Gönderen Konu: Teferruatlarıyla Mirac Hadisesi  (Okunma sayısı 990 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1938
    • http://www.sadakat.net
Teferruatlarıyla Mirac Hadisesi
« : 29 Temmuz 2008, 18:29:25 »

Miracla alakalı envai çeşit döküman var tabiki. Ama Sevgili Peygamberim serisindeki Miracla alakalı kısımda çok detaya inmişler. Sohbet hazırlayan arkadaşların özellikle hoşuna gidecektir babından koymayı arzu ettim. Buyrun:


Taif vahşetinden dönen Sevgili Peygamberimiz ve Haris bin Zeyd, Mekke'ye gece gelmişlerdi. Şehir uykuda... Tek tek bazı evlerden zayıf sarı ışıklar sızıyor. İzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesi, bir neşe vermiyor. Köpekler, gecenin yalnızlığına doğru uzun uzun ama tedirgin havlıyor. Gökyüzünün derinliğinde ürperen yıldızlar bir tehlikenin habercisi gibi. her köşe başı beklenmedik bir tuzak olabilir.

Bu sebeple Hace-i Kainat, sallAllahü aleyhi ve sellem Zeyd radıyAllahü anhı bir münasib yerde eve yollarken kendisi muhtemel takipçilerine karşı iz değiştiriyor.

Mekke müşrikleri, Taif'de yapılanlardan ayrıca cesaret buldukaları için her çılgınlıgı fütursuzca işleyebilirler. Gece kanlığında yapılacak bir suikast... Hayır! Allah korusun...

Bunun için Peygamberimiz amcasının kızı Ümmi Hani'nin kapısını çalıyor.. Serin bir rüzgar hışırtısının uyutuğu gecede dikkat çekmeyen küçük tıklamalar. Bütün mekke gibi Ümmi Hani'nin evinin kaç kere daha vurulunca içerden beklenen ses işitildi. Ümmi Hani soruyor:

-Kim o?

-Muhammed! Amcan oğlu.. misafir kabul eder misin?

O, henüz müslüman değil ama bir büyük insanın kapısına gelmesinden son derece heyecanlı. Aceleyle cevap veriyor:

-Kabul ne kelime... Senin gibi doğru sözlü, emin ve asil bir insanın şu haneyi şereflendirmesinden kıymetli ne olabilir? Buyur.

Efendimiz teşekkür ederken Ümmi Hani hayıflanıyordu:

-Keşke geleceğini bildirseydin; yemekler hazırlardım. Şimdi yiyecek ir şey yok. Ne aksilik ama... tüh... keşke önceden haberim olsaydı!...

Halbuki O, öylesine ızdıraplı anlar yaşadı ki üzüntü ve yorgunluktan yemeği hatırlayacak halde değil. Mecalsiz bir vaziyette.. Ama bu halde bile tek eyi düşünüyor...Bir tek şeyi: Allah'ı ve O'nun razasını.

-Ne yiyecek istiyorum ne içecek. üzülme ve hiç bir şey için zahmet etme. Rabbime ibadet edeceğim; O'na yalvarağım kadar emniyetli bir ye olsa kafi. Başka şey lazım değil.

Ümmi Hani, Resulullah'a münasip bir yer gösterdikten sonra kendisine leğen, ibrik ve namaz kılması için bir hasır verdi... Ve hayırlı geceler dileyerek ayrıldı.

Ev sahibesi şimdikendi odasında düşünüyordu:

-Amcazademin düşmanı çok. Onun buraya girdiğini görmüş veya duymuşlarsa mutlaka baskına kalkışırlar. Böyle bir şey yapılırsa şerefim iki paralık olur.

Evet; gerçekten şerefi iki paralık olurdu. Çünkü devrin adetine göre misafir en makbul şekilde yedirilir, içirilir ve her nevi tehlikeden korunur. Bunu yapamayan biri ise kimsenin yüzüne bakamaz.

Ümmü Hani, babasından kalma kılıcı alarak dışarıda nöbet tutmaya başladı. Usul usul evin etrafında geziniyor.

Yiğit kadın, dışarıda güvenliği temin ederken Sevgili Peygamberimiz, abdest alarak yatısı namazını eda etti ve Rabbine yalvarmaya başladı. Af diliyor; İnsanların iman etmesini niyaz ediyordu. Böylece bir hayli vakit geçti. Yorgunluk beşer kudretinin son sınırlarına gelmişti ve O, bugün en kederli zamanlarından birini yaşıyordu... Uyuya kaldı. Ama kendine has üstünlüklerden biri olarak gözleri uyuyor, kalbi uyumuyor.

Bu eve sığınmak çok mühim.

Bu yorgunluk çok mühim.

Bu uyku çok mühim.

Zira bunlar ilahi merhamete vesile ve tarihin en yüksek vak'alarından biri olan Mirac'a sebep oldu... Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallAllahü aleyhi ve selleme bu benzersiz nimeti bahşeden Allah'ımıza sonsuz hamd olsun...

Peygamberlik vazifesini aldığı andan şu ana kadar senelerden beri büyük bir imtihanda. İnsanlığı hidayete kavuşturmak için tatlanılan yüzlerce, binlerce sıkıntıya başka kim nasıl dayanabilir? O, sallAllahü aleyhi ve sellem, muazzam bir sabır, müthiş bir tevekkül ve çelik gibi irade ile dayandı. En aleyhte, en tehlikeli, hatta hayatı pahasına olan şartlarda bile üzerine aldığı büyük vazifeyi asla taviz vermeden ifa etti. bunu ifa ederken de karşılaştığı sıkıntılardan, çektiği çilelerden dolayı en ufak şekilde şikayetçi olmadı. Aksine kendini kusurlu gördü. Rabbinin razasını kazanıp kazanmama hususunda endişelendi; af dilediş insanların saadeti için dua etti. Arkadaşlarını sabra ve en ağır şartlarda bile şükre alıştırdı. Her şeyi ile mücessem İslam ahlakı...

On seneden fazla bir zamandır dayanılmaz meşakkatlere tahammül eden böyle bir peygamber elbette ilahi mükafaatlara kavuşacaktır.

Allahü teala, Cebrail aleyhisselama buyurdu:

-Sevgili Peygamberim çok üzüldü. Vücudu yaralı, kalbi kırık. Ama o halde dahi düşündüğü tek şey benim rızam. Bu sebeple git Habibimi bana getir. Yolunda olanlara hazırlandığım cennet nimetlerini ve kendisine düşmanlık edenleri bekleyen azapları görsün.. O'nu bizzat ben teselli edecek ve kırık kalbini kendim tedavi edeceğim..

Cenab-ı Hak devam buyurdu:

-Bu geceki taat ve ibadetin Sevgili Peygamberimi davet olsun. kanatlarını cennet takıları ile süsle, hizmet kemerini tak, tacını giy. Melekler, semaları nur ile doldursun; sıdk ve safa nöbetçileri sevinç kösünü çalsınlar. Sekiz cennet tezyin edilsin. Cehennem yumuak ve sakin olsun. denizler ve rüzgar harekesizce dinlesinler.

Nuh, İbrahim, İsa gibi Peygamberlerin ruhları hazır olsun. Yeryüzündeki bütün kabirlerden azab kalksın. İ

İlahi kelam devam ediyor:

-Git cennetten bir burak seç ve Resulüm var selamımı söyle ve davetimi bildir...

Cebrail aleyhisselam, Cennete giderek kırkbin yıldır bu anı bekleyen "Burak" isimli cennet atını buldu. Beyaz renkteki Burak'ın alnında Kelime-i Tevhid yazılı idi... hayvanı alan büyük melek, bir anda Ümmi Hani'nin evine geldi. bu sırada dışarıda bir köşecikte uykuya mağlup olan Ümmi Hani, hiç bir şeyin farkında değil. içeri giren Cebrail, uykuda olan Sevgili peygamberimiz'in önce usulcacık ayak tabanlarını öptü, sonra mübarek ayaklara yüzünü sürdü ve yastığının kenarına ilişti. Cebrail'in kalbi cennet kafurundan ve kanı olmadığı için dudakları soğuktu. bu soğukluk Resulullah'ı uyandırdı. Hatemül Enbiya, uyanır uyanmaz insan şeklinde gelmiş olan vahiy meleğini tanıdı ve zamansız ziyaretinden doayı telaşlandı:

-Ey bütün mahlukların en mabulü!Ey Peygamberlerin Efendisi! Ey Allah'ın Sevgilisi, iyiller menbaı, üstünlükler sebebi, Nebiyyi muhterem. Ziyaretimden dolayı endişeye kapılma! Hak teala'nın Selamı var. Seni davet ediyor. Bu öyle emsalsiz bir nimet ki daha evvel hiç bir Peygambere nasib olmadı. Lütfen kalk gidelim.

Sevgili Peygamberimiz,kalkıp abdest aldı.

Cebrail aleyhisselam, kainatın efendisine nurdan bir elbise, başına yine nurdan bir sarık giydirdi. Beline yakut bir kemer taktı. Ayaklarına bir çift zümrüt nalın verdikten sonra, üzerinde her biri ülker yıldızı gibi ışıldayan dörtyüz incinin takılı olduğu bir asayı takdim etti.

Muhteşem Peygamber ile en büyük melek el ele tutuşarak Kabe-i Şerife geldiler. Her yer ve herkes uykuda; bir yıldızlar uyanık. Sayısız yıldız, oyun için koşturan çocuklar misali cıvıl cıvıl. Ay, güleç yüzlü bir anne gibi yıldızları vakur ve temkinli uzaktan seyrediyor.

Efendimiz, Beytullah'ı yedi defa tavaf ettikten sonra Hatim adlı yerde bir miktar istirahat ettiler.

Cebrail aleyhisselam, burada mahlukatın en iyisini bir kere daha manevi ameliyata tabi tuttu. Efendimizin göğsünü yararak Kalbini çıkarıp zemzem suyu ile iyice yıkayıp ak-pak ettikten sonra bir altun leğen dolusu hikmet ve marifeti o mübarek kalbe boşalttı. Ve göğüs kapatıldı.

Rıdvan aleyhisselam ismindeki cennet meleği ile Mikail aleyhisselam, İsrafil aleyhisselam ve daha yüzlerce melek bu sırada Cebrail aleyhisselama yardım ediyorlardı.

Resulullah hiç bir acı- sızı işitmedi. ameliyat bitince ayağa kalktı. Cebrail, Burak'ı getirdi ve İsra yani gece yolculuğunun bu binekle olacağını meleklerin yol gözlemekte olduklarını haber verdi.

Sevgili Peygamberimiz, sallAllahü aleyhii ve sellem Burak'ı görünce mahzunlaştı ve düşüncelere daldı..

Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama nida buyurdu:

-Ey Cebrail sor bakalım! Habibim neden mahzunlaştı.

-Ümmetimi fikrediyorum, dedi en büyük Peygamber, ben bu kadar izzet ve ikram görmekteyim, Hizmetime melekler ve cennet atı Burak veriliyor. Uzak mesafeleri bir anda aşacağım. Kıyamet günü ümmetim ne yapacak? Arasat meydanında ve kızgın güneş altında açık baş yalın ayakla elli bin yıl nasıl bekleyecekler; buna nasıl tahammül edecekler ve otuzbin yılda geçilen Sırat köprüsünü onca günühları ile nasıl katedecekler.. Burak'ı görünce bir an bunları düşündüm. Bu sebeple şu en mes'ud zamanda gayri ihtiyari teessüre kapıldım..

Bunun üzerine fermanı ilahi nazil oldu;

-Ey Habibim üzülme! Sana gönderdiğim gibi yolunda giden müminlerin kabirlerine de Burak yollayacağım; Mahşer'e Burak'la gelecek ve Sırat'ı bununla geçecekler. Habibimin ümmeti binlerce senelik zamanı sadece bir ân olarak yaşayacaklar ve hiç bir sıkıntı çekmeyecekler.

Resulullah, Burak4a bindi. Hayvan o kadar hızlı gidiyordu ki bir adımda varılmaz uzaklıktaki ufuklar geride kalıyor. Resullulah, bir ara hayvanı idare için dizginlerini çekecek olduysa da Cebrail aleyhisselam:

-Zahmet etme. O, bu iş için hususi vazifelidir. Gideceği yeri bilmektedir, dedi. İsra/gece yolculuğu esnasında dört ayrı yerde durarak namaz kıldılar. İlk durak Medine-i Münevvere oldu.

Cebrail:

-Burası, Medine şehri, dedi. Yakında buraya göçeceksiniz.

Sonra, Musa aleyhisselam Cenab-ı Hak ile konuştuğu Tur-i Sina'da ve İsa aleyhisselamın doğum yeri Beyt-i Lahm'da namaz kıldılar ve Mescid-i Aksa'ya geldiler; Yani Kudüs'e. Cebrail aleyhisselam, Burak'ın yularını parmağı ile deldiği kayaya bağladı. Bazı Peygamberlerin ruhları insan şeklinde olarak Mescid-i Aksa'da hazırdı. Nur yüzlü, huzur bakışlı, Sevgili Peygamberimiz, nir yüzlü çiçek gülüşlü Peygamberler tarafından karşılanıyor. Cemaatle namaz kılmak için imam olması evvela Âdem aleyhisselama teklif edildi, özür diledi ve Sevgili Peygamberimiz varken imamlık yapmasının mümkün olmadığını beyan etti. Nuh aleyhisselamdan imamlığa geçmesi rica edildi. İnsanlığın ikinci babası da aynı mazereti bildirdi.

İkinci en üstün Peygamber İbrahim Halilullah'a "Siz buyurun" dendi; aynı bahaneyi ileri sürdü. Hazreti Cebrail, Peygamberimize:

-Sen varken kimse imam olmaz, hakikatini arz etti.

Bunun üzerine o mübarek tablo doğdu... Resulullah imam ve bir çok Peygamber, bir çok melek cemaat olduğu halde iki rek'at namaz kılınıyor. Öyle bir namaz ki İslam tarihinin, dünya tarihinin belli başlı dönemeç noktalarından biri...

Dünya dünya olalı böyle bir ibadete şahid olmamış.

Namazdan sonra Cebrail, aziz misafire bir bardak cennet şarabı ve bir bardak süt sundu. Hazreti Peygamber, sütü tercih buyurdular. Cebrail aleyhisselam memnuniyetini dile getirdi.

-İki cihan saadetini seçtin...

Sonra bir kab su ve bir kab bal getirdiler. Yüksek Peygamber ikisini de kabul buyurdular. Hazreti Cebrail buna da sevindi:

-Bal, ümmetinin kıyamete kadar var olacağına; su da bu seçkin ümmetin günahlarının temizleneceğine işarettir.

...İnsanların en hayırlısı ve Peygamberlerin en üstünü, diğer Peygamberlere veda ederek Cebrail ile birlikte sahra'ya geldiler; burada Miraç "yürüyen merdiven" diyebileceğimiz bir vasıta bekliyordu. Miracın diğer ucu tâ asumanda kayboluyor. Meleklerin kullanmalarına mahsus olan bu merdiveni müminler ölürken görecekler.

Melek ve Peygamber Miraca adım attılar...Ve yükselme başladı. Resulullahın sağında seksenbin, solunda seksenbin olmak üzere yüzaltmışbin melek, ellerinde arz nurundan meş'aleler olduğu halde ilahî yolculuğa eşlik ediyorlar.

Senelerdir kendisi ve arkadaşları en zalim işkencelere maruz kalan Peygamberlerin efendisi, şimdi sabırlarına bir büyük bir benzersiz armağan olarak ilmel yakîn mertebesinden aynelyakîn mertebesine yükseliyordu.

Resulullah, ibirci kat gökte Âdem aleyhisselamı gördü. İlk Peygamber, son peygamberi sevgi ile selâmladı ve hayır dualar etti. Ayrıca birinci kat gökte ayakta huşu içinde duran ve "Sübbûhun kuddusün rabbil melâkite verrûh" diyerek Cenab-ı Hakkı anan melekler vardı. Sevgili Peygamberimiz Cebrail'e:

-Bunların ibadeti bu şekilde mi? Diye sordular.

Cebrail:

-Evet, dedi. Bu melekler yaratıldıkları ândan beri bu hal üzredirler ve kıyamet kopuncaya kadar da böyle kıyamda kalacaklardır.

Haberini verdi ve bir tavsiyede bulundu:

-Hak teâlâ'dan bu ibadeti ümmetin için de dilemeni tavsiye ederim.

İşte namazda ayakta duruşumuzun mânâsı. Allah'ın Resulü o ibadetten ümmeti için de isteyince bizlere bu nimet nasib oldu.

Peygamberimiz, birinci gökte bazı insanlar gördü ki melekler tarafından suçunun ağırlığına göre çeşitli biçimlerde ceza görüyorlardı. Merak edip Cebrail'e sorunca; bunların mamazda rüku ve secdeleri tam yapmayanlar, Cumayı ve cemaatle namazı terkedenler, zekât vermeyenler, fakirlere acımayanlar, haram yiyenler, emanete hıyanet edenler, gıybet edenler, içki içenler, yalancı şahidlik yapanlar, faiz yiyenler, zina edenler, babasına karşı gelenler olduğunu öğrendi.

Sevgili Peygamberimiz, bu katta bir de Allah için namaz kılanları gördü. Neş'e ve sevinç içindeydiler.

Ayrıca bir denizle karşılaştılar. Dağ gibi dalgaları olan sütten daha ak bir suydu. Bunun ne denizi olduğunu Cebrail aleyhisselama sordu, Melek:

-Bu, dedi Hayat Denizi'dir.

-Dünyanın sonunda Hak teâlâ, ölüleri dirilteceği zaman bu denizden dünyaya yağmur yağdıracak ve çürüyüp toz toprak olmuş insanlar, dirilerek ayağa kalkacaklardır.

İkinci kat göğün vazifeli meleği Resulullah'a "merhaba" diyerek hararetle selâmladı. Efendimiz burada Yahya aleyhisselam ile İsa aleyhisselamı gördü. Peygamberimizi karşılayarak kendisi ile müsafeha yaptılar; Cenab-ı Hak'dan müjdeler verdiler.

Bir gurup melek rüku halinde ibadet ediyor ve sürekli o halde bulunuyorlardı. Cebrail, bu melekleri işaret ederek "Bunların ibadeti bu şekildedir. Kıyamete kadar böyle devam edecektir. Sen de Allahü teâlâ'dan ümmetin için bu ibadetten iste" dedi. İşte namazlarımızdaki rükunun sebebi.

......

Mirac üçüncü kat göğe yükseldi. Her semaya girişte olduğu gibi buraya da belli bir merasimle kabul edildiler. Yusuf aleyhisselam bu gökteydi.

Yusuf Peygamber de efendimizi karşılayıp müsafeha etti. Secdeye kapanmış öylece tesbih eden melekler görülüyordu. Cebrail yine hatırlattı "aman bu ibadeti dilemeyi unutma" namazlardaki secdenin hikmeti böylece doğdu...

Mirac, yükselerek yoluna devam etti. Dördüncü göğe geldiler. Bu katın saf gümüşten bir kapısı ve nurdan bir kilidi bulunuyordu. Kilitte la ilahe illAllah Muhammedün Resûlullah yazılıydı.

İdris aleyhisselam dördüncü katta oturuyordu. Sevgili Peygamberimizi dualarla karşıladı.

Efendimiz burada bir kürsü üzerinde bir melek gördü; meleğin sağında nurani melekler, solunda zulmani melekler bulunuyor ve harıl harıl çalışıyorlardı. Cebrail, Efendimize "İşte Azrail budur" dedi. Büyük meleğin yanına vardılar. Cebaril aleyhisselam, Azrail aleyhisselamı Allah'ın habibine takdim etti. Azrail, yüzünde gülücükler açarak kalkıp Peygamberimizi saygıyla selamladı O'nu övdü:

-Ey Kendisinden daha üstün biri yaratılmamış olan büyük Peygamber merhaba! Hiç şüphe yok ki senin ümmetin de diğer ümmetlerden daha seçkindir. Hatırın için onlara öz anne-babalarından bile fazla acıyarak müşfik davranıyorum.

-Evet, dedi Resulullah. Ben de senden bunu rica edecektim. Ümmetim zayıftır, kendilerine güler yüzle görünmeni ve ruhlarını incitmeden yumuşaklıkla kabzetmeni istiyorum..

Büyük melek, yaptığı açıklama ile kıymetli misafiri rahatlattı:

-Seni kendisine sevgili olarak seçen ve son nebi yapan Allah için haber veriyorum. Cenab-ı Hak, gece ve gündüz yetmiş kere nida buyurarak bana şöyle emretmektedir: "Ümmet-i Muhammedin ruhlarını bedenlerinden kolay ve yumuşak bir şekilde al ve kendilerine nazik davran"... İşte ana-babalarından bile şefkatli muamele etmemin sebebi budur.

Daha sonra Cebrail ile beraber Beytül Mamur denen kızıl yakuttan yapılmış binaya gittiler. Efendimiz, Cebaril aleyhisselamın teklif ve ricası ile imam oldu, yedi kat göğün melekleri de tabi oldular; iki rek'at namaz kılındı. Kalabalık cemaati görünce Sevgili Peygamberimiz, sallAllahü aleyhi ve sellam kalbinden "Keşke ümmetim de böyle büyük cemaatlerle namaz kılabilseler" diye düşündü. Allahü teâlâ bu düşünceyi bir dua olarak kabul buyurdu ve Cuma namazı doğmuş oldu...

Peygamberimizi beşinci kat gökte Harun aleyhisselam karşıladı; selamlaştılar. Buradaki melekler, huşu ile ayakta durmuş sadece ayak parmaklarına bakıyorlardı. Bu ibadet de Resulullahın aşkına namazda müminlere nasib oldu..

Altıncı kata da yine belli usul ve meleklerin sualleri ile yükseldiler. Efendimizi burada Musa aleyhisselam selamladı. Meleklerin büyüklerinden Mikail aleyhisselam da bu gökteydi. Peygamberimizi görünce yanına gelerek saygılarını sundu ve O'nu sevindirici şeyler söyledi:

-Ümmetin gibi hayırlı bir ümmet hiç bir zaman yaşamadı ve onlara nasib olan nimetler de bu güne kadar k imseye lutfedilmedi. Ümmetinin derecesi diğer ümmetlerden yüksektir. Ne mutlu sana tabi olanlara; hayıflar olsun seni sevmeyen ve yolunda gitmeyenlere.

Peygamberimiz Mikail'e teşekkür etti; Cebrail ile birlikte ve yine belli usul ve kaidelerle yedinci kat göğe yükseldiler. İbrahim Aleyhisselam burada idi. Efendimiz selam verdi, selamını aldı ve:

-Merhaba salih Peygamber ve salih evlad, dedi ve şu tavsiyede bulundu; ümmetine söyle temiz ve latif topraklı cennete bol mikdarda ağaç diksinler..

Sevgili Peygamberimiz sordular:

-Cennete ağaç nasıl dikilir?

İbrahim Halilullah:

-SübhanAllahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illAllahü vellahü ekber, desinler buyurdu...

Peygamberimiz, atası İbrahim aleyhisselama veda etti; yanından ayrıldılar.

Cebrail, Allahın habibini Sidretül Münteha'ya götürdüler... Sidretül Münteha bir ağaç. Ama ne kadar güzel bir ağaç ki O'nu anlatmaya insan kudreti yetmez.

Cebrail aleyhisselam:

-Vazifem şimdilik buraya kadar. Daha ileriye gidemem. Buradan öteye bir adım atarsam yanar kül olurum...

Dedi ve altıyüz kanadını açarak eski haline döndü. İsrafil aleyhisselam, Resulullah'a hizmet görevini devraldı. Peygamberimizi kanatlarına bindirerek Hicab-ı Azamet'i iletti... Bu bölgede "Refref" adındaki yeşil renkli cennet yaygısı göründü. Refref'in ışığı güneşten daha fazlaydı ve sürekli olarak zik-i ilahi ile meşfuldü... Efendimizi selamladı. Refref'e binen Peygamberimiz, bu binek ile yetmişbin Hicap perdesini ve dolayısıyla Kûrsi, Arş ve Ruh âlemlerini geçtiler. Her perde geride kalırken Resulullah:

-Korkma ya Muhammed, yaklaş!

Hitabını işitiyordu.

Kâbekavseyn Makamı'na yaklaşırken Refref de daha öteye gidemeyip kayboldu ve inci'den bir at geldi. Sevgili Peygamberimiz Hicab-ı Kibriya'yı bununla geçti. Sonra at yok oldu ve Kâbekavseyn Makamı'nda Allahü teâlâ ile zamansız, mekansız yönsüz, harfsiz, kelimesiz v beş duyunun hiç biri olmadan ve insan idrak ve aklının anlamayacağı şekilde konuştu ve has ismi ile "rüyet" yani Allahü teâlâ'yı görme devleti nasip oldu.

Şanlı Peygamber, Rabbinin huzuruna kavuşunca O'nu şu şekilde selamladı:

-Ettehıyyatü lillahi vessalevatü vettayyibât...

Her türlü övgüye layık olan yüce Allah, sevgilisinin selamını şu karşılıkla kabul buyurdu:

-Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtüh..

Bunun üzerine Resulullah, cevap verdi:

-Esselamü aleyna ve alâ ibadillahis salihiyn...

ve yedi kat gökte bulunan melekler bir ağızdan tekrarladılar:

-Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh...

Allahü teâlâ dedi ki:

-Ey sevgilim; burada ikimizden gayri kimse olmadığı halde niçin aleyna/bize selam olsun diyorsun?

-Ya ilahi! Gerçi ümmetim bedenen yanımda değiller ama ruhları benimle. Bana selamını lutfederek kötülüklerden uzak tutun. Ahir zaman fitnesine uğramış o müminleri bu imkandan nasıl mahrum bırakabilirim?

Allahü teâlâ, Peygamberine iltifat buyurdu:

-Ey habibim! Bu gece benim misafirimsin. Benden dilediğini istemekte serbestsin.

Sevgili Peygamberimiz:

-Ya Rabbi! Ümmetimin günahlarını affını ve şu mirac nimetinden onların da istifade etmelerini talep ederim, diye arz ettiler.

Allahü teâlâ:

-O halde namaz kılsınlar, buyurdu ve ilave etti. Ey Habibim! Sen cennete girmeyince diğer enbiyadan hiç biri oraya giremez. Senin ümmetin cennete girmeyince de sair ümmetlerin cennete kabulü mümkün değildir.

Ve Bakara suresinin son ayetleri ile çekilen zulüm, işkence ve sıkıntıların bitmek üzere olduğunu müjdeledi. Böylece Âmenerresulü ile araya Cebrail de girmeden vasıtasız olarak; doğrudan doğruya Cenab-ı Hak tarafından vahiy tebliğ ediliyordu.

Sevgili Peygamberimiz, huzuru ilahide beşer aklının eremeyeceği kadar bol ve kıymetli nimet, saadet, hediye, derece ve mertebelere kavuştu.

Meselâ! Mahşer günü kabirden en evvel O'nun kalkmasına izin verilmesi, müminlere şefaat yetkisinin tanınması, cennete herkesden önce O'nun girebilmesi bu ziyaretin, namazdan başka diğer bir kaç ilahi lütfû.

Hakikaten, yüce Allah Son Peygamberin yaralı kalbini bizzat tedavi etmiş ve hiç bir Nebi ve Resule ihsan etmediği eşsiz bir ikramla O'nu ferahlandırmıştı.

Peygamberimiz, geldiği vasıtalarla tekrar Cebrail'in yanına döndü ve ilahi bir emirle Cebrail aleyhisselam, yaradılmışların en üstününe cennet ve cehennemi gezdirdi.

Zaman olmadığı ve miraç mücizesi ahirette geçtiği için ezel ve ebed bir anda birleşmişti. Bu sebeple O, sallAllahü aleyhi ve sellem, son ümmetine kadar bütün müslümanların sonsuz alemdeki hallerini müşahede edebildi. Cennettekiler için sevindi, cehennemdekiler için istiğfar edip af diledi... Sonra Cebrail aleyhisselam ile birlikte ve yine Mirac vasıtasıyla Kudüs'e indiler. Cebaril, Efendimize veda ederek gözden kayboldu.

 

Sevgili Peygamberimiz, yeniden Burak'a binerek Mekke istikametine uçtu. Giderken yolda karşılaştıkları kervandan bir deve Burak'ın aniden görünmesi ve rüzgarından ürküp yere yıkıldı. Seyyidil Mürselin, Ümmü Hani'nin evine gelince Burak da ayrılıp kayboldu. İçeri giren büyük Peygamber leğendeki abdest suyunun hâlâ çalkalanmakta ve yatağının soğumamış olduğunu gördü. Ümmü Hâni de dışarıda herşeyden habersiz uyuyordu.

Mekke'den Kudüs'e, Kudüs'ten yedi kat göklere; Arş, Kûrsi, Ruhlar âlemi, Kâbekavseyn makamına gitmek; Cennet, Cehennemi gezmek yani Mirac mucizesinin tamamı tek ân içinde olmuştu. Öyle kısa bir zaman ki "ân" bile aslında mânayı ifade etmiyor.

Her şeye muktedir olan Cenab-ı Hak Resulüne uyanık olarak ve dünya gözü ile böyle bir mucizeyi yaşatmıştı.

Recep ayının yirmiyedinci Pazartesi gecesi vuku bulun zamanın zamansızlık noktasındaki bu büyük mucizeyi Resulullah ertesi sabah Kâbe yanına giderek yine risalet görevinin icabı oradakilere anlatıp onları islam dinine çağırmak istedi! Fakat müşrikler, her şeyi akıl ve mantık süzgecinden geçirdikleri için duyduklarından müthiş şekilde şaşırdılar..

Böyle şey olur mu? Mekke ile Kudüs arası bir aylık yol! O ise bir gecede bu kadar yola gidip-geldiğini söylüyor... Kahkahadan karınlarını tuta tuta gülüyorlar. Şamata gürültü diz boyu.

-Amma laf! Bir aylık yolu bir gecede git gel.

-Peygamber ya! Bizi akılsız sayıyor... Yoksa böyle bir sözü nasıl söyler.

-Hadi Ebu Bekr'e gidelim. Efendisinin dediğini haber verelim; bakalım böyle olmayacak bir iddiaya ne diyecek.

-Ebu Bekr akıllıdır, O'nun bir yalancı olduğunu artık kabul eder.

Hazreti Ebu Bekr'in kapısındalar; telaşla kapıyı çalıyorlar. İslamın büyük kahramanı kapıda görünüyor. Soran gözleri müşriklerin üzerinde:

-Hayırdır...

-Şer şer... Bak efendin işi nerelere kadar vardırdı.

-N'olmuş efendime?

-Sen bilirsin; Mekke-Kudüs arası kaç günlük yoldur?

-Bir ayda alınır.

-Yaşşa Ebu Bekr. Ne doğru söyledin.

-Ama Muhammed ne diyor biliyor musun?

Sevgili Peygamberimizin ismi geçince Ebu Bekr, radıyAllahü anh, dikkat kesildi.

-Ne diyor?

-Bu gece, bir anlık zçaman içinde Kudüs'e gidip geldim, diyor.

-Hem sadece Kudüs'e değil; yedi kat göklere de gitmiş güya!.

Beklediler ki kendileri gibi Hazreti Ebu Bekr'de aklın dar kalıplarını aşamasın; ama O, en büyük hürriyetin teslimiyette olduğuna inanıyordu. Cevabı ile müşrikler buzdan hayret heykelleri haline geldi:

-O diyorsa doğrudur!!! Bir ânda gidip gelmiştir...

Müşrik kalabalığı şimdi renklerden renk beğenerek alı al, moru mor olmakla serbestler... Fakat bunlar mahcup olmaktan da nasipsizler, şu dediklerine bakın!

-Bu Muhammed sandığımızdan da kuvvetli bir büyücü. Baksanıza daha biz varmadan Ebu Bekr'i kıskıvrak tesirine almış. yoksa saçma bir iddia karşısında böyle konuşur mu?

Üstün faziletler ve yüksek ihlas sahibi büyük sahabi Ebu Bekr radıyAllahü anh, efendimiz kapıyı çekerek içeri girdi. Dışarda kalan müşrikler söylene söylene dağıldılar. Biraz sonra Hazreti Ebu Bekr, elbisesini değiştirerek Kâbe-i Şerife geldi. Erişilmez basireti ile Sevgili Peygamberimizin büyük bir mucizeyi yaşadığını anlamıştı. Daha yaklaşırken, gül kokan kelimeler inci dişlerinin arasından ak güvercinler misali uçuşmaya başladı. Bir bayramı kutlayan mümindeki güzelim sevinci yaşıyordu:

-Bugüne kadar ne dediysen doğru dedin. Şimdi de ne diyorsan hep doğrudur. Yarın diyceklerinin doğruluğuna da iman ediyorum. Sen Muhammedül Eminsin. Sen her bakımdan üstün ve kusursuz bir Hak Peygambersin. Sen, öz canımızdan, ana-babamızdan, evlatlarımızdan dah azizsin. Seni bunlardan bile daha çok seviyoruz. Her şeyimiz uğruna feda olsun. Bizlere senin gibi bir Peygamberi lutfettiği için Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun.

Kelimeler arabçanın mükemmel kudreti ile gürül gürül akıyordu.

Sevgili Peygamberimiz, eşsiz dostu tatlı bir tebessümle dinledi. Ebu Bekr'in sözlerinin kalbine rahatlık verdiği belliydi. O'nun gösterdiği muazzam iman ve tasdiki zayıf inançları yüzünden sarsılan bazı müminleri de toparlamıştı. Müşrikler, Hazreti Ebu Bekr'in sözlerinden iyice sinirlendiler.

-Peki, dediler, sözlerinin isbatı nedir?

Efendimiz,

-Dönüşte bir Kureyş kervanına rastladık. Bir deve Burak'ın rüzgarından ürkerek yere yıkıldı. Başka bir kervanın sularından aldım. Yine yoluma çıkan bir kervandan kaçan bir deveyi tekrar kafileye kattım.

-Hayır! Bunlar kâfi değil! İnanmıyoruz! Bize Mescid-i Aksa'yı anlatacaksın! Müdahaleyi Ebu Cehil yapmıştı.

-Evet Ebu Cehil doğru diyor.

...ve başladılar suallari sıralamaya... Mescid'in kubbesi nasıl, kaç sütunu var, pencerelerinin şekli, sayısı, kapısı, binanın rengi gibi...

 

Evet O mübarek Peygamber Mascid-i Aksa'ya gitmişti... Bu bir hususi ziyaret değildi... Sonra seyahat gece olmuştu ve en mühimi de bunlar Resulullahın ahlakına aykırıydı. Zira O, edebinden karşısındakinin yüzüne bile bakmazken nerede kaldı ki bir mimar gibi mescidi tedkik buyursun.

Ama O bir Peygamberdi ve kendisini imtihana yeltenen şu insanlara elbette cevabı verilecekti. Cenab-ı Hak ânında Cebrail aleyhisselamı sevgilisinin yardımına koşturdu...

Cebrail, Efendimiz için Mescidül Aksa'nın görüntüsünü yalnızca O'na görünecek şekilde hazır etti.. Görüntüye bakan Peygamberimiz her suale tek tek cevap veriyordu...

Kudüs'e ve Mescidül Aksa'yı çok iyi bilen Hazreti Ebu Bekr, Resulullahın her cevabı üzerine:

-Doğru diyorsun. Senin Hak Peygamber olduğuna bir kere daha iman ediyorum!

Diyerek efendimizi tasdik ediyor, müşriklerinse üzüntüden kan beyinlerine sıçrıyordu.

Sevgili Peygamberimiz son suali de cevaplandırdıgında büyük dostu yine aynı sözü tekrarladı.

Ahir zaman Peygamberi, Ebu Bekr, radıyAllahü anh'ın mübarek ve nurlu başına cihanın en değerli manevi tacını oturttular. Zira O, bunu muhteşem imanı ile gerçekten haketmişti:

-Sen Sıddıksın...

Müşrikler ne yaptı? Onlar "Bu işde bir sihir var" diyerek yine iman etmediler. Halbuki İblis, lanetlenmiş bir mahluk olduğu halde bir ânda dünyanın ucundan diğer ucua yetişirken, Allah'ın Sevgilisi olan en büyük Peygamber niçin kısa bir zamanda Kudüs'e ve göklere yükselmesin. İnsaf ve mantık damarları dumura uğramış olanların bunu kabul etmesi elbette beklenemez.



Kandil Tebriklerini bu linkten yapabilirsiniz.
« Son Düzenleme: 28 Haziran 2011, 19:15:28 Gönderen: Miftahulkuluub »
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com  :|:Herkonudan.com


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1938
    • http://www.sadakat.net
Ynt: Teferruatlarıyla Mirac Hadisesi
« Yanıtla #1 : 13 Mayıs 2015, 11:43:08 »
Hikaye anlatım tarzıyla miraç hadisesi, arşivden çıkardım.
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com  :|:Herkonudan.com


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."