Gönderen Konu: Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]  (Okunma sayısı 18839 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net
Tevbe ve İstiğfar [31 Aralık 2007]
« : 30 Aralık 2007, 21:48:04 »





 
Hafta:    10


Mevzu: TEVBE VE İSTİĞFAR


İyi araştırmalar..
« Son Düzenleme: 05 Şubat 2008, 23:46:36 Gönderen: isra »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2007, 23:22:58 »
عن الحارث بن سُويد قال: فَقَالَ: إنَّ الْمُؤمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أنْ يَقَعَ عَلَيْهِ، وَإنّْ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلى أنْفِهِ. فقَالَ بِهِ هكَذَا بِيَدِهِ فَذَبَّهُ عَنْهُ. ثُمَّ قَالَ: سَمِعْتُ رسولَ اللّه  يَقُول اللّهُ أفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ الْمُؤمِنِ مِنْ رَجُلٍ نَزَلَ في أرْضٍ دَوِيَّةٍ مُهْلِكَةٍ مَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَوَضعَ رَأسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً فَاسْتَيْقَظَ، وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتهُ فَطَلَبَهَا حَتَّى إذَا اشْتَدَّ عَلَيْهِ الجُوعُ وَالْعَطَشُ قَالَ: أرْجِعُ إلى مَكانِى الَّذِى كُنْتُ فِيهِ فَأنَامُ حَتَّى أمُوتَ. فَوضَعَ رَأسَهُ عَلى سَاعِدِهِ لِيَمُوتَ فَاسْتَيْقَظَ فَإذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَهُ عَلَيْهَا زَادُهُ وَشَرابُهُ. فاللّهُ أشَدَّ فَرحاً بِتَوْبَةِ الْعَبْدِ الْمُؤمِنِ مِنْ هذَا بِرَاحلَتِهِ وَزَادِهِ
 ثمَّ قال: اللَّهُمَّ أنْتَ عَبْدِى وَأنَا رَبُّكَ، أخْطَأ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ


  Hâris İbnu Süveyd anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ud (radıyAllahu anh) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)' dendi, diğeri de kendisinden. Dedi ki: "Mü' min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Fâcir ise, günahı  burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür" İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.
Sonra dedi ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini duydum: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta  arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda  hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu  adamın sevincinden fazladır."
Müslim'in bir rivayetinde şu  ziyâde var: "(Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: "Ey Allah'ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim."

 [Buharî, Da'avât 4; Müslim 3, (2744); Tirmizî, Kıyâmet 50, (2499, 2500)


  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2007, 23:24:38 »
ـ وعن أبى سعيد رَضِىَ اللّهُ عَ قَتَلَ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ نَفْساً، فَهَلْ لَهُ مِنْ تَوْبَةٍ؟
 قَالَ: َ. فَقَتَلَهُ فَكَمَّلَ بِهِ مِائَةً، ثُمَّ سَألَ عَنْ أعْلَمِ أهْلِ ا‘رْضِ فَدُلَّ عَلى رَجُلٍ عَالِمٍ فَأتَاهُ فَقَالَ. إنَّهُ قَتَلَ مِائَةَ نَفْسٍ، فَهَل لَنْه. ]أنَّ رسولَ اللّه قال: كانَ فِيمَنْ كانَ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ قَتَلَ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ نَفْساً فَسألَ عَنْ أعْلَمِ أهْلِ ا‘رْضِ. فَدُلَّ عَلى رَاهِبٍ فَأتَاهُ فقَالَ: إنَّهُهُ مِنْ تَوْبَةٍ؟ فقَالَ نَعَمْ. وَمَنْ يَحُولُ بَيْنَكَ وَبَيْنَ التَّوْبَةِ؟ انْطَلِقْ إلى أرْضِ كَذَا وَكذَا. فَإنَّ بِهَا نَاساً يَعْبُدُونَ اللّهَ فَاعْبُدِ اللّهَ مَعَهُمْ وََ تَرْجِعْ إلى أرْضِكَ فَإنَّهَا أرْضُ سُوءٍ، فَانْطَلَقَ حَتَّى إذَا انْتَصَفَ الطّرِيقَ أتَاهُ مَلَكُ الْمَوتِ فَاخْتَصَمَتْ فِيهِ مََئِكَةُ الرَّحْمَةِ وَمََئِكَةُ الْعَذَابِ. فَقَالَتْ مََئِكَةُ الرَّحْمَةِ إنَّهُ جَاءَ تَائِباً وَمُقْبً بِقَلْبِهِ إلى اللّه تعالى. وَقَالَتْ مََئِكَةُ الْعَذَابِ: إنَّهُ لَمْ يَعْمَلْ خَيْراً قَطُّ. فَأَتَاهُمْ مَلَكٌ في صُورَةِ آدَمِىٍّ فَجَعَلُوهُ بَيْنَهُمْ. فقَالَ قِيسُوا مَا بَيْنَ ا‘رْضَيْنِ فَفِِى أيِّهِمَا كَانَ أدْنَى فَهُوَ لَهُ، فَقَاسُوا فَوَجَدُوهُ أدْنَى إلى ا‘رْضِ التَّى أرَادَ بِشِبْرٍ. فقَبَضَتْهُ مََئِكَةُ الرَّحْمَةِ   [..زاد في رواية: فَلَمَّا كانَ بِبَعْضِ الطَّرِيقِ أدْرَكَهُ الْمَوْتُ فَجَعَلَ يَنُوءُ بَصَدْرِهِ نَحْوَ الْقَرْيَةِ الصَّالِحَةِ فَجُعِلَ مِنْ أهْلِهَا
.
Ebu Said (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlar arasında  doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir  râhib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: "Hayır yoktur!" dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı.
Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü , kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: "Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir?" dedi. Ve ilâve etti:
"- Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah'a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer."
Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: "Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah'a yönelmişti" dediler. Azab  melekleri de: "Bu adam hiçbir hayır işlemedi" dediler.
Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin" dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar."
Bir rivayette şu ziyade var: "Bir miktar yol gidince, ölüm gelip çattı. Adamcağız yönünü sâlih köye doğru çevirdi. Böylece o köy ehlinden sayıldı."

 [Buharî, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 46, (2766); İbnu Mâce, Diyât 2, (2621).]
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı zeyl

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 187
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2007, 23:42:48 »
وعن زِرِّ بنِ حُبَيْش قال:حَدثنا صَفْوَانُ بن عَسَّالٍ المُرَادِى رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: قال رسولُ اللّه: بَابٌ مِنْ قِبَلِ الْمَغْرِبِ مَسِيرَةُ عَرْضِهِ أوْ يَسِيرُ الرَّاكِبُ في عَرْضِهِ أرْبَعِينَ أوْ سَبْعِينَ سَنَةً، خَلَقَهُ اللّهُ تَعالى يَوْمَ خَلَقَ السَّمَواتِ وَالارْضَ، مَفْتُوحٌ لِلتَّوْبَةِ لاَ يُغْلَقُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا. أخرجه الترمذى وصححه .

Zirrü'bnü Hubeyş anlatıyor: "Saffân İbnu Assâl el-Murâdî (radıyAllahu anh) bize, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini rivayet etti:"Mağrib cihetinde bir kapı vardır. Bu kapının genişliği -veya bunun genişliği binekli bir kimsenin yürüyüşüyle- kırk veya yetmiş senedir. Allah o kapıyı arz ve semaları yarattığı gün yarattı. İşte bu kapı, güneş batıdan doğuncaya kadar tevbe için açıktır." [Tirmizî, Da'avât 102, (3529).]


5ـ وعن أبى موسى رَضِىَ اللّهُ عَنْه.أنَّ رسولَ اللّه قال: إنَّ اللّهَ عَزَّ وَجلّ يَبْسُطَ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِئُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِئُ اللَّيْلِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا. أخرجه مسلم.»الْيَدُ« هنا: كناية عن العطاء والفضل

Ebû  Musa (radıyAllahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir."Burada "el", Allah'ın ihsan ve fazlından kinayedir. [Müslim, Tevbe 32, (2760).]
« Son Düzenleme: 11 Ocak 2010, 18:23:30 Gönderen: Tuğra »
Çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim.. Kalbim; çok koştuğum için çarpsa sadece...

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #4 : 31 Aralık 2007, 01:21:28 »
Fahreddin er-Râzî (ö: 606/1209), "Mefatihu'l-Gayb" adlı tefsirinde el-Keffal'den (ö: 507/1113) naklen tövbe için gerekli olan şeyleri şöylece sıralıyor:

1- İşlediği bu günah olan işi veya kabahatı terketmek,
2- Geçmişte, yani önceden yapmış olduğu bu işten veya kabahatı terketmek,
3- Bu günah olan işin veya kabahatin bir benzerine asla bir daha dönmemeye azmetmiş olmak,
4- Bütün bu şeylerin hepsini bir daha yapmaktan korkup çekinmek.

İşte bunların hepsi tövbe için muhakkak gereklidir." dedikten sonra sebeplerini de şöyle açıklıyor:

1- Terk şunun için gereklidir, zira kul günah olan o işi veya kabahatı terk etmezse, yapıyor demektir ki, bu durumda tövbe etmiş olmaz.
2- Pişmanlık şu bakımdan lüzumludur, çünkü pişman olmazsa, yaptığı işe rızası, gönlü var demektir. Bir şeye râzı olmak ise, çok kere onu yapmayı gerektireceğinden yine tövbe etmiş olmaz,
3- İşlediği günahın bir benzerine dönmemeye kararlı ve azimli olmak şunun için gereklidir, zira yaptığı iş günahtır, günaha tekrar niyyet edip azmetmek de günahtır,
4- Korkuya gelince, bu korku insana tövbe etmeyi emreder ve tövbe ederek bu işi kesip atmaktan başka yol olmadığını hatırlatır. "
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

rahname

  • Ziyaretçi
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #5 : 31 Aralık 2007, 01:25:25 »
“Ey mü’minler! Hepiniz topluca, günahkarca davranışlardan dönüp, Allah’a yönelin ki, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edesiniz.” (Nûr: 24/31)
“Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin.” (Hûd 11/3)
“Ey iman edenler! Tam bir pişmanlık ve gönül huzuru içinde gösterişten uzak ölçüde Allah’a tevbe edin.” (Tahrim 66/8)

Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü'nün huzuruna bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde bir kadın vardı ki çocuğunu aramakta idi. Kadın esirler arasında çocuğu bulunca hemen onu aldı bağrına bastı ve emzirmeye koyuldu. Allah Resulü (a.s.) bize: "Şu kadının, kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?" dedi. Biz de: Hayır vAllahi. Atmamak elinden geldiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine Allah Resulü: "İşte muhakkak ki yüce Allah, kullarına bu kadının çocuğuna acımasından daha merhametlidir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 4947


Allah’a ait olup kul hakkı karışmayan bir şeyde tevbe etmenin üç şartı vardır
1. O günahı terketmek,
2. Yaptığına pişman olmak,
3. Bir daha yapmamaya karar vermek.
İşlenen günaha kul hakkı karışmışsa bu üç şartın yanısıra;
1.Bu günah, mal gasbı ve benzeri birşey ise o malı sahibine geri vermeli,
2. Zina ve iftira gibi bir suç ise o kimseden kendisini bağışlamasını ister veya o kimseye cezalandırma yetkisi verir,
3. İşlenen suç gıybet ise o kimseden affedilmesini ister.
Böylece müslüman daima tevbe ve istiğfar eder olmalı, işlediği günah ve hatalarından dolayı da tevbe ve istiğfara ömür boyu devam etmelidir.

Arifler nezdinde tevbe kısım kısımdır.
Avamın tevbesi,kötü huy ve işlerden tevbe etmek vaz geçmektir.
Mutteki(Allahdan korkanların) tevbesi,  günah şübheli,şaibesi olan şeylerden  tevbedir.
Muhabbet erbabının tevbesi,zikrullah dan Gafletten dolayı olan tevbedir. 

Çevrimdışı tunike

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 307
  • bir tebessüm bile sadakadır
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #6 : 31 Aralık 2007, 11:10:40 »

 

     Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar:
     "Kim çokça istiğfar ederse, Allah Teâlâ onun için her üzüntüden kurtuluş yolu, her darlıktan çıkış imkânı ihsan ettiği gibi, onun ummadığı yerden de rızık ihsan eder." (Ebû Dâvud, Neseî, ibni Mâce, Hâkim'den)
     "Mümin bir kimse, bir günah işlediği zaman kalbinde simsiyah bir nokta belirir. Eğer tevbe eder, o günahtan el çekerse ve günahının afvını Allah'tan talep ederse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günâhı gittikçe fazla/aşırsa o nis-bette siyahlık da fazlalaşır. Öyle ki, sonunda o siyahlıkla kalp tamamen kaplanmış olur. işte O siyahlık Allah Teâlâ'nm Kur'ân'da beyân buyurduğu Ran'dır: «Hayır, doğrusu onların kazandıkları günahlar kalplerini kaplamıştır.» (Mutafdfîn 83 /uy
     Şeddâd bin Evs -radıyallâhu anh-'dan rivayete göre, Ne-biyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
     Allâhümme ente Rabbî. Lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va'dike mesteta'tü. Eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûu leke bi ni'metike aleyye ve ebûu bizenbî feğfirlî. Fe innehû lâ yağfiruzzünûbe illâ ente.
     "Bir kimse bu Seyyidü'l-İstiğfâr'ı ihlâs ve yakîn itikâdıy-le gündüz okur da o günde akşam olmadan evvel vefat ederse, o kimse ehl-i Cennettendir. Ve eğer bu duayı, yakîn itikâ-dıyle gece okur da sabah olmazdan evvel vefat ederse, yine ehl-İ Cennet'tendİr." (Buhârî, Daavât, 1 ;Tirmîzî, Deavât, 15; Neseî, İs-tiâze, 57; ibn-i Hanbel, Müsned, 4 /122.)
     Yâni Cennete ilk girecekler ile Cehennemi görmeksizin ol kimse Cennete dâhil olur, demektir.
     Bu duanın hulâsa-i meali:
     Yâ Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i'tiraf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, nimetlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir. (Dualar ve Zikirler s: 56-57)
     "Ey önü, sonu, evveli, âhiri, bidayeti, nihayeti olmayan, her türlü mekândan, zamandan, cihetden münezzeh olan, ulular ulusu, yüceler yücesi, kâinatın yaratıcısı Allâhım!
     Şan, şeref, kuvvet, kudret bütün âlî sıfatlar sana âid. Bizler mahlûk olarak, senin o ince san'atını ve hududsuz derin ahlâkını nasıl idrâk edebiliriz. Kerem et, lûtf et de basiret penceremiz açılsın da bir şemme olsun nasibimize göre seni anlayabilelim.
     Aşkımızı ziyâdeleştir de, sayende kulluğumuzu büyük bir şevk ve edeb içinde ifâ edelim. Tamamlık, kemâl senin sıfatın, noksanlık ise bizim sıfatımız, bizleri bağışla, hatalarımız sebebiyle yakma! Allâhım ancak senin afvına, rahmânlığma, gafı'arlığına güveniyoruz. Adaletle muamelene değil.."(Altınoluk Sohbetieri-2 s: 86)
öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #7 : 31 Aralık 2007, 21:25:11 »
Tabiinden bazıları şöyle dedi:
Günahkar günah işler fakat devamlı İstiğfar eder, nadim olur.Bu vesile ile de cennete girince şeytan şöyle hayıflanır:
Vah bana, keşke ona günah işletmeseydim.

                                                                        ***

Ebu Bekir Vasiti'den şöyle anlatıldı:
Ölçülü hareket her şeyde güzeldir ancak şu üç şey müstesna
1) Namaz vakti gelince
2) Ölünün defni işinde,
3) İşlenen günahtan sonra yapılacak tevbede
 
                                                                         ***

Hakim zatlardan biri şöyle dedi:
İnsan tevbe ettiği şu dört şeyle bilinir:
1) Dilini boş sözden, gıybetten, yalandan alması ile,
2) Hiç kimseye kalbinde kıskançlık ve düşmanlıkbeslememesi ile,
3) Kötü arkadaşlardan ayrılmakla,
4) Ölüme hazır olmasıyla,
Geçmişte işlediği günahlara pişmanlık duyup nadim olmalı.Rabbin taatında çaba harcamalı.

                                                                       ***

Hakim zatlardan birine sordular:
Tevbe edenin tevbesinin kabul olduğuna dair işaret varmıdır?
Şöyle dedi:
Evet vardır:şu dört şeydir:
1) Kötü Arkadaşalrdan ayrılmak onlar akarşı direnmek ve iyi kimselere katılmak.
2) Bütün günahlardan kesik: bütün taatlara dmnük olmak.
3) Dünya sevgisini kalbden çıkarmak.Ahiret hüznünü kalbinden bütünü ile duymak.
4) Allah'ın kefil olduğu  rızık işi ile kalben meşgul olmaktan kendini almak.Asıl kendisine emrettiği işle meşgul olmak.
Bir kimsede bu dört alamet bulunursa o kimse Allahu teal'nın " Allah tevbe edenleri, temiz olanalrı sever." (bakara süresi ayet 222) Ayeti ile övdüğü kimselerden olur...


Tenbihü'l-Gafilin S. 112-113
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı MÜZDARİP

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 14
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #8 : 31 Aralık 2007, 22:08:55 »
 H.z.Enes(ra) anlatıyor:Resulullah (asv) buyurdularki insan oglunun herbiri hatakardır.ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır.. (tirmizi) paylaşmak istedim

Amade

  • Ziyaretçi
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #9 : 01 Ocak 2008, 00:27:46 »
Hz.Hasan(r.a)Resulullah´tan naklen anlatti:
-Herhangi biriniz günah islese isledigi bu günah, yerle gök arasini doldursa bile tevbe ettikten sonra Allah onun günahini bagislar"
Yezid Rakkasi anlatiyor:
-Bir gün Resulullah(s.a.v)inminberinde Ebu Hureyre bize hutbe okudu Hutbesinde söyle dedi:
-Resulullahín söyle buyurdugunu duydum.
-Ädem Allah icin insanligin ikram görenlerinin basinda gelir:
Allahu Tealä kiyamet Günü ona üc sebep aciklar .
der ki.
-Ya Adem!eger ben yalancilara lanet etmemis olsaydim yalan da sevmedigim bir sey olsaydi ben den de cenneti ve cehennemi doldurma vaadi cikmamis olsaydi bugün senin zürriyetine  acirdim.
-ikinci sebep ise sudur:
-Ey Adem!Ben su gurup disinda soyundan gelen hic kimseyi cehenneme atmam ateste yakmam atese atacaklarimi bilirim Onu dünyaya geri yollarsam yine kötü haline devam edecektir ne dönecektir ne de tevbe edecektir
Ücüncü sebep ise Allahu Teala söyle buyurur:
-Seni zürriyetinle aramda hakem tayin ediyorum Mizanin yaninda dur Kimin zerre kadar iyiligi agir basarsa onun icin cennet vardir.
Bilki ben cehenneme yalniz haksizlik yapanlari atarim:



Çevrimdışı tarihman

  • yazar
  • ****
  • İleti: 751
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #10 : 01 Ocak 2008, 09:40:55 »
TEVBE VE İSTİĞFAR


   Kudretiyle bütün âlemlere hükmeden, Rahmetiyle iki cihanı kuşatan, iyiliklerin sevabını kat kat veren, tevbe edenleri affeden, günah işlemekte devam edenleri cezalandıran hiç şüphesiz Allah’u Azîmüşşan’dır. O Allah (C.C.) ki, eşi ve benzeri yoktur. Dünyanın ve âhiretin tek hakimi O’dur. Dönüş, ancak O’nadır.

   Kullarına karşı merhameti sonsuz olan ve onlara azap etmek istemeyen Hz. Allah (C.C.), kulları için Tevbe kapılarını ardına kadar açmış, tevbe etmek ve güzel ameller işlemek sûretiyle günahlardan kurtulmalarını onlara emretmiş, tevbenin ve iyiliklerin günahları yok ettiğini müjdelemiştir.

   Bu bakımdan, her müslüman, ecel gelmeden, nefesler tükenmeden, gözler kapanmadan ve geri gelmeyecek olan fırsat kaçmadan tevbeye ve iyi âmellere koşmak sûretiyle günahlarını affettirmeye çalışmalıdır.

   Bunun içindir ki, Rahman ve Rahîm olan Hz. Allah (C.C.), mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuşlardır:

   « De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. Şüphesiz ki O, çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. Size azap gelip çatmazdan evvel Rabbinize dönün, O’na teslim olun. Sonra yardım edilmezsiniz. »
   « Allah’ın kabul edeceği tevbe, bilmeden kötülük edip sonra hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. Allah herşeyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri devam edip de, içlerinden birine ölüm gelip çatınca: “Ben şimdi tevbe ettim” diyenler ile kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. »

   « Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde), gecenin de yakın saatlerinde (akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde) dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz iyi âmeller günahları mahveder. Bu, ibretle düşünenlere bir nasihattir. »

   
   Bu âyet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Allah (C.C.), günahkâr kullarını tevbe etmek ve iyi âmeller işlemek sûretiyle affetmeye çağırıyor. Günahlarının cezasını hemen vermeyerek, tevbe ve iyi âmeller için onlara fırsat bahşediyor. Tâ ki, samîmi bir gönülle tevbe ederek Allah’a sığınmak isteyen O’na koşsun, güzel âmellerle O’na yönelsin ve kurtulsun.

   Müslüman, günahı ne kadar çok olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyen, O’nun affına güvenen, O’na sığınan ve iyi âmeller işleyerek günahlarına tevbe edendir. İşlenen günaha pişmanlık duymak, bir daha işlememeye söz vermek demek olan Tevbe, müslümanların üzerine Vacib’tir. Tevbeyi terketmek ayrıca günahtır. İçten ve samîmiyetle yapılan bir tevbenin Allah tarafından kabul edileceğine inanmak da esastır.

Tevbe; günahları terkedip bir daha günah işlememeye söz vermektir. Tevbenin ruhu, günahtan pişmanlık duymaktır.

   Görüldüğü gibi tevbenin üç şartı vardır:

1-    Günahtan vazgeçmek,
2-    Yaptığına pişman olmak,
3-    Bir daha günah işlememeye söz vermek.

Eğer işlenen günah kul hakkıyla ilgili ise, hak sahibine hakkını vermek ve onunla helâlleşmek şarttır.   

   Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
   
   « Bir kimse, güneş batıdan doğmadan (kıyamet kopmadan) evvel tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul eder. »

   « Ey insanlar, Allah’a tevbe istiğfar ediniz. Şüphesiz ki ben, günde yüz kere tevbe ediyorum. »

   « Günahlarına gerçekten tevbe edenler, hiç günah işlememiş gibi olur. »

Mübârek Peygamberimiz (S.A.V.) başka bir hadis-i şeriflerinde ise, şöyle buyurmuşlardır:

« Hayatında hiç hayırlı bir iş yapmamış olan bir adam (varislerine) dedi ki: (Bu vücud) öldüğü zaman onu yakın. Külünün yarısını yeryüzüne, yarısını da denize serpin. Vallâhi, eğer Allah onu ele geçirmeye kadir olursa, âlemlerden hiçbir kimseye tatbik etmediği bir azapla azaplandıracak. (Adam öldü ve vasiyeti yerine getirildi.)
Allah denize emretti de, deniz içindeki kül zerrelerini bir araya getirdi. Yeryüzüne de emretti, o da üzerindeki parçaları topladı. Sonra Hz. Allah:

- (Ey kulum) bunu niçin yaptın? diye sordu: Adam:

- Rabbim   sen daha iyi bilirsin ki, senin korkundan yaptım, diye cevap verdi. Cenab-u Hak da onu mağfiret etti.»

Bir başka hadis-i şeriflerinde de Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır:

« Ruhum Yed-i Kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz günah işlememiş olsaydınız, sizin yerinize günah işleyip de Allah’u Teâla’ya istiğfar edecek bir kavim getirir de onları yarlığardı. »



Görülüyor ki, Azîz ve Ğafûr olan Hz. Allah (C.C.) sınırsız rahmetiyle, tevbe edip günahlarından pişman olanları, kendisine sığınanları affediyor. O halde, tevbe ve istiğfar etmek, iyi âmeller işlemek sûretiyle günahlarımızı temizleyelim. Zîra, tevbe ve güzel âmeller kötülükleri yok eder.

Mevzuumuza Mübârek Peygamberimiz (S.A.V.)’in bir hadis-i şeriflerinin meâliyle son verelim:

«Nerede olursan ol Allah’tan kork. Bir kötülük yaptığın zaman, arkasından bir iyilik yap ki, o kötü işi silip götürsün. İnsanlara karşı güzel ahlâkla muamele et.»
Bu hizmet peygamber hizmetir. Cenab-ı hakk sevdiği kullarını dinine hizmet ettirmek için sevkeder. Bu hizmetler sevkullahtır, sevkullahtır. (Hacı Süleyman Dede)

Çevrimdışı mustantık

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 224
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #11 : 02 Ocak 2008, 10:22:28 »
           1ـ عن الحارث بن سُويد قال:حَدّثَنا عَبْدُ اللّهِ بنُ مَسْعُودٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْه حَدِيثَيْنِ: أحَدُهُمَا عَنْ رَسُولِ اللّهِ ، وَالاخَرُ عَنْ نَفْسِهِ. فَقَالَ: إنَّ الْمُؤمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أنْ يَقَعَ عَلَيْهِ، وَإنّْ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلى أنْفِهِ. فقَالَ بِهِ هكَذَا بِيَدِهِ فَذَبَّهُ عَنْهُ. ثُمَّ قَالَ: سَمِعْتُ رسولَ اللّه يَقُول اللّهُ أفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ الْمُؤمِنِ مِنْ رَجُلٍ نَزَلَ في أرْضٍ دَوِيَّةٍ مُهْلِكَةٍ مَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ فَوَضعَ رَأسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً فَاسْتَيْقَظَ، وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتهُ فَطَلَبَهَا حَتَّى إذَا اشْتَدَّ عَلَيْهِ الجُوعُ وَالْعَطَشُ قَالَ: أرْجِعُ إلى مَكانِى الَّذِى كُنْتُ فِيهِ فَأنَامُ حَتَّى أمُوتَ. فَوضَعَ رَأسَهُ عَلى سَاعِدِهِ لِيَمُوتَ فَاسْتَيْقَظَ فَإذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَهُ عَلَيْهَا زَادُهُ وَشَرابُهُ. فاللّهُ أشَدَّ فَرحاً بِتَوْبَةِ الْعَبْدِ الْمُؤمِنِ مِنْ هذَا بِرَاحلَتِهِ وَزَادِهِ. أخرجه الشيخان والترمذى.وزاد في رواية مسلم ثمَّ قال: اللَّهُمَّ أنْتَ عَبْدِى وَأنَا رَبُّكَ، أخْطَأ مِنْ شِدَّةِ الْفَرَحِ.»الدَّوِيَّةُ« الصحراء التى لانبات فيها.
 Hâris İbnu Süveyd anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ud (radıyAllahu anh) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber (a)' dendi, diğeri de kendisinden. Dedi ki: "Mü' min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Fâcir ise, günahı  burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür" İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.Sonra dedi ki: "Ben Resûlullah (a)'ın şöyle söylediğini duydum: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta  arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda  hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu  adamın sevincinden fazladır."Müslim'in bir rivayetinde şu  ziyâde var: "(Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: "Ey Allah'ım,  sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim." [Buharî, Da'avât 4; Müslim 3, (2744); Tirmizî, Kıyâmet 50, (2499, 2500).
Sana gerekli olmayan şey hakkında konuşma. İster akıllı, ister akılsız hiç kimseyle münakaşa etme. Ve kardeşini, anılmandan hoşlandığın şeyle an.
(Abdulah ibn-i Mes’ud)

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #12 : 06 Ocak 2008, 21:58:55 »
       Ali b. Rebîa anlatıyor: << Bir keresinde Ali (r.a.) beni terkisine bindirip Harre tarafına götürdü, başını göğe doğru kaldırdı ve: << Allah'ım, günahlarımı bağışla, günahları senden başka kimse bağışlayamaz,>> diye duâ ettikten sonra bana bakıp güldü. Ben:
    - Ey Mü'minlerin Emîri! Rabbine istiğfar etmen, sonra da bana bakıp gülmen? (Bir şey anlamadım) dedim.
      Ali (r.a.) :
    - Resûlullah (s.a.v.) da beni terkisine almış, Harre tarafına getirmiş, başını göğe doğru kaldırmış: << Allah'ım, günahlarımı bağışla, günahları senden başka kimse bağışlayamaz,>> diye istiğfarda bulunmuş, bilâhare bana bakıp gülmüştü.
    - Yâ Resûlâllah! Rabbine istiğfarda bulunman ve bana bakıp gülmen?.. (Bir şey anlamadım) dediğimde şu cevabı vermişti :
    - Rabbim, günahları kendisinden başka bağışlayacak bir kimsenin olmadığını kulunun bilmesinden hoşlanıp güldüğü için ben de güldüm!>> (154)

(154) İbn Ebî Şeybe, İbn Meni'.

HAYÂTÜ'S SAHABE

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı BALYALI

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 161
  • Himmet ya Üstaz.!!
Ynt: TEVBE VE İSTİĞFAR [31 ARALIK 2007]
« Yanıtla #13 : 06 Ocak 2008, 22:01:40 »
Allah razi olsun !!

RAbbim bütün tövbelerimizi kabul etsin!!
günahlarimizi af etsin!
اترك الترك ماتركوكم

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Tevbenin kabul olunduğuna alamet
« Yanıtla #14 : 16 Temmuz 2008, 22:56:38 »
Tasavvuf erbabına sorulmuş;

-Tevbenin kabul olunduğuna dair bir takım alametler varmıdır? Cevap vermişler;

-Evet, 4 alameti vardır.

1-Kötü arkadaşları bırakmak
2-İyi kişilerle sohbet edip, onların dostluğunu kazanmak
3-Bütün günahları terk edip Allah'ın hoşnutluğunu kazanacak amellerde bulunmak ve buna devam etmek
4-Kalbini daha fazla dünya ile meşkul etmemek, mevcut nimetleri gaye değil, gayeye ulaşmak için vasıta olarak kullanmak, Allahın kulları için tekeffül ettiği şeylerde şüphe etmemek