Gönderen Konu: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?  (Okunma sayısı 17944 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı meftun

  • okur
  • *
  • İleti: 57
  • Bu Kültür Senin !
Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« : 24 Nisan 2011, 14:59:38 »

İslam coğrafyasında halkına karşı ılımlı politikalarıyla öne çıkan lider görüntüsünü veriyordu Beşşar Esed. Ta ki malum süreç Suriye'ye de sıçrayana kadar.

Bilindiği gibi sürecin ilk başlarında encamı ilk gören lider oydu. Arap liderlerin halklarının taleplerine kulak vermesinin zamanının çoktan geldiğini söyledi ve takdir topladı. O günden bu yana Suriye'de neler oldu. Suriye halkı bugün niçin ayakta ve Beşşar Esed gerektiğinde babasının Hama'da yaptığını yapmaktan geri durmayacağını gösteren uygulamaların altına niçin imza atıyor?

Burada Esed'in, Suriye halkının taleplerini tatmin edici şekilde karşılayıp karşılamadığı sorusu öne çıkıyor. Hama'da yaşananların hafızalardaki tazeliğini koruduğu bir süreçte ne oldu da Suriye halkı ve Suriyeli ulema Esed'in demir pençesiyle karşılaşmayı göze alarak sesini yükseltti ve kan aktı?

Sözün hemen burasında bir noktaya dikkat çekelim: Suriye'de olayları ulemanın yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Yönetimin halka mesajlarını başta Ramazan el-Bûtî olmak üzere dinî kimlikli insanların (dinî hizmetleri yürüten vakıfların yetkililerinin mesela) taşıması, olayların cami merkezli olarak ortaya çıkması gibi unsurlar bunun göstergeleri olarak okunmalı. Her geçen gün sertlik dozunu biraz daha artıran ve ulemanın sesinin kısılması amacıyla uygulamaya konulan tedbirler de bu noktada dikkate alınması gereken bir diğer önemli husus.

Kim ne derse desin, Suriye'de bu olaylardan önceki süreçte de "baskı" hissedilir boyutta mevcuttu. Ve o süreçte Ramazan el-Bûtî ve çizgisindeki alimler, yönetimi halkın taleplerine kulak vermeye ikna etmekten çok, halka yönetimin sinir uçlarına dokunmamayı telkin eden bir politika izledi. el-Bûtî halen aynı işlevini devam ettiriyor ve Müslüman halkın kendi sahici kimlik kodları üzerinde hareket etme talebini "fitne" olarak takdim ediyor. Bunun yerine Esed yönetimine, söz verdiği reformları vakit geçirmeden hayata aktarmasını telkin etmesi gerekirdi oysa.

Suriye halkı sürecin başında soğukkanlılığını muhafaza etmesini ne el-Bûtî ve onun çizgisindeki alimler, ne de Esed yönetimi doğru okudu. Şimdi gelinen noktada işe yaradığını düşündüğü "karartma" ortamında kendi halkının kanını akıtan Esed, bunu yapmak yerine sürecin başında Arap liderlere yaptığı çağrıyı hatırlamalı. Babasının Hama'da yaptığına benzer icraatın bir benzerini o da Der'a'da ortaya koyabilir. Hatta Kaddafi'nin işlediği hayati hayatı işleyip, İslam coğrafyasını bir kere daha "made in West" imzalı askerî ve ekonomik icraatların alanı haline getirebilir. Ama artık ne İslam Dünyası ne de Suriye halkı baba Esed'in dönemindeki gibi.

Fıkhu's-Sîre, Davâbitu'l-Maslaha gibi şaheserlere imzat atmış bulunan Ramazan el-Bûtî'ye ve onun çizgisindeki alimlere de bir sözümüz var: "Cihadın en faziletlisi zalim sultanın yanında adaletli söz söylemektir"1 hadisi herkesten önce size hitap ediyor. Meydanlara dökülen insanların gayrimeşru bir talebi varsa bunu engellemek de, Esed'i gayrimeşru uygulamaları terk edip halkının sesine kulak vermeye ikna etmek de sizin sorumluluğunuz. Bu noktadan sonra ne halkı yönetime itaate çağırmak, ne de yaşananları "fitne" olarak etiketleyip işin içinden sıyrılmak çözüm getirir...

1 Ebû Dâvud, "Melâhim", 17; et-Tirmizî, "Fiten", 13; en-Nesâî, "Bey'at", 37; İbn Mâce, "Fiten", 20; Ahmed b. Hanbel, III, 19, IV, 315.

E.SifiL

Yandım ebedi hüsnüne meftun olarak
Kar etti dilim ruhuma efsun olarak..

mazhar

  • Ziyaretçi
Suriye resmi sözcüsü Hüsnü Mahalli ve TRT Arap ne yapıyor
« Yanıtla #1 : 13 Haziran 2011, 23:53:14 »
Nedir bu Arapların Müslümanlardan çektiği, yıllardır Türkiye’de bazı çevreler Arap düşmanlığı yaptı durdu. Bu kez Türkiye’de özellikle muhafazakar sağcı gazeteciler ve televizyoncu arkadaşlar Arap devrimlerine karşı anlamsız bir kompleks ve kibir içersine girdiler. Devrimlerin arkasında İngiliz, Fransız, ABD, Ürdün ve Suudi Arabistan’ın silahlı çetelerinin varlığından dem vuruyorlar. Orhan pamuk kadar algılayamadılar Arap devrimlerini.

40 yıldır Fransız, İngiliz, ABD desteği ile diktatörlüklerini sürdüren zalim yöneticiler yeni nesil Arap gençliği tarafından diktatörlükleri devrilirken, özellikle sağcı muhafazakâr yazarlarımızın kafaları karıştı. Olayları algılamakta zorluk çekiyorlar. Bu arkadaşlar merak ediyorlar, giden zalimlerin yerine kimin geleceğini. Bu devrimleri birden bire kim böyle organize etti, bu gençler bu güne kadar nerde idi. Bunların arkasında kesin batılılar varmış. Arap halkı kendi başına bir şey yapamaz telaşı içine düştüler. Sayın Cumhurbaşkanı Gül geçtiğimiz hafta tahrir meydanında etkin olan genç aktivistleri Türkiye’de misafir etti ve onları kutladı.

Sayın Başbakan ise Beşşar ailesine işkence ve ölüm videolarının gayri insani olduğunu buna sessiz kalamayacağını ifade etti. Tunus da başlayan Mısır, Yemen Bahreyn Libya ve Suriye de devam eden isyanların üzerinden 6 ay geçiyor. Türkiye de özellikle muhafazakar gazeteci ve TV yorumcusu arkadaşlardan kaç tanesi merak edip de Tunus’a yemene Libya ya Mısır’a gitti? İstanbul’dan batılı yazarların çevirileri ile yorum yazarak TV programlarında Arap isyanlarına duydukları şüphe ile okurlarının kafalarını karıştırmaya devam ediyorlar.

40 gün Ortadoğu topraklarında bulunmamış.40 tane Arap genci, siyasetçisi, işçisi din adamı ile oturup 40 dakika sohbet etmemiş olan bu insanlar sıkılmadan TV ve gazete köşelerinden eksik ve yanlış bilgiler sunmaya devam ediyorlar. TRT Arap kanalı, İslam dünyası için beklenen başarılı yayını bir türlü yakalayamadı, çok eleştiri aldı. Suriye de 4 ayda 30 000 yaralı, 1500 ölü, 3000 kayıp, 10 000 gözaltı ve 12 000 göç yaşandı. Dünya medyası hala Suriye ye giremiyor. Suriye asıllı ve Baas partisi sempatizanı Hüsnü Mahalli TRT ARAP kanalında her hafta program yapıyor. Hüsnü bey 3 aydır ‘olayların çok büyütüldüğünü, Şam da hayatın çok sakin olduğunu, ölümlerin abartıldığını, olayların arkasında Ürdün ve Suudlu çetelerin işi’ olduğunu resmi TRT Arap kanalında söylemesi bizleri ve Suriyeli kardeşlerimizi çok üzdü.

Ara sıra hükümete yakınlığı ile tanınan 24 kanal ve TV net’ e sürekli bağlanarak,Türkiye’nin Kürt sorunu var. Evi camdan olan başkasının camına taş atmasın uyarısını yapacak kadarda cesur davranıyor. Müslüman Suriye halkının işkencelerle kanının akıtıldığını aylardır internet görüntülerinde izliyoruz. Fakat sağcı muhafazakar, yazar ve TV programcılarını anlayamıyoruz.

Şam kaynaklı haberler ve oryantalist Ortadoğu muhabirlerinin emeği üzerinden devrimleri sözde yorumlamaya çalışarak bölge halkına saygısızlık etmektedirler. Sayın İbrahim karagül ün hala katledenler değil de katliama uğrayan Müslüman Suriye halkına akıl vermeye kalkmasını şaşkınlık ve sabırla takip ediyoruz. Arap isyanlarını anlamakta zorluk çekenler Orta doğuya yakınlaşmalılar. Akıl, cesaret, uyanış, hikmet, vicdan ve ahlak gibi olguları Arap halkına çok görüyorlar. Orta doğudaki değişim Endülüs medeniyetinin- Arap Rönesans’ının habercisidir. Tarih tekerrür edecektir. Suriye de yaşanan tecavüzler, tarlaların ateşe verilmesi, hamile kadınların dövülmesi, çocukların katledilmesi 1992 Bosna ve 2008 Gazze’sine ne kadarda benziyor.

Bölgede ve Suriye’de ne olup bittiğini anlamak isteyenler arkadaşlar sayın Abdullah Gülden, Sayın Davutoğlu’ndan alacakları çok ders var anlaşılan. Hüsnü Mahallinin Müslüman mahallesinde salyangoz satması çok acı verici bir durumdur. Suriye’de kardeşlerimiz katledilirken Hüsnü Mahalli gibi profesyonel dezenformasyoncu, Baas aşığı bir insanı vergilerimizle desteklediğimiz TRT Arap kanalında görmek istemiyoruz. Allah tan sayın Başbakan konuşmaya başladı.

osmanatalay@yahoo.com
13.06.2011
TİMETURK

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriye resmi sözcüsü Hüsnü Mahalli ve TRT Arap ne yapıyor
« Yanıtla #2 : 26 Ağustos 2011, 00:09:45 »
Suriye'de katliam, Kuzuların sessizliği


Libya'da 42 yıllık Kaddafi devri sona erdi, Pazar günü Kaddafi’nin son kalesi Trablus isyancıların eline geçti.
 
Müslüman Libya halkının 42 yıldır gördüğü işkenceler baskılar hapishane infazları dönemi kapandı ve yeni bir dönem başlayacak, halkın yönetimden, ülkenin zenginliklerinden ve sosyal hayattan pay alma isteğinden başka bir derdi yoktu ama halkın bu isteklerine böcekler, fareler, aşağılaması ile yaklaşan Kaddafi 42 yılda öldürdüğü işkenceden geçirdiği sürgüne gönderdiği bu insanlar tüm yaşananların hesabını soracaklar. Kaddafi ve oğullarından, Ben gidersem El kaide gelir, Talibanlar gelir.
 
Akdeniz’i korsanlar basar sözleriyle batıyı ve dünyayı kandırmaya çalışan Kaddafi artık devrini tamamladı, Tunus, Mısır, Yemen, diktatörleri gibi tarihin çöplüğüne gitti.
 
Suriye’de halk ayaklanma başladığı günden bu yana ülkemizde İslami camiamız kuzuların sessizliğini yaşıyor. İstisnaları tenzih ediyorum.
 
Suriye Baas yönetimine karşı sevgi sempati besleyen birkaç yazar Suriye direnişini karalama ve Beşşar yönetimine şans verme gayretlerine şahit olduk, özellikle Şam devlet TV si, Radyosu ve Suriye dışişleri bakanlığının bültenleri ve raporları ile olayları değerlendiren hüsnü mahalli Türkiye de Suriye deki direnişi anlamaya çalışanların kafasını karıştırdı.
 
6 ay boyunca Suriye'de silahlı çeteler, Suud, Ürdün destekli selefiler, radikal İslamcılar, el Kaide türü gurupların kışkırtmaları türünden haberleri ile Türkiye kamuoyunu etkiledi ve hala çıktığı televizyon programından aynı dezenformasyon faaliyetini yürütmeye gayret ediyor.
 
Bir diğer kafa karışıklığı ise Suriye düşerse Filistin davası zarar görür ve İran’ın stratejik avantajı çok büyük yara alır siyaseti oldu. Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinden kaynaklanan Suriye de çatışmasız reform siyasetine dayalı iyimser stratejisini de farklı yorumlayan çevreler Beşşar’dan hayali bir reform beklentisine girdiler.
 
6 ayı geride bırakırken, Suriye istihbarat devletinin çocuk, kadın, genç ve yaşlı ayırt etmeksizin katliamlarına şahit olduk. En son geçtiğimiz hafta Lazkiye Filistin mülteci kampının denizden ve karadan saldırıya uğraması sonucunda 25 Filistinli Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti.
 
Suriye halkı, Âlimler Birliği, Müslüman kardeşler teşkilatı özellikle Türkiye ve İslam dünyasının resmi STK’larının sessizliği ve suskunluğunun sebebini sorgulamaya başladılar. Müslümanların katledildiği ortamlarda hak ve hukuk mücadelesi yapılması gerekirken, Suriye’nin diğer ülkelerle olan siyasi stratejik menfaat ve çıkarları hesap edilerek yaşanan katliamlara ahlaki dini değerlendirme yapmak yerine, siyasi çıkarcı bir bakış açısı geliştirildi.
 
Türkiye de İslamcı muhafazakâr, sağcı yazarlarımızın maalesef Suriye ve ‘Arap baharı’ olarak adlandırılan süreci anlama değerlendirme noktasında merhamet ve adalet bakış açılarının yara aldığını gördük.
 
Batının katliamlarına karşı şahin kesilen bazı kalemler Müslümanların doğulu zalim diktatörlerce katledilmesi karşısında klişeleşmiş bildik ABD, İsrail, emperyalist kışkırtmalar hikayelerinden söylem ve analiz üretmeye çalışıyorlar. Suriye Müslüman kardeşler teşkilatı yayınladığı bir bildiri ile, Suriye de olanlara tepkisiz kalan ya da belirsiz tavır içersinde olan Arap ve İslam ülkeleri ile İslami kuruluşlara tepki gösterdi. İslam dünyasını içinde bulundukları sessizlikten çıkmaya davet etti.
 
Arap birliği sekreterliği ve İKÖ’yü rejimin Suriyeli sivilleri kanla bastırmaya karşı aldıkları tereddütlü ve belirsiz konumdan çıkmaya çağırdı. Arap ve İslam kurumları, öldürme eylemine suskun kalarak o eyleme ortak olmaktadırlar, bu tereddüdü insan hakları belge ve yükümlülükleri ile uluslararası anlaşmaların apaçık ihlali olarak gördüklerini açıkladılar. Suriye halkının doğruluk, sadakat, halkı olarak kalacağını ilan ettiler.
 
Suriye de katliamlar devam ederken STK’ın ve yazar çizerlerimizin Suriye Müslümanlarının katledilmesi karşısındaki kuzuların sessizliğini oynamaları Türkiyeli Müslümanlardan beklenenleri boşa çıkarmaktadır.
 
Ortadoğu ve İslam dünyasında yaşanan temelleri atılmakta olan, mezhep ve etnik çatışma proje ve programlarını batının üzerine atma alışkanlığımız ve kolaycılığımız maalesef bizi bu gün inanılması güç gerçeklerle yüzleştirmektedir. Asıl Müslümanlar arası iç çatışmalar Müslümanların kendi arasındaki kavga da adaleti gözetmeme sorunundan kaynaklanan bir ilahi ceza gerçeğidir.

osmanatalay@yaho
22.08.2011
Tımeturk

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriye resmi sözcüsü Hüsnü Mahalli ve TRT Arap ne yapıyor
« Yanıtla #3 : 04 Eylül 2011, 00:22:14 »
[Suriye halkının yanında ve karşısında olanlar
 




2011 yılı Arap baharı veya Arap isyanları olarak tarihe geçti... Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki bu değişim uzun yıllar etkisini sürdüreceğe benziyor.

2011 Tunus'la başlayan isyan rüzgarları  Ortadoğu'da yeni sınırlar, yeni  liderlikler ve çatışmaları beraberinde getirecektir. Bu büyük çalkantılı dönem uzun sürecek olsa da sonunda taşlar yerine oturacaktır.

Suriye, İslam dünyasının turnusol kağıdı olmuştur. Bugün Filistin davasının sahte ve gerçek dostlarının kimler olduğu nasıl ortaya çıkıyor ise, Suriye'de  1970 yılından beri Müslümanların azınlık baas  yönetimi tarafından nasıl  siyasi,  ekonomik baskı ve  zulümlere  maruz kaldıklarına şahit oluyoruz.

Filistin davasının destekçisi görüntüsü altında1970,1982 ve 2011 yıllarında 20 bin Filistinli Müslümanı  Lübnan ve Lazkiye kamplarında baba -oğul Esatların nasıl katlettiklerini, tarih not etmiştir.

Suriye'de ramazan ayı boyunca Beşşar, katliamlarına devam ederken 5 ayda 2200 Suriyeli hayatını kaybetti. Dışişleri bakanı sayın Davutoğlu; geçmişte Suriye'ye karşı ABD  ve Batı'nın operasyon düşüncesi içersinde olduğu dönemde Suriye'nin  yanında olduğunu, bugün de Suriye halkının yanında olduklarını açıklaması çok doğru bir  ifade idi.

Sayın Cumhurbaşkanı Gül'ün de artık  Suriye'nin güven problemi oluşturduğunu ifade etmesi çok  önemli bir davranıştır.

Suriye'de yaşanan katliamlar karşısında  Baas yönetiminin  enformasyon atağına geçmesi çok  düşündürücü boyutlara geldi. Geçtiğimiz günlerde 40  seçilmiş gazeteci Suriye ye götürüldü. Bu gazeteciler  Baas propagandası altında birkaç şehri gezip tekrar Türkiye ye döndüler.

Suriye'de yaşanan olaylar konusunda Türkiye medyası,nın yazarların, bazı vakıf ve derneklerin  ikiye bölünmüş durumda olduklarını görüyoruz. Suriye'de yaşanan çocuk, kadın, erkek katliamları ve camilere, evlere, işyerlerine yapılan toplu tanklı saldırılar karşısında  Baas yönetiminin yanında olanlar ile Suriye halkının, sivil direnişinin yanında olanlar şeklinde iki inanç ve düşünce oluştu.

Suriye halkının karşısında olan cepheye baktığımızda bunlar Ak Parti hükümeti ve sayın başbakanın Suriye  halkının yaşadığı katliamlar karşısındaki duruşunu eleştiren ve hatalı gören  bir cephe oluştu. Genellikle İran, Rusya, Çin'in Suriye'de Beşşar yanlısı tutumunu destekler mahiyetteler.

Ulusalcı, Ergenekoncu ve eski İslamcı yeni sağcı muhafazakar olarak kendilerini tanımlayan birkaç gazeteci ve TV programcısı,  var güçleri ile Suriye Baas  rejiminin ayakta kalmasını savunmakta, Suriye halkının 40 yıllık diktatör  Baas yönetimine karşı olan direnişini Amerikan ve İsrail tezgahı olarak görmektedirler.

Türkiye de bu görüş 2 yıldır Suriye asıllı  Baasçı gazeteci, Hüsnü Mahalli tarafından  yalan ve yanlış  bir  dezenformasyon ile gerçekleri  saptırmaya yönelik işlenmeye devam ediyor.

Hizbullah lideri Hasan NasrAllah  yaptığı açıklamada Suriye'nin terörist İsrail karşıtı direniş guruplarını desteklediği için ülkeyi istikrarsızlaştırmak isteyen yabancılarca düzenlenen gizli bir tertibin kurbanı olduğunu ve Suriye'yi mezhep çatışmasına doğru itenler ülkeyi parçalamak  istediklerini söyledi.

Sayın NasrAllah 40 yıldır tek parti ile yönetilen bu ülkede  yüzde 70 Sünni halk bir gün parti kurup seçme seçilme şansına sahip olmadığını, Lübnan, Filistin kamplarında ve  en son geçen hafta Lazkiye 'de El Ramel Filistin kampında katledilen Filistinlilerin  Müslüman olduğunu, Hama'da, Dera'da, Lazkiye'de, Hums'da, Şam'da katledilen  Müslüman kardeşlerimizle  Baas arasında  neden hakem olamadığını, İsrail'e Golan topraklarını kaptıran  Nusayri azınlığın 30 yıldır İsrail'e tek kurşun atmadığını, Suriye Müslümanları mezhep çatışması olmaması için 5 aydır oyuna gelmezken, Suriye toprakları üzerinde siyasi ve ekonomik ulusal çıkarları olan İslam ülkeleri ve gurupları  kendi ulusal çıkarları tehlikeye girince ya mezhep çatışmasını, ya da ABD, İsrail ve batılı güçlerin oyunları ve hikayelerini dillendirmeye çalışmalarının cevabını izahını İslam dünyasına bir açıklasane kadar güzel olur.

Suriye  iç savaşını önlemek çok kolay, İslam alimleri toplanır kararını  verir. Ama soruna din, ahlak, peygamber eksenli değil, siyaset ve ulusal menfaat açısından bakınca ortaya ümmet değil, Ülke, mezhep  realitesi çıkıyor.

Filistin direnişi ve  davası  ne İran, Suriye ne de Suud,  Ürdün gibi ülkelerin tekelinde ve tapulu malı değildir. İslam dünyasının Ümmetin ortak davası mesuliyeti  vebalindedir.

Artık İslam dünyasının bugünkü içinde bulunduğu post modern iletişim çağında 1970 ve 80 yılların propaganda söylemleri ve teknikleri hiçbir işe yaramıyor.

İslam dünyası, Müslüman  Suriye halkının yanında olanlar ile zalim katil Baas rejiminin yanında olanlar olarak ikiye ayrılmıştır.

Bu hak ile batılın mücadelesidir.

Türkiye'de mevki makam iktidar tutkunu kafalar ile adalet,  vicdan  ve ahlaktan yana olanlar  ikiye ayrılmıştır.

Biz Suriye konusunda ramazan ayı boyunca  katle uğrayan mazlum Suriye halkının  yanındayız, Beşşar'ın değil.

Suriye, İslam dünyasının turnusol kağıdı olmuştur.

Mezhep kavgası olmamasını gerçekten isteyenler, Suriye halkının tercihine İslam'ın adaletine saygı duymalıdır.
osman atalay @ yahoo  com Tımeturk
31.08.2011

« Son Düzenleme: 03 Nisan 2012, 07:55:31 Gönderen: mazhar »

mazhar

  • Ziyaretçi
Kutsal olmayan kan: Suriyeliler
 


Resmi 1200 sivil Suriyeli, Esed rejimi tarafından katledildi. 10 000 kişi tutuklu. 30 000 kişi yaralı. Bu rakamlar bazı şahitlere göre zikredilenin iki katı kadar.

Suriyeli göstericiler, asker ile silahlı çatışma içinde olan bir halk değiller. Ölenlerin neredeyse tamamı sivil. Yaptıkları, sokaklarda rejimi protesto edip, geceleri meşaleleriyle yürümek. İstekleri özgürlük. Demokratik bir yönetimin kendilerinin de hakları olduğunu söylüyorlar. Dünyanın yüreği, bizlerin yüreklerimiz ne kadar kararmışsa artık bu meşalelerin ışığında bile bir türlü aydınlanmıyor.

Arap isyanları bana müslümanlık algımızı ve insanlık değerlerimizi bir kez daha sorgulattı. Zulmün tarifinin yeniden yapılmasının gereğine inandım. Haddim değil belki ama kavram tanımcılarının hoşgörüsüne sığınarak bir zulüm tanımı yapmak istiyorum: Zulmü nasıl algılıyoruz; İlle de İsrail yapmalı, ABD ya da Rusya yaparsa o da olur. Hristiyan bir haçlı müslümanın kanını akıtırsa yerde kalmamalı topyekun seferber olmalıyız.

Kendimiz birbirimizi öldürebiliriz. Kavgada öldürülen üçün beşin hesabını tutmak delikanlılığa yaraşmaz. Esed yada Kaddafi halkını katledebilir. Yaptıkları tabi ki kötü ama bu bizi sokaklara dökmez. O kadar da kanımıza dokunmaz. Yalnız biran önce bitirseler iyi olur.

Toplumsal olaylarda da durum böyle. Öğretmen çocuğun kulağınını çekse kıyametleri kopartırız. Tabii ki de çekmesin. Lakin anne veya babası öldüresiye dövebilir. Sağını solunu morartabilir. Bizi ilgilendirmez. Hatta görmemek için başımızı çevirip gözlerimizi kapatırız. Çocuğunun terbiyesini vermektedir.

Bir yabancı gelip de kadının birine bir tokat atsa, hepimizin delikanlılığı tutar. Kocası göz önünde bıcaklasa kılımız kıpırdamaz. Koca dayağından perişan halde karakola sığınan kadınlar tekrar dayakçı kocaya resmi ellerle teslim edilir bu da yetmez üzerine bir de nasihat verilir; kocan sever de döver de.

Acaib bir adalet anlayışımız var. Yakınlarımızdan gelen zulüm o kadar da kanımıza dokunmuyor. Maruz olanın hali, halet-i ruhaniyesi bizleri fazlaca ilgilendirmiyor.Yapan ne kadar yakını ise  zulmetmek için o kadar hak sahibidir. En yakınımızdaki mahrumiyetleri görmemezlikten gelebiliriz, uzaklardakine yüreğimiz dayanamaz.

Suriye’de olup bitenlere sessiz kalmamızın sebebi eğer siyaset gereği ise siyaset insan içindir. İnsanlık katledilirken kalanlara bu siyaset nasıl fayda sağlayacak? Yok ekonomi adına ise kanın değerini biçecek bir para birimi mi icat edildi? Esed asayişe bundan sonra hakim olsa Türkiye Ortadoğu politikasını onunla birlikte devam ettirse ve bundan da bizlerin menfaatleri hasıl olsa, asfaltın üzerinde kafasına sıkılan kurşunla öldürülmüş 7-8 yaşlarındaki masum çocuğun asfaltı ıslatan kanı ömür boyu peşimizi bırakır mı? Evet biz yapmadık. Müsebbibi de değiliz. Bu seyirci olmayı mı gerektirir. Yapana dur da mı diyemeyiz. Dillerimize vurulan kementin sebebi ne olursa olsun haklı olabilir mi?

Tarifi değişmiş bir adalet ve zulüm kavramımız var. Bir eylemin kötü olması için yapanın  kimliği önemlidir. Biz yaparsak sorun yok. Ama başkaları  zinhar yapamaz. Son iki ayda Suriye’de  Esed’in halkına yaptıklarını İsrail Filistin’de, Sırplar Bosna’da yapsaydı biz geceleri yataklarımızda uyuyamazdık. Kanımıza dokunurdu.

 Zulmün geldiği yer mi yoksa kanı akan milletin kimliği mi tepki göstermemiz için belirleyici bilemiyorum. Bir gerçek var ise Suriyelilerin kanı o kadar da kutsal değilmiş.  Akıtıldığında bizlere fazla dokunmuyor. Yerlerdeki öldürülmüş çocuk cesetleri, kafatasları parçalanmış insanların başında zafer sevinci içindeki Suriyeli askerler, yüreğimizin tellerine henüz dokunamadı. Seçimlerden sonra dokunacağına dair bir söylenti duydum. Buna yazacak yorumum yok.

Çifte standartlı müslüman olur mu? Biz yaptık oldu. Bırakın müslümanlığı insan olur mu? Biz yaptık o da oldu.
kevserikbal@gmail-com
07.06.2011
Kevser Topkar:Tımeturk
« Son Düzenleme: 03 Nisan 2012, 07:56:24 Gönderen: mazhar »

Çevrimdışı siyah gül

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 28
Ynt: Suriye resmi sözcüsü Hüsnü Mahalli ve TRT Arap ne yapıyor
« Yanıtla #5 : 09 Aralık 2011, 18:47:20 »
iyi söylüyorsunuz da bu devrimlerden sonra kimin başa geçtiği de önemli mesela Hüsnü Mübarek gitti ama onun sağ kolları onun zihniyetindeki insanlar hala iş başında Kaddafi gitti ama Nato geldi????????????

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #6 : 02 Şubat 2012, 09:53:59 »
Suriyeli alimler Esad rejiminden ayrılıklarını ilan etti
İdlib’de rejimden ayrılıp özgürlük ve değişim talep eden devrimcilere katıldıklarını ilan eden alimler heyeti ise bir bildiri yayımladı.
İdlib’de rejimden ayrılıp özgürlük ve değişim talep eden devrimcilere katıldıklarını ilan eden alimler heyeti ise bir bildiri yayınlayarak şöyle dedi: ‘Rejimin, adamlarının ve Şebiha’sının silahsız Suriye halkına karşı günlük olarak işlediği katliamlara bakaraktan ve rejimin işlediği bu katliamlar karşısında sessiz kalan yönetim alimlerine cevap olarak çok açık ve net bir şekilde Suriye halkının ve özgürlüğüne kavuşma talebinin yanında durduğumuzu ilan ediyoruz.’

Bildiride yönetimin alimlerine işareten şöyle dendi: ‘Bizler Hassun (Suriye baş müftüsü) gibi yönetimin alimlerine diyoruz ki; Allah’a temiz bir kalple gelenden başka malın da evladın da fayda vermeyeceği gün size rejim de adamları da Şebihası da fayda veremeyecek.’

Bildiride onurlu tüm alimler de heyete katılmaya çağırılarak şöyle eklendi: ‘Bizler ilim ve fazilet ehlinden heyete katılmalarını ve mazlum halkın yanında yer almasını talep ediyoruz.’
 

01 Şubat 2012 Çarşamba - 16:04-TIMETURK

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #7 : 10 Şubat 2012, 06:09:33 »
Suriyeli alimlerden askerlere çağrı!

Aralarında Uluslararası Müslüman Alimleri Birliği Başkanı Dr. Yusuf el Karadavi, Suudlu alim Selman Avde ve Mısır Müftüsü Dr. Ali Cum'a'nın da bulunduğu 107 ismin imzasını taşıyan bildiride, Esed rejimine bağlı kalmanın kabul edilemez olduğu vurgulandı. "Ordudan ayrılmalar ve ayrılanların Özgür Suriye Ordusu'na katılmaları için fetva veriyoruz." denildi.

İslam dünyasının tanınmış 107 aliminin imzasını taşıyan bildiride, "Muhalif Özgür Suriye Ordusu ve devrimciler, maddi ve manevi her alanda desteklenmeli, bu desteğin arasında Suriye'den büyükelçiliklerin çekilmesi ve Suriye yönetimine destek veren Rusya ve Çin'e protesto mesajları iletilmeli." denildi. Ordu ve güvenlik güçlerinin halkı katletmesinin kabul edilemez olduğu ifade edilirken, ordu ve güvenlik güçlerinin insanları öldürme emrine karşı gelmeleri ve bu emirlere karşı itaatsizlikte bulunmaları gerektiği aktarıldı. İslam alimleri, her yerde Suriye'deki devrim hareketini desteklemek için komitelerin kurulmasını isterken, bu komitelerin Suriye'deki halka gıda ve diğer insani maddeleri sağlamak için özellikle Türkiye, Ürdün ve Lübnan'da oluşturulması gerektiğini dile getirdi. Suriye'de yaşananlar için, "Rejimin suiistimalleri, zulmü ve kan dökmesi" ifadelerinin kullanıldığı bildiride, olup bitenler karşısında susanlar ve buna ortak olanlar için bir utanç olduğu kaydedildi. Müslüman alimler, halk devrimlerinin yaşandığı Mısır, Libya ve Tunus'ta da benzer fetvalar yayımlamıştı.

Samanyolu Haber

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #8 : 17 Şubat 2012, 22:55:43 »
Beyazıt tek yürek:'Şehitlere selam direnişe devam!'


Suriye'deki katliamlar bugün Beyazıt Meydanı'nda protesto edildi. Suriye'ye özgürlüğün emperyalist güçlerin eliyle değil, direnen halkın mücadelesiyle geleceği vurgulandı.

Baas diktatörlüğüne karşı direnen Suriye halkıyla dayanışmak, şehit düşen kardeşlerimiz için gıyabi cenaze namazı kılmak ve Esed rejimini protesto etmek için Türkiyeli Müslümanlar bugün Beyazıt Meydanı’ndaydı. Suriye Halkıyla Dayanışma Platformu’nun çağrısıyla Cuma namazında Beyazıt Camii’nde toplanan Müslümanlar, namaz sonrasında Baas diktatörlüğünü telin ettiler.

Özgür-Der, İHH, Mazlumder, Anadolu Platformu, Medeniyet Derneği, Araştırma Kültür Vakfı, Akabe Vakfı, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Hikmet Vakfı, Gençlik-Der ve İMKANDER gibi birçok İslami kuruluşun desteklediği etkinlik Beşir Eryarsoy’un, Suriye’de şehit edilen kardeşlerimiz için kıldırdığı gıyabi cenaze namazı ile başladı.

İstanbul’da son yıllarda yaşanan en soğuk havaya denk gelmesine rağmen önemli oranda katılımın olduğu eylemde “Esed Diktası Yıkılacak, Suriye Halkı Kazanacak!” “Katil Rusya Suriye'den, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol!” “Katil Baas Ordusuna Karşı Yaşasın Suriye Halkının Özgür Ordusu” “Zulüm, Katliam, İşkence Karşısında Susmak, Baas Despotizminin Suçuna Ortak Olmaktır!” vb. yazılı pankartlar açıldı. Ayrıca “İnsanlık Onuru Suriye'de Ölmesin!” “Golan İşgal Altında, Esad’ın Tankları Dera’da, Humus’ta, Hama’da!” “Kerbela'yı Tarihte Arama, Zamanın Kerbelası Hama'da!” “Suriye'ye Özgürlük Direnişle Gelecek” “Baas Despotizmine de, Emperyalist Müdahaleye de Hayır!” yazılı dövizler taşındı.

ÇÖZÜM “AllahU EKBER” NİDALARIMIZDADIR!

Namaz sonrasında platform adına katılımcılara hitap eden Ramazan Kayan, Suriye direnişinin BM’ye, ABD’ye ya da Rusya’ya dayanmadığına dikkat çekti. Kayan, şunları söyledi: “Çağın Yezidlerini ve despotlarını lanetlemek için buradayız. Humus’taki annelerden, bebeklerden özür dilemek için buradayız. Şanlı Suriye direnişimiz kendimize dönüşümüzün bir sembolü olmuştur. Bu direniş küresel güçlerin, emperyalizmin ve sömürgecilerin sonu olacaktır. Bu ümmet sorunlarının çözümü için Birleşmiş Milletler’i görmemektedir. Bu ümmet sorunların çözümünü birleşmiş yüreklerde görmektedir. Çözüm Washington’da, Moskova’da değil, çözüm zulüm karşısında göğe savrulan yumruklardadır. Çözümün adresi hançeremizden kopan ‘Allahuekber’ nidalarımızdadır. İnşAllah ümmetimizin sabahı yakındır.”

DİRENİŞ, ÖZGÜRLÜK ve ŞEHADET DE İSLAM’IN ŞARTLARINDANDIR!

Kayan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu izzetli direniş bize şunu öğretmiştir. İslam’ın 5 şartının dışında 6. şartının direniş, 7. şartının özgürlük 8. şartının ise şehadet olduğudur. Oluk oluk kan akarken direnişin arkasında başka güçlerin olduğunu iddia edenler ve bu durumdan komplo teorileri üretenler utanmalıdır. Gün mazlumların acısına ortak olma günüdür. 8000 şehit verilmişken sivil toplum kuruluşlarının ve STK’larımızın işi ağırdan alanları acaba ne zaman harekete geçecekler? Bugün Hüseyin’in ruhu, Kerbela ruhu burada olmaktır. Geçmişte Somali, Bosna ve Çeçenistan ile imtihan eden Rabbim bugün bizleri Suriye ile imtihan etmektedir. Suriye direnişimiz duyarsızlaşan, dünyevileşen Müslümanlara bir dirilme mesajı vermiştir. Ne mutlu hayatlarını ortaya koyanlara ve direnenlere.”

SURİYE HALKI BU TAVRINIZI UNUTMAYACAK!

Eylemde Hamalı İslam âlimi ve mücadele adamı Hatem Tabşe de söz aldı. Tabşe, Suriye direnişine sahip çıkanlara teşekkür ettiği konuşmasında şunları söyledi: “30 yıl önce Hafız Esed Suriye halkına ve İslam’a karşı savaş açtı. Bunu Hama’yı vurarak yaptı. Şehri yerle bir etti. 35.000 insanımızı şehit etti. 60.000 insanımızı esir etti. O savaş aslında siyasi bir savaş değildi. İslam’a karşı yapılmış bir savaştı. Aslında bu Hama’da işlenen ilk katliam değildir. Daha öncede 1974 yılında bir grup Hamalı camideyken bombardımana tutulmuş ve cami yerle bir edilerek katledilmiştir. O günlerde muazzam bir medya karartması vardı. Dünyanın yapılan katliamlardan haberi yoktu. Bugün sizin gibi özgür bir medya yoktu. Bugün Suriye’den gelen rakamların abartıldığı iddia edilmektedir. Aksine bu rakamlar abartılmamaktadır. Bugüne kadar 20.000’e yakın şehidimiz vardır. 70.000’in üzerinde tutsak kardeşlerimiz vardır. Bu tutsak kardeşlerimiz akla gelmeyecek türde işkencelere maruz kalmaktadır. Tutuklanıp serbest kalabilenler tekrar ölüme yürümektedirler. Yaşlı- genç, kadın-bebek demeden işkence yapmaktadır. Suriye halkı bu tavrınızı unutmayacaktır. Bu tavrınız direnişimize destek sağlayacaktır.”

Konuşmaların ardından Rüştü İzgören’in öncülüğünde yapılan duaya hep bir ağızdan “âmin” diyen topluluk eylem boyunca tekbirler getirdi ve şu sloganları attı: “İstanbul’dan Humus’a Direnişe Bin Selam!” “Ya Allah Menne Ğayrak Ya Allah” “Yaşasın Suriye İntifadası!” “Lebbeyk, Lebbeyk, Lebbeyke Ya Allah!” “Katil Rusya Suriye’den Defol!” “Katil ABD Ortadoğu’dan Defol!” “Eş’şab, Yurid, İskat’en Nizam!” “Katil Esad Suriye’den Defol!” “Hama’ya, Humus’a Direnişe Bin Selam!”

timetürk















mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #9 : 17 Şubat 2012, 23:07:46 »

Suriye’yi Gazze ve Bosna gibi görmeliyiz

Suriye’de halk direnişi devam ederken gelinen nokta gerçekten içler acısı bir durum. Humus şehri bir aydır abluka altında elektrik,su gıda ilaç sıkıntısı had safhada insanlar yaralılarını korktukları için, hastaneye götüremiyor evlerde tedavi etmeye çalışıyorlar.En korkunç olanı ise ölülerin apartman ve evlerin koridorlarında birkaç gün bekletip uygun bir zamanda cenaze işlemi yapmaları.

Suriye’nin bir çok kenti top, tank, uçaksavar ateşi altında mücadele veren bir halkın direnişine sahne oluyor.Her geçen gün ölü,yaralı ve tutuklu sayısı büyüyor.Uluslararası Alimler birliği başkanı Dr. Yusuf el Kardavi geçtiğimiz hafta tüm İslam ülkelerini Suriye halkına destek vermeye çağırdı.Bazı Arap ülkeleri Suriye elçiliklerini kapatma kararı aldılar.

Suriye yönetimi artık cenazeler kalkarken bile katliam yapmaya devam ediyor, Arap Birliği , BM genel kurulunda bu kez Suriye için yeni bir koalisyon yeni bir oluşum peşinde,Sayın Ahmet Davutoğlu ise yoğun diplomasi trafiği çerçevesinde BM İnsan Hakları Komisyonu İnsani yardım girişimlerini bir an evvel başlatmak için bir dizi temaslara başladı.

Suriye halkı 40 yıldır yaşadığı bu zalim yönetimden kurtulmanın savaşını verirken Muhalefetin, bazı eksiklikleri ve zayıf yönlerini görmemiz bunu kabul etmemiz gerekiyor. En önemli eksikliğinin tek partili baskıcı baas yönetimi altında maalesef örgütlenme ve özgür çalışma kültürü ve ortamından mahrum oluşlarının bu gün zorluklarını yaşıyor olmalarıdır.

Yurt dışında ve Suriye içinde bulunan muhalif direniş hareketinin eleştirilmesi yıpratılmasına şahit oluyoruz. Suriye istihbaratı Rusya,Çin,Irak,İran yöneticilerinin Suriye rejiminin devamından yana bir tutum içersinde olmaları,Türkiye de ise Suriye direnişine soğuk bakan laik sol Kemalist,ve muhafazakar İslamcı azınlıklı propaganda bloğunun etkisi karşısında muhalefet kendisinden beklenen bütüncül güçlü bir irade gösterme zafiyeti çekiyor.

Oysa bu gün Suriye de yaşanan katliamlar, evlerin, dükkanların, cenazelerin, camilerin bombalanması,çocukların öldürülmesi ve kadınların tecavüze uğraması bize Bosna’da yaşanan katlımı hatırlatmıyor mu?. Bu gün Suriye de yaşananlar en çok Gazze de yaşananlara benzemiyor mu? İsmail Haniye Gazze bombalanırken El cezire televizyonundan tüm dünya’ya (neredesiniz ey Müslümanlar, neredesiniz ey BM insan hakları ? evlerimiz başımıza yıkılıyor çocuklarımız katlediliyor, tepemize bombalar yağıyor neredesiniz ey İslam alemi) Diye feryat ediyordu.Dün Aliye İzzet Begoviç’in ve İsmail Haniye’nin İslam dünyasından Müslümanlar katlediliyor daha ne kadar bekleyeceksiniz sorusuna muhatap kalmış idi İslam dünyası. Bu gün Suriye de Bosna ve Gazze de yaşanan katliama benzer bir durum yaşanmaktadır.

Dün Sırp ve Siyonist İsrail in yaptığı katliamların benzeri bu gün Suriye de gerçekleşirken İslam dünyasının önde gelen Lider, STK,Kurum,Yazar ve Çizerlerin maalesef meseleyi siyasi çıkarlar stratejik hesaplar bağlamında görmeye devam etmekte olduklarına şahit oluyoruz.
Adalet, Vicdan ve Merhamet bize Bu gün Suriye’yi Bosna ve Gazze gibi görmemizi öğütlüyor.
Yaşadığımız yüzyılda meselelere İslami ve dini açıdan bakmamızın ne kadar karmaşık ve zor olduğuna şahit oluyoruz. Bu bakımdan adalet ve vicdanla merhametle Suriye’ye bakabilme zahmetini göstermeliyiz.Gazze için Bosna için ağlamanın kolay olduğunu fakat,Suriye için ağlamanın ne kadar zor olduğuna şahit oluyoruz.İki benzer durum karşısında gösterdiğimiz tavır akılcı ,reel politik kaygıların ötesine gidememe zavallılığıdır.İslam dünyası önümüzdeki yıllarda İsrail ABD ve İngiltere fitnesinden ziyade, kendi basiret feraset irade ve samimiyet probleminden ötürü çok büyük bir iç çatışmanın kucağına sürükleneceğe benziyor.

Allah Suriye halkının yardımcısı olsun. İslam dünyasına ve batıya karşı gerçekten 40 yıl artı 11 aydır sabır ve cesaret ile diktatör bir rejime karşı çok onurlu bir mücadele veriyorlar.
Bize düşen Suriye’yi Bosna ve Gazze gibi görmektir. Böyle görebilirsek akan kanı durdururuz. Dün Bosna da bulunan Türkiye ,iran, bu gün de Suriye için Suriye’de olmalıdır.


timeturk
Osman Atalay

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #10 : 21 Şubat 2012, 10:04:38 »
Suriye’yi Esad’ın annesi yönetiyor
Suriye ordusundan son dönemde ayrılan bir tuğgeneral rejimin başında gerçekte Beşşar Esad’ın değil annesinin bulunduğunu söyledi. Tuğgeneral, fetvalarınsa İran’dan alındığına işaret etti.
Esad’ın ordusundan yeni ayrılan Tuğgeneral Fayez Amru, Suriye rejimini Beşşar Esad’ın annesinin yönettiğini, devrime karşı kendisini onun yönlendirdiğini, rejimin tamamen Hamaney’in fetvalarına uyduğunu ortaya koydu. Tuğgeneral Fayez Amru dün basına yaptığı açıklamada şöyle dedi: ‘Suriye’yi beş kişi yönetiyor: Beşşar Esad, kardeşi Mahir, eniştesi Asıf Şevket, Muhammed Nasif ve Abdulfettah Kudsiye. Bunların hepsinin başında da Beşşar Esad’ın annesi Enise Mahluf yer alıyor. Suriye’de halkayı işte bu isimler oluşturuyor.’

Tuğgeneral Amru, bu beş ismin fetvaları İran’ın dini lideri Hamaney’den, öncesinde de Humeyni’den aldıklarını, Suriye emniyet birimlerinin birçoğunda İranlı danışmanlar kullanıldığını vurguladı. Ardından çok kötü insani koşullar içinde olduğuna işaret ettiği Humus kentinde Hizbullah’a tabi, sakinleri silahla donatılmış bir köy bulunduğunu belirtti.

Birbirine mutabık raporlar Tahran ve Hizbullah’ın Beşşar Esad rejimini desteklediğini, İran Devrim Muhafızları’ndan ve Hizbullah’tan unsurların Suriyeli göstericilerin bastırılmasına katıldığını gösteriyor.

Görevinden ayrılan tuğgeneral askeri kurumun safları arasında önemli boyutta huzursuzluk yaşandığını, askerlerin büyük çoğunluğunun psikolojisinin çok bozuk olduğunu, trajik bir halde olduklarını ifade etti.

Amru şöyle ekledi: ‘Aldığımız emirlere gelince; ben sanat okulundayken toplantılara katılırdım. Gösteriye çıkan herkesin öldürülmesi yönündeki emirler çok açık ve netti. ‘Rejime karşı’ yerine ‘ulusa karşı’ ayaklanan kimselerin öldürülmesi ibaresini kullanarak gerçeği gizlemeye çalıştılar. Bize ‘onlara rejimi teslim ederiz, önemli değil. Ancak devlet daha önemli’ diyorlardı. Bizim, iktidarda kalabilmek için 20 milyon Suriyeliyi öldürme hususunda hiç tereddüt etmeyecek kanunsuz bir çetemiz var.’Yaptırımlar sadece rejimi vurmadı

Öte yandan Suriye’nin önde gelen işadamlarından Faysal El-Kudsi dün yaptığı açıklamalarda Suriye’nin ekonomisinin uluslararası yaptırımlar sonucu büyük sıkıntılar yaşadığını, hükümetin sokak baskısı nedeniyle yavaş yavaş dağılma sürecine girdiğini söyledi.

Suriye eski devlet başkanı Nazım El-Kudsi’nin (1961-1963) şu anda Londra’da yaşayan oğlu El-Kudsi ‘Batı ve Arap yaptırımları sadece rejimi değil tüm ülkeyi etkiliyor’ dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Geçen Nisan ayından beri; normalde gayri safi yıllık iç hasılanın yüzde on beşini temsil eden- turizm yok. Suriye tarafından ihraç edilen materyallere konan yaptırım nedeniyle geçen Kasım ayından beri GSYİH’nin yüzde otuzunu oluşturan petrol ihracatı durduruldu. Sadece Ürdün, Irak ve Lübnan’a ihracı yapılabilir hale geldi. Merkez Bankası döviz rezervleri de 22 milyar dolardan yaklaşık 10 milyar dolara düştü. Bu da çok hızlı bir gerileme sayılmaktadır. İran, Irak üzerinden büyük miktarda nakit gönderiyor ancak bu miktar yine de yeterli değil.’

El-Kudsi, Suriye hükümeti hakkında ise şöyle konuştu: ‘Suriye hükümeti birimi, yavaş bir çöküş yaşıyor. Humus, İdlib ve Der’a’da neredeyse ‘yok’ denecek bir durumda. Suçlar umurunda olan mahkemeler ve polis yok. Bunun hükümete etkisi de çok büyük düzeyde oluyor.’

İşadamı El-Kudsi son olarak tanıdığı işadamlarının birçoğunun güvenlikleri için ülkeyi terk ettiğini söyledi.


20 Şubat 2012 Pazartesi - 14:12

 Varol Sarıyüce / TIMETURK

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #11 : 03 Mart 2012, 10:14:06 »
Suriye –diktatörünün- dostları toplantısı!



“Suriye’nin Dostları” toplantısı 70’e yakın ülkenin katılımıyla geçen Cuma günü Tunus’ta gerçekleştirildi. Toplantı Suriye halkının mı, yoksa Suriye diktatörünün mü? dostları oldukları konusunda bir yığın kafa karışıklığına neden olacak şekilde 11 aydır devam eden katliamlara kayıtsız kalan batılı politika yapımcılarının oyalama taktiklerine sahne oldu.

Suriye’de soğuk mermilere göğsünü siper eden, her gün Şam kasabı Beşşar’ın ölüm timlerinin kullandığı ağır silahlarla ciğer parelerinin parçalanmış bedenlerine sarılan, kapı önlerindeki arklardan su yerine evlatlarının oluk oluk kanlarının aktığını gören ve her köşesini kan kokusunun sardığı bu ülke halkına ne maddi ne manevi hiçbir katkı sunmamış ve bundan dolayı halkın gözünde hiçbir itibarı kalmamış Suriye Ulusal Meclisi’ne itibar kazandırmak için toplanmış olsa da dünya, Suriye halkı gerçek “dost” ve “düşman”larının kimler olduğuna dair emperyal güçleri kahredici engin bir basirete sahiptir.

Kendilerini Suriye devriminin sözcüleri addeden bu meclisin başkanı Burhan Galyon geçen yüzyılın başında Suriye halkının sömürgesinden kurtulma uğruna kurtuluş mücadelesi verdiği Fransa’nın Dışişleri Bakanının yanında aynı masada nasıl oturdu? Repliğini unutan bir oyuncu gibi Suriye devriminin sözcülüğüne soyunanlar, adına “Suriye’nin Dostları” dedikleri bu toplantıda omuz omuza verdikleri erkanın San-Remo Konferansı (1920) ile Osmanlı İslam devletinin mirası olan Ortadoğu’nun taksimi için el ele vermiş komplocu devletlerin devlet adamları olduğunu ne çabuk unuttular.

(San-Remo Konferansı: Suriye ve Lübnan’ı Fransız sömürgesine, Ürdün, Filistin ve Irak’ı İngiltere sömürgesine teslim eden emperyal bir anlaşmayı içeriyordu. )

Suriye devriminin sözcüsü konumundaki meclisin başkanı Burhan Galyon kadim sömürgeci devletler olan İngiltere ve Fransa’nın ABD lehine sömürgelerinden vazgeçmek durumunda kaldıkları ve ABD’yi Ortadoğu’nun yeni sömürgeci gücü haline getiren Eisenhower Doktrinin sahibi bir ülke olduğunu da unuttu mu?

İşte şimdi, eski-yeni bütün sömürgeci devletler “Suriye’nin Dostları” oldular!? Tabii, bu keskin zekaya sahip sözcüler mazlum halklarına 200 yıldır “komplo” kuranların gerçekte uluslar arası politika yapımcıları olabileceği gerçeğini asla kabul etmemektedirler. Onlar halklarının, aç kaplara üşüşmüş gibi 100 yıldır üzerine, topraklarına, servetlerine üşüşen kurtları kuzu olarak görmelerini arzuluyorlar. Gerçekte diktatörleri yıllarca besleyen ve ayakta tutan sömürgeci devletleri “halkların dostu” olarak gören bu zümre Suriye halkının dost düşman ayırt edemeyecek durumda olduğunu zanneden bir vehim içinde yaşıyor.

Toplantının adresi de çok manidar doğrusu. Devrimlerin ilk başladığı ülke bu yeni komplonun adresi oldu. Tunus devrimi Suriye devrimine komplonun üssü konumuna gelirse Tunus’taki erkanın nasıl bir akıl tutulması içinde olduğunu varın siz düşünün. Tunus’ta yapılan bu toplantıda Şam kasabına karşı ayaklanan devrimcilerin gerçek bir tek temsilcisine yer verilmemişken 1920’de San-Remo konferansındaki rollerini yeniden üstlenerek eski sömürgelerine tekrar iştahla dönen devletlerle Suriye halkının kaderini belirlemeye çalışmak bu toplantının Suriye halkının değil Beşşar Esad’ın dostlarının toplantısı olduğu konusunda derin kuşkulara neden olmaktadır.

Bu toplantının “Suriye’nin Dostları” değil “Suriye Devlet Başkanının Dostları” toplantısı olarak isimlendirilmeyi hak etmesine neden olan bir başka hadise de, halk ayaklanmalarının ilk başladığı Tunus’un Cumhurbaşkanı Munsif el-Marzuki’nin Beşşar için genel bir af talep etmesi ve Şam kasabı için sığınabileceği güvenlikli bir ülke aramaya soyunması oldu.

Kuzey Afrika’da sadece Cezayir’de 1 milyon Müslüman’ı soykırımdan geçirmiş Fransa’nın, Afrika ve Ortadoğu’da milyonlarca Müslüman’ın katline neden olmuş kadim sömürgeci devlet İngiltere’nin, Irak ve Afganistan’da milyonlarca Müslüman’ın ölümüne neden olan ABD’nin Dış İşleri Bakanlarına topraklarını açarak ümmetin gerçekte düşmanları olan sömürgeci devletleri dost ülkelermiş gibi göstererek ev sahipliği yapması Tunus'un devriminin emperyal güçler tarafından çalındığının kanıtıdır.

Suriye halkının sistematik bir biçimde katledildiği böylesi bir süreçte, muhalefetin silahlandırılması gündeme geldiğinde bunu “Suriye’de aşırı dincilerin bulunduğu” bahanesiyle reddeden ABD’nin yaklaşık bir yıldır bu ülkede ölen on binlerce insan hiç de enterese etmemektedir. Bu zihniyetle yüzlerce, zirveye, binlerce konferansa “eş-başkanlık” etse de ABD sorun çözülmeyecektir.
Daha geçenlerde Afganistan’da Müslümanların kutsalına hakaret ederek Nato üssünde Kur’an’ı Kerim yakan, Müslüman Afgan halkının ölülerine bile saygı göstermeyip üzerlerine bevleden Müslümanlara öfke yüklü bu insanlar şimdi Tunus’ta Suriye dostları olarak toplanıyorlar.

Tunus’ta gerçekleşen “Suriye Devlet Başkanının Dostları” toplantısında tekrar başa dönülerek Suriye halkının gözünde hiçbir itibarı kalmamış Arap Birliği inisiyatifi öne çıkartıldı. Küstahça bir tutum içinde yine oyalama taktiği izlenerek Beşşar’dan şiddete son vermesi beklentileri dile getirildi. Suriye sokağının beklentilerini karşılamayan bu toplantı da anlaşılan o ki, Şam kasabına ülkesindeki ayaklanmaları bastırması için elini çabuk tutması noktasında fırsat vermekten öte bir amaç gözetilmemiştir.

Uluslar arası toplum Yemen’de Ali Abdullah Salih'in yerine seçime tek aday olarak giren yardımcısı Abdu Rabbu Mansur Hadi ile krizin kontrollü bir şekilde aşılmasını sağladığı gibi benzer bir çözüme Suriye halkını ikna edinceye kadar zaman kazanmaya çalışmaktadır.

Lakin onların bir planı varsa Allah’ın da bir planı vardır. Her gün meydanlara çıkmadan, önce mezarlarını kendi elleri ile kazan, kefenlerini hazır eden ve sonra pençesinden kurtulmak için cellatlarını devirmek için gösterilere katılan Biladü’ş-Şam’ın yiğitleri eliyle bu oyunu bozacaktır.

«Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.» (Bakara: 249)

abdurrahim,sen,hotmail.com
01.03.2012 Tımeturk

mazhar

  • Ziyaretçi
Suriye olaylarında samimiyet sahtekârlığı
« Yanıtla #12 : 12 Mart 2012, 00:00:46 »


Suriye olaylarında samimiyet sahtekârlığı




Suriye Humus'taki direnişi kırdı. Humus'un özellikle Bab-ı Amr bölgesini büyük bir katliam yaparak yerle bir etti.
 

Vahşet dayanılacak gibi değil. Alevi-Nusayri Suriye askerlerinin Humus'a girdiğinde 11 yaşın üstündeki erkekleri yere yatırıp boğazlarını keserek katletmesi karşısında, vicdanları sızlamadan hâlâ Suriye rejimini destekleyip, sonra da İslam Devleti'nden söz edenlerin gerçek yüzleri de böylece açığa çıktı. Tıpkı "insan hakları" ve "demokrasi" şövalyeliğine soyunarak dünyanın her yanına kan ve zulüm götüren emperyalist güçlerin kirli yüzlerinin deşifre olması gibi.
 Suriye'de böylesine vahşi bir katliam yaşanırken dünya sadece izliyor; temennide bulunuyor. Komşularıyla "sıfır sorun" politikası komşularıyla "sınırsız sorun" haline dönüşen Türkiye de katliamı lanetlemekle, temennide bulunmakla yetiniyor. Nitekim Başbakan Erdoğan; "Suriye'de şehirlerde akan kan yerde kalmayacaktır. İnsani koridor derhal açılmalıdır. Arap Ligi planı uygulamaya konulmalıdır" diyor. Peki kim yapacak bunları? Ben mi yapacağım?



 Baştan beri esip gürleyenler, elinde avucunda hiçbir şey olmayan Suriye halkına, ayaklanırlarsa yardım edileceği vaadinde bulunanlar, Suriye halkı ayaklanınca sıkıyı görüp geri çekildiler ve bir halk, topyekün, gün gün katlediliyor da temennide bulunmakla, lanetlemekle vakit harcıyorlar. Daha ne kadar kanın dökülmesi gerektiğini söyleseler de halk bilse bari. Eminim, o kadar kişi kendilerini hemen ölümün kucağına atar. Yeter ki çocuklarının geleceği kurtulsun diye. Ama, tıpkı bizdeki 12 Eylül darbesini yapmak için ortamın biraz daha hazır hale gelmesi, bunun için de biraz daha iç çatışma ve ölüm olmasının beklenmesi gibi, Suriye'de de müdahale için daha fazla kanın akması bekleniyor galiba.
 



ABD Senato Komisyonu'nda konuşan Savunma Bakanı Leon Panetta, "gerekirse" Suriye'ye askeri müdahalede bulunacaklarını söylemiş. Ne zaman gerekecek acaba? Gerekmesi için ne lazım? Muhalefetin iyice ezilmesi, kırılması, kıyılması, tamamen umutsuz ve çaresiz kalması; sonra da "ne olur bizi kurtar da ne istersen yapacağız" psikolojisiyle ABD'ye yalvarır hale gelmesi, böylece sonraki süreçte Suriye'yi tam anlamıyla bir ABD üssü haline getirecek ortamın hazır hale gelmesini mi bekliyor? Evet, beklenen bu. Böylece ABD'nin, ezilen Suriye halkına yardım hususunda samimi olmadığı, samimiyet sahtekârının önde geleni olduğu anlaşılıyor.




 Anlayacağınız, kimsenin Suriye halkını düşündüğü yok. Bugün Esed ABD'ye Suriye'de bir üs versin, ABD politikalarına evet desin, göreceksiniz ki halka karşı yapılan kıyım sürdürülse de anında unutulacak, kimse katledilen Suriye halkının dramını konuşmayacak, konu basının ve siyasilerin gündeminden düşecek ve tıpkı Özbekistan'da olduğu gibi, Esed, ABD'nin gözde müttefiklerinden biri olarak iktidarını sürdürecek.
 



Peki, ABD neden Libya gibi Suriye'ye de müdahalede bulunmuyor? Hani hatırlayın, Libya'da ayaklanan muhalefet, Kaddafi karşısında ne zaman yenilse ve gerilese, NATO uçakları o noktadaki Kaddafi birliklerine bomba yağdırarak durumu kurtarmış ve muhalefetin ilerlemesini sağlamıştı. Şimdi aynı şey Suriye'de neden yapılmıyor? Muhalefet güçlü değilmiş. Gerekçeye bak. Güçlü olsa sana niye ihtiyacı olsun? Kendisi yapar yapacağını zaten. Ben size sebebini söyleyeyim mi?
 1- Suriye'ye yapılacak askeri müdahalenin masraflarını sonrasında kurulacak Suriye yönetiminden tahsil etmenin yolları henüz bulunamadı, hesaplar denkleştirilemedi. Çünkü Suriye'nin, öyle Libya gibi üzerine çökülecek zengin petrol yatakları yok. Bombaların parası kimden ve nasıl alınacak, bu henüz belli olmadı.


2- Suriye'nin, üzerine güneş enerjisi tesisleri kurulacak yeterlilikte çok geniş çölleri yok. "Bu da nereden çıktı?" demeyin. Hani hatırlasanıza, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın büyük devletleri, ülkelerindeki ömrünü tamamlamış nükleer tesisleri kapatıp, ihtiyaç duydukları enerjiyi Libya çöllerine kuracakları güneş enerjisi panellerinden temin etmek istiyordu da, Kaddafi buna karşı çıkmıştı. Bunun üzerine Kaddafi'nin devrilmesi planı devreye alınmıştı.
 


3- Suriye'deki Alevi-Nusayri rejimi devrildiğinde yerine kurulacak hükümetin kime ve ne kadar hizmet edeceğine dair bir sonuca ulaşılamadı. Alevi-Nusayri rejimi Suriye'de kendi toplumunun dışındaki bütün kalifiye kadroları tasfiye ve imha ettiğinden, yeni kurulacak rejimi yürütecek kadro kurmakta zorlanılıyor. Bu kadronun hem devleti yönetebilecek, hem de Suriye halkını uyutup avuturken, ABD ve diğer emperyalist güçlerin çıkarlarını çaktırmadan koruyabilecek nitelikte olması isteniyor; ama böyle bir kadro yok işte.
 


4- Baas rejiminden sonra kurulacak yeni düzenin İsrail'e daha güçlü bir tehdit oluşturmaması için gerekli ayarlamalar henüz yapılamadı. Asıl amaç İsrail'in güvenliği değil mi? Kim takar Müslüman kanının dökülüp dökülmediğini?


 İşte, başlıca bu sebeplerle, ABD "şartların olgunlaşması"nı bekliyor.
 

Ancak Suriye için temenniden daha fazlasına ihtiyaç var. Öyle "lanetliyoruz" demekle, "şöyle olmalı, böyle gitmeli" temennileriyle Suriye'deki katliamı önleyemezsiniz. Bu yüzden ABD ve benzer politikaları sürdürenlerin hiçbiri samimi değil. Samimi olsalar, kendini ilah olarak görüp halkı kendi resimlerine secde ettirecek kadar ileri derecede şizofren bir cani olan Esed'i bir saat bile orada tutmazlardı.
Asıl soruna gelince: Asıl sorun, Müslümanların, kendi istiklalleri için düşman güçlerden medet umar hale düşmeleridir. Müslümanlar, hep birlikte Ümmet-i Muhammed olduklarını hatırlamalı artık, değil mi?


  





 
« Son Düzenleme: 12 Mart 2012, 00:02:51 Gönderen: mazhar »

mazhar

  • Ziyaretçi
Suriye'deki durum cehennem gibi
« Yanıtla #13 : 14 Mart 2012, 08:29:25 »
Savaş bölgelerinde 40 yıldır çalışan Fransız cerrah Jaques Beres, Suriye'deki durumun cehennem gibi olduğunu söyledi.



14 Mart 2012 Çarşamba - 06:20

 
Şubat ayında Suriye'ye sızarak Humus kentinde iki hafta geçiren Beres, bu ülkedeki katliamın şimdiye kadar tanıklık ettiklerinin en korkunçlarından biri olduğunu belirtti.

İsviçre'nin Cenevre kentinde insan hakları eylemcileriyle katıldığı bir toplantıda açıklama yapan 71 yaşındaki Parisli cerrah, Suriye'de kitlesel cinayetlerin işlendiğini, durumun savunulabilir olmadığını vurguladı.

Humus'a giden tek batılı doktor olduğu sanılan Beres, iki hafta kaldığı kentteki bir evde dermeçatma bir hastane kurarak 12 gün içinde, aralarında yaşlı ve çocukların da bulunduğu 89 yaralıyı ameliyat etmişti. Beres'in ameliyat ettiği hastaların çoğu kurtulmuş, 9'u ise hayatını kaybetmişti.

Beres, Lübnan sınırından kaçak olarak Suriye'ye girmişti.

Sınır Tanımayan Doktorlar ve Dünya Doktorları örgütlerinin kurucu üyesi Beres, Vietnam, Ruanda ve Irak gibi birçok savaş bölgesinde çalışmıştı.

AA
Tımeturk

...[/color]



Suriye'de yaşanan olayları takip etmek ve belgesel çekmek için İdlib kentine giden iki Türk basın mensubundan haber alınamadığı bildirildi


Yaklaşık bir hafta önce Suriye'ye giden iki Türk gazeteciden 4 gündür haber alınamadığı bildirildi.

Gerçek Hayat dergisinin Ortadoğu temsilcisi Adem Özköse ile kameraman Hamit Coşkun, Suriye'deki olayları takip etmek ve belgesel çekmek için Hatay sınırından İdlib kentine gitti.

İdlib'e ulaştıklarını bildiren Türk basın mensuplarından, 4 gündür haber alınamadığı belirtildi.

Kaynak: AA
timeturk


...[/color]


Binlerce sivil Suriye'den Türkiye'ye doğru kaçıyorSuriye'de ordu birliklerinin yerleşim birimlerini bombalaması üzerine binlerce sivilin Türkiye sınırına doğru kaçtığı bildirildi.





13 Mart 2012 Salı - 17:39

 Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Suriye güvenlik güçlerinin Türkiye sınırına yakın İdlib kentini bombalamaya devam ettiği, sivil yerleşim birimlerini ağır silahlarla vurduğu belirtildi.

Birliklerin düzenlediği yoğun bombardıman üzerine binlerce kişinin Türkiye sınırına yakın bölgelere sığındığı, askerlerin gruplar halinde kaçan sivillere ateş açtığı kaydedildi.

ORDU KONTROLÜ ELE GEÇİRDİ

Hükümet yanlısı El Vatan gazetesinin haberine göre, Suriye ordusu üç gündür kuşatma altında tuttuğu İdlib'e bugün gerçekleştirdiği operasyon neticesinde kentin kontrolünü büyük oranda ele geçirdi.

Yaklaşık 150 bin nüfuslu kentteki güvenlik kontrol noktalarına bu sabaha karşı muhalifler tarafından düzenlenen saldırılarda en az 10 askerin öldüğü bildirilmişti.

Nüfusunun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu İdlib, geçtiğimiz yazdan bu yana muhaliflerin kurduğu Özgür Suriye Ordusu'nun kontrolündeydi.

Muhalifler, Suriye ordusunun İdlib'de 9 Mart'tan beri sürdürdüğü operasyonlarında onlarca sivilin öldüğünü ifade etti.

Kaynak: Ajanslar
tımeturk


...[/color]


Pazar günü Suriye’de vahşete dur de!
Suriye’de akan kanın ve vahşetin durdurulması için 18 Mart Pazar günü öğlen namazından sonra Beyazıt meydanından Beşşar Esed’e seslenilecek, “ Katliama son ver” denilecek.

13 Mart 2012 Salı - 17:58

 Haber merkezi / TİMETÜRK

Suriye’deki Baas rejimin bekçileri halka topyekun savaş açtı. Çocuk, kadın ve yaşlı demeden herkesi ağır silahlarla öldürüyor. Halk canını kurtarmak için evini ve iş yerlerini bırakarak başka illere ve imkânı olanlar ise başka ülkelere gitmek zorunda kalıyor. Mülteci durumuna duşmuş olan Suriyelilerin sayısı 110 bin çıvarındadır.

Suriye’de olayların başlamasından buyana 1 yıl geçmesine rağmen Beşşar Esed yönetimindeki Suriye Baas rejimi halkına verdiği hiçbir sözü yerine getirmedi. Uluslar arası arenada ise kendi halkını terörist olarak göstermekte hiçbir beis görmüyor.
Resmi olmayan rakamlara göre şimdiye kadar 9 bin Suriyeli öldürüldü. Baas rejimi tarafından hukuksuz ve haksız bir şekilde tutuklananların sayısı 70 bini bulurken kayıpların sayısı ise 5 binden fazladır.

Suriye’de yaşanan bu insanlık dramına dur demek için “ Suriye Halkı ile dayanışma platformu” tarafından organize edilen gösteriye şimdiden büyük ilginin olacağı beklenmektedir.

Suriye Halkı ile dayanışma platformu tarafından yapılan açıklamada, Suriye’deki katliamların ve vahşetin durması için duyarlı insanların İstanbul – Beyazıt meydanında 18 Mart Pazar günü öğlen namazından buluşulacağı ve katliamın durdurulması için Beyazıt meydanından katil Esed ve Baas rejime “Katliamları durdur ve vahşete son ver” mesajının verileceğini duyurdular.
tımeturk

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Suriyede olanlar ne anlama geliyor?
« Yanıtla #14 : 26 Mart 2012, 23:02:26 »
Lübnan'dan Suriye rejimine destek
Lübnan dışişleri bakanı Suriye dostları toplantısına katılmayacaklarını açıkladıktan sonra şimdi de Arap Birliği zirvesinde Suriye rejimini destekleyeceğini vurguladı. Lübnan’ın bu yöndeki kararlarında Hizbullah’ın etkili olduğuna işaret ediliyor.
26 Mart 2012 Pazartesi - 11:46

 Betül Akyüz / TIMETURK

Lübnan Arap Birliği zirvesinde, ülkesindeki sivil göstericileri şiddet kullanarak bastıran Beşşar Esad rejimini desteklemeye devam edeceğini açıkladı.

Lübnan Dışişleri Bakanı Adnan Mansur şöyle dedi: ‘Lübnan, önümüzdeki günlerde Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan Arap Birliği Zirvesi’nde alınacak; Suriye’ye zarar verici, istikrarına ve birliğine dokunacak her türlü karardan uzak duracaktır. Aldığımız bu konumuna devam edeceğiz. Bu konuma ters düşecek her türlü adıma da uzak kalacağız.’

Mansur daha sonra şöyle ekledi: ‘Arap Birliği sadece Suriye konusunu ele almayacak. Değerlendirilecek daha başka ve çeşitli konular da mevcut. Suriye konusu da bu konular arasında tartışılabilir. Ancak eğer ortada ulusal çıkarla çatışan kararlar olursa Lübnan tavrını ona göre koyacak, Sayın Cumhurbaşkanı Michael Sleiman kararı verecektir.’

Arap Birliği’nin Bağdat’taki zirvesi 27-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bu, Bağdat’ta eski başkan Saddam Hüseyin’in 1990 yılında Kuveyt’i işgalinden bu yana gerçekleştirilen ilk zirve olacak.

Lübnan, hükümete ortak Hizbullah’ın baskısı ile Arap Birliği’nin Şam’a yaptırımlar uygulanması planına da Suriye’nin Arap
Birliği’ndeki üyeliğinin durdurulması önerisine de karşı çıkmıştı. Davet almasına karşın Türkiye’de düzenlenecek ‘Suriye dostları’ toplantısına katılmayı da reddetti.

Lübnan Dışişleri Bakanı Adnan Mansur geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı açıklamada şöyle dedi: ‘Lübnan, 1 Nisan’da İstanbul’da düzenlenmesi planlanan Suriye dostları toplantısına katılmayacak. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndan davet aldım. Cevap vermek üzereyiz. Ama şimdiden diyebilirim ki daveti kabul etmeyerek özür dileyeceğiz.’


TIMETURK

Şia Hızbullah örgütünden sonra Lübnan hükümeti de Sunni müslümanların katliamını desteklediğini açıklıyor...Türkiyede'ki Şia sempatizanları seviniyorlardır..!