EDEBİYAT KÖŞESİ > SERBEST KÜRSÜ

ahmet davutoglu hoca kimdir?

(1/1)

eginli:
Ahmed Davudoğlu

    1912 yılında Bulgaristan’ın Deliorman Bölgesindeki Şumnu vilâyetine bağlı “Kalaycı” köyünde doğdu. Fakir bir çiftçi olan babası, köyde Dâvûd Hasan ismiyle anılırdı. Babası, din âlimlerini sever, onlara son derece hürmet ve itaat gösterirdi. Dedesi Dâvud Ağa meşhur bir pehlivandı.
    Annesi de son derece iyi kalpli, cömert, dindar bir insandı. Küçük Ahmet, yaramazlığından dolayı bir hocaya okunmaya götürülmüştü. Hoca Efendi “Bu çocukta okunacak bir şey yok. O Allah’a ibâdet ediyor. İnşâAllah büyüdüğü zaman din âlimi olacak.” demişti. Konuşmaya başladığında ilk öğrendiği şey “ezan, salavât duaları ve birkaç küçük sûre” olmuştu.
    İlk öğrenimini doğduğu köy olan Kalaycı’da yaptı. Rüşdiyeye 1924’te Ekizce’de devam etti. Medresetü’nnüvâb’ın lise kısmını 1933’te, yüksek kısmını ise 1936’da Şumnu’da tamamladı. Medrese tahsilini ilk üç kişi arasında bitirdiği için aynı yıl Mısır’a gönderildi. Ezher Üniversitesi, Şeriat Fakültesi’ni de üstün başarıyla bitirdi. 3’ncü sınıfta iken, Mısır’dan hacca gitti. Mısır’a vardığı sene annesini kaybetmişti Kendisine haber verilmediği için, tahsilini tamamlayarak 1942 yılında Bulgaristan’a döndüğünde acı haberi aldı.
    Bulgaristan’da kızıl işgal
    Bir süre, kendisinin de okuduğu Nüvvab Medresesi’nin önce lise, sonra da yüksek kısmında öğretmenlik yaptı. Aynı okula 1944 yılında müdür olarak tayin edildi. Aynı yıl Rus kızılordusu Bulgaristan’ı işgal etti. Şumnu komünist idâresinin baskılarına ve anarşist öğrencilerin eylemlerine karşı mücâdele verdi. 1945 Mayıs’ında Türkiye lehine casusluk suçlamasıyla tutuklanarak Sofya’daki askerî mahkemede yargılandı. Kızıl Bulgar zindanlarındaki ağır işkencelere, sırf müslüman olduğu ve İslâm’ı yaşamaya, yaşatmaya gayret ettiği için tâbî tutulmuştu. Uğradığı büyük zulüm ve haksızlığa rağmen metânetini hiç kaybetmedi. Bir aylık hapis hayâtından sonra, Rositsa’daki toplama kampında baraj inşaatında çalıştırıldı. 17 Kasım 1945’te hastalığı sebebiyle serbest bırakılarak eski görevine iade edildi. Müdürlükten istifa ederek bir süre öğretmen olarak çalıştı. Bir yağmur duâsı sonrası vaazı sebebiyle, ömür boyu hapisle tehdit edilince, Türkiye’ye başarısız bir kaçma denemesinde bulundu. Güçlükle elde ettiği pasaportla 31 Aralık 1949’da hanımı ve iki kızı ile birlikte Türkiye’ye göç etti.
    Türkiye günleri
    Ahmed Davudoğlu hoca, önce Adapazarı’nda bir akrabasının yanına yerleşti. İstanbul’daki Yedikule, Küçükefendi Camii’nde imamlık, sonra İstanbul ve Ankara’da vâizlik yaptıktan sonra 1951’de Bursa’da Orhangâzi müftülüğüne, 1953’te ise tekrar İstanbul’a dönerek Fatih kütüphanesi ve Süleymâniye kütüphânesi memurluklarında bulundu. Bu arada İmam Hatip Okulu’nda ders verdi. 16 Kasım 1959 yılında açılan Yüksek İslâm Enstitüsü’nde ders vermeye başladı. Öğretmenlikle beraber müdür yardımcılığı ve müdürlük görevlerinde bulundu.
     Fikir ve düşünceleri
    Davudoğlu Hoca inançlarına bağlı, yaşayışındaki sâdelik ve alçak gönüllülüğü ile temâyüz eden bir İslâm âlimidir. Aşırı muhâfazakarlığı sebebiyle yenileşme hareketlerine karşı çıkmıştır. Ona göre din “neşvünemâ bulmakla değil ancak çelik gibi durmakla ilâhî vasfını muhâfaza etmiş ve edecektir; Yenilik taraftarları ise farkında olmadan dîni tahrip etmektedirler.” Onun bu fikirleri benimsemesinde, Şeyhu’l-İslâm Mustafa Sabri Efendinin dostu, Mısır ve Bulgaristan’daki karşılaştığı bazı uygulamaların büyük etkisi olmuştur.
    Eserleri
•Buluğu’l-Meram (Selamet Yolları) Tercümesi
•Sahih-i Müslüm Tercüme ve şerhi
•Tibyan Tefsiri Tercümesi
•Mevkûfât Tercümesi
•Reddü’l-Muhtar (İbn-i Âbidîn) Tercümesi
•Ölüm Daha Güzeldi (Hatırâtı)
•Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri
•Kur’an-ı Kerîm Meâli
    Tüm din kardeşlerine vasiyeti
    Her şeyden evvel imanınızı korumaya çalışınız. Allah’a iman bize bahşedilen nimetlerin en büyüğüdür. O öyle paha biçilmez bir pırlantadır ki; kazanılması kolay fakat muhafazası son derece müşkildir. Çünkü insan ve cin şeytanlarından pek çok düşmanları vardır. Bunlar gece gündüz imanı sizden çalmak, sizi ondan ebediyen mahrum etmek isterler.
    Şunu hiçbir zaman unutmayın! Peygamber Efendimiz hazretlerinin bundan 14 asır evvel haber verdiği kıyamet alametlerinin küçükleri bu gün tamamen zuhur etmiştir. Bundan sonra sıra büyüklerindedir. Şimdi ergenlik çağına yetişen çocuklar anne babalarının gözleri önünde Allah’ı inkar ediyor. Dünyadan imansız giden bu çocukların yeri Cennet mi Cehennem mi? Anneler babalar bunun cevabını vermek zorundalar. Kendimizden mesul olduğumuz gibi evlatlarımızdan da mesulüz. Hangi anne baba yavrusunun ateşte yanmasına tahammül edebilir. İlk vazifemiz, imanımızı, çoluk çocuğumuzun imanını, temin ve muhafaza olmalıdır. Ondan sonra onun icatlarını birer birer yerine getirmeye gayret ediniz. Müslüman, kulluk edeceğine Allah’ına söz veren insandır. Bu sözü verip de ona kulluk etmeyen yalan söylemiş hilebazlık etmiş olur ki karşılığında cezayı hak eder. Çocuklarınıza dinlerini muhakkak öğretin. İbadetlerini yerli yerince bilerek tatbik etsinler. Onlara İslam adab ve terbiyesi üzerine yetiştirin. Bu vazifeleriniz çocuk dünyaya geldikten itibaren başlar. Ve hayatınız boyunca devam eder. İlk yapacağınız iş ona bir müslüman adı koymaktır. 5-6 yaşlarına girince namaza alıştırın 10 yaşına vardığında namaz kılmazsa onu hafifçe cezalandırın. Peygamber Efendimizin mübarek emri budur. Kur’an okumayı asla ihmal etmeyin. Zira Kur’an müslümanın her şeyidir. Yediğimiz ve yedirdiğimiz lokmaların haram mı yoksa helal mi olduğuna dikkat ediniz. Helale helal , harama haram deyin. Çünkü bunun aksini iddia küfürdür.
    Kız çocuklarının terbiyesine, tesettürüne hususi önem veriniz. Kıyamete yakın “giyinmiş çıplak” kadınlar zuhur edeceğini Peygamber Efendimiz 14 asır önce haber vermiştir. Bu gün bu mucize aynen zuhur etmiştir. Avrupa taklitçiliği çok tehlikeli bir hal almıştır. Bu gün adette, giyimde vs. hususta küffarı taklit moda olmuştur. Müslüman bilnen bir çok aileler Noel Baba, yılbaşı ve salon düğünü gibi şeylerde gayri müslimlerden aşağı kalmıyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz “Her kim bir kavime benzerse o da onlardandır.” buyurmuşlardır.
    Talebelerine vasiyeti
    Tedrisat sıralarında talebeye yaptığım tavsiyeleri burada da tekrarlıyorum. Sakın Ehl-i Sünnet Vel Cemeat yolundan ayrılmasınlar. Zira bu takdirde hakkımı helal etmem.
    Talebeme ve diğer din kardeşlerime şahsi vasiyetim şudur ki: Hayatım da Cenab-ı Haktan benim için hüsnü hatime, ölümümde de af ve mağfiret dilesinler beni hayır dua dan mahrum etmesinler . Vefatımı duyanlar cenaze namazıma koşsunlar. Buralarda ölürsem Hz. Ebu Eyyüb El Ensarî kabristanına defin olunmamı vasiyet ederim. Cenazemde bid’atlere yer verilmemesini isterim. Varislerim imkan bulurlar da devrimi yaptırırlarsa memnun olurum. Bütün din kardeşlerim ahiret haklarını bana helal etsinler. Allah cümlesinden râzı olsun.
Kaynakça:
1- Ölüm Daha Güzeldi, Ahmet Davudoğlu, İst. 1979.
2- TDV İslam Ansiklopedisi, c. 9, s. 52-53.

http://muhacirin.blogcu.com/baslik-ahmet-davudoglu/1692166

mazhar:
 "Diyanet İşleri Başkanlığı`nın 1966 yılında 5-17 Eylül tarihleri arasında düzenlediği müftüler seminerinde yaptığı konuşmada `Dini nikahın önemini, resmi nikahtan sonra dini nikahın yapılmasının gerekliliğini` dile getirince zamanın medyasında bir anda hedef adam ilan edilen Ahmet Davudoğlu, `Devletin siyasi, içtimai, hukuki, temel nizamlarını dini esaslara uydurmak için propaganda yapmak` suçlamasıyla yargılandı. 22 Mart 1968 yılında mahkeme, bir yıl ağır hapis, dört ay Kırşehir`de zorunlu ikamet cezasına çarptırılan Davudoğlu, 1971 yılında emekliliğe sevk edildi.||Ömrünün geri kalan kısmını eserlerine veren Ahmet Davudoğlu, 7 Nisan 1983 tarihinde İstanbul`da vefat etti. Geçtiğimiz günlerde Hece Yayınları`nın tekrar bastığı bu hatıratın zengin ibret hazinesinden pay almaya bakalım."

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek