Gönderen Konu: Son Osmanlıyı Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz  (Okunma sayısı 2523 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gül_Sultan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2139
Son Osmanlıyı Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz
« : 26 Eylül 2009, 12:40:33 »

Hanedanın Son Veliahtını Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz

Ziyaret için geldiği Türkiye'de hayatını kaybeden Osmanlı hanedanının son veliahdı Ertuğrul Osman Osmanoğlu, bugün Sultanahmet Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

Emine DOLMACI, Yavuz ÖZDEMİR, Sevim ŞENTÜRK'ün haberi
 
23 Eylül'de hayatını kaybeden hanedanın reisi, bugün taammüller gereği cenaze namazı kılınmayan Sultanahmet Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından II. Mahmud Türbesi Haziresi'ne defnedilecek. Osmanoğlu, vasiyetini, eşi Zeynep Tarzi Osmanoğlu'na sözlü olarak iletmiş: "Beni dedem II. Abdülhamid'in yanına gömün."

2 ay önce Türkiyeye gelmişti

Osmanlı'nın sarayda doğan son veliahdı Ertuğrul Efendi, iki ay önce ziyaret için Türkiye'ye gelmişti. Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi'ndeki 39 numaradaki Erel Apartmanı'ndan bir daire kiralamıştı. Çok istemesine rağmen 70 yıl boyunca ülkesine dönemeyen Osmanoğlu, 1912'de dünyaya geldiği Nişantaşı'nda vefat etti.

Hayatının önemli bir kısmını Amerika'da geçiren son Osmanlı'nın en büyük hayali Türkiye'ye gömülmekti.

Vasiyetine uygun olarak Sultan II. Mahmud Türbesi Haziresi'nde bir yer ayarlandı. Osmanoğlu'nun yakınları, cenaze merasimi için öncelikle Hamidiye Camii'ni düşündü. Ancak İstanbul Müftülüğü ve valiliğin girişimiyle cenaze namazının Sultanahmet'te kılınması kararlaştırıldı. Osmanoğlu, bugün öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından II. Mahmud Türbesi'nde yer olmadığı için hazireye defnedilecek.

Akşam hatim indirelecek

Akşam 19.00 ile 20.00 arasında Yıldız Çadır Köşkü'nde Osmanoğlu için hatim indirilecek ve dua yapılacak. Ailesi, pazar ve pazartesi 14.00 ile 16.00 arasında taziyeleri kabul edecek.

Bu arada, Ertuğrul Efendi'nin cenaze törenine, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül adına Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen'in katılacağı öğrenildi. Yurtdışında olduğu için cenazeye katılamayacak olan Başbakan Tayyip Erdoğan, aileyi arayarak taziyelerini iletti.

1840'ta yaptırılan Cağaloğlu'ndaki II. Mahmud Türbesi'nde Osmanlı padişahları II. Mahmud, Abdülaziz ve II. Abdülhamid'in mezarları bulunuyor. Bu türbenin de içinde bulunduğu II. Mahmud Türbesi Haziresi'nde ise dönemin önemli paşa, sadrazam, kaptan-ı derya ve Osmanlı hanedanından bazı kişiler yatıyor

Osman Ertuğrul OSMANOĞLU'nun özgeçmişi

II. Abdülhamit'in oğlu şehzade Burhaneddin Efendi'nin oğlu olan Osman Ertuğrul Osmanoğlu, 18 Ağustos 1912 tarihinde Yıldız Sarayı'nda doğdu.

Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının bütün fertlerinin Türkiye'den sürgün edilmesi nedeniyle babası ve kardeşiyle birlikte Viyana'ya yerleşen Osmanoğlu, 1933 yılında babasıyla birlikte ABD'ye gitti.

Babasının 1949 yılında vefatından sonra 1952 yılında Kanada merkezli bir madencilik şirketi kuran Osmanoğlu, 1991 yılında Osmanlı hanedanı ile benzer bir akıbeti paylaşan Afgan kraliyet ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi ve Dr. Pakize Tarzi'nin kızı Zeynep Tarzi ile evlendi.

Akıcı bir şekilde Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca konuşan, İtalyanca ve İspanyolca'yı anlayan Osmanoğlu, 1974 yılında yürürlüğe konulan af kapsamında ailenin diğer üyelerini takiben 1992 yılında Türkiye'ye geldi ve 2004 yılı içinde de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldı.

Daha ziyade New York Manhattan'da yaşamını sürdüren Osmanoğlu, ''Osmanlı Hanedanının Reisi'' ve ''Son Osmanlı'' olarak anılıyordu.

Zaman

Dünya geçer, İnsan göçer ancak kurtuluş Müttakîlerindir.

Çevrimdışı Gül_Sultan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2139
Ynt: Son Osmanlıyı Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz
« Yanıtla #1 : 26 Eylül 2009, 12:49:38 »

Son Osmanlı’nın ebedi istirahatgâhı hazır

İstanbul'da böbrek ve solunum yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü hastanede vefat eden, Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit'in torunu Osman Ertuğrul Osmanoğlu'nun cenazesinin defnedileceği II. Mahmut Türbesi Haziresi'nde hazırlıklar tamamlandı.

İstanbul Türbeler Müzesi Müdürü Hayrullah Cengiz, 23 Eylül 2009 tarihinde vefat eden Osman Ertuğrul Osmanoğlu'nun II. Abdülhamit'in oğlu şehzade Burhaneddin Efendi'nin torunu olduğunu söyledi. Osmanoğlu'nun vefatının ardından eşi Zeynep Osmanoğlu'nun kendilerine başvurarak II. Mahmut Türbesi'nde ya da haziresinde eşinin defnedilip edilemeyeceğini sorduğunu ifade eden Cengiz, ''Kendisine türbede uygun yer olmadığını, ancak haziresinde yer çıkabileceğini ifade ettik. Kendisi gelip burada yer tespiti yaptıktan sonra gerekli yazışmalar, yasal süreç başlatıldı. Şu anda defin için gerekli her şey hazır. İlgili yasal işlemlerin bitmesini bekliyoruz. Bakanlar Kurulu kararı alındıktan sonra defin işlemi gerçekleştirilecektir'' dedi.

Cengiz, 1840 yılında yaptırılan II. Mahmut Türbesi'nde şu anda Osmanlı sultanları II. Mahmut, Abdulaziz ve II. Abdülhamit'in mezarlarının bulunduğunu hatırlattı. Söz konusu türbe ile yanındaki Nef-i Fidan Sultan Türbesi'nde toplam 30 hanedan mensubunun mezarının bulunduğunu kaydeden Cengiz, ''II. Mahmut Türbesi Haziresi'nde ise dönemin önemli paşaları, sadrazamları, kaptan-ı deryaları ve Osmanlı hanedanından bazı şahsiyetler defnedilmiştir. Buradaki toplam mezar sayısı da yaklaşık 150 civarındadır'' diye konuştu. Cengiz, ''Gelecekte hanedan üyelerinden buraya defnedilmek isteyen olursa türbede yer var mı?'' sorusu üzerine, hazirede birkaç mezar yeri daha bulunduğunu belirterek, ''Yer müsait olduğu sürece gelecekte yapılacak definler konusunda bizim için herhangi bir sıkıntı yok. İnsanların en tabi haklarından biri yakınlarının yanına defnedilmektir'' dedi.
Osman Ertuğrul Osmanoğlu

II. Abdülhamit'in oğlu şehzade Burhaneddin Efendi'nin oğlu olan Osman Ertuğrul Osmanoğlu, 18 Ağustos 1912 tarihinde Yıldız Sarayı'nda doğdu. Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanının bütün fertlerinin Türkiye'den sürgün edilmesi nedeniyle babası ve kardeşiyle birlikte Viyana'ya yerleşen Osmanoğlu, 1933 yılında babasıyla birlikte ABD'ye gitti. Babasının 1949 yılında vefatından sonra 1952 yılında Kanada merkezli bir madencilik şirketi kuran Osmanoğlu, 1991 yılında Osmanlı hanedanı ile benzer bir akıbeti paylaşan Afgan kraliyet ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi ve Dr. Pakize Tarzi'nin kızı Zeynep Tarzi ile evlendi. Türkçe'nin yanı sıra akıcı bir şekilde İngilizce, Almanca ve Fransızca konuşan, İtalyanca ve İspanyolca da anlayan Osmanoğlu, 1974 yılında yürürlüğe konulan af kapsamında 1992 yılında Türkiye'ye geldi ve 2004 yılı içinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldı.

Osman Ertuğrul Osmanoğlu, ''Osmanlı Hanedanının Reisi'' ve ''Son Osmanlı'' olarak da anılıyordu.

Milli Gazete

Rabbim rahmetiyle muamele eylesin.
Dünya geçer, İnsan göçer ancak kurtuluş Müttakîlerindir.

Çevrimdışı setre

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1146
  • Hâzâ Tezülü
Ynt: Son Osmanlıyı Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz
« Yanıtla #2 : 26 Eylül 2009, 13:23:56 »
Hz.Allah rahmet eylesin.
Hep ertelediğim zaman,bir türlü varamadığım diyardı...

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Son Osmanlıyı Sultan Ahmet'te Uğurluyoruz
« Yanıtla #3 : 08 Nisan 2012, 09:46:12 »
Hanedan kovulurken mallarını kim kaptı?


Şu köpek kadar dahi talihli değilim. O vatanımı görecek, suyunu içecek, ekmeğini yiyecek.... Ama ben..."



Bu insanı kahreden cümleleri kuran kişi, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz 'Son Saraylı' Neslişah Sultan'ın babası Ömer Faruk Efendi'den başkası değildir. Yıl 1952'dir. Eşi Mihrişah Sultan köpeğiyle birlikte vapura binerken vatan hasretinin buruklaştırdığı içini kelimelere böyle dökmüş Ömer Faruk Efendi.

Osmanlı hanedanının yurtdışına gönderilmesi, tarihin en büyük varlık transferlerinden birine sahne olmuştu aynı zamanda. Kendilerine sadece 10 gün süre tanınan hanedan üye ve mensupları, ellerinde ne var ne yok satmışlar veya birilerine devretmişler, sonra da Çatalca'dan trene bindirilip gönderilmişlerdi bilinmeyen şafaklara. Sürgün bitecek gibi değildi. Çünkü çıkan kanunda vatanlarından 'ebediyen' uzaklaştırıldıkları yazılıydı.

Varlık Vergisi'yle azınlıklardan ne kadar malın başka ellere geçtiği öteden beri konuşulur da, kendilerine 10 gün içinde ellerinde ne varsa satmaları, aksi halde el konulacağı söylenen Osmanlı hanedanının elinden bu kısa sürede ne kadar paha biçilmez malın kimlerin ellerine geçtiği üzerinde nedense hiç durulmaz.

Halbuki bu 10 gün, tarihimizin en büyük müzayedesine sahne olmuş, binlerce gayrimenkul ve değerli sanat eseri yok pahasına başka ellere geçmişti. Kâzım Karabekir, yabancıların, Yahudi komisyoncular eliyle bu eşyanın nasıl yurt dışına aktardıklarını pek güzel anlatır. 600 yıllık bir hanedanın soyulduğu bu 10 günün tarihi mutlaka yazılmalıdır.

Düşünün, Abdülmecid Efendi'nin Bağlar-başı'ndaki köşkü, bu kargaşalıkta onda bir fiyatına satılmıştı. Sonra da bu köşkün bir banka tarafından satın alındığı ortaya çıkmıştı.


 

Son saray kadınları ve sultanlar 1924 Mart'ında Sirkeci'de trene binip sürgüne giderken yakınlarıyla vedalaşıyor (Tarih Dünyası, 1950).


Sultan V. Murad'ın torunlarından Osman Selahaddin Efendi anlatmıştı. Babası Ahmed Nihad Efendi, Türkiye'den ayrılırken mallarını apar topar birilerinin üzerine tapulayıp gitmiş. Artık onların insafına kalmış, verirler veya üzerine yatarlar. Ne kadar talihliymiş ki, Şehzade'nin çocukları, tapuları verdiği insanların çocuklarından gayrimenkullerini geri alabilmişler. Ama çoğu aile bu kadar şanslı olamadı, mallar haraç mezat satıldı, kapanın elinde kaldı.

Bakın, şair Nigâr Hanım'ın oğlu Salih Keramet Nigâr -ki Halife Abdülmecid'in özel kâtibiydi- 1976 yılında kendisiyle yapılan söyleşide yurt dışına nasıl gittiklerini nasıl anlatıyor:

"48 saatlik bir müddet verilmişti. Halife, erkânı ile birlikte hemen hazırlandı. Bir polis arabasına bindik. Binerken Abdülmecid Efendi, milletimizin ve memleketimizin selameti için dua etti. Edirnekapı'ya vardığımızda gün ağarıyordu. Açtık. Çatalca'ya müteveccihen yola çıkıldı. Sirkeci'den trene bindirilmiyorduk. Çünkü hadise çıkma ihtimali vardı."

Salih Keramet Nigâr burada cereyan eden ilginç bir olaydan bahseder. Tam Çatalca'dan Simplon Ekspresi'ne binecekleri sırada Rumeli Demiryolları şirketinin Musevi âmiri koşarak yanlarına gelir. Halife Abdülmecid'in ellerine sarılır. Öper. Ve şu sözleri söyler:

"Osmanlı hanedanı, Türkiye Musevilerinin velinimetidir. Atalarımız İspanya'dan sürüldükleri, kendilerini koruyacak bir ülke aradıkları zaman, onları yok olmaktan kurtardılar. Devletlerinin gölgesinde tekrar can, ırz, mal emniyeti ve hürriyetine kavuşturdular. Onların torunlarına bu kara günlerinde elimizden geldiği kadar hizmet etmek vicdan borcumuzdur."


 

Saray mensupları ve sultanların Mart 1924'te Sirkeci'de trene binişlerini gösteren bu fotoğraf, Reşad Ekrem Koçu'nun koleksiyonuna aittir (Tarih Dünyası, 1950).

Abdülmecid Efendi'nin etrafında bulunan bazıları ağlamaya başlar bu hazin sözler üzerine.

Fakat Osmanlı hanedanına büyük saygısı olan Musevi vatandaş burada bırakmaz işi, onları yemeğe davet eder, karınlarını doyurur. Hürmette kusur etmemeye çalışır. Ve onları yolcular.

Salih Keramet Nigâr, bunları 91 yaşındayken anlatır. Dahası, Halife Abdülmecid Efendi'nin bir hatıratı olduğunu söyler. Sürgün yıllarını dikkatle hatıra defterine geçirmiştir son Halife ama onun nerede olduğuna dair sır vermez. (Sebil, 16 Ocak 1976)

Belki günün birinde bu hatıra defteri yayınlanır da, hanedan açısından o zor günlerin hikâyesini en yetkili ağızdan öğrenme imkânını buluruz.

Asıl üzücü olan nokta ise şudur: Hanedan üye ve mensuplarının Türkiye'ye girişlerine 50 yıl sonra izin verilmişti ya, bu izin de hırsızlar, katiller, anarşistler ve ırz düşmanlarına uygulanan afla birlikte çıkmıştı. Yani adi suçlular veya terör suçlularıyla birlikte affedilmişti Osmanlı hanedanı.

İlginç olan husus şudur ki, Meclis'te af kanunu görüşülürken, Burdur'un Tefenni ilçesinden 500'ün üzerinde telgraf çekilmiştir hanedanın affedilmesi için. Halkın hanedana gösterdiği sevgi ve saygının bitmediğini gösteren bu çarpıcı örneğe, Neslişah Sultan'ın birkaç gün önceki cenazesine katılan binlerce insanın görüntüsünü eklediğinizde bu sevgi ve saygının giderek arttığını görmek zor değil.

Bazılarının bastırılanın geri dönüşü dedikleri bu olsa gerek. Osmanlı, hanedanın kendisinden halkın arasına transfer oldu. Hanedanın asırlardır bir ayrıcalığı olan çok minareli camilerin her mahallede karşımıza çıkması boşuna mıdır sanıyorsunuz?


m.-armagan*zaman.com.tr.Zaman.Mustafa Armağan
http://twitter.com.mustafarmagan