Gönderen Konu: Şekerin Tadı Ne Zaman Bozuldu?  (Okunma sayısı 6916 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı omur

  • ömür
  • yazar
  • ****
  • İleti: 649
Şekerin Tadı Ne Zaman Bozuldu?
« : 06 Aralık 2010, 00:33:56 »

Bugün hekimlerin zararlı dediği ve yasakladığı şeker, neden eski tıpta ilaçtı? Şeker pancarı faydalı bir bitki iken, fabrikalarda şeker olduktan sonra nasıl zararlı bir hale geliyor?

Prof. Topuz, bilim adamlarının "şeker pancarını" doğrudan doğruya lapa haline getirerek, fareler üzerinde kansere karşı koruyucu etkisi olup olmadığını test ettiklerini belirtti. Yapılan deneyde, 65 fareye radyasyon verip aynı zamanda şeker pancarı lapası vermişler, diğer 65 fareye sadece radyasyon vermişler.

Şeker pancarı verilen farelerde, toksidenin yüzde95 oranında azaldığını görmüşler. Prof. Topuz, “Bu çalışma hayvanlar üzerinde yapılmış olsa da ümit verici bir çalışmadır. Doğal şeker pancarının hiçbir zararı yoktur, faydalı bir besindir, tüketilmesi çok faydalıdır” dedi.

Peki, şeker pancarı çok faydalı ve masum bir gıda ise şeker pancarından elde edilen rafine şeker neden zehir? Eskilerin altın değerini biçtikleri şeker, neden günümüzde hemen hemen tüm hastalıkların sebebi olarak gösteriliyor? Şeker mi suçlu, yoksa şekerin rafine işlemi sırasında gördüğü işlemler mi? Şeker, ne zaman ve nasıl hayatımıza girdi? Atalarımız şekeri nasıl üretip, tükettiler?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, sorularımızı cevapladı.

Eskiden atalarımız şekeri nasıl üretip tükettiler?

"İnsanlar geçmişte asırlar boyunca, hurma, üzüm, elma ve armut gibi yoğun şekerli meyvelerin suyunu sıkarak "şeker" niyetine kullanmışlar. Kimi zaman da meyvelerden elde ettikleri suyu kaynatıp, pekmez yaparak şeker ihtiyaçlarını karşılamışlar. Bu asırlardır dünyanın her yerinde var olan bir gelenek. Kısaca meyveler, bal ve pekmez, insanların “doğal şeker” olarak tanıdıkları, vücutları ile tamamen uyumlu ve faydalı etkileri olan gıdalar.

Kristal şekerin elde edilmesinde hareket noktası ise “şeker kamışı” olmuş. Geçmişte tarih boyunca şeker kamışından hareketle şeker elde edilmiş.
Tropikal ülkelerde yetişen şeker kamışı, çok su ve çok sıcak seven bir bitki. İnsanlar şeker kamışının boğumları arasındaki sıvıyı fark ettikten sonra, mengenelerde taşın arasında suyunu sıkıp, ya hemen tüketmişler, ya  daha uzun ömürlü kullanmak amacı ile kaynatıp konsantre etmişler ya da geleneksel yöntemlerle konsantre olan sıvının dibindeki kristalleşmiş tortuları buharlaştırarak kristal şeker haline getirip kullanmışlar.

Şeker kamışının içindeki su miktarı ne kadar fazla ise çabuk bozulma ihtimali de o kadar çabuk olur! Bunun için, bildiğimiz pekmez usulü kaynatıp konsantre ettikten sonra buharlaştırmışlar ve kristal şeker halinde kullanmışlar."

Son yıllarda zehir ilan edilen üç beyazdan biri şeker biri tuz. Ancak zehir ilan edilen tuz konusunda gerçekler ortaya çıkıyor. Rafine tuz, insan vücudunda zehir etki yaparken, kristal deniz tuzu vücudun dengeli çalışmasını sağlıyor. Tabiat, deniz tuzunu en sağlıklı şekilde tuz mağaralarında saklıyor. Ve bu tuzun insan doğası ile birebir uyumlu olduğunu biliyoruz.

Peki, tabiat "doğal şekeri" nerede saklıyor ve bize nasıl sunuyor?

"Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen kristal şekerin içinde “sükroz” diğer adıyla “sakkaroz” denilen bir madde vardır. Meyveler “früktoz” içerirken, bal hem früktoz, hem glikoz hem  sükroz hem de maltozu bir arada içermektedir.  Yani balda tüm şekerler “doğal” olarak mevcut...

Bütün şekerli bitkiler fotosentez ile topraktan aldıkları su ve mineralleri kendi içinde sentezleyerek şekere dönüştürüyor. Örneğin elma, topraktan su ve mineral alıyor, güneşten aldığı ışınlarla kendi fabrikasında doğal kimyası ile şeker imal ediyor. İmal ettiği bu şeker insana birebir uyumlu.

İnsan da tabiatın bir parçası meyveler de kısacası topraktan elde edilen her şey tabiatın bir parçası, arılar da tabiatın bir parçası onların çiçeklerden imal ettiği bal da, kısaca tabiatta var olan doğal gıdaların tümü insan doğasına birebir uyumludur ve bu gıdalarda bulunan maddelerin insan vücudu için önemli etkileri vardır.

Ancak, tabiattan gelen doğal gıdalar dıştan müdahale ile başka bir şekle dönerse işte o zaman insana zehir etkisi yapıyor.
İnsan hayatı için hayati önem taşıyan şeker de dıştan müdahalelerle zehire dönüşmüştür. Bu noktada şeker kamışından şekerin elde edilme tarihine baktığımızda her şey net olarak ortaya çıkmaktadır."

Şeker kamışından şeker ne zaman ve nasıl üretilmeye başladı?

Şeker kamışı, M.Ö. 3000’li yıllarda Hindistan’da fark edilmiş ve ardından şeker ortaya çıkmıştır. Çok önemli bir medeniyet merkezi olan ve birçok alanda tarihe damgasını vuran Hindistan’da, şeker kamışından şeker elde edilmiştir.

Hintliler, şeker kamışını sıkmışlar, sıvısını alıp ya hemen kullanmışlar ya da konsantre ederek daha uzun dayanmasını sağlamışlar. Konsantre edilen yani bizim bildiğimiz pekmez kıvamındaki şeker kamışının bir müddet sonra kristalleştiğini keşfettikten sonra da dibe çöken bu kristalleri alıp suyunu buharlaştırıp kristal şeker elde etmişler.

İşte bugün bildiğimiz “kristal toz şekerin” geleneksel doğal yolla elde edilme şekli budur. Ve bunun insan üzerinde zehir etkisi yoktur, insana birebir uyumludur. Çünkü herhangi bir kimyasal katkı görmeden doğal yolla elde edilmiştir."

Doğal kristal şeker dünyaya nasıl yayılmış?

Şekerin  dünyaya tanıtılması, İslam Medeniyeti aracılığı ile gerçekleşmiştir. Şekerin bu topraklarda imalatı geliştirilmiş ve pek çok şekilde kullanılmıştı. En önemli kullanılma yeri de ilaçların saklanması ve kolay içilebilmesi için macun haline getirilmesi yani şekerle pişirilmesi idi. İslam Medeniyetinde tıp ilerledi ve kullanılan pek çok ilaç şekerle macun haline getirldi.

İslam âlimleri, şekere neden çok önem veriyorlardı?

İslam dünyasında hekimler için bir numaralı madde şekerdir. İslam âlimleri şekeri keşfettikten sonra önemini de ortaya çıkarmıştır. O dönemde bütün ilaçlar bal veya şekerle yapılmıştır. Osmanlı hekimleri de ilaç yapımında şekere çok önem vermiştir. Bunun sebebi, doğal şekerin bitkilerdeki etken maddenin hızla kana karışmasını sağlamasıdır.

Diascorides’ten itibaren ilaç yapımında şarap, sirke veya kurutma yöntemi kullanılmıştır. İslam âlimleri ise ilacı macun veya şerbet ile ilaç yapmışlar ve tüm dünyaya bu kültürü yaymışlardır.  “Nabza göre şerbet vermek” atasözü de buradan gelmektedir. Hekim, hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder ve ona göre şerbet vererek hastayı tedavi ederdi. Bu uygulama Hint tıbbında da vardı.

Günümüzde Tibet tıbbında halen uygulanmaktadır. Tibet tıbbının kaynağı ise İbn-i Sina’dır. İnsanın nabzı ile hastalığın ne olduğu ve nerede olduğunu tespit etmek mümkündür. Kadının gebe olup olmadığı, bebeğin cinsiyeti, hastanın ölüp ölmeyeceğini bile nabız üzerinden tespit ederlerdi. Ancak hekimler, ölüp ölmeyeceğini asla söylemezler, Allah’tandır, Allah bilir derlerdi.

Doğal şeker, nasıl rafine şeker oldu?

İslam dünyasındaki şeker üretimi ile bilgiler, 14. yüzyıl başlarında Venedikliler yolu ile Avrupa’ya geçti. Çok sevilen bu madde büyük bir ticari ürün haline gelerek üretimi yapıldı. İngilizler, Hollandalılar Batı Hint adalarında şeker kamışı  üretip bunun suyundan şeker imal ettiler. Şeker Avrupa’da da çok kullanılan bir madde haline geldi. Zamanla Almanlar şeker pancarından şeker elde etme tekniğini buldular ve şeker daha çok miktarda ve ucuz olarak elde edildi

Ucuz olarak elde edilen şeker çok kullanılmaya başladı ve sağlık için sorunlar o zaman arttı.

Ayrıca fabrikalarda elde edilirken ve beyazlatılırken sağlığa zararlı olabilecek maddelerle muamele edildi. Böylece şeker gittikçe daha zararlı oldu.
Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz şekilde ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü ve kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker zehir etki ile sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün kötüye gidiyor.

O zaman asıl suçlu doğal şeker değil, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp yapaylaşması veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?

Evet, eski tıptaki bilgilere göre kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor!

Ayrıca, daha çok şeker pancarı elde etmek için, bitkinin toprakta gelişimi sırasında suni gübre kullanılıyor, eskiden küçük boyda olan pancarlar şimdilerde eskinin 5-10 katı büyüklükte.

Şeker pancarı, fabrikaya girdikten sonra yıkanıp, parçalanıyor ve şeker imalatına giriyor. Topraktaki tüm zararlı kimyasallar pancar aracılığı ile şekere işliyor, şeker rafine edilip beyazlatılırken ayrıca kimyasallar alıyor ve tüm bu zararlı kimyasallar şeker aracılığı ile inan vücuduna işliyor. İşte rafine şekerdeki zarar böyle oluşuyor! Bugün sofralarımıza giren rafine toz şeker böyle iken, kesme Şekerin içine ayrıca yapıştırıcılar ilave ediliyor be durum daha da vahim hale geliyor.

Eski tıpta şifa

Yüzyıllardır uygulanan ve yazılan eski tıp kitaplarına göre şeker, karaciğeri ve kanı temizleyen bir ilaçtı ve ilaçların kana geçmesini yani etkisini hızlandırırdı. Bal ve pekmez de aynı etkiyi gösterirdi. İbni Sina eserlerinde şekeri övmüştür.

İnsanların çok fazla şeker tüketip zehir haline getireceklerini tahmin etmedi.

Nihal Doğan

Kaynak : İyibilgi

« Son Düzenleme: 22 Ocak 2011, 23:07:50 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şeker Kamışı
« Yanıtla #1 : 23 Ocak 2011, 19:05:09 »
Şekerkamışı Şekeri

İÖ 3000'lerde Hindistan'da, şekerkamışından çıkarılan şeker biliniyordu. İS 8. yüzyılda İspanya ve Güney Fransa'da şekerkamışı şekeri kullanıldı, ama şeker tüketimi ancak 19. yüzyılda büyük boyutlara ulaştı;

Şekerkamışı {Saccharum officinarum), boyu genellikle 3-8 metre arasında olan kamışsı bir bitkidir. Parlak renkli, boğumlu gövdesi beyaz, san, koyu yeşil, kırmızı ve mor olabilir. Bazı çeşitleri çizgilidir. Çapı ender olarak 7 santimetreyi geçen gövdenin tatlı, sulu bir özekdokusu vardır.

Mısır yaprağını andıran ince uzun yaprakların sardığı gövdenin ucunda beyaz, püskülsü çiçek demetleri bulunur.

Zengin ve iyi akaçlanmış topraklarda yetişen şekerkamışı bol yağış ve tropik iklim sıcaklığı ister. Yeni Gine kökenli olduğu sanılan şekerkamışı, sonradan götürüldüğü Jamaika, Küba ve öteki Batı Hint Adaları'n-da, ABD'nin güney bölgeleri, Hawaii ve Brezilya'da, Avustralya'nın Queenslarıd eyaletinde büyük plantasyonlarda yetiştirilmektedir.

Şekerkamışı tohum verme zamanından önce kesilmelidir; çünkü tohum veren kamış, şekerli besisuyunun çoğunu kullanmış olur. Şekerkamışı kesildikten sonra bitkinin toprakta kalankökünden yeni sürgünler filizlenir.

Toplanan şekerkamışları, yaprakları kesildikten sonra şeker fabrikasına götürülür. Kamışlar burada yıkanır, küçük parçalara bölünür ya da kıyılır. Sonra ağır merdaneler arasında ezilirken üstüne su püskürtülür; püskürtülen su bitkideki şekerin çözünmesine yardımcı olur.

Ezilen kamıştan koyu grimsi ya da yeşilimsi ekşi bir sıvı çıkar. İçinde birçok katışkı olan bu sıvıya, arıtmak için kireçsütü (kalsiyum hidroksit asıltısı) katılır. Bu ham şerbet daha sonra hemen ısıtılır ve çökeltme tanklarında çökelmeye bırakılır.

Bu tanklardan çıkan durulmuş şerbet vakumlu pişirme kazanlarına alınır. Şerbet burada koyulaşarak önce şuruba, sonra da şeker kristalleriyle melas karışımından oluşan bir lapaya dönüşür.

Bu lapa santrifüjlere gönderilir. Yüksek hızla dönen, çevresi delikli silindirler olan bu aygıtlarda, melas merkezkaç kuvvetin etkisiyle deliklerden dışarı atılır; santrifüjün içinde kahverengi ham şeker kalır. Bu kahverengi ham şekerin bir bölümü olduğu gibi satılmak üzere ayrılır, ama büyük bölümü rafinerilere gönderilerek arıtılır.

Rafineride yeniden çözelti haline getirilen ham şeker, kimyasal maddelerle işlemden geçirilip bez filtrelerden ve kemik kömüründen süzüldükten sonra yeniden kristalleştirilerek beyaz, arı şeker elde edilir.

Bisküvi ve pasta yapımında kullanılanözel bir şeker türü, çok ince kristallerin kaynatılmasıyla elde edilir. Topaklaşmayı önlemek için mısır unu katılıp öğütülen tozşekerden pudraşeker yapılır. Tozşeker ve sıvı şeker karışımının basınç altında kalıplara dökülmesiyle kesmeşeker ya da küpşeker üretilir.

nuveforum.net
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şeker Kamışı
« Yanıtla #2 : 23 Ocak 2011, 19:08:23 »
Asya dağlarının vahşi bitkisi olan şeker kamışı Hindistan ve Eski Çin de bulundu;

Araplar tarafından Mısır ve İspanya ya, konkistadorlar tarafından da Antillere götürüldü. Şeker kamışının öyküsü esir ticaretiyle yakından ilgilidir. Şeker kamışı ekimi, iklimi elverişli olduğu için daha çok Tropik Amerika da, özellikle de Meksika da gelişti.

Seker kamışı plantasyonlarda yetiştirilen, değerli bir bitkidir. Bambu gibi boğumları vardır. Üç metre yükseklikte, 3–8 cm çapındadır. Şeker kamışının boğumları arasındaki özsuyu oldukça şekerli ve lezzetlidir. Son derece sıcak iklimlerde yetişen bu bitkinin güneşe ve yıllık ortalama 3000 mm yağışa ihtiyacı vardır. Şekerkamışı fazla nemli topraklardan hoşlanmaz.

Seker kamışının ekim koşulları ve ekilecek cinsleri bölgelere göre değişir. Verimi artırmak ve kaliteli ürün elde edebilmek için çelikleme yapılır. Şeker kamışları birer metre aralıkla dikilmeli, fakat dipleri birbirine değecek biçimde yan yana düzenlenmelidir.

Şekerkamışı uzun ömürlü bir bitkidir. Bazı Asya ülkeleri dışında çelikleme ile 18 ay sonunda, 3–4 yıl süreyle ürün alınabilir. Ancak şekerkamışı çok nazik bir bitkidir. Bu nedenle çevredeki yabancı otlar ayıklanmalı ve her yıl dibi doldurulmalıdır.

Sapları kızgın güneşte bıçakla kesilir. Bu iş için makinelerden de yararlanılır. Verim hektar başına Arjantin de 35 ton, Havai adalarında ise 200–300 ton arasındadır. Küba, Brezilya ve Hindistan en çok şeker kamışı yetiştiren ülkelerdir.

Şekerkamışı Türkiye de Çukurova da yetiştirilir üretimi sınırlı olduğu için şeker sanayisinde kullanılmaz. Halk şeker kamışının suyunu emer ve pekmez yapımında kullanır. Yaprakları hayvanlara verilir saplarının küspesinden yakacak ve gübre olarak yararlanılır.

heryastan.com

Şeker kamışı ile Pancar Şekeri Arasındaki Fark

Şeker kamışından elde edilen şekerle şeker pancarından elde edilen şekerlerin her ikisinin yapısı da "sakkaroz" dur. Kabaca bir fark yoktur. Ancak her iki bitkinin yapısından gelen organik ve anorganik maddelerin kristalizasyona etkileri farklı olabileceğinden kamış şekeri ve pancar şekerinin kristal yapılarında farklılıklar olabilir.
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şeker Çeşitleri
« Yanıtla #3 : 23 Ocak 2011, 19:12:40 »
Şeker çeşitleriDünyanın hemen her yerinde üretimi yapılan şekerin hem tadı hem de görüntüsüyle sayısız çeşidi vardır. İşte bunların belli başlıları.

Esmer şeker: Şeker kamışı ya da şeker pancarının ikinci şurubundan tamamen doğal olarak elde edilir. Kokusu, ilk şuruptan elde edilen sarı renkteki şekerden daha kuvvetlidir.

Pudra şekeri: Toz şeker, yeterince ince olması için iyice ezilir ve tanelerin birbirine yapışmaması için içine % 3 oranında mısır nişastası eklenir.
Esmer şeker kamışı şekeri: İşlenmemiş kristalize esmer şeker doğrudan şeker pancarının suyundan üretilir. Bu şeker genellikle, egzotik mutfaklarda kullanılır.

İnce toz şeker: Beyaz toz şekerin ezilmesi veya elekten geçirilmesi yoluyla elde edilir. Kolayca eriyen bu şeker, tatlılar ve süt ürünlerinden başka, meyvaların tatlandırılması için de kullanılır.

Beyaz kırık şeker: Sıcak şeker konsantresinin keten ya da pamuk iplikleri üzerinde yavaş yavaş kristalize edilmesi ile elde edilir. İşlem ne kadar yavaş olursa parçalar da o kadar büyük olur.

Esmer kırık şeker: Beyaz kırık şekerin kristalize olma yöntemi kullanılır, ama sıcak şurup konsantresi, daha önce karamelleştirilerek esmer renk elde edilir.

Beyaz kesme şeker: Parisli bir baharatçı olan EugŠne Françoise tarafından 1854 tarihinde bulunan bu şeker kristalize olmuş toz şekerin kalıplar içerisinde preslenip kurutulması ile elde edilir.

Küb şeker: Esmer ya da beyaz olabilirler. Önce kalıplanıp ardından kırılırlar ve böylece düzgün olmayan şekiller oluştururlar. Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilebilirler.

Esmer kesme şeker: Beyaz kesme şeker gibi üretilir ve sıcak içeceklerin tatlandırılmasında kullanılırlar.

Toz şeker: Havasız ortamda, şurubun kristalleşerek şekere dönüşmesi sağlanır. Kalitesi kristallerin saflık derecesine göre sınıflandırılır.

Sarı şeker: Esmer şeker gibi, aynı yöntemle üretilir. Ancak ilk şurup kullanıldığı için açık bir renk elde edilir.

Reçel şekeri: Beyaz şekere, doğal meyva peksitleri (%0.4 -1 oranında), sitrik asit (%0.6 0.9 oranında) ve tartrik asit ilave edilerek, reçellerin şekerlenmemesi amacıyla üretilir.
 
turkforum.net
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Esmer Şeker
« Yanıtla #4 : 24 Ocak 2011, 12:11:01 »
Esmer Şeker

Esmer şeker, beyaz kristal şekerin ön işlemlerden geçirilmiş ve gıda saflığına ulaştırılmış bir miktar şeker kamışı melasıyla karıştırılması yoluyla elde edilen şekerdir. Rengi esmer olduğu için "esmer şeker" veya "kahverengi şeker" diye adlandırılır.

Esmer şekerin renk koyuluğu içerdiği melas miktarına göre değişim gösterir. "Açık esmer şeker", %3.5 oranında melas içerirken "koyu esmer şeker" ise %6.5 oranında melas içerir.

Esmer şeker beyaz şekere oranla daha fazla higroskopiktir, yani nem tutma kapasitesi yüksektir ve bu nedenle topaklanma riski yüksektir.

Esmer şekerin parçacık büyüklüğü değişkendir ama genellikle beyaz şekerden daha ufak parçacıklara sahiptir. Endüstride kullanılanı 0.35 mm’lik kristallerden oluşan esmer şekerdir.

Beyaz şeker yerine esmer şeker tüketmek, sağlık açısından daha faydalıdır. Rafine şeker ve rafine karbonhidratlar kana hızlı karışır ve aşırı insülin salgılanmasına neden olarak pankreası zorlarlar. Bu da Diyabet (şeker) hastalığının başlamasını hızlandırır.

Esmer şekerin birkaç çeşidi vardır:

•Esmer şeker: Şeker kamışı ya da şeker pancarının ikinci şurubundan tamamen doğal olarak elde edilir.

•Esmer kırık şeker: Beyaz kırık şekerin kristalize olma yöntemi kullanılır, sıcak şurup konsantresi, daha önce karamelleştirilerek esmer renk elde edilir.

•Esmer şeker kamışı şekeri: İşlenmemiş kristalize esmer şeker doğrudan şeker kamışı suyundan üretilir. Bu şeker genellikle, egzotik mutfaklarda kullanılır.
 
Üretimi

Birçok esmer şeker üreticisi üretim maliyetini düşürmek ve eklenen melas miktarını ayarlayabilmek amacıyla, rafine edilmiş beyaz şekere şeker kamışı melası ekleme yöntemi ile esmer şeker üretmektedirler. Bu işlem şeker pancarı melası ile de yapılmaktadır. Bu tip esmer şeker rafine edilmemiş esmer şekere oranla daha ufak tanelidir.

Kullanılan melas genellikle şeker kamışı melasıdır. Bunun nedeni şeker kamışı melası tadının, şeker pancarı melasına göre işlenmeye daha uygun olmasıdır. Ancak birçok bölgede, özellikle Hollanda’da şeker pancarı melası kullanılmaktadır. Kullanılan beyaz şekerin şeker kamışından ya da şeker pancarından olup olmadığı önemli bir kriter değildir, çünkü renk ve koku faktörlerini eklenen melas belirginleştirir.

Esmer şeker evde, bir bardak beyaz toz şekere bir yemek kaşığı melas eklenerek de yapılabilir. Karıştırma esnasında, istenilen koyuluğa göre, 1 çay kaşığı melas eklenebilir ya da çıkarılabilir.

Yapılan ürünün tarifinde “esmer şeker” tabiri geçiyorsa bu “açık esmer şeker” anlamına gelir. “Koyu esmer şeker” belirtilmek istendiğinde “koyu” tabiri özellikle kullanılır. Özellikle nem ve yoğunluk açısından hassaslık taşıyan tariflerde (kek tarifleri) önem taşır. Koyu esmer şeker daha karamelize bir tada sahip olur ürüne daha koyu bir renk verir.

Doğal Esmer Şeker

Doğal esmer şeker, şeker kamışının ilk kristalleştirilme işlemi ile elde edilen ham esmer şekerdir. Doğal esmer şekerde renklendirici ve kimyasal katkılar kullanılmaz. Daha fazla melas içeren bu esmer şeker, mineral açısından daha zengindir. Bazı doğal esmer şekerler (Demerara ve Muscovado) kendi özel isim ve karakteristik özelliklere sahiptir.

hammaddeler.com
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şeker tüketimine dikkat etmiyoruz
« Yanıtla #5 : 26 Ocak 2011, 01:39:27 »
Şeker tüketimine dikkat etmiyoruz

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, "En önemli beslenme yanlışlarından ilk üçü şeker, tuz ve beyaz unlu besinlerin aşırı tüketilmesidir." diyor.

Özellikle son yıllarda tam bir “şeker çılgınlığı” yaşıyoruz. İşin kötüsü, yaptığımız yanlışın da farkında değiliz.

Kahvaltı gevreğinden salata soslarına, et sularından çorbalara aklınıza gelebilecek her besinde açık veya gizlenmiş şeker var! Ayrıca şekerli içerikler de (meyve konsantreleri, gazozlar, kolalı içecekler, enerji içecekleri) birer şeker bombası gibi çalışıyor.

300 ml’lik bir kutu şekerli meşrubatta yaklaşık 9-10 tatlı kaşığı şeker var. Ve çoğumuz farkına varmadan bu içeceklerin bazen günde 3-4 bardağını midemize indiriveriyoruz!

Fazla miktarda şeker içeren besinlerin pankreasımızı yorduğu, insülin üretmeye zorladığı, hatta bu nedenle diyabete neden olabilecekleri doğru. Özellikle meşrubatlardaki basit şekerler, kan, şeker ve insülin düzeylerinde hızlı ve büyük artışlara, iniş çıkışlara yol açıyor.

Ayrıca fazla miktarda şekerli yiyecek ve içecek tüketimi daha çok kilo alma, daha yüksek trigliserid düzeyi ve daha fazla kalp riski anlamına geliyor. Sorun bununla bitse iyi! Yeni bir çalışma, aşırı şeker tüketiminin kan basıncını da artırabileceğini gösteriyor.

FRUKTOZ ŞURUBUNA DİKKAT!

Amerika’da yapılan bu çalışmada fazla miktarda şeker tüketmenin hipertansiyona yol açabileceğini düşündüren bulgular var.

Denver Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde yapılan çalışmanın ilk sonuçlarına göre yiyecek içeceklerle kazanılan şeker miktarı (özellikle fruktoz şurubunun oranı) arttıkça hipertansiyona yakalanma ihtimali artıyor.

Araştırmaya göre günlük fruktoz şurubu tüketimi 74 gramı geçtiğinde kan basıncının 140/90 mmHg’nın üzerine çıkma ihtimali yüzde 30 yükseliyor.

Fazla miktarda fruktoz şurubu kazanımının hipertansiyonu hangi mekanizma ile tetiklediği bilinmiyor, bazı olasılıklar üzerinde duruluyor. Araştırmayı yürüten Dr. Diana Jalal’a göre ihtimallerden biri fazla fruktozun damarların duvarında nitrik oksit üretimini azaltması olabilir.

NİTRİK OKSİT AZALINCA

Nitrik oksit, damar sağlığını koruyan çok önemli bir molekül. Damar duvarının iç yüzeyini döşeyen doku tarafından üretiliyor. Damar düz kaslarını gevşetip kan basıncının yükselmesini engelliyor.

Nitrik oksit yapımı azalınca, damar düz kasları yeterince gevşeyemiyor, kan basıncının yükselme olasılığı artıyor. Siyah çikolatanın (bitter çikolata) damar duvarında nitrik oksit üretimini artırarak kan basıncını düşürmeye yardımcı olabildiğini hatırlatalım. Kakao taneleri de aynı faydayı sağlıyor.

Araştırmacılara göre fazla miktarda fruktoz şurubu kazanımı ürik asit yapımını artırdığı için de uzun dönemde kan basıncını ayarlayan sistemleri bozuyor olabilir.

Diğer taraftan fazla miktarda fruktoz kazanımı, aynı zamanda kilo kazanımı anlamına gelir ki bu durumda da kan basıncının yükselmesi beklenen bir sonuçtur.

NE YAPMALI?

Bu araştırmanın yeni ve daha büyük çalışmalarla desteklenmesi ve daha sağlam bulguların elde edilmesi gerekiyor. ıncelenen olgu sayısı ve araştırma süresi yeterli gibi görünmüyor. Ama yine de bu araştırmadan çıkarılması gereken bir ders var. O da şu:

Fruktoz şurubu tüketimi arttıkça, başta fazla kiloluluk ve obezite olmak üzere bazı sağlık sorunlarının artması beklenen bir sonuçtur. Amerikalı bazı uzmanlar ülkelerinde yaşanan şişmanlık salgınının birinci sorumlusu olarak fruktoz şurubu kullanımındaki artışı gösteriyor.

Sonuç olarak bilhassa çocuk ve gençleri fruktoz şurubu ihtiva eden meşrubatları ve tatlı yiyecek, içecekleri ölçülü tüketmeleri konusunda uyarmakta fayda var. Ayrıca sağlığını düşünen herkesin şekerli ve tatlı yiyecek, içecekleri azaltması gerekiyor.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu/Hürriyet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
'Sağlıklı şekerleme' diye bir şey yok
« Yanıtla #6 : 31 Ocak 2011, 12:18:25 »
'Sağlıklı şekerleme' diye bir şey yok
 
Danimarka Metropolitan Üniversitesi gıda sosyolojisi ve pazarlama stratejileri uzmanı Jon Fuglsang özellikle çocuklar tarafından tüketilen şekerlemelerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Günümüzde birçok şekerleme üreticisinin pazarlama stratejisini 'sağlıklı' yada 'doğal' gibi sloganlar üzerine kurduğunu belirten Fulgsang, "Sağlıklı şekerleme fikrinden vazgeçmeliyiz, çünkü öyle bir şey yok." dedi.
 
"Önümüzdeki günlerde herhangi bir süpermarkete gittiğinizde kontrol edin. Şekerleme paketlerinin büyük bir bölümünün üzerinde 'şeker yoktur', 'doğal', 'yapay renklendirici yoktur' gibi sloganlar göreceksiniz." diyen Fuglsang bu ifadelerin doğru olsalar bile şekerlemelerle ilgili gerçeği tam anlamıyla ifade etmediklerini savundu. Fuglsang, bu tür sloganların tüketiciler üzerinde şekerlemelerin içeriğinin tamamen sağlıklı olduğuna dair bir illüzyonun oluşmasına neden olduğu söyledi.

Şekerleme sanayinin ürünlerini pazarlarken genellikle 'doğal' kelimesini kullandığına dikkat çeken Fuglsang, ortada ciddi bir etik problemin olduğunu belirtti.

"İnsanların zihnindeki doğallık kavramını acımasız bir şekilde tahrip ediyorlar. Sürekli insanları aldatmanın ve etik değerlerin sınırlarında geziniyorlar. Oysa gerçeğe baktığınızda herhangi bir şekerlemenin doğallıkla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur." diyen Fuglsang, şekerleme paketlerinin ön yüzünde büyük puntolarla 'doğal' yazdığını oysa paketi çevirip arka tarafına baktığınızda içerisindeki doğal olmayan maddelerin listesinin bulunduğunu belirtti.

Öte yandan Danimarka Tüketici Konseyi de şekerleme üreticilerini yakın takibe almış durumda. Benzer şikâyetlerin son dönemde birçok tüketici tarafından kendilerine ulaştırıldığını söyleyen Tüketici Konseyi Danışmanı Carmilla Udsen, "Tüketici Konseyi olarak biz de mevcut durumdan memnun değiliz. Çocuklardaki şekerleme alışkanlığı artıyor. Gerekli önlemleri almak için elimizden geleni yapıyoruz." dedi.

iyibilgi
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şeker hakkında bilmediklerimiz
« Yanıtla #7 : 07 Şubat 2011, 21:36:07 »
Şeker hakkında bilmediklerimiz

Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı oluyor. Uzmanlar şeker tüketimine karşı dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Öreneğin "Lugduname" adlı madde, sofra şekerinden 200.000 kat daha tatlı!

İşte o sonuçlar!

1- Ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 24,5 kilo rafine şeker tüketiyor. Bunun 10 kilosunu şekerlemeler oluşturuyor. Cadılar bayramında şeker tüketimi doruk noktasına ulaşıyor. Öte yandan, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'na bağlı Tarımsal Ekonomi ve Araştırma Enstitüsü'nün değerlendirmeleri, 1994-2005 döneminde Türkiye'de kişi başına tozşeker tüketiminin yılda ortalama 18 kilodan 15,3 kiloya düştüğünü ortaya koyuyor. Ülkemizde de şeker bayramı sırasında şeker tüketimi artıyor.

2- Kandaki şekerin fazlası glikolizlenme adıyla bilinen bir süreçle derideki kolajenlere ilişir. Bu da derinin esnekliğini yitirmesine ve kırışıklıkların oluşmasına yol açabilir.

3- Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı olabilir.

4- Hindistan’da insanlar en az 2000 yıldır şeker kamışından elde ettikleri şekeri kristalleştiriyor. Büyük İskender’in eşlikçileri oraya ayak bastıklarında arısız bal üreten bu insanlar karşısında şaşkınlığa kapılmışlardı.

5- Alman kimya uzmanı Andreas Marggraf, 1747 yılında, şeker pancarının içerdiği şeker ile şeker kamışındaki şekerin birbirleriyle aynı olduklarını keşfetti. Şeker pancarından elde edilen şekerin arıtım işlemlerine ilk kez 1802 yılında başlandı ve böylelikle kuzey iklim ülkeleri ilk kez ucuz şekerlemelere kavuşmuş oldu.

6- A.B.D’de bir yılda üretilen 8,4 milyon ton şekerin yarısından fazlası şeker pancarından elde ediliyor. Türkiye’de de üretilen şekerin %90 kadarı...

7- Bir oturuşta tam 16 kesme şekeri midenize indirdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Oysa, bu miktar 20 cl’lik bir şişe kola içtiğinizde tükettiğiniz şekerin biraz altında.

8- Sakarin ve aspartam gibi yapay tatlandırıcılar, çok farklı başka bir araştırma yapmakta olan uzmanların, deneydeki bileşimleri tatmaları ve tadından hoşlanmaları sonucunda kazara bulundular.

9- Bir araştırmacının deney malzemesini tatmaya kalkışması pek de olağan bir durum sayılmaz. Ne var ki, bu araştırmacıların en azından bir gerekçeleri vardı. Şimdilerde Splenda markasıyla satılan sükralozu bulan bilim insanları, aslında bir böcek ilacı oluşturmaya çalışıyorlardı.

10- Bugüne dek bilinen en tatlı bileşim olan “lugduname”, sofrada kullandığımız şekerden 200.000 kat daha tatlı.

11- Şekerler karbon, hidrojen ve oksijen moleküllerinden oluşur. En basit şekerler glikoz, fruktoz ve galaktoz içerir. Sofra şekeri kristalleştirilmiş sukrozdur. Sukroz ise bir fruktoz molekülü ile bir glikoz molekülünün birleşmesi sonucunda oluşur.

12- Şekerler, canlılarda en fazla bulunan organik molekül türü olan karbonhidratların yapıtaşlarıdır.

13- Sekiz atomlu bir şeker türü olan glikolaldehid’e, Samanyolu’nun merkezine yakın bir yerdeki yıldızlar arası bir gaz bulutunda bile rastlanıldı.

14- Glikolaldehid üç karbonlu bir şekerle tepkimeye geçerek hem RNA, hem de DNA’nın temelini oluşturan riboz maddesinin oluşmasına yol açabilir. Öyle ki, uzayın derinliklerinde bulunan glikolaldehid yeryüzünde yaşamın habercisi sayılan kimyasal olabilir.

15- Sözü edilen gaz bulutu glikolaldehidin tatlı bir akrabası ve antifrizlerin temel maddesi olan etilen glikol de içerir. Ya karmaşık şekerler yıldızlar arasında birleştirilebiliyorlar ya da evrenin ucunda bir kamyon durağı olabilir.

16- Bu konuyu araştırmak üzere uzaya gitmenize şeker yardımcı olabilir. Sukrozu bir miktar glikoz ve güherçile ile yaktığınızda amatörler arasında son derece gözde olan şekerli bir roket yakıtını elde edebilirsiniz.

17- Glükosamin adlı şeker türü farelerde bağışıklığı önleyici bir etki yaratıyor. Bir şeker alkolü olan ksilitol de küçük çocuklarda görülen kulak iltihaplanmalarının önüne geçebiliyor.

Bilim Teknik / Rita Urgan, Kaynak: Discover
*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Şekerin Tadı Ne Zaman Bozuldu?
« Yanıtla #8 : 27 Aralık 2014, 16:52:25 »
Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı
2013-08-25 15:43:26 Güncellendi Kadinlaricin.net sitesinde Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı baslikli sayfadasiniz.Bu sayfada Şeker Hastalığı Açlık Tokluk kan şekeri kaç olmalı ile ilgili yazi bulunmaktadir.
Kimler risk altında?
Gizli şeker, diyabet ortaya çıkmadan 15-20 yıl öncesinden bulunabilir. İlk bulgular sık acıkma, açlığa tahammülsüzlük, hızla yemek yeme, sık tatlı isteği, hatta tatlı krizidir. Yani 15 yıl öncesinden ortaya çıkan belirtiler bunlardır. Peki belirtilerin sadece bir ya da ikisi varsa...Belirtilerin çoğu birlikte olur. Ayrı ayrı olmaz.Kan şekeri değerleri normalde kaç olmalı?Dünya Sağlık Örgütü'nün son aldığı karara göre, kan şekeri 100'ün üstünde olan herkes diyabet açısından risk altında kalıyor. Önceden 120'ydi bu rakam. Sonra 110 oldu, şimdi 100'e indi.Oranlar niye değişti?Çünkü bütün araştırmalar şunu gösterdi. Diyabetli olmayan bir kişiye 'diyabetlisin' demek çok büyük bir hata değil. Sen diyabetlisin, bundan sonra adam gibi yiyip içeceksin, üç öğün yemeğini yiyeceksin, şeker ve yağlı yemeyeceksin diyoruz. Bunda bir mahsur yok. Ama diyabetli olanı atlamak büyük bir risk.Şeker değerleri yaşa göre değişir mi?Hayır. 8 saatlik açlıktan sonra kan şekeri 100'ün üstünde olan herkes risk altında.Tokluk kan şekeri de 125'in üzerinde olanlar... Bundan öncekiler en son 110 ile 130'du. Şimdi 100-125 arası...Şeker oranı yüksek her hasta diyabetli midir?Açlık kan şekeri 126'nın, tokluk kan şekeri 200'ün üzerinde olanlara diyabet hastası diyoruz.Açlık kan şekeri nedir?Açlık kan şekeri 8 saat açlıktan sonra ölçülen değerdir. Tokluk kan şekeri de 75 gr. karbonhidrat içeren glikoz alımından sonra yapılan ölçümdür. Glikoz yükleme testi bizim için bir öğün modelidir. Diyelim ki sabah saat 8'de kahvaltı yaptınız. Saat 1'e kadar metabolizmanızda ne tür bir değişiklik oluyor onu inceleriz. Hastaya 75 gr glikoz içeren şekerli su içirilir. Yarım saat beklenir. Sonra saatte bir kan şekeri ölçülür. Eğer 200'ün üzerinde çıkarsa bunun adı diyabettir.Şeker yükleme testi zararlı mı, olası bir uyuyan şekeri uyandırır mı?Hastalarımız da çok soruyor. Kesinlikle zararlı değildir. Bir porsiyon baklavanın içinde 100-150 gr. şeker vardır. Biz sadece 75 gr. şeker yüklüyoruz. Siz bir tabak baklava yediğinizde ne oluyorsa glikoz yüklemede de o olur.Şeker Hastalığı yüzünden hayatını kaybeden çok hasta var mı?İstatistik yok. Ama Avrupa'da körlük nedenleri içinde birinci sırada bu hastalık var. Suni böbrek makinesine giren her 3 hastadan biri diyabet hastası. Amerika'da her yıl 60 bin kişinin ayağı bu hastalık yüzünden kesiliyor. Diyabetli hastalar eğer bir de kalp hastasıysalar kalp krizi oranı 4 kat artıyor. Diyabetli hastalarda felç oranı 3 kat fazla. Dikkat ederseniz ölüm oranı olarak dördüncü sırada ama birinci, ikinci sıradaki ölüm nedenlerini en çok besleyen hastalık. Onun için Dünya Sağlık Örgütü tarafındanŞeker Hastalığı tüm dünya ülkelerinde birinci derecede mücadele edilmesi gereken hastalık olarak kabul ediliyor. Son dünya kongresinde Şeker Hastalığı AiDS'ten daha tehlikeli bir hastalık olarak tanımlandı...
Neden AIDS'ten bile daha tehlikeli?
Dünyada 177 milyon diyabetli var. 2025'te bu sayı 300 milyonun üstüne çıkacak. Türkiye'deyse 10 milyonu geçer.

Bu hastalık tedavi edilmezse ne olur?
Ciddi olarak organ hasarları oluşturur. Görme bozukluğu yapabilir. Böbreklerde, ayak sinirlerinde bozukluk yapabilir ve sonuç olarak kemik sisteminde bozukluk yapabilir. Dünyadaki tüm ülkelerde dördüncü sıradaki ölüm sebebidir.

İlk sırada kalp ve damar hastalıkları mı var?
Evet. İkinci sırada kanser var. Üçte inme ya da felç. Dördüncüsü de Şeker Hastalığı. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre felce bağlı ölüm sebepleri ve kalp damar hastalıkların bağlı ölüm sebepleri son 20 yıldan bu yana azalırken, kanser ve Şeker Hastalığı artıyor. Bunlar içinde en fazla artış gösteren Şeker Hastalığı. Şeker Hastalığı kanserden çok daha hızlı yayılıyor.

Şeker Hastalığı neden bu kadar süratli yayılıyor?
Genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak hızla artıyor. İnsanın hayatı boyunca sürüyor, yani şu anda bir ilaç verip tamamen ortadan kaldıracak bir imkanımız yok. Biz sadece hastalığın vücutta bozukluk yapmadan, hastanın herhangi bir şekilde hayat kalitesini bozmadan, hastanın hayat süresini mümkün olduğunca uzatarak bu mevcut tedavileri uygulamaya çalışıyoruz. Diyabetin henüz radikal tedavisi yok.
Şeker, tatlı bir hastalık değildirTıp dilindeki adıyla ‘‘diabetes mellitus’’ yani şeker hastalığı, adında şeker olmasına rağmen sevimli bir hastalık değildir. Çünkü kronik ve ilerleyici özelliği olan bu hastalığın kesin tedavisi yoktur ve iyi kontrol edilmediğinde birçok sağlık sorununa yol açar.Bu sağlık sorunları da kalp krizi, felç, damar tıkanıklığına bağlı olarak bacak kesilmesi, böbrek yetmezliği ve körlük gibi çok önemli sorunlardır.

ARDINDA çok önemli sağlık riskleri taşıyan şeker hastalığı'na karşı tıbbın yapabileceği tek şey, hastalığı kontrol altında tutmak. Hastalığın kontrolünde ilaç kullanmak, beslenmeyi, vücut ağırlığını ve yaşam biçimini düzenlemek ve belirli aralıklarla doktor muayenesi, önemli yer tutmaktadır.Bunun başarılabilmesinde ilk basamak hastalığı iyi tanımaktan geçer.

Diyabetin oluşumu

Gıdalarla aldığımız şekerler, unlar, nişastalar yani özetle karbonhidratlar, sindirim sisteminde parçalanarak glikoz haline dönüşür ve kana karışır. Pankreas bezi tarafından salgılanan insülin hormonu, glikozun enerji şeklinde kullanılmasını sağlar. İnsülinin yetersizliği durumunda vücut, glikozu enerji şeklinde kullanamaz ve kandaki glikoz düzeyi artmaya başlar. Kandaki glikoz düzeyinin artması öncelikle kan damarlarının hasarlanmasına yol açar. Damarları tıkanan organlar da bunun sonucunda zarar görmeye başlar. Diyabet hastalarını için bir diğer sorun da, glikozdan sağlayamadığı enerjiyi, yağ ve benzeri diğer maddelerden sağlamaya çalışırken ortaya çıkan aseton ve benzeri diğer maddelerdir.

Şeker Hastalığı Tedavisi

Şeker Hastalığı
'nın tedavisinde başlıca iki temel prensip vardır. Bunlardan birincisi vücut için gerekli olandan fazla karbonhidrat almamak, ikincisi de yetersiz kalan insüline ilaçla destek olmak. Eğer bir kişi, ‘‘Tip 1’’ olarak adlandırılan türde diyabetli ise, vücudunda insülin hemen hiç olmadığı için, ihtiyacı olan insülini dışarıdan almak zorundadır. ‘‘Tip 2’’ denilen türde ise vücudun kendi insülini bulunmakla beraber yetersiz kaldığı için, insülinin salgılanmasını ya da vücuttaki etkisini arttıracak ilaçlar kullanılabilir. Bu kişilerin bir kısmında zaman içinde insülin yetersizliği arttığı için dışarıdan insülin desteğine ihtiyaç olabilmektedir.

Kontrolün önemi

Yukarıda da belirttiğim gibi, kontrol edilemeyen diyabette, zaman içinde önemli sorunlar çıkma riski yüksektir. Bu nedenle hastalığın yakından takip edilmesi önem taşımaktadır. Bunun için kandaki glikoz düzeyinin ölçülmesi temel olmakla beraber her zaman yeterli olmamaktadır. Açlık kan şekerinin ölçülmesi hastanın o andaki durumunu gösterdiği için kontrolü yapan doktora yeterli bilgi vermez. Son yıllarda geliştirilen bir tahlil yöntemi hastanın kandaki glikoz düzeyinin bir anlamda bilançosunu ortaya koyuyor.

Hemoglobin A1C nedir?

Hemoglobin A1C veya kısaca ‘‘HbA1C’’ diye yazılan, bazı ülkelerde de daha kolay olsun diye A1C olarak adlandırılan bu tahlilde, hastanın kanındaki alyuvarlara bağlanmış olan glikoz miktarı ölçülmektedir. Alyuvarlardaki hemoglobine bir kere bağlanan glikoz, alyuvarın ortalama 120 gün süren ömrü boyunca değişmemektedir. Zaman zaman yapılan açlık kan şekeri düzeyi ölçümünün yanısıra, ortalama olarak üç ayda bir kez bu tahlilin yapılması, hastanın diyabet hastalığındaki genel gidiş hakkında çok değerli bilgi vermektedir. Uzmanlar tedavi altındaki diyabet hastalarında, bu tahlilin en çok yüzde 7 olmasını istemektedirler.
Şeker Hastalığı Cinsel Hayatınızı Nasıl Etkiler?
Şeker hastalığı
'nız varsa, şüphesiz, kabullenmek zorunda olduğunuz çok şey vardır; ancak şeker hastası olmanız cinsel hayatınızın kesinlikle sekteye uğrayacağı anlamına gelmez.
Milyonlarca şeker hastasının cinsel yaşamında bazı sorunlarla karşılaştığı bir gerçektir; ancak bunlar doktor kontrolü altında en aza indirgenebilir. Cinsel isteğin azalması, ağrılı cinsel ilişki, ereksiyon sorunları ve vajinal kuruluk bu sorunlar arasında sayılabilir. Bu tip şikayetleri olan hastalar %90-95 oranında düzelme gösterebilirler, ancak asıl problem hastaların cinsel sorunlarını rahat bir şekilde doktorlarına tam olarak aktaramamalarıdır. Şeker hastası erkeklerin yarısından fazlasında ereksiyon sorunu yaşanmaktadır. Hangi yaşta bu sorunun yaşanacağı birtakım faktörlere bağlıdır. Örneğin kaç yıldır şeker hastası olduğunuz ve kanınızdaki şeker oranını kontrol edip etmediğiniz son derece önemlidir. Glikoz seviyelerini kontrol ettirmeyen şeker hastası erkeklerde daha erken yaşlarda ereksiyon problemi yaşanmaktadır. Sanfrancisco'nun tanınmış Endokrinolog'larından Dr. Alan Rubin ereksiyon sorunlarının yirmibeş yaşlarında bile yaşanabileceğini belirtmektedir; ancak bu tip vakalara daha çok orta yaşlı erkeklerde ve on yıl ya da daha uzun süredir şeker oranlarını kontrol ettirmeyenlerde rastladıklarını da belirmektedir. Çok sık rastlanılmasa da bir başka problem spermlerin geri yönde hareket etmesi yani mesaneye geri dönmesidir. Bu aslında bir sağlık sorunu değildir, ancak hamile kalmak isteyen kadınlar için ciddi sorunlar yaratabilir.
Kadınlara gelince… Keyifsiz cinsel ilişkiye yol açan, orgazmı engelleyen önemli bir faktör de vajinal kuruluktur. Bu çoğunlukla vajina ve çevresinin yeterince uyarılmamasından kaynaklanır. Uyarılmayı ve orgazmı engelleyen bir başka faktör kan şekeri oranın belli bir seviyede tutulmamasıdır. Sanılanın aksine insülin herhangi bir ereksiyon problemine yol açmaz; tam tersine şeker seviyesini ayarlar. Görüldüğü gibi ortada çözülmeyecek ciddiyette bir sorun yok aslında…Bol salata, şeker riskini azaltıyorAmerikalı araştırmacılar, bol bol salata yemenin, şeker hastalığı'na yakalanma riskini azalttığını tesbit ettiler. Real Age Araştırma Grubu’ndan yapılan açıklamada, salatada kullanılan marul gibi yapraklı sebzeler ile diğer besinlerin, kan şekeri seviyesinikontrol ettiği belirtildi. Araştırmacılar, salatada kullanılan sebzelerin bol vitamin ihtiva ettiğini, bol salata yiyenlerin kalp hastalıkları riskinden de uzaklaştığını bildirdiler. Bilim adamları, bol bol salata yiyenlerin, salatayı az tüketenlere göre ortalama 10 yıl daha genç kalabildiğini öne sürüyorlar.
Şeker için faydalı olan diğer bitkilerden bazıları ve kullanılışı şöyle:
Zeytin:
Yarım litre sıcak suya 2 çorba kaşığı (yaklaşık 30-40 gram) kıyılmış taze zeytin yaprağı koyun. 20 dakika bekledikten sonra süzün. Yemeklerden 10 dakika önce birer çay bardağı içilir.
Maydanoz:
3 demet maydanozu iyice yıkadıktan sonraşişe gibi sert cisimle ezdirip bir litre sıcak suyun içine koyun. Yarım saat kadar bekledikten sonra ince bir tülbentten süzün. Üzerine bir bardak yeni sıkılmış limon suyu ekleyin. Elde ettiğiniz karışımdan her sabah aç karnınıza bir çay bardağı için.
Isırganotu, okaliptus
yaprağı, tere:
Bunlardan herhangi biri, çay gibi demlenerek günde 3 defa bir çay bardağı içilir.
Yoğun bakımda kan şekeri önemliBelçika’da yapılan araştırmada, gerektiği an insülin kullanılarak kan şekeri kontrol altında tutulan hastaların yoğun bakımda kurtulma şanslarının daha fazla olduğu saptandı. Belçika’da Berghe Katolik Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, kan şekerisürekli kontrol edilerek anında insülin verilen hastalarda, daha az enfeksiyon ve böbrek yetmezliği olduğu, bu hastalara daha az kan vermek gerektiği belirlendi. Gerektiği an insülin kullanılarak kan şekeri kontrol altında tutulan hastaların, kan şekeri yüksek hastalara göre, yoğun bakım süresinin kısalarak, hastaneden erken çıkabildikleri kaydedildi. 765 hasta üzerinde yapılan araştırmada, kan şekeri 110 miligram/dl’yi geçen hastalara anında insülin verildi. Bir grup hastaya da kan şekeri215’i geçtiğinde insülin uygulandı. Bu hastaların insülin uygulandıktan sonraki kan şekeri oranı 180-200 olarak belirlendi. Kan şekeri anında kontrol altına alınan hastaların, diğer hastalara göre büyük farklılık gösterdikleri belirlendi. Bu hastaların ölüm riskinin yüzde 32, böbrek yetmezliği riskinin de yüzde 41 azaldığı görüldü. Şeker hastalarına beslenme bilgisiHasta eğitimi, Türkiye’de tam 4 milyon insanın sorunu olduğu tahmin edilen Şeker Hastalığı'nın tedavisinin en önemli adımını oluşturuyor. Diyabetlilere hastalıklarını tüm yönleriyle tanıtmak ve hastalığın getireceği sorunlardan korunmalarını sağlamak amacıyla Acıbadem Hastanesi ücretsiz hasta eğitim programı başlattı. Bu çerçevede Acıbadem Hastanasi Konferans Salonu’nda konuşan Dr. Şadiye Yücel Kutbay, şeker hastalarına uygun beslenme tavsiyesinde bulundu. Kutbay, kan şekerini normal sınırlar içerisinde tutmak için basit şeker olarak tanımlanan toz ve kesme şeker, bal tatlı ve meyve sularının tüketilmemesini önerdi. Bilindiği gibi Şeker Hastalığı insan vücudunun yeterli miktarda insülin salgılayamaması veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılamaması nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumu olarak tanımlanıyor.Diyabet tedavisi bir takım oyunudur

Hiçbir futbol maçını tek başına bir oyuncu kazanamaz. Şeker hastalığı'nın tedavisini de ne siz, ne doktorunuz, ne diyetisyeniniz, egzersiz danışmanınız veya varsa psikoloğunuz tek başına başaramaz. Kısacası, hiç kimse oyunu tek başına oynayarakşeker hastalığı'nı yenemez. En önemli rolün diyabet hastasında olduğu doğrudur. Ama başarılı bir diyabet kontrolü için diğer oyunculara da ihtiyaç vardır ve en iyi yol, bir takım ruhu içinde bütün olarak hareket etmektir. Doktorunuz, hemşireniz, diyabet eğitmeniniz, diyetisyeniniz, eczacınız, danışman doktorlarınız (göz uzmanı, böbrek hastalıkları uzmanı ve nörolog, sinir hastalıkları uzmanı) bu takımın diğer üyeleridir. Diyabetle başa çıkmak size zor gelebilir. Günlük kontrolleri yapmak, sürekli ilaç kullanmak, belirli bir beslenme sistemi dışına pek çıkamamak ve gelecekteki sağlık durumunuza ilişkin olarak endişelenmek kolay olmayabilir. Burada da genel bir kural geçerlidir. Başa çıkmanın ilk adımı kabullenmektir. Sonrası bir takım içinde yer almanız, takım oyunundaki yerinizi doğru belirlemeniz ve görevinizi doğru ve eksiksiz yapmanız ile ilişkilidir.
Şeker hastalığı bacağımda yara açtı35 yaşında ve 15 yıllık şeker hastasıyım. Geçen yaz ayaklarımda yaralar oluştu. Yoğun tedaviyle iyileşti ama izleri kaldı. En son sorunum bacaklarıma giren kramplar ve kalp çarpıntıları. Kalbim için efor testi yapıldı normal çıktı.Acaba, daha önce yazdığınız damar sorunları bende de başlamış mıdır? Bunu araştırmak için ne yapabilirim?Tablo, şeker hastalığı'nın takibinde çok titiz davranmadığınızı düşündürüyor. Geçen yaz bacaklarınızda, zorlukla kapanan yaraların açılması, bu kanaatı oluşturuyor. Bu olay, damarlarınızda sorun başladığını düşündürür. Kramplar, şeker hastalığı'nın önemli ek sorunlarından biri olan damar hasarını (diabetik anjiyopati) düşündürür. Kesin bilgi için damar cerrahi uzmanı ya da merkezlerinden birine başvurabilirsiniz. Çarpıntılarınızın, kalple ilgili olmamalı, yapılan tetkikler sonunda kalbinizde bir sorun da bulunmamış. Kan şekeri normalin altına düştüğünde çarpıntı yapar. Özellikle insülin kullanan hastalarda, insülinin cinsi, dozu ve uygulama zamanıyla yenilen yemeğin cinsi, miktarı ve zamanı arasında uyumsuzluklar olursa, kan şekeri aniden düşebilir, yükselebilir. Düştüğünde, açlık hissi, çarpıntı, titreme ve soğuk terleme yapabilir.İki belirti hastalığınızın çok titiz takip edilmediğini düşündürüyor. Şeker Hastalığıkonusunda uzman bir merkezin gözetimi altında olmanızın doğru olacağı kanısındayım.Kan şekeri
 
İstanbul’dan “M. Ö.” rumuzlu okuyucu mektubunda özetle diyor ki:
“Bundan bir ay önce kalbimde ağrı vardı. Bunun için doktora gittim, elektro çekildi. Elektro temiz çıktı. Doktor bende kalp olmayacağını söyledi. Tansiyon düşük çıktığı için kan tahlili yapıldı. Bu tahlillerde kan şekerinin düşük olduğu görüldü. Diyet verildi. Kan şekerinin düşük olmasının bana ne gibi zararı olur, ne yapmamı tavsiye edersiniz.”
Göğsünüzdeki ağrı, kalp damarlarındaki daralmadan ileri gelebilir. Damar spazmı dediğimiz bu hadisede kalbe kan gitmesi bir an için aksayınca olur ve geçici bir olaydır. Tansiyon düşmesi, ani ve hızlı tansiyon çıkması, kan şekerinin düşmesi, bazı psikolojik sebeplerle baygınlık ataklarının olduğu durumlarda meydana gelebilir.
Ağrı yapan sebep geçtikten sonra bir şey kalmaz. Çekilen elektrolar tamamen normal bulunur. Ancak gene de ihtiyatlı olup bir de eforlu EKG çekilmesi iyi olur. Çünkü normal elektroda görünmeyen bozukluklar burada görülebilir.
Yapılan kan tahlilinde kan şekerinin düşük olması haline hipoglisemi denir. Hipoglisemide kan şekeri normal değerlerden düşüktür. Kan şekerinin düşmesihalinde beyin beslenmesi etkilenir. Baş dönmesi, göz kararması, terleme, baygınlık hissi, halsizlik, çarpıntı gibi belirtiler olur. Bu belirtiler kan şekeri normale dönünce kaybolur.
Normal bir kimsede kandaki şeker düzeyi devamlı olarak normal sınırlarda muhafaza edilir. Bu mekanizmalardan herhangi birisinde bozukluk olursa şeker miktarı değişebilir. Şekerin düşmesi haline hipoglisemi, yükselmesine de hiperglisemi yanişeker hastalığı denir. Hipogliseminin sebebini mutlaka araştırıp bulmak lazımdır. Çünkü nerede ne zaman şekerin düşeceği belli olmaz. Bu şekilde rahatsızlığı olan kimseler aşırı eforlardan kaçınmalı, stresli ortamlardan ve işlerden uzak durmalı, hastalıklardan korunmalı. Hastalık halinde şeker düşebilir. Uzun süre aç kalmamalı. Az fakat sık yemeli. Çok tatlı gıdalardan kaçınmalı, normal miktarlarda yemeli. Yanında birkaç tane kesme şeker bulundurmalı, halsizlik, terleme, göz kararması, çarpıntı gibi şikayetleri olduğu zaman hemen yemelidir. Böylece şekerin fazla düşmesi önlenmiş olur.
Hipogliseminin en önemli sebepleri hormon dengesindeki bozukluktur. Bunun için size tavsiyemiz bir fakülte hastanesinin endokrinoloji bölümünde muayene olmanız, testlerinizi yeniden yaptırmanızdır. Bir de hayatınıza, işinize, kilonuza uygun diyet yazılması için diyet uzmanı ile görüşmenizde fayda vardır.
Diyabetliler gözlerine özen göstermelidirİhmal edilen şeker hastalığı'nın körlüğe kadar varan hasarlara neden olabileceği bildirildi. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Süleyman Okudan,şeker hastalığı'nın, retinadaki kan damarlarının tahrip olmasıyla ‘’diyabetik retinopati’’ denilen bir rahatsızlığa neden olduğunu söyledi.Bu hastalığın 30 yıl öncesine kadar önlenemez ve tedavi edilemez bir hastalık olarak görüldüğünü kaydeden Okudan, “Laser teknolojisindeki gelişmelerin de katkısıyla artık, bu hastalık (önlenebilir veya tedavi edilebilir) körlük etkenleri sınıfına dahil olmuştur.’’ dedi ve göz sağlığının korunması için şeker hastalarının 6 ayda bir ayrıntılı göz kontrolünden geçmesi gerektiğini belirtti.Şeker hastalığı
İstanbul’dan “C. A.” rumuzlu okuyucunun sualine cevaptır:
Şeker hastalığı pankreastan salgılanan insülin maddesinin azalması veya kaybolması sonucu meydana gelir. Kan şekeri yükselir. Bunun kontrol altına alınamaması küçük damarlarda bozukluklara yol açar, daraltır. Kan akımı bozulur. Bu durumda doku beslenmesinde bozulma, cinsel fonksiyonlarda düzensizlik olur. Şeker hastalığı'nın yaptığı bedensel bozukluklar yanında psikolojik düzensizlikler de sizi etkilemiş olabilir. Önce bir endokrinoloji uzmanının takibine girip şekerinizi kontrol altına aldırmanız gerekir. Bundan sonra halen şikayetlerinizde bir düzelme olmaz ise psikiyatri uzmanına gitmenizi tavsiye ederim. Şeker hastalığı ciddi ve önemli olup tedavinize ve diyetinize dikkat etmelisiniz.
Şeker hastalığı
Çankırı’dan O. D.’ın suallerine cevaptır:

1-Kan şekerinin normal sınırların üstüne yakın seyretmesi, zaman zaman yükselmesi şeker hastalığı kabul edilir. Ailede olması ve üst sınırlarda bulunması da şeker hastalığı'na aday kabul edilir. Şeker hastalığı'nda kaşıntı olur.
2-Yapılan tahlilde kan şekeriniz biraz yüksek bulunmuş.
3-Açlık kan şekeri düzeyi 80-115, tokluk kan şekeri yemekten 120 dakika sonra 70-110 mg/dl olmalıdır. Bu değerler her laboratuvar için farklılık gösterir.
4-Şeker hastalığı olan bir kimsenin endokrinoloji bölümünde takip edilmesi ve şeker seviyesine göre ilaç kullanması lazımdır. Sizin kullandığınız iyidir. Doktor kontrollerinizi ve diyetinizi ihmal etmeyin. Hamur işi ve tatlı gıdaları fazla yemeyin. Aktif bir hayatınız olsun. Kilo almamaya çalışın. Kilonuz fazla ise zayıflayınız.
Şeker hastalığı
Karadeniz Ereğli’den “Mukadderat” rumuzlu okuyucunun sualine cevaptır:

Yazdığınıza göre şekeriniz oldukça yüksek. Ancak diyet ile kontrol altına alınmış gibi. Tatlı gıdaları azaltınız. Mutlaka bir endokrinoloji uzmanının takibine girin. Eğer bu branşta doktor bulamaz iseniz dahiliye bölümünde kontrollerinizi yaptırın. Şekerinizin düşmesi için diyet yanında ilaç da kullanmanız gerekmektedir. Aktivitenizi ayarlayın. Her gün düzenli hareket edin. Dikkat ederseniz hiçbir problem olmadan yaşantınızı devam ettirebilirsiniz.
Şeker Hastalığı Ömrü Kısaltıyor
İngiltereli uzmanların yaptıkları bir araştırmaya göre şeker hastaları yaş, cinsiyet ayırt etmeksizin hastalığı taşımayanlara oranla daha genç ölüyorlar.
Middlesborough General Hospital’da 4800 şeker hastası arasında yapılan araştırmadaTip 1 şeker hastalığı olan hastaların yaşam sürelerinin diğerlerine oranla kısaldığı tespit edilmiş.Tip 2 şeker hastalığı'na 40 yaşından önce yakalanan hastalarda ise ömür 8 yıl kısalıyormuş.İmgiltere’nin en fakir bölgelerinde yapılan araştırmada ölümlerin daha fazla olduğu ortaya çıkmış.  Ayrıca bu ölümler kalp hastalıklarından kaynaklanmış ve şeker hastalarının da bu riskin altında olduğu zaten bilinmekte.  Araştırmalar özellikle fakirlik ve şeker hastalığı'nın zararının bugüne kadar fazla önemsenmediğini maalesef ortaya koyuyor.Şeker hastalığı vücudun yeterli insülin üretememesi ya da bu insülini iyi bir şekilde kullanamamasından kaynaklanan kronik bir hastalık.Tip 1 vakaları tüm dünyadaki şeker hastalarının %10-25’ini oluşturuyor.  Günlük insülin alınmazsa, hastalar komoya girebilir, yüksek seviyeler körlüğe, kalp hastalıklarına, kalp krizine, sinir hasarı ve böbrek problemlerine sebep olabiliyor.Tip 2, diyet, egzersiz ve ilaçlarla daha kolay tedavi edilen bir hastalık olmasına rağmen çaresi yok.Şeker hastalığı tüm dünyada 130 milyon kişi de var ve her yıl 2.8 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybediyor.  Uzmanlar 2010 yılında bu hastalığın 220 milyon kişiye ulaşabileceğini ve bunda obezitenin etkili olabileceğini tahmin ediyorlar.
Şeker hastalığı nedenleriAşırı Kilo ve Hareketsizlik Şeker Hastalığı'na Neden Oluyor!
Harvard Üniversitesi bilim adamları şeker hastalığını artıran en büyük etkenin aşırı kilo olduğunu bildiriyorlar.
Uzmanlar şeker hastalığı riskini artıran etkenleri sigara, aşırı kilo ve fiziksel aktivite eksikliği olarak açıklıyor. Yapılan bir araştırma, şeker hastalarının yüzde 90’ını fazla kilolu, fiziksel aktivite eksikliği olan, sigara tiryakisi insanlardan oluştuğunu ortaya koyuyor.New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan habere göre Harvard Üniversitesi uzmanları 85 bin kadın üzerinde bir araştırma yaptı. 16 yıl süren bu araştırmada yer alan kadınların 3300’ünde şeker hastalığı tespit edildi. Şeker hastası olarak tespit edilen kadınların yüzde 90’ı sigara tiryakisi, fiziksel aktivitede bulunmayan, şişman insanlardan oluşuyor. Harvard Üniversitesi doktorlarından Dr. Frank B. Hu, insanların sağlıklı beslenme kurallarına uydukları ve spor yaptıkları taktirde ikinci tip şeker hastalığı'nın engellenebileceğini açıkladı ve insanları sağlıklı yaşam kurallarına uymaya davet etti.Şeker Hastalığına Karşı Hücre Nakli
Şiddetli diyabeti olan hastalara insülin üreten hücrelerin nakledilmesinin başarıyla sonuçlandığı bildirildi. 8 Tip 1 diyabet hastasının (insülin kullanmayı gerektiren tip, insüline bağımlı tip) hepsi insülin kullanıyormuş ve şeker düşmesi nedeniyle komaya girmiş. Hücre naklinden sonra tüm hastaların insülin kullanmasına gerek kalmamış. Çalışmadan sonra en az bir yıl boyunca bu durum devam etmiş. Kanada’daki Alberta Üniversitesi’nde çalışan Dr. James Shapiro, bu sonuçları diyabet tedavisinde “ileriye doğru atılmış büyük bir adım” olarak nitelendiriyor. Bu çalışmada, sağlıklı pankreaslardan alınan insülin üreten hücreler, 7 hastanın karaciğerine bir kateter yoluyla injekte edilmiş. Aynı zamanda, nakledilen hücrelerin reddedilmesini önleyen ilaçlar da kullanılmış. Çalışmanın başarısının nakille bu ilaçların birlikte kullanılmasına bağlı olduğu düşünülüyor. Önemli bir komplikasyon çıkmamakla birlikte, uzun vadede oluşabilecek yan etkiler bilinmiyor. Ek olarak, her hasta için en az iki ayrı pankreastan alınan hücreler kulanıldığı için, verici (donör) bulmanın zor olabileceğini belirtiliyor. Sekizinci hastanın kriterleri yayınlanmaya uygun bulunmamış.
Kertenkele Salyasından Diyabet İlacı
Alman ''Gesundheit'' dergisinde yayımlanan habere göre, ABD'nin kuzeyinde yaşayan ve ''Gila-Monster'' olarak anılan zehirli kertenkele türünün (Heloderma suspectum cinctum) salyasında bulunan exendin-4 proteini kandaki şeker düzeyini düşürüyor, midenin boşalmasını yavaşlatıyor ve iştahı azaltıyor.
Hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor
Exendin-4 maddesinden geliştirilen sentetik exenatide maddesi, pankreasta ensülin üreten hücrelerin sayısını da artırarak şeker hastalığının ilerlemesini yavaşlattığı tahmin ediliyor. Exenatide maddesinin sadece ihtiyaç duyulduğunda, yani kandaki şeker düzeyinin yüksek olduğu durumlarda etki ettiği belirtilen haberde, klinik deneylerin devam ettiği kaydedildi.
Şeker Hastalığı Kalıtsal Bir Hastalık
Hastalığın kalıtsal ve tamamen genlerden kaynaklandığını vurgulandı.Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fulya Tanyeri, şeker hastalığı'nın (Diyabet) gen hastalığı olduğunu, durgun hayat, aşırı kilo ve sağlıksız beslenmenin, hastalığın bütün belirtileriyle ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını söyledi.
Şeker hastası sayısı artıyor
Prof. Tanyeri, halkın şeker hastalığı konusundaki duyarlılığının arttırılmaya çalışıldığını söyleyerek, "Nüfusumuz giderek yaşlanıyor. Şeker hastalarının sayısı da artıyor. Türkiye'de 20 yaşın üzeri insanların yüzde 7'si şeker hastasıdır. Bu çok büyük bir rakam. Halkımız bu konuda bilinçlenmeli ve kan şekeri ölçümü yaptırmalıdır. Kan şekerinin normali 80-110 miligram/desilitredir. Günün herhangi bir saatinde aç ve tok karına kan şekeri ölçülmeli. 200 miligram/desilitre üzerindeki ölçüm sonucu şeker hastalığı'nın varlığı anlamına gelir" dedi.
Diyabet genetik
Hastalığın kalıtsal ve tamamen genlerle alakalı olduğunu da açıklayan Tanyeri, hastalığın şeker ya da şekerli yiyecekler yemekten kaynaklanmadığına dikkat çekti.
Batı Tarzı Beslenme Hasta Ediyor
Diyetisyenlere göre bu tarz beslenmenin yol açtığı hastalıkların sayısı hızla artıyor. Kalp, yüksek tansiyon, şişmenlık, diş çürükleri, safra taşları, gut ve şeker hastalığı , felç ve kanser bunlardan yalnızca birkaçı. Astım, egzama, alerjik hastalıklar da beslenmeyle yakından ilgili. İlkel kabilelerin geleneksel beslenme biçimini bırakıp batılı beslenme biçimine geçtiklerinde de aynı sorunlarla karşılaştıklarına dikkat çekiliyor.
Şeker Hastaları! Bebeklerinizi Glutensiz Besleyin
Alman bilimadamları, şeker hastası olan annelere, bebeklerini ilk bir yıl glutensiz beslemeleri önerisinde bulundu.
1989 yılından bugüne kadar sürdürülen Babydiab isimli araştırmanın sonucuna göre Alman bilimadamları, annesi ya da babası 1. tip şeker hastası olan çocukların, bir yaşını doldurana kadar glutensiz beslenmeleri halinde, şeker hastası olma riskinin düşürülebildiği gözlendi. Buğday, çavdar, arpa ve yulafta bulunan gluten proteinin şeker riskini arttırabileceği düşünülüyor.Şeker gözleri tehdit ediyor
Dünyada 120 milyon, ülkemizde ise 2 milyon şeker hastası bulunuyor. Uzmanlar şekerin, tansiyon ile kalp ve böbrek hastalıkları gibi göz problemini de beraberinde getirdiğini söylüyor. Türkiye Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Aydın Yıldırım, şeker hastalarında “diabetik retinopati” adı verilen durumun, ağ tabakayı ve kan damarlarını etkileyerek körlüğe yol açabildiğini söyledi. Yıldırım bunun şeker hastalarında en tehlikeli komplikasyon olduğunu kaydetti.
Lazerle tedavi
Körlüğün en sık ve en önemli sebeplerinden birinin “diabetik retinopati” olduğunu belirten Opr. Dr. Yıldırım, “Gözün ağ tabakası böbrekle birlikte şeker hastalığında da birinci derecede etkilenir. Şeker hastalığı gözün yalnızca ağ tabakasını değil tüm dokuları etkilediğinden katarakt, göz tansiyonu, göz siniri felci ve kuru göz hastalıklarını da gözlemlemekteyiz” dedi. Şeker teşhisi konan 10 yıllık bir hastada retinopatinin görülme riskinin yüzde 50 olduğunu belirten Opr. Dr. Yıldırım, 30 yıllık şeker hastalarında görülme ihtimalinin yüzde 90’lara kadar çıktığını vurguladı.

Kadınlariçin.net