Gönderen Konu: Tedavi edilmeyen "dikkat eksikliği ve hiperaktivite"  (Okunma sayısı 6272 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3884
    • Herkonudan.com

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) özellikle çocukların eğitim hayatını olumsuz etkiliyor.

Kanada Toronto Üniversitesi Profesörü ve Toronto Üniversitesi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Kliniği Başkanı Prof. Dr. Atilla Turgay, çocuklukta teşhisi konulmayan veya tedavi edilmeyen DEHB'nin yetişkinlikte bireyin sosyal ve iş hayatına ciddi etkileri olduğunu söyledi. Prof. Turgay, bu kişilerde konuşma, iletişim ve kaygı bozuklukları, sık iş ve ev değiştirme ile zararlı madde kullanma oranlarının fazla olduğunu kaydetti. Yapılan araştırmalarda DEHB'li yetişkinlerde hasta olmayanlara göre, sınıf tekrarlama oranı yüzde 20, tutuklanma oranı yüzde 35, uyuşturucu ve madde kullanım oranı yüzde 25, boşanma oranı yüzde 35 ve trafik kazası oranı ise yüzde 50 daha fazla görülüyor.

DEHB'nin, 'dikkatsiz tip', 'dürtüsel tip' ve 'hiperaktif tip' gibi alt tipleri bulunuyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun toplumlarda eskiye oranla daha fazla bulunduğunu belirten Prof. Dr. Turgay, DEHB'nin görülme sıklığının erişkin genel toplumunda çocuklarda yüzde 8, ergenlerde yüzde 6, erişkinlerde yüzde 4 olduğunu sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Atilla Turgay, aileleri uyararak, "Basit testlerle çocuğunuz dikkat eksikliği mi yoksa hiperaktivite mi ya da her ikisini bir arada mı yaşıyor?' sorularının cevabını bulabilirsiniz." dedi.

Rahatsızlık tespit edilen çocuğa durumuna göre ilaçlı tedavi uygulanabiliyor. Bu arada psikoterapi de yardım edici tedavi olarak tercih ediliyor.

Çocukta bu özellikler varsa bir uzmana danışın

Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.

Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.

Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.

Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz.

Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.

Çoğu zaman sürekli mental çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.

Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç-gereçler).

Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.

Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.

Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.

Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).

Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.

Çok konuşur ve sırasını beklemez.

Çoğu zaman sorulan soruları soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

Başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örneğin başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar).

Yetişkinlerdeki belirtiler

İşte verimsizlik.

Toplantı boyunca oturamama.

Sırada bekleyememe.

Çok hızlı araç kullanma.

Kendine çok aktif bir iş seçme.

Başarısızlığı tolere edememe.

Aşırı konuşma.

Başkalarının sözünü kesme.

Uygunsuz yorumlarda bulunma.


ZAMAN
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Çocuğum yaramaz mı, yoksa hiperaktif mi?
« Yanıtla #1 : 13 Ağustos 2009, 02:33:51 »
Bazı çocuklar aileye özel şartlar nedeniyle şımartılmış, uyumsuz ve haylaz olabilir. Bu özel şartlar arasında geçim problemleri, bireylerinde yoğun psikolojik problemler yaşanan aileleri, tek ve kıymetli çocukları sayabiliriz.

Böyle çocuklar genellikle bulundukları mekan ve etrafındaki insanlara göre değişen hareketler sergiler. Anne ve babasının yanında sergiledikleri tutumu arkadaşlarının evinde terk ettikleri ve hoşlandıkları ortamlarda çok uyumlu oldukları gözlenir. Okul çağına geldiklerinde bir kısmının okulda bu tavırları terk ettiği ve dersleri dinleyerek başarılı oldukları görülmektedir.

Oysa, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), anne ve babanın ciddi olarak zorlandığı problemli tavırların her mekan ve ortamda aralıksız 6 aydan uzun olmak üzere devam ettiği, çocukların eğitim çağında zorlu bir süreç yaşadıkları, zeka seviyelerinin normal olmasına karşılık başarısız oldukları, ergenlikten sonraya kadar devam eden bir rahatsızlığın adıdır. Sebepleri arasında genetik faktörler, hamilelik sırasındaki travma, ilaç, sigara ve alkol kullanımı, beynin frontal bölgesindeki bazı elektrofizyolojik bozukluklar sayılmaktadır.

DEHB nasıl fark edilir?

DEHB genellikle 3-4 yaşlarında fark edilir. Hatta böyle çocukların daha süt çocukluğu dönemlerinde çok ağlayan, huzursuz bebekler oldukları, yürüme çağında ele avuca sığmaz şekilde çok hareketli oldukları görülmektedir. DEHB, adından da anlaşılacağı gibi, iki temel özellik göstermektedir. Bunlardan biri dikkat eksikliği, diğeri hiperaktivitedir.

Dikkat eksikliği olan çocuk, karşısında konuşan kim olursa olsun onu dinlemiyor ve kafası başka yerde gibidir. Anne-babasının verdiği bir talimatı dinleyip anlamada ve yerine getirmede zorluk yaşar. Bakkala gönderildiğinde yoldaki dikkatini dağıtan birçok objeye takılıp evdekileri uzun süre sofrada beklettikten sonra ekmeği almadan eve döner. Sınıfta dersi takip etmekte sıkıntı yaşar. Zeka seviyesi normal olmasına rağmen dersi takip edemediğinden başarısız olur. Diğer arkadaşlarının fark etmedikleri ayrıntılara dikkatini verip dersi kaçırır. Çantasında gereksiz birçok malzeme vardır ama öğretmenin o gün özellikle istedikleri yoktur. Bütün bu özellikler tamamen çocuğun yapısından kaynaklanmaktadır.

Aile ve öğretmen tarafından azarlandıkça bu problemler daha da artar ve ağırlaşır. Sonunda çevresinden soyutlanmış, depresyona meyilli, içine kapanmış çocuklar olarak karşımıza çıkarlar. Oysa bu özelliklerin tamamen yapısal bir bozukluktan kaynaklandığı bilinerek tedavi edildiklerinde başarılı olmakta ve kendilerini depresyona, bazen ergenlikte bağımlılıklara iten bu kısır döngüyü kırmaktadırlar.

Tedavi, ekip çalışması ile yürütülmeli

Belirtiler fark edildiğinde hemen çocuk psikiyatristi ile temasa geçilmeli. Tanı hekim tarafından konulmalı; tedavi aile ve öğretmenin de katıldığı bir ekip çalışması ile yürütülmelidir. Fark edilip tedavi edilmediklerinde bu çocuklar başarısız ve toplumdan itilmiş olarak depresyona ve madde bağımlılıklarına aday hale gelir. Başlangıçta verilen görevleri yapamama endişesi ile reddeden bu çocuklar sorgulayan ve azarlayan tavırlar sonunda ya her şeye itiraz eden antisosyal, ya da kendini çevresinden soyutlamış depresif bireyler olarak karşımıza çıkar.

Oysa aile, öğretmen ve hekim işbirliği ile tedavi ve rehabilite edilebilir, topluma kazandırılabilirler. Öğrencilik dönemi dikkat artırıcı yaklaşımlar, davranış terapileri ve gerekirse ilaç tedavileri ile başarılı kılınabilir. Her türlü başarısı fark edilip onore edilen, hassas, duygusal aynı zamanda üretken ve çalışkan yapıda olan bu çocuklar bir kısır döngüye düşmeden topluma kazandırılmalıdır.

Erkekler hiperaktif, kızların dikkati eksik

Hiperaktif çocuk, uzun süre oturamaz, çok konuşur ve çok soru sorar. Devamlı kıpır kıpır, hareket halindedir. Misafirliğe gittiği evde mobilyaların tepesine çıkar, evin çocuklarına istemeden zarar verir. Dolayısıyla anne ve babalar bu çocukları misafirliğe ve alışverişe götürmek istemez. Bu da çocuğu sosyal çevreden uzaklaştırıp kendi içine kapatan ve bazen madde bağımlılıklarına iten bir kısır döngünün başlangıcı olur. Dürtülerini kontrol edemez. Örneğin sırasını bekleyemez, kendisine sorulmayan sorulara cevap verir. Erkek çocuklarda daha çok hiperaktivite, kızlarda dikkat eksikliği ön plandadır.

DEHB hakkında bilinmesi gerekenler

DEHB'nin uzun süren, mekandan ve ortamdan bağımsız olan belirtileri diğer antisosyal tavırlardan ayırt edilecek şekilde bilinmelidir.

DEHB yapısal, psikolojik bir problemdir. Öğrenme ve eğitim bu çocuklar için zorlu bir süreç oluşturmaktadır.

Tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.

Bu çocuklar hayata kazandırılmaları için aile ve çevresinden sabır ve özenle süslenmiş bilinçli bir ilgi beklemektedir.

Uygun yaklaşım ve tedavi ile karşılaşmadıklarında kolayca hayata küsecek kadar kırılgan ve hassas, tersi durumlarda çevresine çok şey verecek kadar renkli kişilikte ve üretkendirler.

Dr.Saim Şendil

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Çocuğum yaramaz mı, yoksa hiperaktif mi?
« Yanıtla #2 : 13 Ağustos 2009, 07:23:19 »
Birçok  hiperaktif çocuk yaramaz diye yanlış yönlendirilip heba olup gidiyor memlekette.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Ynt: Çocuğum yaramaz mı, yoksa hiperaktif mi?
« Yanıtla #3 : 13 Ağustos 2009, 15:43:23 »
Birçok  hiperaktif çocuk yaramaz diye yanlış yönlendirilip heba olup gidiyor memlekette.

aileleri uyardığımız zamanda bunu pek dikkate almıyorlar

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Yaramaz mı? Ruh Hastası mı?
« Yanıtla #4 : 11 Ekim 2011, 00:43:52 »
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu veya kısa adıyla DEHS modern zaman hastalıklardan biri. Elbette daha önceki senelerde böyle bir klinik tablo mutlaka vardı ama özellikle son senelerde DEHS teşhisi konan çocukların sayısının inanılmaz boyutlarda arttığı da bir gerçek.

Bizim zamanımızda ‘Akıllı çocuk yaramaz olur’ sözü geçerliydi. Anne ve babalar şimdikinin tam tersine yemeğini yiyen, dersini aksatmayan, otur diyince oturan, kalk deyince kalkan çocuklarından ‘Acaba bizim çocuk geri zekâlı mı’ diye endişe ederlerdi.

Zamanımızda ise azıcık okulda öğretmeni dinlemeyen, yanındaki çocuğun defterini çiziktiren, dersine çalışmayan, ödevine özen göstermeyen çocuklara vurulacak damga hazır: Dikkat Eksikliği.

Çocuk bir de söz dinlemiyorsa, yerinde durmuyorsa, hoplayıp zıplıyorsa, gürültü patırtı yapıyorsa Hiperaktivite teşhisi de buna ekleniyor ve çocuğunuzun nur topu gibi bir hastalığı oluyor: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Sendromu. DEHS’ in yıllarca kullanılması gereken çok pahalı bir ilacının olduğunu söylemeye gerek var mı bilmem.

Senelerdir bu teşhislerin çoğunun abartılı olduğunu, sayısız çocuğun boş yere ilaç bağımlısı yapıldıklarını kendi kendime düşünür, kederlenirdim ama zaten “pek çok şeye nane olan biri olarak” hiç değilse bu konuda fazla konuşmamayım bari derdim.

DEHS teşhislerinin birçoğu yanlışmış

DEHS için özel bir kan tahlili ve röntgen bulgusu yok; teşhis dikkatsizlik, hiperaktivite ve fevri davranışlarla ilgili belirtiler toplamı değerlendirilerek konuyor.

Sürekli huzursuzluk ve kıvranma; devamlı koşuşturmak, tırmanmak, yerinde duramamak, sessiz oyun oynayamama; çok konuşmak, söze karışmak; sırasını beklemede sabırsızlık gibi semptomların birçoğu çocukların ekserisinde zaman zaman görülüyor.

Amerika’ da yapılan ve 1 milyondan fazla çocuğa yanlış olarak DEHS teşhisi konduğunu ve 800 binin de gereksiz yere uyarıcı ilaç tedavisi aldıklarını ortaya koyan araştırmaları okuyunca çok mutlu oldum. Meğerse bizim yaramaz, afacan diye sevdiğimiz çocuklarımızın çoğu ilaç kullanması gereken ruh hastaları değillermiş.

Biri Michigan State Üniversitesi diğeri North Caroline State Üniversitesi tarafından yapılan bu araştırmalar, Amerika’ da anaokuluna giden birçok çocuğa davranış bozuklukları olduğu için değil sınıfın yaşça küçükleri oldukları için böyle bir teşhisin konmuş olduğunu gösteriyor. Araştırmalara göre, sınıfın en küçüklerinden olmak DEHS teşhisi ihtimalini yüzde 60 oranında artırıyor.

DEHS’ in sebebi belli değil

DEHS’ nun kesin sebebi bilinmiyor. Genetik yatkınlık, beyin fonksiyon ve anatomisindeki değişiklikler, annenin hamilelikte sigara ve akol kullanması, çevresel toksinler, alerjik reaksiyonlar, yiyecek ve içeceklerdeki katkı maddeleri, früktoz şurubu, işlenmiş gıdalar, florlu içme suları, stres, doğum travmaları gibi pek çok faktörün bu sendromun ortaya çıkmasını kolaylaştırabileceği veya belirtileri şiddetlendirebileceği ileri sürülüyor.

İstatistikler Amerika’ da okul çağındaki çocukların yüzde 3 ila 7’ sine DEHS teşhisi konduğunu ve 2006’ da 5 ila 17 yaş arasında DEHS teşhisi alan çocuk sayısının 4 buçuk milyon çocuk olduğunu gösteriyor ve bunların büyük çoğunluğu da uyarıcı ilaç kullanıyor.

Bu ilaçların uykusuzluk, baş ağrısı, baş dönmesi, mide ağrısı, iştahsızlık gibi pek çok yan etkisi olduğu, kalp hızını ve tansiyonu artırdıkları unutulmamalı. Uzun vadede ne gibi risklere yol açacağını ise henüz bilinmiyor.

Gelelim neticeye
 Bu araştırmalardan çıkarılması gereken önemli dersler var:

BİR: DEHS’ ın varlığını ve önemini inkâr etmiyorum ama pek çok çocuğa da gereksiz DEHS teşhisi konmasından şüphe etmekte haksız değilmişim.

İKİ: Pek çok başka hastalık için de geçerli olduğu üzere, DEHS teşhis kriterlerinin pek de sağlıklı olmadığı anlaşılıyor. Doktorlar DEHS teşhisi koymakta aceleci olmamalı; ince eleyip sık dokumalı.

ÜÇ: DEHS’ in ilaçla tedavi edilen bir hastalık olduğuna hiç mi hiç inanmıyorum.

DÖRT: Amerikalı araştırmacıların ellerine sağlık; bu çalışmalar bütün Amerikalılar çirkin olmadıklarının da bir delili. 

http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/09/22/yazilar/tip-yazilari/modern-hayat/yaramaz-mi-ruh-hastasi-mi/

KAYNAK

http://www.sciencedaily.com/releases/2010/08/100817103342.htm
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı tk1978

  • IZLEMCI
  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 456
Ynt: Tedavi edilmeyen "dikkat eksikliği ve hiperaktivite"
« Yanıtla #5 : 11 Ekim 2011, 02:19:30 »
Cok yaramaz olan cocuga Kuran-i Kerim okumak iyi gelyior. Defalarca tecrübe edilmistir.
Eger birde üstüne bagzi ayetleri taktiginiz´da, bambaska bir cocuk oluyor.
Yaramaz Cocugu ayirt etmek gerek.
Bir, Aileden gelen yaramazlik, bunda sadece yaramazlikd egil, ahlaki bir bozukluk´da var.
Günümüz Aileler, Avrupaya uyacagiz diye Cocuklarimizi maf ediyorlar.
Yok cocugu kendi haline birakmak gerek. Cocuk kendi kendine gelistirir gibi akla ve mantiga, ilime ve Dine uymayan
acaip acaip haller bas göstermek´de. Cocuk 10-13 olunca´da, aaaa cocugumla iletisim kuramiyoruz. Ne oldu acab deniliyor.
iki- Cocugun düzensiz yasamindan kaynaklanan aktivite.
Cocugun yat Saati düzensiz, yemek yeme saati düzensiz, aldigi vitaminler eksik olunca, bu cocuk´da asiri aktivite ve dikat eksikligi yapar. Elbette bunun yanin´da, sinir, alinganlik, laf dinlemem gibi durumlar´da var! Aile Cocugun bir emanet oldugunu anlamali ve ona göre yetistirmeli. Kusura bakmayin ama, kendine bakamayan kisiler, coluk cocuk sahibi olursa, daha bizi cok hastaliklarla kandirirlar!
Akilli cocuk, yaramaz olur tabirine´de katilmiyorum. Ancak elbette cocuk, cocuklugunu yapacak, ama kuralsiz olmamali. Yaramaz kelimesi´de cok kavramli ve herkeze göre degisen bir kelime oldugu icin, bu konu cok su götürür.

Hulasa. Sahsimin bir cok bize müracaat eden Ailelerin Cocuklarin´da defalarca denenmis islemleri ve netice aldigimiz konulari siz degerli Sadakat ailesi ile paylasmak istiyorum.

Yaramaz(dedigimiz gibi kisiye göre degisir) denilen Cocuk´da sunlar fayda göstermek´de
- Evde Seker oranini düsürmek gerek. Cukulata, seker, Sekerli icecekler gibi seylerden kademe kademe(hemen degil cünki vucut ister) düsürmek gerek
- Cocugun Saf Su icmesine dikkat etmek gerek
- Yedigi gidalarda bol sebze ve meyve tüketmesini saglamak gerek.
- Fazla et yerine fazla balik tüketmek gerek.
- Uyku saatine dikkat etmek gerek(Tavsiyemiz 1-3 Sinifa giden Cocuklar en gec Saat 20 de UYUMUS olmalari gerek, faydasini görenler var)4 -10 Sinif en gec 21 de yatak´da olmalari gerek.(Yok artik daha neler, bunu´da yapan varmi? Elbette var. Bunu yapan Cocuklarinla ilgilenen Aileler var! hemde adedi bir hayli cok!)
- Televizyon, Bilgisayar, Oyun Konsullari(Wii, Play Station, Nintendo gibi) seylerden azami 45 dakika en fazla 1 saat oynatmak gerek. Bunun arasin´da mola verdirmek bile faydali´dir. Oyun oynarken odanin aydinlik ve ferah olmasin dikkat etmek gerek.
- Arada bir Doktor´dan  kan degerlerini kontrol ettirmek gerek.
Bu saydiklarimiz Madde yönü. Cesede tabi yönler. Bunun birde Manevi yönü var, Ruhun´da gidasini vermeden olmaz!

- Ufak yas´da mutlaka cocuklar Fatiha, ihlas, felak ve Nas surelerini ögrenmeleri gerek.
- Cocuklara yatmadan evvel bu sureleri okumak, rahatlatir.
- Cocuklara kücük yasda Namaza kaldirmak, Namaza tesvik etmek ve baslatmak, Yaramaz tabir edilen Cocuklarin üstün´de önemli haller meydana getiriyor.
- Cocuga Kücük yas´da Kuran ögretmek cok tesirli ve hikmetlerle dolu bir durum meydana getirir.
- Cocugumuzla Mutlaka en az 30-45 dk. Allah sohbeti etmek gerek. Erken yas´da yasina uygun mevzulari iyi anlatmak gerek, hatta ezberletmek gerek
- Cocuga koruyucugu Ayetlerden Nuska yapip boynuna asmak´da iyi geliyor. Önerimiz Ayeti Hirz.
- Bunun yanin´da cokca Evlatlarimiza Dua etmek zorundayiz. Duanin acamayacagi kapi, ulasamayacagi kisi yokdur, yeter ki kisi Mümin vasiflarini tasisin!

Dedik ya, Evlat yetistirmek kolay degil. Bu nedenle, Anne ve Baba devamli kendini yetistircek. Ilmin yasi yok. Eminim evlatlarinizla Sohbet ederken, onlara dini bilgileri verirken, cok seyi unuttugunuzu görecek ve üzüleceksiniz.
Allah hepimize hayirli evlatlar nasip etsin. Rabbimizin insAllah emanetine sahip cikip, mahcup olmakliligi bize Ahirette yasatmasin!

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Dikkat Eksikliği İçin İlaç Şart mı?
« Yanıtla #6 : 08 Kasım 2012, 20:11:04 »
Çocukları, zamanı ve zamanın çocuklar üzerindeki etkisini doğru okumadan, ne sorunları görebiliriz ne de çözümleri bulabiliriz. Toplumsal ve bireysel sorunlara bakarken, bu gözle bakmadığımız sürece sorunlarımızdan kurtulamayız.

‘Hiperaktif çocukların ilaçla imtihanı’ başlıklı yazım için aldığım teşekkür ve eleştirilerin hepsini saygıyla karşılıyorum. İsteyen yine çocuklarına her hastalık için ilaç alıp içirsin.

Hiperaktif, dikkat eksikliği, sakinleştirici ilaçlar gibi, her problemini ilaç kullanarak çözmeye çalışan insanlara engel olmak gibi bir niyetim yok. ‘İlaç kullanmadan bu çocuklar iyileşemez’ diyen doktorlarda, istedikleri kadar ilaç yazsınlar. Benim hiçbirine engel olmaya gücüm yetmez.

Ancak hiç kimse benim gözlem ve tecrübelerimi yazmama ve toplumla paylaşmama engel olamaz. Yazdıklarımı ve yazacaklarımı, ciddiye alan da olur, gülüp geçende.

Sanal dünyadan sınıfa

Değişen zamanı ve bu değişim çocuklar üzerinde ki etkisini okumaya / anlamaya çalışıyorum. Bugünün çocukları teknoloji havuzunda büyümüş bir nesildir. Televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik eşyalara bakarak gelişmiş bir zihin yapıları var. Baktıkları ve gördükleri hareketli dünya ile zihinleri hıza alışan çocuklar, sınıf ortamında tahtaya ve öğretmene bakarken çabuk sıkılıyorlar.

Televizyona bakarken gördükleri renkli, cafcaflı, hareketli, süslü ve çok hızlı dünyaya alışan zihinleri, sınıfta ders dinlerken veya evde ders çalışırken hemen sıkılmaya başlıyor. Çünkü gözlerinden zihinlerine gönderilen veriler, alıştıklarının tersine renksiz, hareketsiz hale dönüşüyor. Buna ayak uydurmak, yetişkinler için bile kolay olmuyor.

Saatlerce sıkılmadan bilgisayar başında oyun oynayan bir çocuk, yarım saat ders çalışmaya dayanamıyor. Sıkıntıdan patladığını söylüyor anne babasına. Evladına yardım etmek isteyen anne, çocuğunu doktora götürüyor. ‘Çocuğunuzdan dikkat eksikliği var!’ diyen bazı doktorlar, hemen ilaç yazıyor.

İşte benim itirazlarım da bu noktada başlıyor. Çocukların önemli bir kısmının derse yoğunlaşma / konsantre olma problemleri olduğu, ders çalışırken çabuk sıkıldığı doğrudur. Ancak bunun tek çözümü ‘hap’ kullanmak değildir.

Dikkat eksikliği için ilaç tek çözüm mü?

Yetişkin bir insanın yoğunlaşma sınırı 20 dakikadır. Yani, aynı işi, aynı ortamda, sıkılmadan, 20 dakika yapabiliyor yetişkinler bile. Gençlerin ve yaşlıların yoğunlaşma eşiği daha düşük. Özellikle ilkokul öğrencileri için bu eşik, çok daha düşüktür. Sınıf Öğretmenliği eğitimi alan herkes ‘İlkokul öğrencisinin konsantrasyon / yoğunlaşma sınırı, 3 ile 6 dakika arasındadır. Ancak çok iyi bir öğretmen 6 dakika ve daha fazla çocukların dikkatini derse toplayabiliyor’ bilgisini alarak mezun oluyor.

Normal şartlarda bile, yaşları gereği, zihinsel yoğunlaşma sorunu yaşayan çocukların, böylesi bir teknoloji çağında yoğunlaşama problemi yaşamaları çok normal değil mi?

İlaçsız çözüm önerileri

Birkaç çözüm önerisi yazacağım. Ancak köşe yazısı sınırını aşamayacağım için, anne babaların ‘Dikkat Eksikliği’ konusunu, çözümleriyle beraber anlatan kitaplar okumalarını tavsiye ederim. Dikkati yoğunlaştırma egzersizleri gibi yöntemleri uygulamalarını tavsiye ederim.

Her şeyden önce evinizde bir ‘eğitim saati’ uygulaması yapın. ‘Ders çalışma saati’ demiyorum. ‘Eğitim saati’ diyorum özellikle. Çünkü anne baba televizyon izlerken, çocuğun ders çalışmaya yoğunlaşması / konsantre olması zordur. Bu konuyu hem kitaplarımda hem yazılarımda defalarca işlediğim için, ayrıntısına girmeyeceğim.

Yoğunlaşma ve dikkat problemi olan çocuklar, evde ders çalışırken bir oturuşta 1 saat değil, 3 oturuşta bir saat çalışmalı. Yani parça parça, dilim dilim ders çalışmalı. ‘15 dakika ders, 10 dakika mola’ kuralına göre çalıştırmak daha doğru bir yöntemdir.

Teknoloji başında oturmaya alışan çocuklar için, imkanı olan ailelerin bilgisayar başında ders çalışma, ders dinleme imkanı sağlayabilirler. Ders CD’leri satın almak veya ders dinleyebileceği, konu tekrarları veya pekiştirmeler yapabileceği web sitelerine üye olarak, çocukların orada bilgi pekiştirmelerini sağlayabilirler.

Sınıfta derse yoğunlaşma / konsantre olma konusu, anne babadan daha çok, öğretmenin halletmesi gereken bir problemdir. ‘Akıllı Tahta, Tablet ve Eğitim’ başlıklı bir köşe yazımı bu konuya ayırmıştım. Aynı cümleleri tekrar etme niyetinde değilim. Ancak öğretmenler şu gerçeği anlamak zorundalar. Teknolojinin eğitimdeki yerini, gençlerin eğitiminde ki önemini anlamayan öğretmen, zamanı ve gençleri okuyamamış demektir.

Çaresiz çağdaşlık!

İngiltere’de bazı okullarda, derse başlamadan önce hap içiyormuşlar çocuklar. Bu haberi duyan, okuyan bizimkiler ‘Çağdaş Avrupa böyle çözmüşse bu sorunu, bizde öyle yapalım’ diyebilir. Ancak ben biliyorum ki, Avrupa bunu çağdaşlığından yapmıyor, çaresizliğinden yapıyor.

Çocuklarınızı ilaçlara alıştırmayın. İlaçlara alışan çocuklar, ilaçsız ayakta duramayacak hale gelir zamanla.

Said Çamlıca

Çevrimdışı boritta

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Dikkat Eksikliği İçin İlaç Şart mı?
« Yanıtla #7 : 17 Kasım 2012, 19:51:34 »
Dikkat Eksikliği-Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve tedavisi hakkında Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı’nın bir makalesini buldum:

Dikkat Eksikliği - Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite Bozukluğu, bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve benlik saygısı üzerine çeşitli olumsuz etkileri olan ve oldukça sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur.  Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı %5-10, erişkinlikte %4 civarındadır.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun en sık gözlenen temel belirtileri şunlardır:
- Hareketlilik
- Dikkat eksikliği
- Dürtüsellik

Bozulukta her üç belirti birada görülebileceği gibi, dikkat eksikliği - dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) özellikle dikkatsizliğin ön planda olduğu ve hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu alt tipler şeklinde kendisini gösterebilir. Bir kişide Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ( DEHB ) varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması, sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ

Dikkat Eksikliği ifadesinden kastedilen aslında dikkatin olmaması değil daha ziyade dikkati belli bir süreyle özellikle zihinsel uğraşı gerektiren ders çalışma, problem çözme veya çocuk için çok da eğlenceli olmayan bir görev esnasında kendisini gösteren bir konsantre olamama durumudur. Dikkat eksikliği - dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar tam tersi eğlenceli, ilgilerini çeken, renkli ve canlı görüntülerin olduğu televizyon ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerce sıkılmadan durabilmektedirler.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna (DEHB) sahip çocukların dikkatlerinin dış uyaranlarca kolayca çelinebilmesi nedeniyle, sıklıkla bizlerin farketmedikleri ayrıntıları farkedebilir bu nedenle yanlışlıkla fazlaca dikkatli olarak değerlendirilebilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilerin öğretmenleri sıklıkla öğrencinin derste dalgın olduğunu, kendisini dinlemiyormuş göründüğü veya kalemi silgisi veya etrafıyla ilgilendiğinden şikayetçidirler.

Dikkat eksikliği - dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar sınav sırasında dikkatsizce hatalar yapma ve soruları okumadan işaretleme eğilimindedirler.

HAREKETLİLİK

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip hiperaktif çocuklarda görülen ve sorun olarak kabul edilen hareketlilik ise genellikle amaca yönelik olmamasıyla normal bir hareketlilikten ayırt edilebilir. Şiddetine göre, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk oturduğu yerde kıpır kıpır olabilir veya motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketli olabilir.

DÜRTÜSELLİK

Dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla: sırasını bekleyememe, konuşurken söz kesme, düşünmeden hareket etme şeklinde gösterir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar sıklıkla oyun ve okul kurallarına uymakta güçlük çekerler.

Bu davranışları plansız ve istemeden gerçekleştiği için sıklıkla arkasından pişmanlık ve üzüntü duygusu baş gösterir. Yapılan araştırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile birlikte başta  “ Karşı Gelme Bozukluğu” olmak üzere öğrenme sorunları, davranım bozuklukları, depresyon ve kaygı bozukluklarının oldukça sık görüldüğünü göstermektedir.  Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavisi sırasında bu durumların atlanmaması tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir.

Peki, Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda, bu sorunu yaşamayan çocuklarla kıyaslandığında beyin düzeyinde ne gibi farklılıklar vardır?

Bu bozuklukla ilgili bugüne kadar yapılmış çok sayıda çalışma vardır ve sorun çok boyutlu olarak incelenmiştir. Dikkat eksikliği - dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beyin görüntüleme çalışmalarıyla, beynin hacim ve işlevselliğindeki değişiklikler incelenmiş, beyinden salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin gibi nörokimyasal maddelerin düzeyleriyle ilgili çalışmalar yapılmış ayrıca bu bozukluğa sahip çocuklar nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiş, elektrofizyolojik ve genetik çalışmalar yapılmıştır.

Tüm bu çalışmalar sonucunda Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu`nun (DEHB) gerçekten bir bozukluk olduğu, bu çocukların planlama, çevresel gerekliliklere göre davranışın düzenlenmesi, uygunsuz tepkilerin baskılanması, dikkat işlevleri  gibi alanlarda zorluk yaşadıkları, bunun sebebinin bu işlevlerle ilgili alanlarda birtakım işlevsel ve nörokimyasal düzensizlikler olduğu , genetik ve çevresel faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı gösterilmiştir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal ve akademik alanda yaşadıkları sıkıntılar olduğu gibi, diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarının da olduğu göze çarpmaktadır. Dikkat eksikliği - dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda en çok göze çarpan özellikler, daha yaratıcı olmaları, enerjik, sıcakkanlı, hiperaktif, cana yakın ve dürüst olmalarıdır. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Arkadaş çevresi ve kötü niyetli insanlar tarafından bu yönleri kötüye kullanılabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, uygunsuz çetelere ve gruplara karışma, alkol ve madde kötüye kullanımı ve suç işlemeye yönlendirilme riski altındadırlar.

 
Çocuğunuzda, yukarıda saydığımız belirtiler ve şikayetlerin bulunuması durumunda, Dikkat Eksiliği ve Hiperaktivite Bozukluğu açısından gerekli dikkat ölçüm testlerinin uygulanması ve düzenlenecek doğru tedavi programı için, Çocuk ve Genç kliniğinden randevu alabilirsiniz.


Uzm Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuk ve Genç
Psikolojik Danışmanlık ve Psikiyatri Merkezi
cocukvegenc.com
« Son Düzenleme: 18 Kasım 2012, 06:23:20 Gönderen: İsra »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hani Bu Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Vardı?
« Yanıtla #8 : 16 Ağustos 2016, 11:38:51 »
Hani Bu Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Vardı?

Psikiyatrinin en büyük sorunu aşırı teşhis. Örneğin halen neden kaynaklandığı net olarak açıklığa kavuşturulamamış, kesin tanı koydurucu bir testin halen bulunamadığı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite tanısı son 35 yılda 100 kat daha sık konulmaya başlandı. Bu teşhisi alan çocukların anne ve babalarına teşhisi koyan psikiyatrlar aynen şöyle söylüyorlar: Çocuğunuz bu ilaçları alıp tedavi olmazsa okul yaşamında başarısız olur, eğitimini sürdüremez ve ileride işsiz, sorunlu, toplumsal yaşamın dışında kalan birisi olur.

Psikiyatr olarak çalıştığım 20 yılı aşkın süre boyunca bu uyarılardan korkmuş ancak tedavide kullanılması önerilen ilaçlar açısından tereddüt yaşayan anne ve babaları tarafından bana küçükken muayenesi yapılmak üzere getirilmiş olan çocuklar şimdi büyüdüler ve çoğu hayata atıldılar. Bu çocukların arasında, benden önce bir psikiyatra götürülüp de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış birçok çocuk vardı.

Bu tanıyı almış birçok çocuğa yapmış olduğum değerlendirmelerin sonucunda, çoğunlukla konulan teşhise katılmadığımı ve bu çocukların bu ilaçları kullanmasına gerek olmadığını, başka önlemlerle bu sorunların atlatılabileceğini belirtmiştim. Az da olsa konulan teşhise katıldığım ve bu ilaçların kullanılmasının gerekli olduğunu belirttiğim de olmuştur. Anne ve babaların kimi beni dinledi ve ilaç kullanmadılar, kimi ise dinlemedi ve ilaç tedavisine yöneldiler.

Peki bu ilaçları kullanmayan çocuklara ne oldu diye sorarsanız şimdilerde arka arkaya başarıları ile ilgili haberler alıyorum. Türkiye'nin ya da dünyanın sayılı üniversitelerinden mezun oldular, şimdi kimi akademik yaşamına başarıyla devam ediyor kimi ise çok güzel iş olanakları bulmuşlar ve başarılı biçimde çalışıyorlar. Toplumsal yaşamda da çok başarılı ve iletişimleri mükemmel olan birer çocuk haline gelmişler.

Şimdi sormak gerekmiyor mu hani bu çocuklar kırmızı reçeteyle yazılan ilaçları kullanmazlarsa eğitim yaşamlarında başarısız olmaları kesin idi, dikkat işlevlerindeki bozukluk nedeniyle sosyal ve okul yaşamlarını sağlıklı biçimde sürdürmeleri olanaksız idi?

Hani bu çocuklar ilaç tedavisi görmezlerse toplum dışı kalacaklardı?

Psiyatrist Dr. Mutluhan İzmir
Sağlıklı Yaşıyoruz Danışma Kurulu Üyesi
https://www.instagram.com/p/BJIm26Ag7zJ/



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9204
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İlaç Sektörünün Kurbanı Çocuklar
« Yanıtla #9 : 18 Ağustos 2016, 16:17:36 »
İlaç Sektörünün Kurbanı Çocuklar


Psikiyatrik hastalıklar hızla yayılıyor. Hatta dönem dönem bazı hastalıklar moda oluyor. Depresyon, manik depresif, bipolar bozukluk, panik atak gibi hastalık adları günlük dile girdi bile.

Eğer hayatınızda bir çocuk varsa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, disleksi, öğrenme güçlüğü, otizm gibi tanıların da ne kadar yaygınlaştığını fark edersiniz. Peki bu sorunlar gerçekten bu kadar yaygınlaştı mı, yoksa bir “aşırı tanılama” sorunuyla mı karşı karşıyayız? Bu sorunun yanıtını verebilmek gerçekten önemli, çünkü yukarıda sayılan tanılardan herhangi birinin konulduğu çocukların önemli bir bölümü oldukça ağır, bağımlılık yapma riski bulunan ve yan etkileri tam olarak saptanmamış ilaçlarla “tedavi” ediliyorlar. “Antidepresan Tuzağı” kitabının da yazarı olan Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir “Yaramaz Çocukları İlaçlamayın” adlı son çalışmasında ilaç endüstrisi, tanılama ve tedavi arasındaki ilişkiye değiniyor. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna odaklanan İzmir, yirmi yıl öncesine kadar çok ender rastlanan bir hastalık olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB), günümüzde her 7-8 çocuktan birinde rastlanır hale geldiğinin altını çiziyor. Üstelik DEHB tanısı otizm ve disleksiden farklı olarak klinik gözleme dayalı olarak konuluyor. Dolayısıyla bu tanılamada nesnel ölçütlerden söz etmek çok zor. Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir ilaç endüstrisinin de etkisiyle tanılamalarda kullanılan nesnel ölçütlerin nasıl değişebileceğini, sermaye ve modern tıp arasında kurulan çıkar ilişkilerini doktorları daha fazla ilaç reçetelemeye nasıl ittiğini ve bu durumun modern tıbba olan güveni sarsabileceğini örneklerle açıklıyor.

DEHB semptomlarının ortaya çıkmasına sebep olabilecek diğer etkenlere değinen yazar, en belirgin semptom olan dikkat eksikliğinin herkeste zaman zaman ortaya çıkabileceğine işaret ediyor. Günümüzde kullanım yaşı oldukça aşağı çekilmiş olan televizyon, akıllı telefon gibi teknolojik aletler yaydıkları ışıklarla kullanıcısının uyku kalitesini düşürüyor ve bunun bir sonucu da dikkat eksikliği oluyor.

Mutluhan İzmir, beyin işlevlerimizin duygulardan bağımsız işlemediğini ve duygusal durum ile bu işlevlerin sağlığı konusuna değiniyor. Aile yaşantısının etkisiyle, yeterli disiplinden yoksun yetişen çocuklarda da yine aşırı hareketlilik, kurallara uymakta ve güdülerini kontrol etmekte zorlanma, bunların sonucu olarak da dikkat eksikliği görülebileceğini belirtiyor.

Hastalık tanımlarının genişletilmesi sonucu ortaya çıkan aşırı tanılama ve ilaç endüstrisi bir araya gelince dikkati artırdığı, konsantrasyonu güçlendirdiği söylenen ilaçlar DEHB tedavisinde kullanılmaya başlandı. Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir’e göre doktorlar tarafından tehlikesiz olduğu belirtilerek reçetelenen bu uyarıcı ilaçlar oldukça ciddi yan etkilere sahip. En büyük tehlike ise bağımlılık yapma riskleri. Uzun vadede ise ilgi ve dikkat kaybı, cinsel işlev bozukluğu, öğrenme güçlüğü bu yan etkilerden sadece bazıları. İzmir, bu ilaçlar üzerinde çalışmaların halen sürdüğünü ve yaratacakları tahribatın tam olarak bilinemediğini söylüyor. Mutluhan İzmir şöyle devam ediyor; “DEHB hastalığının, bipolar hastalıkla birlikte görülmesindeki sıklık ve DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların bipolar hastalığın mani dönemini alevlendirmeleri, dikkat eksikliğini ve içe kapanıklığı tedavi ediyoruz derken hastayı kontrolsüz bir tabloya sokmamıza ve zarar vermemize neden olabilecektir. Yani kaş yapalım derken göz çıkarma olasılığımız büyüktür.”

Bu noktada aşırı tanılama ve hastalıkların tanılanmasını sağlayan ölçeklerin genişletilmesi konusuna geri dönmekte fayda var. İlacın gerçekten ona ihtiyaç duymayan bir beden için zehir olduğunu söyleyen İzmir, çevresel faktörlerin etkisiyle, dikkat artırma egzersizleri, sosyal uyumu artırma çalışmalarına başvurmaksızın pek çok çocuğun bu bağımlılık yapan zehirlere maruz bırakıldığının altını çiziyor. Oysa yaşanan dikkat sorununun pekâlâ ilgi ve merak eksikliğinden kaynaklanabileceğini belirten yazar, bugün masa başında oturup ders çalışabilmesi için ilaca maruz bırakılan pek çok çocuğun eğitim sistemi ve toplumsal kültürümüzde zaten var olan aşırı korumacı tutumun kurbanı olabileceğini belirtiyor.

Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir’in ortaya koyduğu perspektif bize sayısı hızla artan DEHB tanısı almış çocukların tıbbi bir sorunun yanısıra toplumsal bir sorunu işaret ettiğini gösteriyor; “sorunlu” çocuk karşısında bir an önce çözüm yaratacak mucize bir ilaca başvurmak isteyen eğitimci ve ebeveynler, böyle bir çocuğun varlığını tolere edemeyen, çocukların ilgi ve meraklarını uyandırmaktansa katı disiplinle ilerlemeyi ezber edinmiş bir eğitim sistemi, kozmetik tıbbın yarattığı mucize ilaçlar arzusu, ilaç endüstrisinin bilimle kurduğu sıkı bağlar dolayısıyla daha çok ilaç yazmaya yönlendirilen hekimler.

Tüm bu sorunlar yumağında bir neslin hatırı sayılır bir kısmı geri dönüşü olmayan ya da ilerleyen yaşlarında daha fazla ilaca ihtiyaç duymalarına yol açacak bir tedavi yöntemine maruz bırakılmakta. Oysa Dr. Mutluhan İzmir’e göre; “Bizim ve çocuklarımızın geleceğini kurtaracak olanın gerçek bilgi, gerçek bilim ve gerçek iletişim olduğunu unutmamak olduğunu aklımızdan çıkarmayarak, çocuğu kurtarabilmek için önce toplumu kurtarmanın gerekli olduğunu bilmek gerekir. Sorun sadece kendi çocuğumuzu değil, onun içinde yasayacağı toplumu oluşturacak çocukların tümünü kurtarmak sorunudur.” “Yaramaz Çocukları İlaçlamayın!”, Prof. Mutluhan İzmir, 112 s., Hayykitap, 2016

Kaynak: http://www.remzi.com.tr/kitap-gazetesi/ilac-sektorunun-kurbani-cocuklar