok. Hâlbuki 1661'de yapılan bu kutu gibi, taş külahlı mabet, yeni restore edildi, bahçesi düzenlendi, önüne teknelerin yanaşması için ufak bir iskele yapıldı.



14- Kanlıca İskender Paşa Camii: İskender Paşa Camii diğerlerinden daha kalabalık, daha neşeli bir mabet. Avlusunda türbe, çeşme ve muvakkithanesi, hemen sağ yanında el işi yapıp satan kadınlar, önünde çay bahçeleri var. Cemaati de pek az sayılmaz. 1560 tarihinde yapılan caminin ahşap pencerelerinden çevresinde koşuşturan çocukları izlemek, diğer camilerin yalnızlığından sonra epey sevindirdi bizi.

15- Hamid-i Evvel Camii: Anadolu yakasındaki yalı camileri arasında en görkemli caminin Hamid-i Evvel Camii (Beylerbeyi Camii) olduğunu söyleyebiliriz. İçinde rengârenk çiçeklerin ve ağaçların olduğu genişçe bir bahçesi var. Erkekler bu bahçeyi pek göremese de kadınlar mahfilinin pencereleri buraya bakıyor. Bahçenin büyük ahşap kapısının boğaza açılması manzaranın güzelliğini kat be kat arttırıyor. 2 minareli, 55 pencereli bu taş yapı, Sultan I. Abdülhamid tarafından 1778 yılında annesi Rabia Sultan'ın anısına yaptırılmış.

zaman

mazhar

  • Ziyaretçi
İstanbul'un tarihî camileri cemaatsiz kaldı
« Yanıtla #1 : 14 Şubat 2013, 23:27:24 »
İstanbul'un tarihî camileri cemaatsiz kaldı

Beyazıt, Süleymaniye ve Sultanahmet gibi semtlerdeki camiler cemaatsiz kaldı. Sultanahmet ve Beyazıt gece geç saatlere kadar hareketli iken bu bölgedeki camilerde teravih namazı çok az insanla kılınıyor. Beyazıt Meydanı'nın yanı başındaki Kâtip Sinan Camii imamı Hüseyin Kanatsız, bu duruma neden olarak evlerin tamamının otel ve işyerlerine dönüşmesini gösteriyor.

İstanbul'un Beyazıt, Sultanahmet ve Süleymaniye gibi semtlerini tanımlamak için kullanılan 'Dersaadet' bölgesi, Ramazan'ı buruk yaşıyor. Tarihî yarımadadaki yaklaşık 300 caminin bahçesi ve etrafındaki restoranlar iftarda doluyor. Ancak camilerde aynı coşku yok. Nüfusun azalması, evlerin otel ve işyerine dönüşmesi sebebiyle teravih namazlarında tek saf dahi olmuyor. Sadece 4 kişiyle teravih kılınan Beyazıt'taki Kâtip Sinan Camii'nin 30 yıllık imamı Hüseyin Kanatsız, "1980-90'larda camimiz tıklım tıklım olurdu. Ama şimdi garip kaldı." diyor.

1980'lere kadar öğrenci evleri, yurtlar ve evlerle dolu bu mekânlar, ticaretin yoğunlaşmasıyla yerini dükkânlara ve ticaret merkezlerine terk etmiş. Camide saf tutup 4 kişilik teravih cemaatine katıldığımız Kâtip Sinan'ın imamı Hüseyin Hoca anlatıyor: "Bu çevreler üniversiteye yakın olduğu için eskiden beri talebeler ve talebe evleri de çok burada. Burası cıvıl cıvıldı 1980'lerde. Camimizde Kur'an kursları yapılır, öğrencilerimizin derslerine takviye dersleri tertiplenirdi. Cami cemaatindeki insanlarla, mahalle sakinleriyle sohbetler gerçekleştirilirdi. Ama şimdi biraz garip oldu. İnşAllah bu güzide mekânlar, tekrar eski haline gelir diye ümit ediyoruz."

İmam Hüseyin Kanatsız'ın anlattıklarını teyit eden en önemli bilgiler, aslında ilçenin nüfus kayıtlarına ve demografik değişimine de yansımış. Örneğin Sultanahmet Mahallesi olarak kayıtlarda yer alan bölgede, kayıtlı nüfus sadece bin 183 kişi. Beyazıt, Molla Fenari, Mercan ve Mesihpaşa gibi mahallelerin nüfusu ise 30'lu ve 70'li sayılarla ifade ediliyor. 1950'de 1 milyon 160 bin nüfuslu İstanbul'un en büyük ilçelerinden biri olan Eminönü'nde yaşayan kişi sayısı 123 bin. 1980'li yıllarla birlikte sürekli bir düşüş yaşayan bu rakam, 2010'da 39 binlere kadar düşmüş. Toplamda 300 civarında caminin yer aldığı tarihî yarımadadaki nüfus ile cami sayısı arasındaki orantı ise bu rakamlar göz önüne alındığında dikkate değer.

Eminönü, ticari olarak İstanbul'un en hareketli bölgesi. Sabah 7'den itibaren başlayan ticari hareketlilik esnafın kepenk kapattığı 21'e kadar sürüyor. Teravihlerin 22'de başlayıp 23'e kadar sürdüğü bir ortamda camilerin cemaatsizliğine bir anlam vermek belki mümkün. Katip Sinan Camii imamı Kanatsız bu durumu, "30 sene önce buralar meskûn mahallerdi ve yüzde yüz oturma semtiydi. Buradaki camilerin önceleri gerçekten mazbut ve seçkin bir cemaati vardı. Teravihler, sabah ve akşam namazları camimiz tıklım tıklım olurdu. Seksenlerde başlayarak doksanlarla devam eden süreçte burası tamamen boşalıp işyeri oldu. Bu bakımdan cemaatimiz burada gündüz geliyor. Birkaç senedir Ramazan'ın yaz mevsimine denk gelmesinden dolayı buralar biraz garip kaldı." şeklinde açıklıyor.

Vakti zamanında Kâtip Sinan Camii'nin çok güzel bir cemaati olduğunu ifade eden Kanatsız, aynı zamanda caminin çok meşhur bir hocası olduğunu da dile getiriyor ve devam ediyor: "Bir hocamız vardı Kemal Hoca. Buradaki cemaatin babası gibiydi. Talebelere de çok sahip çıkardı."

Kâtip Sinan Camii, örneklerden sadece birisi. Hatırı sayılır mekânlardaki cemaat azlığının sebebi sadece yerleşim yeri olmamalarından kaynaklanmıyor aslında. Belediyeler ve bölgedeki sivil toplum kuruluşları Ramazan'ı eğlencelerin ötesine taşıyamıyor. Özellikle Süleymaniye ve Sultanahmet'te Ramazanlar, bu tehlikeyle karşı karşıya. Aracın amaç yerine geçmesiyle birlikte, manevi havası yüksek mekânların sahip olduğu kutsal yön, dünyevi yöne kurban ediliyor. Bu mekânlar sadece bir mesire alanı, bir yeme-içme yeri olarak lanse ediliyor.
http://www.zaman.com.tr/ramazan_istanbulun-tarihi-camileri-cemaatsiz-kaldi_1332003.html

*************************************

Cemaatsiz camileri ihya ediyorlar

Bazı camiler vardır ezanın okunmasına az bir vakit kala koştura koştura gelen cemaatini bekler. Kimilerinin de boynu büküktür aynı saatlerde… Artık, cemaati olmayan camileri şenlendiren 15 kişilik bir grup var.
 
Camiye gittiğinizde imamın arkasında bir kişinin bile saf durmadığına şahit oldunuz mu hiç? Ya da cemaati olmadığı için bazı vakitlerde caminin kapısına kilit vurulduğuna… Bazı camiler vardır, henüz ezan okunmadan safları dolup taşar, bazıları vardır boynu bükük cemaatini bekler… Bazılarının secde yerleri aşınmıştır, bazılarının abdest musluğunun kurnası hiç açılmamıştır…
 
Yetim bırakılan camiler özlemle bakar Eyüpsultan’a, Süleymaniye’ye, Sultanahmet’e. Zira onların müdavimleri kalabalıktır. Sahipsiz kalmazlar, yalnız hissettirmezler hiç kendilerini. Boynu bükük camiler ise gözleri yollarda bekler cemaatini. Alınlar secdeye giderken, Yaradan’a el açıp dua edilirken ona şahitlik etmek ister.
 
Cemaatsiz camilerin sızısını yüreklerinde hisseden bir grup, şimdilerde örnek bir davranış sergiliyor. 15 kişiden oluşan, içlerinde esnaf, memur, öğrenci her kesimden insanın bulunduğu cami gönüllüleri, kıyıda köşede kalmış camileri tek tek ziyaret ediyor. Olayın hikâyesi şöyle: Pazar sabahları manevi atmosferi yüksek olan camilere gitmek İstanbul’da yaşayan pek çokları için vazgeçilmezdir. Hatta sırf bunun için şehir dışından bile ziyaretçiler gelir. Daha çok Eyüpsultan, Yuşa Tepesi, Aziz Mahmud Hüdayi camileri tercih edilir. Önceden arkadaşlığı olan bir grup, dost meclisinde sohbet ederken bir kişiden pazar sabahları namaza gitme teklifi gelir. Fikir kabul edilir ve çokça ziyaret edilen camilere gitmekte karar kılarlar. Bir-iki hafta gittikten sonra düşünürler ki namazlarını eda ettikleri camilerin zaten belli bir cemaati var. Bunun üzerine cemaati olmayan camilere gitmeye karar verirler. İkinci haftadan sonra yerleşim yeri olmamasından dolayı keşfedilmemiş tarihi camilere gitmekte hemfikir olunur.
 
Hem imam, hem müezzin, hem cemaat!
 
Sözünü ettiğimiz grup, yaklaşık 20 kişi. Çoğunluğu birbirini tanıyor. Kurban Bayramı’ndan sonra aldıkları karar üzerine dokuz haftadır cemaati olmayan camilerin havasını soluyorlar. Boğaziçi Eğitimciler Derneği’nin desteğiyle gerçekleştirilen faaliyetin sorumlusu Erdal Çakın (35), özel bir şirkette muhasebe müdürü. Geride bıraktıkları dokuz haftada hiç tahmin etmediği hadiselerle karşılaşmış. Mesela geçen pazar Eminönü’ndeki Ahi Çelebi Camii’nin kapısı kilitliymiş. “Hiç düşünmemiştik bir caminin kapalı olabileceğini, çok şaşırdık. Neyse ki karşısında Rüstempaşa Camii vardı. İçeri girdiğimizde imamın haricinde iki kişinin olduğunu gördük. Cami görevlileri de olabilir tabii. Bir pazar sabahı da camiye girdiğimizde imamın yalnız olduğuna şahit olduk. Müezzini de, cemaati de, imamı da kendisiydi. Çıkışta biraz hasbihal ettik. Çok şaşırdığını söyledi ve çok duygulandı.”
 
İdris Coşkun (38) özel sektörde çalışıyor. Grubun müdavimlerinden. Önceleri sabah namazına camiye gidemezmiş. Arkadaşlarla yapılan işlerin daha bereketli olduğunu düşünüyor. Sabah namazıyla başlayan gün, bitmek bilmiyormuş adeta. Dostlarını da davet ediyor bu faaliyet: “Onlara ya uyuyacaksınız, ya böyle bir programa katılacaksınız. Uyku mu hayırlı, yoksa güne cemaatle kılınan namazla başlamak mı diye soruyorum.” Sayıları artıyormuş her geçen hafta. Hatta bazı arkadaşları çocuklarını da getirince bayram yeri gibi oluyormuş cami.
 
Yalnız olmadığımızı gördük
 
Adem Arslan da mümkün olduğunca ekibe iştirak edenlerden. Karaköy’deki Arap Camii’ne gittikleri günü unutamıyor. Kendisinden dinleyelim: “Camide hiç kimse yoktu. Sonradan öğrendik ki hac münasebetiyle görevlilermiş. Camide imam yok ama bir ekip vardı. Üç sene önce hacca gitmişler ve her ayın ilk pazarında sabah namazını bir camide kılıyorlarmış. Namazı birlikte eda ettik. Bizim için de ayrı bir inkişaf oldu. Onlar üç senedir devam ediyorlarsa biz de ömrümüz yettiğince devam edebiliriz diye düşündük.” Grup birkaç defa namaz çıkışında kahvaltı gibi programlarda bulunmuş. Şimdilerde havaların soğuk olmasından dolayı evlerine dağılsalar da bahara doğru farklı şekillerde taçlandıracaklar faaliyetlerini.

beder.org
« Son Düzenleme: 14 Şubat 2013, 23:31:39 Gönderen: mazhar »