Gönderen Konu: Sırat-ı Müstegim, Doğruluk ve Dürüstlük[3 Aralık 2007]  (Okunma sayısı 11109 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net




 
Hafta:    6


Mevzu: Sırat-ı Müstegim, doğruluk ve dürüstlük


İyi araştırmalar..
« Son Düzenleme: 05 Şubat 2008, 23:52:44 Gönderen: isra »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı tunike

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 307
  • bir tebessüm bile sadakadır
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #1 : 03 Aralık 2007, 19:01:36 »
Kutsal kitabımızın 1 . suresi Fatiha'dır ve bu sure insanın Allah'a bir duasını bir talebini anlatır. Türkçesi:

1 / FATİHA - 1 :Bismillâhir rahmânir rahîm.


1 / FATİHA - 2 : El hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah'adir.

1 / FATİHA - 3 : Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân'dır, Rahîm'dir.

1 / FATİHA - 4 : Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün MALİK'idir.

1 / FATİHA - 5 : İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (sadece Allah'tan istenen özel yardım) isteriz.

1 / FATİHA - 6 :İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).

1 / FATİHA - 7 :sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı'nın ruhunu) ni'met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.
 


Fatiha Şerife üzerinde dikkatilice düşünürsek bu sure ile Allah'tan talebimiz bizi Sıratı müstakiyme ulaştırmasıdır. Üzerine nimet verdiklerinin yoluna ulaştırmasını istiyoruz. Dalalette kalanların yoluna değil, kurtulanların yoluna bizi ulaştırmasını istiyoruz.

Pek çok çeviride Sıratı müstakiym doğru yol olarak çevrilir. ve yine bu çevirilerin çoğunda hidayet kelimesi de doğru yol olarak çevirilir. Ancak bu terimler özel terimlerdir ve bunların ne olduğunu anlamak için Kuran'a bakmamız lazım.

4/NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

6 / EN'AM - 87 : Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6 / EN'AM - 88 : Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).
 
alıntı:siratkoprusu.com



öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #2 : 04 Aralık 2007, 00:12:31 »
Ruhulbeyan tefsirinden fatiha -serifde gecen (Sirati müstekim)in tefsiri
Bizi doğru yola ilet."

Burada biraz önce istenen yardımın mâhiyeti açıklanmaktadır. Sanki Allah Teâlâ kullarına: "Sizlere nasıl yardımcı olayım" diye soruyor, onlar da: "Bizi doğru yola ilet" diyorlar. İbâdet tamamlandıktan sonra sonunu duâ ile bağlamak şer'î bir kaidedir.
Tefsîr'de şöyle gelir: "Ancak sana kulluk ederiz." cümlesi tevhîdi ortaya koymaktadır. "Ancak senden yardım dileriz." cümlesi ise tevhîd konusunda yardım talebidir. "Bizi doğru yola ilet!" sözü, din üzre sâbit-kadem olmak içindir. O da ibâdeti ve yardım talebini gerçek anlamda îfâ ile olur. Çünkü hidâyet üzre sâbit-kadem olmak, ihtiyaçların en önemlisidir. Nebîlerin ve velîlerin Allah'dan en önemli dileği hep odur. Yûsuf (a.s.) "Beni müslüman olarak öldür" dediği gibi, Fir'avn'ın sihirbazları da "Bizi müslüman olarak öldür." demişlerdi. Sahâbîler de "Bizi ebrâr (iyiler) ile birlikte öldür" diye duâ etmişlerdir. Zira insan, işin dış görünüşüne aldanmamalıdır. Çünkü sonunda o hal değişebilir. Nitekim İblîs'e de, Bel'am bin Bâurâ'ya ve Bersîsâ'ya da böyle olmuştur.
Mevlânâ Celaleddin (k.s.) der ki:
Cihanda îblîs ve Bel'am gibi yüz bin
Mel'ûn gizli ve aşikâr zahir olmuştur.
Lâkin Cenâb-ı Hakk dünyâda ikisini meşhur etti.
Ki bu ikisi diğer mel'ûnlara şâhid olsunlar,
Diğer mel'ûnlar bunların hâlinden ibret alsınlar.

Kadı Beyzâvî Tefsîr'inde der ki: Böyle bir sözü, vuslata ermiş arif kişi söylediğinde; "Beni Sana giden yola erdir ki, bu suretle hâllerimizin riya karanlığı yok olsun. Bedenlerimizin zulmet perdesi açılsın ve nûr-i kudsünle aydınlanıp seni senin nurunla görelim", anlamını kasdeder.
Molla Fenârî der ki: Bunun asıl anlamı şudur: Allah'a giden yollar sonsuzdur. Nitekim Kutbü'l-muhakkıkîn: "Hakk'ın bilgisi ve takdîri sınırsızdır. Bilgi ve takdîr devam ettikçe kulun şevki de sükûnet bulup, zail olmaz." demiştir.
Sırat-ı müstakim, "İslâm milleti ve hakk din" demektir. Burada asıl maksada götüren vesîle, maksada benzetilmiştir. Çünkü din maksada götüren, Hak ise asıl maksad olduğundan dine sırat-ı müstakim denmiştir. Allah Teâlâ, her ne kadar mekândan münezzeh ise de kulun vuslata ermesi, başarıya ulaşması için mesafeler katetmesi ve âfetlere uğraması, sıkıntılara göğüs germesi gerektiğinden dîne, sırat (yol) denmiştir.
Kişi hidâyete ermiş olmasına rağmen "Bizi doğru yola ilet" demesinin pek çok yorumlan vardır:
1- Marifete erip hidâyete ulaştıktan sonra, şehvet ve gadab, istek ve düşünce, mal infâkı konusunda ifrat ve tefritten uzak, orta yola ermeyi islemektir.
2- Kişi her ne kadar ma'rifet-i ilâhiyye'ye bir delîl ile vâsıl olmuş ise 4e daha başka deliller vardır. "Bizi doğruya ilet" demek bize senin zâtına. sıfatına ve fiillerine delâlet eden her şeyi ögret demektir.
3- "İşte benim doğru yolum budur" (el-En'âm, 6/153) âyeti gereği, nefsin direnmesine rağmen mâsivâdan yüz çevirmeyi istemek ve bütünüyle Allah'a yönelmeyi dilemektir. Bu öyle bir yöneliş olmalı ki; Allah Teala, Îbrâhîm (a.s.) gibi kendisine oğlunu kurban etmeyi emretse tereddütsüz yerine getirmeli, İsmâîl gibi kesilmese bile, kesilmek için boyun vermelidir. Yûnus gibi kendisini denize atabilmelidir. Mûsâ (a.s.) gibi yüksek derecelere ulaşsa bile kendisinden Hızır'a talebe olması istenince derhal kabul edebilmelidir. Yahya ve Zekeriyyâ (a.s.) gibi, vücûdu testereyle ikiye ayrılarak öldürülecek olsa bile, emr bi'l-ma'rûf ve nehy ani'l-münker'den geri durmamalıdır.
Bu makam ehil olmayanlar için çok zor bir makamdır. Ancak "Kendilerine nimet verdiklerimin yoluna." denilmiş olması velîlerin ve nebilerin makamına teşvik ve bu yolu kolaylaştırmak içindir. Öldürülenlerin, vurulup kırılanların yoluna buyrulmamıştır. Aslında mutedil bir istikamet üzre olmak ve onda sebat etmek zor bir iştir. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (s.a.), "Hûd sûresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı."25 buyurmuştur. Çünkü bu sûrede "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" âyeti vardır. İnsan, yaratılışı, zahirî ve bâtınî güçleri açısından bir takım sıfatlara, rûhânî ve fıtrî kabiliyetlere sahihtir. Bu sıfat ve kabiliyetlerden her birinin ifrat ve tefrit tarafı vardır. Mü'mine gereken ifrat ve tefritten uzak, vasat olan orta yolu izlemek ve bu orta yol üzre kalmaktır. Orta yolu emreden pek çok âyet ve işaretler vardır. Nitekim: "Eli sıkı olma! Büsbütün eli açık da olma." (el-lsrâ, 17/29) âyetinde Allah Teâlâ, kullarına israf ile cimrilik arasında orta yolu emretmektedir.

Hz. Peygamber (s.a) hiç evlenmemeye, devamlı oruçlu bulunmaya ve geceleri hiç uyumamaya azmederek ibâdet etmenin hükmünü soran üç sahâbîye şu nasihatte bulundu: "Nefsinin sende hakkı olduğu gibi, hanımının da, vücûdunun da hakkı vardır. Öyleyse bâzan oruç tut, bâzan tutma. Gecenin bir kısmında namaz kıl, bir kısmında da uyu."26 buyurdu.
Bu hemen her işte böyledir. Aslolan, bütün hallerde orta yolu izlemektir. Nitekim Allah Teâlâ buyurur: "Namaz kılarken sesini pek yükseltme! O kadar da kısma! İkisinin arasında bir yol tut!" (el-İsrâ, 17/110) "Onlar ki harcadıkları vakit savurganlığa gitmez cimrilik de etmezler; bu ikisi ar

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1940
    • http://www.sadakat.net
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #3 : 04 Aralık 2007, 00:46:51 »
Bilgleriniz için teşekkür ederiz.
Muhterem sadakatliler;

Bu konu benim için önemli. Biraz kurcalayın şu kara kitapları sayın hoca efendiler. Olmuyor ama  : )
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com  :|:Herkonudan.com


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #4 : 04 Aralık 2007, 15:45:18 »
Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, doğru yol (sırat-ı müstakim) budur" (Alu İmrân, 3/51)

Kim Allah'a sarılırsa muhakkak ki o doğru yola iletilmiştir (Alu İmrân, 3/101).


Allah'a inandım (imân ettim) de ve müstakîm (istikamet sahibi, doğru) ol!.. " (Müslim, İmân, 67; Ahmed b. Hanbel, III 413, IV, 385).

Allah'tan korkmanız, takva sahibi olmanız ve doğru dürüst olmanız ne güzeldir!.. " (ed-Dârimî, Mukaddime, 19)

Abdullah İbnu Mes'ud el-Hüzelî (radıyAllahu anh)'nin anlattığına göre, bir adam kendisine "Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?" diye sordu. Ona şu cevabı verdi:"Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet'e ulaşacaktır." İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: "İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar...." (En'âm 152) Rezîn İbnu Muâviye'nin ilâvesidir).


Nevvâs İbnu Sem'ân (radıyAllahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah, bize iki tarafında iki ev bulunan bir doğru yolu misal veriyor. -Bir rivayette iki ev değil "İki sur" denmiştir- Bu evlerin açık olan kapıları vardır. Kapıların üzerine de perdeler çekilmiştir. Biri yolun başında, biri de onun yukarısında durmuş iki dâvetçi (gelip geçenlere) şu dâveti okuyorlar: "Allah cennete çağırır, dilediğini doğru yola eriştirir" (Yunus, 25).

Yolun iki yakasındaki kapılar ise Allah'ın hududu (yani yasakları)dur. Hiç kimse perdeyi açmadan bu yasaklara düşmez. Kişinin yukarısındaki davetçi, Rabbisinin vâiz'idir"

Tirmizî, Emsâl 1 (2863).

Rezîn, bu temsili, açıklar: Doğru yol; "İslâm'dır, kapılar; Allah'ın haramlarıdır, perdeler; Allah'ın hudududur (yasaklar); yolun başındaki dâvetçi; Kur'ân-ı Kerîm'dir. Bunun yukarısındaki davetçi; her mü'minin kalbinde yerleştirilmiş olan (bazan vicdan, bazan sağ duyu diye ifade edilen) hakkâniyet duygusu -ki, buna bazı hadislerde lümme-i melekîye de denmiştir vâizullah'tır."



İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı çelebi

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 43
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #5 : 04 Aralık 2007, 16:37:42 »
Sıratı müstekım:  En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri yol demektir.Bu cadde üzerinde dostoğru gidebilmek ise Dini Celile-i islamı doğru dürüs  yaşamak,Kur-anı Kerime ve sünneti seniyyeye tam bir mutabakat iledir.



Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yola gelirse kendi lehinedir. Kim de saparsa, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Sen onların üzerine vekil değilsin.(S. Zümer Ayt.41

Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur,(S.Yasin )


Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."(S.Neml Ayt.92)


Ebu şüreyh El-huzai r.a
Rasülüllah yanımıza gelerek:

Allahdan başka ilah olmadığına ve benim Allahın elçisi olduğuma şahitlik etmedinizmi?buyurdu.
Ashap;
Evet , şahit ettik.diye cevab verdiler.
Rasülüllah efendimiz (s.a.v)

Bu Kuranı kerimi ‘in bir tarafı Allahın, bir tarafı da sizin ellerinizde dir.ona sımsıkı sarılın ona bağı kaldıkca asla sapıtmayacak ve ondan sonra ebediyyen helak olmayacaksınız.buyurdu (Teberani- Terğib ve Terhib)

Sariye oğlu el-Irbad r.a
Rasülüllah endimiz( s.a.v. ) bize öyle bir vaz ettiki tesirinden kalpler ürperdi ve gözlerden yaşlar aktı.
Bunun üzerine biz:
Ya RasülAllah! Bu vaaz veda eden birinin vaazına benziyor. Bize vasiyette bulunun dedik.Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Size Allahın emirlerini yasaklarından gücünüz yettiğince kadar  sakınmanızı,başınıza tayin edilen kişiler köla dahi olsalar. Emirlerini dinleyip itaat etmenizi öğütlerim.Sizden yaşayanlar birtakım ihtilaflara tanık olacak .O zaman siz benim ve kendilerine  hidayet verdiği (hulefa-i raşidin) in sünnetine uyunuz. Onlar, sünnetimi azı dişleri ile ısırmışlardır./sım sıkı sarılmışlardır. Sonradan uydurulmuş şeylerden sakınınız. Çünkü bütün bidadler sapıklıktır.

 Mektubatı Rabbani de
Gençlik zemânını büyük ni’met biliniz! Elden geldiği kadar, bu zemânı, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmakla geçiriniz! Bunun için de, herşeyden önce, i’tikâdı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine göre düzeltmek lâzımdır. İkinci olarak fıkh bilgisini öğrenmeli ve işleri, bu bilgiye uygun yapmalıdır. Ancak bunlardan sonra, tesavvuf yolunda ilerlemeğe sıra gelir. Bunları yapabilen, felâketlerden kurtulur. Yapmıyanlar kurtulamaz.



Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları ma’nâlar doğrudur, kıymetlidir “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. Bunlara uymıyanlar kıymetsizdir. Çünki bu ma’nâları, Eshâb-ı kirâmın ve Selef-i sâlihînin eserlerini inceliyerek elde etmişlerdir. O hidâyet yıldızlarının ışıkları ile parlamışlardır. Bunun için, ebedî kurtuluş bunlara mahsûs oldu. Sonsuz se’âdete bunlar kavuşdu. Allah yolunda giden kâfile bunlar oldu. Kurtuluş, ancak Allah yolunda bulunanlar içindir.



İ’tikâdı ve ameli doğrultdukdan, bu iki kanadı ele geçirdikden sonra, Allahü teâlâya yaklaşdıran [ya’nî sevgisine kavuşduran] yolda ilerlemek sırası gelir. Zulmânî ve nûrânî konakları aşmağa başlanabilir. Fekat şunu iyi bilmelidir ki, böyle konakları aşarak yükselebilmek ancak, yolu bilen, yolu gören, yol gösteren, kâmil (yetişmiş) ve mükemmil (yetişdirebilen) bir rehberin teveccühü ve tesarrufu ya’nî idâre etmesi ile olabilir. Bunun bakışları, kalb hastalıklarına şifâ verir. Onun teveccühü, ya’nî kalbini bir kimseye çevirmesi, kötü, çirkin huyları insandan siler, süpürür. Bunun için önce, bir rehber aranır. Allahü teâlâ, lutf ve ihsân ederek, bunu tanıtırsa, bunu tanımağı en büyük ni’met bilmelidir. Ondan ayrılmamalıdır. Ona ve bütün emrlerine uyulur. Abdüllah-i Ensârî buyuruyor ki, (Yâ Rabbî! Dostlarını nasıl yapdın ki, onları tanıyan, sana kavuşuyor. Sana kavuşamıyacaklar, onları tanıyamıyor). Kendi arzû ve isteklerinden geçer. Onun isteklerine uyar. Hiçbir isteği kalmaz. Ona tâbi’ olmağa cânla, başla uğraşır. Se’âdetini, onun emrlerini yapmakda bilir. Uyduğu rehber de, isti’dâdına elverişli olan vazîfeyi, buna emr eder. Zikri veyâ teveccühü, yâhud murâkabeyi işâret eder. Yalnız sohbetin kâfi olacağını anlarsa, yalnız bunu emr eder. Bir kâmil ve mükemmilin sohbeti ele geçerse, tesavvuf yolunda ilerleten şartlarından hiçbir şarta, artık lüzûm kalmaz. Tâlibin hâline uygun gördüğünü, ona emr eder. Şartlardan ba’zısında kusûru olursa, onun sohbeti, bu eksiklikleri temâmlar. Teveccühü, kusûrlarını giderir. Böyle bir sohbet ile şereflenemiyen bir kimse, eğer murâdlardan, seçilmişlerden ise, onu çekerler. Sonu olmıyan lutflarla, onun işini bitiriverirler. Kendisine lâzım olan her şartı, her edebi ona bildirirler. Tesavvuf yolunda ilerlemesi için, eski büyüklerden ba’zısının rûhlarını ona rehber, vâsıta yaparlar. Çünki, Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesi şöyledir ki, bu yolun konaklarını aşabilmek için, büyüklerin rûhlarını vâsıta, sebeb kılmışdır. Bu kimse, eğer mürîdlerden ise, bunun işi, rehbersiz tehlükeli olur. Rehber buluncıya kadar, rehbere kavuşdurması için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Tesavvuf yolunda gözetilmesi lâzım olan şartları da öğrenmesi ve bunlara ri’âyet etmesi lâzımdır. Bu şartların en başda geleni, nefse uymamakdır. Bu da, vera’ ve takvâ ile olur. Vera’ ve takvâ, harâmlardan sakınmak demekdir. Harâmlardan sakınabilmek için, mubâhların lüzûmundan fazlasını terk etmelidir. Çünki mubâhları, [ya’nî yasak olmıyan şeyleri], alabildiğine yapan kimse, şübheli olanları işlemeğe başlar. Bunlar ise, harâma yakındır, ya’nî harâm işlemek ihtimâli çok olur. Uçurum kenârında yürüyen, içine düşebilir. Demek ki, harâmdan sakınabilmek için, mubâhların fazlasından kaçmak lâzımdır. Bu yolda ilerlemek için vera’ sâhibi olmak şartdır dedik. Çünki insanın işleri, iki şeyden biridir: Yâ emr edilen şeydir, yâhud yasak edilmiş şeylerdendir. Melekler de, emr edilen şeyleri yapmakdadır. Bunu yapmak, insanı ilerletseydi, melekler de, terakkî ederdi. Meleklerde, yasak edilen şeyden sakınmak yokdur. Çünki onlar, yasakları yapmıyacak şeklde yaratılmışdır. Yasakları işleyemezler. Onun için, meleklere birşey yasak edilmemişdir. Demek ki, terakkî etmek, yasaklardan sakınmakla olabilmekdedir.

Bu sakınmak ise, nefse uymamak demekdir. Allahü teâlâ, dinleri, nefsi isteklerinden kurtarmak için karanlık, kötü âdetleri yok etmek için gönderdi. Çünki nefs, hep harâm işlemek veyâ mubâhları lüzûmundan fazla yaparak, böylece harâma kavuşmak ister. Demek ki, harâmlardan ve mubâhların fazlasından sakınmak, nefse uymamak demekdir.( mktp. 286)


Cabir. r.a rivayet ediyor

Rasululah efendimiz (s.a.v.)hutbe okuduğu zaman  gözleri kızarır sesi yükselir ve heycanı artardı.sanki O, bir düşaman ordusunu korkutuyor ve  “akşam sabah  ordu size hücum edecek”  diyordu. Orta ve şahadet parmağını birleştirerek “Ben Peygamber olarak gönderildiğimde benimle kıyamet günün arası,bu iki parmağım gibiydi” derdi

Ve şöyle devam ederdi,

Sözlerin en iyisi Allahın kitabıdır. Yolların en iyisi Muhammed (s.a.v) min yoludur.
İşlerin en şerlisi uydurulmuş olandır . her bid at sapıklıktır
. Buyururlardı.
(Müslim ,ibni Mace)


Sariye oğlu ırbad rivayet ediyor.
Rasulullah endimiz (s.a.v.)
And olsunki,ben,size gece ve gündüze benzeyen, ay ışıklı bir gece gibi dalatten çıkarıp tertemizbir din üzere bıraktım. Bu hak dinden ancak mahvolmuş cehennemlikler sapar.

(İbn ebi kasım) Kitab’us Sünne

Cenab-ı Hak Sıratı müstakımin de sabit ve berkarar kılsın.


Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #6 : 04 Aralık 2007, 20:07:59 »
Şunlarki: Rabbimiz Allah dediler,sonra doğruluk üzere oldular;üzerlerine:Korkmayınız mahzun da olmayınız vaad olunduğunuz cennetle sevininiz biz dünya hayatında ahrette sizlere dostuz Orada canlarınızın çektiği her şey sizin için istedikleriniz sizin için yine orada..Gafur Rahim Zat’tan bir konuğa ikram edilir gibi hepsi size sunulacak Müjdeli haberler ile melekler gelecek. (Fussilet süresi Ayet 30.31.32.)

Kazi beyzavi tefsirinde bu ayati kerimeler için yapılan açıklamaları özet alacak olursak şöyleki:
--İman sahipleri öncelikle yüce Allahın yaratıcı besleyici büyütücü oldugunu onun tekliliğini dille ikrar ederler kalben imanları da kesindir.

--İman sahibleri üstte anlatılan iman durumundan sonra yaptıkları dogruluk youlnu tutarlar.

--Hemen her işte önce iman sonra da doğruluk gelir zetan imansız doğruluğun bulunması biraz zor our.

Doğruluk (istikâmet) manası üzerine hulefa-i Raşidinden Hazreti Ebu Bekr Hazreti Ömer Hazreti Osman Hazreti Ali efendilerimizin görüşleri şöyledir.
İmanda sebat yapılan işlerde samimi olup art niyet beslememek farzları farzların tamamlayıcısı parçalarının tam olarak yapmaktır..
Hazreti Ebu Bekir  (r.a.) soruldu;
 Doğruluk (istikamet) nedir?.
Şöyle anlattı:
Hiç bir şeyi Allah’ın zatına ortak etmemendir.
Hazreti Ömer (r.a.) soruldu oda doğruluğu (istikameti) Şöyle yorumladı :
Tilkiler gibi hilekarlık yoluna sapmadan dosdoğru emirleri yerine getirmen yasakalrdan kaçınmandır.İşte doğruluk budur.
Hazreti Osman (r.a.) ise Doğruluk (istikamet) Farz emirleri gereği gibi yerine getirmektir.
Bu kısım maalim’üt-Tenzil’den alınmıştır.

---Ehli sünnet bilginlerinden bazıları:
Doğruluk (istikamet)..
Emrini şöyle açıkladılar.
Doğruluk (istikamet) üç şekilde olur.
1)Dilde doğruluk
2)Kalbde doğruluk
3)Nefisde doğruluk

1)Dilde doğruluk Kelime-i Şehadeti deamlı okumasıdır.

2)Kalbde doğruluk İradenin dürüst, gerçekçi olmasıdır.

3)Nefisde doğruluk İbadetlere taatlara devam etmektir.


---Bazıları da şöyle demiştir.
Doğruluk (istikamet) 4 şeyle tamam olur
1)   Emre karşılık itaat.
2)   Yasağa karşılık korunma.
3)   Nimete karşılık şükür
4)   Cennette karşılık sabır.

Bu dörtlüğün tamamlanması başka dörtle olacaktır söyleki:
1) İtaat tamamı ihlasla olacaktır.
2) Takvanın tamamı tevbe ile olacaktır
3) Şükrün tamamı insan aciz olduğu bilmekle olacaktır.
4) Sabrın tamamı istenen şeyin yolunu kapanmakla olacktır.
İmam-ı Nesefi’den alınmıştır.

Fakih Ebulleys Semerkandi şöyle buyurmuşlardır.
Doğruluk odurki hemen her iman sahibi sayılacak on şeyi kendisine Allah’ın emri farz bile
-Dili gıybetten korumaktır.
-Başkaları için kötü düşünce beslememektir.
-Başkalarını alaya almaktan sakınmaktır.
-Gözü haram şeylere kapamalıdır.
-Gerçeği konuşmalıdır
-Allah yolunda mal harcamaktır.
-Savurganlık etmemektir.
-Nefs için üstünlük büyüklük istememektir.
-Beş vakit Namazı kılmayı bırakmamak.
-Ehli sünnet vel-cemaat itikadı üzerinde doğru gidiştir.
Tenbih’ül-Gafilin alınmıştır...


Dürret'ül Vâizin C.2 S.880. 882. 883. 884. 885.den alınmıştır...
« Son Düzenleme: 05 Aralık 2007, 19:04:20 Gönderen: kenz »
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı Eşraf

  • okur
  • *
  • İleti: 58
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #7 : 07 Aralık 2007, 15:12:37 »
---Ebû Amr (veya Ebû Amre) Süfyân İbni Abdullah radıyAllahu anh şöyle dedi:
- Yâ ResûlAllah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.
Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
- "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!" buyurdu.
Müslim, İmân 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61; İbni Mâce, Fiten 12.



---Ebû Hüreyre radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"(İşlerinizde) orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki, hiç biriniz ameli sâyesinde kurtuluşa eremez. " Dediler ki:
- Sen de mi kurtulamazsın, ey Allah'ın elçisi?
- "(Evet) ben de kurtulamam. Şu kadar var ki Allah rahmet ve keremi ile beni bağışlamış olursa, o başka!"
Müslim, Münâfikîn 76, 78. Ayrıca bk. Buhârî, Rikak 18, Merdâ 19; İbni Mâce, Zühd 20



---Doğruluk insanı birre (hayra) irşad eder, hayırlı işler de Cennet'e kılavuzluk eder. O kimse ki, doğruluk şiarıdır. Nihayet sıddık (vasfına müstehak) olur. Yalancılık da muhakkak insanı fücura (şerre) sürükler, şer de cehenneme götürür. O kimse ki yalancılık onun şi'arıdır. Nihayet bu kimse de Allah'ın (cc) divanında kezzab defterine yazılır...
Abdi'l Latifi'z Zebidi- Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi-Ank: 1975 C: 12 Sh: 146 Had.No: 199


Bu dünyanın cefasından sefasına nöbet gelmez.
Gâfil olma ilme çalış, geçen zaman geri gelmez

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: SIRAT-I MÜSTEGİM, DOĞRULUK VE DÜRÜSTLÜK[3 ARALIK]
« Yanıtla #8 : 08 Aralık 2007, 23:09:46 »
Yahya b. Muaz'ın şöyle dediği anlatıldı:
Doğru (istikamet sahibi) bir kimse olmanın bazı belirtileri vardır ki, onları sıralayalım.
1) Hiç bir engel bağ tanımadan,Yüce Allah'ın emrini yerine getirmeye koşmak...
2)Hiçbir yersiz tamaha kapılamdan herkese nasihatçi olmak...
3) titreyen bir kalb ile yüce Hakka ibadet etmek...
4) Şehvet duygularına kapılmadan dünyada görülen her şeyden ibret dersi almak...
5) Gaflete dalmadan unutmadan bu alemden sonraki alemi düşünmek...

Dürret'ül-Vâizin C.2 S.889
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN