Gönderen Konu: Tesettür [13 Ekim 2008]  (Okunma sayısı 6072 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Tesettür [13 Ekim 2008]
« : 12 Ekim 2008, 20:11:54 »



 
Hafta:    51


Mevzu: Tesettür


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
Sadakat Yönetim Kurulu

Mahi

  • Ziyaretçi
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #1 : 13 Ekim 2008, 16:52:36 »
"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Zinet (mahal) lerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapayacak şekilde) koysunlar. Zinet (mahâl)lerini kendi kocalarından, yahut kendi babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut kendi oğullarından, yahut kocalarının oğullarından, yahut kendi biraderlerinden, yahut kendi biraderlerinin oğullarından, yahut kızkardeşlerinin oğullarından, yahut kendi kadınlarından, yahut kendi ellerindeki mem-lûkelerden, yahut erkeklikten yana ihtiyacı olmayan (yani erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden, yahut henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Allah'a teybe edin ey mü'minler. Ta ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız."(Sûre-i Nûr, 31)

İzah ve Tefsir:
Âyet-i kerimede zinetlerin açılmaması emredilmektedir. Zinetten maksadın ne olduğu hususunda tefsir âlimlerinin geniş açıklamaları olmuştur. Biz, şu kadarını ifâde ile yetinelim: Zinet iki türlüdür: Biri, yaratılışta verilmiş olan zinettir. Bu da kadının yüzüdür. Zira yüz, zinetin aslıdır. İkincisi, kadının yaratılıştaki güzelliğini artırmak için, geyinip takındığı şeylerdir. (Tefsir-i Kurtubî, c.12, s.229)

Bunların bir kısmı açıkta bulunan zinet mahalli, diğeri içerde kalan zinet mahallidir. Küpe, yüzük, bilezik ve gerdanlık gibi.

Bir kısım ilim sahipleri, zinetlerin erkeklere gösterilmesinin yasaklığını kabul etmişlerdir. Zinetin gösterilmesi yasak olunca, bunların takıldığı mahalleri açmanın haramlığı daha önde gelir, demişlerdir.

Bazı ilim erbabı da "zinetten murad onların takılmış oldukları yerdir" görüşündedirler. Zira bu zinetler, pazarlarda alınıp satılmakta ve sarraf dükkanlarında teşhir olunmaktadır. Vitrinlerde teşhir edilen bu zinet eşyasına bakmak yasaklanmamıştır.

Zinet mahallerinin açılması haram kılınırken "Bunlardan görünen kısım müstesna" buyrulmak suretiyle bir istisna yapılmış ve yüz ile ellerin açılmasına, ihtiyaç ve zaruret bulunduğuiçin, dinen ruhsat verilmiştir. Kadının alış verişe ve daha başka hizmetlere muhtaç kaldığı olur. Bu ihtiyaç ise, ellerin ve yüzün açılmasını gerektirir. Böyle bir zaruret sebebiyle, kadınların yüz ve ellerinin açılması dinimizce yasaklanmamıştır.
Hz. Ali ve Abdullah bin Abbâs (r. anhümâ), âyet-i kerimede istisna edilen, "Bunlardan görünen kısım müstesna" tabiri ile yüz ve ellerin kastedildiğini ifâde etmişlerdir. Hanefî mezhebinin hükmü de bu esâsa dayanmaktadır. Yüzler, eller ve bir rivayete göre ayaklar, namazda ve bakma hususunda avret sayılmamıştır. Bu sebeple, bahsi geçen uzuvların açıkta kalması haram olmadığı gibi, mahrem olmayan kadınların el, yüz ve ayaklarına, şehvet bulunmaksızın bakmak yasaklanmış değildir.

Yalnız şu cihete işaret etmek isteriz. Bu ruhsat, şehvet bulunmaması şartına bağlanmıştır. Şayet şehevî bir hissin doğması muhakkak ise veya ihtimâl dâhilinde bulunuyorsa, bu takdirde el, ayak ve yüze bakmak da haram olur. "Gözler zina eder" hadis-i şerifi, tehlikenin şehvetle bakmaktan doğacağını açığa koymaktadır.

Unutulmamalıdır ki, verilen bu müsâde zaruret bulunduğu içindir. Kadınlarla karşılaşıldığı zaman el sıkışmak haramdır. Zira bunda bir zaruret ve dinî bakımdan bir mecburiyet yoktur. El sıkmak, bakmaktan daha fazla şehveti tahrik edicidir.

İmam Şafiî, içtihadında Hz. Âişe (r.a.)nın nokta-i nazarını esas almış; yüzden ancak bir tek gözün açıkta bulundurulabileceğini ifade etmiş ve zarureti bu mikdarla sınırlamıştır. Şafiî mezhebinin bu hükmü, erkeğin bakması halindedir. Namazda ve erkeğin bulunmadığı bir yerde yüz, avret sayılmamıştır. Hanefî mezhebinin görüşü, ruhsat; İmam Şâfiînin içtihadı ise azimettir.

Kadının avret sayılan uzuvları şunlardır: Tenasül uzvu ve etrafı, defi hacet mahalli ve etrafı, arka taraftaki kaba etleri, İki oyluğu, (dizler oyluklara dâhildir) Göbek ile kasığın arası, topuklar dâhil olmak üzere iki incik, sarkmış hâlde bulunan göğüsler, dirseklerle beraber iki pazu, dirsekten bileğe kadar olan kollar,gerdan, baş, saçlar, iki kulak, boyun, ellerin üzeri, (bunda îftUİt ve farklı görüşler bulunmaktadır.) omuzlar.
Sayılan bu uzuvların her biri ayrı bir uzuv kabul olunmaktadır. Bunlardan birinin dörtte biri, namaz içinde üç teşbih miktarı açılacak olsa namazın bozulacağı islâm âlimlerince açıkça ifâde edilmiş bulunmaktadır. (İbni Âbidîn, c.1, s.379-380)


Mahi

  • Ziyaretçi
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #2 : 13 Ekim 2008, 16:55:06 »
Kadının tesettürü, önce, erkeğe ve kadına olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Kadına karşı olan tesettürü de iki kısımda mütâlea olunmaktadır:
a)  Gayr-i müslim kadına karşı tesettürü: Müslüman bir kadının, avret mahalli sayılan ve yukarıda belirtilen uzuvlarını, gayr-i müslim kadınların önünde açması helâl değildir. Zira Cenâb-ı Hak, Nûr sûresinin 31. âyet-i kerimesinde "Kendi kadınları" buyurmaktadır.

Bundan maksat, müslüman kadınlardır. Hz. Ömer (r.a) diyor "Allah'a ve âhiret gününe imân eden bir kadının, Allah'a şirk koşan bir kadının yanında baş örtüsünü açması helâl değildir."(Keşi'ül Ğumme, c.2, s.58)

İslâm'ın adalet incisi hâlife Hz. Ömer, Ebû Ubeyde bin Cerrâh'a yazdığı emirde şu talimatı vermiştir: "Bana (şöyle bir haber) ulaştı: Gayr-i müslim kadınlar, müslüman kadınlarla birlikte hamama gidiyorlarmış. Buna mâni ol ve aralarına perde çek. Zira soyunmuş bulunan müslüman bir kadının, gayr-i müslim bir kadın tarafından görülmesi caiz değildir." (Tefsir-i Kurtubî, c.12, s.233)

İbni Abbas (r.a.) demiştir ki: "Müslüman bir kadını, yahudi ve hıristiyan kadınların görmesi helâl değildir. (Müslüman kadınların mahremiyetini) kocalarına anlatmamaları için, (bu husus yasaklanmıştır. Hıristiyan bir kadının müslüman bir kadını öpmesinde kerahet vardır. Müslüman bir kadın, fahişe bir kadından erkekten sakındığı gibi sakınmalı ve onun yanında açılıp saçılmamalıdır. Çünkü onun güzellik ve özelliklerini erkeklere anlatır da yuva yıkımına sebep olur.

b) Müslüman bir kadının arkadaşlarına karşı olan tesettürü:
Müslüman bir kadının, kendisi gibi müslüman bulunan ve dostları arasında olan kadınlara karşı tesettürü, gayr-i müslim kadınlara karşı olacak tesettürden farklıdır. Bunların yanında avret sayılan kısım, göbekten dizkapağı altına kadar olan mahaldir. Bu mahalli, müslüman bir kadının yanında açması haramdır.


Mahi

  • Ziyaretçi
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #3 : 13 Ekim 2008, 16:59:35 »
Kadının yabancı erkeklere karşı tesettürü:

Nur sûresinin 31. âyet-i kerimesinde müstesna tutulmuş erkeklerin dışında kalan yabancı erkeklerden biri ile müslüman bir kadının oturup kalkması haramdır. Ancak şahitlik gibi zaruri hâller ortaya çıkınca, zaruret mikdarınca, kadının erkeğe görünmesine dinimiz müsade etmiştir. Zaruretten fazla açılmanın haram olduğu da asla unutulmamalıdır.

Mü'min kadınların nikah düşecek erkekler ile otel, apartman, dershane, park, bahçe ve ziyafet meclisleri gibi yerlerde karışık bir hâlde oturup kalkmaları haramdır. Çünkü bunda zaruret yoktur.

Yabancı erkeklere karşı kadının tesettüründe dikkat edeceği hususları şöyle ifâde edebiliriz:Ahzab sûresinin 59. âyet-i kerimesi ile kadınların "elbiselerini üstlerine giymeleri" emredilmektedir. Kısa eteklik ile ve kolsuz, vücûda tıpatıp uydurulmuş bir elbise ile sokağa çıkmak, bahsi geçen âyetin hükmüne tamamen aykırıdır.

Nûr sûresinin 31. âyet-i celilesinde de kadınların baş örtülerini örtmeleri emredilmekte ve bu hususla alâkalı tesettür "yakalarının üstünü kapayacak şekilde" ifadesiyle kayıtlanmış bulunmaktadır.

Önce şu hususu hatırlatmak isteriz: Kadının giydiği elbise, vücut hatlarını belirtecek kadar dar olmayacaktır. Şehveti tahrik etmemesi için, altını göstermiyecek kalınlıkta ve vücut hatlarını, altında kalan uzvun şeklini belli etmeyecek kadar geniş olmalıdır. Bir de kadın, kendisine lâzım olan tesettürü erkek elbisesi giyerek yapmıyacaktır.

Giyindikleri hâlde altını gösteren elbiselerin sahipleri, Resûlüllah (s.a.v.)in diliyle, "giyinmiş çıplaklar" diye takbih olunmaktadır. Bu hususla ilgili hadis-i şerifi bilginize sunmak isterim:
Manâsı:"Ateş (cehennem) ehlinden iki sınıf vardır. Ben şu sırada onları (sizin aranızda) göremiyorum: Yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulunan bir topluluk ki, onlarla halkı döverler. Bir (diğeri) de giyinmiş çıplak, eğ-rileştiren (ve haktan) meyi eden bir takım kadınlardır ki, başları deve hörgüçleri gibidir. Bunlar, cennete giremezler ve oranın kokusunu (bile) bulamazlar. Halbuki cennetin kokusu, şu kadar, bu kadar mesafeden hissedilir."(et-Terğib vet-Terhib, c.3 s.95)

Açıklama:
Bu hadis-i şerif, Peygamber (s.a.v.) efendimizin mucizelerinden bulunan ve istikbalden haber veren bir hadis-i şeriftir. Zira, "Ben, şu sırada onları (sizin aranızda) göremiyorum" ifâdesi ile bu iki sınıfın ileride türeyeceğini haber vermiş olmaktadır.
Hadis-i şerifte ortaya çıkan ikinci bir mû'cize, iki sınıftan birinin halkı dövmek için, kullanacağı kamçının "Öküz kuyruğu" şeklinde olacağı, dikkat çekicidir. Gerek elastikiyette, gerekse can acıtmada bugünkü "Cop"lara işaret olunmuş gibidir.
Üçüncü bir husus da "Giyinmiş çıplaklar" ifâdesi ile tavsif olunan kadınların ifsat edici hallerinin, saç ve baş durumlarının bugünkü kadınların durumlarına mutabakat göstermesidir.

Bu hadis-i nebevîyi teyit eder mâhiyetteki diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
Manâsı:"Başlarının üzerine deve hörgüçleri gibi çıkıntı (topuz) yapan (kadın)ları gördüğünüz vakit, onlar için hiçbir namazın kabul olunmayacağını kendilerine bildiriniz." (Feyz'ül-Kadir, c.1, s.361)

Açıklama:
Namaz, sahibini kötü işlerden ve akl-ı selime aykırı bulunan davranışlardan alıkor. Müslüman bir kadın, batılı hemcinslerinin sergilediği "İslenmeyi süslenme sanıp onları taklide kalkarsa İşlâmın istediği uyanıklıktan mahrum kalır.
Bu gibi davranış içinde bulunan müslüman kadınları uyarmak, diğer insanlar için dinî bir vazife olmaktadır.

Kadının tesettürde kullanacağı eşyanın nasıl olması gerektiğini açıklayan bir hadisi arz edeceğim:
Manâsı: "Alkame bin Ebi Alkame'den annesinin şöyle dediği rivayet olunmuştur: "(Ebû Bekir (r.a.)ın oğlu) Abdürrahman (r.a)ın kızı Hafsa, Peygamber (s.a.v.)in zevcesi ( ve gelen kadının hâlası) Hz. Âişe (r.a.)nm huzuruna girmişti. Hafsa'nın üzerinde ince bir baş örtüsü bulunuyordu. Âişe (r.a) onu alıp yırttı ve ona kalın (dokunuştu) bir baş örtüsü verdi." (Zürekâni, c.4, s.270
Manâsı: "Aişe (r.a)dan rivayet olunmuştur: Ebû Bekir (r.a.) in kızı Esma (r.a.), üzerinde ince elbiseler bulunduğu hâlde, Resûlüllah'ın huzuruna girmişti. Resûl-i Ekrem hemen yüzünü ondan başka bir tarafa çevirdi ve "Yâ Esma! Bir kadın hayız (görecek çağ)a ulaştığında şundan ve şundan başka (bir yerinin) görülmesi iyi olmaz" buyurarak, yüzüne ve iki eline işaret etti". (Ebû Dâvûd, c.4 s.62)

Açıklama: Bu hadis-i şerif bazı hakikatleri ortaya koymakta ve hükme bağlamaktadır. Şöyle ki:
a) Altını gösteren bir kumaşın, dinî bir kisve olmayacağı,
b) Böyle bir elbise giymiş bulunan bir kadını görecek erkeğin başını başka bir tarafa çevireceği,
c) Bir hususta görülecek hatanın, münasip bir yolla düzeltilmesi ve emr-i bil-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker vazifesinin yapılması gerektiği,
d) Ergenlik çağına ulaşmış kimsenin, emir ve yasaklara riâyetle mükellef bulunduğu,
e)  Kadının yüz ve ellerinden başka, her tarafının avret mahalli olduğu,
f)  Görülecek eksiklik, kimde olursa olsun, hatırlatmanın lâzım geldiği.

Kadının erkeğe karşı tesettürünü enine boyuna açıklayan diğer bir hadisi arzedeyim:
Manâsı:"(Mü'minlerin annesi) Ümmü Seleme (r.a.)dan rivayet olunmuştur: O ve Meymûne (r.a.) ResulüIIah (s.a.v.)in huzurunda bulunduğu sırada (Abdullah bin) Ümmi Mektûm çıkageldi. Resûl-i Ekrem'in huzuruna girdi. ResulüIIah (s.a.v.):- "Ondan örtününüz" buyurdu. Ben,- "Ey Allah'ın Resulü, o kör değil mi? (nasıl olsa) bizi göremez (ve tanıyamaz)" dedim. Resûl-i Ekrem:- "Siz de mi âmâsınız, siz onu görmüyor musunuz?" buyurdu. (Mişkât, c.2, s.934)

Açıklama:
Peygamber (s.a.v) efendimizin zevceleri, ümmetlerinin annesi mesabesinde tutulmuştur. Bu husus, Kur'ân-i Kerim'in sarih âyeti ile sabittir. (Sûre-i Ahzab, 6) Ana mevkiinde bulunan Resûl-i Ekrem'in zevceleri bile örtünmekle mükellef tutulmuşlardır.
Peygamber (s.a.v.) efendimizin hanımları, diğer kadınlardan üstün ve farklı bulunmaktadır. Bu sebeple onlara getirilen mükellefiyetler, diğer İslâm hanımlarından daha ileride ve ağır bulunmaktadır.

Resûlüllah efendimizin zevcelerinin başından örtü eksik olmazdı. Ancak, ashabtan biri geldiği zaman örtünün uçlarını toplayıp yüzlerini kaparlardı. GeJenin iki gözü görmez bir adam olması itibariyle azamî örtünme yoluna gitmemişler ve öğrenme maksadı ile onun "Kör" olup olmadığını sormuşlardı. Akıllara ve akıllılara ezelden ebede olan mes'elelerde ışık tutan efendimiz, "Sizler de mi âmâsınız, siz onu görmüyor musunuz?" buyurarak kadının karşısındaki erkeğe bakmasının doğru olmayacağı hikmeti açıklanmış olmaktadır.
Tabiinden bulunan İshâk, mü'm inlerin annesi Hz. Âişe (r.a)nın ziyaretine gelir ve huzura kabul olunurdu. Âişe (r.a) validemiz onu huzuruna almazdan önce kendini çeker çevirir, gözü gören bir erkekten tesettür edercesine kapanırdı. Bu durumu hisseden İshâk, bir gelişinde "Ben âmâ olduğum hâlde benden de tesettür ediyorsunuz, halbuki ben sizi göremiyorum" demişti. Hz. Âişe, "Evet, siz beni görmüyorsunuz, fakat ben sizi görüyorum" cevabını vermişti. (Asr-ı Saadet Tarihi, c.5, s.175)

İslâm'ın vaz ettiği ölçüler, bir zamanla Sınırlı değildir. Sebeplerin hususiyetleri nassın umûmileşmesine mani olmaz.
Manâsı:"Hangi kadın, kendi evinden başka bir yerde elbisesini soyunursa Aziz ve Celil olan Allah, onun (utanma) perdesini yırtar". (Feyz'ül-Kadir, c.3, s. 147)

Açıklama:
Kadının elbisesi, onun manevî hayâtının devamına hizmet eder. Allah'tan korkan bir kadın, evinden başka bir yerde soyunup çıplak bir hâlde ortaya çıkamaz. Utanmayı unutan kadın, hayâtını kaybetmiş gibidir. Allah, böyle hareket eden bir kadma ceza olarak onun utanma hissini yırtar. Bundan sonra o kadının "Utanma" diye bir mes'elesi kalmaz. Artık o açılırken değil, kapanırken utanır.

Mahi

  • Ziyaretçi
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #4 : 13 Ekim 2008, 17:02:40 »
Kadının namazla ilgili tesettürü:

Resûlüllah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
Manâsı: "Allah, hayız gören (in yaşına gelmiş) kadının namazını, ancak baş örtüsü ile (kılması hâlinde) kabul eder". (Ebû Dâvûd, c.1, s.173)
Açıklama:
Kadının baş örtmesi hem namaz için, hem de diğer zamanlar için gerekli bulunmaktadır. Namazda başı açık olursa veya altını gösteren bir örtü bulunursa kılacağı namaz sahih değildir.

Kadının namazdaki tesettürü yüz, eller ve ayaklar hariç, vücudunun her tarafını ve hatta baştan aşağı sarkan saçlarını içine almaktadır. Avret olan uzuvlardan birinin dörtte birinin, namaz içinde üç teşbih okunacak kadar, meselâ bir rükû veya bir secde edâ edecek zaman müddetince, açılması namazın sahih ve makbul olmasına mânidir.

Avret sayılan uzuvlardan biri açık iken, bir rükün (namaz içindeki farzlardan biri) edâ edilecek olsa, namazın bozulacağında icmâ vardır. Şayet açılan uzvu hiç eğlenmeden örterse namazın caiz ve sahih olacağında fıkıh bilginlerinin ittifakı vardır.

Bir kadın, elbisesi olduğu hâlde onu giymese ve kimsenin bulunmadığı karanlık bir odada kendi başına çıplak hâlde namaz kılsa, fukahanın ittifakı ile namaz caiz ve geçerli sayılmaz.

Namaz içinde örtülmesi farz olan kadın vücudu bir bütün olarak mütalâa edilmemiştir. Vücut parçaları, yukarıda gösterildiği üzere, ayrı birer uzuv kabul edilmiştir. Belirtilen uzuvlardan birinin dörtte biri, bir rükû veya secde (üç teşbih okuma) müddeti kadar açık kalsa, namaz bozulur. Bunda takip edilecek ölçü, açılan uzvun kendisinin dörtte birini dikkate almaktır. Meselâ, açılan kulak ise onun dörtte biri; saç ise, onun baştan aşağı sarkan kısmının dörtte biridir.

Her kadın, namazda giyeceği elbisenin kol ve etek taraflarının normalden daha uzunca olmasına dikkat göstermelidir. Zira rükû ve secde hallerinde elbisede bir çekilme olacak ve uzuv açıkta kalacaktır. Elbisenin namaz içindeki durumunu dikkate almak gerekmektedir.                                                                                                                                                                     

Kadınla erkeğin bir arada ve başbaşa olmasının yasaklığı:
Kadının tesettüründen beklenen fayda, ona gelmesi muhtemel zararları önlemektir. Zira açılan ete sinek ve arı gibi haşerat üşüşür. Kadın da açılacak olursa kötü düşünceli erkeklerin el veya dil ile saldırısına maruz kalır. Yabancı bir erkekle, yani nikâh düşen bir adamla kadının başbaşa kalması, erkeğin tecâvüzünü kolaylaştırır ve ona menfi yönde cüret verir. Bu yönden gelecek zararı önlemek isteyen Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şu uyarıyı yapmıştır:
Manâsı:"(Yabancı) kadınların yanına girmekten sakının", Ensar'dan bir adam:- "Ey Allah'ın Resulü, (koca tarafından olan) erkek akraba hakkında ne (gibi bir mahzur) görmektesiniz? dedi. Resûl-i Ekrem:- "Bu kimse (ile kadının başbaşa kalması) ölüm (sebebi)dir" buyurdu./'(Buhârî, c.6, s.159)

Açıklama:
Birbiriyle nikâhlanmaları yasaklanmamış bir erkek ile kadının bir arada bulunmaları kesinlikle doğru değildir. Bu erkeğin, kadının kocası tarafından akraba olması ile hükümde bir farklılık yoktur. Erkeğin oğlan kardeşi, amcasının oğlu gibi yakınları, kadın için diğer yabancılardan farksızdır. "Kocamın akrabasıdır, bundan zarar gelmez" diye düşünen saf-dil kadınlar çıkabilir. Bu, hem kendi için hem de cemiyet namına büyük ızdıraplara yol açmaktadır. Nice yuvalar yıkılmış ve ne kadar kanlar dökülmüştür. Merak edenlerin gazete koleksiyonlarını gözden geçirmeleri, iddiamızın doğruluğunu isbat etmeye yetecektir.

Manâsı: "Bir erkek (yabancı) bir kadınla başbaşa kalmayagörsün, ille üçüncüleri şeytan olur." (Mişkât, c.2, s.932)

Bu noktada bizleri uyaran bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
Manâsı: "(Yanından kocası) kaybolmuş kadınların huzuruna girmeyiniz. Zira şeytan, (damar içinde) kanın akışı gibi, birinizin içinden akar (casına dolaşır)". Biz:- "Sizden de mi?" dedik. Resûl-i Ekrem:- "Benden de! Fakat, ona karşı Allah bana yardım etti de o müslüman oldu, ben (onun fitnesinden) selâmette kalıyorum." buyurdu. (et-Terğib vet-Terhib, c.2, s.301)

Kadının örtüsü, sedef canlısının kabuğu gibidir. Bu hayvanın kabuğunu alacak olursak ölümüne sebep oluruz. Kadının tesettürüne engel olursanız onu manen mahvetmiş olursunuz. Artık onun kişiliği gider, ortada bütün çirkinliği ile "dişiliği" kalır.

Cenâb-ı Hak, mü'min kadınları, tesettürle tezeyyün eden ve nefsânilikten sakınan İslâm hanımları camiasında yaşatsın. "Moda" kelimesinin cazibesine kapılıp da şahsiyetinden fedâkârlık cür'etinde bulunmaktan onları korusun.


(Sohbet ve Nasihatler Mehmet Emre)

osmanli

  • Ziyaretçi
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #5 : 14 Ekim 2008, 07:50:29 »
--------------------------------------------------------------------------------
İbn-i Abbas (r.anhuma)’dan dediki: “Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklereden de kadınlara benzeyenlere lanet etti.” (Buhari, 5751; Ebu Davut, 4098; Ahmet b.Hambel, 3149; Nesei, 9161)



“Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onalara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır”. (Ahmet b.Hambel - Müsned, 6786, İbn-i Hibban Sahih, 5655-7347)



Hz. Âişe'den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31). "Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).



Sahih-i Müslim'de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas.-125.)



Harbın oğlu Züheyr bana anlattı:bize Cerir Sehl’den o da babasından o da ebu Hureyre (r.a)’den nakletti. Ebu Hureyre (r.a) dediki:Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:



Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamcılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biride bir takım kadınlar topluluğudurki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremiyecekler, kokusu şu kadar! Şu kadar! Yürüme mesafesinden alındığı halde bunlar cennetin kokusunu da bulup alamıyacaklardır. (Müslim - sahih bab: libas ve’l- zineh hadis no: 3971)



Bir kısmı: Kadın kadınlık yönünü ortaya koymak, dikkatleri çekmek için, vücudunun bir kısmını örttüğü halde,  diğer bir kısmını açar diye yorumlamıştır.



Bir kısmı da bedenini gösteren şeffaf elbiseler giyenler kastedilmiş demiştir.



Bu açıklamaların hepsi doğrudur. İslamî tesettüre aykırı olan bütün giyimler bu hadiste ifade edilmiş durumdadır. İslamî tesettür sadece "giyinmek" aramaz, giyinmenin tarzını da ister.



Belirlenen hududu örtecek büyüklükte olmalıdır; el, ayak ve yüz hariç bütün beden örtülmelidir.



Vücud hatlarını gösterecek darlıkta olmamalıdır. Çok dar giyinen "giyinmiş çıplak" hükmündedir. Batı menşeli modaları takip edenler bu hallere düşmektedirler.



Elbise bedeni göstermemelidir. Çok ince naylon ve şeffaf elbise giyenler de giyinmiş çıplak durumundadır.



Hadislerde yasaklanan bir başka kıyafet şöhret elbisesidir. Yani dikkatleri üzerine çekmek gayesini güden kıyafetler. İslam elbiseyi örtünmek için emrettiği halde günümüzde birçok çevreler elbiseyi örtünmeden çok dikkatleri üzerine çekme vasıtası olarak kullanıyorlar. Şu halde bu nev'e giren giyimler de giyinmiş çıplak manasına dahildir.



Mâilat: Lügat olarak eğilen, meyleden kadın demektir. Alimler umumiyetle Allah'ın gösterdiği istikametten ayrılan, yanlış istikametlere meyleden diye anlamışlardır. Bazı alimler de bu tabirle sağını solunu oynatarak, kırıtarak yürüyenlerin kastedildiğini söylemiştir. Mümilat da başkasını baştan çıkaran, başkasına salınarak yürümeyi öğreten kadın manasına gelir.



Başlarını deve hörgücü  gibi yapacak  kadınlar tabiri bilhassa günümüzün kadınlarını tasvir ediyor gibidir. Kadınlar, değişik saç modaları uygulayarak saçlarını muhtelif şekillerde bağlayarak tepelerinde hotos denen çıkıntılar teşkil etmektedirler. Mü'min kadınlar, gerek giyecekte ve gerekse baş tuvaletinde bu hadislerin tehdidini dikkatle gözönüne alıp cennetin kokusundan bile mahrum kalmaktan korkmalıdırlar. (Kütüb-i Sitte Şerh-i, İ. Canan)



"Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ, 18).

alinti

Çevrimdışı Buka

  • okur
  • *
  • İleti: 59
Hz Aişenin İslami Tesettüre Riayeti
« Yanıtla #6 : 14 Ekim 2008, 19:22:18 »
Hicab âyetleri nazil olduktan sonra, tesettür farz kılınmıştı. Bunun üzerine Hz. Âişe, başörtüsü ile bir tek gözünden başka, her tarafını gizlerdi. O yüzden zaruret miktarından başka bir yerin açılmaması içtihadında bulunuyordu.

Tabiînden gözleri âmâ bulunan İshak, Hz. Âişe'yi ziyarete gelir ve huzura kabul olunurdu. Hz. Âişe validemiz, o geldiğinde başını örterdi.
İshak:
- "Benim gözlerim âmâ bulunduğu halde, geldiğimde örtünmenizin sebebi nedir?" dediğinde, Hz. Âişe:
- "Doğru, senin gözlerin görmüyor amma ben seni görüyorum" cevabını vermişti.
Bir hac sırasında, kadınlar kendisine gelip Hacer-i Esved'i ziyarete götürmek istediler. Hz. Âişe onlara:
- "Siz gidebilirsiniz. Fakat ben, erkeklerle birlikte tavafa giremem" cevabını verdi.
O, evden dışarı çıkmız; çıktığı zaman da tesettürün en kâmil şekline riâyet ederdi. Peygamber zevcesi, diğer İslâm hanımlarından ne kadar farklı ve üstün ise onun örtünme ciddiyeti de o kadar üstün bulunuyordu.


(Büyük İslam Kadınları s.68)
Ey Beytullah'a sefer edenler, yol tutup gidenler,
Siz bedenlerinizle yürürken, biz yürürüz ruhlarımızla.
Kalmışsak; bizi bağlayan, özrümüz, kaderimizdir.
Özrün kalmaya zorladığı, bırakmadığı bir kimse, 
Bil ki, sefer etmiştir; o da yolcularla gitmiştir.

Çevrimdışı bozkir2224

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
Ynt: Tesettür [13 Ekim 2008]
« Yanıtla #7 : 15 Ekim 2008, 13:06:42 »
İslâm’da giyim-kuşamın ölçüsü
IRZ – NÂMUS – HAYÂ VE TESETTÜR
Tanzimat’tan bu yana Batılı olmaya ve modern görünmeye çalıştık. Böylece ilerleyeceğimizi ve medenî olacağımızı zannettik. Hâlbuki umulanın tam aksiyle karşılaştık. Irz, namus, hayâ gibi hasletlerimizle beraber insanlığımızı da kaybettik. Çünkü asıl medeniyet kaynağı olan İslâmî hayattan uzaklaştık. Basının ve medyanın bildirdiklerine göre, kadınlara sataşma ve saldırılar artmaktadır. Niketkim 1992 yılında İstanbul’da gelir ve tahsili orta ve yüksek seviyede olan 500 kadınla, son senelerin moda tabiriyle, “cinsel taciz!” üzerine yapılan bir anketin neticeleri, insanı dahşete düşürecek seviyededir! Kadınların;
— Size elle veya sözle sarkıntılık yapıldı mı? sorusuna, yüzde 76’sı “Evet” demiştir.
— Lâf atıldı mı? sorusuna da, yüzde 98’i “Evet” diye cevap vermiştir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiler de hiç içaçıcı değildir. Hatta “Çağdaş Hayatı Destekleme Derneği” bile bu vaziyetten bîzardır.
Fatih devrine gitmeye gerek yok 50-100 sene evvel bile böyle vakalar, şimdikine nazaran yok denecek kadar azdı. Bir sarkıntılık ve tecâvüz olsa, kıyâmet kopardı. Peki, nasıl oldu da biz bu hâle geldik?!
İşte kısa cevabı:
Tesettüre riayet etmez olduk. Kadın ve kızlarımız, evden dışarı çıkarken şık görünmeye, cazip olmaya çalıştılar. Bunun için de açık-saçık, daracık kıyafetler giyindiler. Yetmiyormuş gibi, bir de “baştan çıkartıcı” parfümler süründüler. Bu halleriyle işlerlerinde ve çeşitli müesseselerde erkeklerle beraber çalıştılar. Sokaklarda gezdiler, erkeklerle karışık tıkış-tıkış kalabalık umumî vasıtalara bindiler… Elbette bu hâl erkeklerin dikkat nazarlarını çekecek, duygulanmaya ve tahrike sebep olacaktı… ve oldu da.
… Bizi dîni millî terbiyemizden uzaklaştıran ana sebep, Batılılaşma ihtirâsıydı. Bütün yayın organları dinîmizin haram kıldığı kılık-kıyafeti âdeta teşvik etti. Hatta bazıları çıplaklığa özendirdi. Hayâ ve sıkılma hissi kalmadı. Vatandaşımız evde, yolda, iş yerlerinde şehvanî hislerin zehirli oklarına hedef oldu.
Hâlbuki dinimiz, kadınların örtünmelerine, namahrem erkeklere haram yerlerini göstermemelerine, erkeklerin de harama bakmamalarına çok büyük ehemmiyet verir. Zira böyle bir günah, sadece fizikî ve dünyevî bir zarara sebep olmakla kalmıyor; kalbi, ruhu kısacası manevî bünyeyi de yaralıyor, hatta tahrîb ediyor. Bu bakımdan İslâmiyet, kadının zaruret ve ihtiyaç olmadıkça evinde oturmasını, dışarı çıkma mecburiyetinde kalırsa örtünmesini emreder.
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “(Habibim!) Mü’min erkeklere de ki, gözlerini (kendilerine helâl olmayan şeylerden) kapayıp sakınsınlar.” (1) Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Kadın avrettir, (örtünmesi/korunması gerekli mahremlerdendir). Dışarı çıktığı vakit şeytan onu tâkip eder. Kadının Allah’a en yakın hâli, evinde bulunduğu zamandır.” (2)
Ahzab suresi 59. âyet-i kerimede de şöyle buyuruluyor: “Ey Peygamber! Kendi hanımlarına, kızlarına ve Müslüman kadınlara söyle ki: ‘(Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu onların (iffetli) tanınmaları, eziyet edilmemeleri için daha uygundur…”
İslâmiyet, cihanşümul bir dindir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu bakımdan İslâm’ın emir ve yasaklarından, kim olursa olsun, ne kadar uzak bir hayat yaşarsa, o kadar zarar görür huzursuz olur.
Cinsî ta’cizin de teknoloji ile gelişme ve ilerlemeyle filan bir alâkası yoktur. Sadece açık-saçıklık, harama-helâle riâyet etmemekle, kısacası Canâb-ı Hakk’a isyan nisbeti ile alâkalıdır. Elbette bu hâl medeniyet değil, denaettir, gelişme değil düşüştür, hatta insanlığın yüz karasıdır. Bu ve benzeri ahlâksızlıklardan kurtulabilmenin çaresi de; insanımızda, hususiyle gençlerimizde ırz, namus ve hayâ duygularının geliştirmesidir. Bunun için de imanlarını kuvvetlendirmemiz gerekir. Çünkü “hayâ imandandır.” Hayâdan yoksun olan bir insandan her şey beklenir.
Kadın ve kızlarımıza açık-saçık giymenin zararları, erkeklerle karışık sürdürülen hayatın tehlikeleri hatırlatılmalı; erkeklere de harama bakmanın, sadece cinsî tâ’ciz ve tecâvüz gibi tahrîbâtları tevlid etmediği, bilhassa iman mahalli olan kalbi yaraladığı, imanı zayıflattığı; dolayısıyla âhirete ait ebedî bir zarara sebebiyet verdiği anlatılmalıdır. Günahkârlar için cehennem azabının şiddet ve dehşeti, küçük yaştan itibaren zihinlere iyice yerleştirilmelidir ki, insanımız bundan sakınıp korunmanın yollarını arasın. Dünya ve âhiret saadetini yakalayabilsin.
***
“KÂSİYÂTÜN– ÂRİYÂTÜN…”
Başlıkta zikrettiğimiz kelimeler bir hadîs-i şerifte geçmekte ve zamanımızdaki çığırından çıkmış kadın giyim-kuşamının ölçüsüzlüğünü ifade etmektedir. Sözü fazla uzatmadan, hadîste geçen bu kavramların izâhına ve günümüze ışık tutan cihetlerine bir göz atalım…
“Kâsiyâtün!..” Kadınlar giyinmişler. Evet, giyinip kuşanmışlar. Ancak yine de “âriyâtün!” uryandırlar. Yani çıplaktırlar, tesettürlü sayılmazlar. Çünkü kadının giyinip örtünmesinden maksat, bedenindeki cazibesini gizlemesi, bakanları tahrik etmemesidir. Hâlbuki bugün, moda adı altında sunulan bu giyimler; öylesine dar, ince ve kısa ki, bedendeki cazibeyi gizleme şöyle dursun, aksine daha da tahrik edici hale getiriyor… Hatta olmayan “özellik” ve güzelliği bile var gibi gösteriyor. İşte bu yüzdendir ki, böyle tahrikçi bir giyim-kuşam içinde olan kadın, görünüşte “kâsiyâtün” (giyinmiş) de olsa, gerçekte “âriyâtün” yani çıplaktır. Zira çıplakken yapacağı tesiri bu giyimle yapıyor, benzeri fitneyi, bu sözde giyimle de uyandırabiliyor.
Evet, zamanımızda kadınların bir kısmında öylesine bir örf, âdet anarşisi yayılmış vaziyette ki, bunlar kendilerini bağlayacak belli bir ölçü ve kaide tanımazlar, bir bakıma sınırsız bir hürriyet arzusundadırlar. Bu bakımdan kendileri, “mâilâtün”dürler, yani meylederler. Sonra da, “mümilâtün”dürler, kendilerine meylettirirler. Giyim-kuşamları, tutum ve tavırları ile kendilerine bakanları meylettirir, cazibelerine takarlar. Hâlbuki Müslüman bir hanım “özellik” ve güzelliği; kimseyi kendine meylettirmemesi, kendisinin de kimseye meyletmemesi, sadece ve yegâne meyledeceği kimsenin nikâhlısı olmasıdır. Nikâhlısının dışındakilere ne kendisi meyleder, ne de kendisine meyledilmesinden memnuniyet duyar.
Hulâsa, imanlı bir kadın, inandığı kimselere benzemek ister. Resûlüllah’ın (s.a.v.) kızı aziz evlâdı Fâtıma (r.anhâ) vâlidemize kulak verir… Onun tarif ve tavsiyelerine uyar. O ise;
— Hanımların hayırlısı hangisidir? sualine şöyle ceavap veriyor:
— Hanımların hayırlısı, kendisi yabancı erkeğe bakmayan, yabancı erkeği de kendisine baktırmayandır!..
TESETTÜRDE GAYE NEDİR?
Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz anlatıyor:
“Allah Teâlâ muhacir kadınlara rahmet eylesin. ‘Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar’(3) âyet-i kerîmesi indiği zaman, örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (örtülmesi gereken diğer yerlerini de) örttüler.” (4)
İslâm’ın başlangıcında kadınlar, kılık-kıyafetçe cahiliye devrinin örf ve âdetlerine uyuyorlardı. Bu emir üzerine saçlarını-başlarını, kulaklarını-boyunlarını, gerdanlarını-göğüslerini açık tutmayıp derhal örtmeye başladılar.
Müfessirlerin nakline göre, Cahiliye kadınları da başörtüsü kullanıyorlardı. Fakat İslâm’ın emrettiği tarzda ve ölçüde değildi… Ya saçlarını tam örtmeyecek şekilde başlarına takarlar veya enselerine bağlarlardı. Yukaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı. Zînetleri ve zînet mahalleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda “modernlik-çağdaşlık” sayılan açık-saçıklık, böyle eski bir Cahiliye âdeti imiş… İslâmiyet, böyle açıklığı yasaklayıp, başörtülerinin yakalar üzerine indirilmesini emrederek tesettürü farz kılmıştır. Görüldüğü üzere bu emirde; tesettürün yalnız farziyeti değil, kendine mahsus usûl ve hudûdu da gösterilmiştir.
Cahiliye döneminde ictimaî hayatta, kadın-erkek ihtilâtı esastı. Yani karışık bir halde yaşıyorlardı. Bu hayat tarzı, İslâm’da cinsler arasındaki ayırımı ve kadın kıyafetini tanzim eden Nûr sûresinin 30-31’inci âyetleri gelinceye kadar devam etti. Bu ayetlerin inzalinden sonra ise, cahili âdetlerinin yerine, derhal İlâhi ahlâk esasları kaim ve hâkim oldu.
Tesettürle alâkalı bu iki âyet-i kerîmenin tam olarak meâlleri şöyledir: “(Habîbim), mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için çok temiz (bir hareket)dir. Şüphesiz ki Allah, (kullarının ne) yapacaklarından hakkıyla haberdardır.

“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımları (yüz ve eller) müstesna olmak üzere, zînetlerini (ve zînetlerinin bulunduğu mevzileri ki; baş, kulak, boyun, göğüs, bazu, kol ve ayaklarını) açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zînetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! Hep birden Allah’a tevbe edin ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.”
Hâsılı, bozuk bir cemiyette kurtuluş ümidi olmaz. Cemiyetin bozukluğu da hem erkeklerin hem de kadınların müşterek kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı, başta erkekler olmak üzere bütün mü’minler, imana zarar veren, cahiliye izleri taşıyan kusur ve hatalardan tevbe ile Allâh’a dönüp O’nun yardımına sığınmalıdır… Emir ve yasaklarına da dikkat ve hassasiyet göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler.
Tesettürün hikmet ve gayesini ise, Rabbimiz (c.c.) şöyle beyan buyuruyor:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle: (Bir ihtiyaç için evlerinden dışarı çıktıkları zaman) cilbablarını (dış örtülerini, manto-pardesü gibi ) üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve incitilmemeleri için en elverişli olanıdır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok rahmet edicidir.” (5)
Görülüyor ki bu âyet-i kerimede de emir, sadece Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in hanımlarına ve kızlarına değildir. Nûr sûresinde olduğu gibi, diğer bütün mü’min kadınlar da bu emrin muhâtabıdırlar.
Cahiliye devrinde Araplar’da tesettür âdet değildi. Kadına hürmet yoktu. Kadınlar arasında da, erkeklerin dikkatlerini çekmek için, göz alıcı biçimde açılıp saçılarak meydanlara çıkan, orta malı olanlar tabiî ki vardı. Bundan dolayı da kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslâmiyet ise kadının şânını-şerefini, iffet ve ismetini vakar ve haysiyetini yükseltiyordu… Ve Müslüman kadınların, hiçbir şekilde eziyete uğramamaları için Cenâb-ı Hak, ‘… Cilbâb(6) larını (dış örtülerini) üzerlerine alsınlar’ buyuruyor. Bu âyet-i kerimeler inzal olduğunda, örtünme emrine, istisnâsız bütün Müslüman kadınlar derhal uyup tatbik etmişlerdir.
İşte bu tesettür, onların tanınmalarına, âdi ve ahlâksız kadınlardan vakar ve iffetleriyle seçilerek hürmet edilmelerine; dolayısıyle incitilmemelerine münasip ve elverişli olan biçimdir.
Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek, sataşılmaktan hoşlanacak olan içi bozukların bu hâline tesettür mâni olacak değildir. Fakat imanlı, ahlâklı ve temiz kadınların; pis ve çirkin bakışlardan, yuvalarında-mahfazalarında gizli inciler gibi korunmalarına en uygun olan tarz da budur. (7)
***
MÜSLÜMAN ERKEK VE KADININ GİYİM-KUŞAMI NASIL OLMALI?
“İmam Ahmed ve Ebû Dâvud’un Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet ettikleri bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lânet olsun.’
“Metâlibü’l-Mü’minîn isimli eserde de, ‘Kadın erkeğe benzememelidir, erkek de kadına… Şayet benzerlerse, her iki grup ta mel’undur’ denilmektedir.
“Fakîr(8)e göre (İmâm-ı Rabbâni hazretleri kendi zât-ı âlilerini kastediyor) doğru olan; erkeklerin kadınlara ben¬zemesi yasaklanınca, hüküm, (bulunulan yerdeki) kadınların (giyim-kuşamdaki örf ve) âdetlerini bilmeye kalır. Bu durumda bakarız; bir yerde kadınlar, (meselâ) yakası göğüse doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada münâsip olan, -kadınlara benzememek için- erkeklerin omuzdan açılan gömlek giymeleri gerekir. Ama bir yerde, kadınlar omuza doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada da erkekler göğüse doğru açılan gömlek giyerler…
“Kur’ân-ı Kerim’de, ‘Her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir’ buyurulmuştur. (9)
***
Meselenin özü;
İslâm dini, giyim-kuşam, kılık-kıyâfet mevzuunda hususi bir şekil getirmemiştir. Her beldenin, her mahallin insanlarının, kendilerine mahsus örf, âdet ve gelenekleri vardır. Bu iti¬barla giyim-kuşamda ölçü, dinî sınırlar çerçevesinde, kadın ve erkeğin birbirlerine benzememeleridir.
ALINTI : HALiS ECE Hoca efendiye saygilar ve sevgiler.
DİPNOTLAR
(1) Nûr sûresi, 30.
(2) Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, 1, 227.
(3) Nûr sûresi, 31.
(4) Ebû Dâvud, Sünen, Libas, 4102.
(5) Ahzab sûresi, 59.
(6) Cilbâb; kadınların, elbiselerinin üzerine giydikleri, vücutlarını baştan aşağı, tepeden tırnağa örten her çeşit dış elbisenin adıdır.
(7) Kaynaklar: Muhtelif tefsir ve hadîs serhleri.
(8) Fakîr, kelime olarak yoksulluk demek. Tasavvufta ise, mâneviyat erbâbının Hak’ta fâni olması ve her hâlükârda kendini ona muhtaç bilmesidir. “Ey insanlar, sizler fakirsiniz; Allâh’a muhtaçsınız” (Fâtır s., 35/15) İki türlü fakr vardır: 1) Sûrî fakirlik: Kişinin malı mülkü olmaması. 2) Mânevî fakirlik: Kişinin kendisini mutlak surette Allâh’a muhtaç bilmesi, varlıklı olma ile yoksul olma hallerini müsavi görmesi, olunca şımarmayıp olmayınca da üzülmemesidir.
(9) Bakara sûresi, 148; el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbâni, 1, 313.