Gönderen Konu: Sınav için Kitap Okunur mu?  (Okunma sayısı 4825 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sınav için Kitap Okunur mu?
« : 14 Aralık 2011, 03:11:09 »

“Çok kitap okursanız okumanız hızlanır. E, sınavlarda  zamanla yarıştığımıza göre hızlı okumanın önemi ortadadır. Çok okumanın bir başka faydası da okuduğumuzu hızlı ve doğru anlamaktır; sınavlarda bu da çok önemlidir. Dolayısıyla sınavlarda başarılı olmak için çok kitap okumak gerekir.”


Bu sözler günümüz eğitiminin serlevha sözleri oldu şimdilerde. Kim demiş Türk çocukları kitap okumuyor diye? Artık eğitim camiasında herkes “okuma”nın ehemmiyetini anladı. İl ve ilçe eğitim müdürlükleri, devlet okulundan özeline bütün okullarda davullu zurnalı okuma plan ve programları yapılıyor. “Filan ilin valisi ve millî eğitim müdürü, bölgesindeki bütün okulların ilk dersini “okuma” dersi yapmış. Ertesi yıl SBS sınavlarında Türkiye’de …ıncı gelmiş. Üç yıl sonra SBS’de birinci, ÖSS’de ikinci olmuşlar…” Bunlar gazetelerin görünür haberlerinden. Sizin anlayacağınız, kitap okumamasıyla ünlü Türk toplumunda tepeden tırnağa bir okuma aşkıdır gidiyor. Artık bu gidişle Amerika’yı bile geçeriz değil mi? Zaten “Bir Türk dünyaya bedel”di. Meğer bu günleri görerek söylemiş söyleyen; artık dünya bizden korksun… mu? Bayram mı edelim şimdi?

Keşke öyle olsaydı… Ama yine kazın ayağı öyle değil.

Şahsen, yukarıdaki sözleri ve benzerlerini duydukça tüylerim diken diken oluyor.

Okumak, severek yapılmadıkça sürekli olmaz ve böyle okumak insana pek fazla bir şey katmaz. Severek… Peki nasıl olacak bu? “Sınavda başarılı olmak” için okuyan bir çocuktan bir gün kitap okumayı sevmesini bekleyebilir miyiz? “Okuma”ya böyle bir beklentiyle bakan çocuk için diğer derslerle kitap okuma arasında bir fark olmayacaktır. Derslerin sıkıcılığını bilmeyen var mı? Dünyanın en tatlı faaliyetinin adını “ders” koyun, birden bütün lezzetini kaybedecek ve bir angarya hâline gelecektir. Şu hâlde sınavda başarılı olmak hedefini göstererek kitabı “sevdirmek” mümkün gözükmemektedir. Sevdirmedikçe de devamlı kılmak muhal olacaktır. “Sınavda başarı” gayesiyle kitap okutulan çocuk, hedefine ulaşır ulaşmaz okumayı bırakacaktır. Çünkü bunun için okuyordu, hedef gerçekleştiğine göre artık okumak lüzumsuz… Peki, okumaktan milletimizin beklediği bu muydu?

Necip Fazıl’ın “Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı.” dediği rivayet edilir. Aynı o hesap: Okumanın ehemmiyetini sonunda anladık; ama yanlış anladık. “Sınavda başarılı olursunuz, öyleyse okuyun.” Ne düşük bir teklif! Dünyanın bütün yazarlarının ve kitaplarının yüzünü kızartacak bir okumaya yönlendirme hilesi. “Biz bu kitapları geceler boyu mum ışığında dünyanın bir zamanında gelecek çocuklar ‘sınavlarda başarılı olsun’ diye mi yazdık?” “Biz çocuklara sınav kazandırmak için mi yazıldık?” Öyleyse yazık olmuş emeklere… Bütün insanlığa ışık tutmuş binlerce kitabın büyüsünü bir anda bozacak, onları bakkaldan çikolata almak derekesine indirecek şekilde “oku- başar”, yani “ver ve al” menfaatçiliğinde bir anlayış… Sonunda buraya mı gelecektik? Çok da şaşırmayalım. Hayata menfaatle gözlerini açan ve menfaatle kapayan bir cemiyetten, daha ulvî bir sebeple okuma beklemek şeytandan meleklik beklemek gibi bir şey… O saf dimağları da böylece zehirliyor, Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “Arkalarından kahpe bir el gibi sinsice takip ederek hançerliyoruz”, ondan sonra da onlardan büyük ve mükemmel insan olmalarını bekliyoruz; ne ham hayal…

Okuma sevgisi, başarı havucu gösterilerek de başarısızlık sopası dayatılarak da aşılanamaz. Onun en netice alıcı yolu: Hakîkat sevgisi aşılamak… Her mevzûda hakîkati öğrenmek sevgisini-aşkını aşıladığınız insanın tabii olarak, suların yatağını bulması gibi okumaya yöneleceği muhakkaktır. “Ben neyim, kimim; ahlâk nedir; nerden geldim, nereye gidiyorum?” sorularıyla cedelleşmeye başlayan, “Allah-kâinât-insan; varlık-yokluk; irade-i cüz’iyye- irade-i külliyye; kader; bu dünya-öte dünya; mâverâ-mâsivâ…vb” meselelerle yüzleşmiş bir insanın elinden ekmeğini alabilirsiniz; ama kitaplarını alamazsınız.

Hakîkati de yüce bir mefkûre (ideal) uğruna öğrenmek sevdasını kaptıysa çocuk, onu artık kimse tutamaz.
Onun için kitap okumak artık basit ve pespâye bir “başarı” hedefine varmak için değil, kendini, tarihini, dinini, milletini; Batı’yı, Doğu’yu, Kuzey ve Güney’i; bütün dünyayı genişliğine ve derinliğine öğrenmek aşkıyla olacaktır. Bu çocuğun elinden kitap düşmez; “Okuma!” deseniz de okur. Böylesine bir merakın sonu olmadığından tam da hadîs-i şerîfte tavsiye edildiği üzere “Beşikten mezara” okur. Asıl okuma da bundan başkası değildir.

Kitap okumayı sevdirmenin bir  yolu da “yazma”yı sevdirmektir. Ahmet Selim Bey’in şu sözleri bu meseleyi izaha kâfidir: “Düşünce eğitimi yazma eğitiminden ayrılmaz. Yazma eğitimi almamış ve yazar olmasa bile yazmaya aşinalık kazanmamış bir insan; okumayı da sevmez. Ciddi okuyucunun mutlaka bir yazarlık aşinalığı vardır. (…)Okumak bir filmde bir oyunda rol almak gibidir, bakıp seyretmek değildir. Yarı yazmaktır okumak; yazma eğitimi vermezseniz düşünme ve okuma eğitimi de veremezsiniz.

Biraz yazar olmadan doğru dürüst okuyucu olunamaz ve yazmak için de neşretme imkânının ve niyetinin varlığı şart değil.”(1)



Cemil Meriç, okuma çılgını bir yazar… 39 yaşında -biraz da çok okumaktan- gözlerini kaybediyor. “Allah’ım, gözlerimi geri ver; ömür boyu günde yedi zeytin tanesi yiyeyim; okuyayım, okuyayım, okuyayım; râzıyım.” diyor. Okumak budur, gerçek okuyucu budur. Bakınız hasret ve sevdaları içinde “sınav kaygısı”nın kırıntısı bile var mı? Gözlerini kaybettikten sonra da okumayı bırakmamış; karısı, kızı, talebeleri ona kitap okumuşlar; Türk fikir hayatına gözleri sağlam yazarlara bile parmak ısırtan yüz akı eserler armağan etmiştir.

Meselenin bir başka hicranlı tarafı da şu: “Kitap oku!” deniyor da çocukların ne okuyacağı üzerinde hiç durulmuyor. Oysa her kitap bir insan tarafından yazılıyor ve insanların kötüsü iyisi olduğu gibi -yazarlarına bağlı olarak- kitabın da iyisi kötüsü oluyor. Öyle kitaplar var ki, sırf çocuğun ahlâkını bozmak için yazılmış gibi. Çocuk kendi hâline bırakılırsa kaliteli kitapları değil en rezillerini buluyor. Uyuşturucuya arkadaş vasıtasıyla alışıldığı gibi adi ve ahlâksız kitaplar da “arkadaş” tavsiyesi ile elden ele dolaşıyor. İşin bu tarafı umumiyetle ihmal ediliyor ve çocuğumuzun elinde kitap görmek bizi mutlu etmeye yetiyor. Oysa belki de elindeki kitabı okumaktansa ömründe hiç kitap okumaması daha iyidir. Çocuk yaşlarda iyi bir rehberlik şarttır. Yeni dikilen bir fidanın rüzgardan kırılmaması, hayvan veya insanlar tarafından çiğnenmemesi için yanına bir direk dikilir ve fidan ona bağlanır. Fidan büyüyünce bu direk çekilir, atılır. Aynı bunun gibi, belli bir dînî, ahlâkî, millî birikime ve olgunluğa erişinceye kadar çocuklarımızın kitap tercihinde rehbere ihtiyacı mutlaktır. Yanlış bir ilâcı kullandırmamakta ne kadar titizleniyorsak bu işte de o kadar, hatta daha fazla titizlenmeliyiz. En kıymetli varlığımız çocuklarımızı ite çakala yem yapamayız. (Bu mevzuyu da bir yazı olarak işlemek niyetindeyim)

“Peki çocuklarımızın sınavları ne olacak?” diyenleri duyar gibiyim. Endişeye mahal yok… Biz çocuklarımıza hakîkat sevgisini aşılayalım, bu sevgiyle kitap okuma merakı uyandıralım, emin olun, onlar “sınav aşkı”yla ulaşacakları başarıdan çok daha yükseklerine erişecekler ve hayatın en çetin imtihanlarını geçeceklerdir. Bir sebeple istediğimiz okulları kazanamasalar bile elimizde hakîkat sevgisi ile kitap okumaya devam eden taş gibi sağlam ve ağır, şahsiyetli evlâtlar kalacaktır. Daha ne isteriz?...

(1) Ahmet Selim, Aksiyon, 07. 12. 2009


Ahmet Tâlib ÇELEN - 13 Aralık 2011 Salı

Çevrimdışı siyah gül

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 28
Ynt: Sınav için Kitap Okunur mu?
« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2011, 15:28:18 »
çok güzel bir yazı Allah razı olsun. Okunmalı ama ne okunduğu da önemli kısmına çok katılıyorum.İmamhatipteyken çok fazla cinayayet romanı okumuştum ve psikolojim baya bozulmuştu