Gönderen Konu: sosyal medya tehlikesi  (Okunma sayısı 1545 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
sosyal medya tehlikesi
« : 24 Ocak 2012, 10:29:49 »

Sanal Meşruiyet Alanı

Sosyal ağların günümüzdeki kullanımına baktığımızda gençlerin sosyal platformlarda kişinin kendi mahremiyetine zarar veren gerçek hayatta yapmayacakları, yapamayacakları birçok şeyi yaptıklarını, kendilerinde böylesi bir özgürlük gördüklerini gözlemliyoruz. Gerçek hayatta ailevi ve toplumsal etmenler nedeniyle ket vurulan birçok davranış internet ortamında meşruiyet kazanmakta (!) ve her birinin mantıklı bir açıklaması bulunmaktadır. Özellikle de İslami argümanların bu tarz davranışlara kılıf olarak kullanılmasıyla birlikte hassasiyetler abartı; dikkat ve hassasiyet ise art niyet olarak adlandırılmaktadır.

En çok ihlal edilen alanlardan biri mahremiyet ve kadın-erkek ilişkileridir. Bu rahat ortam kadın-erkek arasında korunması gereken bazı mesafelerin hızla ve cesurca ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Buna göre dindar bir bayan gerçek hayatta muhatabına göstermeyeceği bir fotoğrafı profilinde paylaşabilmekte, erkeklere rahatlıkla “İşte bu benim, beni beğen” in ve hakkımda “yorum yap”ın diyebilmektedir. “Özel mesaj” olarak devam eden “sosyalleşme” süreci, kendisini dönülmesi çok zor uçurumlara kadar götürebilmektedir. “Normal hayatta eline resmini alıp bekar erkeklere “Bak bu benim, beğendin mi?” diyemeyecekken bunu internet ortamında rahatlıkla yapabiliyor maalesef hanım kızlarımız.” demişti kıymetli bir büyüğüm. Tıpkı bu ifadesinde değindiği gibi genç kızlarımız ve erkeklerimiz gerçek hayatta taşıdığımız ya da taşımakla yükümlü olduğumuz hassasiyetleri sanal dünyada maalesef unutuyor ya da burada elde ettikleri özgürlüğü cüretkâr ve cesurca kullanabiliyorlar.

Bunun yanı sıra kurulan sanal dostluklar ve arkadaşlıklar, uzun süreli oyun odaları ve saatler süren internet kullanımları bize sunulduğu gibi insanların sosyalleşmesine vesile olmamakta; aksine bu ağlar kitleleri bir ekran karşısında saatlerce esir alan ve nihayetinde asosyal kişilikler üreten platformlara dönüşmektedir.

Bu asosyal kişilikler, suça ve günaha meyilli, isyankâr, sınır ve kural tanımaz, sınırları zorlamaya meyilli suç makinelerine dönüşmektedir. Sanal dünyada hiçbir sorumluluk ve kaygı taşımayan kitleler, gerçek hayattaki maddi ve manevi sorumluluklar karşısında bocalayabilmekte ve bunalım anlarında kendilerine fısıldayan şeytanın vesvesesine bir “kurtarıcı” hevesiyle sarılıp büyük hatalara düşebilmektedir.

Evli Gençler Dikkat!

Burada dürüst bir şekilde altını çizmemiz ve azami hassasiyet göstermemiz gereken bir konu var ki o da sağlam kalmış son limanlarımızdan biri olan aile müesseseleridir. İşin bekâr kardeşlerimiz ile ilgili tarafı yukarıda belirttiğimiz gibi iken, sosyal medya aynı şekilde evli çiftler için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kişi evliliğinin ilk yıllarındaki tozpembe dönemi geride bırakıp hayatın kendi gerçekliği ile yüzleştiğinde ve dahi hayatın rutinleri

büyüyü bozduğunda, yaşadığı normalleşmeye farklı anlamlar yüklemektedir. İşte şeytan tam da yaşadığı duygu karmaşasında, burada özellikle de internetin o özgür ikliminden ve sadece “kardeşane” bir sohbet ortamından fısıldamaktadır. Kişinin önce kafasını dağıtmak, zaman geçirmek ya da dertleşmek için başladığı sohbet ve dertleşme, zamanla kendisinde ve muhatabında kaymalara yanlışa meyletmeye neden olmaktadır. Bu durum, tam da Mustafa İslamoğlu’nun bir eserinde ifade ettiği gibi “Bu hissedilen duygu, o bunalım anında yalnızlığını dolduran kişiye duyulan bir minnet borcu”dur. Karşısındakine bir minnet ve bir duygu yüklemesiyle sonuçlanabilmektedir. En tehlikeli olanı ise bunu kendisine dahi itiraf edemeyerek, hesapsız dehlizlere doğru yol almaya çoktan başlamış olması ihtimalidir.

Taraflardan biri ya da ikisi de evli ya da bekâr olduğunda iş daha da içinden çıkılmaz bir hal almakta, zamanla konu telafisi mümkün olmayan mecralara kaymaktadır. Maalesef toplumda ve çevremizde buna uygun onlarca yüzlerce örnek var duyduğumuz ve bildiğimiz. Son dönemde boşanma oranları her yıl bir önceki yılın çok daha üzerinde olmakta ve yapılan istatistiklere göre boşanmaların %40’ı internet üzerinden gerçekleşen aldatma ve türevi hadiseler nedeniyledir. Araştırmalar ortaya koymaktadır ki Türkiye’de sadece 2011 yılı içinde onbinlerce evet ONBİNLERCE çift boşanmış, bunların ciddi bir kısmı da internet üzerinden yaşanan aldatma olayları nedeniyle gerçekleşmiştir.

Bir araştırmadan bulgularına bakacak olursak, internetin ailevi yıkımlara yol açmasındaki temel faktörleri şu şekilde ele alabiliriz: Az bilinene duyulan ilgi, erişim kolaylığı yani her şeyin sadece bir parmak uzaklığında oluşu, düşünme payı bırakmaması ve ani kararlar. Zaman sorunu olmadan her an ulaşılabilir olması, başlangıçta kimliği saklama kolaylığı nedeniyle rahat açılabilme ve üzerinde baskı olmadan kendini ifade edebilme cesareti ve merak etme duygusu da araştırmanın bulguları arasında.

Yine farklı bir araştırma da internet ve sohbet ortamlarının evliliklere etkisi ile ilgili olarak tanışma kolaylığı nedeniyle sanal/gerçek aldatma olaylarında ciddi artışlar yaşanması, sürekli sanal âlemde gezinme sonucu yaşanan depresyon ve mutsuzluğun aile hayatına sirayet etmesi, bağımlılık nedeniyle eşe yeterli vakit ayrılamaması ve sanal ilişkilerden dolayı eşten uzaklaşma ve soğuma gibi sonuçlara ulaşmıştır.

Dizilerin Rolü

Son dönemde TV ekranlarında boy gösteren dizilerden herhangi birinin senaryosunu incelediğinizde göreceksiniz ki tüm diziler gayri meşru ve gayri ahlaki ilişkiler, boşanmış aileler ve bunların meşruiyeti üzerine kurgulanmıştır. Biri akrabasıyla ahlaksız ilişki yaşamakta, diğeri nikâhsız ilişkiden olma çocuğunu hoş görüyle büyütmekte, bir diğeri ise boşanmış bir ailenin başarılı çocuğu rolündedir. Evlerimizde inançlarımızı ve değerlerimizi tehdit eden bu büyük tehlikeye karşı bir tedbir almanın vakti gelmiştir. Toplumun değer yargılarının ve inançlarının sistemli ve kontrollü bir şekilde sindirerek yıpratan ve çeşitli özgürlük başlıkları altında evlerimize tek tek sirayet eden bu büyük tehlike yukarıda belirttiğimiz sağlam kalan son limanlarımızı da yıkmak için gayret göstermektedir. Dizilerde görülen ve aslında bize pek de uzak olmayan boşanma olayı sanal dünyanın bizlere sağladığı özgürlük ortamında pervasızca alternatifler üretmekte ve bu en hassas anda kişiye şeytanın masum bir vesvesesi olarak görünmektedir.

Dizilerde işlenen ışıltılı dünyaya özenen gençlerimiz, bu dünyanın aslında kendi dünyalarıyla bazı “küçük” farkları olduğunu görmekte. İşte bu küçük farkları da yaşamlarına

monte edebilirlerse bu ışıltılı dünyanın onlara biraz daha yaklaşacağını düşünmektedirler. Bütçeleri milyon dolarlarla ifade edilen bu dev yapıtların çok uluslu emperyalist şirketler tarafından finanse edilmesi ve hamiliklerinin üstlenilmesi, tehlikenin ve asıl hedefin boyutları hakkında ipuçları vermektedir.

Günümüz Türkiye’sinde büyük bir kısmında geleneksel/İslami aile yaşantıları tüm canlılığıyla yaşanmakta olmasına karşın izlemekte olduğumuz hiçbir dizide meşru ve ahlaki hasletlere uygun İslami aile yapısı yer almamaktadır. Sıradanlaşma ve duyarsızlaştırma şeklinde bilinçaltına gönderilen mesajlarla toplum bu ahlaksızlıkları sıradan görmeye başlamıştır. Genellikle senaryolara sinsice gizlenen ve “çaresizlik” argümanıyla masumiyet kazanan gayri meşru ilişkilerin karşısında mutlaka daha önce eşinden boşanan “iyi bir adam/kadın” yer almakta. Zaten kendisi de gayrı meşru bir ilişki nedeniyle boşanmış olan ve ahlaksız kişiye sahip çıkan “iyi insanı” gıpta ile izler olduk.

Yine boşanma istatistiklerine bakıldığında yaşanan onbinlerce boşanma olayının nedenleri arasında; dizilerimizde son derece meşru ve güzel gösterilen, alkol, uyuşturucu kullanımı, haram para ve mal kazanma gibi toplumu ifsat eden etmenler en ön sıralarda yer almaktadır.

Sonuç olarak; toplumun ve dünyanın ıslahı gibi bir görevi omuzlarımıza yükleyen rabbimize ve toplumumuza karşı sorumluluğumuzun bilincinde ve bu tehlikenin de farkında olmalıyız. Şeytanın en masum yollarla işgal etme gayretinde olduğu zihinlerimizi onun emrine bırakamayız. Bizler toplumlara ve dünyaya yön vermiş bir neslin mirasçılarıyız. Bu mirasın hakkını vermeli, önce kendimizi, sonra en yakınlarımızı ve sonra da çevremizi bu tehlikeye karşı uyarmalı ve hatta engel olmalıyız.

İslam’ın bedenlerimize ve bilinçlerimize yüklediği bu ağır yük ruhumuzu daraltmıyor, göğsümüzü ağrıtmıyorsa eğer bu utanç bize yeter.

Hayatımızı tebliğ ve davet, ıslahatçı ve maneviyatçı bir mirası taşıma sorumluluğuyla selamlamalıyız.

Bugün bundan sonraki yaşamımızın ilk günüdür.

Selam, dua ve muhabbetle…

Ocak 2012

Süleyman KURT


  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik