Televizyon Beyin Gelişimini Engelliyor!

Başlatan Lika, 05 Kasım 2009, 04:11:21

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lika

İNSANIN televizyona karşı tepkisiz kalması mümkün değildir. Çünkü insan harici ve dahili şartlarda oluşan dürtülere karşı daima tepki gösterir. Işık gözlerine ulaşır, sesler kulaklarına gelir, kokular burnuna dolar, hava akımı tenine temas eder, ani sancılarla midesi kasılır, idrar mesanesini şişirir, cisimler diline dokunur, salgılar kan dolaşımına boşalır ve hatta düşünceler bile zaman zaman onu etkiler.

Her durumda bu dürtüler, algılamaları harekete dönüştüren sinir uçlarını güçlendirir. Televizyonun sosyal ve psikolojik etkilerinin son yıllarda sıklıkla eleştirildiğine tanık olduk. Fakat bu tartışmalar televizyonun fizyolojik zararlarını göz ardı etmemize neden olmamalı. Son yapılan araştırmalar televizyonun bedenimize yönelik zararlarının çok daha etkili ve kalıcı olduğunu ortaya koyuyor.

Özellikle beyin üzerine yapılan araştırmalar bebeğin doğumundan ergenlik dönemine kadar geçen sürenin çok kritik bir dönem olduğu noktasında birleşiyor. Araştırmalara göre bebekler nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresiyle doğar ve ilk üç yılda bu hücreleri destekleyecek ve besleyecek milyarlarca glia hücresi üretilir. Sinir hücreleri, merkezi sinir sisteminin yaklaşık yarısını kaplar ve diğer yarısı da destek görevli hücrelerce doldurulur.

Çünkü sinir hücreleri yüksek kapasiteli hücreler olmakla birlikte besin saklama ve oksijen sağlama faaliyetlerini yürütemezler ve bunlar sağlanmazsa çabucak ölürler. Daha kötüsü, vücuttaki diğer hücrelerden farklı olarak, ölen bir sinir hücresinin yerine asla bir yenisi üretilmez. Bunun anlamı, insan beyni bir yandan gelişirken bir yandan da sinir hücreleri ölmeye devam eder.

Bu gerçek tek bir sinir hücresinin bile korunması ve desteklenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Sinir hücreleri glia hücreleri üretildikten sonra dendrit ve akson denilen uzantılarla birbirleriyle bağlantılar kurar ve böylece beynin diğer bölgelerine uzanırlar. Altı yaşında bir çocuğun beyni yetişkin birine göre üçte iki oranında daha küçük olmasına rağmen, sinir hücreleri arasındaki bağlantılar açısından on sekiz aylık bir bebek ya da bir yetişkine göre beş-yedi kat daha fazla bağlantıya sahiptir.


Gelişen İnsan Beyni Üzerinde Televizyonun Etkisi adlı kitabın yazarı Keith Buzzell'e göre, altı-yedi yaşlarında bir çocuğun beynindeki sinir hücreleri milyonlarca bağlantı yapabilecek bir kapasiteye sahiptir. Bu gelişim potansiyeli, çocuk on-on bir yaşlarına geldiğinde sona erer ve çocuk bu bağlantıların % 80'ini kaybeder. Eğer o yaşlara kadar çocukta bu sinir hücreleri arası bağlantılar geliştirilmemiş ise, artık geliştirilemez. Kullanılmayan kapasiteler kaybedilmiş olur.


Sonrasında beyinde üretilen bir enzim, kötü bağlantıları tamamen eritip yok eder. Çocuk gelişirken aynı zamanda beyin de gelişme evrelerinden geçer. Bu evreler ana beyinden, duygu beyine ve duygu beyinden, düşünce-felsefe beyine doğru yol alır. Fakat bu yol alış sırasında bazı kritik dönemler söz konusudur. Beyin gelişiminin normal bir seyir izlemesi için bu kritik dönemlerin icapları yerine gelmelidir.


Söz gelimi, dil becerisinin gelişmesi için çocuğun çevresindeki büyüklerin konuşmalarını işitmesi gerekir. Belli bir yaşa kadar bu imkânı bulamamış bir çocuğun dil gelişimi ya çok güç ya da imkânsızdır. Araştırmada bahsi geçen ana beyin bedenin motor faaliyetlerinden, reflekslerden, vücut hareketlerini düzenlemekten sorumlu iken; fiziksel olarak ana beyni saran duygu beyin sevme, nefret etme gibi faaliyetlerden sorumludur. Ayrıca samimi ilişki ve duygusal bağ kurmamızdan da duygu beyin sorumludur.

Düşünce-felsefe beyin ise, algılarımız, hislerimiz ve düşünce tarzlarımızı bir araya getirip düşünce ve davranışlarımıza yön verir. Neocortex adı da verilen düşünce-felsefe beyin insanın en yeni ve en yüksek entelektüel biçimini temsil eder ve diğer iki beynin tamamından beş kez daha büyüktür. Beynin gelişimi sırasında sinir hücreleri arasındaki bağlantılar myelin adı verilen yağlı bir koruyucu örtü yoluyla sağlanır. Hücreler arası bağlantılar ne kadar çok olursa, myelin eklenmesi de o kadar çok olur. Myelinin yoğun ve kalın olması, sinir sinyallerinin bu bağlantılardan geçiş hızını artırır.


Dolayısıyla çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaç duyduğu uyaranları alması hayati bir önem arz eder. Örneğin, ana beynin gelişimi sırasında çocuklar tekrar eden ritmik hareketlere ihtiyaç duyarlar. Bu noktadaki eksiklik, ana beynin sinir hücreleri arasındaki bağlantı bozukluğuna, o da çocuklarda dikkat ve odaklanma sorununa yol açar. Kısacası, sinir bağlantılarının gelişmesi tamamen sağlıklı bir şekilde uyarılmalarına bağlıdır.

Meselâ bir bebek yerde duran bir topu eline almaya çalışırken, onu dişlemeye çalışırken, atarken, hatta o toptan çıkan ses ya da kokuyu algılamaya çalışırken beynindeki sinir hücreleri kendi aralarında bağlantılar yaparlar. Çocuk televizyon izlediğinde ise çok yönlü sinirsel uyarılma mahrumiyeti yaşar. İşte bu nedenle, kendisiyle konuşulmayan, dokunulmayan ya da oynanmayan çocuğun beyin hacmi, normal çocuklara göre % 20-30 daha küçük kalır.

Televizyonun fizikî açıdan yol açtığı tahribat elbette bunlarla sınırlı değildir. Yapılan bazı araştırmalar televizyon izleyen çocukların daha yüksek oranda göz tembelliğine yakalandığını, bunun da okuma yeteneklerini olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Yine uzun süreli televizyon izlemenin gözü çok fazla yorduğu ve gözün dinlenmesine izin vermeyerek performans düşüklüğü ve muhtemel görme kayıplarına yol açtığı bulunmuştur.

Gerçekten televizyondaki bir çekimin ortalama 3,5 saniyeden fazla sürmediği dikkate alınırsa, bunun gözün aşırı çalışmasına sebep olduğu açıklığa kavuşur. Televizyonun fiziksel etkileri görüldüğü gibi son derece kapsamlı ve ciddidir. Bu menfi etkilerin özellikle beynin esas gelişmesini kaydettiği çocukluk yıllarını kapsamaması için yetişkinler, yani anne babalar çocuklarının uzun süreli televizyon izlemeleri karşısında çok daha uyanık olmalıdırlar.


Ahmet Kurt
Zafer Dergisi
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Tuğra

 
Küçük  yaşta  aşırı televizyon izleyen çocukların daha sonraki yaşlarda okulda başarısız olduğu ve 10 yaşına geldiğinde ise sağlığında bozulmalar oluştuğu tespit edildi. 

BBC'de yayınlanan habere göre, Michigan ve Montreal Üniversiteleri tarafından yürütülen ve "Archives of Pediatrics & Adolescent Medicine" isimli dergide yayınlanan araştırmada, küçükken izlenen her fazladan saatin ilerleyen yıllarda çocuklarda olumsuz etkiler gösterdiği bulundu.

Televizyon izleyen çocuklarda büyüdüklerinde okuldaki performansları düşerken, abur cubur tüketimlerinin arttığı belirlendi. Araştırmacılar, katılımcılarının çok küçük yaştaki çocukların olması ve televizyonun verdiği kesin zararları göstermesi açısından araştırmanın bir ilk olduğunu belirttiler.

Yaşları 2,5 ile 4,5 arasında değişen bin 300 çocuğun katıldığı araştırmada, 8 yıl boyunca anne ve babalara çocukların ne kadar süre televizyon izlediği sorulurken, öğretmenler de çocukların okuldaki başarısını, sağlık ve psikososyal durumunu değerlendirdi.

Araştırmacılar , 2 yaş civarındaki çocukların haftada 9 saatten az, ancak 4 yaşındakilerin ise 15 saate yakın televizyon izlediğini ifade ettiler. Buna göre, haftada ortalama 8 saat üzerinde televizyon izlemenin çocuğun okulla bağlantısını yüzde 7 azalttığı kaydedildi.

Araştırmaya göre, 2-4 yaşındaki çocuklarda aşırı televizyon izlemenin matematik dersindeki başarıyı düşürdüğü saptandı. Ayrıca, araştırmacılar genel fiziksel aktivitenin düştüğünü, şekerli gazlı içecekler tüketiminin, atıştırmanın ve vücut kitle indeksinin ise arttığını ifade ettiler.

veteknoloji.com
〰〰〰〰🐠

İsra

#2
Çocukların uzun süre televizyon seyretmelerinin yol açtığı zararlar her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Araştırmalar televizyonun çocukların sadece zekâ gelişimini, ruh ve sinir sağlığını değil kalp ve akciğerlerini de olumsuz etkileyebileceğini ortaya koyuyor. Fransa'da televizyon ve radyo programlarını denetleyen Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, televizyonların 3 yaşından küçük çocuklara yönelik şovları yayımlamasını, gelişim süreçlerinin olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle yasakladı. Aynı kurul, ebeveynleri de uyararak bebeklerini Baby TV, BabyFirst TV gibi yurtdışından yayın yapan kanallardan uzak tutmalarını istedi.

Amerikan Tıp Derneği'nin yayımladığı bir araştırmaya göre gençlerin televizyon başında geçirdiği saatler uzadıkça depresyon riski de artıyor. Depresyon belirtileri göstermeyen 4 bin 142 genç üzerinde yapılan araştırmada günde 3 saatten az televizyon seyredenlerin yüzde 6'sında depresyona rastlanırken bu oran 9 saatten uzun süre televizyon seyredenlerde yüzde 17'nin üzerinde bulundu. Bu ilişkinin sosyo-ekonomik ve eğitim durumu ile ilgili olmadığını ve depresyon riskinin erkek çocuklarda kızlara göre daha yüksek olduğunu da belirtelim. Araştırmanın önemli bir bulgusu da bilgisayar oyunları, video veya radyo ile depresyon arasında bir ilişkinin olmadığının saptanması.

Gençlerin zamanlarını sosyal, entelektüel veya fiziksel aktivitelerle veya arkadaş ve aileleri ile geçirmek yerine televizyon başında çakılı kalmalarının önemli bir etken olduğu düşünülüyor. Uzun süre televizyon seyretmenin uyku düzenini bozması ve olumsuz film veya haberlerin depresyona zemin hazırlaması da ihtimal dâhilinde. Depresyonu kolaylaştıran faktörlerden biri de reklamlar. Çünkü reklamlarda gerçek hayatta çok ender rastlanan mükemmel insanlar var ve hepsi de inanılmaz derecede mutlular. Birçok reklam da eğer şu marka arabanız veya bu marka telefonunuz yoksa ne kadar zavallı olduğunuz tezini beyinlere kazıyor.

Televizyon, kalp hastalıkları riskini artırıyor

Amerikan Kalp Derneği de odalarında teknolojik ürün bulunan çocuklarda, bunlara çok vakit ayırmaları ve iyi uyuyamamaları sebebiyle kalp hastalıkları riskinin arttığı uyarısında bulundu. Ailelerinden arkadaşlarında gördükleri dijital cihazları isteyen çocuklar, kısa sürede odalarını teknoloji mezarlığına çeviriyor ve söz konusu cihazlar dolayısıyla çocuklar sağlıklı uyuyamıyor. Amerikan Kalp Derneği'nin raporunda, 13-16 yaş arası çocukların günde 6,5 saatten az uyuması halinde, onları gelecekte yüksek tansiyon gibi sorunlar beklediğine de dikkat çekiliyor.

Raporda, çocukların bu sorundan kurtarılması için yatak odalarındaki teknolojik istilânın durdurulması isteniyor. Bunun için ailelerden çocuklarının yatak odalarındaki bilgisayar, bilgisayar oyun konsolları, cep telefonları ve mp3 çalarlar gibi cihazları uzaklaştırmaları isteniyor. Araştırmaya göre, çocukların büyük bölümü, 8-9 saatlik uyku yerine geç saatlere kadar ya da gecenin bir yarısı kalkarak televizyon izliyor, müzik dinliyor veya arkadaşları ile mesajlaşıyor ve yeterince uyumuyor. Odalarında televizyon bulunan çocuklar, bulunmayanlara göre daha çok abur cubur tüketiyor ve daha az hareket ediyor.

Televizyon, astım da yapıyor

Glasgow Üniversitesi tarafından doğumlarından 12 yaşına gelene kadar izlenen 3 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada günde iki saatten fazla televizyon seyreden çocuklarda astımın iki misli fazla görüldüğü belirlendi. Bu çocukların anne ve babaları her yıl aranarak hırıltılı solunumları olup olmadığı, bir doktor tarafından astım teşhisi konulup konulmadığı ve 3 buçuk yaşından itibaren de günde kaç saat televizyon seyrettikleri soruldu. Çocukların yüzde 44'ünün günde 2 saatten fazla, yüzde 34'ünün 1-2 saat arası, yüzde 20'sinin 1 saatten az televizyon seyrettikleri ve sadece yüzde 2'sinin hiç televizyon seyretmediği belirlendi.

Araştırmacılar televizyon-astım ilişkisini çocukların hareketsiz olmaları ile açıklamaya çalışıyor. Vücut kitle endeksi ile astım riski arasında bir ilişki bulunamamış olmasını bu ilişkiden obezitenin sorumlu olmadığının bir kanıtı olarak gösteriyorlar. Uzmanlar, bronşlar etrafındaki düz kasların gerginliğinin solunum şekliyle ilgili olduğunu ileri sürerek hareketsiz konumda fiziksel bir egzersiz sırasında olduğu gibi derin nefes alınıp verilmediğini ve bunun da hava yollarında aşırı duyarlılığa yol açabileceğini düşünüyorlar.

Televizyonlardaki çekici reklamlar, çocukların hazır yiyecek ve içecek tüketiminin artmasında önemli bir etken. Fazla miktarda karbonhidrat ve katkı maddesi içeren bu besinler, sağlıksız beslenmeye sebep oluyor ve kilo almayı kolaylaştırıyor. Abur cubur ile iştahları kaçan çocukların sebze, meyve gibi vitamin ve antioksidan içeren besinleri daha az yemeleri de astım için bir risk faktörü. Ayrıca sülfitler, tartrazin gibi bazı katkı maddelerinin doğrudan astım krizlerine sebep olabilecekleri de unutulmamalı.

Başta televizyon olmak üzere, mikrodalga fırın, telsiz telefonlar, cep telefonları, bilgisayar, yazıcı, fotokopi makineleri gibi artık pek çok evde de bulunan elektronik aletlerin meydana getirdiği elektromanyetik kirliliğin de astım oluşumunda rolleri olabilir. Uzun süre televizyon seyredilmesi, çocukların temiz havaya daha az çıkmalarına da engel oluyor ve çocuklar ev havasındaki olumsuzluklardan zarar görüyorlar. Duvardan duvara kaplı halılar, yeni mobilya ve eşyalar, tüylü oyuncaklar, yün ve kuştüyü yatak takımları çocukların daha fazla alerjene maruz kalmalarına yol açabilir.


Bunlar çok önemli

Çocuklarınıza televizyon seyretmede mutlaka bir sınırlandırma getirin. Haftanın belirli günlerinde belirli bir sürenin dışına çıkılmasına izin vermeyin. Çocuğunuzun odasına televizyon koymayın. Çocuğunuzu kabiliyetine göre resim, spor gibi aktivitelere yönlendirin ve teşvik edin. Çocuğunuza mutlaka zaman ayırın. Beraber yürüyüş yapın, top oynayın, resim yapın veya camiye, maça, gidin.

Dr.Ahmet Rasim KüçükUsta- zamanonline